15055. Metin
مكية او مدنية او متبعضة وآيها ثمان وسبعون آية
Mekkîdir veya Medenîdir ya da bir kısmı Mekkî bir kısmı Medenîdir; yetmiş sekiz ayettir.
15056. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ١ الى ٤]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 1-4]
15057. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
15058. Metin
الرَّحْمنُ (١) عَلَّمَ الْقُرْآنَ (٢) خَلَقَ الْإِنْسانَ (٣) عَلَّمَهُ الْبَيانَ (٤)
{ الرَّحْمنُ (١) عَلَّمَ الْقُرْآنَ (٢) خَلَقَ الْإِنْسانَ (٣) عَلَّمَهُ الْبَيانَ (٤) } “Rahmân; Kur'an'ı öğretti, insanı yarattı, ona açıklamayı öğretti.”
15059. Metin
الرَّحْمنُ عَلَّمَ الْقُرْآنَ لما كانت السورة مقصورة على تعداد النعم الدنيوية والآخروية صدرها ب الرَّحْمنُ، وقدم ما هو أصل النعم الدينية وأجلها وهو إنعامه بالقرآن وتنزيله وتعليمه، فإنه أساس الدين ومنشأ الشرع وأعظم الوحي وأعز الكتب، إذ هو بإعجازه واشتماله على خلاصتها مصدق لنفسه ومصداق لها، ثم اتبعه قوله:
{ الرَّحْمنُ } “Rahmân” { عَلَّمَ الْقُرْآنَ } “Kur'an'ı öğretti.” Sure, dünyevî ve uhrevî nimetleri saymaya hasredilmiş olduğu için ona { الرَّحْمنُ } “Rahmân” ismiyle başlamış ve dinî nimetlerin esası ve en yücesi olan Kur'an nimeti verme, onu indirme ve öğretme nimetini öne almıştır. Zira Kur'an dinin esası, şeriatın kaynağı, vahyin en büyüğü ve kitapların en değerlisidir; nitekim o, mucizeliğiyle ve onların özünü içermesiyle hem kendini doğrulayan hem de onları doğrulayandır. Sonra bunu şu buyruğu takip etmiştir:
15060. Metin
خَلَقَ الْإِنْسانَ عَلَّمَهُ الْبَيانَ إيماء بأن خلق البشر وما يميز به عن سائر الحيوان من البيان، وهو التعبير عما في الضمير وإفهام الغير لما أدركه لتلقي الوحي وتعرف الحق وتعلم الشرع، وإخلاء الجمل الثلاث التي هي أخبار مترادفة ل الرَّحْمنُ عن العاطف لمجيئها على نهج التعديد.
{ خَلَقَ الْإِنْسانَ } “İnsanı yarattı” { عَلَّمَهُ الْبَيانَ } “Ona açıklamayı öğretti.” İnsanın yaratılışına ve vahyi alabilmesi, hakkı tanıyabilmesi ve şeriatı öğrenebilmesi için diğer hayvanlardan kendisiyle ayrıldığı beyan (açıklama) özelliğine -ki o da içindekini ifade etmesi ve idrak ettiğini başkasına anlatmasıdır- işaret edilmektedir. { الرَّحْمنُ } “Rahmân” isminin peş peşe gelen haberleri olan bu üç cümlenin bağlaçsız bırakılması, sayıp dökme tarzında gelmelerinden dolayıdır.
15061. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ٥ الى ٦]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 5-6]
15062. Metin
الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبانٍ (٥) وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدانِ (٦)
{ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبانٍ (٥) وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدانِ (٦) } “Güneş ve ay bir hesap iledir. Bitkiler ve ağaçlar secde ederler.”
15063. Metin
الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبانٍ يجريان بحساب معلوم مقدر في بروجهما ومنازلهما، وتتسق بذلك أمور الكائنات السفلية وتختلف الفصول والأوقات، ويعلم السنون والحساب.
{ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبانٍ } “Güneş ve ay bir hesap iledir.” Burçlarında ve menzillerinde bilinen, takdir edilmiş bir hesapla akıp giderler. Bununla yeryüzü varlıklarının işleri düzene girer, mevsimler ve vakitler farklılaşır, yıllar ve hesap bilinir.
15064. Metin
وَالنَّجْمُ والنبات الذي ينجم أي يطلع من الأرض ولا ساق له. وَالشَّجَرُ الذي له ساق.
{ وَالنَّجْمُ } “Ve bitkiler”, necmeden yani yerden çıkan ve gövdesi olmayan bitkidir. { وَالشَّجَرُ } “Ve ağaçlar”, gövdesi olan bitkidir.
15065. Metin
يَسْجُدانِ ينقادان لله تعالى فيما يريد بهما طبعاً انقياد الساجد من المكلفين طوعاً، وكان حق النظم في الجملتين أن يقال: وأجرى الشمس والقمر، وأسجد النجم والشجر. أو الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبانٍ وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدانِ له، ليطابقا ما قبلهما وما بعدهما في اتصالهما ب الرَّحْمنُ، لكنهما جردتا عما يدل على الاتصال إشعاراً بأن وضوحه يغنيه عن البيان، وإدخال العاطف بينهما لاشتراكهما في الدلالة على أن ما يحس به من تغيرات أحوال الأجرام العلوية والسفلية بتقديره وتدبيره.
{ يَسْجُدانِ } “Secde ederler.” Yükümlülerin isteyerek secde edeninin boyun eğmesi gibi, yaratılış gereği Yüce Allah'ın kendileri hakkında dilediği şeye boyun eğerler. Bu iki cümledeki söz diziminin hakkı: “Güneşi ve ayı akıttı, necm ve ağacı secde ettirdi” veya { الرَّحْمنُ } “Rahmân” ismiyle irtibatları bakımından öncesine ve sonrasına uymaları için { الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبانٍ وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدانِ } O'na [secde ederler] denilmesiydi. Fakat bu açıklığın belirtmeye ihtiyaç bırakmayacak kadar belirgin olduğuna işaret etmek üzere irtibata delalet eden şeyden soyutlanmışlardır. İkisi arasına bağlacın dahil edilmesi ise, ulvî ve süflî cisimlerin hallerindeki hissedilen değişimlerin O'nun takdiri ve tedbiriyle olduğuna delalet etmekte ortak olmalarından dolayıdır.
15066. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ٧ الى ٩]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 7-9]
15067. Metin
وَالسَّماءَ رَفَعَها وَوَضَعَ الْمِيزانَ (٧) أَلاَّ تَطْغَوْا فِي الْمِيزانِ (٨) وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلا تُخْسِرُوا الْمِيزانَ (٩)
{ وَالسَّماءَ رَفَعَها وَوَضَعَ الْمِيزانَ (٧) أَلاَّ تَطْغَوْا فِي الْمِيزانِ (٨) وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلا تُخْسِرُوا الْمِيزانَ (٩) } “Göğü yükseltti ve mizanı koydu. Sakın tartıda taşkınlık etmeyin. Tartmayı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiklik yapmayın.”
