58242. Metin
٧٩
79
58243. Metin
سُورَة النازعات
Nâziât Suresi
58244. Metin
مَكِّيَّة وآياتها سِتّ وَأَرْبَعُونَ
Mekkîdir ve kırk altı ayettir.
58245. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
58246. Metin
مُقَدّمَة السُّورَة أخرج ابْن الضريس والنحاس وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: نزلت سُورَة النازعات بِمَكَّة
Surenin Girişi: İbnu'd-Durays, en-Nehhâs, İbn Merdûye ve el-Beyhakî'nin İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Nâziât Suresi Mekke'de inmiştir.
58247. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن الزبير مثله
İbn Merdûye, İbnu'z-Zübeyr'den de benzerini rivayet etmiştir.
58248. Metin
الْآيَة ١ - ١٤
1-14. Ayetler
58249. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور ابْن الْمُنْذر عَن عليّ فِي قَوْله: {والنازعات غرقاً} قَالَ: هِيَ الْمَلَائِكَة تنْزع أَرْوَاح الْكفَّار {والناشطات نشطاً} هِيَ الْمَلَائِكَة تنشط أَرْوَاح الْكفَّار مَا بَين الْأَظْفَار وَالْجَلد حَتَّى تخرجها {والسابحات سبحاً} هِيَ الْمَلَائِكَة تسبح بأرواح الْمُؤمنِينَ بَين السَّمَاء وَالْأَرْض {فالسابقات سبقاً} هِيَ الْمَلَائِكَة يسْبق بَعْضهَا بَعْضًا بأرواح الْمُؤمنِينَ إِلَى الله {فالمدبرات أمرا} قَالَ: هِيَ الْمَلَائِكَة تدبر أَمر الْعباد من السّنة إِلَى السّنة
Saîd b. Mansûr ve İbnu'l-Münzir'in naklettiğine göre Ali; {والنازعات غرقاً} “Andolsun söküp çıkaranlara” ayeti hakkında: “Onlar, kâfirlerin ruhlarını söküp çıkaran meleklerdir” dedi. {والناشطات نشطاً} “Andolsun rahatça çekip alanlara” [ayeti hakkında]: “Onlar kâfirlerin ruhlarını tırnaklar ile deri arasından çekip çıkaran meleklerdir” [dedi]. {والسابحات سبحاً} “Andolsun yüzüp gidenlere” [ayeti hakkında]: “Onlar müminlerin ruhlarıyla gök ile yer arasında yüzen meleklerdir” [dedi]. {فالسابقات سبقاً} “Yarıştıkça yarışanlara” [ayeti hakkında]: “Onlar müminlerin ruhlarıyla Allah'a doğru birbiriyle yarışan meleklerdir” [dedi]. {فالمدبرات أمرا} “İşleri düzenleyenlere” ayeti hakkında da şöyle dedi: “Onlar, kulların işlerini seneden seneye idare eden meleklerdir.”
58250. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم من طَرِيق سعيد بن جُبَير عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {والنازعات غرقاً} قَالَ: هِيَ أنفس الْكفَّار تنْزع ثمَّ تنشط ثمَّ تغرق فِي النَّار
İbn Ebî Hâtim'in Saîd b. Cübeyr tarikiyle İbn Abbâs'tan naklettiğine göre {والنازعات غرقاً} “Andolsun söküp çıkaranlara” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Onlar kâfirlerin nefisleridir; [bedenden] sökülüp çıkarılır, sonra çekilir, sonra da ateşe batırılırlar.”
58251. Metin
وَأخرج الْحَاكِم وَصَححهُ من طَرِيق مُجَاهِد عَن ابْن عَبَّاس {والنازعات غرقاً والناشطات نشطاً} قَالَ: الْمَوْت
Hâkim'in rivayet edip sahihlediğine göre Mücâhid tarikiyle İbn Abbâs'tan {والنازعات غرقاً والناشطات نشطاً} “Andolsun söküp çıkaranlara, andolsun rahatça çekip alanlara” ayetleri hakkında: “Ölümdür” dediği nakledilmiştir.
58252. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس {والناشطات نشطاً} قَالَ: الْمَوْت
İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre {والناشطات نشطاً} “Andolsun rahatça çekip alanlara” ayeti hakkında: “Ölümdür” demiştir.
58253. Metin
وَأخرج جُوَيْبِر فِي تَفْسِيره عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {والنازعات غرقاً} قَالَ: هِيَ أَرْوَاح الْكفَّار لما عَايَنت ملك الْمَوْت فيخبرها بشخط الله غرقت فينشطها انتشاطاً من العصب وَاللَّحم {والسابحات سبحاً} أَرْوَاح الْمُؤمنِينَ مَا عَايَنت ملك الْمَوْت قَالَ: اخْرُجِي أيتها النَّفس المطمئنة إِلَى روح وَرَيْحَان وَرب غير غَضْبَان سبحت سباحة الغائص فِي المَاء فَرحا وشوقاً إِلَى الْجنَّة {فالسابقات سبقاً} قَالَ: تمشي إِلَى كَرَامَة الله
Cüveybir tefsirinde İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o; {والنازعات غرقاً} “Andolsun söküp çıkaranlara” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Onlar, kâfirlerin ruhlarıdır; ölüm meleğini gördüklerinde melek onlara Allah'ın gazabını haber verir, onlar da [bedene] gömülürler; melek de onları sinir ve etten şiddetle çekip çıkarır. {والسابحات سبحاً} “Andolsun yüzüp gidenlere” [ayeti ise] müminlerin ruhlarıdır; ölüm meleğini gördüklerinde melek: 'Ey mutmain nefis! Rahatlığa, güzel kokulara ve öfkeli olmayan bir Rabbe çık' der; o da suya dalan kimsenin yüzüşü gibi sevinçle ve cennete duyduğu iştiyakla yüzer. {فالسابقات سبقاً} “Yarıştıkça yarışanlara” [ayeti hakkında ise]: “Allah'ın ikramına doğru koşar” dedi.”
58254. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن الرّبيع بن أنس فِي قَوْله: {والنازعات غرقاً والناشطات نشطاً} قَالَ: هَاتَانِ الْآيَتَانِ للْكفَّار عِنْد نزع النَّفس تنشط نشطاً عنيفاً مثل سفود فِي صوف فَكَانَ خُرُوجه شَدِيدا {والسابحات سبحاً فالسابقات سبقاً} قَالَ: هَاتَانِ للْمُؤْمِنين
İbn Ebî Hâtim'in er-Rebî' b. Enes'ten naklettiğine göre o; {والنازعات غرقاً والناشطات نشطاً} “Andolsun söküp çıkaranlara, andolsun rahatça çekip alanlara” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Bu iki ayet, can çekişme esnasında kâfirler hakkındadır; [ruhları] ıslak yündeki pıtraklı şiş gibi şiddetle çekilip alınır ve çıkışı çok çetin olur. {والسابحات سبحاً فالسابقات سبقاً} “Andolsun yüzüp gidenlere, yarıştıkça yarışanlara” ayetleri hakkında da: “Bu ikisi müminler hakkındadır” dedi.”
58255. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن السّديّ فِي قَوْله: {والنازعات غرقاً} قَالَ: النَّفس حِين تغرق فِي الصُّدُور {والناشطات نشطاً} قَالَ: الْمَلَائِكَة حِين تنشط الرّوح من الْأَصَابِع والقدمين {والسابحات سبحاً} حِين تسبح النَّفس فِي الْجوف تَتَرَدَّد عِنْد الْمَوْت
İbn Ebî Hâtim'in es-Süddî'den naklettiğine göre o; {والنازعات غرقاً} “Andolsun söküp çıkaranlara” ayeti hakkında: “Nefsin göğüslere daldığı andır” dedi. {والناشطات نشطاً} “Andolsun rahatça çekip alanlara” ayeti hakkında: “Meleklerin ruhu parmaklardan ve ayaklardan çekip çıkardığı andır” dedi. {والسابحات سبحاً} “Andolsun yüzüp gidenlere” ayeti hakkında ise: “Ölüm anında nefsin bedenin içinde yüzüp gidip geldiği andır” dedi.
