7184. Metin
مكية وهي تسع وتسعون آية
Mekkîdir ve doksan dokuz ayettir.
7185. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ١ الى ٢]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 1-2]
7186. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
7187. Metin
الر تِلْكَ آياتُ الْكِتابِ وَقُرْآنٍ مُبِينٍ (١) رُبَما يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ كانُوا مُسْلِمِينَ (٢)
{ الر تِلْكَ آياتُ الْكِتابِ وَقُرْآنٍ مُبِينٍ (١) رُبَما يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ كانُوا مُسْلِمِينَ (٢) } “Elif. Lâm. Râ. Bunlar, Kitab'ın ve apaçık bir Kur'an'ın ayetleridir. (1) İnkâr edenler, keşke Müslüman olsaydık diye çokça arzu edeceklerdir. (2)”
7188. Metin
الر تِلْكَ آياتُ الْكِتابِ وَقُرْآنٍ مُبِينٍ الإِشارة إلى آيات السورة والْكِتابِ هو السورة، وكذا القرآن وتنكيره للتفخيم أي آيات الجامع لكونه كتاباً كاملاً وقُرآناً يبين الرشد من الغي بياناً غريباً.
{ الر تِلْكَ آياتُ الْكِتابِ وَقُرْآنٍ مُبِينٍ } İşaret bu surenin ayetlerinedir; { الْكِتابِ } bu suredir, { وَقُرْآنٍ } da öyledir. Onun nekire (belirtisiz) gelmesi tazim içindir; yani kâmil bir kitap ve doğru yolu eğri yoldan emsalsiz bir açıklıkla ayırt eden bir Kur'an olma vasfını kendinde toplayan [surenin] ayetleridir.
7189. Metin
رُبَما يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ كانُوا مُسْلِمِينَ حين عاينوا حال المسلمين عند نزول النصر أو حلول الموت أو يوم القيامة. وقرأ نافع وعاصم رُبَما بالتخفيف، وقرئ «ربما» بالفتح والتخفيف وفيه ثمان لغات ضم الراء وفتحها مع التشديد والتخفيف وبتاء التأنيث ودونها، وما كافة تكفه عن الجر فيجوز دخوله على الفعل وحقه أن يدخل الماضي لكن لما كان المترقب في أخبار الله تعالى كالماضي في تحققه أجرى مجراه. وقيل:
{ رُبَما يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ كانُوا مُسْلِمِينَ } Zafer indiğinde, ölüm gelip çattığında yahut kıyamet gününde Müslümanların durumunu gördükleri vakit [bunu arzu ederler]. Nâfi‘ ve Âsım, { رُبَما } lafzını [bâ harfini] şeddesiz olarak okumuştur. [Râ harfinin] fethası ve şeddesiz haliyle "Rabemâ" şeklinde de okunmuştur. Bu kelimede sekiz lehçe vardır: Râ harfinin zammeli ve fethalı olmasıyla birlikte şeddeli ve şeddesiz halleri ve müenneslik tâ'sı ile veya tâ'sız kullanımlarıdır. Buradaki { ما } harfi, harf-i cerri amel etmekten alıkoyan kâffedir; bu sayede fiilin başına gelmesi caiz olmuştur. Asıl hakkı geçmiş zaman fiilinin başına gelmesidir; fakat Allah Teâlâ'nın haberlerindeki gerçekleşmesi beklenen hususlar kesinlik bakımından geçmiş gibi olduğundan mazi yerine konulmuştur. Şöyle de denilmiştir:
7190. Metin
ما نكرة موصوفة كقوله:
{ ما } mevsuf bir nekiredir; nitekim şair şöyle demiştir:
7191. Metin
رُبَّمَا تَكْرَهُ النُّفُوسُ مِنَ الأَمْ ... ر لَهُ فُرْجَةً كَحلِّ العِقَالِ
“Nefislerin hoşlanmadığı nice işler vardır ki, devenin kösteğinin çözülmesi gibi ferahlığı pek yakındır.”
7192. Metin
ومعنى التقليل فيه الإيذان بأنهم لو كانوا يودون الإِسلام مرة فبالحري أن يسارعوا إليه، فكيف وهم يودونه كل ساعة. وقيل تدهشهم أهوال القيامة فإن حانت منهم إفاقة في بعض الأوقات تمنوا ذلك، والغيبة في حكاية ودادتهم كالغيبة في قولك: حلف بالله ليفعلن.
Buradaki teklîl (azlık bildirme) manası, onların İslam'ı bir defacık olsun arzu etselerdi bile ona koşmalarının gerekip yaraşacağını bildirmek içindir; nitekim onlar bunu her an arzu edeceklerken nasıl koşmasınlar! Şöyle de denilmiştir: Kıyametin dehşeti onları şaşkına çevirir; bazı anlarda kendilerine geldiklerinde ise bunu temenni ederler. Onların arzularının gaip (üçüncü şahıs) kipiyle hikâye edilmesi; senin "Falanca, bunu mutlaka yapacağına dair Allah'a yemin etti" sözündeki gaip kullanımı gibidir.
7193. Metin
[سورة الحجر (١٥) : آية ٣]
[Hicr Suresi (15), Ayet 3]
7194. Metin
ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْأَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ (٣)
{ ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْأَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ (٣) } “Bırak onları; yesinler, yararlansınlar ve boş emel onları oyalayadursun. İleride bilecekler! (3)”
7195. Metin
ذَرْهُمْ دعهم. يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا بدنياهم. وَيُلْهِهِمُ الْأَمَلُ ويشغلهم توقعهم لطول الأعمار واستقامة الأحوال عن الاستعداد للمعاد. فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ سوء صنيعهم إذا عاينوا جزاءه، والغرض إقناط الرسول ﷺ من ارعوائهم وإيذانه بأنهم من أهل الخذلان، وإن نصحهم بعد اشتغال بما لا طائل تحته، وفيه إلزام للحجة وتحذير عن ايثار التنعم وما يؤدي إليه طول الأمل.
{ ذَرْهُمْ } Onları bırak. { يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا } Dünyalarıyla zevklensinler. { وَيُلْهِهِمُ الْأَمَلُ } Uzun ömür ve hallerinin düzgün devam edeceği beklentisi, onları ahirete hazırlanmaktan alıkoysun. { فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ } Cezasını gördüklerinde kötü işlerinin akıbetini bileceklerdir. Bundaki maksat, Peygamber'i sallallâhu aleyhi ve sellem onların vazgeçip dönmelerinden ümit kestirmek ve onların yüzüstü bırakılmış kimseler olduğunu, bundan sonra onlara nasihat etmenin faydasız bir işle meşgul olmak anlamına geleceğini bildirmektir. Bunda hücceti ortaya koyma, refahı tercih etmekten ve uzun emelin yol açacağı şeylerden sakındırma vardır.
7196. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ٤ الى ٥]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 4-5]
7197. Metin
وَما أَهْلَكْنا مِنْ قَرْيَةٍ إِلاَّ وَلَها كِتابٌ مَعْلُومٌ (٤) مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَها وَما يَسْتَأْخِرُونَ (٥)
{ وَما أَهْلَكْنا مِنْ قَرْيَةٍ إِلاَّ وَلَها كِتابٌ مَعْلُومٌ (٤) مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَها وَما يَسْتَأْخِرُونَ (٥) } “Helak ettiğimiz hiçbir memleket yoktur ki, onun belirlenmiş bir yazısı (süresi) bulunmasın. (4) Hiçbir ümmet kendi ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez. (5)”
7198. Metin
وَما أَهْلَكْنا مِنْ قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَها كِتابٌ مَعْلُومٌ أجل مقدر كتب في اللوح المحفوظ، والمستثنى جملة واقعة صفة لقرية، والأصل أن لا تدخلها الواو كقوله: إِلَّا لَها مُنْذِرُونَ ولكن لما شابهت صورتها الحال أدخلت تأكيداً للصوقها بالموصوف.
{ وَما أَهْلَكْنا مِنْ قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَها كِتابٌ مَعْلُومٌ } Levh-i Mahfuz'da yazılmış belirlenmiş bir eceli vardır. Müstesna, { قَرْيَةٍ } kelimesinin sıfatı konumunda olan bir cümledir. Asıl olan, { إِلَّا لَها مُنْذِرُونَ } “...uyarıcıları olmaksızın...” kavlinde olduğu gibi başına vâv harfinin girmemesidir; ancak sureti hal cümlesine benzediği için mevsufla olan bitişikliğini pekiştirmek amacıyla [vâv] dâhil edilmiştir.
7199. Metin
مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَها وَما يَسْتَأْخِرُونَ أي وما يستأخرون عنه، وتذكير ضمير أُمَّةٍ فيه للحمل على المعنى.
{ مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَها وَما يَسْتَأْخِرُونَ } Yani ondan geri de kalamazlar. Buradaki { أُمَّةٍ } kelimesine ait zamirin müzekker getirilmesi, mana gözetildiği içindir.
7200. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ٦ الى ٧]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 6-7]
7201. Metin
وَقالُوا يا أَيُّهَا الَّذِي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ (٦) لَوْ ما تَأْتِينا بِالْمَلائِكَةِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ (٧)
{ وَقالُوا يا أَيُّهَا الَّذِي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ (٦) لَوْ ما تَأْتِينا بِالْمَلائِكَةِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ (٧) } “Ve dediler ki: «Ey kendisine Zikir (Kur'an) indirilen kimse! Sen kesinlikle bir delisin! (6) Eğer doğru sözlülerden isen, bize melekleri getirsene!» (7)”
7202. Metin
وَقالُوا يا أَيُّهَا الَّذِي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ نادوا به النبي ﷺ على التهكم، ألا ترى إلى ما نادوه له وهو قولهم. إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ ونظير ذلك قول فرعون: إِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ، والمعنى إنك لتقول قول المجانين حين تدعي أن الله تعالى نزل عليك الذكر، أي القرآن.
{ وَقالُوا يا أَيُّهَا الَّذِي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ } Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem alay yollu böyle seslendiler. Onu çağırmakla neyi kastettiklerine baksana; nitekim sözleri şudur: { إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ } Bunun benzeri Firavun'un: { إِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ } “Size gönderilen elçiniz kesinlikle bir delidir” sözüdür. Manası şudur: Allah Teâlâ'nın sana Zikr'i yani Kur'an'ı indirdiğini iddia ettiğin vakit, sen mutlaka delilerin sözünü söylüyorsun.
7203. Metin
لَوْ مَا تَأْتِينا ركب لَوْ مع مَا كما ركبت مع لا لمعنيين امتناع الشيء لوجود غيره والتحضيض.
{ لَوْ مَا تَأْتِينا } { لَوْ } lafzı, { لا } ile birleştiği gibi iki mana için { مَا } ile birleşmiştir: Bir şeyin diğerinin varlığından ötürü bulunmaması (imtina li-vücûd) ve teşvik/isteme (tahdîd).
7204. Metin
بِالْمَلائِكَةِ ليصدقوك ويعضدوك على الدعوة كقوله تعالى: لَوْلا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُ نَذِيراً. أو للعقاب على تكذيبنا لك كما أتت الأمم المكذبة قبل. إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ في دعواك.
{ بِالْمَلائِكَةِ } Seni tasdik etmeleri ve davetinde sana arka çıkmaları için [melekleri getir], nitekim Allah Teâlâ'nın şu kavlinde böyledir: { لَوْلا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُ نَذِيراً } “Ona bir melek indirilseydi de onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!”. Yahut daha önceki yalanlayan ümmetlere geldiği gibi bizi seni yalanlamamız sebebiyle cezalandırmak için [melekleri getir]. { إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ } İddianda doğru söyleyenlerden isen.
7205. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ٨ الى ٩]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 8-9]
7206. Metin
ما نُنَزِّلُ الْمَلائِكَةَ إِلاَّ بِالْحَقِّ وَما كانُوا إِذاً مُنْظَرِينَ (٨) إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحافِظُونَ (٩)
{ ما نُنَزِّلُ الْمَلائِكَةَ إِلاَّ بِالْحَقِّ وَما كانُوا إِذاً مُنْظَرِينَ (٨) إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحافِظُونَ (٩) } “Biz melekleri ancak hak ile indiririz; o zaman da kendilerine mühlet verilmez. (8) Şüphesiz o Zikr'i (Kur'an'ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da elbette biziz. (9)”
7207. Metin
مَا يُنَزِّلُ الملائكة بالياء ونصب الْمَلائِكَةَ على أن الضمير لله تعالى. وقرأ حمزة والكسائي وحفص بالنون وأبو بكر بالتاء والبناء للمفعول ورفع الملائكة. وقرئ «تنَزل» بمعنى تتنزل. إِلَّا بِالْحَقِّ إلا تنزيلاً ملتبساً بالحق أي بالوجه الذي قدره واقتضته حكمته، ولا حكمة في أن تأتيكم بصور تشاهدونها فإنه لا يزيدكم إلا لبساً، ولا في معاجلتكم بالعقوبة فإن منكم ومن ذراريكم من سبقت كلمتنا له بالإِيمان. وقيل الحق الوحي أو العذاب. وَما كانُوا إِذاً مُنْظَرِينَ إِذاً جواب لهم وجزاء لشرط مقدر أي ولو نزلنا الملائكة ما كانوا منظرين.
Zamir Allah Teâlâ'ya ait olmak üzere yâ ile ve { الْمَلائِكَةَ } kelimesinin nasbı ile { مَا يُنَزِّلُ الملائكة } şeklinde okunmuştur. Hamza, Kisâî ve Hafs nûn ile okumuştur. Ebû Bekr ise tâ ile meçhul kalıpta ve { الْمَلائِكَةُ } kelimesinin ref'i ile okumuştur. «تنَزل» şeklinde { تتنزل } manasında da okunmuştur. { إِلَّا بِالْحَقِّ } Ancak hak ile iç içe olan bir indirmeyle; yani takdir ettiği ve hikmetinin gerektirdiği şekilde indiririz. Gözünüzle göreceğiniz suretlerde gelmelerinde bir hikmet yoktur; çünkü bu durum sizin şüphenizi artırmaktan başka bir işe yaramaz. Sizi hemen cezalandırmakta da bir hikmet yoktur; zira sizden ve sizin nesillerinizden, iman edeceği yönündeki sözümüzün önceden geçtiği kimseler vardır. Hak kavramının vahiy yahut azap olduğu da söylenmiştir. { وَما كانُوا إِذاً مُنْظَرِينَ } { إِذاً } lafzı onlara bir cevap ve takdir edilen bir şartın karşılığıdır; yani eğer melekleri indirmiş olsaydık kendilerine asla mühlet verilmezdi.
7208. Metin
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ رد لإِنكارهم واستهزائهم ولذلك أكده من وجوه وقرره بقوله: وَإِنَّا لَهُ لَحافِظُونَ أي من التحريف والزيادة والنقص بأن جعلناه معجزاً مبايناً لكلام البشر، بحيث لا يخفى تغيير نظمه على أهل اللسان، أو نفي تطرق الخلل إليه في الدوام بضمان الحفظ له كما نفى أن يطعن فيه بأنه المنزل له.
{ إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ } Onların inkâr ve alaylarına bir reddir; bu sebeple onu çeşitli şekillerde pekiştirmiş ve şu kavliyle perçinlemiştir: { وَإِنَّا لَهُ لَحافِظُونَ } Yani tahriften, ziyadeden ve eksilmeden [onu koruyucuyuz]; bunu da onu beşer kelamından apayrı mucize kılarak yaptık, öyle ki onun nazmındaki bir değişiklik lisan ehline gizli kalmaz; yahut onu indiren zatın kendisi olduğunu beyan ederek ona dil uzatılmasını nefyettiği gibi, koruma garantisi vererek ona sürekli olarak bir halelin ilişmesini nefyetmiştir.
7209. Metin
وقيل الضمير في لَهُ للنبي ﷺ.
{ لَهُ } lafzındaki zamirin Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem ait olduğu da söylenmiştir.
7210. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ١٠ الى ١١]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 10-11]
7211. Metin
وَلَقَدْ أَرْسَلْنا مِنْ قَبْلِكَ فِي شِيَعِ الْأَوَّلِينَ (١٠) وَما يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلاَّ كانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُنَ (١١)
{ وَلَقَدْ أَرْسَلْنا مِنْ قَبْلِكَ فِي شِيَعِ الْأَوَّلِينَ (١٠) وَما يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلاَّ كانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُنَ (١١) } “Andolsun, senden önceki geçmiş topluluklar arasına da elçiler gönderdik. (10) Onlara hiçbir peygamber gelmezdi ki, onunla mutlaka alay etmiş olmasınlar. (11)”
7212. Metin
وَلَقَدْ أَرْسَلْنا مِنْ قَبْلِكَ فِي شِيَعِ الْأَوَّلِينَ في فرقهم، جمع شيعة وهي الفرقة المتفقة على طريق ومذهب من شاعه إذا تبعه، وأصله الشياع وهو الحطب الصغار توقد به الكبار، والمعنى نبأنا رجالاً فيهم وجعلناهم رسلاً فيما بينهم.
{ وَلَقَدْ أَرْسَلْنا مِنْ قَبْلِكَ فِي شِيَعِ الْأَوَّلِينَ } Onların fırkaları içine [gönderdik]. Şiya‘, şîa kelimesinin çoğuludur; o da bir yol ve mezhep üzerinde ittifak etmiş topluluk demektir. Bu kelime, ona uydu anlamındaki 'şâ'ahu' (شاعه) fiilinden gelir. Aslı ise kendisiyle büyük odunların tutuşturulduğu küçük çalı çırpı demek olan 'şiyâ' (الشياع) kelimesidir. Manası: Onların içinden birtakım adamları peygamber kıldık ve aralarında elçiler yaptık.
