75286. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
75287. Metin
٤٩- سُورَةُ الْحُجُرَاتِ
49- HUCURÂT SÛRESİ
75288. Metin
سُمِّيَتْ فِي جَمِيعِ الْمَصَاحِفِ وَكُتُبِ السُّنَّةِ وَالتَّفْسِيرِ سُورَةَ الْحُجُرَاتِ وَلَيْسَ لَهَا اسْمٌ غَيْرُهُ، وَوَجْهُ تَسْمِيَتِهَا أَنَّهَا ذُكِرَ فِيهَا لَفْظُ الْحُجُرَاتِ. وَنَزَلَتْ فِي قِصَّةِ نِدَاءِ بَنِي تَمِيمٍ رَسُول الله ﷺ مِنْ وَرَاءِ حُجُرَاتِهِ، فَعُرِفَتْ بِهَذِهِ الْإِضَافَةِ. وَهِيَ مَدَنِيَّةٌ بِاتِّفَاقِ أَهْلِ التَّأْوِيلِ، أَيْ مِمَّا نَزَلَ بَعْدَ الْهِجْرَةِ، وَحَكَى السُّيُوطِيُّ فِي «الْإِتْقَانِ» قَوْلًا شَاذًّا أَنَّهَا مَكِّيَّةٌ وَلَا يُعْرَفُ قَائِلُ هَذَا الْقَوْلِ.
Bütün Mushaflarda, hadis ve tefsir kitaplarında Hucurât Sûresi olarak adlandırılmıştır ve bundan başka bir adı da yoktur. Bu şekilde isimlendirilmesinin sebebi, içinde el-Hucurât lafzının zikredilmiş olmasıdır. Benî Temîm kabilesinin Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem odalarının arkasından seslenmesi kıssası hakkında inmiş ve bu izafetle tanınmıştır. Müfessirlerin ittifakıyla Medenîdir; yani hicretten sonra inen sûrelerdendir. Süyûtî, el-İtkân adlı eserinde onun Mekkî olduğuna dair şâz bir görüş nakletmişse de bu görüşün sahibi bilinmemektedir.
75289. Metin
وَفِي أَسْبَابِ النُّزُولِ لِلْوَاحِدِيِّ أَنَّ قَوْلَهُ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْناكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَأُنْثى [الحجرات: ١٣] الْآيَةَ نَزَلَتْ بِمَكَّةَ فِي يَوْمِ فَتْحِ مَكَّةَ كَمَا سَيَأْتِي، وَلَمْ يُثْبِتْ أَنَّ تِلْكَ الْآيَةَ نَزَلَتْ بِمَكَّةَ كَمَا سَيَأْتِي. وَلَمْ يَعُدَّهَا فِي «الْإِتْقَانِ» فِي عِدَادِ السُّورِ الْمُسْتَثْنَى بَعْضُ آيَاتِهَا. وَهِيَ السُّورَةُ الثَّامِنَةُ بَعْدَ الْمِائَةِ فِي تَرْتِيبِ نُزُولِ السُّوَرِ، نَزَلَتْ بَعْدَ سُورَةِ الْمُجَادِلَةِ وَقَبْلَ سُورَةِ التَّحْرِيمِ وَكَانَ نُزُولُ هَذِهِ السُّورَةِ سَنَةَ تِسْعٍ، وَأَوَّلُ آيِهَا فِي شَأْنِ وَفْدِ بَنِي تَمِيمٍ كَمَا سَيَأْتِي عِنْدَ قَوْلِهِ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ [الحجرات: ١] وَقَوْلِهِ: إِنَّ الَّذِينَ يُنادُونَكَ مِنْ وَراءِ الْحُجُراتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ [الحجرات:
Vâhidî'nin Esbâb-ı Nüzûl adlı eserinde, Yüce Allah'ın: { يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْناكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَأُنْثى } “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık” [Hucurât: 13] ayetinin, ileride geleceği üzere Mekke fethi günü Mekke'de indiği belirtilmiştir; ancak bu ayetin Mekke'de indiği -yine ileride geleceği üzere- sabit olmamıştır. Süyûtî el-İtkân'da bu sûreyi, bazı ayetleri istisna edilen sûreler arasında saymamıştır. İniş sırasına göre yüz sekizinci sûredir; Mücâdele Sûresi'nden sonra ve Tahrîm Sûresi'nden önce inmiştir. Bu sûrenin inişi dokuzuncu yılda olmuştur. İlk ayetleri, ileride Yüce Allah'ın: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ } “Ey iman edenler! Allah'ın ve Resûlü'nün önüne geçmeyin” [Hucurât: 1] ve: { إِنَّ الَّذِينَ يُنادُونَكَ مِنْ وَراءِ الْحُجُراتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ } [Hucurât:
75290. Metin
٤] . وَعَدَّ جَمِيعُ الْعَادِّينَ آيَهَا ثَمَانَ عَشْرَةَ آيَةً.
4] { إِنَّ الَّذِينَ يُنادُونَكَ مِنْ وَراءِ الْحُجُراتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ } “Şüphesiz sana odaların arkasından seslenenlerin çoğu aklı ermez kimselerdir” ayetinde geleceği üzere Benî Temîm heyeti hakkındadır. Ayet sayıcıların tamamı, bu sûrenin ayetlerini on sekiz ayet olarak saymıştır.
75291. Metin
أَغْرَاضُ هَاتِهِ السُّورَةِ
Bu Sûrenin Amaçları
75292. Metin
تَتَعَلَّقُ أَغْرَاضُهَا بِحَوَادِثَ جَدَّتْ مُتَقَارِبَةً كَانَتْ سَبَبًا لِنُزُولِ مَا فِيهَا مِنْ أَحْكَامٍ وَآدَابٍ.
Sûrenin hedefleri, içerdiği hüküm ve edeplerin inişine sebep olan ve birbirine yakın zamanlarda meydana gelen olaylarla ilgilidir.
75293. Metin
وَأَوَّلُهَا تَعْلِيمُ الْمُسْلِمِينَ بَعْضَ مَا يَجِبُ عَلَيْهِمْ مِنَ الْأَدَبِ مَعَ النبيء ﷺ فِي
Bunların ilki, Müslümanlara Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile olan muamelelerinde,
75294. Metin
مُعَامَلَتِهِ وَخِطَابِهِ وَنِدَائِهِ، دَعَا إِلَى تَعْلِيمِهِمْ إِيَّاهَا مَا ارْتَكَبَهُ وَفْدُ بَنِي تَمِيمٍ مِنْ جَفَاءِ الْأَعْرَابِ لَمَّا نادوا الرَّسُول ﷺ مِنْ بُيُوتِهِ كَمَا سَيَأْتِي عِنْدَ قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّ الَّذِينَ يُنادُونَكَ مِنْ وَراءِ الْحُجُراتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ [الحجرات: ٤] . وَوُجُوبِ صِدْقِ الْمُسْلِمِينَ فِيمَا يُخْبِرُونَ بِهِ. وَالتَّثَبُّتِ فِي
ona hitap ederken ve seslenirken takınmaları gereken edeplerden bazılarını öğretmektir. Benî Temîm heyetinin, Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem -ileride Yüce Allah'ın: { إِنَّ الَّذِينَ يُنادُونَكَ مِنْ وَراءِ الْحُجُراتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ } “Şüphesiz sana odaların arkasından seslenenlerin çoğu aklı ermez kimselerdir” [Hucurât: 4] ayetinde geleceği üzere- evlerinin arkasından seslenirken sergiledikleri bedevî kabalığı, bu edeplerin öğretilmesini gerektirmiştir. Ayrıca Müslümanların haber verdikleri şeylerde doğru olmalarının gerekliliği, mutlak surette
75295. Metin
نَقْلِ الْخَبَرِ مُطْلَقًا وَأَنَّ ذَلِكَ مِنْ خُلُقِ الْمُؤْمِنِينَ، وَمُجَانَبَةِ أَخْلَاقِ الْكَافِرِينَ وَالْفَاسِقِينَ، وَتَطَرَّقَ إِلَى مَا يَحْدُثُ مِنَ التَّقَاتُلِ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ، وَالْإِصْلَاحِ بَيْنَهُمْ لِأَنَّهُمْ إِخْوَةٌ، وَمَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ مِنْ آدَابِ حُسْنِ الْمُعَامَلَةِ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ فِي أَحْوَالِهِمْ فِي السِّرِّ وَالْعَلَانِيَةِ، وَتَخَلَّصَ مِنْ ذَلِكَ إِلَى التَّحْذِيرِ مِنْ بَقَايَا خُلُقِ الْكُفْرِ فِي بَعْضِ جُفَاةِ الْأَعْرَابِ تَقْوِيمًا لِأَوَدِ نُفُوسِهِمْ.
haberi aktarırken iyice araştırmanın müminlerin ahlakından olduğu, kâfir ve fâsıkların ahlakından uzak durulması gerektiği ele alınmıştır. Müslümanlar arasında meydana gelebilecek çatışmalara, kardeş oldukları için aralarının düzeltilmesine ve Allah'ın Müslümanların gizli ve açık hallerinde birbirleriyle kuracakları iyi muamele edeplerine dair emrettiklerine değinilmiştir. Buradan hareketle, nefislerindeki eğrilikleri düzeltmek amacıyla bazı kaba bedevîlerde kalan küfür ahlakının kalıntılarına karşı uyarıda bulunulmuştur.
75296. Metin
وَقَالَ فَخْرُ الدِّينِ عِنْدَ تَفْسِيرِ قَوْلِهِ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ جاءَكُمْ فاسِقٌ بِنَبَإٍ فَتَبَيَّنُوا [الحجرات: ٦] : هَذِهِ السُّورَةُ فِيهَا إِرْشَادُ الْمُؤْمِنِينَ إِلَى مَكَارِمِ الْأَخْلَاقِ، وَهِيَ إِمَّا مَعَ اللَّهِ أَوْ مَعَ رَسُوله ﷺ أَو مَعَ غير هما من أنباء الْجِنْسِ، وَهُمْ عَلَى صِنْفَيْنِ: إِمَّا أَنْ يَكُونُوا عَلَى طَرِيقَةِ الْمُؤْمِنِينَ وَدَاخِلِينَ فِي رُتْبَةِ الطَّاعَةِ أَوْ خَارِجِينَ عَنْهَا وَهُوَ الْفُسُوقُ، وَالدَّاخِلُ فِي طَائِفَتِهِمْ: إِمَّا أَنْ يَكُونَ حَاضِرًا عِنْدَهُمْ أَوْ غَائِبًا عَنْهُمْ فَهَذِهِ خَمْسَةُ أَقْسَامٍ، قَالَ: فَذَكَرَ اللَّهُ فِي هَذِهِ السُّورَةِ خَمْسَ مَرَّاتٍ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا وَأَرْشَدَ بَعْدَ كُلِّ مَرَّةٍ إِلَى مَكْرُمَةٍ مِنْ قِسْمٍ مِنَ الْأَقْسَامِ الْخَمْسَةِ، وَسَنَأْتِي عَلَى بَقِيَّةِ كَلَامِهِ عِنْدَ تَفْسِيرِ الْآيَةِ الْأُولَى مِنْ هَذِهِ السُّورَةِ.
Fahreddîn [er-Râzî], Yüce Allah'ın: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ جاءَكُمْ فاسِقٌ بِنَبَإٍ فَتَبَيَّنُوا } “Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse, onu iyice araştırın” [Hucurât: 6] ayetini tefsir ederken şöyle demiştir: Bu sûrede müminlerin güzel ahlaka yönlendirilmesi söz konusudur. Bu ahlak ya Allah ile ya Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem ile ya da onların dışındaki hemcinsleriyle ilgilidir. İnsanlar da iki kısımdır: Ya müminlerin yolunda olup itaat mertebesine dâhildirler ya da bunun dışındadırlar ki bu da fâsıklıktır. Müminler topluluğuna dâhil olan kişi ise ya yanlarında hazır bulunur ya da yanlarında bulunmaz; işte bunlar beş kısımdır. Râzî dedi ki: Allah bu sûrede beş defa { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا } “Ey iman edenler!” diye zikretmiş ve her defasından sonra bu beş kısımdan birine ait bir erdeme yönlendirmiştir. Onun sözünün devamını bu sûrenin ilk ayetinin tefsirinde aktaracağız.
75297. Metin
وَهَذِهِ السُّورَةُ هِيَ أَوَّلُ سُوَرِ الْمُفَصَّلِ بِتَشْدِيدِ الصَّادِ وَيُسَمَّى الْمُحْكَمُ عَلَى أَحَدِ أَقْوَالٍ فِي الْمَذْهَبِ، وَهُوَ الَّذِي ارْتَضَاهُ الْمُتَأَخِّرُونَ مِنَ الْفُقَهَاءِ وَفِي مَبْدَأِ الْمُفَصَّلِ عِنْدَنَا أَقْوَالٌ عَشَرَةٌ أَشْهَرُهَا قَوْلَانِ قِيلَ: إِنَّ مَبْدَأَهُ سُورَةُ ق وَقِيلَ سُورَةُ الْحُجُرَاتِ، وَفِي مَبْدَأِ وَسَطِ الْمُفَصَّلِ قَوْلَانِ أَصَحُّهُمَا أَنَّهُ سُورَةُ عَبَسَ، وَفِي قِصَارِهِ قَوْلَانِ أَصَحُّهُمَا أَنَّهَا مِنْ سُورَةِ وَالضُّحَى.
Bu sûre, mezhepteki görüşlerden birine göre –ki sonraki fakihlerin benimsediği görüş de budur– sad harfinin şeddesiyle Mufassal'ın (bölümlere ayrılmış sûrelerin) ilkidir ve el-Muhkem olarak da adlandırılır. Bizim mezhebimizde Mufassal'ın başlangıcı hakkında on görüş bulunmakta olup en meşhurları iki görüştür: Başlangıcının Kâf Sûresi olduğu söylenmiştir, Hucurât Sûresi olduğu da söylenmiştir. Evsât-ı Mufassal'ın (orta uzunluktaki Mufassal sûrelerin) başlangıcı hakkında iki görüş vardır; en sahih olanı Abese Sûresi olduğudur. Kısâr-ı Mufassal'ın (kısa Mufassal sûrelerin) başlangıcı hakkında da iki görüş olup en sahih olanı Vedduhâ Sûresi'nden itibaren başladığıdır.
75298. Metin
وَاخْتَلَفَ الْحَنَفِيَّةُ فِي مَبْدَأِ الْمُفَصَّلِ عَلَى أَقْوَالٍ اثْنَيْ عَشَرَ، وَالْمُصَحَّحُ أَنَّ أَوَّلَهُ مِنَ
Hanefîler Mufassal'ın başlangıcı konusunda on iki farklı görüşe ayrılmışlardır; tashih edilen görüşe göre başlangıcı
75299. Metin
الْحُجُرَاتِ، وَأَوَّلَ وَسَطِ الْمُفَصَّلِ سُورَةُ الطَّارِقِ، وَأَوَّلَ الْقِصَارِ سُورَةُ إِذا زُلْزِلَتِ الْأَرْضُ [الزلزلة: ١] .
