54- Kamer Suresi

İbn Âşûr · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

78183. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

78184. Metin

٥٤- سُورَةُ الْقَمَرِ

54- KAMER SÛRESİ

78185. Metin

اسْمُهَا بَيْنَ السَّلَفِ «سُورَةُ اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ» .

Selef arasındaki adı «Ikterebeti's-Sâat Sûresi»dir.

78186. Metin

فَفِي حَدِيثِ أَبِي وَاقَدٍ اللَّيْثِيِّ: «أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ كَانَ يَقْرَأُ بِقَافٍ وَاقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ فِي الْفِطْرِ وَالْأَضْحَى»

Nitekim Ebû Vâkıd el-Leysî'nin hadisinde şöyle geçmektedir: «Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ramazan ve Kurban bayramlarında Kâf ve Ikterebeti's-Sâat sûrelerini okurdu.»

78187. Metin

، وَبِهَذَا الِاسْمِ عَنْوَنَ لَهَا الْبُخَارِيُّ فِي كِتَابِ التَّفْسِيرِ.

Buhârî de Tefsir Kitabı'nda bu sûreye bu isimle başlık koymuştur.

78188. Metin

وَتُسَمَّى «سُورَةَ الْقَمَرِ» وَبِذَلِكَ تَرْجَمَهَا التِّرْمِذِيُّ. وَتُسَمَّى «سُورَةَ اقْتَرَبَتْ» حِكَايَةً لِأَوَّلِ كَلِمَةٍ فِيهَا.

Ayrıca «Kamer Sûresi» olarak da adlandırılır ki Tirmizî sûreyi bu başlıkla vermiştir. İçindeki ilk kelimeden mülhem olarak «İkterebet Sûresi» de denir.

78189. Metin

وَهِيَ مَكِّيَّةٌ كُلُّهَا عِنْدَ الْجُمْهُورِ، وَعَنْ مُقَاتِلٍ: أَنَّهُ اسْتَثْنَى مِنْهَا قَوْلَهُ تَعَالَى: أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُنْتَصِرٌ إِلَى قَوْله: وَأَمَرُّ [الْقَمَر: ٤٤- ٤٦] ، قَالَ: نَزَلَ يَوْمَ بَدْرٍ (وَلَعَلَّ ذَلِكَ مِنْ أَنَّ النَّبِيءَ ﷺ تَلَا هَذِهِ الْآيَةَ يَوْمَ بَدْرٍ) .

Cumhura göre sûrenin tamamı Mekkîdir. Mukātil'den ise Yüce Allah'ın: { أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُنْتَصِرٌ } 'den { وَأَمَرُّ } [Kamer: 44-46] sözüne kadar olan kısmını istisna ettiği ve: "Bedir günü indi" dediği rivayet edilmiştir (belki de bu, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'in bu ayeti Bedir günü okumuş olmasından kaynaklanmaktadır).

78190. Metin

وَهِيَ السُّورَةُ السَّابِعَةُ وَالثَّلَاثُونَ فِي تَرْتِيبِ نُزُولِ السُّوَرِ عِنْدَ جَابِرِ بْنِ زَيْدٍ، نَزَلَتْ بَعْدَ سُورَةِ الطَّارِقِ وَقَبْلَ سُورَةِ ص.

Câbir b. Zeyd'e göre sûrelerin iniş sırasına göre otuz yedinci sûredir; Târık sûresinden sonra ve Sâd sûresinden önce inmiştir.

78191. Metin

وَعدد آيها خَمْسٌ وَخَمْسُونَ بِاتِّفَاقِ أَهْلِ الْعَدَدِ.

Ayet sayısı, sayım ehlinin ittifakıyla elli beştir.

78192. Metin

وَسَبَبُ نُزُولِهَا مَا

İniş sebebi ise şudur:

78193. Metin

رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ: «سَأَلَ أَهْلُ مَكَّةَ النَّبِيءَ ﷺ آيَةً فَانْشَقَّ الْقَمَرُ بِمَكَّةَ فَنَزَلَتِ اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ إِلَى قَوْلِهِ: سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ

Tirmizî'nin Enes b. Mâlik'ten rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: «Mekkeliler Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'den bir mucize istediler. Bunun üzerine Mekke'de ay yarıldı ve { اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ } ayetinden { سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ } sözüne kadar olan ayetler indi

78194. Metin

[الْقَمَر: ١، ٢] .

[Kamer: 1, 2].»

78195. Metin

وَفِي «أَسْبَابِ النُّزُولِ» لِلْوَاحِدِيِّ بِسَنَدِهِ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ قَالَ: انْشَقَّ الْقَمَرُ عَلَى عَهْدِ مُحَمَّدٍ ﷺ فَقَالَتْ قُرَيْشٌ هَذَا سِحْرُ ابْنِ أَبِي كَبْشَةَ سَحَرَكُمْ، فَسَأَلُوا السُّفَّارَ، فَقَالُوا:

Vâhidî'nin «Esbâb-ı Nüzûl» adlı eserinde Abdullah b. Mes'ûd'a ulaşan senediyle rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında ay yarıldı. Kureyşliler: "Bu İbn Ebî Kebşe'nin sihridir, sizi büyüledi" dediler. Bunun üzerine yolculara sordular, onlar da şöyle dediler:

78196. Metin

نَعَمْ قَدْ رَأَيْنَا، فَأَنْزَلَ اللَّهُ ﷿: اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ

"Evet, biz de gördük." Bunun üzerine Azîz ve Celîl olan Allah { اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ } “Kıyamet saati yaklaştı ve ay yarıldı”

78197. Metin

[الْقَمَرُ: ١] الْآيَاتِ.

[Kamer: 1] ayetlerini indirdi.

78198. Metin

وَكَانَ نُزُولُهَا فِي حُدُودِ سَنَةِ خَمْسٍ قَبْلَ الْهِجْرَةِ فَفِي «الصَّحِيحِ» «أَنَّ عَائِشَةَ قَالَتْ:

Sûrenin inişi hicretten yaklaşık beş yıl önce olmuştur. Nitekim «Sahîh»te «Âişe'nin şöyle dediği [nakledilmektedir]:

78199. Metin

أُنْزِلَ عَلَى مُحَمَّدٍ بِمَكَّةَ وَإِنِّي لَجَارِيَةٌ أَلْعَبُ بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهى وَأَمَرُّ [الْقَمَر: ٤٦] .

"Ben Mekke'de oynayan küçük bir kız çocuğu iken Muhammed'e: { بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهى وَأَمَرُّ } “Aslında onlara vadedilen asıl vakit kıyamettir; o kıyamet ise daha dehşetli ve daha acıdır” [Kamer: 46] ayeti indirildi."»

78200. Metin

وَكَانَتْ عُقِدَ عَلَيْهَا فِي شَوَّالٍ قَبْلَ الْهِجْرَةِ بِثَلَاثِ سِنِينَ، أَيْ فِي أَوَاخِرِ سَنَةِ أَرْبَعٍ قَبْلَ الْهِجْرَةِ بِمَكَّةَ، وَعَائِشَةُ يَوْمَئِذٍ بِنْتُ سِتِّ سِنِينَ، وَذَكَرَ بَعْضُ الْمُفَسِّرِينَ أَنَّ انْشِقَاقَ الْقَمَرِ كَانَ سَنَةَ خَمْسٍ قَبْلَ الْهِجْرَةِ وَعَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ كَانَ بَيْنَ نُزُولِ آيَةِ سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ [الْقَمَر: ٤٥] وَبَيْنَ بَدْرٍ سبع سِنِين.

Onunla nikâh akdi hicretten üç yıl önce Şevval ayında, yani hicretten önceki dördüncü yılın sonlarında Mekke'de kıyılmıştı ve Âişe o gün altı yaşındaydı. Bazı müfessirler ayın yarılmasının hicretten beş yıl önce olduğunu belirtmişlerdir. İbn Abbâs'tan ise { سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ } “O topluluk yakında hezimete uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar” [Kamer: 45] ayetinin inişi ile Bedir arasında yedi yıl olduğu rivayet edilmiştir.

78201. Metin

أغراض هَذِه السُّورَة

Bu Sûrenin Amaçları

78202. Metin

تَسْجِيلُ مُكَابَرَةِ الْمُشْرِكِينَ فِي الْآيَاتِ الْبَيِّنَةِ، وَأَمْرُ النَّبِيءِ ﷺ بِالْإِعْرَاضِ عَنْ مُكَابَرَتِهِمْ.

Müşriklerin apaçık ayetler karşısındaki inatçılık ve kibrini kaydetmek ve Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'e onların bu inatçılıklarından yüz çevirmesini emretmek.