15068. Metin
وَالسَّماءَ رَفَعَها خلقها مرفوعة محلاً ومرتبة، فإنها منشأ أقضيته ومتنزل أحكامه ومحل ملائكته، وقرئ بالرفع على الابتداء. وَوَضَعَ الْمِيزانَ العدل بأن وفر على كل مستعد مستحقه، ووفى كل ذي حق حقه حتى انتظم أمر العالم واستقام كما
{ وَالسَّماءَ رَفَعَها } “Göğü yükseltti” Onu hem mekân hem de mertebe olarak yüksek yaratmıştır; zira gök O'nun hükümlerinin menşei, takdirlerinin iniş yeri ve meleklerinin makamıdır. Mübteda (özne) olarak merfû da okunmuştur. { وَوَضَعَ الْمِيزانَ } “Ve mizanı koydu.” Her istidat sahibine hak ettiğini tam vererek ve her hak sahibine hakkını eksiksiz ödeyerek adaleti [koydu], ta ki âlemin düzeni intizam bulsun ve dosdoğru olsun; nitekim
15069. Metin
قال ﵇ «بالعدل قامت السموات والأرض» .
Peygamber aleyhisselâm: «Gökler ve yer adaletle ayakta durmuştur» buyurmuştur.
15070. Metin
أو ما يعرف به مقادير الأشياء من ميزان ومكيال ونحوهما، كأنه لما وصف السماء بالرفعة من حيث إنها مصدر القضايا والإقدار أراد وصف الأرض بما فيها مما يظهر به التفاوت ويعرف به المقدار ويسوى به الحقوق والمواجب.
Veya terazi, ölçek ve benzeri şeylerden eşyanın miktarlarının kendisiyle bilindiği alettir. Sanki göğü, kaziyelerin ve takdirlerin kaynağı olması hasebiyle yükseklikle nitelediğinde, yeryüzünü de içinde bulunan, farklılığın kendisiyle ortaya çıktığı, miktarın kendisiyle bilindiği, hakların ve vecibelerin kendisiyle eşitlendiği şeylerle nitelemek istemiştir.
15071. Metin
أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزانِ لئلا تطغوا فيه أي لا تعتدوا ولا تجاوزوا الإنصاف، وقرئ «لا تطغوا» على
{ أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزانِ } “Mizanda taşkınlık etmeyesiniz diye” onda azgınlık etmeyesiniz, yani haddi aşmayasınız ve insaf sınırını geçmeyesiniz diye [koydu]. «Söz» iradesiyle «لَا تَطْغَوْا» şeklinde de okunmuştur.
15072. Metin
إرادة القول.
Söz kastedilerek [okunmuştur].
15073. Metin
وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلا تُخْسِرُوا الْمِيزانَ ولا تنقصوه فإن من حقه أن يسوى لأنه المقصود من وضعه، وتكريره مبالغة في التوصية به وزيادة حث على استعماله، وقرئ وَلا تُخْسِرُوا بفتح التاء وضم السين وكسرها، وتُخْسِرُوا بفتحها على أن الأصل وَلا تُخْسِرُوا في الْمِيزانَ فحذف الجار وأوصل الفعل.
{ وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلا تُخْسِرُوا الْمِيزانَ } “Tartmayı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiklik yapmayın.” Onu eksiltmeyin; zira terazinin hakkı denk tutulmaktır, çünkü konulmasının gayesi budur. Bunun tekrarlanması, ona riayet etmeyi tavsiyede mübalağa ve onu kullanmaya teşviki artırmaktır. { وَلا تُخْسِرُوا } kelimesi tâ harfinin fethası, sîn harfinin dammesi ve kesrasıyla da okunmuştur. { تُخْسِرُوا } fetha ile okunduğunda aslı { وَلا تُخْسِرُوا فِي الْمِيزانِ } olup cer harfi hazfedilmiş ve fiil doğrudan ulaştırılmıştır.
15074. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ١٠ الى ١٣]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 10-13]
15075. Metin
وَالْأَرْضَ وَضَعَها لِلْأَنامِ (١٠) فِيها فاكِهَةٌ وَالنَّخْلُ ذاتُ الْأَكْمامِ (١١) وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحانُ (١٢) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (١٣)
{ وَالْأَرْضَ وَضَعَها لِلْأَنامِ (١٠) فِيها فاكِهَةٌ وَالنَّخْلُ ذاتُ الْأَكْمامِ (١١) وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحانُ (١٢) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (١٣) } “Yeri de yaratıklar için koydu. Orada meyveler ve kılıflı hurma ağaçları vardır. Yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler vardır. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”
15076. Metin
وَالْأَرْضَ وَضَعَها خفضها مدحوة. لِلْأَنامِ للخلق. وقيل الأنام كل ذي روح.
{ وَالْأَرْضَ وَضَعَها } “Yeri de koydu” onu döşeyerek alçak kıldı. { لِلْأَنامِ } “Yaratıklar için.” mahlukat için [koydu]. Enâm (الْأَنَام), ruh taşıyan her varlıktır da denilmiştir.
15077. Metin
فِيها فاكِهَةٌ ضروب مما يتفكه به. وَالنَّخْلُ ذاتُ الْأَكْمامِ أوعية التمر جمع كم، أو كل ما يكم أي يغطى من ليف وسعف وكفري فإنه ينتفع به كالمكموم كالجذع والجمار والتمر.
{ فِيها فاكِهَةٌ } “Orada meyve vardır” meyve olarak yenilen türlü çeşitler [vardır]. { وَالنَّخْلُ ذاتُ الْأَكْمامِ } “Ve kılıflı hurma ağaçları vardır” kümm (كُمّ) kelimesinin çoğulu olan hurma kapçıkları [vardır] veya lif, dal ve tomurcuk gibi örtülen her şeydir; zira gövde, hurma özü ve hurma gibi kendisinden örtülü olan şey gibi faydalanılır.
15078. Metin
وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ كالحنطة والشعير وسائر ما يتغذى به، والْعَصْفِ ورق النبات اليابس كالتين.
{ وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ } “Ve yapraklı taneler” buğday, arpa ve gıda olarak tüketilen diğer şeyler gibi; asf (الْعَصْف) ise saman gibi bitkinin kuru yaprağıdır.
15079. Metin
وَالرَّيْحانُ يعني المشموم، أو الرزق من قولهم: خرجت أطلب ريحان الله، وقرأ ابن عامر «والحب ذا العصف والريحان» أي وخلق الحب والريحان أو وأخص، ويجوز أن يراد وذا الريحان فحذف المضاف، وقرأ حمزة والكسائي «والريحان» بالخفض ما عدا ذلك بالرفع، وهو فيعلان من الروح فقلبت الواو ياء وأدغم ثم خفف، وقيل «روحان» فقلبت واوه ياء للتخفيف.
