87384. Metin
﷽
Bismillâhirrahmânirrahîm.
87385. Metin
٧٣- سُورَةُ الْمُزَّمِّلِ
73- MÜZZEMMİL SURESİ
87386. Metin
لَيْسَ لِهَذِهِ السُّورَةِ إِلَّا اسْمُ «سُورَةِ الْمُزَّمِّلِ» عُرِفَتْ بِالْإِضَافَةِ لِهَذَا اللَّفْظِ الْوَاقِعِ فِي أَوَّلِهَا، فَيَجُوزُ أَنْ يُرَادَ بِهِ حِكَايَةُ اللَّفْظِ، وَيَجُوزُ أَنْ يُرَادَ بِهِ النَّبِيءُ ﷺ مَوْصُوفًا بِالْحَالِ الَّذِي نُودِيَ بِهِ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ [الْمُزَّمِّلُ: ١] .
Bu surenin “Müzzemmil Suresi”nden başka bir ismi yoktur. Başında geçen bu lafza izafetle bilinmiştir. Dolayısıyla bununla lafzın kendisinin hikâye edilmesi kastedilmiş olabileceği gibi, Yüce Allah’ın { يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ } “Ey örtünüp bürünen!” [Müzzemmil 1] buyruğunda kendisine seslenilen hal ile nitelenmiş olarak Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de kastedilmiş olabilir.
87387. Metin
قَالَ ابْنُ عَطِيَّةَ: هِيَ فِي قَوْلِ الْجُمْهُورِ مَكِّيَّةٌ إِلَّا قَوْلَهُ تَعَالَى: إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنى مِنْ ثُلُثَيِ اللَّيْلِ [المزمل: ٢٠] إِلَى نَهَايَةِ السُّورَةِ فَذَلِكَ مَدَنِيٌّ. وَحَكَى الْقُرْطُبِيُّ مِثْلَ هَذَا عَنِ الثَّعْلَبِيِّ.
İbn Atıyye şöyle demiştir: Cumhura göre bu sure, Yüce Allah’ın { إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنى مِنْ ثُلُثَيِ اللَّيْلِ } “Şüphesiz Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azını ibadetle geçirdiğini bilir...” [Müzzemmil 20] ayetinden surenin sonuna kadar olan kısmı hariç Mekkîdir; bu kısım ise Medenîdir. Kurtubî de Sa‘lebî’den bunun bir benzerini nakletmiştir.
87388. Metin
وَقَالَ فِي «الْإِتْقَانِ» : إِنَّ اسْتِثْنَاءَ قَوْلِهِ: إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنى مِنْ ثُلُثَيِ اللَّيْلِ إِلَى آخِرِ السُّورَةِ يَرُدُّهُ مَا أَخْرَجَهُ الْحَاكِمُ عَنْ عَائِشَةَ «نَزَلَ بَعْدَ نُزُولِ صَدْرِ السُّورَةِ بِسَنَةٍ وَذَلِكَ حِينَ فُرِضَ قِيَامُ اللَّيْلِ فِي أَوَّلِ الْإِسْلَامِ قَبْلَ فَرْضِ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ» اهـ.
el-İtkân’da şöyle denilmiştir: “{ إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنى مِنْ ثُلُثَيِ اللَّيْلِ } ayetinden surenin sonuna kadar olan kısmın istisna edilmesini, Hâkim’in Âişe’den rivayet ettiği şu hadis reddetmektedir: ‘[Bu kısım] surenin baş tarafının inmesinden bir yıl sonra, İslam’ın ilk dönemlerinde beş vakit namaz farz kılınmadan önce gece namazı farz kılındığı sırada inmiştir.’”
87389. Metin
يَعْنِي وَذَلِكَ كُلُّهُ بِمَكَّةَ، أَيْ فَتَكُونُ السُّورَةُ كُلُّهَا مَكِّيَّةً فَتَعَيَّنَ أَنَّ قَوْلَهُ: قُمِ اللَّيْلَ [المزمل: ٢] أُمِرَ بِهِ فِي مَكَّةَ.
Yani bütün bunlar Mekke’de olmuştur. Bu durumda surenin tamamı Mekkî olur ve { قُمِ اللَّيْلَ } “Gecenin birazı hariç ibadete kalk!” [Müzzemmil 2] buyruğunun Mekke’de emredildiği kesinleşir.
87390. Metin
وَالرِّوَايَاتُ تَظَاهَرَتْ عَلَى أَنَّ قَوْلَهُ: إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ إِلَى آخِرِ السُّورَةِ نَزَلَ مَفْصُولًا عَنْ نُزُولِ مَا قَبْلَهُ بِمُدَّةٍ مُخْتَلَفٍ فِي قَدْرِهَا، فَقَالَتْ عَائِشَةُ: «نَزَلَ بَعْدَ صَدْرِ السُّورَةِ بِسَنَةٍ» ، وَمِثْلُهُ رَوَى الطَّبَرِيُّ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، وَقَالَ الْجُمْهُورُ: نَزَلَ صَدْرُ السُّورَةِ بِمَكَّةَ وَنَزَلَ إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ إِلَى آخِرِهَا بِالْمَدِينَةِ، أَيْ بَعْدَ نُزُولِ أَوَّلِهَا بِسِنِينَ.
Rivayetler, { إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ } ayetinden surenin sonuna kadar olan kısmın, öncesinin nüzulünden süresi hakkında ihtilaf edilen bir müddet sonra ayrı olarak indiği hususunda birbirini desteklemektedir. Âişe: “Surenin başından bir yıl sonra indi” demiştir. Taberî de İbn Abbâs’tan benzerini rivayet etmiştir. Cumhur ise şöyle demiştir: Surenin başı Mekke’de indi, { إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ } ayetinden sonuna kadar olan kısmı ise Medine’de, yani baş tarafının inişinden yıllar sonra indi.
87391. Metin
فَالظَّاهِرُ أَنَّ الْأَصَحَّ أَنَّ نُزُولَ إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ إِلَى آخِرِ السُّورَةِ نَزَلَ بِالْمَدِينَةِ لِقَوْلِهِ تَعَالَى: وَآخَرُونَ يُقاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ [المزمل: ٢٠] إِنْ لَمْ يَكُنْ ذَلِكَ إِنْبَاءً بِمُغَيَّبٍ عَلَى وَجْهِ الْمُعْجِزَةِ.
Görünen o ki, en sahih görüş; -şayet bir mucize olarak gaybı haber verme değilse- Yüce Allah’ın { وَآخَرُونَ يُقاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ } “Diğer bir kısmı da Allah yolunda savaşırlar...” [Müzzemmil 20] buyruğundan ötürü, { إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ } ayetinden surenin sonuna kadar olan kısmın Medine’de inmiş olmasıdır.