78203. Metin

وَإِنْذَارُهُمْ بِاقْتِرَابِ الْقِيَامَةِ وَبِمَا يَلْقَوْنَهُ حِينَ الْبَعْثِ مِنَ الشَّدَائِدِ.

Onları kıyametin yaklaşmasıyla ve diriliş esnasında karşılaşacakları şiddetli hallerle uyarmak.

78204. Metin

وَتَذْكِيرُهُمْ بِمَا لَقِيَتْهُ الْأُمَمُ أَمْثَالُهُمْ مِنْ عَذَابِ الدُّنْيَا لِتَكْذِيبَهُمْ رُسُلَ اللَّهِ وَأَنَّهُمْ سيلقون مِثْلَمَا لَقِيَ أُولَئِكَ إِذْ لَيْسُوا خَيْرًا مِنْ كُفَّارِ الْأُمَمِ الْمَاضِيَةِ.

Allah'ın elçilerini yalanlamaları sebebiyle kendileri gibi olan geçmiş ümmetlerin dünyada uğradıkları azabı onlara hatırlatmak ve geçmiş ümmetlerin kâfirlerinden daha hayırlı olmadıkları için onların da benzer bir akıbetle karşılaşacaklarını bildirmek.

78205. Metin

وَإِنْذَارُهُمْ بِقِتَالٍ يُهْزَمُونَ فِيهِ، ثُمَّ لَهُمْ عَذَابُ الْآخِرَةِ وَهُوَ أَشَدُّ.

Onları hezimete uğrayacakları bir savaşla ve ardından gelecek olan daha çetin ahiret azabıyla uyarmak.

78206. Metin

وَإِعْلَامُهُمْ بِإِحَاطَةِ اللَّهِ عِلْمًا بِأَفْعَالِهِمْ وَأَنَّهُ مُجَازِيهِمْ شَرَّ الْجَزَاءِ وَمُجَازٍ الْمُتَّقِينَ خَيْرَ الْجَزَاءِ. وَإِثْبَاتُ الْبَعْثِ، وَوَصْفُ بَعْضِ أَحْوَالِهِ.

Allah'ın onların yaptıklarını ilmiyle kuşattığını, kendilerini en kötü ceza ile cezalandıracağını ve takva sahiplerini de en güzel mükâfatla ödüllendireceğini onlara bildirmek; öldükten sonra dirilmeyi ispat etmek ve onun bazı durumlarını nitelemek.

78207. Metin

وَفِي خِلَالِ ذَلِكَ تَكْرِيرُ التَّنْوِيهِ بِهَدْيِ الْقُرْآن وحكمته.

Bu esnada Kur'an'ın rehberliğini ve hikmetini övgüyle tekrar tekrar dile getirmek.

78209. Metin

[سُورَة الْقَمَر (٥٤) : آيَة ١]

[Kamer Sûresi (54), Âyet 1]

78210. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

78211. Metin

اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ (١)

{ اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ } “Kıyamet saati yaklaştı ve ay yarıldı.” (1)

78212. Metin

مِنْ عَادَةِ الْقُرْآنِ أَنْ يَنْتَهِزَ الْفُرْصَةَ لإعادة الموعظة والتذكير حِينَ يَتَضَاءَلُ تَعَلُّقُ النُّفُوسِ بِالدُّنْيَا، وَتُفَكِّرُ فِيمَا بَعْدَ الْمَوْتِ وَتُعِيرُ آذَانَهَا لِدَاعِي الْهُدَى. فَتَتَهَيَّأُ لِقَبُولِ الْحَقِّ فِي مَظَانِّ ذَلِكَ عَلَى تَفَاوُتٍ فِي اسْتِعْدَادِهَا وَكَمْ كَانَ مِثْلُ هَذَا الِانْتِهَازِ سَبَبًا فِي

Nefislerin dünyaya bağlılığının zayıfladığı, ölümden sonrasını düşündüğü ve hidayet davetçisine kulak verdiği anlarda, vaaz ve hatırlatmayı tekrarlamak için fırsatı değerlendirmek Kur'an'ın adetindendir. Böylece nefisler, kabiliyetlerindeki farklılıklara göre bu gibi durumlarda hakkı kabule hazır hale gelirler. Bu tür fırsatları değerlendirmek,

78213. Metin

إِيمَانِ قُلُوبٍ قَاسِيَةٍ، فَإِذَا أَظْهَرَ اللَّهُ الْآيَاتِ على يَد رَسُوله ﷺ لِتَأْيِيدِ صِدْقِهِ شَفَعَ ذَلِكَ بِإِعَادَةِ التَّذْكِيرِ كَمَا قَالَ تَعَالَى: وَما نُرْسِلُ بِالْآياتِ إِلَّا تَخْوِيفاً [الْإِسْرَاء: ٥٩] .

nice katı kalplerin iman etmesine sebep olmuştur. Allah, elçisi sallallâhu aleyhi ve sellem'in doğruluğunu desteklemek için onun eliyle mucizeler gösterdiğinde, Yüce Allah'ın: { وَما نُرْسِلُ بِالْآياتِ إِلَّا تَخْوِيفاً } “Biz o mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz” [İsrâ: 59] buyurduğu gibi, bunu hatırlatmayı yinelemekle pekiştirmiştir.

78214. Metin

وَجُمْهُورُ الْمُفَسِّرِينَ عَلَى أَنَّ هَذِهِ الْآيَةَ نَزَلَتْ شَاهِدَةً عَلَى الْمُشْرِكِينَ بِظُهُورِ آيَةٍ كُبْرَى وَمُعْجِزَةٍ مِنْ مُعْجِزَاتِ النَّبِيءِ ﷺ وَهِيَ مُعْجِزَةُ انْشِقَاقِ الْقَمَرِ.

Müfessirlerin cumhuru, bu ayetin Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'in mucizelerinden büyük bir alametin ve mucizenin, yani ayın yarılması mucizesinin gerçekleştiğine dair müşrikler aleyhine bir şahit olarak indiği görüşündedir.

78215. Metin

فَفِي «صَحِيح البُخَارِيّ»

Nitekim «Sahîh-i Buhârî»

78216. Metin

و «جَامع التِّرْمِذِيِّ» عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ: «سَأَلَ أَهْلُ مَكَّةَ النَّبِيءَ ﷺ أَنْ يُرِيَهُمْ آيَةً فَأَرَاهُمُ انْشِقَاقَ الْقَمَرِ» . زَادَ التِّرْمِذِيُّ عَنْهُ «فَانْشَقَّ الْقَمَرُ بِمَكَّةَ فِرْقَتَيْنِ، فَنَزَلَتِ: اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ إِلَى قَوْلِهِ: سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ

ve «Câmiu't-Tirmizî»de Enes b. Mâlik'ten şöyle rivayet edilmiştir: «Mekkeliler Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'den kendilerine bir mucize göstermesini istediler, o da onlara ayın yarılmasını gösterdi.» Tirmizî onun rivayetine şunu eklemiştir: «Bunun üzerine Mekke'de ay iki parçaya ayrıldı ve { اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ } ayetinden { سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ } sözüne kadar olan ayetler indi

78217. Metin

[الْقَمَر: ٢] .

[Kamer: 2].»

78218. Metin

وَفِي رِوَايَةِ التِّرْمِذِيِّ عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ قَالَ: «بَيْنَمَا نَحْنُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ بِمِنًى فَانْشَقَّ الْقَمَرُ.

Tirmizî'nin İbn Mes'ûd'dan yaptığı bir rivayette ise o şöyle demiştir: «Biz Mina'da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikteyken ay yarıldı.

78219. Metin

وَظَاهِرُهُ أَنَّ ذَلِكَ فِي مَوْسِمِ الْحَجِّ.

Bunun zâhiri, olayın hac mevsiminde gerçekleştiğini gösterir.

78220. Metin

وَفِي «سِيرَةِ الْحَلَبِيِّ» كَانَ ذَلِكَ لَيْلَةَ أَرْبَعَ عَشْرَةَ (أَي فِي آخر لَيَالِي مِنًى لَيْلَةَ النَّفْرِ) . وَفِيهَا «اجْتَمَعَ الْمُشْرِكُونَ بِمِنًى وَفِيهِمُ الْوَلِيدُ بْنُ الْمُغِيرَةِ، وَأَبُو جَهْلٍ، وَالْعَاصِي بْنُ وَائِلٍ، وَالْعَاصِي بْنُ هِشَامٍ، وَالْأَسْوَدُ بْنُ عَبْدِ يَغُوثَ، وَالْأَسْوَدُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، وَزَمْعَةُ بْنُ الْأَسْوَدِ، وَالنَّضْرُ بْنُ الْحَارِثِ فَسَأَلُوا النَّبِيءَ ﷺ إِنْ كُنْتَ صَادِقًا فَشُقَّ لَنَا الْقَمَرَ فِرْقَتَيْنِ فَانْشَقَّ الْقَمَرُ» .