7213. Metin
وَما يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا كانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُنَ كما يفعل هؤلاء، وهو تسلية للنبي ﵊ وما للحال لا يدخل إلا مضارعاً بمعنى الحال، أو ماضياً قريباً منه وهذا على حكاية الحال الماضية.
{ وَما يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا كانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُنَ } Tıpkı bunların yaptığı gibi [alay ederlerdi]. Bu, Peygamber aleyhisselâm için bir tesellidir. Şimdiki zaman için olan { ما }, ancak şimdiki zaman manasındaki muzarinin veya ona yakın bir mazinin başına gelir; bu ifade ise geçmişteki bir durumun hikâye edilmesine (hikâyetü'l-hâl) dayanmaktadır.
7214. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ١٢ الى ١٣]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 12-13]
7215. Metin
كَذلِكَ نَسْلُكُهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ (١٢) لا يُؤْمِنُونَ بِهِ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ (١٣)
{ كَذلِكَ نَسْلُكُهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ (١٢) لا يُؤْمِنُونَ بِهِ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ (١٣) } “İşte böylece biz onu suçluların kalplerine sokarız. (12) Ona inanmazlar; oysa öncekilerin sünneti (başlarına gelenler) geçmişti. (13)”
7216. Metin
كَذلِكَ نَسْلُكُهُ ندخله. فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ والسلك إدخال الشيء في الشيء كالخيط في المخيط، والرمح في المطعون والضمير للاستهزاء. وفيه دليل على أن الله يوجد الباطل في قلوبهم. وقيل ل الذِّكْرَ فإن الضمير الآخر في قوله:
{ كَذلِكَ نَسْلُكُهُ } Onu dâhil ederiz. { فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ } 'Salk' (السلك), ipliğin iğne deliğine, mızrağın saplanan kimseye sokulması gibi bir şeyi diğer bir şeyin içine sokmaktır. Zamir alaya racidir. Bunda, batılı onların kalplerinde Allah'ın var ettiğine bir delil vardır. Zamirin { الذِّكْرَ } lafzına ait olduğu da söylenmiştir; nitekim şu kavildeki diğer zamir de:
7217. Metin
لاَ يُؤْمِنُونَ بِهِ له وهو حال من هذا الضمير، والمعنى مثل ذلك السلك نسلك الذكر في قلوب المجرمين مكذباً غير مؤمن به، أو بيان للجملة المتضمنة له، وهذا الاحتجاج ضعيف إذ لا يلزم من تعاقب
{ لاَ يُؤْمِنُونَ بِهِ } O [Zikr]'e aittir ve bu zamirden haldir. Mana: İşte böylesi bir sokma ile biz Zikr'i suçluların kalplerine yalanlanmış ve iman edilmemiş olarak sokarız, yahut onu içeren cümlenin beyanıdır. Bu delil getirme zayıftır; çünkü peş peşe gelen
7218. Metin
الضمائر توافقها في المرجوع إليه ولا يتعين أن تكون الجملة حالاً من الضمير لجواز أن تكون حالاً من المجرمين، ولا ينافي كونها مفسرة للمعنى الأول بل يقويه. وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ أي سنة الله فيهم بأن خذلهم وسلك الكفر في قلوبهم، أو بإهلاك من كذب الرسل منهم فيكون وعيدا لأهل مكة.
zamirlerin döndükleri mercii bakımından aynı olmaları gerekmez ve bu cümlenin zamirden hal olması da tayin etmez; zira suçlulardan hal olması caizdir. Bu durum, onun birinci manayı tefsir etmesine engel olmadığı gibi bilakis onu pekiştirir. { وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ } Yani onları yüzüstü bırakıp küfrü kalplerine sokması yönündeki yahut aralarından peygamberleri yalanlayanları helak etmesi yönündeki Allah'ın onlar hakkındaki sünneti geçmiştir; bu da Mekkeliler için bir tehdit olur.
7219. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ١٤ الى ١٥]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 14-15]
7220. Metin
وَلَوْ فَتَحْنا عَلَيْهِمْ بابا مِنَ السَّماءِ فَظَلُّوا فِيهِ يَعْرُجُونَ (١٤) لَقالُوا إِنَّما سُكِّرَتْ أَبْصارُنا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ (١٥)
{ وَلَوْ فَتَحْنا عَلَيْهِمْ بابا مِنَ السَّماءِ فَظَلُّوا فِيهِ يَعْرُجُونَ (١٤) لَقالُوا إِنَّما سُكِّرَتْ أَبْصارُنا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ (١٥) } “Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar, (14) «Gözlerimiz döndürüldü, hayır, biz büyülenmiş bir topluluğuz!» derlerdi. (15)”
7221. Metin
وَلَوْ فَتَحْنا عَلَيْهِمْ أي على هؤلاء المقترحين. بَاباً مِنَ السَّماءِ فَظَلُّوا فِيهِ يَعْرُجُونَ يصعدون إليها ويرون عجائبها طول نهارهم مستوضحين لما يرون، أو تصعد الملائكة وهم يشاهدونهم.
{ وَلَوْ فَتَحْنا عَلَيْهِمْ } Yani bu teklifte bulunanların üzerine. { بَاباً مِنَ السَّماءِ فَظَلُّوا فِيهِ يَعْرُجُونَ } Gündüz boyunca oraya yükselseler ve gördüklerini iyice anlamak için onun acayipliklerini seyretseler yahut melekler yükselse de onlar da bunları izlese,
7222. Metin
لَقالُوا من غلوهم في العناد وتشكيكهم في الحق. إِنَّما سُكِّرَتْ أَبْصارُنا سدت عن الأبصار بالسحر من السكر، ويدل عليه قراءة ابن كثير بالتخفيف، أو حيرت من السكر ويدل عليه قراءة من قرأ «سكرت» . بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ قد سحرنا محمد بذلك كما قالوه عند ظهور غيره من الآيات، وفي كلمتي الحصر والإضراب دلالة على البت بأن ما يرونه لا حقيقة له بل هو باطل خيل إليهم بنوع من السحر.
İnattaki aşırılıklarından ve hakkı şüpheye düşürmelerinden ötürü { لَقالُوا } derlerdi: { إِنَّما سُكِّرَتْ أَبْصارُنا } Büyü sebebiyle gözlerimiz görmekten menedildi, tıkandı; bu 'sekr' (السكر) kökünden gelir ve İbn Kesîr'in şeddesiz okuyuşu da buna delalet eder; yahut sarhoşluktan ötürü gözlerimiz hayrete düşürüldü; «سكرت» şeklinde okuyanın kıraati de buna delalet eder. { بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ } Muhammed bununla bizi büyüledi; nitekim diğer mucizeler zuhur ettiğinde de böyle demişlerdi. Hasr (sadece) ve ıdrâb (bilakis) kelimelerinde, gördükleri şeyin hiçbir hakikatinin olmadığına, aksine kendilerine bir tür büyü ile öyle hayal ettirilen batıl bir şey olduğuna kesin olarak hükmettiklerine delalet vardır.
7223. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ١٦ الى ١٨]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 16-18]
7224. Metin
وَلَقَدْ جَعَلْنا فِي السَّماءِ بُرُوجاً وَزَيَّنَّاها لِلنَّاظِرِينَ (١٦) وَحَفِظْناها مِنْ كُلِّ شَيْطانٍ رَجِيمٍ (١٧) إِلاَّ مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَأَتْبَعَهُ شِهابٌ مُبِينٌ (١٨)
{ وَلَقَدْ جَعَلْنا فِي السَّماءِ بُرُوجاً وَزَيَّنَّاها لِلنَّاظِرِينَ (١٦) وَحَفِظْناها مِنْ كُلِّ شَيْطانٍ رَجِيمٍ (١٧) إِلاَّ مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَأَتْبَعَهُ شِهابٌ مُبِينٌ (١٨) } “Andolsun, biz gökte burçlar kıldık ve onları bakanlar için süsledik. (16) Ve onu kovulmuş her şeytandan koruduk. (17) Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu apaçık ve parlak bir alev takip eder. (18)”
7225. Metin
وَلَقَدْ جَعَلْنا فِي السَّماءِ بُرُوجاً اثني عشر مختلفة الهيئات والخواص على ما دل عليه الرصد والتجربة مع بساطة السماء. وَزَيَّنَّاها بالأشكال والهيئات البهية. لِلنَّاظِرِينَ المعتبرين المستدلين بها على قدرة مبدعها وتوحيد صانعها.