87392. Metin
وَرَوَى الطَّبَرِيُّ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ «قَالَ: لَمَّا أَنْزَلَ الله على نبيئه ﷺ يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ [المزمل: ١] مكث النبيء ﷺ عَلَى هَذَا الْحَالِ عَشْرَ سِنِينَ يَقُومُ اللَّيْلَ كَمَا أَمَرَهُ اللَّهُ وَكَانَتْ طَائِفَةٌ مِنْ أَصْحَابِهِ يَقُومُونَ مَعَهُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ بَعْدَ عَشْرِ سِنِينَ إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ إِلَى وَأَقِيمُوا الصَّلاةَ
Taberî, Saîd b. Cübeyr’den şunu rivayet etmiştir: “Allah Peygamberine sallallâhu aleyhi ve sellem { يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ } [Müzzemmil 1] ayetini indirdiğinde, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Allah’ın kendisine emrettiği gibi gece namazına kalkarak bu hal üzere on yıl kaldı. Ashabından bir grup da onunla birlikte gece namazına kalkıyordu. Allah on yıl sonra { إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ } ayetinden { وَأَقِيمُوا الصَّلاةَ }
87393. Metin
[المزمل: ٢٠] اهـ، أَيْ نَزَلَتِ الْآيَاتُ الْأَخِيرَةُ فِي الْمَدِينَةِ بِنَاءً عَلَى أَنَّ مُقَامَ النَّبِيءِ ﷺ بِمَكَّةَ كَانَ عَشْرَ سِنِينَ وَهُوَ قَوْلٌ جَمٌّ غَفِيرٌ.
[Müzzemmil 20] kısmına kadar indirdi.” Yani Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke’de kalış süresinin on yıl olduğu -ki bu pek çok âlimin görüşüdür- kabulüne binaen, bu son ayetler Medine’de inmiştir.
87394. Metin
وَالرِّوَايَاتُ عَنْ عَائِشَة مضطربة فبعضها يَقْتَضِي أَنَّ السُّورَةَ كُلَّهَا مَكِّيَّةٌ وَأَنَّ صَدْرَهَا نَزَلَ قَبْلَ آخِرِهَا بِسَنَةٍ قَبْلَ فَرْضِ الصَّلَاةِ وَهُوَ مَا رَوَاهُ الْحَاكِمُ فِي نَقْلِ صَاحِبِ «الْإِتْقَانِ» . وَذَلِكَ يَقْتَضِي أَنَّ أَوَّلَ السُّورَةِ نَزَلَ بِمَكَّةَ،
Âişe’den gelen rivayetler muzdariptir (farklılık arz etmektedir). Zira bazısı surenin tamamının Mekkî olduğunu, baş tarafının son kısmından bir yıl önce namaz farz kılınmadan önce indiğini gerektirir ki bu, el-İtkân sahibinin naklinde Hâkim’in rivayet ettiği görüştür. Bu da surenin başının Mekke’de inmiş olmasını iktiza eder.
87395. Metin
وَبَعْضُ الرِّوَايَاتِ يَقُولُ فِيهَا: إِنَّهَا كَانَتْ تَفْرِشُ لِرَسُولِ اللَّهِ ﷺ حَصِيرًا فَصَلَّى عَلَيْهِ مِنَ اللَّيْلِ فَتَسَامَعَ النَّاسُ فَاجْتَمَعُوا فَخَرَجَ مُغْضَبًا وَخَشِيَ أَنْ يَكْتُبَ عَلَيْهِمْ قِيَامُ اللَّيْلِ وَنَزَلَ يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا [المزمل: ١، ٢] فَكُتِبَتْ عَلَيْهِمْ بِمَنْزِلَةِ الْفَرِيضَةِ وَمَكَثُوا عَلَى ذَلِكَ ثَمَانِيَةَ أَشْهُرٍ ثُمَّ وَضَعَ اللَّهُ ذَلِكَ عَنْهُمْ، فَأَنْزَلَ إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنى مِنْ ثُلُثَيِ اللَّيْلِ إِلَى فَتابَ عَلَيْكُمْ [المزمل: ٢٠] ، فَرَدَّهُمْ إِلَى الْفَرِيضَةِ وَوَضَعَ عَنْهُمُ النَّافِلَةَ. وَهَذَا مَا رَوَاهُ الطَّبَرِيُّ بِسَنَدَيْنِ إِلَى أَبِي سَلَمَةَ بن عبد الرحمان عَنْ عَائِشَةَ،
Bazı rivayetlerde ise şöyle denilmektedir: Âişe, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem için bir hasır sererdi; o da geceleyin onun üzerinde namaz kılardı. İnsanlar bunu işitip toplandılar. Bunun üzerine o, öfkeli bir şekilde dışarı çıktı ve gece namazının onlara farz kılınmasından endişe etti. Ardından { يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا } “Ey örtünüp bürünen! Gecenin birazı hariç ibadete kalk!” [Müzzemmil 1, 2] ayetleri indi ve gece namazı onlara farz gibi yazıldı. Bu hal üzere sekiz ay kaldılar. Sonra Allah bunu onlardan hafifletti ve { إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنى مِنْ ثُلُثَيِ اللَّيْلِ } ayetinden { فَتابَ عَلَيْكُمْ } “O da tövbenizi kabul etti...” [Müzzemmil 20] kısmına kadar indirdi; böylece onları farz [namazlara] döndürdü ve nafileyi onlardan kaldırdı. Taberî’nin Ebû Seleme b. Abdirrahmân yoluyla Âişe’den iki senetle rivayet ettiği husus budur.
87396. Metin
وَهُوَ يَقْتَضِي أَنَّ السُّورَةَ كُلَّهَا مَدَنِيَّةٌ لِأَنَّ النَّبِيءَ ﷺ لَمْ يَبْنِ بِعَائِشَةَ إِلَّا فِي الْمَدِينَةِ، وَلِأَنَّ قَوْلَهَا: «فَخَرَجَ مُغْضَبًا» يَقْتَضِي أَنَّهُ خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ الْمُفْضِي إِلَى مَسْجِدِهِ، وَيُؤَيِّدُهُ أَخْبَارٌ تُثْبِتُ قِيَامَ اللَّيْلِ فِي مَسْجِدِهِ.
Bu rivayet surenin tamamının Medenî olmasını gerektirir; çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Âişe ile ancak Medine’de zifafa girmiştir ve Âişe’nin “öfkeli bir şekilde dışarı çıktı” sözü, mescidine açılan evinden çıktığını gösterir. Gece namazının onun mescidinde kılındığını belirten haberler de bunu desteklemektedir.
87397. Metin
وَلَعَلَّ سَبَبَ هَذَا الِاضْطِرَابِ اخْتِلَاط فِي الرِّوَايَات بَيْنَ فَرْضِ قِيَامِ اللَّيْلِ وَبَيْنَ التَّرْغِيبِ فِيهِ.
Belki de bu ızdırabın (ihtilafın) sebebi, rivayetlerde gece namazının farz kılınması ile ona teşvik edilmesi hususlarının birbirine karışmış olmasıdır.
87398. Metin
وَنَسَبَ الْقُرْطُبِيُّ إِلَى «تَفْسِيرِ الثَّعْلَبِيِّ» قَالَ: قَالَ النَّخَعِيُّ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ كَانَ النَّبِيءُ ﷺ مُتَزَمِّلًا بِقَطِيفَةِ عَائِشَةَ، وَهِيَ مِرْطٌ نِصْفُهُ عَلَيْهَا وَهِيَ نَائِمَةٌ وَنِصْفُهُ عَلَى النَّبِيءِ ﷺ وَهُوَ يُصَلِّي
Kurtubî, Tefsîru’s-Sa‘lebî’ye nispetle şöyle demiştir: Nehaî, Yüce Allah’ın { يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ } “Ey örtünüp bürünen!” buyruğu hakkında şöyle demiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Âişe’nin kadife örtüsüne bürünmüştü. Bu öyle bir yün örtüydü ki yarısı uyumakta olan Âişe’nin, yarısı da namaz kılan Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem üzerindeydi.