58256. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن مَسْعُود فِي قَوْله: {والنازعات غرقاً} قَالَ: الْمَلَائِكَة الَّذين يلون أنفس الْكفَّار إِلَى قَوْله: {والسابحات سبحاً} قَالَ: الْمَلَائِكَة
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Mes'ûd'dan naklettiğine göre o; {والنازعات غرقاً} “Andolsun söküp çıkaranlara” ayeti hakkında: “Kâfirlerin nefislerini kabzeden meleklerdir” dedi; {والسابحات سبحاً} “Andolsun yüzüp gidenlere” ayetine kadar [hepsinin] melekler olduğunu söyledi.
58257. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن أبي صَالح {والنازعات غرقاً} قَالَ: الْمَلَائِكَة ينزعون نفس الإِنسان {والناشطات نشطاً} قَالَ: الْمَلَائِكَة ينشطون نفس الإِنسان {والسابحات سبحاً} قَالَ: الْمَلَائِكَة حِين ينزلون من السَّمَاء إِلَى الأَرْض {فالسابقات سبقاً} قَالَ: الْمَلَائِكَة {فالمدبرات أمرا} قَالَ: الْمَلَائِكَة يدبرون مَا أمروا بِهِ
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in Ebû Sâlih'ten naklettiğine göre o şöyle demiştir: {والنازعات غرقاً} “Andolsun söküp çıkaranlara”; insanın nefsini söküp alan meleklerdir. {والناشطات نشطاً} “Andolsun rahatça çekip alanlara”; insanın nefsini çekip alan meleklerdir. {والسابحات سبحاً} “Andolsun yüzüp gidenlere”; gökten yere inen meleklerdir. {فالسابقات سبقاً} “Yarıştıkça yarışanlara”; meleklerdir. {فالمدبرات أمرا} “İşleri düzenleyenlere”; kendilerine emredilen şeyleri idare eden meleklerdir.
58258. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَأَبُو الشَّيْخ فِي العظمة عَن مُجَاهِد {والنازعات غرقاً والناشطات نشطاً} قَالَ: الْمَوْت
Abd b. Humeyd ve el-Azame'de Ebû'ş-Şeyh'in Mücâhid'den naklettiğine göre o; {والنازعات غرقاً والناشطات نشطاً} “Andolsun söküp çıkaranlara, andolsun rahatça çekip alanlara” ayetleri hakkında: “Ölümdür” demiştir.
58259. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد {والنازعات غرقاً والناشطات نشطاً والسابحات سبحاً فالسابقات سبقاً فالمدبرات أمرا} قَالَ: الْمَلَائِكَة
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve Ebû'ş-Şeyh'in Mücâhid'den naklettiğine göre o; {والنازعات غرقاً والناشطات نشطاً والسابحات سبحاً فالسابقات سبقاً فالمدبرات أمرا} “Andolsun söküp çıkaranlara, andolsun rahatça çekip alanlara, andolsun yüzüp gidenlere, yarıştıkça yarışanlara ve işleri düzenleyenlere” ayetleri hakkında: “Meleklerdir” demiştir.
58260. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن قَتَادَة {والنازعات غرقاً} قَالَ: هُوَ الْكَافِر {والناشطات نشطاً} قَالَ: هِيَ النُّجُوم {والسابحات سبحا} قَالَ: هِيَ النُّجُوم {فالسابقات سبقاً} قَالَ: هِيَ النُّجُوم {فالمدبرات أمرا} قَالَ: هِيَ الْمَلَائِكَة
Abd b. Humeyd'in Katâde'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: {والنازعات غرقاً} “Andolsun söküp çıkaranlara”; kâfirdir. {والناشطات نشطاً} “Andolsun rahatça çekip alanlara”; yıldızlardır. {والسابحات سبحا} “Andolsun yüzüp gidenlere”; yıldızlardır. {فالسابقات سبقاً} “Yarıştıkça yarışanlara”; yıldızlardır. {فالمدبرات أمرا} “İşleri düzenleyenlere”; meleklerdir.
58261. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن عَطاء {والنازعات غرقاً} قَالَ: القسي {والناشطات نشطاً} قَالَ: الأوهاق {فالسابقات سبقاً} قَالَ: الْخَيل
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in Atâ'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: {والنازعات غرقاً} “Andolsun söküp çıkaranlara”; yaylardır. {والناشطات نشطاً} “Andolsun rahatça çekip alanlara”; kementlerdir. {فالسابقات سبقاً} “Yarıştıkça yarışanlara”; atlardır.
58262. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن معَاذ بن جبل قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: لَا تمزق النَّاس فتمزقك كلاب النَّار
İbn Merdûye'nin Muâz b. Cebel'den naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanları çekiştirip parçalama ki cehennem köpekleri de seni parçalamasın.”
58263. Metin
قَالَ الله: {والناشطات نشطاً} أَتَدْرِي مَا هُوَ قلت يَا نَبِي الله: مَا هُوَ قَالَ: كلاب فِي النَّار تنشط الْعظم وَاللَّحم
Allah: {والناشطات نشطاً} “Andolsun rahatça çekip alanlara” [buyurdu], bunun ne olduğunu bilir misin? Ben: “Ey Allah'ın Peygamberi! Nedir?” dedim. Buyurdu ki: “Cehennemde eti ve kemiği koparıp çeken köpeklerdir.”
58264. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن الْحسن فِي قَوْله: {والسابحات سبحاً} قَالَ: هِيَ النُّجُوم كلهَا
İbnu'l-Münzir'in el-Hasan'dan naklettiğine göre {والسابحات سبحاً} “Andolsun yüzüp gidenlere” ayeti hakkında: “Onlar yıldızların tamamıdır” demiştir.
58265. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن عَليّ بن أبي طَالب أَن ابْن الكوّا سَأَلَهُ عَن {فالمدبرات أمرا} قَالَ: الْمَلَائِكَة يدبرون ذكر الرَّحْمَن وَأمره
İbn Ebî Hâtim'in Ali b. Ebî Tâlib'den naklettiğine göre İbnu'l-Kevvâ ona {فالمدبرات أمرا} “İşleri düzenleyenlere” ayetini sormuş, o da: “Rahmân'ın zikrini ve emrini idare eden meleklerdir” demiştir.
58266. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَالْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان عَن عبد الرَّحْمَن بن سابط قَالَ: يدبر أَمر الدُّنْيَا أَرْبَعَة جِبْرِيل وَمِيكَائِيل وَملك الْمَوْت وَإِسْرَائِيل فإمَّا جِبْرِيل فموكل بالرياح والجنود وَأما ميكائل فموكل بالقطر والنبات وَأما ملك الْمَوْت فموكل بِقَبض الْأَرْوَاح وَأما إسْرَافيل فَهُوَ ينزل عَلَيْهِم بِالْأَمر
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Şuabü'l-Îmân'da el-Beyhakî'nin Abdurrahman b. Sâbıt'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Dünya işini dört [melek] idare eder: Cibrîl, Mîkâîl, Ölüm Meleği ve İsrâfîl. Cibrîl rüzgârlara ve ordulara vekildir; Mîkâîl yağmura ve bitkilere vekildir; Ölüm Meleği ruhları kabzetmeye vekildir; İsrâfîl ise onlara emir ile iner.
58267. Metin
وَأخرج ابْن أبي الدُّنْيَا فِي ذكر الْمَوْت من طَرِيق أبي المتَوَكل النَّاجِي عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {فالمدبرات أمرا} قَالَ: مَلَائِكَة يكونُونَ مَعَ ملك الْمَوْت يحْضرُون الْمَوْتَى عِنْد قبض أَرْوَاحهم فَمنهمْ من يعرج بِالروحِ وَمِنْهُم من يُؤمن على الدُّعَاء وَمِنْهُم من يسْتَغْفر للْمَيت حَتَّى يصلى عَلَيْهِ ويدلي فِي حفرته
İbn Ebî'd-Dünyâ'nın Zikru'l-Mevt'te Ebû'l-Mütevekkil en-Nâcî tarikiyle İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o; {فالمدبرات أمرا} “İşleri düzenleyenlere” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Onlar, ruhları kabzedilirken ölülerin yanında hazır bulunan ve Ölüm Meleği ile birlikte olan meleklerdir; onlardan kimi ruhla yukarı çıkar, kimi duaya âmin der, kimi de cenaze namazı kılınıp kabrine indirilinceye kadar ölü için istiğfar eder.”