{ وَلَقَدْ جَعَلْنا فِي السَّماءِ بُرُوجاً } Göğün yalınlığıyla beraber, gözlem ve tecrübenin gösterdiği üzere biçimleri ve özellikleri farklı on iki [burç kıldık]. { وَزَيَّنَّاها } Güzel şekiller ve heyetlerle [süsledik]. { لِلنَّاظِرِينَ } İbret alanlar, bunlarla O'nun yaratıcısının kudretine ve Sanatkârının birliğine delil getirenler için.
7226. Metin
وَحَفِظْناها مِنْ كُلِّ شَيْطانٍ رَجِيمٍ فلا يقدر أن يصعد إليها ويوسوس إلى أهلها ويتصرف في أمرها ويطلع على أحوالها.
{ وَحَفِظْناها مِنْ كُلِّ شَيْطانٍ رَجِيمٍ } Artık o göğe çıkmaya, oranın sakinlerine vesvese vermeye, onun işine müdahale etmeye ve hallerine muttali olmaya güç yetiremez.
7227. Metin
إِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ بدل من كل شيطان واستراق السمع اختلاسه سراً، شبه به خطفتهم اليسيرة من قطان السموات لما بينهم من المناسبة في الجوهر أو بالاستدلال من أوضاع الكواكب وحركاتها. وعن ابن عباس رضي الله تعالى عنهما: أنهم كانوا لا يحجبون عن السموات، فلما ولد عيسى ﵊ منعوا من ثلاث سموات، فلما ولد محمد ﷺ منعوا من كلها بالشهب. ولا يقدح فيه تكونها قبل المولد لجواز أن يكون لها أسباب أخر. وقيل الاستثناء منقطع أي ولكن من استرق السمع. فَأَتْبَعَهُ فتبعه ولحقه.
{ إِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ } { كُلِّ شَيْطانٍ } lafzından bedeldir. Kulak hırsızlığı gizlice kapıp kaçmaktır; cevherlerindeki münasebetten dolayı veya yıldızların konumlarından ve hareketlerinden delil çıkararak gök sakinlerinden azıcık bir şey kapıp kaçmaları buna benzetilmiştir. İbn Abbas'tan radıyallâhu anhümâ rivayet edildiğine göre: Onlar göklerden engellenmezlerdi; İsa aleyhisselâm doğunca üç semadan menedildiler; Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem doğunca da şihablarla bütün semalardan menedildiler. Doğumdan önce de şihabların var olması buna engel teşkil etmez; çünkü başka sebeplerinin bulunması mümkündür. İstisnanın munkatı olduğu da söylenmiştir; yani lâkin kim kulak hırsızlığı yaparsa... { فَأَتْبَعَهُ } Hemen onun peşine düşer ve ona yetişir.
7228. Metin
شِهابٌ مُبِينٌ ظاهر للمبصرين، والشهاب شعلة نار ساطعة، وقد يطلق للكوكب والسنان لما فيهما من البريق.
{ شِهابٌ مُبِينٌ } Görenler için açıkça ortada olan [bir alev]. Şihâb parlayan ateş alevidir; parlaklıklarından ötürü bazen yıldıza ve mızrak ucuna da bu isim verilir.
7229. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ١٩ الى ٢٠]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 19-20]
7230. Metin
وَالْأَرْضَ مَدَدْناها وَأَلْقَيْنا فِيها رَواسِيَ وَأَنْبَتْنا فِيها مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ (١٩) وَجَعَلْنا لَكُمْ فِيها مَعايِشَ وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرازِقِينَ (٢٠)
{ وَالْأَرْضَ مَدَدْناها وَأَلْقَيْنا فِيها رَواسِيَ وَأَنْبَتْنا فِيها مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ (١٩) وَجَعَلْنا لَكُمْ فِيها مَعايِشَ وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرازِقِينَ (٢٠) } “Yeri de yayıp uzattık, onda sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü her şeyden bitirdik. (19) Orada hem sizin için hem de rızıklarını sizin vermediğiniz kimseler için geçimlikler sağladık. (20)”
7231. Metin
وَالْأَرْضَ مَدَدْناها بسطناها. وَأَلْقَيْنا فِيها رَواسِيَ جبالاً ثوابت. وَأَنْبَتْنا فِيها في الأرض أو فيها وفي الجبال. مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ مقدر بمقدار معين تقتضيه حكمته، أو مستحسن، مناسب من قولهم كلام موزون، أو ما يوزن ويقدر أو له وزن في أبواب النعمة والمنفعة.
{ وَالْأَرْضَ مَدَدْناها } Onu yayıp döşedik. { وَأَلْقَيْنا فِيها رَواسِيَ } Sabit duran dağlar [yerleştirdik]. { وَأَنْبَتْنا فِيها } Yeryüzünde yahut hem orada hem dağlarda [bitirdik]. { مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ } Hikmetinin gerektirdiği belirli bir ölçü ile takdir edilmiş; yahut beğenilen, onların 'ölçülü/düzgün söz' demelerindeki gibi münasip olan; yahut tartılan ve ölçülen veya nimet ve fayda hususlarında bir ağırlığı/değeri olan [her şeyden].
7232. Metin
وَجَعَلْنا لَكُمْ فِيها مَعايِشَ تعيشون بها من المطاعم والملابس. وقرئ «معائش» بالهمزة على التشبيه بشمائل: وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرازِقِينَ عطف على مَعايِشَ أو على محل لَكُمْ، ويريد به العيال والخدم
{ وَجَعَلْنا لَكُمْ فِيها مَعايِشَ } Yiyeceklerden ve giyeceklerden kendisiyle yaşayacağınız geçimlikler [sağladık]. 'Şemâil' kelimesine benzetilerek hemze ile «معائش» şeklinde de okunmuştur. { وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرازِقِينَ } { مَعايِشَ } üzerine yahut { لَكُمْ } lafzının mahalline matuftur; bununla çoluk çocuğu, hizmetçileri,
7233. Metin
والمماليك وسائر ما يظنون أنهم يرزقونهم ظناً كاذباً، فإن الله يرزقهم وإياهم، وفذلكة الآية الاستدلال يجعل الأرض ممدودة بمقدار وشكل معينين مختلفة الأجزاء في الوضع محدثة فيا أنواع النبات والحيوان المختلفة خلقة وطبيعة، مع جواز أن لا تكون كذلك على كمال قدرته وتناهي حكمته، والتفرد في الألوهية والامتنان على العباد بما أنعم عليهم في ذلك ليوحدوه ويعبدوه، ثم بالغ في ذلك وقال:
köleleri ve asılsız bir zann ile rızıklarını kendilerinin verdiğini sandıkları diğer varlıkları kastetmektedir; zira onları da sizi de Allah rızıklandırmaktadır. Ayetin özü; yerin böyle olmaması da caizken, belirli bir miktar ve şekilde yayılmış kılınmasıyla, kısımlarının konum bakımından farklı olmasıyla ve içinde yaratılış ve tabiatları farklı bitki ve hayvan türlerinin var edilmesiyle O'nun kemal kudretine, nihayetsiz hikmetine, uluhiyetteki tekliğine delil getirmek ve kullarına O'nu birlesinler ve O'na ibadet etsinler diye bu hususta bahşettiği nimetleri hatırlatmaktır; sonra bunda mübalağa ederek şöyle buyurdu:
7234. Metin
[سورة الحجر (١٥) : آية ٢١]
[Hicr Suresi (15), Ayet 21]
7235. Metin
وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلاَّ عِنْدَنا خَزائِنُهُ وَما نُنَزِّلُهُ إِلاَّ بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ (٢١)
{ وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلاَّ عِنْدَنا خَزائِنُهُ وَما نُنَزِّلُهُ إِلاَّ بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ (٢١) } “Hazine ve kaynakları katımızda olmayan hiçbir şey yoktur; biz onu ancak bilinen/belirli bir ölçüyle indiririz. (21)”
7236. Metin
وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا عِنْدَنا خَزائِنُهُ أي وما من شيء إلا ونحن قادرون على إيجاده وتكوينه أضعاف ما وجد منه، فضرب الخزائن مثلاً لاقتداره أو شبه مقدوراته بالأشياء المخزونة التي لا يحوج إخراجها إلى كلفة واجتهاد. وَما نُنَزِّلُهُ من بقاع القدرة. إِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ حده الحكمة وتعلقت به المشيئة، فإن تخصيص بعضها بالإِيجاد في بعض الأوقات مشتملاً على بعض الصفات والحالات لا بد له من مخصص حكيم.
{ وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا عِنْدَنا خَزائِنُهُ } yani var olanın kat kat fazlasını var etmeye ve meydana getirmeye gücümüzün yetmediği hiçbir şey yoktur. Böylece hazineleri [sınırsız] kudretine bir misal kıldı veya kudreti dahilindeki şeyleri, çıkarılması külfet ve çaba gerektirmeyen depolanmış eşyalara benzetti. { وَما نُنَزِّلُهُ } Kudret mekanlarından [onu indirmeyiz], { إِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ } ancak hikmetin sınırlandırdığı ve iradenin taalluk ettiği bilinen bir ölçüyle [indiririz]. Zira bunların bazısını belirli vakitlerde, belirli sıfat ve halleri kapsayacak şekilde var kılmaya tahsis etmek, elbette hikmet sahibi bir tahsis ediciyi gerektirir.