«Sîretü'l-Halebî»de bunun [ayın] on dördüncü gecesinde (yani Mina'nın son gecelerinde, Nefr gecesinde) olduğu belirtilmektedir. Yine orada şöyle geçmektedir: «Müşrikler Mina'da toplandılar; aralarında Velîd b. Mugīre, Ebû Cehil, Âs b. Vâil, Âs b. Hişâm, Esved b. Abdiyagūs, Esved b. Abdilmuttalib, Zem'a b. Esved ve Nadr b. Hâris vardı. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'e: 'Eğer doğru sözlü isen bize ayı iki parçaya yar' dediler, ay da yarıldı.»

78221. Metin

وَالْعُمْدَةُ فِي هَذَا التَّأْوِيلِ عَلَى

Bu yorumda esas dayanak,

78222. Metin

حَدِيثِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ فِي «الصَّحِيحِ» قَالَ: «انْشَقَّ الْقَمَرُ وَنَحْنُ مَعَ النَّبِيءِ ﷺ بِمِنًى فَانْشَقَّ فِرْقَتَيْنِ فِرْقَةٌ فَوْقَ الْجَبَلِ وَفِرْقَةٌ دُونَهُ فَقَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ ﷺ «اشْهَدُوا اشْهَدُوا» . زَادَ فِي رِوَايَةِ التِّرْمِذِيِّ عَنْهُ «يَعْنِي اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ

Abdullah b. Mes'ûd'un «Sahîh»teki hadisidir; o şöyle demiştir: «Biz Mina'da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikteyken ay yarıldı; öyle ki iki parçaya ayrıldı, bir parça dağın üstünde, bir parça da dağın beri tarafındaydı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize: 'Şahit olun, şahit olun!' buyurdu.» Tirmizî'nin onun rivayetindeki ilavesinde: «Yani { اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ } [demektir]» denilmiştir.

78223. Metin

. قُلْتُ: وَعَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ نِصْفٌ عَلَى أَبِي قُبَيْسٍ وَنِصْفٌ عَلَى قُعَيْقِعَانَ.

Derim ki: İbn Abbâs'tan da [ayın] bir yarısının Ebû Kubeys üzerinde, diğer yarısının ise Kuaykıân üzerinde olduğu rivayet edilmiştir.

78224. Metin

وَرُوِيَ مِثْلُهُ عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَابْنِ عُمَرَ وَحُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ وَأَنَسِ بْنِ مَالِكٍ وَجُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، وَهَؤُلَاءِ لَمْ يَشْهَدُوا انْشِقَاقَ الْقَمَرِ لِأَنَّ مَنْ عَدَا عَلِيَّا وَابْنَ عَبَّاسٍ وَابْنَ عُمَرَ لَمْ يَكُونُوا بِمَكَّةَ وَلَمْ يُسْلِمُوا إِلَّا بَعْدَ الْهِجْرَةِ وَلَكِنَّهُمْ مَا تَكَلَّمُوا إِلَّا عَنْ يَقِينٍ.

Bunun bir benzeri Ali b. Ebî Tâlib, İbn Abbâs, İbn Ömer, Huzeyfe b. Yemân, Enes b. Mâlik ve Cübeyr b. Mut'ım'dan da rivayet edilmiştir. Bunlar [olay anında bizzat] ayın yarılmasına şahit olmamışlardı; çünkü Ali, İbn Abbâs ve İbn Ömer dışındakiler Mekke'de değillerdi ve ancak hicretten sonra Müslüman olmuşlardı; fakat onlar kesin bir bilgiye dayanarak konuşmuşlardır.

78225. Metin

وَكَثْرَةُ رُوَاةِ هَذَا الْخَبَرِ تَدُلُّ عَلَى أَنَّهُ كَانَ خَبَرًا مُسْتَفِيضًا. وَقَالَ فِي «شَرْحِ

Bu haberin râvilerinin çokluğu, onun müstefîz (çok yaygın) bir haber olduğuna delalet eder. «Şerhu

78226. Metin

الْمَوَاقِفِ» :

el-Mevâkıf»ta şöyle denilmiştir:

78227. Metin

هُوَ مُتَوَاتِرٌ. وَفِي عِبَارَتِهِ تَسَامُحٌ لِعَدَمِ تَوَفُّرِ شَرْطِ التَّوَاتُرِ. وَمُرَادُهُ: أَنَّهُ مُسْتَفِيضٌ.

«O mütevâtirdir.» Tevâtür şartı tam gerçekleşmediği için onun bu ifadesinde bir müsamaha vardır; kastı ise onun müstefîz olduğudur.

78228. Metin

وَظَاهِرُ بَعْضِ الرِّوَايَاتِ

Tirmizî'deki İbn Mes'ûd hadisine ait

78229. Metin

لِحَدِيثِ ابْنِ مَسْعُودٍ عِنْدَ التِّرْمِذِيِّ أَنَّ الْآيَةَ نَزَلَتْ قَبْلَ حُصُولِ انْشِقَاقِ الْقَمَرِ الْوَاقِعِ بِمَكَّةَ لَمَّا سَأَلَ الْمُشْرِكُونَ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ آيَةً أَوْ سَأَلُوهُ انْشِقَاقَ الْقَمَرِ فَأَرَاهُمُ انْشِقَاقَ الْقَمَرِ وَإِنَّمَا هُوَ انْشِقَاق يحصل عِنْد حُلُول السَّاعَةِ. وَرُوِيَ هَذَا عَنِ الْحَسَنِ وَعَطَاءٍ

bazı rivayetlerin zâhiri ise ayetin, müşriklerin Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den bir mucize istemeleri yahut ayın yarılmasını istemeleri üzerine Mekke'de vuku bulan ve onların ayın yarıldığını gördükleri olaydan önce indiği, [ayetteki yarılmanın] ise ancak kıyametin kopması anında gerçekleşecek bir yarılma olduğu yönündedir. Bu görüş Hasan[-ı Basrî] ve Atâ'dan da rivayet edilmiştir.

78230. Metin

وَهُوَ الْمُعَبَّرُ عَنْهُ بِالْخُسُوفِ فِي سُورَةِ الْقِيَامَةِ [٧، ٨] فَإِذا بَرِقَ الْبَصَرُ وَخَسَفَ الْقَمَرُ الْآيَةَ.

Bu da Kıyâme sûresinde [7-8] { فَإِذا بَرِقَ الْبَصَرُ وَخَسَفَ الْقَمَرُ } “Göz kamaştığı, ay tutulduğu zaman” ayetinde tutulma (husûf) olarak ifade edilen durumdur.

78231. Metin

وَهَذَا لَا يُنَافِي وُقُوعَ انْشِقَاقِ الْقَمَرِ الَّذِي سَأَلَهُ الْمُشْرِكُونَ وَلَكِنَّهُ غَيْرُ الْمُرَادِ فِي هَذِهِ الْآيَةِ لَكِنَّهُ مُؤَوَّلٌ بِمَا فِي رِوَايَتِهِ عِنْدَ غَيْرِ التِّرْمِذِيِّ.

Bu [görüş], müşriklerin istediği ayın yarılması hadisesinin vuku bulmuş olmasına aykırı değildir; sadece bu ayette kastedilenin o olmadığını [ifade eder]. Ancak bu [rivayet], Tirmizî dışındakilerin naklettiği rivayetle tevil edilmiştir.

78232. Metin

وَلِحَدِيثِ أَنْسِ بْنِ مَالِكٍ أَنَّ الْآيَةَ نَزَلَتْ بَعْدَ انْشِقَاقِ الْقَمَرِ.

Enes b. Mâlik'in hadisine göre ise ayet, ayın yarılmasından sonra inmiştir.