Hucurât Sûresi'dir. Evsât-ı Mufassal'ın ilki Târık Sûresi, Kısâr-ı Mufassal'ın ilki ise { إِذا زُلْزِلَتِ الْأَرْضُ } “Yeryüzü sarsıldığı zaman” [Zilzâl: 1] sûresidir.
75300. Metin
وَعِنْدَ الشَّافِعِيَّةِ قِيلَ: أَوَّلُ الْمُفَصَّلِ سُورَةُ الْحُجُرَاتِ، وَقِيلَ سُورَةُ ق، وَرَجَّحَهُ ابْنُ كَثِيرٍ فِي التَّفْسِيرِ كَمَا سَيَأْتِي. وَعِنْدَ الْحَنَابِلَةِ أَوَّلُ الْمُفَصَّلِ سُورَةُ ق.
Şâfiîlere göre Mufassal'ın ilkinin Hucurât Sûresi olduğu söylenmiş, Kâf Sûresi olduğu da söylenmiştir; İbn Kesîr tefsirinde -ileride geleceği üzere- bunu tercih etmiştir. Hanbelîlere göre ise Mufassal'ın ilki Kâf Sûresi'dir.
75301. Metin
وَالْمُفَصَّلُ هُوَ السُّورُ الَّتِي تُسْتَحَبُّ الْقِرَاءَةُ بِبَعْضِهَا فِي بَعْضِ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ عَلَى مَا هُوَ مُبَيَّنٌ فِي كتب الْفِقْه.
Mufassal, fıkıh kitaplarında açıklandığı üzere, beş vakit namazın bazılarında bir kısmının okunması müstehap olan sûrelerdir.
75303. Metin
[سُورَة الحجرات (٤٩) : آيَة ١]
[Hucurât Sûresi (49), Ayet 1]
75304. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
75305. Metin
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ (١)
{ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ } “Ey iman edenler! Allah'ın ve Resûlü'nün önüne geçmeyin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (1)
75306. Metin
الِافْتِتَاحُ بِنِدَاءِ الْمُؤْمِنِينَ لِلتَّنْبِيهِ عَلَى أَهَمِّيَّةِ مَا يَرِدُ بَعْدَ ذَلِكَ النِّدَاءِ لِتَتَرَقَّبَهُ أَسْمَاعُهُمْ بِشَوْقٍ. وَوَصْفُهُمْ بِ الَّذِينَ آمَنُوا جَارٍ مَجْرَى اللَّقَبِ لَهُمْ مَعَ مَا يُؤْذِنُ بِهِ أَصْلُهُ مِنْ أَهْلِيَّتِهِمْ لِتَلَقِّي هَذَا النَّهْيِ بِالِامْتِثَالِ.
Müminlere hitap ile başlanması, kulaklarının iştiyakla beklemesi için bu nidadan sonra gelecek olan şeyin önemine dikkat çekmek içindir. Onların { الَّذِينَ آمَنُوا } “iman edenler” şeklinde nitelendirilmesi, bu niteliğin asıl anlamının bu yasağı itaatle karşılamaya layık olduklarını bildirmesiyle birlikte, onlar için bir unvan mesabesindedir.
75307. Metin
وَقَدْ تَقَدَّمَ عِنْدَ الْكَلَامِ عَلَى أَغْرَاضِ السُّورَةِ أَنَّ الْفَخْرَ ذَكَرَ أَنَّ اللَّهَ أَرْشَدَ الْمُؤْمِنِينَ إِلَى مَكَارِمِ الْأَخْلَاقِ، وَهِيَ إِمَّا فِي جَانِبِ اللَّهِ أَوْ جَانب رَسُوله ﷺ، أَوْ بِجَانِبِ الْفُسَّاقِ أَوْ بِجَانِبِ الْمُؤْمِنَ الْحَاضِرِ أَوْ بِجَانِبِ الْمُؤْمِنَ الْغَائِبِ، فَهَذِهِ خَمْسَةُ أَقْسَامٍ، فَذَكَرَ اللَّهُ فِي هَذِهِ السُّورَةِ خَمْسَ مَرَّاتٍ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا فَأَرْشَدَ فِي كُلِّ مَرَّةٍ إِلَى مَكْرُمَةٍ مَعَ قِسْمٍ مِنَ الْأَقْسَامِ الْخَمْسَةِ إِلَخْ، فَهَذَا النِّدَاءُ الْأَوَّلُ انْدَرَجَ فِيهِ وَاجِبُ الْأَدَبِ مَعَ الله وَرَسُوله ﷺ تُعْرِضُ الْغَفْلَةُ عَنْهَا.
Sûrenin amaçları ele alınırken daha önce geçtiği üzere, Fahreddin [er-Râzî], Allah'ın müminleri güzel ahlaka yönlendirdiğini ve bunun da ya Allah tarafında ya Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem tarafında ya fâsıklar tarafında ya hazır bulunan mümin tarafında ya da gıyapta bulunan mümin tarafında olduğunu belirtmişti. İşte bunlar beş kısımdır. Allah bu sûrede beş defa { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا } “Ey iman edenler!” diye zikretmiş ve her defasında bu beş kısımdan birine dair bir erdeme yönlendirmiştir... Bu ilk nidanın içine, kendisinden gaflet gösterilmesi muhtemel olan Allah'a ve Resûlü'ne sallallâhu aleyhi ve sellem karşı edep vazifesi dâhil olmuştur.
75308. Metin
وَالتَّقَدُّمُ حَقِيقَتُهُ: الْمَشْيُ قَبْلَ الْغَيْرِ، وَفِعْلُهُ الْمُجَرَّدُ: قَدَمَ مِنْ بَابِ نَصَرَ قَالَ تَعَالَى:
Tekaddüm kelimesinin hakiki anlamı: Başkasının önünde yürümektir. Mücerred (yalın) fiili, nasara babından kademe (قَدَمَ) fiilidir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
75309. Metin
يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيامَةِ [هود: ٩٨] . وَحَقُّ قَدَّمَ بِالتَّضْعِيفِ أَنْ يَصِيرَ مُتَعَدِّيًا إِلَى مَفْعُولَيْنِ لَكِنَّ ذَلِكَ لَمْ يَرِدْ وَإِنَّمَا يُعَدَّى إِلَى الْمَفْعُولِ الثَّانِي بِحَرْفِ عَلَى.
{ يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيامَةِ } “Kıyamet gününde kavminin önüne düşer” [Hûd: 98]. Şeddeli olan kaddeme (قَدَّمَ) fiilinin kural gereği iki mefule (nesneye) geçişli olması gerekirdi; fakat bu şekilde gelmemiştir; ikinci mefule ancak alâ (عَلَى) harf-i ceriyle geçişli kılınır.
75310. Metin
وَيُقَالُ: قَدَّمَ بِمَعْنَى تَقَدَّمَ كَأَنَّهُ قَدَّمَ نَفْسَهُ، فَهُوَ مُضَاعَفٌ صَارَ غَيْرَ مُتَعَدٍّ. فَمَعْنَى لَا تُقَدِّمُوا لَا تَتَقَدَّمُوا.
Kaddeme (قَدَّمَ) kelimesi, sanki kendini öne geçirdi anlamında tekaddeme (تَقَدَّمَ / öne geçti) manasında da kullanılır; dolayısıyla şeddeli olup geçişsiz hale gelmiştir. Bu durumda { لَا تُقَدِّمُوا } ifadesinin anlamı, “öne geçmeyin” (لَا تَتَقَدَّمُوا) demektir.
75311. Metin
فَفِعْلُ لَا تُقَدِّمُوا مُضَارِعُ قَدَّمَ الْقَاصِرَ بِمَعْنَى تَقَدَّمَ عَلَى غَيْرِهِ وَلَيْسَ لِهَذَا الْفِعْلِ مَفْعُولٌ، وَمِنْهُ اشْتُقَّتْ مُقَدِّمَةُ الْجَيْشِ لِلْجَمَاعَةِ الْمُتَقَدِّمَةِ مِنْهُ وَهِيَ ضِدُّ السَّاقَّةِ. وَمِنْهُ سُمِّيَتْ مُقَدِّمَةُ الْكِتَابِ الطَّائِفَةَ مِنْهُ الْمُتَقَدِّمَةَ عَلَى الْكِتَابِ. وَمَادَّةُ فَعَّلَ تَجِيءُ بِمَعْنَى تَفَعَّلَ مِثْلَ وَجَّهَ بِمَعْنَى تَوَجَّهَ وَبَيَّنَ بِمَعْنَى تَبَيَّنَ، وَمِنْ أَمْثَالِهِمْ بَيَّنَ الصُّبْحُ لِذِي عَيْنَيْنِ.
{ لَا تُقَدِّمُوا } fiili, başkasının önüne geçmek anlamındaki geçişsiz kaddeme (قَدَّمَ) fiilinin muzarisidir ve bu fiilin mefulü (nesnesi) yoktur. Ordunun öncü birliğine, geride kalanların (sâkka) zıddı olarak önde giden topluluk olduğu için bu kökten mukaddemetü'l-ceyş (مُقَدِّمَةُ الْجَيْشِ) denilmiştir. Kitabın asıl metninden önce gelen kısmına da bu sebeple kitabın mukaddimesi denilmiştir. Fe‘‘ale (فَعَّلَ) kalıbı, tefe‘‘ale (تَفَعَّلَ) anlamında gelir; veche (وَجَّهَ) fiilinin teveccehe (تَوَجَّهَ / yöneldi) ve beyyene (بَيَّنَ) fiilinin tebeyyene (تَبَيَّنَ / açığa çıktı) anlamında olması gibi. Nitekim Arapların darb-ı mesellerinde: “İki gözü olana sabah açığa çıktı (بَيَّنَ الصُّبْحُ لِذِي عَيْنَيْنِ)” denir.
75312. Metin
وَالتَّرْكِيبُ تَمْثِيلٌ بِتَشْبِيهِ حَالِ مَنْ يَفْعَلُ فِعْلًا دُونَ إِذْنٍ مِنَ الله وَرَسُوله ﷺ بِحَالِ مَنْ يَتَقَدَّمُ مُمَاشِيَهُ فِي مَشْيِهِ وَيَتْرُكُهُ خَلْفَهُ. وَوَجْهُ الشَّبَهِ الِانْفِرَادُ عَنْهُ فِي الطَّرِيقِ. وَالنَّهْيُ هُنَا لِلتَّحْذِيرِ إِذْ لَمْ يَسْبِقْ صُدُورُ فِعْلٍ من أحد افتياتا عَلَى الشَّرْعِ.
Bu terkip, Allah'tan ve Resûlü'nden sallallâhu aleyhi ve sellem izin almaksızın bir iş yapan kimsenin durumunu, yürürken arkadaşının önüne geçip onu arkasında bırakan kimsenin durumuna benzetmek suretiyle bir temsildir. Benzetme yönü (vech-i şebeh), yolda ondan ayrı baş çekmektir. Buradaki nehiy (yasaklama) sakındırma amaçlıdır; zira daha önce hiç kimseden şeriata karşı başına buyruk davranarak yapılmış bir eylem sâdır olmamıştı.
75313. Metin
وَيَسْتَرْوِحُ مِنْ هَذَا أَنَّ هَذَا التَّقَدُّمَ الْمَنْهِيَّ عَنْهُ هُوَ مَا كَانَ فِي حَالَةِ إِمْكَانِ التَّرَقُّبِ وَالتَّمَكُّنِ مِنِ انْتِظَارِ مَا يبرمه الرَّسُول ﷺ بِأَمْر الله فيومىء إِلَى أَنَّ إِبْرَامَ الْأَمْرِ فِي غيبَة الرَّسُول ﷺ لَا حَرَجَ فِيهِ.
Buradan anlaşılan şudur ki; yasaklanan bu öne geçme, gözetleme imkânının ve Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem Allah'ın emriyle karara bağlayacağı şeyi bekleme gücünün bulunduğu durumlarda olandır. Bu da Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem gıyabında bir işi karara bağlamakta bir sakınca olmadığına işaret eder.
75314. Metin
وَهَذِهِ الْآيَةُ تُؤَيِّدُ قَوْلَ الْفُقَهَاءِ: إِنَّ الْمُكَلَّفَ لَا يُقْدِمُ عَلَى فِعْلٍ حَتَّى يَعْلَمَ حُكْمَ اللَّهِ فِيهِ. وَعَدَّ الْغَزَالِيُّ الْعِلْمَ بِحُكْمِ مَا يُقْدِمُ عَلَيْهِ الْمُكَلَّفُ مِنْ قِسْمِ الْعُلُومِ الَّتِي هِيَ فَرْضٌ عَلَى
Bu ayet, fakihlerin: “Mükellef, hakkındaki Allah'ın hükmünü bilmedikçe hiçbir fiile girişemez” sözünü desteklemektedir. Gazzâlî, mükellefin girişeceği işin hükmünü bilmesini, muhatap olan
75315. Metin
الْأَعْيَانِ الَّذِينَ تُعْرَضُ لَهُمْ. وَالْمَقْصُودُ مِنَ الْآيَةِ النَّهْيُ عَنْ إِبْرَامِ شَيْءٍ دُونَ إِذْنٍ مِنْ رَسُول الله ﷺ، فَذُكِرَ قَبْلَهُ اسْمُ اللَّهِ لِلتَّنْبِيهِ عَلَى أَنَّ مُرَادَ اللَّهِ إِنَّمَا يُعْرَفُ مِنْ قبل الرَّسُول ﷺ. وَقَدْ حَصَلَ مِنْ قَوْلِهِ: لَا تُقَدِّمُوا إِلَخْ مَعْنَى اتَّبِعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ.
şahıslara farz-ı ayn olan ilimler kısmından saymıştır. Ayetten maksat, Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem izni olmadan bir şeyi karara bağlamayı yasaklamaktır. Ondan önce Allah'ın isminin zikredilmesi ise, Allah'ın muradının ancak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem tarafından bilinebileceğine dikkat çekmek içindir. Ayetteki { لَا تُقَدِّمُوا } “öne geçmeyin” ifadesinden “Allah'a ve Resûlü'ne uyun” manası hâsıl olmuştur.