{ وَالرَّيْحانُ } “Ve hoş kokulu bitki” yani koklanan şeydir veya Arapların: «Allah'ın rızkını aramaya çıktım» sözünden hareketle rızıktır. İbn Âmir «وَالْحَبَّ ذَا الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانَ» şeklinde nasb ile okumuştur; yani taneyi ve reyhanı yarattı veya özellikle tahsis ederim demektir; «ve reyhan sahibini» anlamı kastedilip muzafın hazfedilmiş olması da caizdir. Hamza ve Kisâî «وَالرَّيْحَانِ» kelimesini cer ile, bunun dışındakiler ise ref ile okumuşlardır. Bu kelime revh (الرَّوْح) kökünden fey'alân (فَيْعَلَان) veznindedir; vâv harfi yâ'ya dönüştürülmüş ve idgam yapılmış, sonra hafifletilmiştir. «Revhân» (رَوْحَان) olduğu, vâv harfinin hafifletme için yâ'ya dönüştürüldüğü de söylenmiştir.
15080. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ الخطاب للثقلين المدلول عليهما بقوله: لِلْأَنامِ وقوله: أَيُّهَ الثَّقَلانِ.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” Hitap; { لِلْأَنامِ } “Yaratıklar için” ve { أَيُّهَ الثَّقَلانِ } “Ey iki ağırlık (insanlar ve cinler)!” buyruklarıyla kendilerine delalet edilen iki zümreyedir (insanlara ve cinlere).
15081. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ١٤ الى ١٦]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 14-16]
15082. Metin
خَلَقَ الْإِنْسانَ مِنْ صَلْصالٍ كَالْفَخَّارِ (١٤) وَخَلَقَ الْجَانَّ مِنْ مارِجٍ مِنْ نارٍ (١٥) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (١٦)
{ خَلَقَ الْإِنْسانَ مِنْ صَلْصالٍ كَالْفَخَّارِ (١٤) وَخَلَقَ الْجَانَّ مِنْ مارِجٍ مِنْ نارٍ (١٥) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (١٦) } “İnsanı pişmiş çamur gibi kuru bir balçıktan yarattı. Cini de yalın bir ateş alevinden yarattı. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”
15083. Metin
خَلَقَ الْإِنْسانَ مِنْ صَلْصالٍ كَالْفَخَّارِ الصلصال الطين اليابس الذي له صلصلة، والفخار الخزف وقد خلق الله آدم من تراب جعله طيناً ثم حمأ مسنوناً، ثم صلصالاً فلا يخالف ذلك قوله خلقه من تراب ونحوه.
{ خَلَقَ الْإِنْسانَ مِنْ صَلْصالٍ كَالْفَخَّارِ } “İnsanı pişmiş çamur gibi kuru bir balçıktan yarattı.” Salsâl (الصَّلْصَال), ses çıkaran kuru çamurdur; fahhâr (الْفَخَّار) ise pişmiş topraktır (çömlektir). Allah Âdem'i topraktan yaratmış, onu çamur yapmış, sonra şekillenmiş kara balçık, sonra da salsâl kılmıştır; dolayısıyla bu, O'nun Âdem'i topraktan ve benzeri şeylerden yarattığına dair buyruğuyla çelişmez.
15084. Metin
وَخَلَقَ الْجَانَّ الجن أو أبا الجن. مِنْ مارِجٍ من صاف من الدخان. مِنْ نارٍ بيان ل مارِجٍ فإنه في الأصل للمضطرب من مرج إذا اضطرب.
{ وَخَلَقَ الْجَانَّ } “Cini de yarattı” cinleri veya cinlerin atasını [yarattı]. { مِنْ مارِجٍ } “Yalın alevden” dumansız saf [alevden]. { مِنْ نارٍ } “Ateşten” { مارِجٍ } kelimesinin açıklamasıdır; nitekim bu kelime aslen, çalkalandığı zaman söylenen «مَرَجَ» kökünden hareketle dalgalanan alev demektir.
15085. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ مما أفاض عليكما في أطوار خلقتكما حتى صيركما أفضل المركبات وخلاصة الكائنات.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” Sizi bileşik varlıkların en üstünü ve mahlukatın özü kılıncaya kadar yaratılışınızın evrelerinde üzerinize bolca akıttığı nimetlerden [hangisini yalanlarsınız?]
15086. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ١٧ الى ٢٠]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 17-20]
15087. Metin
رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِ (١٧) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (١٨) مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيانِ (١٩) بَيْنَهُما بَرْزَخٌ لا يَبْغِيانِ (٢٠)
{ رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِ (١٧) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (١٨) مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيانِ (١٩) بَيْنَهُما بَرْزَخٌ لا يَبْغِيانِ (٢٠) } “İki doğunun Rabbi ve iki batının Rabbidir. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? İki denizi salıverdi, birbirine kavuşurlar. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmazlar.”
15088. Metin
رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِ مشرقي الشتاء والصيف ومغربيهما.
{ رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِ } “İki doğunun Rabbi ve iki batının Rabbidir.” Kışın ve yazın iki doğusunun ve iki batısının [Rabbidir].
15089. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ مما في ذلك من الفوائد التي لا تحصى، كاعتدال الهواء واختلاف الفصول وحدوث ما يناسب كل فصل فيه إلى غير ذلك.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” Havanın mutedil olması, mevsimlerin değişmesi ve her mevsimde ona uygun şeylerin meydana gelmesi gibi bunda bulunan sayılamayacak faydalardan [hangisini yalanlarsınız?]
15090. Metin
مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ أرسلهما من مرجت الدابة إذا أرسلتها، والمعنى أرسل البحر الملح والبحر العذب.
{ مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ } “İki denizi salıverdi” Hayvanı serbest bıraktığında söylenen «مَرَجْتُ الدَّابَّةَ» ifadesinden [gelir ki], onları salıverdi demektir. Manası: Tuzlu denizi ve tatlı denizi salıverdi.
15091. Metin
يَلْتَقِيانِ يتجاوران ويتماس سطوحهما، أو بحري فارس والروم يلتقيان في المحيط لأنهما خليجان يتشعبان منه.
{ يَلْتَقِيانِ } “Birbirine kavuşurlar” yan yana gelirler ve yüzeyleri birbirine temas eder; ya da Fars ve Rûm (Akdeniz) denizleri okyanusta birbiriyle karşılaşırlar, çünkü ikisi de ondan ayrılan iki körfezdir.
15092. Metin
بَيْنَهُما بَرْزَخٌ حاجز من قدرة الله تعالى أو من الأرض. لاَّ يَبْغِيانِ لا يبغي أحدهما على الآخر بالممازجة وإبطال الخاصية، أو لا يتجاوزان حديهما بإغراق ما بينهما.