78233. Metin

وَعَلَى جَمِيعِ تِلْكَ الرِّوَايَاتِ فَانْشِقَاقُ الْقَمَرِ الَّذِي هُوَ مُعْجِزَةٌ حَصَلَ فِي الدُّنْيَا. وَفِي «الْبُخَارِيِّ» عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ أَنَّهُ قَالَ: «خَمْسٌ قَدْ مَضَيْنَ اللِّزَامُ وَالرُّومُ وَالْبَطْشَةُ وَالْقَمَرُ وَالدُّخَانُ. وَعَنِ الْحَسَنِ وَعَطَاءٍ أَنَّ انْشِقَاقَ الْقَمَرِ يَكُونُ عِنْدَ الْقِيَامَةِ وَاخْتَارَهُ الْقُشَيْرِيُّ، وَرُوِيَ عَنِ الْبَلْخِيِّ. وَقَالَ الْمَاوَرْدِيُّ: هُوَ قَوْلُ الْجُمْهُورِ، وَلَا يُعْرَفُ ذَلِكَ لِلْجُمْهُورِ.

Bütün bu rivayetlere göre, bir mucize olan ayın yarılması dünyada vuku bulmuştur. Buhârî'de İbn Mes'ûd'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: «Beş şey geçip gitmiştir: Lizâm (kaçınılmaz azap), Rûm, batşe (büyük yakalayış), kamer (ayın yarılması) ve duhân (duman).» Hasan[-ı Basrî] ve Atâ'dan ise ayın yarılmasının kıyamet vaktinde olacağı rivayet edilmiş olup Kuşeyrî de bunu tercih etmiş, Belhî'den de rivayet edilmiştir. Mâverdî: «Bu, cumhurun görüşüdür» demişse de bunun cumhura ait olduğu bilinmemektedir.

78234. Metin

وَخَبَرُ انْشِقَاقِ الْقَمَرِ مَعْدُودٌ فِي مَبَاحِثِ الْمُعْجِزَاتِ مِنْ كتب «السِّيرَة» و «دَلَائِل النُّبُوَّة» .

Ayın yarılması haberi, «Siyer» ve «Delâilü'n-Nübüvve» kitaplarının mucizeler bahislerinde sayılmıştır.

78235. Metin

وَلَيْسَ لَفْظُ هَذِهِ الْآيَةِ صَرِيحًا فِي وُقُوعِهِ وَلَكِنَّ ظَاهِرَ الْآيَةِ يَقْتَضِيهِ كَمَا فِي «الشِّفَاءِ» .

Bu ayetin lafzı onun vuku bulduğu hususunda sarih (kesin ve açık) değildir; fakat «eş-Şifâ»da belirtildiği üzere ayetin zâhiri bunu gerektirmektedir.

78236. Metin

فَإِنْ كَانَ نُزُولُ هَذِهِ الْآيَةِ وَاقِعًا بَعْدَ حُصُولِ الِانْشِقَاقِ كَمَا اقْتَضَاهُ حَدِيثُ ابْنِ مَسْعُودٍ فِي «جَامِعِ التِّرْمِذِيِّ» فَتَصْدِيرُ السُّورَةِ بِ اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ لِلِاهْتِمَامِ بِالْمَوْعِظَةِ كَمَا قَدَّمْنَاهُ آنِفًا إِذْ قَدْ تَقَرَّرَ الْمَقْصُودُ مِنْ تَصْدِيقِ الْمُعْجِزَةِ.

Şayet bu ayetin inişi, Tirmizî'nin «el-Câmi'»indeki İbn Mes'ûd hadisinin gerektirdiği gibi yarılma meydana geldikten sonra vuku bulmuşsa, sûrenin { اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ } [ifadesiyle] başlaması —az önce arz ettiğimiz üzere— öğüde verilen ehemmiyet sebebiyledir; zira mucizenin doğrulanmasıyla kastedilen gaye zaten tahakkuk etmiştir.

78237. Metin

فَجُعِلَتْ تِلْكَ الْمُعْجِزَةُ وَسِيلَةً لِلتَّذْكِيرِ بِاقْتِرِابِ السَّاعَةِ عَلَى طَرِيقَةِ الْإِدْمَاجِ بِمُنَاسَبَةِ أَنَّ الْقَمَرَ كَائِنٌ مِنَ الْكَائِنَاتِ السَّمَاوِيَّةِ ذَاتِ النِّظَامِ الْمُسَايِرِ لِنِظَامِ الْجَوِّ الْأَرْضِيِّ فَلَمَّا حَدَثَ تَغَيُّرٌ فِي نِظَامِهِ لَمْ يَكُنْ مَأْلُوفًا نَاسَبَ تَنْبِيهَ النَّاسِ لِلِاعْتِبَارِ بِإِمْكَانِ

Dolayısıyla bu mucize, idmâc yoluyla kıyametin yaklaşışını hatırlatmaya bir vesile kılınmıştır. Çünkü ay, yer atmosferinin düzeniyle uyumlu bir düzene sahip semavi varlıklardan bir varlıktır; nitekim onun nizamında alışılmadık bir değişiklik meydana geldiğinde, insanların bu âlemin

78238. Metin

اضْمِحْلَالِ هَذَا الْعَالَمِ، وَكَانَ فِعْلُ الْمَاضِي مُسْتَعْمَلًا فِي حَقِيقَتِهِ. وَرُوِيَ أَنَّ حُذَيْفَةَ بْنَ الْيَمَانِ قَرَأَ وَقَدِ انْشَقَّ الْقَمَرُ.

yok olup gidebileceğine ibret almaları için uyarılması münasip düşmüş ve geçmiş zaman fiili de hakiki anlamında kullanılmıştır. Huzeyfe b. Yemân'ın [ayeti] { وَقَدِ انْشَقَّ الْقَمَرُ } şeklinde okuduğu da rivayet edilmiştir.

78239. Metin

وَإِنْ كَانَ نُزُولُهَا قَبْلَ حُصُولِ الِانْشِقَاقِ كَمَا اقْتَضَاهُ حَدِيثُ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ فَهُوَ إِنْذَارٌ بِاقْتِرَابِ السَّاعَةِ وَانْشِقَاقِ الْقَمَرِ الَّذِي هُوَ مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ وَمَعَ الْإِيمَاءِ إِلَى أَنَّ الِانْشِقَاقَ سَيَكُونُ مُعْجِزَةً لِمَا يَسْأَلُهُ الْمُشْرِكُونَ. وَيُرَجِّحُ هَذَا الْمَحْمَلَ قَوْلُهُ تَعَالَى عَقِبَهُ: وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ [الْقَمَر: ٢] كَمَا سَيَأْتِي هُنَالِكَ.

Şayet ayetin inişi, Enes b. Mâlik hadisinin gerektirdiği üzere yarılma meydana gelmeden önce vuku bulmuşsa; bu, kıyametin ve kıyamet alametlerinden olan ayın yarılmasının yaklaştığına dair bir uyarıdır ve aynı zamanda bu yarılmanın müşriklerin isteyeceği şeye karşı bir mucize olacağına da bir işarettir. Yüce Allah'ın hemen ardından gelen: { وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ } [Kamer: 2] “Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve: «Süregelen bir sihirdir» derler” ayeti de orada geleceği üzere bu ihtimali kuvvetlendirmektedir.

78240. Metin

وَإِذْ قَدْ حَمَلَ مُعْظَمُ السَّلَفِ مِنَ الْمُفَسِّرِينَ وَمَنْ خَلْفَهُمْ هَذِهِ الْآيَةَ عَلَى أَنَّ انْشِقَاقَ الْقَمَرِ حَصَلَ قَبْلَ نُزُولِهَا أَوْ بِقُرْبِ نُزُولِهَا فَبِنَا أَنْ نُبَيِّنَ إِمْكَانَ حُصُولِ هَذَا الِانْشِقَاقِ مُسَايِرِينَ لِلِاحْتِمَالَاتِ النَّاشِئَةِ عَنْ رِوَايَاتِ الْخَبَرِ عَنِ الِانْشِقَاقِ إِبْطَالًا لِجَحْدِ الْمُلْحِدِينَ، وَتَقْرِيبًا لِفَهْمِ الْمُصَدِّقِينَ.

Müfessirlerin selefinin ve onların ardından gelen halefin ekserisi bu ayeti, ayın yarılmasının ayetin inişinden önce veya inişine yakın bir zamanda gerçekleştiği anlamına hamletmiş olduğuna göre; mülhidlerin inkârını iptal etmek ve inananların idrakini kolaylaştırmak amacıyla, ayın yarılması rivayetlerinden kaynaklanan ihtimallere paralel olarak bu yarılmanın meydana geliş imkânını açıklamak bize düşmektedir.