58268. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم من طَرِيق عَليّ عَن ابْن عَبَّاس فِي
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Ali tarikiyle İbn Abbâs'tan naklettiğine göre;
58269. Metin
قَوْله: {يَوْم ترجف الراجفة} قَالَ: النفخة الأولى {تتبعها الرادفة} قَالَ: النفخة الثَّانِيَة {قُلُوب يَوْمئِذٍ واجفة} قَالَ: خائفة {أئنا لمردودون فِي الحافرة} قَالَ: الْحَيَاة
{يَوْم ترجف الراجفة} “O gün sarsan sarsar” ayeti hakkında: “İlk üflemedir” dedi. {تتبعها الرادفة} “Onu ardından gelen izler” ayeti hakkında: “İkinci üflemedir” dedi. {قُلُوب يَوْمئِذٍ واجفة} “O gün kalpler korkudan titrer” ayeti hakkında: “Korkucudur” dedi. {أئنا لمردودون فِي الحافرة} “Biz gerçekten eski hâlimize mi döndürüleceğiz?” ayeti hakkında: “Hayattır” dedi.
58270. Metin
وَأخرج عبد حميد وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْبَعْث عَن مُجَاهِد فِي قَوْله: {يَوْم ترجف الراجفة} قَالَ: ترجف الأَرْض وَالْجِبَال وَهِي الزلزلة {تتبعها الرادفة} قَالَ: دكتا دكة وَاحِدَة
Abd b. Humeyd ve el-Ba's'ta el-Beyhakî'nin Mücâhid'den naklettiğine göre o; {يَوْم ترجف الراجفة} “O gün sarsan sarsar” ayeti hakkında: “Yer ve dağlar sarsılır, o zelzeledir” dedi. {تتبعها الرادفة} “Onu ardından gelen izler” ayeti hakkında: “Birbirine bir defa çarpılıp ufalanırlar” dedi.
58271. Metin
وَأخرج أَحْمد وَالتِّرْمِذِيّ وَحسنه وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَالْحكم وَصَححهُ وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان عَن أبيّ بن كَعْب قَالَ: كَانَ رَسُول الله ﷺ إِذا ذهب ربع اللَّيْل قَامَ فَقَالَ: يَا أَيهَا النَّاس اذْكروا الله اذْكروا الله جَاءَت الراجفة تتبعها الرادفة جَاءَ الْمَوْت بِمَا فِيهِ
Ahmed, Tirmizî (hasen olduğunu söyleyerek), Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir, Hâkim (sahih olduğunu söyleyerek), İbn Merdûye ve Şuabü'l-Îmân'da el-Beyhakî'nin Übey b. Ka'b'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem gecenin dörtte biri geçtiğinde kalkar ve şöyle buyururdu: “Ey insanlar! Allah'ı zikredin, Allah'ı zikredin! Sarsan geldi, onu ardındaki izleyecek; ölüm içindekilerle birlikte geldi!”
58272. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ وَابْن مرْدَوَيْه عَن أبي هُرَيْرَة قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ ترجف الراجفة رجفاً وتزلزل بِأَهْلِهَا وَهِي الَّتِي يَقُول الله: {يَوْم ترجف الراجفة تتبعها الرادفة} يَقُول: مثل السَّفِينَة فِي الْبَحْر تكفأ بِأَهْلِهَا مثل الْقنْدِيل الْمُعَلق بأرجائه
Ebû'ş-Şeyh ve İbn Merdûye'nin Ebû Hüreyre'den naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sarsan şiddetle sarsar ve üzerindekilerle birlikte sarsılır; işte o, Allah'ın: {يَوْم ترجف الراجفة تتبعها الرادفة} “O gün sarsan sarsar, onu ardından gelen izler” buyurduğu şeydir.” Şöyle buyurdu: “Denizdeki geminin içindekileri sağa sola yatırması gibi, etrafına asılmış kandil gibidir.”
58273. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن أبي صَالح {يَوْم ترجف الراجفة} قَالَ: النفخة الأولى {تتبعها الرادفة} قَالَ: النفخة الثَّانِيَة
Abd b. Humeyd'in Ebû Sâlih'ten naklettiğine göre o; {يَوْم ترجf الراجفة} “O gün sarsan sarsar” ayeti hakkında: “İlk üflemedir” dedi. {تتبعها الرادفة} “Onu ardından gelen izler” ayeti hakkında ise: “İkinci üflemedir” dedi.
58274. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن قَتَادَة {يَوْم ترجف الراجفة تتبعها الرادفة} قَالَ: هما الصيحتان أما الأولى فتميت كل شَيْء بِإِذن الله وَأما الأخرة فتحيي كل شَيْء بِإِذن الله
Abd b. Humeyd'in Katâde'den naklettiğine göre o; {يَوْم ترجف الراجفة تتبعها الرادفة} “O gün sarsan sarsar, onu ardından gelen izler” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Onlar iki haykırıştır; birincisi Allah'ın izniyle her şeyi öldürür, ikincisi ise Allah'ın izniyle her şeyi diriltir.”
58275. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن الْحسن أَنه سُئِلَ عَن قَول الله {يَوْم ترجف الراجفة تتبعها الرادفة} قَالَ: هما النفختان أما الأولى فتميت الْأَحْيَاء وَأما الثَّانِيَة فتحيي الْمَوْتَى ثمَّ تَلا هَذِه الْآيَة (وَنفخ فِي الصُّور فَصعِقَ من فِي السَّمَوَات وَمن فِي الأَرْض إِلَّا من شَاءَ الله ثمَّ نفخ فِيهِ أُخْرَى فَإِذا هم قيام ينظرُونَ) (سُورَة الزمر الْآيَة ٦٨)
Abd b. Humeyd'in naklettiğine göre el-Hasan'a Allah'ın {يَوْم ترجف الراجفة تتبعها الرادفة} “O gün sarsan sarsar, onu ardından gelen izler” kavli sorulduğunda şöyle demiştir: “Onlar iki üflemedir; birincisi dirileri öldürür, ikincisi ise ölüleri diriltir.” Sonra şu ayeti okudu: (وَنفخ فِي الصُّور فَصعِقَ من فِي السَّمَوَات وَمن فِي الأَرْض إِلَّا من شَاءَ الله ثمَّ نفخ فِيهِ أُخْرَى فَإِذا هم قيام ينظرُونَ) “Sûra üflenir; böylece Allah'ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde kim varsa hepsi çarpılıp yıkılır. Sonra ona bir daha üflenir, bir de bakarsın ki onlar ayağa kalkmış bakınıp duruyorlar.” (Zümer Suresi, 68. ayet).
58276. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {قُلُوب يَوْمئِذٍ واجفة} قَالَ: وَجلة متحركة
İbnu'l-Münzir'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre {قُلُوب يَوْمئِذٍ واجفة} “O gün kalpler korkudan titrer” ayeti hakkında: “Korku doludur, yerinden oynar” demiştir.
58277. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد عَن قَتَادَة {قُلُوب يَوْمئِذٍ واجفة} قَالَ: خائفة
Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd'in Katâde'den naklettiğine göre {قُلُوب يَوْمئِذٍ واجفة} “O gün kalpler korkudan titrer” ayeti hakkında: “Korkucudur” demiştir.
58278. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد {قُلُوب يَوْمئِذٍ واجفة} قَالَ: وَجلة وَفِي قَوْله: {أئنا لمردودون فِي الحافرة} قَالَ: الأَرْض نبعث خلقا جَدِيدا {أئذا كُنَّا عظاماً نخرة} قَالَ: مدقوقة
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in Mücâhid'den naklettiğine göre {قُلُوب يَوْمئِذٍ واجفة} “O gün kalpler korkudan titrer” ayeti hakkında: “Korku doludur” dedi. {أئنا لمردودون فِي الحافرة} “Biz gerçekten eski hâlimize mi döndürüleceğiz?” ayeti hakkında: “Yere [dönüp] yeniden mi yaratılacağız?” dedi. {أئذا كُنَّا عظاماً نخرة} “Çürümüş kemikler olduğumuz zaman mı?” ayeti hakkında: “Ufalanmış [kemikler]” dedi.