75316. Metin
وَسَبَبُ نُزُولِ هَذِهِ الْآيَةِ مَا
Bu ayetin iniş sebebi,
75317. Metin
رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ فِي «صَحِيحِهِ» فِي قِصَّةِ وَفْدِ بَنِي تَمِيمٍ بِسَنَدِهِ إِلَى ابْنِ الزُّبَيْرِ قَالَ «قَدِمَ رَكْبٌ مِنْ بَنِي تَمِيمٍ على النبيء ﷺ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ: أَمِّرْ عَلَيْهِمُ الْقَعْقَاعَ بْنَ مَعْبَدَ بْنَ زُرَارَةَ. وَقَالَ عُمَرُ: بَلْ أَمِّرِ الْأَقْرَعَ بْنَ حَابِسٍ. قَالَ أَبُو بَكْرٍ: مَا أَرَدْتَ إِلَّا خِلَافِي أَوْ إِلَى خِلَافِي قَالَ عُمَرُ: مَا أَرَدْتُ
Buhârî'nin Sahîh'inde Benî Temîm heyeti kıssasında İbnü'z-Zübeyr'e ulaşan senediyle rivayet ettiği şu hadistir: O şöyle dedi: “Benî Temîm'den bir süvari birliği Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem geldi. Ebû Bekir: ‘Onların başına el-Ka‘kâ‘ b. Ma‘bed b. Zürâre'yi emir tayin et’ dedi. Ömer ise: ‘Aksine el-Akra‘ b. Hâbis'i emir tayin et’ dedi. Ebû Bekir: ‘Sen sadece bana muhalefet etmek istedin’ dedi. Ömer: ‘Sana
75318. Metin
خِلَافَكَ أَوْ إِلَى خِلَافِكَ فَتَمَارَيَا حَتَّى ارْتَفَعَتْ أَصْوَاتُهُمَا فِي ذَلِكَ فَنَزَلَ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْواتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النبيء وَلا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَنْ تَحْبَطَ أَعْمالُكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
muhalefet etmek istemedim’ dedi. Bu hususta birbirleriyle tartıştılar, öyle ki sesleri yükseldi. Bunun üzerine: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْواتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النبيء وَلا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَنْ تَحْبَطَ أَعْمالُكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ } “Ey iman edenler! Allah'ın ve Resûlü'nün önüne geçmeyin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi ona yüksek sesle hitap etmeyin; yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider”
75319. Metin
[الحجرات: ١، ٢] .
[Hucurât: 1, 2] ayetleri indi.”
75320. Metin
فَهَذِهِ الْآيَةُ تَوْطِئَةٌ لِلنَّهْيِ عَنْ رَفْعِ الْأَصْوَاتِ عِنْدَ رَسُول الله ﷺ وَالْجَهْرِ لَهُ بِالْقَوْلِ وَنِدَائِهِ مِنْ وَرَاءِ الْحُجُرَاتِ. وَعَنِ الضَّحَّاكِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّهَا نَزَلَتْ بِسَبَبِ بَعْثِ رَسُول الله ﷺ سَرِيَّةً فَقَتَلَتْ بَنُو عَامِرٍ رِجَالَ السَّرِيَّةِ إِلَّا ثَلَاثَةَ نَفَرٍ نَجَوْا فَلَقُوا رجلَيْنِ من بَين سُلَيْمٍ فَسَأَلُوهُمَا عَنْ نِسْبَتِهِمَا فَاعْتَزَيَا إِلَى بَنِي عَامِرٍ ظَنًّا مِنْهُمَا أَنَّ هَذَا الِاعْتِزَاءَ أَنْجَى لَهُمَا مِنْ شَرٍّ تَوَقَّعَاهُ لِأَنَّ بَنِي عَامِرٍ أَعَزُّ مِنْ بَنِي سُلَيْمٍ، فَقَتَلُوا النَّفَرَ الثَّلَاثَةَ وَسَلَبُوهُمَا ثُمَّ أَتَوْا رَسُول الله ﷺ فَأَخْبَرُوهُ فَقَالَ: «بِئْسَمَا صَنَعْتُمْ كَانَا مِنْ بَنِي سُلَيْمٍ، وَالسَّلْبُ مَا كَسَوْتُهُمَا» أَيْ عَرَفَ ذَلِكَ لَمَّا رَأَى السَّلْبَ فَعَرَّفَهُ بِأَنَّهُ كَسَاهُمَا إِيَّاهُ وَكَانَتْ تِلْكَ الْكِسْوَةُ عَلَامَةً عَلَى الْإِسْلَامِ لِئَلَّا يَتَعَرَّضَ لَهُمُ الْمُسْلِمُونَ فَوَادَّهُمَا رَسُول الله ﷺ، وَنَزَلَتْ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا الْآيَةَ، أَيْ لَا تَعْمَلُوا شَيْئًا مِنْ تِلْقَاءِ أَنْفُسِكُمْ فِي التَّصَرُّفِ مِنَ الْأُمَّةِ إِلَّا بَعْدَ أَنْ تَسْتَأْمِرُوا رَسُول الله ﷺ، وَعَلَى هَذِهِ الرِّوَايَةِ تَكُونُ الْقِصَّةُ جَرَتْ قُبَيْلَ قِصَّةِ بَنِي تَمِيمٍ فَقُرِنَتْ آيَتَاهُمَا فِي النُّزُولِ.
Bu ayet, Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem yanında sesleri yükseltmekten, ona karşı yüksek sesle konuşmaktan ve ona odaların arkasından seslenmekten nehyetmeye bir hazırlıktır. Dahhâk'tan, onun da İbn Abbâs'tan rivayetine göre ise bu ayet şu sebeple inmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir seriyye göndermişti. Benî Âmir kabilesi, kurtulan üç kişi hariç seriyyedeki adamları öldürdü. Bu üç kişi Benî Süleym'den iki adama rastlayıp neseplerini sordular. Onlar da Benî Âmir'in Benî Süleym'den daha güçlü olması sebebiyle bu nispetin kendilerini bekledikleri bir şerden kurtaracağını zannederek Benî Âmir'e intisap ettiklerini söylediler. Bunun üzerine o üç kişi bu iki adamı öldürüp eşyalarını aldılar. Sonra Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem gelip durumu haber verdiler. Resûlullah: «Ne kötü bir şey yaptınız! Onlar Benî Süleym'dendi; aldığınız eşyalar da benim onlara giydirdiğim elbiselerdi» buyurdu. Yani üzerlerindeki eşyaları görünce bunu anladı ve onlara kendisinin giydirdiğini bildirdi; o giysi Müslümanlar kendilerine dokunmasın diye İslam'ın bir alametiydi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onların diyetlerini ödedi ve: “Ey iman edenler! Öne geçmeyin...” ayeti indi. Yani; ümmetin işlerini yürütme hususunda Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem danışmadan kendi başınıza hiçbir şey yapmayın demektir. Bu rivayete göre söz konusu kıssa, Benî Temîm kıssasından az önce gerçekleşmiş ve nüzulde her iki olayla ilgili ayetler bir araya getirilmiştir.
75321. Metin
وَهُنَالِكَ رِوَايَاتٌ أُخْرَى فِي سَبَبِ نُزُولِهَا لَا تُنَاسِبُ مَوْقِعَ الْآيَةِ مَعَ الْآيَاتِ الْمُتَّصِلَةِ بِهَا. وَأَيًّا مَا كَانَ سَبَبُ نُزُولِهَا فَهِيَ عَامَّةٌ فِي النَّهْيِ عَنْ جَمِيعِ أَحْوَالِ التَّقَدُّمِ الْمُرَادِ.
Ayetin nüzul sebebi hakkında, onun kendisiyle bağlantılı ayetlerle olan konumuna uygun düşmeyen başka rivayetler de vardır. İniş sebebi ne olursa olsun bu ayet, kastedilen her türlü öne geçme halini yasaklamada geneldir.
75322. Metin
وَجُعِلَتْ هَذِهِ الْآيَةُ فِي صَدْرِ السُّورَةِ مُقَدَّمَةً عَلَى تَوْبِيخِ وَفْدِ بَنِي تَمِيمٍ حِينَ نادوا النبيء ﷺ مِنْ وَرَاءِ الْحُجُرَاتِ لِأَنَّ مَا صَدَرَ مِنْ بَنِي تَمِيمٍ هُوَ مِنْ قَبِيلِ رَفْعِ الصَّوْتِ عِنْد النبيء ﷺ وَلِأَنَّ مُمَارَاةَ أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ وَارْتِفَاعَ أَصْوَاتِهِمَا كَانَتْ فِي قَضِيَّةِ بَنِي تَمِيمٍ فَكَانَتْ هَذِهِ الْآيَةُ تَمْهِيدًا لِقَوْلِهِ: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْواتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النبيء الْآيَةَ، لِأَنَّ مَنْ خَصَّهُ اللَّهُ بِهَذِهِ الْحُظْوَةِ، أَيْ جَعَلَ إِبْرَامَ الْعَمَلِ بِدُونِ أَمْرِهِ كَإِبْرَامِهِ بِدُونِ أَمْرِ
Bu ayet, Benî Temîm heyetinin Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem odaların arkasından seslendikleri zamanki azarlanmalarına bir mukaddime olarak sûrenin başına yerleştirilmiştir. Çünkü Benî Temîm'den sâdır olan şey, Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem huzurunda sesi yükseltmek kabilindendir. Ayrıca Ebû Bekir ile Ömer'in tartışması ve seslerinin yükselmesi de Benî Temîm meselesinde gerçekleşmişti. Dolayısıyla bu ayet: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْواتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النبيء } “Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin...” ayetine bir hazırlık olmuştur. Zira Allah'ın kendisine bu yüksek mertebeyi bahşettiği, yani emri olmaksızın bir işi karara bağlamayı Allah'ın
75323. Metin
اللَّهِ حَقِيقٌ بِالتَّهَيُّبِ وَالْإِجْلَالِ أَنْ يُخْفَضَ الصَّوْتُ لَدَيْهِ.
emri olmadan karara bağlamak gibi kıldığı bir zat, huzurunda sesin alçaltılacağı bir saygı ve hürmete layıktır.
75324. Metin
وَإِنَّمَا قَدَّمَ هَذَا عَلَى تَوْبِيخِ الَّذِينَ نادوا النبيء ﷺ لِأَنَّ هَذَا أَوْلَى بِالِاعْتِنَاءِ إِذْ هُوَ تَأْدِيبُ مَنْ هُوَ أَوْلَى بِالتَّهْذِيبِ.
Bunun, Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem seslenenlerin azarlanmasından öne alınması, ihtimama daha layık olmasındandır; çünkü bu, terbiye edilmeye en layık olan kimselerin edebini temin etmektir.
75325. Metin
وَقَرَأَهُ الْجُمْهُورُ تُقَدِّمُوا بِضَمِّ الْفَوْقِيَّةِ وَكَسْرِ الدَّالِ مُشَدَّدَةً. وَقَرَأَهُ يَعْقُوبُ بِفَتْحِهِمَا عَلَى أَنَّ أَصْلَهُ: لَا تَتَقَدَّمُوا. وَقَالَ فَخْرُ الدِّينِ عِنْدَ الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ جاءَكُمْ فاسِقٌ بِنَبَإٍ فَتَبَيَّنُوا [الحجرات: ٦] فِي هَذِهِ السُّورَةِ: إِنَّ فِيهَا إِرْشَادَ الْمُؤْمِنِينَ إِلَى مَكَارِمِ الْأَخْلَاقِ وَهِيَ: إِمَّا مَعَ اللَّهِ أَوْ مَعَ رَسُوله ﷺ أَوْ مَعَ غَيْرِهِمَا مِنْ أَبْنَاءِ الْجِنْسِ وَهُمْ عَلَى صِنْفَيْنِ لِأَنَّهُمْ: إِمَّا أَنْ يَكُونُوا عَلَى طَرِيقَةِ الْمُؤْمِنِينَ مِنَ الطَّاعَةِ، وَإِمَّا أَنْ يَكُونُوا خَارِجِينَ عَنْهَا بِالْفِسْقِ وَالدَّاخِلُ فِي طَرِيقَتِهِمْ: إِمَّا حَاضِرٌ عِنْدَهُمْ، أَوْ غَائِبٌ عَنْهُمْ، فَذَكَرَ اللَّهُ فِي هَذِهِ السُّورَةِ خَمْسَ مَرَّاتٍ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا وَأَرْشَدَ بَعْدَ كُلِّ مَرَّةٍ إِلَى مَكْرُمَةٍ مِنْ قِسْمٍ مِنَ الْأَقْسَامِ الْخَمْسَةِ.
Cumhur, bu kelimeyi baştaki te harfinin zammesi ve dâl harfinin kesreli şeddesiyle tukaddimû (تُقَدِّمُوا) şeklinde okumuştur. Ya‘kûb ise aslının lâ tetekaddemû (لَا تَتَقَدَّمُوا) olmasına dayanarak her ikisinin fethasıyla [lâ tekaddemû] şeklinde okumuştur. Fahreddin [er-Râzî], Yüce Allah'ın: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ جاءَكُمْ فاسِقٌ بِنَبَإٍ فَتَبَيَّنُوا } “Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse, onu iyice araştırın” [Hucurât: 6] ayetini bu sûrede açıklarken şöyle demiştir: Sûrede müminlerin güzel ahlaka yönlendirilmesi yer almaktadır; bu ahlak ya Allah ile ya Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem ile ya da onların dışındaki hemcinsleriyle ilgilidir. İnsanlar da iki kısımdır; zira onlar ya müminlerin itaat yolundadırlar ya da fısk sebebiyle bu yolun dışındadırlar. Onların yoluna dâhil olanlar da ya yanlarında hazırdır ya da gıyaplarındadır. Bu sebeple Allah bu sûrede beş defa { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا } “Ey iman edenler!” diye zikretmiş ve her defasından sonra bu beş kısımdan bir erdeme yönlendirmiştir.
75326. Metin
فَقَالَ أَوَّلًا: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَهِيَ تَشْمَلُ طَاعَةَ اللَّهِ تَعَالَى، وَذَكَرَ الرَّسُولُ مَعَهُ لِلْإِشَارَةِ إِلَى أَنَّ طَاعَةَ اللَّهِ لَا تُعْلَمُ إِلَّا بِقَوْلِ الرَّسُولِ فَهَذِهِ طَاعَةٌ لِلرَّسُولِ تَابِعَةٌ لِطَاعَةِ اللَّهِ. وَقَالَ ثَانِيًا: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْواتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النبيء [الحجرات: ٢] لِبَيَانِ الْأَدَبِ مَعَ النبيء ﷺ لِذَاتِهِ فِي بَابِ حُسْنِ الْمُعَامَلَةِ. وَقَالَ ثَالِثًا: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ جاءَكُمْ فاسِقٌ بِنَبَإٍ الْآيَةَ لِلتَّنْبِيهِ عَلَى طَرِيقَةِ سُلُوكِ الْمُؤْمِنِينَ فِي مُعَامَلَةِ مَنْ يُعْرَفُ بِالْخُرُوجِ عَنْ طَرِيقَتِهِمْ وَهِيَ طَرِيقَةُ الِاحْتِرَازِ مِنْهُ لِأَنَّ عَمَلَهُ إِفْسَادٌ فِي جَمَاعَتِهِمْ، وَأَعْقَبَهُ بِآيَةِ وَإِنْ طائِفَتانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا [الحجرات: ٩] . وَقَالَ رَابِعًا يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ [الحجرات: ١١] إِلَى قَوْلِهِ: فَأُولئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ [الْبَقَرَة: ٢٢٩] فَنَهَى عَمَّا يُكْثِرُ عَدَمَ الِاحْتِفَاظِ فِيهِ مِنَ الْمُعَامَلَاتِ اللِّسَانِيَّةِ الَّتِي قَلَّمَا يُقَامُ لَهَا وَزْنٌ. وَقَالَ خَامِسًا: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِنَ الظَّنِّ إِلَى قَوْلِهِ: تَوَّابٌ رَحِيمٌ [الحجرات: ١٢] اهـ.