{ بَيْنَهُما بَرْزَخٌ } “Aralarında bir engel vardır” Yüce Allah'ın kudretinden veya karadan bir engel [vardır]. { لاَّ يَبْغِيانِ } “Birbirine geçip karışmazlar” biri diğerine karışıp özelliğini yok etmek suretiyle taşkınlık etmez ya da aralarındaki yeri sular altında bırakarak sınırlarını aşmazlar.
15093. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ٢١ الى ٢٤]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 21-24]
15094. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٢١) يَخْرُجُ مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤُ وَالْمَرْجانُ (٢٢) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٢٣) وَلَهُ الْجَوارِ الْمُنْشَآتُ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلامِ (٢٤)
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٢١) يَخْرُجُ مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤُ وَالْمَرْجانُ (٢٢) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٢٣) وَلَهُ الْجَوارِ الْمُنْشَآتُ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلامِ (٢٤) } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? İkisinden de inci ve mercan çıkar. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Denizde dağlar gibi yükselen gemiler de O'nundur.”
15095. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ يَخْرُجُ مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤُ وَالْمَرْجانُ كبار الدر وصغاره، وقيل المرجان الخرز الأحمر، وإن صح أن الدر يخرج من الملح فعلى الأول إنما قال منهما لأنه مخرج من مجتمع الملح والعذب، أو لأنهما لما اجتمعا صارا كالشيء الواحد فكأن المخرج من أحدهما كالمخرج منهما. وقرأ نافع وأبو عمرو ويعقوب يَخْرُجُ، وقرئ «نُخْرِجُ» و «يَخْرُجُ» بنصب اللُّؤْلُؤُ وَالْمَرْجانُ.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” { يَخْرُجُ مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤُ وَالْمَرْجانُ } “İkisinden de inci ve mercan çıkar.” İncilerin büyükleri ve küçükleridir; mercanın kırmızı boncuk olduğu da söylenmiştir. İncinin tuzlu sudan çıktığı sahih ise, birinci görüşe göre { مِنْهُمَا } “ikisinden” buyurması, tuzlu su ile tatlı suyun birleştiği yerden çıkarıldığı içindir veya ikisi bir araya geldiklerinde tek bir şey gibi olduklarından birinden çıkarılan şey ikisinden çıkarılmış gibi sayıldığı içindir. Nâfi', Ebû Amr ve Ya'kûb { يَخْرُجُ } okumuştur. { اللُّؤْلُؤُ وَالْمَرْجانُ } kelimelerinin nasbıyla «نُخْرِجُ» ve «يُخْرِجُ» şeklinde de okunmuştur.
15096. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ وَلَهُ الْجَوارِ أي السفن جمع جارية، وقرئ بحذف الياء ورفع الراء كقوله:
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” { وَلَهُ الْجَوارِ } “Ve akıp giden gemiler O'nundur.” Yani câriye (جَارِيَة) kelimesinin çoğulu olan gemiler O'nundur. Yâ harfinin hazfi ve râ harfinin ref'i ile de okunmuştur; nitekim şairin şu sözünde olduğu gibi:
15097. Metin
لَهَا ثَنَايَا أَرْبَعٌ حِسَانٌ ... وَأَرْبَعٌ فَكُلُهَا ثَمَانٍ
«Onun dört güzel ön dişi vardır... Ve dört tane daha, hepsi sekizdir.»
15098. Metin
الْمُنْشَآتُ المرفوعات الشرع، أو المصنوعات وقرأ حمزة وأبو بكر بكسر الشين أي الرافعات الشرع، أو اللاتي ينشئن الأمواج أو السير. فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلامِ كالجبال جمع علم وهو الجبل الطويل.
{ الْمُنْشَآتُ } “Yükselenler” yelkenleri kaldırılmış olanlar veya yapılmış olanlardır. Hamza ve Ebû Bekr şîn harfinin kesrasıyla okumuştur; yani yelkenleri kaldıranlar yahut dalgaları ya da akışı başlatanlar demektir. { فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلامِ } “Denizde dağlar gibi” uzun dağ anlamına gelen alem (عَلَم) kelimesinin çoğulu olan dağlar gibi.
15099. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ٢٥ الى ٢٧]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 25-27]
15100. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٢٥) كُلُّ مَنْ عَلَيْها فانٍ (٢٦) وَيَبْقى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلالِ وَالْإِكْرامِ (٢٧)
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٢٥) كُلُّ مَنْ عَلَيْها فانٍ (٢٦) وَيَبْقى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلالِ وَالْإِكْرامِ (٢٧) } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Yer üzerinde bulunan her canlı yok olucudur. Ancak celâl ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.”
15101. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ من خلق مواد السفن والإِرشاد إلى أخذها وكيفية تركيبها وإجرائها في البحر بأسباب لا يقدر على خلقها وجمعها غيره.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” Gemilerin maddelerini yaratması, onları temin etmeye ve inşa etme biçimine yol göstermesi ve O'ndan başkasının yaratmaya ve bir araya getirmeye güç yetiremeyeceği sebeplerle onları denizde yürütmesi nimetlerinden [hangisini yalanlarsınız?]
15102. Metin
كُلُّ مَنْ عَلَيْها من على الأرض من الحيوانات أو المركبات ومَنْ للتغليب، أو من الثقلين.
{ كُلُّ مَنْ عَلَيْها } “Onun üzerindeki her varlık” yeryüzündeki canlılar veya cisimlerdir; «مَنْ» kelimesi tağlîb içindir ya da iki ağırlıktan (insanlar ve cinlerden) olanlardır.
15103. Metin
فانٍ وَيَبْقى وَجْهُ رَبِّكَ ذاته ولو استقريت جهات الموجودات وتفحصت وجوهها وجدتها بأسرها فانية في حد ذاتها إلا وجه الله أي الوجه الذي يلي جهته. ذُو الْجَلالِ وَالْإِكْرامِ ذو الاستغناء المطلق والفضل العام.
{ فانٍ } “Yok olucudur” { وَيَبْقى وَجْهُ رَبِّكَ } “Rabbinin zâtı ise bâki kalacaktır.” O'nun zâtı [bâkidir]. Varlıkların yönlerini araştırıp vecihlerini tetkik etsen, hepsinin kendi zatı itibarıyla fani olduğunu, ancak Allah'ın vechi -yani O'nun cihetine bakan yönü- müstesna, görürsün. { ذُو الْجَلالِ وَالْإِكْرامِ } “Celâl ve ikram sahibi” mutlak istiğna ve umumi lütuf sahibi [Rabbin].