58279. Metin
وَأخرج عبد بن حميد ابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {قُلُوب يَوْمئِذٍ واجفة} قَالَ: وجفت مِمَّا عَايَنت {أبصارها خاشعة} قَالَ: ذليلة {يَقُولُونَ أئنا لمردودون فِي الحافرة} أننا لمبعوثون خلقا جَدِيدا إِذا متْنا تَكْذِيبًا بِالْبَعْثِ {أئذا كُنَّا عظاماً نخرة} قَالَ: بالية
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in Katâde'den naklettiğine göre o; {قُلُوب يَوْمئِذٍ واجفة} “O gün kalpler korkudan titrer” ayeti hakkında: “Gördükleri şeylerden dolayı titremiştir” dedi. {أبصارها خاشعة} “Gözleri zilletle öne eğilir” ayeti hakkında: “Zelildir” dedi. {يَقُولُونَ أئنا لمردودون فِي الحافرة} “Derler ki: 'Biz gerçekten eski hâlimize mi döndürüleceğiz?'” ayeti hakkında: “Yeniden diriltilmeyi yalanlayarak 'Öldüğümüz zaman yeniden mi yaratılacağız?' [derler]” dedi. {أئذا كُنَّا عظاماً نخرة} “Çürümüş kemikler olduğumuz zaman mı?” ayeti hakkında: “Çürüyüp gitmiş” dedi.
58280. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن ابْن عَبَّاس {أئنا لمردودون فِي الحافرة} قَالَ: خلقا جَدِيدا
Abd b. Humeyd'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre {أئنا لمردودون فِي الحافرة} “Biz gerçekten eski hâlimize mi döndürüleceğiz?” ayeti hakkında: “Yeni bir yaratılışla [mı]?” demiştir.
58281. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن أبي مَالك {أئنا لمردودون فِي الحافرة} قَالَ: الْحَيَاة
Abd b. Humeyd'in Ebû Mâlik'ten naklettiğine göre {أئنا لمردودون فِي الحافرة} “Biz gerçekten eski hâlimize mi döndürüleceğiz?” ayeti hakkında: “Hayata [mı]?” demiştir.
58282. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن مُحَمَّد بن كَعْب فِي قَوْله: {أئنا لمردودون فِي الحافرة أئذا كُنَّا عظاماً نخرة} قَالَ: لما نزلت هَذِه الْآيَة قَالَ كفار قُرَيْش: لَئِن حيينا بعد الْمَوْت لنحشرن فَنزلت {تِلْكَ إِذا كرة خاسرة}
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in Muhammed b. Ka'b'dan naklettiğine göre o; {أئنا لمردودون فِي الحافرة أئذا كُنَّا عظاماً نخرة} “Biz gerçekten eski hâlimize mi döndürüleceğiz? Çürümüş kemikler olduğumuz zaman mı?” ayeti hakkında şöyle demiştir: Bu ayet indiğinde Kureyş kâfirleri: “Eğer ölümden sonra dirilecek olursak mutlaka hüsrana uğrarız” dediler. Bunun üzerine {تِلْكَ إِذا كرة خاسرة} “Dediler ki: 'Öyleyse bu, ziyanlı bir dönüştür!'” [ayeti] indi.
58283. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَعبد بن حميد عَن عمر بن الْخطاب أَنه كَانَ يقْرَأ / أئذا كُنَّا عظاماً ناخرة / بِأَلف
Saîd b. Mansûr ve Abd b. Humeyd'in Ömer b. el-Hattâb'dan naklettiğine göre o, [bu kısmı] elif ile / أئذا كنا عظاماً ناخرة / şeklinde okurdu.
58284. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن ابْن مَسْعُود أَنه كَانَ يقْرَأ ناخرة بِالْألف
Abd b. Humeyd'in İbn Mes'ûd'dan naklettiğine göre o, elif ile 'nâhira' şeklinde okurdu.
58285. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ عَن ابْن عمر أَنه كَانَ يقْرَأ هَذَا الْحَرْف إئذا كُنَّا عظاماً ناخرة
et-Taberânî'nin İbn Ömer'den naklettiğine göre o, bu harfi 'e-izâ künnâ ızâmen nâhira' şeklinde okurdu.
58286. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَعبد بن حميد عَن مُجَاهِد قَالَ: سَمِعت ابْن الزبير يقْرؤهَا عظاماً ناخرة فَذكرت ذَلِك لِابْنِ عَبَّاس فَقَالَ: أوليس كَذَلِك وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر من طرق ابْن عَبَّاس أَنه كَانَ يقْرَأ الَّتِي فِي النازعات ناخرة بِالْألف وَقَالَ: بالية
Saîd b. Mansûr ve Abd b. Humeyd'in Mücâhid'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: İbnu'z-Zübeyr'in burayı 'ızâmen nâhira' şeklinde okuduğunu duydum. Bunu İbn Abbâs'a anlattım; o da: “Öyle değil midir zaten?” dedi. Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in İbn Abbâs tarikiyle naklettiğine göre o, Nâziât'taki bu kelimeyi elif ile 'nâhira' şeklinde okur ve “çürümüş” derdi.
58287. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن مُحَمَّد بن كَعْب الْقرظِيّ وَعِكْرِمَة وَإِبْرَاهِيم النَّخعِيّ أَنهم كَانُوا يقرؤون ناخرة بِالْألف
Abd b. Humeyd'in Muhammed b. Ka'b el-Kurazî, İkrime ve İbrâhîm en-Nehaî'den naklettiğine göre onlar [bu kelimeyi] elif ile 'nâhira' şeklinde okurlardı.
58288. Metin
وَأخرج الْفراء عَن ابْن الزبير أَنه قَالَ على الْمِنْبَر: مَا بَال صبيان يقرؤون {نخرة} إِنَّمَا هِيَ ناخرة
el-Ferrâ'nın İbnu'z-Zübeyr'den naklettiğine göre o minberde şöyle demiştir: “Bu çocuklara ne oluyor da {نخرة} “çürümüş” şeklinde okuyorlar? O ancak 'nâhira'dır.”
58289. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن الضَّحَّاك عظاماً ناخرة قَالَ: بالية
Abd b. Humeyd'in ed-Dahhâk'tan naklettiğine göre o, 'ızâmen nâhira' hakkında: “Çürümüş” demiştir.
58290. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد قَالَ: الناخرة الْعظم يبْلى فَتدخل الرّيح فِيهِ
İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: “Nâhira; kemiğin çürüyüp içine rüzgârın girmesidir.”
58291. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج فِي قَوْله: {قَالُوا تِلْكَ إِذا كرة خاسرة} قَالَ: إِن خلقنَا خلقا جَدِيدا لنرجعن إِلَى الخسران وَفِي قَوْله: {فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَة وَاحِدَة} قَالَ: صَيْحَة {فَإِذا هم بالساهرة} قَالَ: الْمَكَان المستوي فِي الأَرْض
İbnu'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den naklettiğine göre o; {قَالُوا تِلْكَ إِذا كرة خاسرة} “Dediler ki: 'Öyleyse bu, ziyanlı bir dönüştür!'” ayeti hakkında: “Eğer yeniden yaratılırsak mutlaka hüsrana döneriz” dedi. {فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَة وَاحِدَة} “Halbuki o, sadece bir tek haykırıştır” ayeti hakkında: “Bir çığlıktır” dedi. {فَإِذا هم بالساهرة} “Bir de bakarsın ki onlar düz bir arazidedirler” ayeti hakkında ise: “Yeryüzündeki düz yerdir” dedi.
58292. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {قَالُوا تِلْكَ إِذا كرة خاسرة} قَالَ: رَجْعَة خاسرة
Abd b. Humeyd'in Katâde'den naklettiğine göre o, {قَالُوا تِلْكَ إِذا كرة خاسرة} “Dediler ki: 'Öyleyse bu, ziyanlı bir dönüştür!'” ayeti hakkında: “Ziyanlı bir dönüştür” dedi.
58293. Metin
قَالَ: فَلَمَّا تبَاعد الْبَعْث فِي أنفس الْقَوْم قَالَ الله: {فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَة وَاحِدَة فَإِذا هم بالساهرة} قَالَ: فَإِذا هم على ظهر الأَرْض بعد أَن كَانُوا فِي جوفها
Şöyle dedi: Kavmin kendi içinde yeniden dirilme uzak bir ihtimal olarak görülünce Allah: {فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَة وَاحِدَة فَإِذا هم بالساهرة} “Halbuki o, sadece bir tek haykırıştır. Bir de bakarsın ki onlar düz bir arazidedirler” buyurdu. [Katâde] dedi ki: “Yerin karnında olduktan sonra bir de bakmışsın ki onlar yeryüzünün sırtındadırlar.”