7237. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ٢٢ الى ٢٣]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 22-23]
7238. Metin
وَأَرْسَلْنَا الرِّياحَ لَواقِحَ فَأَنْزَلْنا مِنَ السَّماءِ مَاءً فَأَسْقَيْناكُمُوهُ وَما أَنْتُمْ لَهُ بِخازِنِينَ (٢٢) وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْيِي وَنُمِيتُ وَنَحْنُ الْوارِثُونَ (٢٣)
{ وَأَرْسَلْنَا الرِّياحَ لَواقِحَ فَأَنْزَلْنا مِنَ السَّماءِ مَاءً فَأَسْقَيْناكُمُوهُ وَما أَنْتُمْ لَهُ بِخازِنِينَ (٢٢) وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْيِي وَنُمِيتُ وَنَحْنُ الْوارِثُونَ (٢٣) } “Rüzgârları da aşılayıcı (veya yüklü) olarak gönderdik; derken gökten bir su indirdik de onu size içirdik; oysa siz onu depolayamazdınız. (22) Şüphesiz biz, evet biz hem diriltir hem öldürürüz ve [her şey yok olduktan sonra kalan asıl] varisler de biziz. (23)”
7239. Metin
وَأَرْسَلْنَا الرِّياحَ لَواقِحَ حوامل، شبه الريح التي جاءت بخير من إنشاء سحاب ماطر بالحامل كما شبه ما لا يكون كذلك بالعقيم، أو ملقحات للشجر ونظيره الطوائح بمعنى المطيحات في قوله:
{ وَأَرْسَلْنَا الرِّياحَ لَواقِحَ } Yüklü [olarak gönderdik]. Yağmur yüklü bulut oluşturma hayrını getiren rüzgârı hamile kadına benzetti; nitekim böyle olmayanı da kısıra (akîm) benzetmiştir. Yahut ağaçları aşılayıcılar [olarak gönderdik]. Şairin şu sözündeki helak ediciler manasına gelen *et-Tavâih* (الطوائح) kelimesi de bunun bir benzeridir:
7240. Metin
وَمُخْتَبِطٌ مِمَّا تطيح الطوائح وقرئ «وأرسلنا الريح» على تأويل الجنس. فَأَنْزَلْنا مِنَ السَّماءِ مَاءً فَأَسْقَيْناكُمُوهُ فجعلناه لكم سقيا.
“Helak edicilerin helak ettiği kimseden istemekte...” Cins kastedilerek «وأرسلنا الريح» şeklinde [tekil olarak] da okunmuştur. { فَأَنْزَلْنا مِنَ السَّماءِ مَاءً فَأَسْقَيْناكُمُوهُ } Onu size içecek kıldık.
7241. Metin
وَما أَنْتُمْ لَهُ بِخازِنِينَ قادرين متمكنين من إخراجه، نفى عنهم ما أثبته لنفسه، أو حافظين في الغدران والعيون والآبار، وذلك أيضاً يدل على المدبر الحكيم كما تدل حركة الهواء في بعض الأوقات من بعض الجهات على وجه ينتفع به الناس، فإن طبيعة الماء تقتضي الغور فوقوفه دون حد لا بد له من سبب مخصص.
{ وَما أَنْتُمْ لَهُ بِخازِنِينَ } Onu [ortaya] çıkarmaya güç yetirenler ve muktedir olanlar [değilsiniz]. Kendisi için ispat ettiğini onlardan nefyetmiştir. Yahut onu göletlerde, pınarlarda ve kuyularda muhafaza ediciler [değilsiniz]. Havanın belirli vakitlerde, belirli yönlerden insanların faydalanacağı şekilde hareketi hikmet sahibi bir Müdebbir'e delalet ettiği gibi bu da O'na delalet eder; zira suyun tabiatı yerin derinliklerine sızıp kaybolmayı gerektirir, dolayısıyla bir sınırda durması için mutlaka belirleyici bir sebep lazımdır.
7242. Metin
وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْيِي بإيجاد الحياة في بعض الأجسام القابلة لها. وَنُمِيتُ بإزالتها وقد أول الحياة بما يعم الحيوان والنبات وتكرير الضمير للدلالة على الحصر. وَنَحْنُ الْوارِثُونَ الباقون إذا مات الخلائق كلها.
{ وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْيِي } Hayatı kabul etmeye elverişli bazı cisimlerde hayatı var ederek [diriltiriz]. { وَنُمِيتُ } Onu gidererek [öldürürüz]. Hayat, hayvanları ve bitkileri kapsayacak şekilde de yorumlanmıştır. Zamirin tekrarlanması hasr (yalnızlık/tahsis) bildirmek içindir. { وَنَحْنُ الْوارِثُونَ } Bütün yaratılmışlar öldüğünde baki kalacak olanlarız.
7243. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ٢٤ الى ٢٥]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 24-25]
7244. Metin
وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِرِينَ (٢٤) وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ إِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ (٢٥)
{ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِرِينَ (٢٤) وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ إِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ (٢٥) } “Andolsun ki sizden önce geçenleri de bildik, sonraya kalanları da bildik. (24) Şüphesiz senin Rabbin, onları toplayıp bir araya getirecektir. Muhakkak ki O, Hakîm’dir (tam hüküm ve hikmet sahibidir), Alîm’dir (hakkıyla bilendir). (25)”
7245. Metin
وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِرِينَ من استقدم ولادة وموتاً ومن استأخر، أو من خرج من أصلاب الرجال ومن لم يخرج بعد، أو من تقدم في الإِسلام والجهاد وسبق إلى الطاعة، أو تأخر لا يخفى علينا شيء من أحوالكم، وهو بيان لكمال علمه بعد الاحتجاج على كمال قدرته، فإن ما يدل على قدرته دليل على علمه. وقيل رغب رسول الله ﷺ في الصف الأول فازدحموا عليه فنزلت. وقيل إن امرأة حسناء كانت تصلي خلف رسول الله ﷺ فتقدم بعض القوم لئلا ينظر إليها وتأخر بعض ليبصرها فنزلت.
{ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِرِينَ } Doğum ve ölüm bakımından öne geçenleri de sonraya kalanları da; yahut erkeklerin sulblerinden çıkanları da henüz çıkmamış olanları da; yahut İslam'da ve cihadda öne geçen, itaatte yarışan kimseleri de geri kalanları da [bildik]; hallerinizden hiçbir şey bize gizli kalmaz. Bu, O'nun kudretinin kemaline delil getirildikten sonra ilminin kemalinin beyanıdır; zira kudretine delalet eden şey ilmine de delildir. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ilk safa teşvik ettiği, insanların da ona hücum etmesi üzerine bu ayetin indiği söylenmiştir. Güzel bir kadının Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in arkasında namaz kıldığı, cemaatten bazılarının kadına bakmamak için öne geçtiği, bazılarının da onu görmek için arkaya kaldığı ve bunun üzerine ayetin indiği de söylenmiştir.
7246. Metin
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ لا محالة للجزاء، وتوسيط الضمير للدلالة على أنه القادر والمتولي لحشرهم لا غير، وتصدير الجملة ب إِنَّ لتحقيق الوعد والتنبيه على أن ما سبق من الدلالة على كمال قدرته وعلمه بتفاصيل الأشياء يدل على صحة الحكم كما صرح به بقوله: إِنَّهُ حَكِيمٌ باهر الحكمة متقن في أفعاله.
{ وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ } Ceza/karşılık için onları mutlaka [toplayacaktır]. Araya zamir getirilmesi, başkasının değil sadece O'nun kâdir olduğuna ve onları toplamayı üstlendiğine delalet etmek içindir. Cümlenin { إِنَّ } ile başlatılması ise vaadin kesinliğini teyit etmek ve daha önce geçen O'nun kudretinin kemaline ve her şeyin ayrıntılarını bildiğine dair delilin hükmün doğruluğuna işaret ettiğini bildirmek içindir; nitekim bunu şu sözüyle açıkça belirtmiştir: { إِنَّهُ حَكِيمٌ } Hikmeti göz kamaştırıcı olandır, fiillerini sapasağlam yapandır.
7247. Metin
عَلِيمٌ وسع علمه كل شيء.
{ عَلِيمٌ } İlmi her şeyi kuşatandır.