87399. Metin
اهـ، وَإِنَّمَا بَنَى النَّبِيءُ ﷺ بِعَائِشَةَ فِي الْمَدِينَةِ، فَالَّذِي نَعْتَمِدُ عَلَيْهِ أَنَّ أَوَّلَ السُّورَةِ نَزَلَ بِمَكَّةَ لَا مَحَالَةَ كَمَا سَنُبَيِّنُهُ عِنْدَ قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا [المزمل: ٥] ، وَأَنَّ قَوْلَهُ: إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ إِلَى آخِرِ السُّورَةِ نَزَلَ بِالْمَدِينَةِ بَعْدَ سِنِينَ مِنْ نُزُولِ أَوَّلِ السُّورَةِ لِأَنَّ فِيهِ نَاسِخًا لِوُجُوبِ قِيَامِ اللَّيْلِ وَأَنَّهُ نَاسِخٌ لِوُجُوبِ قيام اللَّيْل على النَّبِيءِ ﷺ وَأَنَّ مَا رَوَوْهُ عَنْ عَائِشَةَ أَنَّ أَوَّلَ مَا فُرِضَ قِيَامُ اللَّيْلِ قَبْلَ فَرْضِ الصَّلَاةِ غَرِيبٌ.
Oysa Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Âişe ile ancak Medine’de zifafa girmiştir. Bizim itimat ettiğimiz görüşe göre, Yüce Allah’ın { إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا } “Şüphesiz biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz.” [Müzzemmil 5] buyruğunun tefsirinde açıklayacağımız üzere surenin başı kesinlikle Mekke’de inmiştir; { إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ } ayetinden surenin sonuna kadar olan kısmı ise, surenin başının inmesinden yıllar sonra Medine’de inmiştir. Çünkü bu kısımda gece namazının vacipliğini nesheden hüküm bulunmaktadır ve bu, gece namazının Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem vacipliğini de neshetmiştir. Âişe’den rivayet ettikleri, ilk farz kılınan şeyin namazdan önce gece namazı olduğu yönündeki rivayet ise gariptir.
87400. Metin
وَحَكَى الْقُرْطُبِيُّ عَنِ الْمَاوَرْدِيِّ: أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ وَقَتَادَةَ قَالَا: إِنَّ آيَتَيْنِ وَهُمَا وَاصْبِرْ
Kurtubî, Mâverdî’den nakletmiştir ki İbn Abbâs ve Katâde şöyle demişlerdir: İki ayet, yani { وَاصْبِرْ }
87401. Metin
عَلى مَا يَقُولُونَ
{ عَلى مَا يَقُولُونَ } “onların söylediklerine”
87402. Metin
إِلَى قَوْلِهِ: وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلًا [المزمل: ١٠، ١١] نَزَلَتَا بِالْمَدِينَةِ.
{ وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلًا } “Onların söylediklerine sabret... ve onlara biraz mühlet tanı.” [Müzzemmil 10, 11] ayetine kadar olan kısım Medine’de inmiştir.
87403. Metin
وَاخْتُلِفَ فِي عَدِّ هَذِهِ السُّورَةِ فِي تَرْتِيبِ نُزُولِ السُّوَرِ، وَالْأَصَحُّ الَّذِي تَضَافَرَتْ عَلَيْهِ الْأَخْبَارُ الصَّحِيحَةُ: أَنَّ أَوَّلَ مَا نَزَلَ سُورَةُ الْعَلَقِ وَاخْتُلِفَ فِيمَا نَزَلَ بَعْدَ سُورَةِ الْعَلَقِ، فَقِيلَ سُورَةُ ن وَالْقَلَمِ، وَقِيلَ نَزَلَ بَعْدَ الْعَلَقِ سُورَةُ الْمُدَّثِّرِ، وَيَظْهَرُ أَنَّهُ الْأَرْجَحُ ثُمَّ قِيلَ نَزَلَتْ سُورَةُ الْمُزَّمِّلِ بَعْدَ الْقَلَمِ فَتَكُونُ ثَالِثَةً. وَهَذَا قَوْلُ جَابِرِ بْنِ زَيْدٍ فِي تَعْدَادِ نُزُولِ السُّوَرِ، وَعَلَى الْقَوْلِ بِأَنَّ الْمُدَّثِّرَ هِيَ الثَّانِيَةُ يَحْتَمِلُ أَنْ تَكُونَ الْقَلَمُ ثَالِثَةً وَالْمُزَّمِّلُ رَابِعَةً، وَيَحْتَمِلُ أَنْ تَكُونَ الْمُزَّمِّلُ هِيَ الثَّالِثَةَ وَالْقَلَمُ رَابِعَةً، وَالْجُمْهُورُ عَلَى أَنَّ الْمُدَّثِّرَ نَزَلَتْ قَبْلَ الْمُزَّمِّلِ، وَهُوَ ظَاهِرُ حَدِيثِ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ عَنْ عَائِشَةَ فِي بَدْءِ الْوَحْيِ مِنْ «صَحِيحِ الْبُخَارِيِّ» وَسَيَأْتِي عِنْدَ قَوْلِهِ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ.
Bu surenin surelerin nüzul sırasındaki yerinde ihtilaf edilmiştir. Sahih haberlerin ittifakla bildirdiği en doğru görüşe göre ilk inen sure Alak Suresi’dir. Alak Suresi’nden sonra neyin indiği konusunda ise ihtilaf edilmiştir: Nûn ve’l-Kalem Suresi olduğu söylenmiştir; Alak’tan sonra Müddessir Suresi’nin indiği de söylenmiştir ki kuvvetli görünen budur. Sonra Müzzemmil Suresi’nin Kalem’den sonra indiği, dolayısıyla üçüncü sure olduğu söylenmiştir. Bu, surelerin nüzul sayımında Câbir b. Zeyd’in görüşüdür. Müddessir’in ikinci olduğu görüşüne göre ise Kalem’in üçüncü, Müzzemmil’in dördüncü olması muhtemel olduğu gibi; Müzzemmil’in üçüncü, Kalem’in dördüncü olması da muhtemeldir. Cumhur, Müddessir’in Müzzemmil’den önce indiği görüşündedir. Sahîh-i Buhârî’de yer alan Urve b. ez-Zübeyr’in Âişe’den naklettiği vahyin başlangıcı hadisinin zahiri de budur; bu husus { يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ } ayetinin tefsirinde gelecektir.
87404. Metin
وَالْأَصَحُّ أَنَّ سَبَبَ نُزُولِ يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ مَا فِي حَدِيثِ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْآتِي عِنْدَ قَوْلِهِ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ الْآيَة.
En sahih görüşe göre { يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ } ayetinin nüzul sebebi, Yüce Allah’ın { يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ } ayetinin tefsirinde gelecek olan Câbir b. Abdillâh hadisinde yer alan husustur.
87405. Metin
وعدة آيُهَا فِي عَدِّ أَهْلِ الْمَدِينَةِ ثَمَانِ عَشْرَةَ آيَةً، وَفِي عَدِّ أَهْلِ الْبِصْرَةِ تِسْعَ عَشْرَةَ وَفِي عَدِّ مَنْ عَدَاهُمْ عِشْرُونَ.