15104. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ٢٨ الى ٣٠]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 28-30]
15105. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٢٨) يَسْئَلُهُ مَنْ فِي السَّماواتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ (٢٩) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٣٠)
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٢٨) يَسْئَلُهُ مَنْ فِي السَّماواتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ (٢٩) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٣٠) } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Göklerde ve yerde bulunanlar O'ndan isterler. O, her an bir iştedir. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”
15106. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ أي مما ذكرنا قبل من بقاء الرب وإبقاء ما لا يحصى مما هو على صدد الفناء رحمة وفضلاً، أو مما يترتب على فناء الكل من الإِعادة والحياة الدائمة والنعيم المقيم.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” Yani bir rahmet ve lütuf olarak Rabb'in bekâsından ve yok olma eşiğindeki sayısız şeyin varlığını sürdürmesinden önce zikrettiklerimizden yahut herkesin yok olmasının ardından gelecek olan yeniden dirilme, ebedî hayat ve bitimsiz nimetlerden [hangisini yalanlarsınız?]
15107. Metin
يَسْئَلُهُ مَنْ فِي السَّماواتِ وَالْأَرْضِ فَإِنَهم مفتقرون إليه في ذواتهم وصفاتهم وسائر ما يهمهم، ويعن لهم والمراد بالسؤال ما يدل على الحاجة إلى تحصيل الشيء في ذواتهم وصفاتهم نطقاً كان أو غيره. كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ كل وقت يحدث أشخاصاً ويجدد أحوالاً على ما سبق به قضاؤه،
{ يَسْئَلُهُ مَنْ فِي السَّماواتِ وَالْأَرْضِ } “Göklerde ve yerde olanlar O'ndan isterler.” Zira onlar zâtlarında, sıfatlarında, kendilerini ilgilendiren ve başlarına gelen her şeyde O'na muhtaçtırlar. İstemekten (suâl) maksat; zâtlarında ve sıfatlarında bir şeyi elde etme ihtiyacına delalet eden, sözlü yahut sözsüz her türlü hâldir. { كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ } “O, her gün (an) bir iştedir.” Her vakit, geçmiş kazâsına uygun olarak fertleri var eder ve durumları yeniler;
15108. Metin
وفي الحديث «من شأنه أن يغفر ذنباً ويفرج كرباً ويرفع قوماً ويضع آخرين» .
Hadiste şöyle buyrulmuştur: «O'nun şanındandır ki bir günahı bağışlar, bir sıkıntıyı giderir, bir topluluğu yükseltir, diğerlerini ise alçaltır.»
15109. Metin
وهو رد لقول اليهود إن الله لا يقضي يوم السبت شيئا.
Bu, Yahudilerin "Allah cumartesi günü hiçbir şeye hükmetmez/iş yapmaz" şeklindeki sözlerine bir reddiyedir.
15110. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ أي مما يسعف به سؤالكما وما يخرج لكما من مكمن العدم حينا فحينا.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” Yani taleplerinizi karşıladığı ve zaman zaman yokluk gizliliğinden sizler için çıkardığı [nimetlerden hangisini yalanlarsınız?]
15111. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ٣١ الى ٣٣]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 31-33]
15112. Metin
سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَ الثَّقَلانِ (٣١) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٣٢) يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ تَنْفُذُوا مِنْ أَقْطارِ السَّماواتِ وَالْأَرْضِ فَانْفُذُوا لا تَنْفُذُونَ إِلاَّ بِسُلْطانٍ (٣٣)
{ سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَ الثَّقَلانِ (٣١) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٣٢) يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ تَنْفُذُوا مِنْ أَقْطارِ السَّماواتِ وَالْأَرْضِ فَانْفُذُوا لا تَنْفُذُونَ إِلاَّ بِسُلْطانٍ (٣٣) } “Ey iki ağırlık (insanlar ve cinler)! Yakında sizin [hesabınız] için vakit ayıracağız. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa haydi geçin! Ancak bir güç (ve yetki) olmadıkça geçemezsiniz.”
15113. Metin
سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَ الثَّقَلانِ آي سنتجرد لحسابكم وجزائكم وذلك يوم القيامة، فإنه تعالى لا يفعل فيه
{ سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَ الثَّقَلانِ } “Ey iki ağırlık! Yakında sizin [hesabınız] için vakit ayıracağız.” Yani sırf sizin hesabınız ve cezanız/mükâfatınız ile meşgul olacağız; bu da kıyamet günüdür. Zira Allah Teâlâ o günde
15114. Metin
غيره وقيل تهديد مستعار من قولك لمن تهدده سأفرغ لك، فإن المتجرد للشيء كان أقوى عليه وأجد فيه، وقرأ حمزة والكسائي بالياء وقرئ «سنفرغ إليكم» أي سنقصد إليكم. والثَّقَلانِ الإِنس والجن سميا بذلك لثقلهما على الأرض أو لرزانة رأيهما وقدرهما، أو لأنهما مثقلان بالتكليف.
ondan başkasını yapmaz. Tehdit ettiğin kimseye söylediğin "seninle ayrıca ilgileneceğim" sözünden istiare edilmiş bir tehdit olduğu da söylenmiştir; nitekim yalnızca bir işe yoğunlaşan kimse o işe daha güçlü ve daha ciddiyetle yönelir. Hamza ve el-Kisâî yâ harfiyle [«سيفرغ»] okumuştur; «سنفرغ إليكم» yani "size yöneleceğiz" şeklinde de okunmuştur. { الثَّقَلانِ } “İki ağırlık” insanlar ve cinlerdir; yeryüzündeki ağırlıklarından ötürü yahut akıl ve değerlerinin ağırlığından/ağırbaşlılığından veya mükellefiyetle yükümlü kılındıklarından dolayı bu şekilde isimlendirilmişlerdir.
15115. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ تَنْفُذُوا مِنْ أَقْطارِ السَّماواتِ وَالْأَرْضِ إن قدرتم أن تخرجوا من جوانب السموات والأرض هاربين من الله فارين من قضائه. فَانْفُذُوا فاخرجوا.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” { يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ تَنْفُذُوا مِنْ أَقْطارِ السَّماواتِ وَالْأَرْضِ } “Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa” Allah'tan kaçarak ve O'nun kazâsından firar ederek göklerin ve yerin bucaklarından çıkmaya gücünüz yetiyorsa, { فَانْفُذُوا } “haydi geçin!” haydi çıkın.
15116. Metin
لاَ تَنْفُذُونَ لا تقدرون على النفوذ. إِلَّا بِسُلْطانٍ إلا بقوة وقهر وأنى لكم ذلك، أو إن قدرتم أن تنفذوا لتعلموا ما في السموات والأرض فَانْفُذُوا لتعلموا لكن لاَ تَنْفُذُونَ ولا تعلمون إلا ببينة نصبها الله تعالى فتعرجون عليها بأفكاركم.
{ لاَ تَنْفُذُونَ } “Geçemezsiniz” geçmeye güç yetiremezsiniz. { إِلَّا بِسُلْطانٍ } “Ancak bir güç (ve yetki) olmadıkça” ancak bir kuvvet ve üstün güç ile [geçebilirsiniz], buna nerede sahip olacaksınız! Yahut göklerde ve yerde ne olduğunu bilmek için geçmeye gücünüz yetiyorsa, { فَانْفُذُوا } “haydi geçin” ki bilesiniz; fakat Allah Teâlâ'nın koyduğu, düşüncelerinizle üzerine yükseleceğiniz açık bir delil olmadıkça { لاَ تَنْفُذُونَ } “geçemezsiniz” ve bilemezsiniz.