İlk olarak: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ } “Ey iman edenler! Allah'ın ve Resûlü'nün önüne geçmeyin” buyurmuştur ki bu, Yüce Allah'a itaati kapsar. Resûl'ün O'nunla birlikte zikredilmesi ise, Allah'a itaatin ancak Resûl'ün sözüyle bilinebileceğine işaret etmek içindir; dolayısıyla bu, Allah'a itaate tâbi olan bir Resûl'e itaattir. İkinci olarak, güzel muamele babında bizzat Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem gösterilecek edebi beyan etmek için: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْواتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النبيء } “Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin” [Hucurât: 2] buyurmuştur. Üçüncü olarak, kendi yollarının dışına çıktığı bilinen kimselere karşı müminlerin nasıl davranacaklarına dikkat çekmek için: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ جاءَكُمْ فاسِقٌ بِنَبَإٍ } “Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse...” ayetini zikretmiştir; bu da ondan sakınma yoludur, zira onun yaptığı iş toplulukları içinde bir bozgunculuktur. Bunun hemen ardından da: { وَإِنْ طائِفَتانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا } “Eğer müminlerden iki topluluk birbiriyle savaşırlarsa...” [Hucurât: 9] ayetini getirmiştir. Dördüncü olarak: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ } “Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin” [Hucurât: 11] ayetinden { فَأُولئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ } “...işte onlar zalimlerin ta kendileridir” [Bakara: 229] ayetine kadar buyurmuş ve pek değer verilmeyen, çoğunlukla da korunulmayan dille ilgili muameleleri yasaklamıştır. Beşinci olarak ise: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِنَ الظَّنِّ } “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının” ayetinden { تَوَّابٌ رَحِيمٌ } “...tövbeleri çok kabul eden, çok merhamet edendir” [Hucurât: 12] ayetine kadar buyurmuştur. (Alıntı bitti).
75327. Metin
وَيُرِيدُ: أَنَّ اللَّهَ ذَكَرَ مِثَالًا مِنْ كُلِّ صِنْفٍ مِنْ أَصْنَافِ مَكَارِمِ الْأَخْلَاقِ بِحَسَبِ مَا
Râzî şunu kastetmektedir: Allah, bu sûrenin ilk olarak inişine sebep olan şeyle başladıktan sonra,
75328. Metin
اقْتَضَتْهُ الْمُنَاسَبَاتُ فِي هَذِهِ السُّورَةِ بَعْدَ الِابْتِدَاءِ بِمَا نَزَلَتِ السُّورَةُ لِأَجَلِّهِ ابْتِدَاءً لِيَكُونَ كُلُّ مِثَالٍ مِنْهَا دَالًّا عَلَى بَقِيَّةِ نَوْعِهِ وَمُرْشِدًا إِلَى حُكْمِ أَمْثَالِهِ دُونَ كُلْفَةٍ وَلَا سَآمَةٍ. وَقَدْ سَلَكَ الْقُرْآنُ لِإِقَامَةِ أَهَمِّ حُسْنِ الْمُعَامَلَةِ طَرِيقَ النَّهْيِ عَنْ أَضْدَادِهَا مِنْ سُوءِ الْمُعَامَلَةِ لِأَنَّ دَرْءَ الْمَفْسَدَةِ مُقَدَّمٌ فِي النَّظَرِ الْعَقْلِيِّ عَلَى جَلْبِ الْمَصْلَحَةِ.
bu sûredeki münasebetlerin gerektirdiği ölçüde güzel ahlak çeşitlerinin her birinden birer örnek zikretmiştir; ta ki bu örneklerden her biri, külfetsizce ve usanç vermeksizin kendi türünün kalanına delalet etsin ve benzerlerinin hükmüne rehberlik etsin. Kur'an, güzel muamelenin en önemlilerini tesis etmek için, bunların zıddı olan kötü muameleleri yasaklama yolunu tutmuştur; çünkü aklî bakışta mefsedeti (zararı) defetmek, maslahatı (faydayı) celbetmekten öncedir.
75329. Metin
وَعَطْفُ وَاتَّقُوا اللَّهَ تَكْمِلَةٌ لِلنَّهْيِ عَنِ التَّقَدُّمِ بَيْنَ يَدي الرَّسُول ﷺ لِيَدُلَّ عَلَى أَنَّ تَرْكَ إِبْرَامِ شَيْءٍ دُونَ إِذن الرَّسُول ﷺ مِنْ تَقْوَى اللَّهِ وَحْدَهُ، أَيْ ضِدُّهُ لَيْسَ مِنَ التَّقْوَى وَجُمْلَةُ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ فِي مَوْضِعِ الْعِلَّةِ لِلنَّهْيِ عَنِ التَّقَدُّمِ بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَلِلْأَمْرِ بِتَقْوَى اللَّهِ.
{ وَاتَّقُوا اللَّهَ } “Allah'a karşı gelmekten sakının” ifadesinin atfedilmesi, Resûl'ün sallallâhu aleyhi ve sellem huzurunda öne geçme yasağını tamamlayıcı mahiyettedir; ta ki Resûl'ün sallallâhu aleyhi ve sellem izni olmadan bir işi karara bağlamamayı terk etmenin sırf Allah'a karşı takvadan kaynaklandığını, yani bunun zıddının takvadan olmadığını göstersin. { إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ } “Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir” cümlesi ise Allah'ın ve Resûlü'nün önüne geçme yasağının ve Allah'a karşı takvalı olma emrinin gerekçesi konumundadır.
75330. Metin
وَالسَّمِيعُ: الْعَلِيمُ بِالْمَسْمُوعَاتِ، وَالْعَلِيمُ أَعَمُّ وَذَكَرَهَا بَيْنَ الصِّفَتَيْنِ كِنَايَةً عَنِ التَّحْذِيرِ مِنَ الْمُخَالَفَةِ فَفِي ذَلِكَ تَأْكِيدٌ للنَّهْي وَالْأَمر.
Semî‘: İşitilenleri hakkıyla bilendir; Alîm ise daha geneldir. Bu iki sıfatın peş peşe zikredilmesi, muhalefetten sakındırmaya kinaye olup bunda yasağın ve emrin teyidi vardır.
75332. Metin
[سُورَة الحجرات (٤٩) : آيَة ٢]
[Hucurât Sûresi (49), Ayet 2]
75333. Metin
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْواتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَنْ تَحْبَطَ أَعْمالُكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ (٢)
{ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْواتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَنْ تَحْبَطَ أَعْمالُكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ } “Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi ona yüksek sesle hitap etmeyin; yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider.” (2)
75334. Metin
إِعَادَةُ النِّدَاءِ ثَانِيًا لِلِاهْتِمَامِ بِهَذَا الْغَرَضِ وَالْإِشْعَارِ بِأَنَّهُ غَرَضٌ جَدِيرٌ بِالتَّنْبِيهِ عَلَيْهِ بِخُصُوصِهِ حَتَّى لَا يَنْغَمِرَ فِي الْغَرَضِ الْأَوَّلِ فَإِنَّ هَذَا مِنْ آدَابِ سُلُوكِ الْمُؤْمِنِينَ فِي مُعَاملَة النبيء ﷺ وَمُقْتَضَى التَّأَدُّبِ بِمَا هُوَ آكَدُ مِنَ الْمُعَامَلَاتِ بِدَلَالَةِ الْفَحْوَى.
Nidanın ikinci kez tekrarlanması, bu amaca verilen önemi vurgulamak ve ilk amacın içinde kaybolup gitmemesi için özellikle dikkat çekilmeye layık bir husus olduğunu hissettirmek içindir. Çünkü bu, müminlerin Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile olan muamelelerindeki davranış edeplerindendir ve delâletü'l-fehvâ (öncelik yolu) ile muamelelerin en pekiştirilmiş olanıyla edeplenmenin gereğidir.
75335. Metin
وَهَذَا أَيْضًا تَوْطِئَةٌ لِقَوْلِهِ: إِنَّ الَّذِينَ يُنادُونَكَ مِنْ وَراءِ الْحُجُراتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ [الحجرات: ٤] وَإِلْقَاءٌ لِتَرْبِيَةٍ أُلْقِيَتْ إِلَيْهِمْ لِمُنَاسَبَةِ طَرَفٍ مِنْ أَطْرَافِ خَبَرِ وَفْدِ بَنِي تَمِيمٍ.
Bu ayet aynı zamanda: { إِنَّ الَّذِينَ يُنادُونَكَ مِنْ وَراءِ الْحُجُراتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ } “Şüphesiz sana odaların arkasından seslenenlerin çoğu aklı ermez kimselerdir” [Hucurât: 4] kavline bir hazırlık ve Benî Temîm heyetinin haberinin bir parçası münasebetiyle onlara verilmiş bir terbiyenin takdimidir.
75336. Metin
وَالرَّفْعُ: مُسْتَعَارٌ لِجَهْرِ الصَّوْتِ جَهْرًا مُتَجَاوِزًا لِمُعْتَادِ الْكَلَامِ، شَبَّهَ جَهْرَ الصَّوْتِ بِإِعْلَاءِ الْجِسْمِ فِي أَنَّهُ أَشَدُّ بُلُوغًا إِلَى الْأَسْمَاعِ كَمَا أَنَّ إِعْلَاءَ الْجِسْمِ أَوْضَحُ لَهُ فِي الْإِبْصَارِ، عَلَى طَرِيقَةِ الِاسْتِعَارَةِ الْمَكْنِيَّةِ، أَوْ شَبَّهَ إِلْقَاءَ الْكَلَامِ بِجَهْرٍ قَوِيٍّ بِإِلْقَائِهِ مِنْ مَكَانٍ مُرْتَفِعٍ كَالْمِئْذَنَةِ عَلَى طَرِيقَةِ الِاسْتِعَارَةِ التَّبَعِيَّةِ.
er-Ref‘ (الرَّفْعُ / yükseltmek), sesin alışılagelmiş konuşma sınırını aşacak şekilde yükseltilmesi (cehr) anlamında istiare yoluyla kullanılmıştır. Sesin yükseltilmesi, kulaklara daha şiddetli ulaşması yönüyle cismin yükseğe çıkarılmasına benzetilmiştir; nitekim cismin yükseğe çıkarılması da gözler tarafından görülmesini daha belirgin kılar. Bu, istiare-i mekniyye yoluyladır. Yahut sözü güçlü bir ses tonuyla söylemek, minare gibi yüksek bir mekândan seslenmeye benzetilmiştir ki bu da istiare-i tebeiyye yoluyladır.
75337. Metin
وَ (فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيءِ) تَرْشِيحٌ لِاسْتِعَارَةِ لَا تَرْفَعُوا وَهُوَ فَوْقٌ مَجَازِيٌّ أَيْضًا.
{ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ } “Peygamber'in sesinin üstüne” ifadesi, { لَا تَرْفَعُوا } “yükseltmeyin” istiaresinin terşîhi (kuvvetlendirici unsuru) olup buradaki 'fevk' (üst/üzeri) de mecazidir.
75338. Metin
وَمَوْقِعُ قَوْلِهِ: فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ مَوْقِعُ الْحَالِ مِنْ أَصْواتَكُمْ، أَيْ مُتَجَاوِزَةً صَوت النبيء ﷺ، أَيْ مُتَجَاوِزَةَ الْمُعْتَادِ فِي جَهْرِ الْأَصْوَاتِ فَإِن النبيء ﷺ يَتَكَلَّمُ بِجَهْرٍ مُعْتَادٍ. وَلَا مَفْهُومَ لِهَذَا الظَّرْفِ لِأَنَّهُ خَارِجٌ مَخْرَجَ الْغَالِبِ، إِذْ لَيْسَ الْمُرَادُ أَنَّهُ إِذَا رفع النبيء ﷺ صَوْتَهُ فَارْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ بِمِقْدَارِ رَفْعِهِ.
{ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ } ifadesinin konumu, { أَصْواتَكُمْ } ifadesinden hâldir; yani Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem sesini aşacak, diğer bir deyişle ses tonundaki alışılagelmiş sınırı aşacak şekilde demektir. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem alışılagelmiş bir ses tonuyla konuşurdu. Bu zarfın mefhumu (zıt anlamı) geçerli değildir; zira bu ifade galip duruma göre vârit olmuştur. Çünkü kastedilen, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem sesini yükselttiğinde sizin de onun yükselttiği ölçüde sesinizi yükseltmeniz demek değildir.
75339. Metin
وَالْمَعْنَى: لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فِي مَجْلِسِهِ وَبِحَضْرَتِهِ إِذَا كَلَّمَ بَعْضُكُمْ بَعْضًا كَمَا وَقع فِي سُورَة سَبَبِ النُّزُولِ. وَلَقَدْ تَحَصَّلَ مِنْ هَذَا النَّهْيِ مَعْنَى الْأَمْرِ بِتَخْفِيضِ الْأَصْوَاتِ عِنْدَ رَسُول الله ﷺ إِذْ لَيْسَ الْمُرَادُ أَنْ يَكُونُوا سُكُوتًا عِنْدَهُ.
Manası şudur: İniş sebebine dair rivayette geçtiği gibi, birbirinizle konuştuğunuzda onun meclisinde ve huzurunda seslerinizi yükseltmeyin. Bu yasaktan, Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem yanında sesleri alçaltma emrinin manası hâsıl olmuştur; zira kastedilen, onun yanında tamamen suskun kalmaları değildir.
75340. Metin
وَفِي «صَحِيحِ الْبُخَارِيِّ» : قَالَ ابْنُ الزُّبَيْرِ فَمَا كَانَ عُمَرُ يَسْمَعُ رَسُول الله ﷺ بَعْدَ هَذِهِ الْآيَةِ حَتَّى يَسْتَفْهِمَهُ. وَلَمْ يَذْكُرْ أَيِ ابْنُ الزُّبَيْرِ ذَلِكَ عَنْ أَبِيهِ يَعْنِي أَبَا بَكْرٍ وَلَكِنْ أَخْرَجَ الْحَاكِمُ وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ: أَنَّ أَبَا بَكْرٍ قَالَ بَعْدَ نُزُولِ هَذِهِ الْآيَةِ (وَالَّذِي أَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَا أُكَلِّمُكَ إِلَّا كَأَخِي السِّرَارِ حَتَّى أَلْقَى اللَّهَ) .