Ayetlerinin sayısı Medine ehlinin sayımına göre on sekiz, Basra ehlinin sayımına göre on dokuz, bunların dışındakilerin sayımına göre ise yirmidir.
87406. Metin
أَغْرَاضُهَا
Surenin Gayeleri
87407. Metin
الْإِشْعَارُ بِمُلَاطَفَةِ اللَّهِ تَعَالَى رَسُولَهُ ﷺ بِنِدَائِهِ بِوَصْفِهِ بِصِفَةِ تَزَمُّلِهِ.
Yüce Allah’ın, Resûlü’ne sallallâhu aleyhi ve sellem örtünme sıfatıyla seslenerek ona lütufta bulunduğunu hissettirmek.
87408. Metin
وَاشْتَمَلَتْ عَلَى الْأَمْرِ بِقِيَامِ النَّبِيءِ ﷺ غَالِبَ اللَّيْلِ وَالثَّنَاءِ عَلَى طَائِفَةٍ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ حَمَلُوا أَنْفُسَهُمْ عَلَى قِيَامِ اللَّيْلِ.
Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem gecenin çoğunda ibadete kalkmasını emretmeyi ve kendilerini gece namazına adayan müminlerden bir topluluğu övmeyi ihtiva etmiştir.
87409. Metin
وَعَلَى تَثْبِيتِ النَّبِيءِ ﷺ بِتَحَمُّلِ إِبْلَاغِ الْوَحْيِ.
Vahyi tebliğ etme [sorumluluğunu] yüklenmesi konusunda Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem sebat ve metanet vermeyi [ihtiva etmiştir].
87410. Metin
وَالْأَمْرِ بِإِدَامَةِ إِقَامَةِ الصَّلَاةِ وَأَدَاءِ الزَّكَاةِ وَإِعْطَاءِ الصَّدَقَاتِ.
Namazı kılmaya, zekâtı vermeye ve sadakalar takdim etmeye devam etmeyi emretmeyi [ihtiva etmiştir].
87411. Metin
وَأَمْرِهِ بِالتَّمَحُّضِ لِلْقِيَامِ بِمَا أَمَرَهُ اللَّهُ مِنَ التَّبْلِيغِ وَبِأَنْ يَتَوَكَّلَ عَلَيْهِ.
Ona, Allah’ın kendisine emrettiği tebliğ vazifesini yerine getirmeye sırf kendisini adamasını ve O’na tevekkül etmesini emretmeyi [ihtiva etmiştir].
87412. Metin
وَأَمْرِهِ بِالْإِعْرَاضِ عَنْ تَكْذِيبِ الْمُشْرِكِينَ.
Müşriklerin yalanlamalarına aldırış etmemesini emretmeyi [ihtiva etmiştir].
87413. Metin
وَتَكَفُّلِ اللَّهِ لَهُ بِالنَّصْرِ عَلَيْهِمْ وَأَنَّ جَزَاءَهُمْ بِيَدِ اللَّهِ.
Allah’ın onlara karşı ona yardım etmeyi tekeffül ettiğini ve onların cezalandırılmasının Allah’ın elinde olduğunu [ihtiva etmiştir].
87414. Metin
وَالْوَعِيدِ لَهُمْ بِعَذَابِ الْآخِرَةِ.
Onları ahiret azabıyla tehdit etmeyi [ihtiva etmiştir].
87415. Metin
وَوَعْظِهِمْ مِمَّا حَلَّ بِقَوْمِ فِرْعَوْنَ لَمَّا كَذَّبُوا رَسُولَ اللَّهِ إِلَيْهِمْ.
Kendilerine gönderilen Allah’ın elçisini yalanladıklarında Firavun kavminin başına gelenlerden ibret alıp öğüt vermeyi [ihtiva etmiştir].
87416. Metin
وَذِكْرِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَوَصْفِ أَهْوَالِهِ.
Kıyamet gününü anmayı ve onun dehşet verici hallerini vasfetmeyi [ihtiva etmiştir].
87417. Metin
وَنَسْخِ قِيَامِ مُعْظَمِ اللَّيْلِ بِالِاكْتِفَاءِ بِقِيَامِ بعضه رعيا لأعذار الْمُلَازِمَةِ.
Kaçınılmaz mazeretleri gözeterek gecenin bir kısmında ibadetle yetinilip gecenin çoğunda kalkma zorunluluğunun neshedilmesini [ihtiva etmiştir].
87418. Metin
وَالْوَعْدِ بِالْجَزَاءِ الْعَظِيمِ عَلَى أَفْعَالِ الْخَيْرَاتِ.
Hayırlı amellere karşılık büyük bir mükafat vaadini [ihtiva etmiştir].
87419. Metin
وَالْمُبَادَرَةِ بِالتَّوْبَةِ وَأُدْمِجَ فِي ذَلِكَ أَدَبُ قِرَاءَةِ الْقُرْآنِ وَتَدَبُّرِهِ.
Tevbeye koşmayı; bunun yanı sıra Kur’an okuma ve onu tefekkür etme edebini [ihtiva etmiştir].
87420. Metin
وَأَنَّ أَعْمَالَ النَّهَارِ لَا يُغْنِي عَنْهَا قِيَامُ اللَّيْلِ.
Gündüz amellerinin yerini gece ibadetinin tutamayacağını [ihtiva etmiştir].
87421. Metin
وَفِي هَذِهِ السُّورَةِ مَوَاضِعُ عَوِيصَةٌ وَأَسَالِيبُ غامضة فَعَلَيْك بتدبرها.
Bu surede çetin noktalar ve kapalı üsluplar bulunmaktadır; bu yüzden onu iyice tefekkür etmelisin.
87422. Metin
[١- ٤]
[1-4]
87423. Metin
[سُورَة المزمل (٧٣) : الْآيَات ١ الى ٤]
[Müzzemmil Suresi (73): Ayet 1-4]
87424. Metin
﷽
Bismillâhirrahmânirrahîm.
87425. Metin
يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ (١) قُمِ اللَّيْلَ إِلاَّ قَلِيلاً (٢) نِصْفَهُ أَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَلِيلاً (٣) أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلاً (٤)
{ يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ (١) قُمِ اللَّيْلَ إِلاَّ قَلِيلاً (٢) نِصْفَهُ أَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَلِيلاً (٣) أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلاً (٤) } “Ey örtünüp bürünen! (1) Gecenin birazı hariç ibadete kalk! (2) [Gecenin] yarısında yahut ondan biraz eksilt, (3) ya da üzerine artır ve Kur’an’ı tertîl üzere (tane tane ve düşünerek) oku. (4)”
87426. Metin
يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ (١) قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا (٢) نِصْفَهُ أَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا (٣) أَوْ زِدْ عَلَيْهِ.
{ يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ (١) قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا (٢) نِصْفَهُ أَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا (٣) أَوْ زِدْ عَلَيْهِ } “Ey örtünüp bürünen! (1) Gecenin birazı hariç ibadete kalk! (2) [Gecenin] yarısında yahut ondan biraz eksilt, (3) ya da üzerine artır...”