15117. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ٣٤ الى ٣٦]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 34-36]
15118. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٣٤) يُرْسَلُ عَلَيْكُما شُواظٌ مِنْ نارٍ وَنُحاسٌ فَلا تَنْتَصِرانِ (٣٥) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٣٦)
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٣٤) يُرْسَلُ عَلَيْكُما شُواظٌ مِنْ نارٍ وَنُحاسٌ فَلا تَنْتَصِرانِ (٣٥) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٣٦) } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Üzerinize ateşten bir alev ve erimiş bakır (duman) gönderilir de kurtulamazsınız. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”
15119. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ أي من التنبيه والتحذير والمساهلة والعفو مع كمال القدرة، أو مما نصب من المصاعد العقلية والمعارج النقلية فتنفذون بها إلى ما فوق السموات العلا.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” Yani tam kudretle birlikte yapılan uyarı, korkutma, müsamaha ve aftan yahut kendileri vasıtasıyla yüce göklerin fevkine geçeceğiniz akli yükselme yolları ve nakli merdivenler vazetmesinden [hangi nimeti yalanlarsınız?]
15120. Metin
يُرْسَلُ عَلَيْكُما شُواظٌ لهب. مِنْ نارٍ وَنُحاسٌ ودخان قال:
{ يُرْسَلُ عَلَيْكُما شُواظٌ } “Üzerinize bir alev gönderilir” alevdir. { مِنْ نارٍ وَنُحاسٌ } “Ateşten ve duman” ve dumandır. Şair şöyle demiştir:
15121. Metin
تُضِيءُ كَضَوْءِ السِرَاجِ السَّلِي ... طِ لَمْ يَجْعَلِ الله فِيهِ نُحَاساً
«Allah'ın içine duman koymadığı, susam yağıyla yanan kandilin ışığı gibi aydınlatır.»
15122. Metin
أو صفر مذاب يصب على رؤوسهم، وقرأ ابن كثير شُواظٌ بالكسر وهو لغة وَنُحاسٌ بالجر عطفاً على نارٍ، ووافقه فيه أبو عمرو ويعقوب في رواية، وقرئ «ونحس» وهو جمع كلحف. فَلا تَنْتَصِرانِ فلا تمتنعان.
Yahut başlarına dökülen erimiş bakırdır. İbn Kesîr şîn harfinin kesrasıyla { شُواظٌ } okumuştur ki bu bir lehçedir; { وَنُحاسٌ } kelimesini de { نارٍ } üzerine atfederek cer ile okumuştur. Ebû Amr ve bir rivayette Ya'kûb da bu kıraatte ona muvafakat etmiştir. «Lıhf» (لِحْف) kelimesinin çoğulu olan «lühuf» (لُحُف) vezninde bir çoğul olarak «وَنُحُسٌ» şeklinde de okunmuştur. { فَلا تَنْتَصِرانِ } “Kurtulamazsınız” kendinizi savunup engel olamazsınız.
15123. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ فإن التهديد لطف والتمييز بين المطيع والعاصي بالجزاء والانتقام من الكفار في عداد الآلاء.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” Zira tehdit bir lütuftur; itaatkâr ile isyankârın karşılıkla birbirinden ayırt edilmesi ve kâfirlerden intikam alınması da nimetler sayımındandır.
15124. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ٣٧ الى ٤٠]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 37-40]
15125. Metin
فَإِذَا انْشَقَّتِ السَّماءُ فَكانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهانِ (٣٧) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٣٨) فَيَوْمَئِذٍ لاَّ يُسْئَلُ عَنْ ذَنْبِهِ إِنْسٌ وَلا جَانٌّ (٣٩) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٤٠)
{ فَإِذَا انْشَقَّتِ السَّماءُ فَكانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهانِ (٣٧) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٣٨) فَيَوْمَئِذٍ لاَّ يُسْئَلُ عَنْ ذَنْبِهِ إِنْسٌ وَلا جَانٌّ (٣٩) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٤٠) } “Gök yarılıp da erimiş yağ gibi kırmızı bir gül haline geldiği zaman! Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? İşte o gün ne insana ne de cine günahından sorulmaz. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”
15126. Metin
فَإِذَا انْشَقَّتِ السَّماءُ فَكانَتْ وَرْدَةً أي حمراء كوردة وقرئت بالرفع على كان التامة فيكون من باب التجريد كقوله:
{ فَإِذَا انْشَقَّتِ السَّماءُ فَكانَتْ وَرْدَةً } “Gök yarılıp da bir gül haline geldiği zaman” yani gül gibi kırmızı [olduğu zaman]. Tam fiil olan kâne (كَانَ) kabul edilerek ref' ile de okunmuştur; bu takdirde şairin şu sözünde olduğu gibi tecrîd babından olur:
15127. Metin
وَلَئِنْ بَقِيتُ لأَرْحَلَنَّ بِغَزْوَةٍ ... تَحْوِي الغَنَائِمِ أَوْ يَمُوتَ كَرِيمُ
«Eğer yaşarsam, ganimetler toplayan yahut cömert birinin öleceği bir gazaya mutlaka çıkacağım.»
15128. Metin
كَالدِّهانِ مذابة كالدهن وهو اسم لما يدهن به كالحزام، أو جمع دهن وقيل هو الأديم الأحمر.
{ كَالدِّهانِ } “Erimiş yağ gibi” yağ gibi erimiş [olur]. Bu kelime, hizâm (حِزَام) gibi yağ sürülen şeyin ismidir veya dühn (دُهْن) kelimesinin çoğuludur. Kırmızı tabaklanmış deri olduğu da söylenmiştir.
15129. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ أي مما يكون بعد ذلك.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” Yani bundan sonra meydana gelecek olan şeylerden [hangi nimeti yalanlarsınız?]
15130. Metin
فَيَوْمَئِذٍ أي فيوم تنشق السماء. لاَّ يُسْئَلُ عَنْ ذَنْبِهِ إِنْسٌ وَلا جَانٌّ لأنهم يعرفون بسيماهم وذلك حين ما يخرجون من قبورهم ويحشرون إلى الموقف ذوداً ذوداً على اختلاف مراتبهم، وأما قوله تعالى: فَوَ رَبِّكَ لَنَسْئَلَنَّهُمْ ونحوه فحين يحاسبون في المجمع، والهاء للإِنس باعتبار اللفظ فإنه وإن تأخر لفظاً تقدم رتبة.