78241. Metin

فَيَجُوزُ أَنْ يَكُونَ قَدْ حَدَثَ خَسْفٌ عَظِيمٌ فِي كُرَةِ الْقَمَرِ أَحْدَثَ فِي وَجْهِهِ هُوَّةً لَاحَتْ لِلنَّاظِرِينَ فِي صُورَةِ شَقِّهِ إِلَى نِصْفَيْنِ بَيْنَهُمَا سَوَادٌ حَتَّى يُخَيَّلَ أَنَّهُ مُنْشَقٌّ إِلَى قَمَرَيْنِ، فَالتَّعْبِيرُ عَنْهُ بِالِانْشِقَاقِ مُطَابِقٌ لِلْوَاقِعِ لَأَنَّ الْهُوَّةَ انْشِقَاقٌ وَمُوَافِقٌ لِمَرْأَى النَّاسِ لِأَنَّهُمْ رَأَوْهُ كَأَنَّهُ مَشْقُوقٌ.

Ay küresinde, yüzeyinde bakanlara aralarında karanlık bulunan iki yarığa bölünmüş şekilde görünen ve sanki iki aya ayrılmış gibi hayal edilen derin bir çöküntünün (hasf) meydana gelmiş olması caizdir. Dolayısıyla bunun yarılma (inşikâk) olarak ifade edilmesi vakıaya uygundur; zira çöküntü bir yarılmadır ve insanların görüşüne de muvafıktır, çünkü onlar ayı yarılmış gibi görmüşlerdir.

78242. Metin

وَيَجُوزُ أَنْ يَكُونَ قَدْ حَصَلَ فِي الْأُفُقِ بَيْنَ سَمْتِ الْقَمَرِ وَسَمْتِ الشَّمْسِ مُرُورُ جِسْمٍ سَمَاوِيٍّ مِنْ نَحْوِ بَعْضِ الْمِذْنَبَاتِ حَجَبَ ضَوْءَ الشَّمْسِ عَنْ وَجْهِ الْقَمَرِ بِمِقْدَارِ ظِلِّ ذَلِكَ الْجِسْمِ عَلَى نَحْوِ مَا يُسَمَّى بِالْخُسُوفِ الْجُزْئِيِّ، وَلَيْسَ فِي لَفْظِ أَحَادِيثِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ عِنْدَ مُسْلِمٍ وَالتِّرْمِذِيِّ، وَابْنِ مَسْعُودٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ عِنْدَ الْبُخَارِيِّ مَا يُنَاكِدُ هَذَا.

Ufukta, ayın doğrultusu ile güneşin doğrultusu arasından kuyruklu yıldız türünden semavi bir cismin geçmiş olması ve bu cismin gölgesi miktarında güneş ışığını ayın yüzeyinden engellemiş olması da caizdir ki bu, parçalı tutulma (husûf-ı cüz'î) denilen duruma benzer. Müslim ve Tirmizî'deki Enes b. Mâlik ile Buhârî'deki İbn Mes'ûd ve İbn Abbâs hadislerinin lafzında buna aykırı bir şey yoktur.

78243. Metin

وَمِنَ الْمُمْكِنِ أَن يكون هَذَا الِانْشِقَاقُ حَدَثًا مُرَكَّبًا مِنْ خُسُوفٍ نِصْفِيٍّ فِي الْقَمَرِ عَلَى عَادَةِ الْخُسُوفِ فَحَجَبَ نِصْفَ الْقَمَرِ، وَالْقَمَرُ عَلَى سَمْتِ أَحَدِ الْجَبَلَيْنِ وَقد حَصَلَ فِي الْجَوِّ سَاعَتَئِذٍ سَحَابٌ مَائِيٌّ انْعَكَسَ فِي بَرِيقِ مَائِهِ صُورَةُ الْقَمَرِ مخسوفا بِحَيْثُ يخاله النَّاظِرُ نِصْفًا آخَرَ مِنَ الْقَمَرِ دُونَ كُسُوفٍ طَالِعًا عَلَى جِهَةِ ذَلِكَ الْجَبَلِ، وَهَذَا مِنْ غَرَائِبِ حَوَادِثِ الْجَوِّ.

Bu inşikâkın (yarılmanın), mutat tutulma şeklinde ayın yarısında meydana gelen bir tutulmayla ayın yarısının perdelenmesi ve ay iki dağdan birinin hizasındayken o esnada atmosferde su damlacıkları içeren bir bulutun oluşması, bu suyun parıltısında ayın tutulmuş suretinin yansıyarak bakan kimseye o dağın üzerinde tutulmamış başka bir yarım ay gibi görünmesi suretiyle mürekkep bir hadise olması da mümkündür. Bu da atmosferin nadide hadiselerindendir.

78244. Metin

وَقَدْ عُرِفَتْ حَوَادِثُ مِنْ هَذَا الْقَبِيلِ بِالنِّسْبَةِ

Bu kabil hadiselerin güneş ışınları bakımından meydana geldiği bilinmektedir;

78245. Metin

لِأَشِعَّةِ الشَّمْسِ، وَيَجُوزُ أَنْ يَحْدُثَ مِثْلُهَا بِالنِّسْبَةِ لِضَوْءِ الْقَمَرِ عَلَى أَنَّهُ نَادِرٌ جِدًّا وَقَدْ ذَكَرْنَا ذَلِكَ عِنْدَ قَوْلِهِ تَعَالَى: وَإِذْ نَتَقْنَا الْجَبَلَ فَوْقَهُمْ فِي سُورَةِ الْأَعْرَافِ [١٧١] .

son derece nadir olmakla birlikte ay ışığı bakımından da bir benzerinin vuku bulması caizdir. Nitekim bunu, A'râf sûresinde [171] Yüce Allah'ın { وَإِذْ نَتَقْنَا الْجَبَلَ فَوْقَهُمْ } “Bir zamanlar dağı üzerlerine kaldırmıştık” buyruğu açıklanırken zikretmiştik.

78246. Metin

وَيُؤَيِّدُ هَذَا مَا

Bunu şu rivayet de teyit etmektedir:

78247. Metin

أَخْرَجَهُ الطَّبَرَانِيُّ وَابْنُ مَرْدَوَيْهِ مِنْ طَرِيقِ عِكْرِمَةَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: «كُسِفَ الْقَمَرُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ فَقَالُوا: سُحِرَ الْقَمَرُ فَنَزَلَتِ اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ

Taberânî ve İbn Merdeveyh'in İkrime tarikiyle İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: «Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında ay tutuldu (küsite). Bunun üzerine: 'Aya büyü yapıldı' dediler ve { اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ }

78248. Metin

الْآيَةَ فَسَمَّاهُ ابْنُ عَبَّاسٍ كُسُوفًا تَقْرِيبًا لِنَوْعِهِ.

ayeti indi.» İbn Abbâs, türünü yaklaştırmak (benzetmek) amacıyla onu küsûf (tutulma) olarak isimlendirmiştir.

78249. Metin

وَهَذَا الْوَجْهُ لَا يُنَافِي كَوْنَ الِانْشِقَاقِ مُعْجِزَةً لِأَنَّ حُصُولَهُ فِي وَقْتِ سُؤَالِهِمْ مِنَ النَّبِيءِ ﷺ آيَةً وَإِلْهَامَ اللَّهِ إِيَّاهُمْ أَنْ يَسْأَلُوا ذَلِكَ فِي حِينِ تَقْدِيرِ اللَّهِ كَافٍ فِي كَوْنِهِ آيَةَ صِدْقٍ.

Bu vecih, inşikâkın bir mucize olmasına engel değildir; zira onun, müşriklerin Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den bir mucize talep ettikleri vakitte meydana gelmesi ve Allah'ın takdir ettiği anda bunu talep etmelerini onlara ilham etmesi, onun bir doğruluk delili (mucize) olması için kâfidir.

78250. Metin

أَوْ لِأَنَّ الْوَحْيَ إِلَى النَّبِيءِ ﷺ بِأَنْ يَتَحَدَّاهُمْ بِهِ قَبْلَ حُصُولِهِ دَلِيلٌ عَلَى أَنَّهُ مُرْسَلٌ مِنَ اللَّهِ إِذْ لَا قِبَلَ لِلرَّسُولِ ﷺ بِمَعْرِفَةِ أَوْقَاتِ ظَوَاهِرِ التَّغَيُّرَاتِ لِلْكَوَاكِبِ. وَبِهَذَا الْوَجْهِ يَظْهَرُ اخْتِصَاصُ ظُهُورِ ذَلِكَ بِمَكَّةَ دُونَ غَيْرِهَا مِنَ الْعَالَمِ، وَإِمَّا عَلَى الْوَجْهِ الْأَوَّلِ فَإِنَّمَا لَمْ يَشْعُرْ بِهِ غَيْرُ أَهْلِ مَكَّة من أهل الْأَرْضِ لِأَنَّهُمْ لَمْ يَكُونُوا مُتَأَهِّبِينَ إِلَيْهِ إِذْ كَانَ ذَلِكَ لَيْلًا وَهُوَ وَقْتُ غَفْلَةٍ أَوْ نَوْمٍ وَلِأَنَّ الْقَمَرَ لَيْسَ ظُهُورُهُ فِي حَدٍّ وَاحِدٍ لِأَهْلِ الْأَرْضِ فَإِنَّ مَوَاقِيتَ طُلُوعِهِ تَخْتَلِفُ بِاخْتِلَافِ الْبُلْدَانِ فِي سَاعَاتِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَفِي مُسَامَتَةِ السَّمَاءِ.