58294. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن الضَّحَّاك قَالَ: كَانُوا فِي بطن الأَرْض ثمَّ صَارُوا على ظهرهَا
Abd b. Humeyd'in ed-Dahhâk'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: “Yerin karnındaydılar, sonra sırtına çıktılar.”
58295. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن الْحسن وَالشعْبِيّ مثله
Abd b. Humeyd, el-Hasan ve eş-Şa'bî'den de benzerini nakletmiştir.
58296. Metin
وَأخرج أَبُو عبيد فِي فضائله وَابْن الْأَنْبَارِي فِي الْوَقْف والابتداء وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة أَنه سُئِلَ عَن قَوْله: {فَإِذا هم بالساهرة} قَالَ: الأَرْض كلهَا ساهرة
Ebû Ubeyd el-Fezâil'de, İbnu'l-Enbârî el-Vakf ve'l-İbtidâ'da, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den naklettiğine göre ona {فَإِذا هم بالساهرة} “Bir de bakarsın ki onlar düz bir arazidedirler” ayeti sorulmuş, o da şöyle demiştir: “Bütün yeryüzü sâhire'dir (düz ve uyanık bulunulan arazidir).”
58297. Metin
وَقَالَ ابْن عَبَّاس: قَالَ أُميَّة بن أبي الصَّلْت: وفيهَا لحم ساهرة وبحر وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن عِكْرِمَة {فَإِذا هم بالساهرة} قَالَ: الساهرة وَجه الأَرْض وَفِي لفظ قَالَ: الأَرْض كلهَا ساهرة أَلا ترى الشَّاعِر يَقُول: صيد بَحر وصيد ساهرة وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَعبد بن حميد عَن الشّعبِيّ {فَإِذا هم بالساهرة} قَالَ: إِذا هم بِالْأَرْضِ ثمَّ تمثل بِبَيْت أُميَّة بن أبي الصَّلْت: وفيهَا لحم ساهرة وبحر وَمَا فاهوا بِهِ أبدا مُقيم وَأخرج عبد بن حميد عَن سعيد بن جُبَير {فَإِذا هم بالساهرة} قَالَ: بِالْأَرْضِ
İbn Abbâs: “Ümeyye b. Ebi's-Salt şöyle demiştir: 'Orada kara ve deniz eti vardır'” dedi. Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in İkrime'den naklettiğine göre o, {فَإِذا هم بالساهرة} “Bir de bakarsın ki onlar düz bir arazidedirler” hakkında: “es-Sâhire, yeryüzüdür” demiştir. Bir rivayette de şöyle demiştir: “Yeryüzünün tamamı sâhire'dir. Görmez misin şair ne diyor: 'Deniz avı ve kara avı'.” İbn Ebî Şeybe ve Abd b. Humeyd'in eş-Şa'bî'den naklettiğine göre o, {فَإِذا هم بالساهرة} “Bir de bakarsın ki onlar düz bir arazidedirler” hakkında: “Bir de bakarlar ki yerdedirler” demiş, sonra Ümeyye b. Ebi's-Salt'ın şu beytini örnek getirmiştir: “Orada kara ve deniz eti vardır / Söyledikleri şey ise ebediyen kalıcıdır.” Abd b. Humeyd'in Saîd b. Cübeyr'den naklettiğine göre o, {فَإِذا هم بالساهرة} “Bir de bakarsın ki onlar düz bir arazidedirler” hakkında: “Yeryüzündedirler” demiştir.
58298. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن مُجَاهِد {فَإِذا هم بالساهرة} قَالَ: بِالْأَرْضِ كَانُوا بأسفلها فأخرجوا إِلَى أَعْلَاهَا
Abd b. Humeyd'in Mücâhid'den naklettiğine göre o, {فَإِذا هم بالساهرة} “Bir de bakarsın ki onlar düz bir arazidedirler” hakkında şöyle demiştir: “Yeryüzündedirler. Onun altındaydılar, sonra üstüne çıkarıldılar.”
58299. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن عِكْرِمَة فِي قَوْله: {بالساهرة} قَالَ: تسمى الأَرْض ساهرة بني فلَان
Abd b. Humeyd'in İkrime'den naklettiğine göre o, {بالساهرة} “düz bir arazidedirler” hakkında: “Yere, falandillerin sâhire'si denir” demiştir.
58300. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن سهل بن سعد السَّاعِدِيّ {فَإِذا هم بالساهرة} قَالَ: أَرض بَيْضَاء عفراء كالخبزة من النقى
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Sehl b. Sa'd es-Sâidî'den naklettiğine göre o, {فَإِذا هم بالساهرة} “Bir de bakarsın ki onlar düz bir arazidedirler” hakkında şöyle demiştir: “Halis beyaz undan yapılmış ekmek gibi bembeyaz, kıpkızıl/düz bir arazidir.”
58301. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن وهب بن مُنَبّه قَالَ: الساهرة جبل إِلَى جنب بَيت الْمُقَدّس
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in Vehb b. Münebbih'ten naklettiğine göre o: “es-Sâhire, Beytülmakdis'in bitişiğindeki bir dağdır” demiştir.
58302. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة {فَإِذا هم بالساهرة} قَالَ: فِي جَهَنَّم
İbnu'l-Münzir'in Katâde'den naklettiğine göre o, {فَإِذا هم بالساهرة} “Bir de bakarsın ki onlar düz bir arazidedirler” hakkında: “Cehennemdedirler” demiştir.
58303. Metin
الْآيَة ١٥ - ٢٦
[Nâziât Suresi] 15 - 26. Ayetler
58304. Metin
أخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد فِي قَوْله: {اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْن إِنَّه طَغى} قَالَ: عصى وَفِي قَوْله: {فَأرَاهُ الْآيَة الْكُبْرَى} قَالَ: عَصَاهُ وَيَده وَفِي قَوْله: {ثمَّ أدبر يسْعَى} قَالَ: يعْمل بِالْفَسَادِ وَفِي قَوْله: {فَأَخذه الله نكال الْآخِرَة وَالْأولَى} قَالَ: الأولى مَا علمت لكم من إِلَه غَيْرِي وَالْآخِرَة قَوْله:: أَنا ربكُم الْأَعْلَى
el-Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Mücâhid'den naklettiğine göre o; {اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْن إِنَّه طَغى} “Firavun'a git, çünkü o azdı” ayeti hakkında: “İsyan etti” dedi. {فَأرَاهُ الْآيَة الْكُبْرَى} “Bunun üzerine ona en büyük mucizeyi gösterdi” ayeti hakkında: “Asasını ve elini [gösterdi]” dedi. {ثمَّ أدبر يسْعَى} “Sonra arkasını dönüp koşarak gitti” ayeti hakkında: “Bozgunculuk yapmaya çalıştı” dedi. {فَأَخذه الله نكال الْآخِرَة وَالْأولَى} “Bunun üzerine Allah onu dünya ve ahiret azabıyla yakalayıverdi” ayeti hakkında ise: “İlki 'Sizin için benden başka ilah tanımıyorum' sözüdür, sonuncusu ise 'Ben sizin en yüce rabbinizim' sözüdür” dedi.
58305. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {فَأرَاهُ الْآيَة الْكُبْرَى} قَالَ: عَصَاهُ وَيَده وَفِي قَوْله: {فَأَخذه الله نكال الْآخِرَة وَالْأولَى} قَالَ: صابته عُقُوبَة الدُّنْيَا وَالْآخِرَة
Abdürrezzâk ve Abd b. Humeyd'in Katâde'den naklettiğine göre o; {فَأرَاهُ الْآيَة الْكُبْرَى} “Bunun üzerine ona en büyük mucizeyi gösterdi” ayeti hakkında: “Asasını ve elini [gösterdi]” dedi. {فَأَخذه الله نكال الْآخِرَة وَالْأولَى} “Bunun üzerine Allah onu dünya ve ahiret azabıyla yakalayıverdi” ayeti hakkında ise: “Dünya ve ahiret cezası ona isabet etti” dedi.
58306. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن الْحسن مثله
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, el-Hasan'dan da benzerini nakletmiştir.