Sahîh-i Buhârî'de İbnü'z-Zübeyr şöyle demiştir: Bu ayetten sonra Ömer, Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem sesini duyuramazdı; öyle ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona tekrar sordururdu. İbnü'z-Zübeyr bunu babasından -yani Ebû Bekir'den- nakletmemiştir. Fakat Hâkim ve Abd b. Humeyd, Ebû Hüreyre'den şöyle rivayet etmiştir: Bu ayet indikten sonra Ebû Bekir şöyle dedi: “Sana Kitab'ı indirene yemin olsun ki ey Allah'ın Resûlü, Allah'a kavuşuncaya kadar seninle ancak sırdaş birinin konuşması gibi konuşacağım.”
75341. Metin
وَفِي «صَحِيحِ الْبُخَارِيِّ» قَالَ ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ «كَادَ الْخَيِّرَانِ أَنْ يَهْلِكَا أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ رَفَعَا أَصْوَاتَهُمَا عِنْد النبيء ﷺ» .
Yine Sahîh-i Buhârî'de İbn Ebî Müleyke şöyle demiştir: “İki hayırlı zat neredeyse helak olacaktı: Ebû Bekir ile Ömer; Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem yanında seslerini yükselttiler.”
75342. Metin
وَهَذَا النَّهْيُ مَخْصُوصٌ بِغَيْرِ الْمَوَاضِعِ الَّتِي يُؤْمَرُ بِالْجَهْرِ فِيهَا كَالْأَذَانِ وَتَكْبِيرِ يَوْمِ الْعِيدِ، وَبِغَيْرِ مَا أَذِنَ فِيهِ النبيء ﷺ إِذْنًا خَاصًّا كَقَوْلِهِ لِلْعَبَّاسِ حِينَ انْهَزَمَ الْمُسْلِمُونَ يَوْمَ حُنَيْنٍ «نَادِ يَا أَصْحَابَ السَّمُرَةِ» وَكَانَ الْعَبَّاسُ جَهِيرَ الصَّوْتِ.
Bu yasak, ezan ve bayram günü tekbirleri gibi sesin yükseltilmesi emredilen durumlar ile Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem Huneyn günü Müslümanlar bozulduğunda gür sesli olan Abbâs'a: «Ey Semüre ashabı diye seslen!» buyurması gibi özel izin verdiği durumlar dışındadır.
75343. Metin
وَقَوْلُهُ: وَلا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ نُهِيَ عَنْ جَهْرٍ آخَرَ وَهُوَ الْجَهْرُ بِالصَّوْتِ عِنْدَ خطابهم الرَّسُول ﷺ لِوُجُوبِ التَّغَايُرِ بَيْنَ مُقْتَضَى قَوْلِهِ: لَا تَرْفَعُوا أَصْواتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيءِ وَمُقْتَضَى وَلا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ.
{ وَلا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ } “Birbirinize bağırdığınız gibi ona yüksek sesle hitap etmeyin” kavliyle başka bir ses yükseltme nehyedilmiştir ki bu da Resûl'e sallallâhu aleyhi ve sellem hitap ederken sesi yükseltmektir. Zira { لَا تَرْفَعُوا أَصْواتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ } kavlinin gerektirdiği mana ile { وَلا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ } kavlinin gerektirdiği mana arasında bir farklılık bulunması zorunludur.
75344. Metin
وَاللَّامُ فِي لَهُ لِتَعْدِيَةِ تَجْهَرُوا لِأَنَّ تَجْهَرُوا فِي مَعْنَى: تَقُولُوا، فَدَلَّتِ اللَّامُ عَلَى أَنَّ هَذَا الْجَهْرَ يَتَعَلَّقُ بِمُخَاطَبَتِهِ، وَزَادَهُ وُضُوحًا التَّشْبِيهُ فِي قَوْلِهِ: كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ.
{ لَهُ } ifadesindeki lâm harfi cerri, { تَجْهَرُوا } fiilini müteaddî (geçişli) kılmak içindir; çünkü { تَجْهَرُوا } fiili 'söylersiniz' anlamındadır. Dolayısıyla lâm harfi, bu ses yükseltmenin ona hitap etmeyle ilgili olduğuna delalet etmiştir. { كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ } “birbirinize bağırdığınız gibi” ifadesindeki benzetme de bu durumu daha da açıklığa kavuşturmuştur.
75345. Metin
وَفِي هَذَا النَّهْيِ مَا يَشْمَلُ صَنِيعَ الَّذِينَ نادوا النبيء ﷺ مِنْ وَرَاءِ الْحُجُرَاتِ فَيَكُونُ تَخَلُّصًا مِنَ الْمُقَدِّمَةِ إِلَى الْغَرَضِ الْمَقْصُودِ، وَيَظْهَرُ حُسْنُ مَوْقِعِ قَوْلِهِ بَعْدَهُ إِنَّ الَّذِينَ يُنادُونَكَ مِنْ وَراءِ الْحُجُراتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ [الحجرات: ٤] .
Bu yasakta, Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem odaların arkasından seslenenlerin yaptıklarını da kapsayan bir yön vardır; böylece mukaddimeden asıl kastedilen amaca bir geçiş (tahallus) yapılmış olur. Bundan sonra gelen: { إِنَّ الَّذِينَ يُنادُونَكَ مِنْ وَراءِ الْحُجُراتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ } “Şüphesiz sana odaların arkasından seslenenlerin çoğu aklı ermez kimselerdir” [Hucurât: 4] kavlinin yerinin güzelliği de ortaya çıkar.
75346. Metin
وأَنْ تَحْبَطَ أَعْمالُكُمْ فِي مَحَلِّ نَصَبٍ عَلَى نَزْعِ الْخَافِضِ وَهُوَ لَامُ التَّعْلِيلِ وَهَذَا تَعْلِيلٌ لِلْمَنْهِيِّ عَنْهُ لَا لِلنَّهْيِ، أَيْ أَنَّ الْجَهْرَ لَهُ بِالْقَوْلِ يُفْضِي بِكُمْ إِنْ لَمْ تَكُفُّوا عَنْهُ أَنْ تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ، فَحَبْطُ الْأَعْمَال بذلك مَا يُحْذَرُ مِنْهُ فَجَعَلَهُ مَدْخُولًا للام التَّعْلِيل مَصْرُوف عَنْ ظَاهِرٍ. فَالتَّقْدِيرُ: خَشْيَةَ أَنْ تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ، كَذَا يُقَدِّرُ نُحَاةُ الْبَصْرَةِ فِي هَذَا وَأَمْثَالِهِ.
{ أَنْ تَحْبَطَ أَعْمالُكُمْ } ifadesi, harf-i cerrin (yani talil lâmının) hazfedilmesi sebebiyle nasb mahallindedir (nez‘u'l-hâfız). Bu, yasağın kendisine değil nehyedilen fiile yönelik bir gerekçelendirmedir. Yani ona yüksek sesle hitap etmek, şayet bundan vazgeçmezseniz, amellerinizin boşa gitmesine yol açar. Dolayısıyla bununla amellerin boşa gitmesi, sakınılan bir durumdur; bu sebeple onun talil lâmının ardına gelmesi zahirinden çevrilmiştir. Takdiri şöyledir: “Amellerinizin boşa gitmesi endişesiyle/korkusuyla”; Basra nahivcileri bu ve benzeri yerlerde bu şekilde takdir yaparlar.
75347. Metin
وَالْكُوفِيُّونَ يَجْعَلُونَهُ بِتَقْدِيرِ (لَا) النَّافِيَةِ فَيَكُونُ التَّقْدِيرُ: أَنْ لَا تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ فَيَكُونُ تَعْلِيلًا لِلنَّهْيِ عَلَى حَسَبِ الظَّاهِرِ.
Kûfeliler ise bunu nefiy edatı olan [لَا] edatının takdiriyle açıklarlar; böylece takdir “amellerinizin boşa gitmemesi için” şeklinde olur ve zahire göre bizzat nehyin talili (gerekçesi) sayılır.
75348. Metin
وَالْحَبْطُ: تَمْثِيلٌ لِعَدَمِ الِانْتِفَاعِ بِالْأَعْمَالِ الصَّالِحَةِ بِسَبَبِ مَا يَطْرَأُ عَلَيْهَا مِنَ الْكُفْرِ مَأْخُوذٌ مِنْ حَبِطَتِ الْإِبِلُ إِذَا أَكَلَتِ الْخُضْرَ فَنَفَخَ بُطُونَهَا وَتَعْتَلُّ وَرُبَّمَا هَلَكَتْ.
el-Habt (الْحَبْطُ / amellerin boşa gitmesi): Sonradan ortaya çıkan küfür sebebiyle salih amellerden istifade edememe durumunu somutlaştıran temsili bir ifadedir. Bu kelime, develerin taze ot yiyip karınlarının şişmesi, hastalanması ve bazen de helak olması durumunu anlatan “حَبِطَتِ الْإِبِلُ” ifadesinden alınmıştır.
75349. Metin
وَفِي الْحَدِيثِ
Hadiste şöyle buyrulmuştur:
75350. Metin
«وَإِنَّ مِمَّا يُنْبِتُ الرَّبِيعُ لَمَا يَقْتُلُ حَبْطًا أَوْ يُلِمُّ»
«Baharın bitirdiği öyle şeyler vardır ki [şişkinlik vererek] ya öldürür ya da ölüme yaklaştırır.»
75351. Metin
. وَتَقَدَّمَ فِي سُورَةِ الْمَائِدَةِ قَوْلُهُ تَعَالَى: وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْإِيمانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ [الْمَائِدَة: ٥] .
Mâide Sûresi'nde Allah Teâlâ'nın: { وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْإِيمانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ } “Kim imanı inkâr ederse, şüphesiz ameli boşa gitmiştir” [Mâide: 5] kavli geçmişti.
75352. Metin
وَظَاهِرُ الْآيَةِ التَّحْذِيرُ مِنْ حَبْطِ جَمِيعِ الْأَعْمَالِ لِأَنَّ الْجَمْعَ الْمُضَافَ مِنْ صِيغِ الْعُمُومِ وَلَا يَكُونُ حَبْطُ جَمِيعِ الْأَعْمَالِ إِلَّا فِي حَالَةِ الْكُفْرِ لِأَنَّ الْأَعْمَالِ الْإِيمَانَ فَمَعْنَى الْآيَةِ: أَنَّ عَدَمَ الِاحْتِرَازِ مِنْ سُوءِ الْأَدَبِ مَعَ النبيء ﷺ بَعْدَ هَذَا النَّهْيِ قَدْ يُفْضِي بِفَاعِلِهِ إِلَى إِثْمٍ عَظِيمٍ يَأْتِي عَلَى عَظِيمٍ مِنْ صَالِحَاتِهِ أَوْ يُفْضِي بِهِ إِلَى الْكُفْرِ. قَالَ ابْنُ عَطِيَّةَ: أَيْ يَكُونُ ذَلِكَ سَبَبًا إِلَى الْوَحْشَةِ فِي نُفُوسِكُمْ فَلَا تَزَالُ مُعْتَقَدَاتُكُمْ تَتَدَرَّجُ الْقَهْقَرَى حَتَّى يؤول ذَلِكَ إِلَى الْكُفْرِ فَحَبْطِ الْأَعْمَالِ. وَأَقُولُ: لِأَنَّ عَدَمَ الِانْتِهَاءِ عَنْ سُوءِ الْأَدَبِ مَعَ الرَّسُول ﷺ يُعَوِّدُ النَّفْسَ بِالِاسْتِرْسَالِ فِيهِ فَلَا تَزَالُ تَزْدَادُ مِنْهُ وَينْقص توفير الرَّسُول ﷺ مِنَ النَّفْسِ وتتولى من سيّىء إِلَى أَشَدَّ مِنْهُ حَتَّى يؤول إِلَى عَدَمِ الِاكْتِرَاثِ بِالتَّأَدُّبِ مَعَهُ وَذَلِكَ كُفْرٌ. وَهَذَا مَعْنَى وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
Ayetin zahiri, bütün amellerin boşa gitmesinden sakındırmaktadır; çünkü muzaf olan çoğul umûm (genellik) ifade eden lafızlardandır ve bütün amellerin boşa gitmesi ancak küfür durumunda gerçekleşir; zira ameller iman iledir. Dolayısıyla ayetin manası şudur: Bu yasaktan sonra Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem karşı edepsizlikten sakınmamak, bunu yapan kimseyi salih amellerinin büyük bir kısmını yok eden büyük bir günaha sürükleyebilir veya onu küfre götürebilir. İbn Atıyye şöyle demiştir: Yani bu durum nefislerinizde bir yabancılaşmaya sebep olur, böylece inançlarınız gerisin geriye kaymaya devam eder ve neticede bu durum küfre, dolayısıyla da amellerin boşa gitmesine varır. Ben de derim ki: Çünkü Resûl'e sallallâhu aleyhi ve sellem karşı edepsizlikten vazgeçmemek, nefsi bu duruma alıştıra alıştıra onda gevşekliğe sevk eder; böylece edepsizlik gittikçe artar, nefisteki Resûl'e sallallâhu aleyhi ve sellem duyulan saygı azalır ve kötüden daha kötüsüne geçilerek nihayetinde ona karşı edepli davranmayı umursamamaya kadar varır ki bu da küfürdür. { وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ } “siz farkında olmadan” ifadesinin manası da budur.
75353. Metin
لِأَنَّ الْمُنْتَقل من سيّىء إِلَى أَسْوَأَ لَا يَشْعُرُ بِأَنَّهُ آخِذٌ فِي التَّمَلِّي مِنَ السُّوءِ بِحُكْمِ التَّعَوُّدِ بِالشَّيْءِ قَلِيلًا قَلِيلًا حَتَّى تَغْمُرَهُ الْمَعَاصِي وَرُبَّمَا كَانَ آخِرُهَا الْكُفْرَ حِينَ تَضْرَى النَّفْسُ بِالْإِقْدَامِ عَلَى ذَلِكَ. وَيَجُوزُ أَنْ يُرَادَ حَبْطُ بَعْضِ الْأَعْمَالِ عَلَى أَنَّهُ عَامٌّ مُرَادٌ بِهِ الْخُصُوصُ فَيَكُونُ الْمَعْنَى حُصُولَ حَطِيطَةٍ فِي أَعْمَالِهِمْ بِغَلَبَةِ عِظَمِ ذَنْبِ جَهْرِهِمْ لَهُ بِالْقَوْلِ، وَهَذَا مُجْمَلٌ لَا يَعْلَمُ مِقْدَارَ الْحَبْطِ إِلَّا اللَّهُ تَعَالَى.