{ فَيَوْمَئِذٍ } “İşte o gün” yani göğün yarıldığı gün. { لاَّ يُسْئَلُ عَنْ ذَنْبِهِ إِنْسٌ وَلا جَانٌّ } “Ne insana ne de cine günahından sorulmaz.” Çünkü onlar simalarından tanınırlar; bu da kabirlerinden çıkıp derecelerinin farklılığına göre grup grup mahşer yerine sevk edildikleri zamandır. Allah Teâlâ'nın { فَوَ رَبِّكَ لَنَسْئَلَنَّهُمْ } “Rabbine andolsun ki onların hepsini mutlaka sorguya çekeceğiz” ve benzeri âyetlerine gelince, bu toplanma yerinde hesaba çekildikleri zamandır. [«ذَنْبِهِ» kelimesindeki] zamir, lafız itibarıyla insana aittir; zira lafzen sonra gelse de mertebece öndedir.
15131. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ أي مما أنعم الله على عباده المؤمنين في هذا اليوم.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın bu günde mümin kullarına bahşettiği nimetlerden [hangisini yalanlarsınız?]
15132. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ٤١ الى ٤٦]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 41-46]
15133. Metin
يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيماهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّواصِي وَالْأَقْدامِ (٤١) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٤٢) هذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ (٤٣) يَطُوفُونَ بَيْنَها وَبَيْنَ حَمِيمٍ آنٍ (٤٤) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٤٥)
{ يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيماهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّواصِي وَالْأَقْدامِ (٤١) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٤٢) هذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ (٤٣) يَطُوفُونَ بَيْنَها وَبَيْنَ حَمِيمٍ آنٍ (٤٤) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٤٥) } “Suçlular simalarından tanınır da perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? İşte bu, suçluların yalanladığı cehennemdir! Onlar onunla son derece kaynar su arasında dönüp dolaşırlar. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”
15134. Metin
وَلِمَنْ خافَ مَقامَ رَبِّهِ جَنَّتانِ (٤٦)
{ وَلِمَنْ خافَ مَقامَ رَبِّهِ جَنَّتانِ (٤٦) } “Rabbinin makamından korkan kimse için ise iki cennet vardır.”
15135. Metin
يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيماهُمْ وهو ما يعلوهم من الكآبة والحزن. فَيُؤْخَذُ بِالنَّواصِي وَالْأَقْدامِ مجموعاً بينهما، وقيل يؤخذون بِالنَّواصِي تارة وب الْأَقْدامِ أخرى.
{ يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيماهُمْ } “Suçlular simalarından tanınır” bu da onların yüzünü kaplayan keder ve hüzündür. { فَيُؤْخَذُ بِالنَّواصِي وَالْأَقْدامِ } “Perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar” ikisi bir araya getirilerek [yakalanırlar]. Kâh { بِالنَّواصِي } “perçemlerinden”, kâh { الْأَقْدامِ } “ayaklarından” yakalanacakları da söylenmiştir.
15136. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ هذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ يَطُوفُونَ بَيْنَها بين النار يحرقون بها. وَبَيْنَ حَمِيمٍ ماء حار. آنٍ بلغ النهاية في الحرارة يصب عليهم، أو يسقون منه، وقيل إذا استغاثوا من النار أغيثوا بالحميم.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” { هذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ يَطُوفُونَ بَيْنَها } “İşte bu, suçluların yalanladığı cehennemdir! Onlar onun... arasında dolaşırlar” kendisiyle yakıldıkları ateşin arasında [dolaşırlar]. { وَبَيْنَ حَمِيمٍ } “Ve kaynar su arasında” sıcak su ile [ateş arasında]. { آنٍ } “Son derece kaynar” sıcaklıkta son noktaya ulaşmış olup üzerlerine dökülür yahut ondan içirilirler. Ateşten feryat edip yardım istediklerinde kendilerine kaynar su ile yardım edileceği (cevap verileceği) de söylenmiştir.
15137. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ وَلِمَنْ خافَ مَقامَ رَبِّهِ موقفه الذي يقف فيه العباد للحساب، أو قيامه على أحواله من قام عليه إذا راقبه، أو مقام الخائف عند ربه للحساب بأحد المعنيين فأضيف إلى الرب تفخيماً وتهويلاً، أو ربه ومَقامَ مقحم للمبالغة كقوله:
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” { وَلِمَنْ خافَ مَقامَ رَبِّهِ } “Rabbinin makamından korkan kimse için ise” kulların hesap için duracağı duraktan [korkan] yahut birini gözetlediğinde denilen "onun üzerine durdu" ifadesinden hareketle Allah'ın kulun hâllerine nezaret etmesinden [korkan] veya iki anlamdan biri üzere hesap için kulun Rabbi huzurundaki duruşudur ki tazim ve heybet bildirmek amacıyla Rabb'e izafe edilmiştir; yahut kastedilen bizzat Rabbidir ve mübalağa için «مَقَامَ» lafzı zait kılınmıştır; nitekim şairin şu sözünde olduğu gibi:
15138. Metin
ذَعَرَّتُ بِهِ القَطَا وَنَفَيْتُ عَنْهُ ... مَقَامَ الذِّئْبِ كَالرَّجُلِ اللَّعِينِ
«Onunla bağırtlak kuşlarını ürküttüm ve lanetlenmiş bir adam gibi olan kurdun duruşunu/yerini oradan uzaklaştırdım.»
15139. Metin
جَنَّتانِ جنة للخائف الإِنسي والأخرى للخائف الجني، فإن الخطاب للفريقين والمعنى لكل خائفين منكما أو لكل واحد جنة لعقيدته وأخرى لعمله، أو جنة لفعل الطاعات وأخرى لترك المعاصي، أو جنة يثاب بها وأخرى يتفضل بها عليه، أو روحانية وجسمانية وكذا ما جاء مثنى بعد.
{ جَنَّتانِ } “İki cennet vardır.” İnsanlardan olan korkan kimseye bir cennet, cinlerden olan korkan kimseye de diğer bir cennettir; zira hitap iki zümreyedir ve mana "sizden korkan her iki zümre için" şeklindedir; yahut her bir ferde inancı için bir cennet, ameli için diğer bir cennettir; veya taatleri işlemesi sebebiyle bir cennet, günahları terk etmesi sebebiyle diğer bir cennettir; yahut sevap olarak verilen bir cennet, lütuf olarak bahşedilen diğer bir cennettir; veya biri ruhanî, diğeri cismanîdir. Bundan sonra tesniye (ikil) gelen ifadeler de böyledir.
15140. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ٤٧ الى ٥٠]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 47-50]
15141. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٤٧) ذَواتا أَفْنانٍ (٤٨) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٤٩) فِيهِما عَيْنانِ تَجْرِيانِ (٥٠)
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٤٧) ذَواتا أَفْنانٍ (٤٨) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٤٩) فِيهِما عَيْنانِ تَجْرِيانِ (٥٠) } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Türlü ağaç ve meyvelere (veya çeşit çeşit dallara) sahiptirler. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? İkisinde de akıp giden iki pınar vardır.”