58307. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن الْمُنْذر عَن صَخْر بن جوَيْرِية قَالَ: لما بعث الله مُوسَى إِلَى فِرْعَوْن قَالَ: {اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْن إِنَّه طَغى} إِلَى قَوْله: {وأهديك إِلَى رَبك فتخشى} وَلنْ يَفْعَله فَقَالَ مُوسَى: يَا رب كَيفَ أذهب إِلَيْهِ وَقد علمت أَنه لَا يفعل فَأوحى الله إِلَيْهِ أَن امْضِ إِلَى مَا أمرت بِهِ فَإِن فِي السَّمَاء اثْنَي عشر ألف ملك يطْلبُونَ علم الْقدر فَلم يبلغوه وَلم يدركوه
Abdürrezzâk ve İbnu'l-Münzir'in Sahr b. Cüveyriye'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: Allah, Mûsâ'yı Firavun'a gönderdiğinde {اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْن إِنَّه طَغى} “Firavun'a git, çünkü o azdı” ayetinden {وأهديك إِلَى رَبك فتخشى} “Seni Rabbine ileteyim de O'ndan korkup saygı duyasın” ayetine kadar buyurdu ve 'o asla bunu yapmayacaktır' dedi. Bunun üzerine Mûsâ: “Ey Rabbim! Onun bunu yapmayacağını bildiğin halde ona nasıl gideyim?” dedi. Allah ona şöyle vahyetti: “Sana emredilen şeye git! Çünkü gökte kader ilmini arayan on iki bin melek vardır da ona ne ulaşabilmişler ne de onu kavrayabilmişlerdir.”
58308. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن عِكْرِمَة فِي قَوْله: {هَل لَك إِلَى أَن تزكّى} قَالَ: هَل لَك إِلَى أَن تَقول لَا إِلَه إِلَّا الله
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in İkrime'den naklettiğine göre o, {هَل لَك إِلَى أَن تزكّى} “Arınmak ister misin?” ayeti hakkında: “'Lâ ilâhe illallâh' demeye var mısın?” dedi.
58309. Metin
وَأخرج الْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات من طَرِيق عِكْرِمَة عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {هَل لَك إِلَى أَن تزكّى} قَالَ: إِلَى أَن تَقول لَا إِلَه إِلَّا الله
el-Beyhakî el-Esmâ ve's-Sıfât'ta İkrime tarikiyle İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o, {هَل لَك إِلَى أَن تزكّى} “Arınmak ister misin?” ayeti hakkında: “'Lâ ilâhe illallâh' demeye [var mısın]?” demiştir.
58310. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج فِي قَوْله: {هَل لَك إِلَى أَن تزكّى} قَالَ: إِلَى أَن تخلص وَفِي قَوْله: {ثمَّ أدبر يسْعَى} قَالَ: لَيْسَ بالشد يعْمل بِالْفَسَادِ والمعاصي
İbnu'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den naklettiğine göre o; {هَل لَك إِلَى أَن تزكّى} “Arınmak ister misin?” ayeti hakkında: “İhlâsa ermek ister misin?” dedi. {ثمَّ أدبر يسْعَى} “Sonra arkasını dönüp koşarak gitti” ayeti hakkında ise: “Koşmakla değil; fesat ve günah işleyerek [çabaladı]” dedi.
58311. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن الرّبيع فِي قَوْله: {ثمَّ أدبر يسْعَى} قَالَ: أدبر عَن الْحق وسعى يجمع
İbnu'l-Münzir'in er-Rebî'den naklettiğine göre o, {ثمَّ أدبر يسْعَى} “Sonra arkasını dönüp koşarak gitti” ayeti hakkında: “Haktan yüz çevirdi ve [topluluğunu] toplamaya gayret etti” demiştir.
58312. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن السّديّ قَالَ: قَالَ مُوسَى: يَا فِرْعَوْن هَل لَك فِي أَن أُعْطِيك شبابك لَا تهرم وملكك لَا ينْزع مِنْك وَترد إِلَيْك لَذَّة المناكح والمشارب وَالرُّكُوب وَإِذا مت دخلت الْجنَّة وتؤمن بِي فَوَقَعت فِي نَفسه هَذِه الْكَلِمَات وَهِي اللينات قَالَ: كَمَا أَنْت حَتَّى يَأْتِي هامان فَلَمَّا جَاءَ هامان أخبرهُ فعجزه هامان وَقَالَ تصير تعبد إِذا كنت رَبًّا تُعْبَدُ فَذَلِك حِين خرج عَلَيْهِم فَقَالَ لِقَوْمِهِ وجمعهم {أَنا ربكُم الْأَعْلَى}
İbn Ebî Hâtim'in es-Süddî'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: Mûsâ: “Ey Firavun! Bana iman etmen karşılığında sana hiç yaşlanmayacağın gençliğini vermemi, mülkünün elinden alınmamasını, evlilik, yeme içme ve binicilik zevklerinin sana geri verilmesini ve öldüğünde cennete girmeyi ister misin?” dedi. Bu sözler —ki onlar yumuşak sözlerdir— [Firavun'un] aklına yattı ve: “Hâmân gelene kadar olduğun gibi bekle” dedi. Hâmân gelince ona durumu anlattı; Hâmân ise onu acizlikle suçladı ve: “Sen tapılan bir rab iken tapınan bir kul mu olacaksın?” dedi. İşte o vakit onların karşısına çıktı, kavmini topladı ve onlara {أَنا ربكُم الْأَعْلَى} “Ben sizin en yüce rabbinizim” dedi.
58313. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {فَأَخذه الله نكال الْآخِرَة وَالْأولَى} قَالَ: بقوله: {أَنا ربكُم الْأَعْلَى} وَالْأولَى قَوْله: مَا علمت
İbn Cerîr'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o, {فَأَخذه الله نكال الْآخِرَة وَالْأولَى} “Bunun üzerine Allah onu dünya ve ahiret azabıyla yakalayıverdi” ayeti hakkında şöyle demiştir: “[Ahiret azabı] {أَنا ربكُم الْأَعْلَى} 'Ben sizin en yüce rabbinizim' sözü sebebiyledir; ilki ise 'Ben sizin için benden başka ilah bilmedim' sözüdür.”
58314. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن عِكْرِمَة وَالضَّحَّاك مثله
Abd b. Humeyd, İkrime ve ed-Dahhâk'tan da benzerini nakletmiştir.
58315. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن الشّعبِيّ {فَأَخذه الله نكال الْآخِرَة وَالْأولَى} قَالَ: هما كلمتاه الأولى (مَا علمت لكم من إِلَه غَيْرِي) (سُورَة الْقَصَص الْآيَة ٣٨) وَالْأُخْرَى {أَنا ربكُم الْأَعْلَى} وَكَانَ بَينهمَا أَرْبَعُونَ سنة
Abd b. Humeyd'in eş-Şa'bî'den naklettiğine göre o, {فَأَخذه الله نكال الْآخِرَة وَالْأولَى} “Bunun üzerine Allah onu dünya ve ahiret azabıyla yakalayıverdi” hakkında şöyle demiştir: “Bu ikisi onun iki sözüdür; ilki {مَا علمت لكم من إِلَه غَيْرِي} “Sizin için benden başka bir ilah tanımıyorum” (Kasas Suresi, 38. ayet), diğeri ise {أَنا ربكُم الْأَعْلَى} “Ben sizin en yüce rabbinizim” [sözüdür]. İkisinin arası kırk yıldı.”
58316. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن أبي حَاتِم عَن عبد الله بن عَمْرو قَالَ: بَين كلمتيه أَرْبَعُونَ سنة
Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in Abdullah b. Amr'dan naklettiğine göre o: “Onun iki sözünün arası kırk yıldı” demiştir.
58317. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن الْمُنْذر عَن خَيْثَمَة قَالَ: كَانَ بَين قَول فِرْعَوْن (مَا علمت لكم من إِلَه غَيْرِي) وَقَوله: {أَنا ربكُم الْأَعْلَى} أَرْبَعُونَ سنة
Abdürrezzâk ve İbnu'l-Münzir'in Hayseme'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: “Firavun'un {مَا علمت لكم من إِلَه غَيْرِي} 'Sizin için benden başka bir ilah tanımıyorum' sözü ile {أَنا ربكُم الْأَعْلَى} “Ben sizin en yüce rabbinizim” sözü arasında kırk yıl vardı.”
58318. Metin
الْآيَة ٢٧ - ٤٦
[Nâziât Suresi] 27 - 46. Ayetler
58319. Metin
أخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {رفع سمكها} قَالَ: بناها {وأغطش لَيْلهَا} قَالَ: أظلم لَيْلهَا
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o; {رفع سمكها} “Boyunu yükseltti” ayeti hakkında: “Onu bina etti” dedi; {وأغطش لَيْلهَا} “Gecesini kararttı” ayeti hakkında: “Gecesini karanlık kıldı” dedi.