Çünkü kötüden daha kötüye geçen kimse, bir şeye azar azar alışma kuralı gereği, kendisini günahlar kuşatıncaya kadar kötülüğe battığının farkına varmaz; nefis buna cüret etmeye alışınca belki de işin sonu küfür olur. Buradaki ifadeden -has (özel) kastedilmiş genel bir lafız olarak- amellerin bir kısmının boşa gitmesinin kastedilmiş olması da caizdir; bu takdirde mana, ona yüksek sesle hitap etme günahının büyüklüğünün baskın gelmesiyle amellerinde bir eksilme meydana gelmesi olur. Bu ise mücmeldir; boşa gitmenin miktarını ancak Allah Teâlâ bilir.
75354. Metin
فَفِي قَوْلِهِ: وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ تَنْبِيهٌ إِلَى مَزِيدِ الْحَذَرِ مِنْ هَذِهِ الْمُهْلِكَاتِ حَتَّى يَصِيرَ ذَلِكَ دُرْبَةً حَتَّى يَصِلَ إِلَى مَا يُحْبِطُ الْأَعْمَالَ، وَلَيْسَ عَدَمُ الشُّعُورِ كَائِنًا فِي إِتْيَانِ الْفِعْلِ الْمَنْهِيِّ عَنْهُ لِأَنَّهُ لَوْ كَانَ كَذَلِكَ لَكَانَ صَاحِبُهُ غَيْرَ مُكَلَّفٍ لِامْتِنَاعِ تَكْلِيفِ الغافل وَنَحْوه.
{ وَأَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ } “siz farkında olmadan” kavlinde, bu tür helak edici davranışların alışkanlık hâline gelip nihayetinde amelleri boşa çıkaracak noktaya varmasından daha fazla sakınmaya yönelik bir uyarı vardır. Farkında olmama durumu, nehyedilen fiilin bizzat işlenmesi esnasında değildir; çünkü öyle olsaydı, gafilin ve benzerlerinin mükellef kılınmasının imkânsızlığı sebebiyle o fiili işleyen kişi mükellef sayılmazdı.
75356. Metin
[سُورَة الحجرات (٤٩) : آيَة ٣]
[Hucurât Sûresi (49), Ayet 3]
75357. Metin
إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْواتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ أُولئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوى لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ (٣)
{ إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْواتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ أُولئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوى لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ } “Allah'ın Resûlü'nün yanında seslerini alçaltanlar var ya, işte onlar, Allah'ın kalplerini takva için imtihan ettiği (ve takvaya erdirdiği) kimselerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.” (3)
75358. Metin
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ لَمَّا نَزَلَ قَوْلُهُ تَعَالَى: لَا تَرْفَعُوا أَصْواتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ [الحجرات: ٢] كَانَ أَبُو بَكْرٍ لَا يُكَلِّمُ رَسُولَ اللَّهِ إِلَّا كَأَخِي السِّرَارِ، أَيْ مُصَاحِبِ السِّرِّ مِنَ الْكَلَامِ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى: إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْواتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ الْآيَةَ. فَهَذِهِ الْجُمْلَةُ اسْتِئْنَافٌ بَيَانِيٌّ لِأَنَّ التَّحْذِيرَ الَّذِي فِي قَوْلِهِ: أَنْ تَحْبَطَ أَعْمالُكُمْ [الحجرات: ٢] إِلَخْ يُثِيرُ فِي النَّفْسِ أَنْ يَسْأَلَ سَائِلٌ عَنْ ضِدِّ حَالِ الَّذِي يَرْفَعُ صَوْتَهُ.
İbn Abbâs'tan nakledildiğine göre: Allah Teâlâ'nın: { لَا تَرْفَعُوا أَصْواتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ } “Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin” [Hucurât: 2] kavli indiğinde, Ebû Bekir Resûlullah ile ancak bir sırdaş gibi, yani sözün fısıltı hâliyle konuşur oldu; bunun üzerine Allah Teâlâ bu ayeti indirdi: { إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْواتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ } “Allah'ın Resûlü'nün yanında seslerini alçaltanlar...” Bu cümle istînâf-ı beyânîdir; çünkü { أَنْ تَحْبَطَ أَعْمالُكُمْ } “amelleriniz boşa gider” [Hucurât: 2] ifadesindeki sakındırma, insanın içinde sesini yükselten kimsenin zıddı olan kimsenin durumunu sorma hissi uyandırır.
75359. Metin
وَافْتِتَاحُ الْكَلَامِ بِحَرْفِ التَّأْكِيدِ لِلِاهْتِمَامِ بِمَضْمُونِهِ مِنَ الثَّنَاءِ عَلَيْهِمْ وَجَزَاءِ عَمَلِهِمْ،
Söze tekit harfiyle (inne) başlanması, onları övmek ve amellerinin mükâfatını belirtmekten ibaret olan cümlenin içeriğine verilen önemi göstermek içindir;
75360. Metin
وَتُفِيدُ الْجُمْلَةُ تَعْلِيلَ النَّهْيَيْنِ بِذِكْرِ الْجَزَاءِ عَنْ ضِدِّ الْمَنْهِيِّ عَنْهُمَا وَأَكَّدَ هَذَا الِاهْتِمَامَ بِاسْمِ الْإِشَارَةِ فِي قَوْلِهِ: أُولئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوى مَعَ مَا فِي اسْمِ الْإِشَارَةِ مِنَ التَّنْبِيهِ عَلَى أَنَّ الْمُشَارَ إِلَيْهِمْ جَدِيرُونَ بِالْخَبَرِ الْمَذْكُورِ بَعْدَهُ لِأَجْلِ مَا ذُكِرَ مِنَ الْوَصْفِ قَبْلَ اسْمِ الْإِشَارَةِ.
Cümle, nehyedilen iki hususun zıddına verilecek mükâfatı zikrederek iki yasağın illetini bildirir. Bu önemi, { أُولئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوى } kavlindeki işaret ismiyle de pekiştirmiştir; ayrıca işaret isminde, işaret edilenlerin kendisinden önce zikredilen nitelik sebebiyle kendisinden sonra zikredilen habere layık olduklarına dikkat çekme anlamı da vardır.
75361. Metin
وَإِذْ قَدْ عَلِمْتَ آنِفًا أَنَّ مُحَصِّلَ مَعْنَى قَوْلِهِ: لَا تَرْفَعُوا أَصْواتَكُمْ وَقَوْلِهِ: وَلا تَجْهَرُوا [الحجرات: ٢] الْأَمْرُ بِخَفْضِ الصَّوْتِ عِنْد النبيء ﷺ يَتَّضِحُ لَكَ وَجْهُ الْعُدُولِ عَنْ نَوْطِ
{ لَا تَرْفَعُوا أَصْواتَكُمْ } “seslerinizi yükseltmeyin” ve { وَلا تَجْهَرُوا } “yüksek sesle hitap etmeyin” [Hucurât: 2] kavillerinin netice itibarıyla Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem yanında sesi kısmayı emrettiğini az önce öğrendiğine göre; burada övgünün,
75362. Metin
الثَّنَاءِ هُنَا بِعَدَمِ رَفْعِ الصَّوْتِ وَعَدَمِ الْجَهْرِ عِنْد الرَّسُول ﷺ إِلَى نَوْطِهِ بِغَضِّ الصَّوْتِ عِنْدَهُ.
Resûl'ün sallallâhu aleyhi ve sellem yanında sesi yükseltmeme ve açıkça bağırmama şartına bağlanmasından vazgeçilip onun huzurunda sesi kısmaya bağlanmasına dönülmesinin gerekçesi senin için netleşmiş olur.
75363. Metin
وَالْغَضُّ حَقِيقَتُهُ: خَفْضُ الْعَيْنِ، أَيْ أَنْ لَا يُحَدِّقَ بِهَا إِلَى الشَّخْصِ وَهُوَ هُنَا مُسْتَعَارٌ لِخَفْضِ الصَّوْتِ وَالْمِيلِ بِهِ إِلَى الْإِسْرَارِ.
el-Gadd (الْغَضُّ) kelimesinin hakiki manası gözü yummak, yani kişiye dik dik bakmamaktır. Burada ise sesi alçaltmak ve fısıltıya yaklaştırmak anlamında istiare edilmiştir.
75364. Metin
وَالِامْتِحَانُ: الِاخْتِبَارُ وَالتَّجْرِبَةُ، وَهُوَ افْتِعَالٌ مِنْ مَحَنَهُ، إِذَا اخْتَبَرَهُ، وَصِيغَةُ الِافْتِعَالِ فِيهِ لِلْمُبَالَغَةِ كَقَوْلِهِمْ: اضْطَرَّهُ إِلَى كَذَا.
el-İmtihân (الِامْتِحَانُ): Sınamak ve denemektir. Sınadı anlamına gelen “مَحَنَهُ” fiilinden iftiâl babındadır; buradaki iftiâl kalbı, tıpkı “اضْطَرَّهُ إِلَى كَذَا” (onu şuna mecbur bıraktı) sözlerinde olduğu gibi mübalağa içindir.
75365. Metin
وَاللَّامُ فِي قَوْلِهِ: لِلتَّقْوَى لَامُ الْعِلَّةِ، وَالتَّقْدِيرُ: امْتَحَنَ قُلُوبَهُمْ لِأَجْلِ التَّقْوَى، أَيْ لِتَكُونَ فِيهَا التَّقْوَى، أَيْ لِيَكُونُوا أَتْقِيَاءَ، يُقَالُ: امْتُحِنَ فُلَانٌ لِلشَّيْءِ الْفُلَانِيِّ كَمَا يُقَالُ:
{ لِلتَّقْوَى } kavlindeki lâm, sebep (illet) bildiren lâmdır. Takdiri şöyledir: Kalplerini takva için, yani içlerinde takva bulunsun, takvalı kimseler olsunlar diye imtihan etmiştir. Tıpkı:
75366. Metin
جُرِّبَ لِلشَّيْءِ وَدُرِّبَ لِلنُّهُوضِ بِالْأَمْرِ، أَيْ فَهُوَ مُضْطَلِعٌ بِهِ لَيْسَ بِوَانٍ عَنْهُ فَيَجُوزُ أَنْ يَجْعَلَ الِامْتِحَانَ كِنَايَةً عَلَى تَمَكُّنِ التَّقْوَى مِنْ قُلُوبِهِمْ وَثَبَاتِهِمْ عَلَيْهَا بِحَيْثُ لَا يُوجِدُونَ فِي حَالٍ مَا غَيْرَ مُتَّقِينَ وَهِيَ كِنَايَةٌ تَلْوِيحِيَّةٌ لِكَوْنِ الِانْتِقَالِ بَعْدَهُ لَوَازِمُ، وَيَجُوزُ أَنْ يُجْعَلَ فِعْلُ امْتَحَنَ مَجَازًا مُرْسَلًا عَنِ الْعِلْمِ، أَيْ عِلْمِ اللَّهِ أَنَّهُمْ مُتَّقُونَ، وَعَلَيْهِ فَتَكُونُ اللَّامُ مِنْ قَوْلِهِ:
“Falan kişi şu iş için tecrübe edildi ve o işi üstlenmek için eğitildi”, yani “o işi layıkıyla yapar, gevşeklik göstermez” dendiği gibi, “falan kişi falan şey için imtihan edildi” denir. Dolayısıyla imtihan, takvanın onların kalplerine yerleşmesine ve onda sebat etmelerine, öyle ki hiçbir hâlde takvasız bulunmamalarına kinaye kılınabilir; bu, intikalin birçok levazımı barındırması sebebiyle telvihî bir kinayedir. Ayrıca { امْتَحَنَ } fiilinin ilimden, yani Allah'ın onların takvalı kimseler olduğunu bilmesinden mecaz-ı mürsel kılınması da caizdir; buna göre,
75367. Metin
لِلتَّقْوى مُتَعَلِّقَةً بِمَحْذُوفٍ هُوَ حَالٌ مِنْ قُلُوبٍ، أَيْ كَائِنَةً لِلتَّقْوَى، فَاللَّامُ لِلِاخْتِصَاصِ.
{ لِلتَّقْوى } ifadesindeki lâm harfi, { قُلُوبَهُمْ } lafzından hâl olan mahzuf bir kelimeye müteallik olur; yani takvaya tahsis edilmiş kalpler anlamına gelir ve buradaki lâm ihtisas içindir.
75368. Metin
وَجُمْلَةُ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ خَبَرُ إِنَّ وَهُوَ الْمَقْصُودُ مِنْ هَذِهِ مِنَ الْجُمْلَةِ الْمُسْتَأْنِفَةِ وَمَا بَيْنَهُمَا اعْتِرَاضٌ لِلتَّنْوِيهِ بِشَأْنِهِ. وَجَعَلَ فِي «الْكَشَّافِ» خَبَرَ إِنَّ هُوَ اسْمُ الْإِشَارَةِ مَعَ خَبَرِهِ وَجَعَلَ جُمْلَةَ لَهُمْ مُسْتَأْنَفَةً وَلِكُلٍّ وَجْهٌ فَانْظُرْهُ.
{ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ } “onlar için bir bağışlanma vardır” cümlesi { إِنَّ } lafzının haberidir ve bu müstânefe cümleden kastedilen asıl maksat budur; aralarındaki kısım ise onların şanını yüceltmek için gelmiş bir itiraziyyedir (ara cümledir). el-Keşşâf'ta ise { إِنَّ } lafzının haberini haberiyle birlikte işaret ismi yapmış, { لَهُمْ } cümlesini ise müstânefe saymıştır; her iki görüşün de bir dayanağı vardır, bakılabilir.