87427. Metin
افْتِتَاحُ الْكَلَامِ بِالنِّدَاءِ إِذَا كَانَ الْمُخَاطَبُ وَاحِدًا وَلَمْ يَكُنْ بَعِيدًا يَدُلُّ عَلَى الِاعْتِنَاءِ بِمَا سَيُلْقَى إِلَى الْمُخَاطَبِ مِنْ كَلَامٍ.
Muhatap tek bir kişi olduğunda ve uzakta bulunmadığında söze nida ile başlamak, muhataba iletilecek olan söze ehemmiyet verildiğini gösterir.
87428. Metin
وَالْأَصْلُ فِي النِّدَاءِ أَنْ يَكُونَ بِاسْمِ الْمُنَادَى الْعَلَمِ إِذَا كَانَ مَعْرُوفًا عِنْدَ الْمُتَكَلِّمِ فَلَا يُعْدَلُ مِنَ الِاسْم الْعَلَمِ إِلَى غَيْرِهِ مِنْ وَصْفٍ أَوْ إِضَافَةٍ إِلَّا لِغَرَضٍ يَقْصِدُهُ الْبُلَغَاءُ مِنْ تَعْظِيمٍ وَتَكْرِيمٍ نَحْوَ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ [الْأَنْفَال: ٦٥] ، أَوْ تَلَطُّفٍ وَتَقَرُّبٍ نَحْوَ: يَا بُنَيَّ وَيَا أَبَتِ، أَوْ قَصْدِ تَهَكُّمٍ نَحْوَ: وَقالُوا يَا أَيُّهَا الَّذِي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ [الْحجر: ٦] فَإِذَا نُودِيَ
Nidada asıl olan, mütekellimce bilindiği takdirde seslenilen kişiye özel ismiyle (alem) hitap edilmesidir. Dolayısıyla özel isimden sıfat veya tamlama gibi başka bir ifadeye ancak beliğ kimselerin hedeflediği bir amaç için dönülür: { يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ } “Ey Peygamber!” [Enfâl 65] gibi tazim ve ikram için; Yâ büneyye (Ey oğulcuğum) ve Yâ ebeti (Ey babacığım) gibi lütuf ve yakınlık göstermek için; yahut { وَقالُوا يَا أَيُّهَا الَّذِي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ } “Dediler ki: 'Ey kendisine Zikir (Kur'an) indirilen kimse! Sen kesinlikle bir delisin.'” [Hicr 6] gibi alay etme kastıyla dönülür. Seslenilen kişiye,
87429. Metin
الْمُنَادَى بِوَصْفِ هَيْئَتِهِ مِنْ لِبْسَةٍ أَوْ جِلْسَةٍ أَوْ ضِجْعَةٍ كَانَ الْمَقْصُودُ فِي الْغَالِبِ التَّلَطُّفَ بِهِ وَالتَّحَبُّبَ إِلَيْهِ وَلِهَيْئَتِهِ، وَمِنْهُ
giyinişi, oturuşu veya yatışı gibi dış görünüş ve halinin vasfıyla seslenildiğinde çoğunlukla kastedilen şey ona lütufta bulunmak, ona ve o haline sevgi göstermektir. Nitekim
87430. Metin
قَوْلُ النَّبِيءِ ﷺ لِعَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ وَقَدْ وَجَدَهُ مُضْطَجِعًا فِي الْمَسْجِدِ وَقَدْ عَلَقَ تُرَابُ الْمَسْجِدِ بِجَنْبِهِ «قُمْ أَبَا تُرَابٍ»
Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem mescitte uzanmış ve mescidin tozu toprağı böğrüne yapışmış halde bulduğu Ali b. Ebî Tâlib’e “Kalk ey Ebû Türâb (toprağın babası)!” buyurması,
87431. Metin
وَقَوْلُهُ لِحُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ يَوْمَ الْخَنْدَقِ «قُمْ يَا نَوْمَانُ»
Hendek günü Huzeyfe b. el-Yemân’a “Kalk ey uykucu!” buyurması
87432. Metin
،
ve
87433. Metin
وَقَوله لعبد الرحمان بْنِ صَخْرٍ الدوسي وَقد رءاه حَامِلًا هِرَّةً صَغِيرَةً فِي كُمِّهِ «يَا أَبَا هُرَيْرَةَ»
Abdurrahmân b. Sahr ed-Devsî’yi yeninde küçük bir kedi yavrusu taşırken gördüğünde ona “Ey Ebû Hüreyre (kedicik babası)!” buyurması bundandır.
87434. Metin
. فَنِدَاءُ النَّبِيءِ بِ يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ نِدَاءُ تَلَطُّفٍ وَارْتِفَاقٍ وَمِثْلُهُ قَوْلُهُ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ [الْمُدَّثِّرُ: ١] .
Peygamber’e { يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ } “Ey örtünüp bürünen!” diye hitap edilmesi, bir nezaket ve yumuşaklık nidasıdır. Yüce Allah'ın { يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ } “Ey bürünen!” [Müddessir 1] kavli de böyledir.
87435. Metin
والْمُزَّمِّلُ: اسْمُ فَاعِلٍ مِنْ تَزَمَّلَ، إِذَا تَلَفَّفَ بِثَوْبِهِ كَالْمَقْرُورِ، أَوْ مُرِيدِ النَّوْمِ وَهُوَ مِثْلُ التَّدَثُّرِ فِي مَآلِ الْمَعْنَى وَإِنْ كَانَ بَيْنَهُمَا اخْتِلَافٌ فِي أَصْلِ الِاشْتِقَاقِ فَالتَّزَمُّلُ مُشْتَقٌّ مِنْ
El-Müzzemmil (الْمُزَّمِّلُ); üşüyen ya da uyumak isteyen kimse gibi elbisesine sarınıp büründüğünde kullanılan Tezemmele (تَزَمَّلَ) fiilinin ism-i failidir. Her ne kadar iştikaklarının (türemlerinin) asıllarında bir farklılık bulunsa da netice itibarıyla ifade ettiği mana bakımından tedessür (التَّدَثُّرُ) gibidir. Nitekim tezemmül,
87436. Metin
مَعْنَى التَّلَفُّفِ، وَالتَّدَثُّرُ مُشْتَقٌّ مِنْ مَعْنَى اتِّخَاذِ الدِّثَارِ لِلتَّدَفُّؤِ. وَأَصْلُ التَّزَمُّلِ مُشْتَقٌّ مِنَ الزَّمْلِ بِفَتْحٍ فَسُكُونٍ وَهُوَ الْإِخْفَاءُ وَلَا يُعْرَفُ لِ (تَزَمَّلَ) فِعْلٌ مُجَرَّدٌ فِي مَعْنَاهُ فَهُوَ مِنَ التَّفَعُّلِ الَّذِي تُنُوسِيَ مِنْهُ مَعْنَى التَّكَلُّفِ لِلْفِعْلِ، وَأُرِيدَ فِي إِطْلَاقِهِ مَعْنَى شِدَّةِ التَّلَبُّسِ، وَكَثُرَ مِثْلُ هَذَا فِي الِاشْتِمَالِ عَلَى اللِّبَاسِ، فَمِنْهُ التَّزَمُّلُ وَمِنْهُ التَّعَمُّمُ وَالتَّأَزُّرُ وَالتَّقَمُّصُ، وَرُبَّمَا صَاغُوا لَهُ صِيغَةَ الِافْتِعَالِ مِثْلَ: ارْتَدَى وَائْتَزَرَ.
sarınıp bürünme (teleffüf) manasından türetilmiştir. Tedessür ise ısınmak için üst örtüsü (disâr) edinme manasından türetilmiştir. Tezemmül kelimesinin aslı, fetha ve sükûn ile [okunan] ve gizlemek anlamına gelen ez-zeml (الزَّمْل) kökünden türetilmiştir. Tezemmele (تَزَمَّلَ) için kendi manasında sülâsî mücerred bir fiil bilinmemektedir. Dolayısıyla bu kelime, fiili yapmadaki tekellüf (zorlama) manasının unutulduğu ve mutlak kullanımında elbiseye iyice bürünme manasının kastedildiği tefe‘‘ul (تَفَعُّل) babındandır. Elbiseye bürünme hususunda böylesi [kullanımlar] çoktur; nitekim tezemmül (örtünmek), teammüm (sarık sarmak), teezzür (izar giymek) ve tekammus (gömlek giymek) bunlardandır. Bazen de bunun için irtedâ (ridâ giydi) ve i’tezere (izar giydi) gibi iftiâl (اِفْتِعَال) kalıbını kurmuşlardır.