7248. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ٢٦ الى ٢٧]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 26-27]
7249. Metin
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسانَ مِنْ صَلْصالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ (٢٦) وَالْجَانَّ خَلَقْناهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نارِ السَّمُومِ (٢٧)
{ وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسانَ مِنْ صَلْصالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ (٢٦) وَالْجَانَّ خَلَقْناهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نارِ السَّمُومِ (٢٧) } “Andolsun biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş kokuşmuş bir balçıktan yarattık. (26) Cinleri de daha önce, iliklere işleyen kavurucu ateşten yaratmıştık. (27)”
7250. Metin
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسانَ مِنْ صَلْصالٍ من طين يابس يصلصل أي يصوت إذا نقر. وقيل هو من صلصل إذا أنتن تضعيف صل. مِنْ حَمَإٍ طين تغير وأسود من طول مجاورة الماء، وهو صفة صلصال أي كائن مِنْ حَمَإٍ. مَسْنُونٍ مصور من سنه الوجه، أو منصوب لييبس ويتصور كالجواهر المذابة تصب في القوالب، من السن وهو الصب كأنه أفرغ الحمأ فصور منها تمثال إنسان أجوف، فيبس حتى إذا نقر صلصل، ثم غير ذلك طوراً بعد طور حتى سواه ونفخ فيه من روحه، أو منتن من سننت الحجر على الحجر إذا حككته به، فإن ما يسيل بينهما يكون منتناً ويسمى السنين.
{ وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسانَ مِنْ صَلْصالٍ } Vurulduğunda çınlayan yani ses çıkaran kuru çamurdan [yarattık]. *Salle* (صلّ) fiilinin şeddeli hali olan *Salsala* (صلصل) 'kokuştu' manasından geldiği de söylenmiştir. { مِنْ حَمَإٍ } Suyun yanında uzun süre kalmaktan dolayı değişmiş ve kararmış çamurdan [yarattık]. Bu kelime *Salsâl*in sıfatıdır; yani balçıktan oluşmuş [kuru çamur] demektir. { مَسْنُونٍ } Yüzün hatları gibi şekil verilmiş; yahut kalıplara dökülen erimiş madenler gibi kurusun ve şekil alsın diye dökülüp biçimlendirilmiş manasındadır; bu da dökmek anlamına gelen *es-Senn* (السنّ) kökündendir. Sanki balçık dökülmüş de ondan içi boş bir insan heykeli biçimlendirilmiş, sonra vurulduğunda çınlayacak kadar kurumuş, ardından onu tesviye edip ruhundan üfleyinceye kadar aşama aşama değiştirmiştir. Yahut 'Taşı taşa sürttüm' anlamındaki *senentu'l-hacere ale'l-hacer* (سننت الحجر على الحجر) ifadesinden mülhem kokuşmuş demektir; zira ikisinin arasından süzülen şey kokuşmuş olur ve buna *es-Senîn* (السنين) denir.
7251. Metin
وَالْجَانَّ أبا الجن. وقيل ابليس ويجوز أن يراد به الجنس كما هو الظاهر من الإِنسان، لأن تشعب الجنس لما كان من شخص واحد خلق من مادة واحدة كان الجنس بأسره مخلوقاً منها وانتصابه بفعل يفسره.
{ وَالْجَانَّ } Cinlerin atasını [kasteder]. İblis olduğu da söylenmiştir. İnsan kelimesinde zahir olduğu üzere bununla cinsin kastedilmiş olması da caizdir; zira cinsin dallanıp budaklanması tek bir maddeden yaratılan tek bir şahıstan meydana geldiği için bütün cins o maddeden yaratılmış sayılır. Kelimenin mensub olması ise onu açıklayan bir fiil sebebiyledir.
7252. Metin
خَلَقْناهُ مِنْ قَبْلُ من قبل خلق الإنسان. مِنْ نارِ السَّمُومِ من نار الحر الشديد النافذ في المسام، ولا يمتنع خلق الحياة في الأجرام البسيطة كما لا يمتنع خلقها في الجواهر المجردة، فضلاً عن الأجساد المؤلفة التي الغالب فيها الجزء الناري، فإنها أقبل لها من التي الغالب فيها الجزء الأرضي، وقوله: مِنْ نارِ باعتبار الغالب كقوله: خَلَقَكُمْ مِنْ تُرابٍ ومساق الآية كما هو للدلالة على كمال قدرة الله تعالى وبيان بدء خلق الثقلين فهو للتنبيه على المقدمة الثانية التي يتوقف عليها إمكان الحشر، وهو قبول المواد للجمع والإحياء.
{ خَلَقْناهُ مِنْ قَبْلُ } İnsanın yaratılışından önce [yarattık]. { مِنْ نارِ السَّمُومِ } Gözeneklere işleyen şiddetli sıcağın ateşinden [yarattık]. Ateş unsurunun baskın olduğu birleşik bedenlerde hayatın yaratılması şöyle dursun -ki bunlar hayatı kabul etmeye toprak unsurunun baskın olduğu bedenlerden daha yatkındır-, hayatın soyut cevherlerde yaratılmasının imkansız olmadığı gibi basit cisimlerde yaratılması da imkansız değildir. { مِنْ نارِ } “Ateşten” buyruğu, { خَلَقَكُمْ مِنْ تُرابٍ } “Sizi topraktan yarattı” sözünde olduğu gibi baskın olan unsur itibarıyladır. Ayetin akışı, Allah Teâlâ'nın kudretinin kemaline delalet etmek ve iki mükellef varlığın (insan ve cin) yaratılış başlangıcını beyan etmek olduğu gibi, aynı zamanda haşrin imkanının kendisine bağlı olduğu ikinci öncüle, yani maddelerin toplanmayı ve diriltilmeyi kabul edişine dikkat çekmek içindir.
7253. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ٢٨ الى ٢٩]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 28-29]
7254. Metin
وَإِذْ قالَ رَبُّكَ لِلْمَلائِكَةِ إِنِّي خالِقٌ بَشَراً مِنْ صَلْصالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ (٢٨) فَإِذا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي فَقَعُوا لَهُ ساجِدِينَ (٢٩)
{ وَإِذْ قالَ رَبُّكَ لِلْمَلائِكَةِ إِنِّي خالِقٌ بَشَراً مِنْ صَلْصالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ (٢٨) فَإِذا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي فَقَعُوا لَهُ ساجِدِينَ (٢٩) } “Hani Rabbin meleklere demişti ki: 'Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kokuşmuş bir balçıktan bir insan yaratacağım. (28) Onu tesviye edip (düzenleyip biçimlendirip) ona ruhumdan üflediğim zaman, derhal onun için secdeye kapanın!' (29)”
7255. Metin
وَإِذْ قالَ رَبُّكَ واذكر وقت قوله: لِلْمَلائِكَةِ إِنِّي خالِقٌ بَشَراً مِنْ صَلْصالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ. فَإِذا سَوَّيْتُهُ عدلت خلقته وهيأته لنفخ الروح فيه. وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي حتى جرى آثاره في تجاويف أعضائه فحيي، وأصل النفخ إجراء الريح في تجويف جسم آخر، ولما كان الروح يتعلق أولاً بالبخار اللطيف المنبعث من القلب وتفيض عليه الحيوانية فيسري حاملاً لها في تجاويف الشرايين إلى أعماق البدن، جعل تعلقه بالبدن نفخاً وإضافة الروح إلى نفسه لما مر في «النساء» . فَقَعُوا لَهُ فاسقطوا له. ساجِدِينَ أمر من وقع يقع.
{ وَإِذْ قالَ رَبُّكَ } Onun şu sözünün vaktini hatırla: { لِلْمَلائِكَةِ إِنِّي خالِقٌ بَشَراً مِنْ صَلْصالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ } { فَإِذا سَوَّيْتُهُ } Yaratılışını düzeltip dengeli kıldığım ve içine ruhun üflenmesi için onu hazır hale getirdiğim zaman, { وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي } organlarının boşluklarında eserleri cereyan edip de dirilinceye dek [ruh üflediğim zaman]. Üflemenin aslı, rüzgârı/havayı başka bir cismin boşluğuna akıtmaktır. Ruh öncelikle kalpten çıkan latif buhara taalluk edip üzerine canlılık taştığı, o da bunu taşıyarak atardamarların boşluklarında bedenin derinliklerine doğru yayıldığı için, onun bedenle olan irtibatı üfleme olarak nitelendirilmiştir. Ruhun Kendisine izafe edilmesi ise Nisa Suresi'nde geçtiği sebeptendir. { فَقَعُوا لَهُ } Onun için [yere] kapanın! { ساجِدِينَ } *Vakaa-yaka'u* (وقع يقع) fiilinden emir kipidir.
7256. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ٣٠ الى ٣١]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 30-31]
7257. Metin
فَسَجَدَ الْمَلائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ (٣٠) إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبى أَنْ يَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ (٣١)
{ فَسَجَدَ الْمَلائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ (٣٠) إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبى أَنْ يَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ (٣١) } “Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler. (30) Ancak İblis hariç; o secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı. (31)”
7258. Metin
فَسَجَدَ الْمَلائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ أكد بتأكيدين للمبالغة في التعميم ومنع التخصيص، وقيل أكد بالكل للإِحاطة وبأجمعين للدلالة على أنهم سجدوا مجتمعين دفعة، وفيه نظر إذ لو كان الأمر كذلك كان الثاني حالاً لا تأكيداً.