75369. Metin
وَقَالَ: «وَهَذِهِ الْآيَةُ بِنَظْمِهَا الَّذِي رُتِّبَتْ عَلَيْهِ مِنْ إِيقَاعِ الْغَاضِّينَ أَصْوَاتَهُمُ اسْمًا لِ إِنَّ الْمُؤَكِّدَةِ وَتَصْيِيرُ خَبَرِهَا جُمْلَةً مِنْ مُبْتَدَأٍ وَخَبَرٍ مَعْرِفَتَيْنِ مَعًا. وَالْمُبْتَدَأُ اسْمُ الْإِشَارَةِ، وَاسْتِئْنَافُ الْجُمْلَةِ الْمُسْتَوْدَعَةِ مَا هُوَ جَزَاؤُهُمْ عَلَى عَمَلِهِمْ، وَإِيرَادُ الْجَزَاءِ نَكِرَةً مُبْهَمًا أَمْرُهُ نَاظِرَةً فِي الدَّلَالَةِ عَلَى غَايَةِ الِاعْتِدَادِ وَالِارْتِضَاءِ لِمَا فَعَلَ الَّذِينَ وَقَّرُوا رَسُول الله ﷺ وَفِي
Zemahşerî şöyle demiştir: «Bu ayet, tertip edildiği şu nazmıyla; yani seslerini kısanların tekid edatı olan { إِنَّ }'nin ismi yapılması, haberinin ise ikisi de marife olan mübteda ve haberden müteşekkil bir cümle hâline getirilmesi, mübtedanın işaret ismi olması, amellerine karşılık olan mükâfatı barındıran cümlenin istînâf kılınması ve mükâfatın durumu kapalı tutularak nekira olarak getirilmesiyle, Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem saygı gösterenlerin yaptığı şeye son derece değer verildiğini ve bundan hoşnut olunduğunu göstermektedir; keza
75370. Metin
الْإِعْلَامِ بِمَبْلَغِ عِزَّةِ رَسُولِ اللَّهِ وَقَدْرِ شَرَفِ مَنْزِلَتِهِ» اهـ. وَهَذَا الْوَعْدُ وَالثَّنَاءُ يَشْمَلَانِ ابْتِدَاءَ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ إِذْ كَانَ كِلَاهُمَا يُكَلِّمُ رَسُول الله ﷺ كَأَخِي السّرار.
Resûlullah'ın izzetinin yüceliğini ve makamının şerefinin büyüklüğünü bildirmektedir.» (Alıntı sonu). Bu vaat ve övgü, en başta Ebû Bekir ile Ömer'i kapsar; zira her ikisi de Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile bir fısıldaşan gibi konuşurlardı.
75371. Metin
[سُورَة الحجرات (٤٩) : الْآيَات ٤ إِلَى ٥]
[Hucurât Sûresi (49), Ayet 4-5]
75372. Metin
إِنَّ الَّذِينَ يُنادُونَكَ مِنْ وَراءِ الْحُجُراتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ (٤) وَلَوْ أَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتَّى تَخْرُجَ إِلَيْهِمْ لَكانَ خَيْراً لَهُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ (٥)
{ إِنَّ الَّذِينَ يُنادُونَكَ مِنْ وَراءِ الْحُجُراتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ (٤) وَلَوْ أَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتَّى تَخْرُجَ إِلَيْهِمْ لَكانَ خَيْراً لَهُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ } “Şüphesiz sana odaların arkasından seslenenlerin çoğu aklı ermez kimselerdir. Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (4-5)
75373. Metin
هَذِهِ الْجُمْلَةُ بَيَانٌ لِجُمْلَةِ وَلا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ [الحجرات: ٢] بَيَانًا بِالْمِثَالِ وَهُوَ سَبَبُ النُّزُولِ. فَهَذَا شُرُوعٌ فِي الْغَرَضِ وَالَّذِي نَشَأَ عَنْهُ مَا أَوْجَبَ نُزُولَ صَدْرِ السُّورَةِ فَافْتُتِحَ بِهِ لِأَنَّ التَّحْذِيرَ وَالْوَعْدَ اللَّذَيْنِ جُعِلَا لِأَجْلِهِ صَالِحَانِ لِأَنْ يَكُونَا مُقَدِّمَةً لِلْمَقْصُودِ فَحَصَلَ بِذَلِكَ نَسْجٌ بَدِيعٌ وَإِيجَازٌ جَلِيلٌ وَإِنْ خَالَفَ تَرْتِيبُ ذِكْرِهِ تَرْتِيبَ حُصُولِهِ فِي الْخَارِجِ، وَقَدْ صَادَفَ هَذَا التَّرْتِيبُ الْمَحَزَّ أَيْضًا إِذْ كَانَ نِدَاؤُهُمْ مِنْ وَرَاءِ الْحُجُرَاتِ مِنْ قَبِيلِ الْجَهْر للرسول ﷺ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِهِمْ لِبَعْضٍ فَكَانَ النَّهْيُ عَنِ الْجَهْرِ لَهُ بِالْقَوْلِ تَخَلُّصًا لِذِكْرِ نِدَائِهِ مِنْ وَرَاءِ الْحُجُرَاتِ.
Bu cümle, { وَلا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ } “Birbirinize bağırdığınız gibi ona yüksek sesle hitap etmeyin” [Hucurât: 2] cümlesinin örnekle açıklamasıdır ki bu örnek bizzat nüzul sebebidir. Bu, sûrenin başının inmesini gerektiren durumun kendisinden doğduğu asıl maksada bir giriştir; sûre bu maksatla başlamıştır, çünkü bunun için ortaya konulan sakındırma ve vaat, kastedilen asıl konuya mukaddime olmaya elverişlidir. Böylece, her ne kadar zikrediliş sırası dış dünyada meydana geliş sırasına uymasa da, eşsiz bir örgü ve muazzam bir icaz ortaya çıkmıştır. Bu sıralama tam isabet kaydetmiştir; zira onların odaların arkasından seslenmeleri, birbirlerine bağırdıkları gibi Resûl'e sallallâhu aleyhi ve sellem yüksek sesle hitap etmeleri kabilindendi. Dolayısıyla ona yüksek sesle hitap etmekten nehyedilmesi, odaların arkasından seslenişlerinin zikredilmesine bir intikal (tahallus) olmuştur.
75374. Metin
وَالْمُرَادُ بِالَّذِينَ ينادون النبيء ﷺ مِنْ وَرَاءِ الْحُجُرَاتِ جَمَاعَةٌ مِنْ وَفْدِ بني تَمِيم جاؤوا الْمَدِينَةَ فِي سَنَةِ تِسْعٍ وَهِيَ سَنَةُ الْوُفُودِ وَكَانُوا سَبْعِينَ رَجُلًا أَوْ أَكْثَرَ. وَكَانَ سَبَبُ وُفُودِ هَذَا الْوَفْدِ إِلَى النبيء ﷺ أَنَّ بَنِي الْعَنْبَرِ مِنْهُمْ كَانُوا قَدْ شَهَرُوا السِّلَاحَ عَلَى خُزَاعَةَ، وَقِيلَ كَانُوا مَنَعُوا إِخْوَانَهُمْ بَنِي كَعْبِ بْنِ الْعَنْبَرِ بْنِ عَمْرِو بْنِ تَمِيمٍ مِنْ إِعْطَاءِ الزَّكَاةِ، وَكَانَ بَنُو كَعْبٍ قَدْ أَسْلَمُوا مِنْ قَبْلُ وَلَمْ أَقِفْ عَلَى وَقْتِ إِسْلَامِهِمْ، وَالظَّاهِرُ أَنَّهُمْ أَسْلَمُوا فِي سَنَةِ الْوُفُودِ فَبَعَثَ رَسُول الله ﷺ بِشْرَ بْنَ سُفْيَانَ سَاعِيًا لِقَبْضِ صَدَقَاتِ بَنِي كَعْبٍ، فَمَنَعَهُمْ بَنُو الْعَنْبَرِ فَبعث النبيء ﷺ عُيَيْنَةَ بْنَ حِصْنٍ فِي خَمْسِينَ مِنَ الْعَرَبِ لَيْسَ فِيهِمْ أَنْصَارِيٌّ وَلَا مُهَاجِرِيٌّ فَأُسِرَ مِنْهُمْ أَحَدَ عَشَرَ رَجُلًا وَإِحْدَى عَشْرَةَ امْرَأَةً وَثَلَاثِينَ صَبِيًّا. فَجَاءَ فِي أَثَرِهِمْ جَمَاعَةٌ مِنْ رُؤَسَائِهِمْ لفدائهم فجاؤوا الْمَدِينَةَ. وَكَانَ خَطِيبُهُمْ عُطَارِدَ بْنَ حَاجِبِ بْنِ زُرَارَةَ، وَفِيهِمْ سَادَتُهُمُ الزِّبْرِقَانُ بْنُ بَدْرٍ، وَعَمْرُو بْنُ الْأَهْتَمِ، وَالْأَقْرَعُ بْنُ حَابِسٍ، وَمَعَهُمْ عُيَيْنَةُ بْنُ حِصْنٍ الْفَزَارِيُّ الْغَطَفَانِيُّ وَكَانَ هَذَانِ الْأَخِيرَانِ أَسْلَمَا مِنْ قَبْلُ وَشَهِدَا مَعَ النبيء ﷺ غَزْوَةَ الْفَتْحِ، ثُمَّ جَاءَ مَعَهُمُ الْوَفْدُ فَلَمَّا دَخَلَ الْوَفْدُ الْمَسْجِدَ وَكَانَ وَقْتَ الْقَائِلَةِ وَرَسُول الله ﷺ نَائِمٌ فِي
Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem odaların arkasından seslenenlerden maksat, hicretin dokuzuncu senesinde -ki heyetler senesidir- Medine'ye gelen ve yetmiş veya daha fazla kişiden oluşan Benî Temîm heyetinden bir gruptur. Bu heyetin Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem geliş sebebi şuydu: Onlardan Benî Anber kolu Huzâa kabilesine karşı silah çekmişti; bir rivayette de kardeşleri olan Benî Ka‘b b. el-Anber b. Amr b. Temîm'in zekât vermesine engel olmuşlardı. Benî Ka‘b daha önce Müslüman olmuştu; ne zaman Müslüman olduklarını tespit edemedim, zahir olan odur ki heyetler senesinde Müslüman olmuşlardı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Benî Ka‘b'ın zekâtlarını toplamak üzere Bişr b. Süfyân'ı tahsildar olarak gönderdi; Benî Anber onlara engel oldu. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem içlerinde ne Ensâr'dan ne de Muhâcirler'den kimse bulunmayan elli kişilik bir Arap birliğiyle Uyeyne b. Hısn'ı gönderdi; onlardan on bir erkek, on bir kadın ve otuz çocuk esir alındı. Bunun üzerine liderlerinden bir grup fidye verip onları kurtarmak için arkalarından Medine'ye geldi. Hatipleri Utârid b. Hâcib b. Zürâre idi; aralarında liderleri Zibrikân b. Bedr, Amr b. el-Ehtem ve el-Akra‘ b. Hâbis bulunuyordu, yanlarında da Uyeyne b. Hısn el-Fezârî el-Gatafânî vardı. Bu son iki kişi daha önce Müslüman olmuş ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Fetih Gazvesi'nde bulunmuşlardı; sonra heyetle birlikte geldiler. Heyet mescide girdiğinde gün ortası istirahat (kaylûle) vaktiydi ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem
75375. Metin
حُجْرَتِهِ، نَادَوْا جَمِيعًا وَرَاءَ الْحُجُرَاتِ: يَا مُحَمَّدُ اخْرُجْ إِلَيْنَا ثَلَاثًا، فَإِنَّ مَدْحَنَا زَيْنٌ، وَإِنَّ ذَمَّنَا شَيْنٌ، نَحْنُ أَكْرَمُ الْعَرَبِ سَلَكُوا فِي عَمَلِهِمْ هَذَا مَسْلَكَ وُفُودِ الْعَرَبِ عَلَى الْمُلُوكِ وَالسَّادَةِ، كَانُوا يَأْتُونَ بَيْتَ الْمَلِكِ أَوِ السَّيِّدِ فَيَطِيفُونَ بِهِ يُنَادُونَ لِيُؤْذَنَ لَهُمْ كَمَا وَرَدَ فِي قِصَّةِ وُرُودِ النَّابِغَةِ عَلَى النُّعْمَانِ بْنِ الْحَارِثِ الْغَسَّانِيِّ.
odasında uyumaktaydı. Hep birlikte odaların arkasından üç defa: “Ey Muhammed, yanımıza çık! Zira bizim övgümüz süstür (şereftir), yergimiz ise lekedir; biz Arapların en kerim olanıyız” diye seslendiler. Bu yaptıklarında, krallara ve kabile reislerine giden Arap heyetlerinin tuttuğu yolu takip ettiler; nitekim onlar kralın veya reisin evine gelir, etrafında dolaşır ve kendilerine izin verilsin diye seslenirlerdi; Nâbiğa'nın Nu‘mân b. el-Hâris el-Gassânî'nin yanına varış kıssasında rivayet edildiği gibi.
75376. Metin
وَقَوْلُهُمْ: إِنَّ مَدْحَنَا زَيْنٌ، طَرِيقَةٌ كَانُوا يَسْتَدِرُّونَ بِهَا الْعُظَمَاءَ لِلْعَطَاءِ فَإِضَافَةُ: مَدْحِنَا وَذَمِّنَا إِلَى الضَّمِيرِ مِنْ إِضَافَةِ الْمَصْدَرِ إِلَى فَاعِلِهِ. فَلَمَّا خَرَجَ إِلَيْهِمْ رَسُولُ اللَّهِ قَالُوا: جئْنَاك نفاخرك فاذن لِشَاعِرِنَا وَخَطِيبِنَا إِلَى آخَرِ الْقِصَّةِ. وَقَوْلُهُمْ: نُفَاخِرُكَ، جَرَوْا فِيهِ عَلَى عَادَةِ الْوُفُودِ مِنَ الْعَرَبِ أَنْ يَذْكُرُوا مَفَاخِرَهُمْ وَأَيَّامَهُمْ، وَيَذْكُرَ الْمَوْفُودُ عَلَيْهِمْ مَفَاخِرَهُمْ، وَذَلِكَ مَعْنَى صِيغَةِ الْمُفَاعَلَةِ فِي قَوْلِهِمْ: نُفَاخِرُكَ، وَكَانَ جُمْهُورُهُمْ لَمْ يَزَالُوا كُفَّارًا حِينَئِذٍ وَإِنَّمَا أَسْلَمُوا بَعْدَ أَنْ تَفَاخَرُوا وَتَنَاشَدُوا الْأَشْعَارَ.
Onların: “Bizim övgümüz süstür” sözleri, büyük kimselerden bahşiş koparmak için kullandıkları bir yöntemdi. Medh ve zem kelimelerinin zamire izafe edilmesi, masdarın failine izafetidir. Resûlullah yanlarına çıkınca: “Biz seninle övünç yarışına girmeye geldik, şairimize ve hatibimize izin ver” dediler... kıssanın sonuna kadar. Onların: “Seninle övünç yarışına girmeye geldik” sözleri, Arap heyetlerinin kendi övünç kaynaklarını ve geçmiş kahramanlık günlerini anlatıp huzuruna varılan tarafın da kendi övünçlerini zikretmesi yönündeki âdetlerine dayanmaktaydı. { نُفَاخِرُكَ } ifadesindeki müfâale kalıbının manası da budur. O sırada çoğunluğu henüz kâfirdi; ancak karşılıklı övünüşler yapılıp şiirler okunduktan sonra Müslüman oldular.