87437. Metin
وَأَصْلُ الْمُزَّمِّلُ: الْمُتَزَمِّلُ، أُدْغِمَتِ التَّاءُ فِي الزَّايِ بَعْدَ قَلْبِهَا زَايًا لِتَقَارُبِهِمَا.
El-Müzzemmil kelimesinin aslı el-mütezammildir (الْمُتَزَمِّلُ); [mahreç bakımından] birbirine yakın olmaları sebebiyle “te” harfi “zâ” harfine dönüştürüldükten sonra “zâ” harfine idgam edilmiştir.
87438. Metin
وَهَذَا التَّزَمُّلُ الَّذِي أَشَارَتْ إِلَيْهِ الْآيَةُ قَالَ الزُّهْرِيُّ وَجُمْهُورُ الْمُفَسِّرِينَ: إِنَّهُ التَّزَمُّلُ الَّذِي جَرَى
Ayette işaret edilen bu sarınıp bürünme hali hakkında Zührî ve müfessirlerin cumhuru şöyle demişlerdir: Bu bürünme,
87439. Metin
فِي قَوْلِ النَّبِيءِ ﷺ «زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي»
Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem “Beni örtüp bürüyün, beni örtüp bürüyün!” sözünde vuku bulan
87440. Metin
حِينَ نَزَلَ مِنْ غَارِ حِرَاءَ بَعْدَ أَنْ نَزَلَ عَلَيْهِ اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ [العلق: ١] الْآيَاتِ كَمَا فِي حَدِيثِ عُرْوَةَ عَنْ عَائِشَةَ فِي كِتَابِ بَدْءِ الْوَحْيِ مِنْ «صَحِيحِ الْبُخَارِيِّ» وَإِنْ لَمْ يُذْكَرْ فِي ذَلِكَ الْحَدِيثِ نُزُولُ هَذِهِ السُّورَةِ حِينَئِذٍ، وَعَلَيْهِ فَهُوَ حَقِيقَةٌ.
ve Sahîh-i Buhârî’deki vahyin başlangıcı bahsinde geçen Urve’nin Âişe’den rivayet ettiği hadiste belirtildiği üzere, üzerine { اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ } “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” [Alak 1] ayetleri indikten sonra Hira Mağarası'ndan indiği sıradaki bürünmedir. Her ne kadar o hadiste bu surenin o esnada indiği zikredilmese de buna göre [ayetteki bürünme] hakikattir.
87441. Metin
وَقِيلَ: هُوَ مَا فِي حَدِيثِ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ: «لَمَّا اجْتَمَعَتْ قُرَيْشٌ فِي دَارِ النَّدْوَةِ فَقَالُوا: سَمُّوا هَذَا الرَّجُلَ اسْمًا تَصْدُرُ النَّاسُ عَنْهُ (أَيْ صِفُوهُ وَصْفًا تَتَّفِقُ عَلَيْهِ النَّاسُ) فَقَالُوا: كَاهِنٌ، وَقَالُوا: مَجْنُونٌ، وَقَالُوا: سَاحِرٌ، فَصَدَرَ الْمُشْرِكُونَ عَلَى وَصْفِهِ بِ (سَاحِرٍ) فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيءَ ﷺ فَحَزِنَ وَتَزَمَّلَ فِي ثِيَابِهِ وَتَدَثَّرَ، فَأَتَاهُ جِبْرِيلُ فَقَالَ: يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ [الْمُدَّثِّرُ: ١] .
Şöyle de denilmiştir: Bu, Câbir b. Abdillâh’ın şu hadisinde geçen durumdur: “Kureyş Dârü’n-Nedve’de toplanıp ‘Bu adama, insanların üzerinde birleşeceği bir isim verin (yani insanların üzerinde ittifak edeceği bir vasıf belirleyin)’ dediler. Kimi ‘kâhindir’, kimi ‘mecnundur’, kimi de ‘sihirbazdır’ dedi. Sonunda müşrikler onu ‘sihirbaz’ olarak niteleme kararı aldılar. Bu haber Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem ulaşınca üzüldü, elbiselerine sarınıp büründü ve örtündü. Bunun üzerine Cibrîl gelip: { يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ } “Ey örtünüp bürünen!”, { يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ } “Ey bürünen!” [Müddessir 1] dedi.”
87442. Metin
وَسَيَأْتِي فِي سُورَةِ الْمُدَّثِّرِ أَنَّ سَبَبَ نُزُولِهَا رُؤْيَتُهُ الْمَلَكَ جَالِسًا عَلَى كُرْسِيٍّ بَيْنَ
Müddessir Suresi'nde geleceği üzere, o surenin iniş sebebi Peygamber'in
87443. Metin
السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ فَرَجَعَ إِلَى خَدِيجَةَ يَرْجُفُ فُؤَادُهُ فَقَالَ: «دَثِّرُونِي» ، فَيَتَعَيَّنُ أَنَّ سَبَبَ نِدَائِهِ بِ يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ كَانَ عِنْدَ
meleği gök ile yer arasında bir kürsü üzerinde otururken görmesi, ardından yüreği titreyerek Hatice’ye dönüp “Beni örtün!” demesidir. Dolayısıyla kendisine “Ey örtünüp bürünen!” diye seslenilmesinin sebebinin,
87444. Metin
قَوْلِهِ: «زمّلوني»
onun “Beni örtüp bürüyün” sözü esnasında gerçekleşmiş olması gerekir.
87445. Metin
، فَذَلِك عِنْد مَا اغْتَمَّ مِنْ وَصْفِ الْمُشْرِكِينَ إِيَّاهُ بِالْجُنُونِ وَأَنَّ ذَلِكَ غَيْرُ سَبَبِ نِدَائِهِ بِ يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ فِي سُورَةِ الْمُدَّثِّرِ.
Bu da müşriklerin kendisini delilikle nitelemesinden dolayı kederlendiği zamandır ve bu durum, Müddessir Suresi'ndeki { يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ } “Ey bürünen!” nidasının sebebinden farklıdır.
87446. Metin
وَقِيلَ: هُوَ تَزَمُّلٌ لِلِاسْتِعْدَادِ لِلصَّلَاةِ فَنُودِيَ يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا وَهَذَا مَرْوِيٌّ عَنْ قَتَادَةَ. وَقَرِيبٌ مِنْهُ عَنِ الضَّحَّاكِ وَهِيَ أَقْوَالٌ مُتَقَارِبَةٌ.