{ فَسَجَدَ الْمَلائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ } Genellemede mübalağa etmek ve istisnayı/özelleştirmeyi engellemek için iki tekit ile pekiştirilmiştir. { كُلُّهُمْ } ile kuşatma için, { أَجْمَعُونَ } ile de hepsinin bir defada topluca secde ettiklerini göstermek için tekit edildiği söylenmiştir; ancak bunda tutarsızlık vardır, zira öyle olsaydı ikinci kelime tekit değil hal olurdu.
7259. Metin
إِلَّا إِبْلِيسَ إن جعل منقطعاً اتصل به قوله: أَبى أَنْ يَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ أي ولكن ابليس أبى وإن جعل متصلاً كان استئنافاً على أنه جواب سائل قال هلا سجد.
{ إِلَّا إِبْلِيسَ } Şayet munkatı kılınırsa { أَبى أَنْ يَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ } sözü ona bitişir; yani 'Lâkin İblis diretti/kaçındı' demektir. Şayet muttasıl kılınırsa 'O niye secde etmedi?' diyen bir sorucunun cevabı makamında istinaf (yeni bir başlangıç) olur.
7260. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ٣٢ الى ٣٣]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 32-33]
7261. Metin
قالَ يَا إِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلاَّ تَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ (٣٢) قالَ لَمْ أَكُنْ لِأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ (٣٣)
{ قالَ يَا إِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلاَّ تَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ (٣٢) قالَ لَمْ أَكُنْ لِأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ (٣٣) } “[Allah] dedi ki: 'Ey İblis! Sana ne oluyor da secde edenlerle beraber olmuyorsun?' (32) [İblis] dedi ki: 'Kuru bir çamurdan, şekillenmiş kokuşmuş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim.' (33)”
7262. Metin
قالَ يَا إِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ أي غرض لك في أن لا تكون. مَعَ السَّاجِدِينَ لآدم.
{ قالَ يَا إِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ } Olmamanda senin için ne gibi bir gaye var? { مَعَ السَّاجِدِينَ } Âdem'e [secde edenlerle beraber].
7263. Metin
قالَ لَمْ أَكُنْ لِأَسْجُدَ اللام لتأكيد النفي أي لا يصح مني وينافي حالي أن أسجد. لِبَشَرٍ جسماني كثيف وأنا ملك روحاني. خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ وهو أخس العناصر وخلقتني من نار وهي أشرفها، استنقص آدم ﵇ باعتبار النوع والأصل وقد سبق الجواب عنه في سورة «الأعراف» .
{ قالَ لَمْ أَكُنْ لِأَسْجُدَ } 'Lâm' harfi olumsuzluğu pekiştirmek içindir; yani secde etmem benden sâdır olacak bir şey değildir ve durumuma aykırıdır, [demektir]. { لِبَشَرٍ } Cisim sahibi, kesif [bir varlığa secde edecek değilim]; oysa ben ruhanî bir meleğim. { خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ } O en bayağı unsurdur; beni ise en şereflisi olan ateşten yarattın. Âdem aleyhisselâm'ı türü ve aslı bakımından noksan gördü; bunun cevabı A'râf Suresi'nde geçmişti.
7264. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ٣٤ الى ٣٥]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 34-35]
7265. Metin
قالَ فَاخْرُجْ مِنْها فَإِنَّكَ رَجِيمٌ (٣٤) وَإِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ إِلى يَوْمِ الدِّينِ (٣٥)
{ قالَ فَاخْرُجْ مِنْها فَإِنَّكَ رَجِيمٌ (٣٤) وَإِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ إِلى يَوْمِ الدِّينِ (٣٥) } “[Allah] buyurdu ki: 'Öyleyse oradan çık! Çünkü sen kovulmuş/taşlanmış birisin. (34) Ve şüphesiz ceza/hesap gününe kadar lanet senin üzerinedir.' (35)”
7266. Metin
قالَ فَاخْرُجْ مِنْها من السماء أو الجنة أو زمر الملائكة. فَإِنَّكَ رَجِيمٌ مطرود من الخير والكرامة، فإن من يطرد يرجم بالحجر أو شيطان يرجم بالشهب، وهو وعيد يتضمن الجواب عن شبهته.
{ قالَ فَاخْرُجْ مِنْها } Gökten yahut cennetten yahut meleklerin topluluğundan [çık]. { فَإِنَّكَ رَجِيمٌ } Hayırdan ve ikramdan kovulmuş birisin; zira kovulan kimse taşla recmedilir (kovulur) yahut şihablarla taşlanan bir şeytansın. Bu, onun şüphesine cevabı da içeren bir tehdittir.
7267. Metin
وَإِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ هذا الطرد والإِبعاد. إِلى يَوْمِ الدِّينِ فإنه منتهى أمد اللعن، فإنه يناسب أيام التكليف ومنه زمان الجزاء وما في قوله: فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ أَنْ لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ بمعنى آخر ينسى عنده هذه. وقيل إنما حد اللعن به لأنه أبعد غاية يضر بها الناس، أو لأنه يعذب فيه بما ينسى اللعن معه فيصير كالزائل.
{ وَإِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ } Bu kovulma ve uzaklaştırılma [senin üzerinedir]. { إِلى يَوْمِ الدِّينِ } Çünkü o lanetin nihai süresidir; zira o, mükellefiyet günlerine uygundur ve ceza zamanı da bundandır. { فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ أَنْ لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ } ayetindeki [lanet] ise yanında bu lanetin unutulacağı başka bir anlamdadır. Lanetin bu gün ile sınırlandırılmasının sebebi olarak, insanların kendisiyle zarar göreceği en uzak gaye olması yahut o günde laneti unutturacak derecede azap göreceği ve böylece lanetin sanki yok olmuş gibi olacağı söylenmiştir.
7268. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ٣٦ الى ٣٨]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 36-38]
7269. Metin
قالَ رَبِّ فَأَنْظِرْنِي إِلى يَوْمِ يُبْعَثُونَ (٣٦) قالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ (٣٧) إِلى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ (٣٨)
{ قالَ رَبِّ فَأَنْظِرْنِي إِلى يَوْمِ يُبْعَثُونَ (٣٦) قالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ (٣٧) إِلى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ (٣٨) } “[İblis] dedi ki: 'Rabbim! O halde onların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver.' (36) [Allah] buyurdu ki: 'Şüphesiz sen mühlet verilenlerdensin; (37) bilinen vaktin gününe kadar.' (38)”
7270. Metin
قالَ رَبِّ فَأَنْظِرْنِي فأخرني، والفاء متعلقة بمحذوف دل عليه فَاخْرُجْ مِنْها فَإِنَّكَ رَجِيمٌ. إِلى يَوْمِ يُبْعَثُونَ أراد أن يجد فسحة في الإِغواء أو نجاة من الموت، إذ لا موت بعد وقت البعث فأجابه إلى الأول دون الثاني.
{ قالَ رَبِّ فَأَنْظِرْنِي } Beni ertele/bana mühlet ver. 'Fâ' harfi { فَاخْرُجْ مِنْها فَإِنَّكَ رَجِيمٌ } sözünün delalet ettiği hazfedilmiş bir ifadeye taalluk eder. { إِلى يَوْمِ يُبْعَثُونَ } Azdırma hususunda genişlik bulmak yahut ölümden kurtulmak istedi; zira diriliş vaktinden sonra ölüm yoktur; [Allah da] ikincisine değil birincisine icabet etti.
7271. Metin
قالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ إِلى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ المسمى فيه أجلك عند الله، أو انقراض الناس كلهم وهو النفخة الأولى عند الجمهور، ويجوز أن يكون المراد بالأيام الثلاثة يوم القيامة، واختلاف العبارات لاختلاف الاعتبارات فعبر عنه أولاً بيوم الجزاء لما عرفته وثانياً بيوم البعث، إذ به يحصل العلم بانقطاع التكليف واليأس عن التضليل، وثالثاً بالمعلوم لوقوعه في الكلامين، ولا يلزم من ذلك أن لا يموت فلعله يموت أول اليوم ويبعث مع الخلائق في تضاعيفه، وهذه المخاطبة وإن لم تكن بواسطة لم تدل على منصب إبليس لأن خطاب الله له على سبيل الإهانة والإذلال.
{ قالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ } { إِلى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ } Allah katında ecelinin belirlendiği güne yahut cumhura göre birinci sûr üflemesi olan bütün insanların helak olacağı güne kadar. Bu üç ifadedeki günden kastın kıyamet günü olması da caizdir; ibarelerin farklılığı itibarların farklılığındandır: İlkin bildiğin sebepten ötürü ceza günü olarak, ikincisinde mükellefiyetin sona erdiğinin bilinmesi ve saptırmaktan ümidin kesilmesi sebebiyle diriliş günü olarak, üçüncüsünde ise her iki sözde de geçtiği için bilinen gün olarak ifade edilmiştir. Bundan onun hiç ölmeyeceği sonucu çıkmaz; belki de o günün başında ölecek ve o günün akışı içinde diğer mahlûkatla birlikte diriltilecektir. Bu hitap her ne kadar vasıtasız olsa da İblis'in bir makam ve mertebesine delalet etmez; zira Allah'ın ona hitabı aşağılama ve zelil kılma tarzındadır.
7272. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ٣٩ الى ٤٠]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 39-40]
7273. Metin
قالَ رَبِّ بِما أَغْوَيْتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ (٣٩) إِلاَّ عِبادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ (٤٠)
{ قالَ رَبِّ بِما أَغْوَيْتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ (٣٩) إِلاَّ عِبادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ (٤٠) } “[İblis] dedi ki: 'Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ben de yeryüzünde onlara [kötülükleri] süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım. (39) Ancak içlerinden ihlasa erdirilmiş kulların müstesna.' (40)”
7274. Metin
قالَ رَبِّ بِما أَغْوَيْتَنِي الباء للقسم وما مصدرية وجوابه. لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ والمعنى أقسم بإغوائك إياي لأزينن لهم المعاصي في الدنيا التي هي دار الغرور كقوله: أَخْلَدَ إِلَى الْأَرْضِ وفي انعقاد القسم بأفعال الله تعالى خلاف. وقيل للسببية والمعتزلة أوّلوا الاغواء بالنسبة إلى الغي، أو التسبب له بأمره إياه بالسجود لآدم ﵇، أو بالإِضلال عن طريق الجنة واعتذروا عن إمهال الله له، وهو سبب لزيادة غيه وتسليط له على إغواء بني آدم بأن الله تعالى علم منه وممن تبعه أنهم يموتون على الكفر ويصيرون إلى النار أمهل أو لم يمهل، وأن في إمهاله تعريضاً لمن خالفه لاستحقاق مزيد الثواب، وضعف ذلك لا يخفى على ذوي الألباب. وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ ولأحملنهم أجمعين على الغواية.
{ قالَ رَبِّ بِما أَغْوَيْتَنِي } 'Bâ' harfi yemin içindir, 'mâ' masdariyyedir ve cevabı { لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ } kelamıdır. Manası şudur: 'Beni azdırmana yemin ederim ki aldanış yurdu olan dünyada onlara günahları süsleyeceğim.' Nitekim { أَخْلَدَ إِلَى الْأَرْضِ } “Dünyaya meyletti” buyruğunda da bu anlamdadır. Allah Teâlâ'nın fiilleriyle yeminin münakit olup olmayacağı konusunda ihtilaf vardır. 'Bâ' harfinin sebebiyye olduğu da söylenmiştir. Mutezile azdırmayı (iğvâyı); azgınlığa nispet etmek, yahut Âdem aleyhisselâm'a secdeyi emretmekle buna sebep olmak, yahut cennet yolundan saptırmak şeklinde tevil etmiş ve Allah'ın ona mühlet vermesini -ki bu onun azgınlığının artmasına bir sebep ve Âdemoğullarını azdırması için ona bir musallat oluştur- şöyle mazur göstermeye çalışmışlardır: Allah Teâlâ onun ve ona uyanların mühlet verilse de verilmese de küfür üzere ölüp cehenneme gideceklerini bilmiştir ve ona mühlet verilmesinde, ona muhalefet edenler için daha fazla sevabı hak etme imkanı vardır. Bu görüşün zayıflığı akıl sahiplerine gizli değildir. { وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ } Ve onların hepsini mutlaka azgınlığa sevk edeceğim.
7275. Metin
إِلَّا عِبادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ الذين أخلصتهم لطاعتك وطهرتهم من الشوائب فلا يعمل فيهم كيدي.
{ إِلَّا عِبادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ } İtaatin için seçip ihlaslı kıldığın ve şaibelerden arındırdığın kimseler [müstesna]; zira hilem onlara tesir etmez.
7276. Metin
وقرأ ابن كثير وابن عامر وأبو عمرو بالكسر في كل القرآن أي الذين أخلصوا نفوسهم لله تعالى.
İbn Kesîr, İbn Âmir ve Ebû Amr bütün Kur'an'da [lâm harfini] kesre ile («المخلِصين») okumuşlardır; yani nefislerini Allah Teâlâ'ya halis kılanlar [demektir].
7277. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ٤١ الى ٤٢]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 41-42]
7278. Metin
قالَ هَذَا صِراطٌ عَلَيَّ مُسْتَقِيمٌ (٤١) إِنَّ عِبادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطانٌ إِلاَّ مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغاوِينَ (٤٢)
{ قالَ هَذَا صِراطٌ عَلَيَّ مُسْتَقِيمٌ (٤١) إِنَّ عِبادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطانٌ إِلاَّ مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغاوِينَ (٤٢) } “[Allah] buyurdu ki: 'İşte bana varan dosdoğru yol budur. (41) Şüphesiz azgınlardan sana uyanlar müstesna, kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin (gücün) yoktur.' (42)”
7279. Metin
قالَ هَذَا صِراطٌ عَلَيَّ حقٌ علي أن أراعيه. مُسْتَقِيمٌ لا انحراف عنه، والإِشارة إلى ما تضمنه
{ قالَ هَذَا صِراطٌ عَلَيَّ } Gözetmem üzerime haktır. { مُسْتَقِيمٌ } Ondan sapma yoktur. İşaret edilen husus şunun kapsadığı şeydir:
7280. Metin
الاستثناء وهو تخليص المخلصين من إغوائه، أو الإِخلاص على معنى أنه طريق عَلَيَّ يؤدي إِلى الوصول إليَّ من غير اعوجاج وضلال. وقرئ عَلَيَّ من علو الشرف.
istisnadır; yani ihlaslı kulların onun azdırmasından kurtarılmasıdır. Yahut ihlastır; manası ise onun, hiçbir eğrilik ve sapma olmaksızın bana ulaşmayı sağlayan, benim üzerime olan bir yol oluşudur. Şeref yüceliği anlamında [«عَلِيٌّ» şeklinde] de okunmuştur.
7281. Metin
إِنَّ عِبادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطانٌ إِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغاوِينَ تصديق لإِبليس فيما استثناه وتغيير الوضع لتعظيم الْمُخْلَصِينَ، ولأن المقصود بيان عصمتهم وانقطاع مخالب الشيطان عنهم، أو تكذيب له فيما أوهم أن له سلطاناً على من ليس بمخلص من عباده، فإن منتهى تزيينه التحريض والتدليس كما قال: وَما كانَ لِي عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطانٍ إِلَّا أَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي وعلى هذا يكون الاستثناء منقطعاً، وعلى الأول يدفع قول من شرط أن يكون المستثني أقل من الباقي لإِفضائه إلى تناقض الاستثناءين.
{ إِنَّ عِبادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطانٌ إِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغاوِينَ } İblis'in istisna ettiği hususta doğrulanması ve ihlasa erdirilenlerin yüceltilmesi için üslubun değiştirilmesidir; zira maksat onların masumiyetini ve şeytanın pençelerinin onlara ulaşamayacağını beyan etmektir. Yahut kullarından ihlaslı olmayanlar üzerinde hakimiyeti olduğu vehmini uyandırdığı hususta onu yalanlamadır; çünkü onun süslemesinin nihai noktası, { وَما كانَ لِي عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطانٍ إِلَّا أَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي } “Benim sizin üzerinizde hiçbir hakimiyetim yoktu; sadece sizi çağırdım, siz de bana uydunuz” buyruğunda olduğu gibi teşvik ve aldatmadır. Bu takdire göre istisna munkatı olur; birinci takdire göre ise istisna edilenin kalandan daha az olmasını şart koşan kimsenin görüşü reddedilir, çünkü bu durum iki istisnanın çelişmesine yol açar.
7282. Metin
[سورة الحجر (١٥) : الآيات ٤٣ الى ٤٤]
[Hicr Suresi (15), Ayetler 43-44]
7283. Metin
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ (٤٣) لَها سَبْعَةُ أَبْوابٍ لِكُلِّ بابٍ مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ (٤٤)
{ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ (٤٣) لَها سَبْعَةُ أَبْوابٍ لِكُلِّ بابٍ مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ (٤٤) } “Şüphesiz cehennem, onların hepsine vadedilen yerdir. (43) Onun yedi kapısı vardır; her bir kapı için onlardan ayrılmış bir pay vardır. (44)”