75377. Metin
فَالْمُرَادُ بِ الَّذِينَ يُنادُونَكَ رِجَالُ هَذَا الْوَفْدِ. وَإِسْنَادُ فِعْلِ النِّدَاءِ إِلَى ضَمِيرِ الَّذِينَ لِأَنَّ جَمِيعَهُمْ نَادَوْهُ، كَمَا قَالَ ابْنُ عَطِيَّةَ. وَوَقَعَ فِي حَدِيثِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ أَنَّ الَّذِي نَادَى النِّدَاءَ هُوَ الْأَقْرَعُ بْنُ حَابِسٍ، وَعَلَيْهِ فَإِسْنَادُ فِعْلِ يُنادُونَكَ إِلَى ضَمِيرِ الْجَمَاعَةِ مَجَازٌ عَقْلِيٌّ عَنْ نِسْبَةِ فِعْلِ الْمَتْبُوعِ إِلَى أَتْبَاعِهِ إِذْ كَانَ الْأَقْرَعُ بْنُ حَابِسٍ مُقَدَّمَ الْوَفْدِ، كَمَا يُقَالُ: بَنُو فُلَانٍ قَتَلُوا فُلَانًا. وَإِنَّمَا قَتَلَهُ وَاحِدٌ مِنْهُمْ، قَالَ تَعَالَى: وَإِذْ قَتَلْتُمْ نَفْساً [الْبَقَرَة: ٧٢] .
{ الَّذِينَ يُنادُونَكَ } “sana seslenenler” ifadesinden maksat, bu heyetin adamlarıdır. Nidâ fiilinin çoğul zamirine isnat edilmesi, İbn Atıyye'nin dediği gibi, hepsinin ona seslenmiş olmasındandır. Berâ b. Âzib'in hadisinde ise seslenenin el-Akra‘ b. Hâbis olduğu geçmektedir. Buna göre { يُنادُونَكَ } fiilinin çoğul zamirine isnat edilmesi, el-Akra‘ b. Hâbis heyetin reisi olduğu için, önderin fiilinin tâbilerine nispet edilmesi kabilinden aklî bir mecazdır; nitekim “Falan oğulları filanı öldürdü” denir, oysa onu içlerinden sadece biri öldürmüştür. Nitekim Allah Teâlâ: { وَإِذْ قَتَلْتُمْ نَفْساً } “Hani bir cana kıymıştınız” [Bakara: 72] buyurmuştur.
75378. Metin
وَنَفِيُ الْعَقْلِ عَنْهُمْ مُرَادٌ بِهِ عَقْلُ التَّأَدُّبِ الْوَاجِبِ فِي مُعَاملَة النبيء ﷺ أَوْ عَقَلُ التَّأَدُّبِ الْمَفْعُولِ عَنْهُ فِي عَادَتِهِمُ الَّتِي اعْتَادُوهَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ مِنَ الْجَفَاءِ وَالْغِلْظَةِ وَالْعُنْجُهِيَّةِ، وَلَيْسَ فِيهَا تَحْرِيمٌ وَلَا تَرَتُّبُ ذَنْبٍ. وَإِنَّمَا قَالَ اللَّهُ تَعَالَى: أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ لِأَنَّ مِنْهُمْ مَنْ لَمْ يناد النبيء ﷺ مِثْلَ نِدَائِهِمْ، وَلَعَلَّ الْمَقْصُودَ اسْتِثْنَاءُ اللَّذَيْنِ كَانَا أَسْلَمَا مِنْ قَبْلُ. فَهَذِهِ الْآيَةُ تَأْدِيبٌ لَهُمْ وَإِخْرَاجٌ لَهُمْ مِنْ مَذَامِّ أَهْلِ الْجَاهِلِيَّةِ.
Onlardan aklın nefyedilmesinden kastedilen, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile muamelede bulunurken takınılması vacip olan edep aklıdır veya Câhiliye döneminde alıştıkları kabalık, katılık ve kibirlilikten oluşan âdetlerine uymaktan onları alıkoyan edep aklıdır; bunda bir haramlık veya günah yükümlülüğü yoktur. Allah Teâlâ'nın: { أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ } “onların çoğu aklı ermez kimselerdir” buyurmasının sebebi, içlerinden bazılarının Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem onların seslendiği gibi seslenmemiş olmasıdır; belki de maksat daha önce Müslüman olmuş olan iki kişiyi istisna etmektir. Dolayısıyla bu ayet onlar için bir terbiye ve onları Câhiliye ehlinin yerilen huylarından çıkarma mahiyetindedir.
75379. Metin
وَالْوَرَاءُ: الْخَلْفُ، وَهُوَ جِهَةٌ اعْتِبَارِيَّةٌ بِحَسَبِ مَوْقِعِ مَا يُضَافُ إِلَيْهِ.
el-Verâ’ (الْوَرَاءُ): Arka demektir ve kendisine izafe edildiği şeyin konumuna göre belirlenen izâfî bir yöndür.
75380. Metin
وَالْمَعْنَى: أَنَّ الْحُجُرَاتِ حَاجِزَةٌ بَيْنَهُمْ وَبَين النبيء ﷺ فَهُمْ لَا يَرَوْنَهُ فَعَبَّرَ عَنْ جِهَةِ مَنْ لَا يَرَى بِأَنَّهَا وَرَاءُ.
Manası şudur: Odalar onlarla Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem arasında bir engel oluşturuyordu, dolayısıyla onu göremiyorlardı; görmeyen kimsenin bulunduğu yön 'arka' olarak ifade edilmiştir.
75381. Metin
ومِنْ لِلِابْتِدَاءِ، أَيْ يُنَادُونَكَ نِدَاءً صَادِرًا مِنْ وَرَاءِ الْحُجُرَاتِ فَالْمُنَادُونَ بِالنِّسْبَةِ إِلَى النبيء ﷺ كَانُوا وَرَاءَ حُجُرَاتِهِ فَالَّذِي يَقُولُ: نَادَانِي فُلَانٌ وَرَاءَ الدَّارِ، لَا يُرِيدُ وَرَاءَ مَفْتَحِ الدَّارِ وَلَا وَرَاءَ ظَهْرِهَا وَلَكِنْ أَيَّ جِهَةٍ مِنْهَا وَكَانَ الْقَوْمُ الْمُنَادُونَ فِي الْمَسْجِدِ فَهُمْ تُجَاهَ الْحُجُرَاتِ النَّبَوِيَّةِ، وَلَوْ قَالَ: نَادَانِي فُلَانٌ وَرَاءَ الدَّارِ، دُونَ حَرْفِ مِنْ، لَكَانَ مُحْتَمِلًا لِأَنْ يَكُونَ الْمُنَادِي وَالْمُنَادَى كِلَاهُمَا فِي جِهَةٍ وَرَاءَ الدَّارِ، وَأَنَّ الْمَجْرُورَ ظَرْفٌ مُسْتَقِرٌّ فِي مَوْضِعِ الْحَالِ مِنَ الْفَاعِلِ أَوِ الْمَفْعُولِ وَلِهَذَا أُوثِرَ جَلْبُ مِنْ لِيَدُلَّ بِالصَّرَاحَةِ عَلَى أَنَّ الْمُنَادَى كَانَ دَاخِلَ الْحُجُرَاتِ لِأَنَّ دَلَالَةَ مِنْ عَلَى الِابْتِدَاءِ تَسْتَلْزِمُ اخْتِلَافًا بَيْنَ الْمَبْدَأِ وَالْمُنْتَهَى كَذَا أَشَارَ فِي «الْكَشَّافِ» ، وَلَا شَكَّ أَنَّهُ يَعْنِي أَنَّ اجْتِلَابَ حَرْفِ مِنْ لِدَفْعِ
{ مِنْ } harfi ibtidâ (başlangıç) içindir; yani sana odaların arkasından çıkan bir nida ile sesleniyorlar demektir. Seslenenler, Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem nispetle onun odalarının arkasındaydılar. “Falan kişi bana evin arkasından seslendi” diyen kimse, ne evin kapısının arkasını ne de evin arka duvarını kasteder; bilakis evin herhangi bir yönünü kasteder. Seslenen topluluk mescidde bulunuyordu, dolayısıyla Peygamber'in odalarının karşısındaydılar. Şayet { مِنْ } harfi olmaksızın “Falan kişi bana evin arkasında seslendi” denseydi, seslenenin de seslenilenin de her ikisinin evin arkasındaki bir yönde bulunması ve mecrurun failden veya mef'ûlden hâl makamında müstakar bir zarf olması muhtemel olurdu. İşte bu sebeple, seslenilen zâtın odaların içinde bulunduğunu açıkça göstermek için { مِنْ } getirilmesi tercih edilmiştir; çünkü { مِنْ } harfinin ibtidâya delaleti, başlangıç noktası ile bitiş noktası arasında bir farklılık bulunmasını gerektirir. Keşşâf sahibi böyle işaret etmiştir. Şüphe yok ki o, { مِنْ } harfinin getirilmesini iltibas ve kapalılığı gidermek için olduğunu kastetmektedir;
75382. Metin
اللَّبْسِ فَلَا يُنَافِي أَنَّهُ لَمْ يُثْبِتْ هَذَا الْفَرْقَ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: ثُمَّ لَآتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ فِي سُورَةِ الْأَعْرَافِ [١٧] وَقَوْلِهِ: ثُمَّ إِذا دَعاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْأَرْضِ فِي سُورَةِ الرُّومِ [٢٥] . وَفِيمَا ذَكَرْنَا مَا يَدْفَعُ الِاعْتِرَاضَاتِ عَلَى صَاحِبِ «الْكَشَّافِ» .
dolayısıyla bu durum, A'râf Sûresi'ndeki { ثُمَّ لَآتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ } “Sonra elbette onlara önlerinden ve arkalarından geleceğim” [17] kavlinde ve Rûm Sûresi'ndeki { ثُمَّ إِذا دَعاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْأَرْضِ } “Sonra sizi yerden bir çağırışla çağırdığı zaman” [25] kavlinde bu farkı tespit etmemiş olmasıyla çelişmez. Zikrettiğimiz bu açıklama, Keşşâf sahibine yöneltilen itirazları da bertaraf eder.
75383. Metin
فَلَفْظُ وَراءِ هُنَا مَجَازٌ فِي الْجِهَةِ الْمَحْجُوبَةِ عَنِ الرُّؤْيَةِ.
Dolayısıyla buradaki { وَراءِ } lafzı, görülmesi engellenen yön anlamında mecazdır.
75384. Metin
وَالْحُجُرَاتُ، بِضَمَّتَيْنِ وَيَجُوزُ فَتْحُ الْجِيمِ: جَمَعُ حُجْرَةٍ بِضَمِّ الْحَاءِ وَسُكُونِ الْجِيمِ وَهِيَ الْبُقْعَةُ الْمَحْجُورَةُ، أَيِ الَّتِي مُنِعَتْ مِنْ أَنْ يَسْتَعْمِلَهَا غَيْرُ حَاجِرِهَا فَهِيَ فُعْلَةٌ بِمَعْنَى مُفَعْوِلَةٍ كَغُرْفَةٍ، وَقُبْضَةٍ.
el-Hucurât (الْحُجُرَاتُ), iki zamme ile -cîm harfinin fethası da caizdir-: Hâ harfinin zammesi ve cîm'in sükûnu ile olan 'hucra' kelimesinin çoğuludur; o da sınırlandırılmış (mahcur), yani sınırlandıran kimseden başkasının kullanması engellenmiş yer demektir. Bu kelime, gurre (غُرْفَة) ve kabza (قُبْضَة) gibi 'müfe‘‘ale' manasında 'fu‘le' kalıbındadır.
75385. Metin
وَفِي الْحَدِيثِ: أَيْقِظُوا صَوَاحِبَ الْحُجَرِ
Hadiste şöyle buyrulmuştur: «Odaların sahiplerini [hanımlarımı] uyandırın.»
75386. Metin
يَعْنِي أَزْوَاجَهُ، وَكَانَتِ الْحُجُرَاتُ تُفْتَحُ إِلَى الْمَسْجِدِ. وَقَرَأَ الْجُمْهُورُ الْحُجُراتِ بِضَمَّتَيْنِ. وَقَرَأَهُ أَبُو جَعْفَرٍ بِضَمِّ الْحَاءِ وَفَتْحِ الْجِيمِ.
Yani onun hanımlarını [kastetmektedir]. Bu odalar mescide açılmaktaydı. Cumhur, { الْحُجُراتِ } lafzını iki zamme ile [el-hucurât şeklinde] okumuştur. Ebû Ca‘fer ise hâ harfinin zammesi ve cîm harfinin fethasıyla [el-hucerât şeklinde] okumuştur.
75387. Metin
وَكَانَتِ الْحُجُرَاتُ تِسْعًا وَهِيَ مِنْ جَرِيدِ النَّخْلِ، أَيِ الْحَوَاجِزِ الَّتِي بَيْنَ كُلِّ وَاحِدَةٍ وَالْأُخْرَى، وَعَلَى أَبْوَابِهَا مُسُوحٌ مِنْ شَعْرٍ أَسْوَدَ وَعَرْضُ الْبَيْتِ مِنْ بَابِ الْحُجْرَةِ إِلَى بَابِ الْبَيْتِ نَحْوَ سَبْعَةِ أَذْرُعٍ، وَمِسَاحَةُ الْبَيْتِ الدَّاخِلِ، أَيِ الَّذِي فِي دَاخِلِ الْحُجْرَةِ عَشَرَةُ أَذْرُعٍ، أَيْ فَتَصِيرُ مِسَاحَةُ الْحُجْرَةِ مَعَ الْبَيْتِ سَبْعَةَ عَشَرَ
Odalar dokuz taneydi ve her birinin arasındaki bölmeler hurma dallarındandı. Kapılarının üzerinde ise siyah kıldan örtüler bulunmaktaydı. Odanın kapısından evin kapısına kadar olan evin eni yaklaşık yedi zira idi. İç evin, yani odanın içindeki kısmın alanı ise on zira idi; dolayısıyla oda ile birlikte evin [toplam] alanı on yedi
75388. Metin
ذِرَاعًا. قَالَ الْحَسَنُ الْبَصْرِيُّ: كُنْتُ أَدْخُلُ بُيُوتَ أَزوَاج النبيء ﷺ فِي خِلَافَةِ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ فَأَتَنَاوَلُ سُقُفَهَا بِيَدِي. وَإِنَّمَا ذَكَرَ الْحُجُرَاتِ دُونَ الْبُيُوتِ لِأَنَّ الْبَيْتَ كَانَ بَيْتًا وَاحِدًا مُقَسَّمًا إِلَى حُجُرَاتٍ تِسْعٍ.
zira oluyordu. Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: «Hz. Osman b. Affân'ın halifeliği döneminde Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem hanımlarının evlerine girer ve elimle tavanlarına dokunurdum.» Evler yerine odaların zikredilmesinin sebebi ise, evin dokuz odaya bölünmüş tek bir ev olmasındandır.