58320. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله: {رفع سمكها} قَالَ: رفع بنيانها بِغَيْر عمد {وأغطش لَيْلهَا} قَالَ: أظلم لَيْلهَا {وَأخرج ضحاها} قَالَ: ابرزه {وَالْأَرْض بعد ذَلِك دحاها} قَالَ: بسطها
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir'in Mücâhid radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o; {رفع سمكها} “Boyunu yükseltti” ayeti hakkında: “Direksiz olarak binasını yükseltti” dedi; {وأغطش لَيْلهَا} “Gecesini kararttı” ayeti hakkında: “Gecesini karanlık kıldı” dedi; {وَأخرج ضحاها} “Kuşluğunu çıkardı” ayeti hakkında: “Onu açığa çıkardı” dedi; {وَالْأَرْض بعد ذَلِك دحاها} “Ondan sonra da yeryüzünü yayıp döşedi” ayeti hakkında: “Onu serip yaydı” dedi.
58321. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله: {رفع سمكها} قَالَ: رفع بنيانها {وأغطش لَيْلهَا} قَالَ: أظلم لَيْلهَا {وَأخرج ضحاها} قَالَ: نور ضوئها {وَالْأَرْض بعد ذَلِك دحاها} قَالَ: بسطها {وَالْجِبَال أرساها} قَالَ: أثبتها بهَا أَن تميد بِأَهْلِهَا
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in Katâde radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o; {رفع سمكها} “Boyunu yükseltti” ayeti hakkında: “Binasını yükseltti” dedi; {وأغطش لَيْلهَا} “Gecesini kararttı” ayeti hakkında: “Gecesini karanlık kıldı” dedi; {وَأخرج ضحاها} “Kuşluğunu çıkardı” ayeti hakkında: “Işığının aydınlığını [çıkardı]” dedi; {وَالْأَرْض بعد ذَلِك دحاها} “Ondan sonra da yeryüzünü yayıp döşedi” ayeti hakkında: “Onu serip yaydı” dedi; {وَالْجِبَال أرساها} “Dağları sağlamca dikti” ayeti hakkında: “Halkını sarsmasın diye [yeryüzünü] onlarla sabitledi” dedi.
58322. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس {وأغطش لَيْلهَا} قَالَ: الْعشَاء {وَأخرج ضحاها} قَالَ: الشَّمْس
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o; {وأغطش لَيْلهَا} “Gecesini kararttı” hakkında: “Karanlık bastığı vakit” dedi; {وَأخرج ضحاها} “Kuşluğunu çıkardı” hakkında: “Güneş[tir]” dedi.
58323. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن سعيد بن جُبَير {وأغطش لَيْلهَا} قَالَ: أظلم لَيْلهَا {وَأخرج ضحاها} قَالَ: أخرج نَهَارهَا
Abd b. Humeyd'in Saîd b. Cübeyr'den naklettiğine göre o; {وأغطش لَيْلهَا} “Gecesini kararttı” hakkında: “Gecesini karanlık kıldı” dedi; {وَأخرج ضحاها} “Kuşluğunu çıkardı” hakkında: “Gündüzünü çıkardı” dedi.
58324. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس {وَالْأَرْض بعد ذَلِك دحاها} قَالَ: مَعَ ذَلِك
İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o, {وَالْأَرْض بعد ذَلِك دحاها} “Ondan sonra da yeryüzünü yayıp döşedi” ayeti hakkında: “Bununla beraber” demiştir.
58325. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس أَن رجلا قَالَ لَهُ: آيتان فِي كتاب الله تخَالف إِحْدَاهمَا الْأُخْرَى فَقَالَ: إِنَّمَا أتيت من قبل رَأْيك اقْرَأ (قل أئنكم لتكفرون بِالَّذِي خلق الأَرْض فِي يَوْمَيْنِ) (سُورَة فصلت الْآيَة ٩) حَتَّى بلغ (ثمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء وَهِي دُخان) (سُورَة فصلت الْآيَة ٤١) وَقَوله: {وَالْأَرْض بعد ذَلِك دحاها} قَالَ: خلق الأَرْض قبل أَن يخلق السَّمَاء ثمَّ خلق السَّمَاء ثمَّ دحا بعد مَا خلق السَّمَاء وَإِنَّمَا قَوْله: دحاها بسطها
Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre bir adam ona: “Allah'ın Kitabı'nda biri diğerine zıt iki ayet var” dedi. Bunun üzerine İbn Abbâs: “Bu sana ancak kendi görüşünden ötürü öyle gelmiştir; oku!” dedi: {قل أئنكم لتكفرون بِالَّذِي خلق الأَرْض فِي يَوْمَيْنِ} “De ki: 'Siz mi yeri iki günde yaratanı inkâr ediyorsunuz?'” (Fussilet Suresi, 9. ayet) ayetinden {ثمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء وَهِي دُخان} “Sonra duman halinde olan göğe yöneldi” (Fussilet Suresi, 11. ayet) ayetine kadar [okuttu] ve {وَالْأَرْض بعد ذَلِك دحاها} “Ondan sonra da yeryüzünü yayıp döşedi” ayeti hakkında şöyle dedi: “Göğü yaratmadan önce yeri yarattı, sonra göğü yarattı, sonra göğü yarattıktan sonra [yeri] yayıp döşedi. O'nun 'dahâhâ' buyruğu 'onu serip yaydı' demektir.”
58326. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن إِبْرَاهِيم النَّخعِيّ {وَالْأَرْض بعد ذَلِك دحاها} قَالَ: دحيت من مَكَّة
İbnu'l-Münzir'in İbrâhîm en-Nehaî'den naklettiğine göre o, {وَالْأَرْض بعد ذَلِك دحاها} “Ondan sonra da yeryüzünü yayıp döşedi” ayeti hakkında: “Mekke'den itibaren yayılıp döşendi” demiştir.
58327. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج فِي قَوْله: {أخرج مِنْهَا ماءها} قَالَ: فجر مِنْهَا الْأَنْهَار {ومرعاها} قَالَ: مَا خلق الله من نَبَات أَو شَيْء
İbnu'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den naklettiğine göre o; {أخرج مِنْهَا ماءها} “Ondan suyunu çıkardı” ayeti hakkında: “Ondan nehirleri fışkırttı” dedi; {ومرعاها} “ve otlağını [çıkardı]” ayeti hakkında: “Allah'ın yarattığı bitki veya herhangi bir şeydir” dedi.
58328. Metin
وَأخرج ابْن بِي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي {دحاها} قَالَ: دحيها أَن أخرج مِنْهَا المَاء والمرعى وشقق فِيهَا الْأَنْهَار وَجعل فِيهَا الْجبَال والرمال والسبل والآكام وَمَا بَينهمَا فِي يَوْمَيْنِ
İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o, {دحاها} “yayıp döşedi” hakkında şöyle demiştir: “Onun yayılıp döşenmesi; iki gün içinde ondan suyu ve otlağı çıkarması, orada nehirleri yarıp akıtması, dağları, kumları, yolları, tepeleri ve ikisi arasındaki şeyleri var etmesidir.”
58329. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {مَتَاعا لكم} قَالَ: مَنْفَعَة
İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o, {مَتَاعا لكم} “Sizin için bir yararlanma olmak üzere” ayeti hakkında: “Bir faydadır” demiştir.
58330. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن عَطاء قَالَ: بَلغنِي أَن الأَرْض دحيت دحياً من تَحت الْكَعْبَة
Abd b. Humeyd'in Atâ'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: “Bana ulaştığına göre yeryüzü, Kâbe'nin altından itibaren yayılıp döşenmiştir.”
58331. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ فِي العظمة عَن عليّ قَالَ: صلى بِنَا رَسُول الله ﷺ صَلَاة الصُّبْح فَلَمَّا قضى صلَاته رفع رَأسه فَقَالَ: تبَارك رافعها ومدبرها ثمَّ رمى ببصره إِلَى الأَرْض فَقَالَ: تبَارك داحيها وخالقها
Ebû'ş-Şeyh el-Azame'de Ali'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize sabah namazını kıldırdı. Namazını bitirince başını kaldırıp: “Onu (göğü) yükselten ve idare eden pek yücedir” buyurdu. Sonra gözünü yere çevirip: “Onu (yeri) yayıp döşeyen ve yaratan pek yücedir” buyurdu.