Şöyle de denilmiştir: Bu, namaza hazırlanmak için bir bürünmedir; bu sebeple kendisine { يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ (١) قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا } “Ey örtünüp bürünen! Gecenin birazı hariç ibadete kalk!” diye nida edilmiştir. Bu görüş Katâde’den rivayet edilmiştir; Dahhâk’ten gelen rivayet de buna yakındır ve bunlar birbirine yakın görüşlerdir.
87447. Metin
وَمَحْمَلُهَا عَلَى أَنَّ التَّزَمُّلَ حَقِيقَةٌ، وَقَالَ عِكْرِمَةُ: مَعْنَاهُ زَمَّلْتُ هَذَا الْأَمْرَ فَقُمْ بِهِ، يُرِيدُ أَمْرَ النُّبُوءَةِ فَيَكُونُ قَوْلُهُ: اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا مَعَ قَوْلِهِ: إِنَّ لَكَ فِي النَّهارِ سَبْحاً طَوِيلًا [المزمل: ٧] تَحْرِيضًا عَلَى اسْتِفْرَاغِ جُهْدِهِ فِي الْقِيَامِ بِأَمْرِ التَّبْلِيغِ فِي جَمِيعِ الْأَزْمَانِ مِنْ لَيْلٍ
Bu izahlar, tezemmülün hakikat anlamına hamledilmesine dayanır. İkrime ise şöyle demiştir: Bunun manası, ‘Bu işe (peygamberlik vazifesine) büründün/yüklendin, o halde gereğini yerine getir!’ demektir. Dolayısıyla { اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا } “...gecenin birazı hariç” kavli ile { إِنَّ لَكَ فِي النَّهارِ سَبْحاً طَوِيلًا } “Şüphesiz gündüz senin için uzun bir meşguliyet vardır” [Müzzemmil 7] kavli, gece ve gündüz bütün vakitlerde tebliğ vazifesini yerine getirmek için tüm gücünü sarf etmeye bir teşviktir;
87448. Metin
وَنَهَارٍ إِلَّا قَلِيلًا مِنَ اللَّيْلِ وَهُوَ مَا يُضْطَرُّ إِلَيْهِ مِنَ الْهُجُوعِ فِيهِ. وَمَحْمَلُ التَّزَمُّلِ عِنْدَهُ عَلَى الْمَجَازِ.
geceden ancak mecbur kalınan az bir uyku müddeti müstesnadır. İkrime’ye göre tezemmül mecaza hamledilmiştir.
87449. Metin
فَإِذَا كَانَتْ سُورَةُ الْمُزَّمِّلِ قَدْ أُنْزِلَتْ قَبْلَ سُورَةِ الْمُدَّثِّرِ كَانَ ذَلِكَ دَالًّا عَلَى أَنَّ اللَّهَ تَعَالَى بَعْدَ أَنِ ابْتَدَأَ رَسُولَهُ بِالْوَحْيِ بِصَدْرِ سُورَةِ اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ [العلق: ١] ثُمَّ أَنْزَلَ عَلَيْهِ سُورَةَ الْقَلَمِ لِدَحْضِ مَقَالَةِ الْمُشْرِكِينَ فِيهِ الَّتِي دَبَّرَهَا الْوَلِيدُ بْنُ الْمُغِيرَةِ أَنْ يَقُولُوا: إِنَّهُ مَجْنُونٌ.
Müzzemmil Suresi şayet Müddessir Suresi'nden önce indirilmişse bu durum şuna delalet eder: Yüce Allah, Resulü’ne önce { اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ } “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” [Alak 1] suresinin baş tarafıyla vahye başladıktan sonra, müşriklerin onun hakkında Velîd b. Mugîre’nin tertip ettiği “O bir delidir” sözlerini çürütmek için Kalem Suresi'ni indirmiştir.
87450. Metin
أَنْزَلَ عَلَيْهِ التَّلَطُّفَ بِهِ عَلَى تَزَمُّلِهِ بِثِيَابِهِ لِمَا اعْتَرَاهُ مِنَ الْحُزْنِ مِنْ قَوْلِ الْمُشْرِكِينَ فَأَمَرَهُ اللَّهُ بِأَنْ يَدْفَعَ ذَلِكَ عَنْهُ بِقِيَامِ اللَّيْلِ، ثُمَّ فَتَرَ الْوَحْيُ فَلَمَّا رَأَى الْمَلَكَ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْهِ بِحِرَاءَ تَدَثَّرَ مِنْ شِدَّةِ وَقْعِ تِلْكَ الرُّؤْيَةِ فَأَنْزَلَ عَلَيْهِ يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ.
Müşriklerin sözlerinden dolayı içine düşen hüzün sebebiyle elbiselerine büründüğünde, Allah ona lütufla hitap eden [bu sureyi] indirmiş ve bu hüznü gece namazıyla üzerinden atmasını emretmiştir. Daha sonra vahiy kesintiye uğramış; Hira’da kendisine gönderilen meleği görünce bu müşahedenin şiddetinden ötürü örtüsüne bürünmüş, bunun üzerine Allah ona { يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ } “Ey bürünen!” ayetini indirmiştir.
87451. Metin
فَنِدَاءُ النَّبِيءِ ﷺ بِوَصْفِ الْمُزَّمِّلُ بِاعْتِبَارِ حَالَتِهِ وَقْتَ نِدَائِهِ وَلَيْسَ الْمُزَّمِّلُ مَعْدُودًا مِنْ أَسْمَاءِ النَّبِيءِ ﷺ، قَالَ السُّهَيْلِيُّ: وَلَمْ يُعْرَفْ بِهِ وَذَهَبَ بَعْضُ النَّاسِ إِلَى عَدِّهِ مِنْ أَسْمَائِهِ.
Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem el-Müzzemmil vasfıyla nida edilmesi, kendisine nida edildiği andaki haline göredir. El-Müzzemmil, Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem isimlerinden sayılmaz. Süheylî: “O bu isimle tanınmamıştır” demiştir; ancak bazı kimseler bunu onun isimlerinden sayma yoluna gitmiştir.
87452. Metin
وَفِعْلُ قُمِ مُنَزَّلٌ مَنْزِلَةَ اللَّازِمِ فَلَا يَحْتَاجُ إِلَى تَقْدِيرِ مُتَعَلِّقٍ لِأَنَّ الْقِيَامَ مُرَادٌ بِهِ الصَّلَاة، فَهَذَا قيام مُغَايِرٌ لِلْقِيَامِ الْمَأْمُورِ بِهِ فِي سُورَةِ الْمُدَّثِّرِ بِقَوْلِهِ قُمْ فَأَنْذِرْ [المدثر: ٢] فَإِنَّ ذَلِكَ بِمَعْنَى الشُّرُوعِ كَمَا يَأْتِي هُنَالِكَ.
{ قُمْ } “Kalk” fiili lâzım (geçişsiz) fiil konumunda değerlendirilmiştir; dolayısıyla bir müteallaka (tümlece) takdir edilmesine ihtiyaç yoktur, çünkü kıyam ile kastedilen namazdır. Bu kıyam, Müddessir Suresi'ndeki { قُمْ فَأَنْذِرْ } “Kalk ve uyar!” [Müddessir 2] kavliyle emredilen kıyamdan farklıdır; nitekim oradaki kıyam, orada geleceği üzere işe başlama manasındadır.