Yahut Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e, bu hadise vuku bulmadan önce onlara meydan okumasının vahyedilmesi, onun Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğuna delildir; çünkü Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yıldızların değişkenlik tezahürlerinin vakitlerini [kendi başına] bilmesine imkân yoktur. Bu vecihle, söz konusu hadisenin yeryüzünün diğer kısımlarında değil de Mekke'ye mahsus olarak zuhur ettiği anlaşılır. İlk veche göre ise yeryüzü ahalisinden Mekkeliler dışındakilerin bunu fark etmemeleri, buna hazırlıklı olmamalarından kaynaklanmıştır; zira bu olay geceleyin, yani gaflet veya uyku vaktinde gerçekleşmiştir; ayrıca ayın görünmesi yeryüzü sakinleri için tek bir derecede değildir, zira onun doğuş vakitleri gece ve gündüz saatleri ile gökteki hizalanması bakımından beldelerin farklılığına göre değişir.

78251. Metin

قَالَ ابْنُ كَيْسَانَ: هُوَ عَلَى التَّقْدِيمِ وَالتَّأْخِيرِ. وَتَقْدِيرُهُ: انْشَقَّ الْقَمَرُ وَاقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ، أَيْ لِأَنَّ الْأَصْلَ فِي تَرْتِيبِ الْأَخْبَارِ أَنْ يَجْرِيَ عَلَى تَرْتِيبِهَا فِي الْوُقُوعِ وَإِنْ كَانَ الْعَطْفُ بِالْوَاوِ لَا يَقْتَضِي تَرْتِيبًا فِي الْوُقُوعِ.

İbn Keysân şöyle demiştir: Bu [ifade], takdim ve tehir (öne alma ve erteleme) kabilindendir. Takdiri: «Ay yarıldı ve kıyamet yaklaştı» şeklindedir; zira haberlerin dizilişinde asıl olan, vuku buluş sırasına göre cereyan etmesidir; gerçi 'vâv' ile atıf yapmak vuku buluşta bir sıra gerektirmez.

78252. Metin

وَانْشَقَّ مُطَاوِعُ شَقَّهُ، وَالشَّقُّ: فَرَجٌ وَتَفَرُّقٌ بَيْنَ أَدِيمِ جِسْمٍ مَا بِحَيْثُ لَا تَنْفَصِلُ قِطْعَةُ مَجْمُوعِ ذَلِكَ الْجِسْمِ عَنِ الْبَقِيَّةِ، وَيُسَمَّى أَيْضًا تَصَدُّعًا كَمَا يَقَعُ فِي عُودٍ أَوْ جِدَارٍ.

«İnşakka» (انْشَقَّ), «şakka» (şak etti/yardı) fiilinin mutâvaatıdır (dönüşlüsüdür). Şakk (شَقّ) ise, herhangi bir cismin bütününden bir parçası diğerinden büsbütün ayrılmayacak şekilde o cismin yüzeyinde meydana gelen yarık ve ayrılmadır. Tıpkı bir odun veya duvarda meydana geldiği gibi buna çatlama (tasaddu') da denir.

78253. Metin

فَإِطْلَاقُ الِانْشِقَاقِ عَلَى حُدُوثِ هُوَّةٍ فِي سَطْحِ الْقَمَرِ إِطْلَاقٌ حَقِيقِيٌّ وَإِطْلَاقُهُ عَلَى انْطِمَاسِ بَعْضِ ضَوْئِهِ اسْتِعَارَةٌ، وَإِطْلَاقُهُ عَلَى تَفَرُّقِهِ نِصْفَيْنِ مَجَازٌ مُرْسَلٌ.

Dolayısıyla inşikâkın ayın yüzeyinde bir çöküntü oluşması için kullanılması hakiki bir kullanımdır; ışığının bir kısmının silinmesi/kararması için kullanılması istiare; iki parçaya ayrılması için kullanılması ise mecâz-ı mürseldir.

78254. Metin

وَالِاقْتِرَابُ أَصْلُهُ صِيغَةُ مُطَاوَعَةٍ، أَيْ قَبُولُ فِعْلِ الْفَاعِلِ، وَهُوَ هُنَا لِلْمُبَالَغَةِ فِي الْقُرْبِ فَإِنْ حُمِلَ عَلَى حَقِيقَةِ الْقُرْبِ فَهُوَ قُرْبٌ اعْتِبَارِيٌّ، أَيْ قُرْبُ حُلُولِ السَّاعَةِ

İktirâb (اقْتِرَاب) kelimesinin aslı mutâvaat sıygasıdır, yani failin fiilini kabul etmektir; burada ise yakınlıkta mübalağa içindir. Şayet yakınlığın hakikatine hamledilirse bu, itibarî bir yakınlıktır; yani kıyametin kopmasının

78255. Metin

فِيمَا يَأْتِي مِنَ الزَّمَانِ قُرْبًا نِسْبِيًّا بِالنِّسْبَةِ لِمَا مَضَى مِنَ الزَّمَانِ ابْتِدَاءً مِنْ خَلْقِ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ عَلَى نَحْوِ

gelecek zamanda vuku bulmasının, göklerin ve yerin yaratılışından itibaren geçen zamana nispetle izafi bir yakınlığıdır; nitekim

78256. Metin

قَوْلِ النَّبِيءِ ﷺ «بُعِثْتُ أَنَا وَالسَّاعَةَ كَهَاتَيْنِ»

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in «Ben ve kıyamet şu ikisi gibi gönderildik»

78257. Metin

وَأَشَارَ بِسَبَّابَتِهِ وَالْوُسْطَى فَإِنَّ تَحْدِيدَ الْمُدَّةِ مِنْ وَقْتِ خَلْقِ الْعَالَمِ أَوْ مِنْ وَقْتِ خَلْقِ الْإِنْسَانِ أَمْرٌ لَا قِبَلَ لِلنَّاسِ بِهِ وَمَا يُوجَدُ فِي كُتُبِ الْيَهُودِ مَبْنِيٌّ عَلَى الْحَدْسِ وَالتَّوَهُّمَاتِ، قَالَ ابْنُ عَطِيَّةَ: «وَكُلُّ مَا يُرْوَى مِنَ التَّحْدِيدِ فِي عُمْرِ الدُّنْيَا فَضَعِيفٌ وَاهِنٌ» اه.

buyurarak şehadet parmağı ile orta parmağına işaret etmesi böyledir. Zira âlemin yaratılış vaktinden veya insanın yaratılış vaktinden itibaren sürenin tayin edilmesi insanların bilemeyeceği bir husustur; Yahudilerin kitaplarında bulunanlar ise tahmin ve vehimlere dayanmaktadır. İbn Atiyye şöyle demiştir: «Dünyanın ömrünün sınırlandırılması hususunda rivayet edilenlerin tamamı zayıf ve çürüktür.»

78258. Metin

وَفَائِدَةُ هَذَا الِاعْتِبَارِ أَنْ يُقْبِلَ النَّاسُ عَلَى نَبْذِ الشِّرْكِ وَعَلَى الِاسْتِكْثَارِ مِنَ الْأَعْمَالِ الصَّالِحَاتِ وَاجْتِنَابِ الْآثَامِ لِقُرْبِ يَوْمِ الْجَزَاءِ.

Bu itibarın (değerlendirmenin) faydası, ceza gününün yakınlığı sebebiyle insanların şirki terk etmeye, salih amelleri çoğaltmaya ve günahlardan kaçınmaya yönelmeleridir.

78259. Metin

وَالسَّاعَةُ: عَلَمٌ بِالْغَلَبَةِ عَلَى وَقْتِ فَنَاءِ هَذَا الْعَالَمِ. وَيَجُوزُ أَنْ يُرَادَ بِالسَّاعَةِ سَاعَةٌ مَعْهُودَةٌ أُنْذِرُوا بِهَا فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ وَهِيَ سَاعَةُ اسْتِئْصَالِ الْمُشْرِكِينَ بِسِيُوفِ الْمُسْلِمِينَ.

es-Sâat (السَّاعَةُ); bu âlemin yok olacağı vakit için galebe yoluyla özel isim olmuştur. Sâat ile, pek çok ayette kendisiyle uyarıldıkları bilinen o vakit, yani müşriklerin Müslümanların kılıçlarıyla kökünün kazınacağı vakit kastedilmiş olması da caizdir.