58332. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {فَإِذا جَاءَت الطامة الْكُبْرَى} قَالَ: الطامة من أَسمَاء يَوْم الْقِيَامَة
İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o, {فَإِذا جَاءَت الطامة الْكُبْرَى} “O en büyük felaket geldiği zaman” ayeti hakkında: “et-Tâmme, kıyamet gününün isimlerindendir” demiştir.
58333. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن الْمُنْذر عَن الْقَاسِم بن الْوَلِيد الهمذاني فِي قَوْله: {فَإِذا جَاءَت الطامة الْكُبْرَى} قَالَ: إِذا سيق أهل الْجنَّة إِلَى الْجنَّة وَأهل النَّار إِلَى النَّار
İbn Ebî Şeybe ve İbnu'l-Münzir'in el-Kâsım b. el-Velîd el-Hemedânî'den naklettiğine göre o, {فَإِذا جَاءَت الطامة الْكُبْرَى} “O en büyük felaket geldiği zaman” ayeti hakkında: “Cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme sevk edildiği zamandır” demiştir.
58334. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن الْمُنْذر عَن عَمْرو بن قيس الْكِنْدِيّ {فَإِذا جَاءَت الطامة الْكُبْرَى} قَالَ: إِذا قيل اذْهَبُوا بِهِ إِلَى النَّار
İbn Ebî Şeybe ve İbnu'l-Münzir'in Amr b. Kays el-Kindî'den naklettiğine göre o, {فَإِذا جَاءَت الطامة الْكُبْرَى} “O en büyük felaket geldiği zaman” ayeti hakkında: “'Onu ateşe götürün' denildiği zamandır” demiştir.
58335. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج فِي قَوْله: {وبرزت الْجَحِيم لمن يرى} قَالَ: لمن ينظر
İbnu'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den naklettiğine göre o, {وبرزت الْجَحِيم لمن يرى} “Gören kimse için cehennem apaçık ortaya çıkarıldığı zaman” ayeti hakkında: “Bakan kimse için” demiştir.
58336. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله: {فَإِذا جَاءَت الطامة} قَالَ: إِذا دفعُوا إِلَى مَالك خَازِن النَّار وَفِي قَوْله: {فَأَما من طَغى} قَالَ: عصى وَفِي قَوْله: {يَسْأَلُونَك عَن السَّاعَة أَيَّانَ مرْسَاها} قَالَ: حينها {فيمَ أَنْت من ذكرَاهَا} قَالَ: السَّاعَة
Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir'in Mücâhid radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o; {فَإِذا جَاءَت الطامة} “O felaket geldiği zaman” ayeti hakkında: “Cehennemin bekçisi Mâlik'e itilip teslim edildikleri zaman” dedi; {فَأَما من طَغى} “Artık kim azgınlık etmişse” ayeti hakkında: “İsyan etmişse” dedi; {يَسْأَلُونَك عَن السَّاعَة أَيَّانَ مرْسَاها} “Sana kıyametin ne zaman demir atacağını (kopacağını) soruyorlar” ayeti hakkında: “Vaktidir” dedi; {فيمَ أَنْت من ذكرَاهَا} “Sen nerede, onun vaktini bildirmek nerede!” ayeti hakkında da: “Kıyamettir” dedi.
58337. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عَليّ بن أبي طَالب قَالَ: كَانَ النَّبِي ﷺ يسْأَل عَن السَّاعَة فَنزلت {فيمَ أَنْت من ذكرَاهَا}
İbn Merdûye'nin Ali b. Ebî Tâlib'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e kıyamet sorulurdu, bunun üzerine {فيمَ أَنْت من ذكرَاهَا} “Sen nerede, onun vaktini bildirmek nerede!” [ayeti] indi.
58338. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَابْن مرْدَوَيْه بِسَنَد ضَعِيف عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: إِن مُشْركي أهل مَكَّة سَأَلُوا النَّبِي ﷺ فَقَالُوا: مَتى تقوم السَّاعَة استهزاء مِنْهُم فَنزلت {يَسْأَلُونَك عَن السَّاعَة أَيَّانَ مرْسَاها} يَعْنِي مَتى مجيئها {فيمَ أَنْت من ذكرَاهَا} مَا أَنْت من علمهَا يَا مُحَمَّد {إِلَى رَبك مُنْتَهَاهَا} يَعْنِي مُنْتَهى علمهَا {إِنَّمَا أَنْت مُنْذر من يخشاها} يَعْنِي من يخْشَى الْقِيَامَة {كَأَنَّهُمْ يَوْم يرونها} يَعْنِي يرَوْنَ الْقِيَامَة {لم يَلْبَثُوا} فِي الدُّنْيَا وَلم ينعموا بِشَيْء من نعيمها {إِلَّا عَشِيَّة} مَا بَين الظّهْر إِلَى غرُوب الشَّمْس {أَو ضحاها} مَا بَين طُلُوع الشَّمْس إِلَى نصف النَّهَار
İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin zayıf bir senetle İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Mekke ehlinin müşrikleri alay ederek Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e: “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordular. Bunun üzerine: {يَسْأَلُونَك عَن السَّاعَة أَيَّانَ مرْسَاها} “Sana kıyametin ne zaman demir atacağını (kopacağını) soruyorlar” yani gelişi ne zamandır; {فيمَ أَنْت من ذكرَاهَا} “Sen nerede, onun vaktini bildirmek nerede!” yani ey Muhammed, onun bilgisi sende değildir; {إِلَى رَبك مُنْتَهَاهَا} “Onun nihai bilgisi Rabbine aittir” yani onun bilgisinin son noktası [Rabbindedir]; {إِنَّمَا أَنْت مُنْذر من يخشاها} “Sen ancak ondan korkacak olan kimseyi uyarıcısın” yani kıyametten korkanı; {كَأَنَّهُمْ يَوْم يرونها} “Onu gördükleri gün sanki onlar...” yani kıyameti gördükleri gün; {لم يَلْبَثُوا} “kalmamış gibi olurlar” dünyada [kalmamış] ve nimetlerinden hiçbir şeyle nimetlenmemiş gibi olurlar; {إِلَّا عَشِيَّة} “ancak bir akşam vakti...” öğle ile güneşin batışı arası kadar; {أَو ضحاها} “yahut onun kuşluğu kadar” güneşin doğuşu ile gün ortası arası kadar [ayeti] indi.
58339. Metin
وَأخرج الْبَزَّار وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَابْن مرْدَوَيْه عَن عَائِشَة قَالَت: مازال رَسُول الله ﷺ يسْأَل عَن السَّاعَة حَتَّى أنزل عَلَيْهِ {فيمَ أَنْت من ذكرَاهَا إِلَى رَبك مُنْتَهَاهَا} فَلم يسْأَل عَنْهَا
el-Bezzâr, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, sahih olduğunu belirterek el-Hâkim ve İbn Merdûye'nin Âişe'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e {فيمَ أَنْت من ذكرَاهَا إِلَى رَبك مُنْتَهَاهَا} “Sen nerede, onun vaktini bildirmek nerede! Onun nihai bilgisi Rabbine aittir” [ayeti] indirilinceye kadar kıyametten sorulmaya devam edildi; [bu ayet inince] artık ondan sorulmadı.
58340. Metin
وَأخرجه سعيد بن مَنْصُور وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَابْن مرْدَوَيْه عَن عُرْوَة مُرْسلا
Bunu Saîd b. Mansûr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, Urve'den mürsel olarak nakletmiştir.
58341. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَالنَّسَائِيّ وَابْن جرير وَالطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه عَن طَارق بن شهَاب قَالَ: كَانَ رَسُول الله ﷺ يكثر ذكر السَّاعَة حَتَّى نزلت {فيمَ أَنْت من ذكرَاهَا إِلَى رَبك مُنْتَهَاهَا} فَكف عَنْهَا
Abd b. Humeyd, en-Nesâî, İbn Cerîr, et-Taberânî ve İbn Merdûye'nin Târık b. Şihâb'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, {فيمَ أَنْت من ذكرَاهَا إِلَى رَبك مُنْتَهَاهَا} “Sen nerede, onun vaktini bildirmek nerede! Onun nihai bilgisi Rabbine aittir” [ayeti] inene kadar kıyameti çokça anardı; [ayet inince] ondan vazgeçti.