15142. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ ذَواتا أَفْنانٍ أنواع من الأشجار والثمار جمع فِنْ، أو أغصان جمع فنن وهي الغصنة التي تتشعب من فرع الشجرة، وتخصيصها بالذكر لأنها التي تورق وتثمر وتمد الظل.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” { ذَواتا أَفْنانٍ } “Çeşit çeşit dallara (türlere) sahiptirler” fın (فِنّ) kelimesinin çoğulu olarak ağaç ve meyve çeşitleridir; yahut fenin (فَنَن) kelimesinin çoğulu olarak ağacın dalından çatallanan ince dallardır. Bunların özellikle zikredilmesi yapraklanıp meyve veren ve gölgeyi uzatan kısımlar olmalarındandır.
15143. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ فِيهِما عَيْنانِ تَجْرِيانِ حيث شاؤوا في الأعالي والأسافل. قيل إحداهما التسنيم والأخرى السلسبيل.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” { فِيهِما عَيْنانِ تَجْرِيانِ } “İkisinde de akıp giden iki pınar vardır” yukarıda ve aşağıda diledikleri yere akarlar. Birinin Tesnîm, diğerinin Selsebîl olduğu söylenmiştir.
15144. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ٥١ الى ٥٤]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 51-54]
15145. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٥١) فِيهِما مِنْ كُلِّ فاكِهَةٍ زَوْجانِ (٥٢) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٥٣) مُتَّكِئِينَ عَلى فُرُشٍ بَطائِنُها مِنْ إِسْتَبْرَقٍ وَجَنَى الْجَنَّتَيْنِ دانٍ (٥٤)
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٥١) فِيهِما مِنْ كُلِّ فاكِهَةٍ زَوْجانِ (٥٢) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٥٣) مُتَّكِئِينَ عَلى فُرُشٍ بَطائِنُها مِنْ إِسْتَبْرَقٍ وَجَنَى الْجَنَّتَيْنِ دانٍ (٥٤) } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? İkisinde de her meyveden çifter çifter vardır. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar; iki cennetin devşirilecek meyvesi de pek yakındır.”
15146. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”
15147. Metin
فِيهِما مِنْ كُلِّ فاكِهَةٍ زَوْجانِ صنفان غريب ومعروف، أو رطب ويابس.
{ فِيهِما مِنْ كُلِّ فاكِهَةٍ زَوْجانِ } “İkisinde de her meyveden çifter çifter vardır” garip ve bilinen yahut yaş ve kuru olmak üzere iki çeşittir.
15148. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ مُتَّكِئِينَ عَلى فُرُشٍ بَطائِنُها مِنْ إِسْتَبْرَقٍ من ديباج ثخين وإذا كانت البطائن كذلك فما ظنك بالظهائر، ومُتَّكِئِينَ مدح للخائفين أو حال منهم، لأن من خاف في معنى الجمع.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” { مُتَّكِئِينَ عَلى فُرُشٍ بَطائِنُها مِنْ إِسْتَبْرَقٍ } “Astarları kalın ipekten döşeklere yaslanırlar” kalın atlastan/ipektendir. Astarları böyle olunca dış yüzlerini var sen düşün! { مُتَّكِئِينَ } “Yaslanırlar” korkan kimseler için bir övgü yahut onlardan bir hâldir; çünkü «مَنْ خَافَ» (korkan kimse) lafzı çoğul anlamındadır.
15149. Metin
وَجَنَى الْجَنَّتَيْنِ دانٍ قريب يناله القاعد والمضطجع، وَجَنَى اسم بمعنى مجنى وقرئ بكسر الجيم.
{ وَجَنَى الْجَنَّتَيْنِ دانٍ } “İki cennetin devşirilecek meyvesi de pek yakındır” oturanın da yatanın da erişebileceği kadar yakındır. «الجَنَى» kelimesi «مَجْنَى» (devşirilen meyve) anlamında bir isimdir ve cîm harfinin kesrasıyla da okunmuştur.
15150. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ٥٥ الى ٥٨]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 55-58]
15151. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٥٥) فِيهِنَّ قاصِراتُ الطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلا جَانٌّ (٥٦) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٥٧) كَأَنَّهُنَّ الْياقُوتُ وَالْمَرْجانُ (٥٨)
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٥٥) فِيهِنَّ قاصِراتُ الطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلا جَانٌّ (٥٦) فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ (٥٧) كَأَنَّهُنَّ الْياقُوتُ وَالْمَرْجانُ (٥٨) } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Oralarda bakışlarını yalnız eşlerine dikmiş öyle kadınlar vardır ki, bunlardan önce kendilerine ne bir insan ne de bir cin dokunmuştur. Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Sanki onlar yakut ve mercandırlar.”
15152. Metin
فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ فِيهِنَّ في الجنان فإن جنتان تدل على جنان هي للخائفين أو فيما فيهما من الأماكن والقصور، أو في هذه الآلاء المعدودة من الجنتين والعينين والفاكهة والفرش. قاصِراتُ الطَّرْفِ نساء قصرن أبصارهن على أزواجهن. لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلا جَانٌّ لم يمس الإِنسيات إنس ولا الجنيات جن، وفيه دليل على أن الجن يطمثون. وقرأ الكسائي بضم الميم. فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ.
{ فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” { فِيهِنَّ } “Oralarda” cennetlerdedir; zira «iki cennet» ifadesi, korkanlar için var olan cennetlere yahut o iki cennetteki mekân ve köşklere ya da iki cennet, iki pınar, meyve ve döşeklerden sayılan bu nimetlere delalet eder. { قاصِراتُ الطَّرْفِ } “Bakışlarını yalnız eşlerine dikmiş” gözlerini eşlerinden başkasına çevirmeyen kadınlardır. { لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلا جَانٌّ } “Onlara kendilerinden önce ne bir insan ne de bir cin dokunmuştur” insan olanlarına bir insan, cin olanlarına da bir cin dokunmamıştır. Bunda cinlerin de cinsel temasta bulunduklarına delil vardır. El-Kisâî mîm harfinin dammesiyle [«يطمُثهن»] okumuştur. { فَبِأَيِّ آلاءِ رَبِّكُما تُكَذِّبانِ } “Artık Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”
15153. Metin
كَأَنَّهُنَّ الْياقُوتُ وَالْمَرْجانُ أي وحمرة الوجنة وبياض البشرة وصفائهما.
{ كَأَنَّهُنَّ الْياقُوتُ وَالْمَرْجانُ } “Sanki onlar yakut ve mercandırlar” yani yanak kırmızılığı, ten beyazlığı ve her ikisinin berraklığı bakımından [böyledirler].
15154. Metin
[سورة الرحمن (٥٥) : الآيات ٥٩ الى ٦١]
[Rahmân Suresi (55), Ayet 59-61]