78260. Metin

وَإِنْ حُمِلَ الْقُرْبُ عَلَى الْمَجَازِ، أَيِ الدَّلَالَةِ عَلَى الْإِمْكَانِ، فَالْمَعْنَى: اتَّضَحَ لِلنَّاسِ مَا كَانُوا يَجِدُونَهُ مُحَالًا مِنْ فَنَاءِ الْعَالَمِ فَإِنَّ لِحُصُولِ الْمُثُلِ وَالنَّظَائِرِ إِقْنَاعًا بِإِمْكَانِ أَمْثَالِهَا الَّتِي هِيَ أَقْوَى مِنْهَا.

Şayet yakınlık mecaza, yani imkânın delaletine hamledilirse mana şöyledir: İnsanlara, âlemin yok olması hususunda imkânsız gördükleri şey açıklığa kavuştu; zira benzer ve denk hadiselerin meydana gelmesi, onlardan daha kuvvetli olan emsallerinin de mümkün olduğuna dair bir ikna sağlayıcıdır.

78261. Metin

وَعَطْفُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ عَطْفُ جُمْلَةٍ عَلَى جُمْلَةٍ.

{ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ } cümlesinin atfı, cümlenin cümleye atfıdır.

78262. Metin

وَالْخَبَرُ مُسْتَعْمَلٌ فِي لَازِمِ مَعْنَاهُ وَهُوَ الْمَوْعِظَةُ إِنْ كَانَتِ الْآيَةُ نَزَلَتْ بَعْدَ انْشِقَاقِ الْقَمَرِ كَمَا تَقَدَّمَ لِأَنَّ عِلْمَهُمْ بِذَلِكَ حَاصِلٌ فَلَيْسُوا بِحَاجَةٍ إِلَى إِفَادَتِهِمْ حُكْمَ هَذَا الْخَبَرِ وَإِنَّمَا هُمْ بِحَاجَةٍ إِلَى التَّذْكِيرِ بِأَنَّ مِنْ أَمَارَاتِ حُلُولِ السَّاعَةِ أَنْ يَقَعَ خَسْفٌ فِي الْقَمَرِ بِمَا تَكَرَّرَتْ مَوْعِظَتُهُمْ بِهِ كَقَوْلِهِ تَعَالَى: فَإِذا بَرِقَ الْبَصَرُ وَخَسَفَ الْقَمَرُ [الْقِيَامَة: ٧، ٨] الْآيَةَ إِذْ مَا يَأْمَنُهُمْ أَنْ يَكُونَ مَا وَقَعَ مِنَ انْشِقَاقِ الْقَمَرِ أَمَارَةً عَلَى اقْتِرَابِ السَّاعَةِ فَمَا الِانْشِقَاقُ إِلَّا نَوْعٌ مِنَ الْخَسْفِ فَإِنَّ أَشْرَاطَ السَّاعَةِ وَعَلَامَاتِهَا غَيْرُ مَحْدُودَةِ الْأَزْمِنَةِ فِي الْقُرْبِ وَالْبُعْدِ من مشروطها.

Şayet ayet yukarıda geçtiği üzere ayın yarılmasından sonra inmişse, bu haber manasının gereğinde, yani öğütte kullanılmıştır; çünkü onların bu konudaki bilgisi zaten mevcuttur, dolayısıyla bu haberin hükmünü bildirmeye ihtiyaçları yoktur; aksine onlar, Yüce Allah'ın: { فَإِذا بَرِقَ الْبَصَرُ وَخَسَفَ الْقَمَرُ } [Kıyâme: 7, 8] “Göz kamaştığı, ay tutulduğu zaman” ayetinde olduğu gibi kendilerine defalarca öğüt verilen ayda bir tutulmanın vuku bulmasının kıyametin kopuş alametlerinden olduğunu hatırlatmaya muhtaçtırlar. Zira ayın yarılması şeklinde vuku bulan hadisenin kıyametin yaklaşışına bir alamet olmasından onları emin kılan ne vardır? Zira inşikâk (yarılma) da bir nevi hasftır (tutulma/çöküntüdür); nitekim kıyametin şartları ve alametleri, meşrutuna (bağlı olduğu kıyamete) yakınlık ve uzaklık bakımından sınırlandırılmış zamanlara tabi değildir.

78264. Metin

[سُورَة الْقَمَر (٥٤) : آيَةً ٢]

[KAMER SÛRESİ (54) : AYET 2]

78265. Metin

وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ (٢)

{ وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ } “Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve: «Süregelen bir sihirdir» derler. (2)”

78266. Metin

يجوز أَن يَكُونَ تَذْيِيلًا لِلْإِخْبَارِ بِانْشِقَاقِ الْقَمَرِ فَيَكُونُ الْمُرَادُ بِ آيَةً فِي قَوْلِهِ: وَإِنْ يَرَوْا آيَةً الْقَمَرَ. فَقَدْ جَاءَ فِي بَعْضِ الْآثَارِ: أَنَّ الْمُشْرِكِينَ لَمَّا رَأَوُا انْشِقَاقَ

Bunun, ayın yarılması haberinin bir fezlekesi (tamamlayıcı zeyli) olması caizdir; bu durumda { وَإِنْ يَرَوْا آيَةً } buyruğundaki «âyeten» (bir mucize) ile kastedilen aydır. Nitekim bazı rivayetlerde şöyle gelmiştir: Müşrikler ayın

78267. Metin

الْقَمَرِ قَالُوا:

yarıldığını görünce:

78268. Metin

«هَذَا سِحْرُ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي كَبْشَةَ» وَفِي رِوَايَةٍ قَالُوا: «قَدْ سَحَرَ مُحَمَّدٌ الْقَمَرَ» ، وَيَجُوزُ أَنْ يَكُونَ كَلَامًا مُسْتَأْنَفًا مِنْ ذِكْرِ أَحْوَالِ تَكْذِيبِهِمْ وَمُكَابَرَتِهِمْ وَعَلَى كِلَا الْوَجْهَيْنِ فَإِنَّ وُقُوعَ آيَةً، وَهُوَ نَكِرَةٌ فِي سِيَاقِ الشَّرْطِ يُفِيدُ الْعُمُومَ.

«Bu, Ebû Kebşe'nin oğlunun sihridir» dediler; bir rivayette ise: «Muhammed aya büyü yaptı» dediler. Bu cümlenin, onların yalanlama ve inatlaşma hallerinin zikrinden ibaret müstakil bir söz olması da caizdir. Her iki veche göre de «âyeten» kelimesinin şart siyakında nekire olarak gelmesi umum (genellik) ifade eder.

78269. Metin

وَجِيءَ بِهَذَا الْخَبَرِ فِي صُورَةِ الشَّرْطِ لِلدَّلَالَةِ عَلَى أَنَّ هَذَا دَيْدَنُهُمْ وَدَأْبُهُمْ.

Bu haberin şart suretinde getirilmesi, bunun onların değişmez adeti ve huyu olduğunu göstermek içindir.

78270. Metin

وَضَمِيرُ يَرَوْا عَائِدٌ إِلَى غَيْرِ مَذْكُورٍ فِي الْكَلَامِ دَالٍّ عَلَيْهِ الْمقَام وهم الْمُشْرِكُونَ، كَمَا جَاءَ فِي مَوَاضِعَ كَثِيرَةٍ مِنَ الْقُرْآنِ، مَعَ أَنَّ قِصَّةَ انْشِقَاقِ الْقَمَرِ وَطَعْنِهِمْ فِيهَا مَشْهُورٌ يَوْمَئِذٍ مَعْرُوفَةٌ أَصْحَابُهُ، فَهُمْ مُسْتَمِرُّونَ عَلَيْهِ كُلَّمَا رَأَوْا آيَةً عَلَى صِدْقِ الرَّسُولِ ﷺ.

{ يَرَوْا } fiilindeki zamir, Kur'an'ın pek çok yerinde olduğu gibi sözde açıkça zikredilmeyen fakat makamın delalet ettiği kimselere, yani müşriklere racidir. Bununla birlikte ayın yarılması kıssası ve onların bunu tenkit etmeleri o günlerde meşhur olup taraftarları da bilinmekteydi; binaenaleyh onlar, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in doğruluğuna dair ne zaman bir mucize görseler bu [tutumları] üzere devam etmektedirler.

78271. Metin

وَوَصْفُ مُسْتَمِرٌّ يَجُوزُ أَنْ يَكُونَ مُشْتَقًّا مِنْ فِعْلِ مَرَّ الَّذِي هُوَ مَجَازٌ فِي الزَّوَالِ وَالسِّينُ وَالتَّاءُ لِلتَّقْوِيَةِ فِي الْفِعْلِ، أَيْ لَا يَبْقَى الْقَمَرُ مُنْشَقًّا. وَيَجُوزُ أَنْ يَكُونَ مُشْتَقًّا مِنَ الْمِرَّةِ بِكَسْرِ الْمِيمِ، أَيِ الْقُوَّةِ، وَالسِّينُ وَالتَّاءُ لِلطَّلَبِ، أَيْ طَلَبٍ لِفِعْلِهِ مِرَّةً، أَيْ قُوَّة، أَي تمَكنا. وَالْمَعْنَى: هَذَا سِحْرٌ مَعْرُوفٌ مُتَكَرِّرٌ، أَيْ مَعْهُودٌ مِنْهُ مثله.

{ مُسْتَمِرٌّ } vasfının, zeval (geçip gitmek) anlamında mecaz olan «merra» (مَرَّ) fiilinden türemiş olması caizdir; sin ve tâ harfleri fiilde kuvvet bildirmek içindir, yani [onlara göre] ay yarılmış halde baki kalmayacaktır. Mîm harfinin kesresiyle kuvvet manasına gelen «el-mirre» (الْمِرَّة) kelimesinden türemiş olması da caizdir; bu takdirde sin ve tâ talep içindir, yani fiilinin kuvvetini, gücünü ve yerleşikliğini talep etmektir. Mana şöyledir: «Bu, bilinen ve tekrarlanan bir sihirdir, yani onun benzeri kendisinden alışılagelmiş bir şeydir.»

78273. Metin

[سُورَة الْقَمَر (٥٤) : آيَة ٣]

[KAMER SÛRESİ (54) : AYET 3]

78274. Metin

وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْواءَهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ (٣)

{ وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْواءَهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ } “Yalanladılar ve heveslerine uydular. Oysa her iş kararlaştırılmıştır. (3)”

78275. Metin

وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْواءَهُمْ.

{ وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْواءَهُمْ } [Yalanladılar ve heveslerine uydular].

78276. Metin

هَذَا إِخْبَارٌ عَنْ حَالِهِمْ فِيمَا مَضَى بَعْدَ أَنْ أَخْبَرَ عَنْ حَالِهِمْ فِي الْمُسْتَقْبَلِ بِالشَّرْطِ الَّذِي فِي قَوْلِهِ: وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا [الْقَمَر: ٢] . وَمُقَابَلَةُ ذَلِكَ بِهَذَا فِيهِ شِبْهُ احْتِبَاكٍ كَأَنَّهُ قِيلَ:

Bu, Yüce Allah'ın { وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا } [Kamer: 2] buyruğundaki şart ifadesiyle onların gelecekteki hallerini haber verdikten sonra geçmişteki hallerini haber vermesidir. Şunun bununla karşılaştırılmasında bir nevi ihtibâk vardır; sanki şöyle denilmiştir:

78277. Metin

وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا: سِحْرٌ، وَقَدْ رَأَوُا الْآيَاتِ وَأَعْرَضُوا وَقَالُوا: سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ، وكذبوا وَاتبعُوا أهوائهم وَسَيُكَذِّبُونَ وَيَتَّبِعُونَ أَهْوَاءَهُمْ.

«Onlar ne zaman bir mucize görseler yüz çevirirler ve: 'Sihirdir' derler; nitekim mucizeleri görmüş, yüz çevirmiş ve 'süregelen bir sihirdir' demişlerdi; yalanlayıp heveslerine uymuşlardı; [bundan sonra da] yalanlayacak ve heveslerine uyacaklardır.»

78278. Metin

وَعَطْفُ وَاتَّبَعُوا أَهْواءَهُمْ عَطْفُ الْعِلَّةِ عَلَى الْمَعْلُولِ لِأَنَّ تَكْذِيبَهُمْ لَا دَافِعَ لَهُمْ إِلَيْهِ إِلَّا اتِّبَاعُ مَا تَهْوَاهُ أَنْفُسُهُمْ مِنْ بَقَاءِ حَالِهِمْ عَلَى مَا أَلِفُوهُ وَعَهِدُوهُ وَاشْتَهَرَ دَوَامُهُ.

{ وَاتَّبَعُوا أَهْواءَهُمْ } ifadesinin atfı, illetin ma'lûle (sebebin neticeye) atfıdır; zira onların yalanlamaya yönelmelerinin, nefislerinin alıştıkları, bildikleri ve devamlılığıyla tanındıkları hal üzere kalma arzusuna uymaktan başka hiçbir saiki yoktur.

78279. Metin

وَجَمَعَ الْأَهْوَاءَ دُونَ أَنْ يَقُولَ وَاتَّبَعُوا الْهَوَى كَمَا قَالَ: إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ [الْأَنْعَام:

Nitekim { إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ } [En'âm: 116] “Onlar sadece zanna uyuyorlar” buyruğunda olduğu gibi tekil olarak «ve'ttebeu'l-hevâ» (hevalarına uydular) demeyip çoğul olarak «el-ehvâ'» (heveslerine/arzularına) buyurmuştur;

78280. Metin

١١٦] ، حَيْثُ إِنَّ الْهَوَى اسْمُ جِنْسٍ يَصْدُقُ بِالْوَاحِدِ وَالْمُتَعَدِّدِ، فَعَدَلَ عَنِ الْإِفْرَادِ إِلَى

çünkü «hevâ» hem tekil hem çoğul için geçerli olan bir cins ismidir. Tekil yerine çoğula yönelinmesi,

78281. Metin

الْجَمْعِ لِمُزَاوَجَةِ ضَمِيرِ الْجَمْعِ الْمُضَافِ إِلَيْهِ، وَلِلْإِشَارَةِ إِلَى أَنَّ لَهُمْ أَصْنَافًا مُتَعَدِّدَةً مِنَ الْأَهْوَاءِ: مِنْ حُبِّ الرِّئَاسَةِ، وَمِنْ حَسَدِ الْمُؤْمِنِينَ عَلَى مَا آتَاهُمُ اللَّهُ، وَمِنْ حُبِّ اتِّبَاعِ مِلَّةِ آبَائِهِمْ، وَمِنْ

kendisine muzaf olan çoğul zamiriyle uyum sağlamak ve heveslerinin çeşitli kısımları olduğuna işaret etmek içindir: Riyaset (liderlik) sevgisi, müminlere Allah'ın verdiklerinden ötürü haset etmeleri, atalarının dinine uyma sevgisi,

78282. Metin

مَحَبَّةِ أَصْنَامِهِمْ، وَإِلْفٍ لِعَوَائِدِهِمْ، وَحِفَاظٍ عَلَى أَنَفَتِهِمْ.

putlarına duydukları sevgi, geleneklerine olan alışkanlıkları ve gururlarını koruma arzusu bunlardandır.

78283. Metin

وَكُلُّ أَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ.

{ وَكُلُّ أَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ } “Oysa her iş kararlaştırılmıştır.”

78284. Metin

هَذَا تَذْيِيلٌ لِلْكَلَامِ السَّابِقِ مِنْ قَوْلِهِ: وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا إِلَى قَوْله: أَهْواءَهُمْ [الْقَمَر: ٢، ٣] ، فَهُوَ اعْتِرَاضٌ بَيْنَ جُمْلَةِ وَكَذَّبُوا وَجُمْلَةِ وَلَقَدْ جاءَهُمْ مِنَ الْأَنْباءِ [الْقَمَر:

Bu, Yüce Allah'ın { وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا } buyruğundan { أَهْواءَهُمْ } [Kamer: 2-3] sözüne kadar geçen önceki kelam için bir tezyîldir (tamamlayıcı genel hükümdür). Dolayısıyla { وَكَذَّبُوا } cümlesi ile { وَلَقَدْ جاءَهُمْ مِنَ الْأَنْباءِ } [Kamer:

78285. Metin

٤] ، وَالْوَاوُ اعْتِرَاضِيَّةٌ وَهُوَ جَارٍ مَجْرَى الْمَثَلِ.

4] cümlesi arasında bir i'tirâzdır (ara cümledir). [Baştaki] vâv harfi i'tirâziyyedir ve bu söz darbımesel mesabesindedir.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.