87453. Metin
واللَّيْلَ: زَمَنُ الظُّلْمَةِ مِنْ بَعْدِ الْعِشَاءِ إِلَى الْفَجْرِ. وَانْتَصَبَ اللَّيْلَ عَلَى
El-leyl (اللَّيْلَ) ise yatsıdan sonra fecrin doğuşuna kadar olan karanlık zamandır. El-leyl kelimesi,
87454. Metin
الظَّرْفِيَّةِ فَاقْتَضَى الْأَمْرُ بِالصَّلَاةِ فِي جَمِيعِ وَقْتِ اللَّيْلِ، وَيُعْلَمُ اسْتِثْنَاءُ أَوْقَاتِ قَضَاءِ الضَّرُورَاتِ مِنْ إِغْفَاءٍ بِالنَّوْمِ وَنَحْوِهِ مِنْ ضَرُورَاتِ الْإِنْسَانِ.
zarfiyet üzere mansub kılınmıştır. Bu da bütün gece vaktinde namaz kılınmasının emredilmesini gerektirir. Uyuklama gibi insanın zaruri ihtiyaçlarını giderme vakitlerinin bundan müstesna olduğu ise bilinmektedir.
87455. Metin
وَقِيَامُ اللَّيْلِ لَقَبٌ فِي اصْطِلَاحِ الْقُرْآنِ وَالسُّنَّةِ لِلصَّلَاةِ فِيهِ مَا عَدَا صَلَاتَيِ الْمَغْرِبِ وَالْعِشَاءِ وَرَوَاتِبِهِمَا.
Gece kıyamı (kıyâmü’l-leyl), Kur'an ve Sünnet ıstılahında akşam ve yatsı namazları ile bunların sünnetleri (revâtib) dışındaki gece namazı için kullanılan bir tabirdir.
87456. Metin
وَأَمْرُ الرَّسُولِ بِقِيَامِ اللَّيْلِ أَمْرُ إِيجَابٍ وَهُوَ خَاصٌّ بِهِ لِأَنَّ الْخِطَابَ مُوَجَّهٌ إِلَيْهِ وَحْدَهُ مِثْلَ السُّوَرِ الَّتِي سَبَقَتْ نُزُولَ هَذِهِ السُّورَةِ، وَأَمَّا قِيَامُ اللَّيْلِ لِلْمُسْلِمِينَ فَهُمُ اقْتَدَوْا فِيهِ بِالرَّسُولِ ﷺ كَمَا سَيَأْتِي فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ إِلَى قَوْلِهِ: وَطائِفَةٌ مِنَ الَّذِينَ مَعَكَ [المزمل: ٢٠] الْآيَاتِ قَالَ الْجُمْهُورُ وَذَلِكَ قَبْلَ أَنْ تُفْرَضَ الصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ فِي أَوْقَاتِ النَّهَارِ وَاللَّيْلِ وَلَعَلَّ حِكْمَةَ هَذَا الْقِيَامِ الَّذِي فُرِضَ عَلَى الرَّسُولِ ﷺ فِي صَدْرِ رِسَالَتِهِ هُوَ أَنْ تَزْدَادَ بِهِ سَرِيرَتُهُ زَكَاءً يُقَوِّي اسْتِعْدَادَهُ لِتَلَقِّي الْوَحْيِ حَتَّى لَا يُحْرِجَهُ الْوَحْيُ كَمَا ضَغَطَهُ عِنْدَ نُزُولِهِ كَمَا
Resul’e gece kıyamının emredilmesi vücub bildiren (farz kılan) bir emirdir ve bu surenin inişinden önceki surelerde olduğu gibi hitap yalnızca kendisine yönelik olduğu için ona mahsustur. Müslümanların gece kıyamına gelince, onlar Yüce Allah'ın: { إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ } “Şüphesiz Rabbin senin kalktığını bilir...” ayetinden { وَطائِفَةٌ مِنَ الَّذِينَ مَعَكَ } “...seninle beraber olanlardan bir topluluk da...” [Müzzemmil 20] ayetlerine kadar olan kısımda geleceği üzere bu hususta Resul’e sallallâhu aleyhi ve sellem uymuşlardır. Cumhur şöyle demiştir: Bu durum, gündüz ve gece vakitlerinde beş vakit namaz farz kılınmadan önceydi. Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem risaletinin başında farz kılınan bu kıyamın hikmeti, muhtemelen vahyin indiği andaki sıkıştırmasında olduğu gibi vahiy kendisini zora sokmasın diye vahyi karşılamaya olan hazırlığını güçlendirecek şekilde iç âleminin arınmışlığını artırmaktır; nitekim
87457. Metin
وَرَدَ فِي حَدِيثِ الْبُخَارِيِّ: «فَغَطَّنِي حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الْجَهْدُ» ثُمَّ قَالَ:
Buhârî hadisinde şöyle rivayet edilmiştir: “Takâtim kesilinceye kadar beni sıktı, sonra:
87458. Metin
اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ
{ اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ } “Yaratan Rabbinin adıyla oku!”
87459. Metin
[العلق: ١] الْحَدِيثَ، وَيَدُلُّ لِهَذِهِ الْحِكْمَةِ قَوْلُهُ تَعَالَى عَقِبَهُ: إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا [المزمل: ٥] .
[Alak 1] dedi...” Hadisin devamı... Yüce Allah'ın bunun hemen ardından gelen: { إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا } “Şüphesiz biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz” [Müzzemmil 5] kavli de bu hikmete delalet etmektedir.
87460. Metin
وَقَدْ كَانَ النَّبِيءُ ﷺ يَتَحَنَّثُ فِي غَارِ حِرَاءَ قُبَيْلَ بَعْثَتِهِ بِإِلْهَامٍ مِنَ اللَّهِ تَعَالَى، فَالَّذِي أَلْهَمَهُ ذَلِكَ قَبْلَ أَنْ يُوحِيَ إِلَيْهِ يَجْدُرُ بِأَنْ يَأْمُرَهُ بِهِ بَعْدَ أَنْ أَوْحَى إِلَيْهِ فَلَا يَبْقَى فَتْرَةً مِنَ الزَّمَنِ غَيْرَ مُتَعَبِّدٍ لِعِبَادَةٍ، وَلِهَذَا نُرَجِّحُ أَنَّ قِيَامَ اللَّيْلِ فُرِضَ عَلَيْهِ قَبْلَ فَرْضِ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ عَلَيْهِ وَعَلَى الْأُمَّةِ.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, peygamber olarak gönderilmesinden hemen önce Yüce Allah'ın ilhamıyla Hira Mağarası'nda ibadete çekilirdi (tahannüs). Kendisine vahyetmeden önce bunu ilham eden Zât'ın, vahyettikten sonra da bunu ona emretmesi ve böylece bir dönem ibadetsiz kalmaması pek uygundur. Bu sebeple biz, gece kıyamının ona ve ümmetine beş vakit namaz farz kılınmadan önce farz kılındığı görüşünü tercih etmekteyiz.
87461. Metin
وَقَدِ اسْتَمَرَّ وُجُوبُ قِيَامِ اللَّيْلِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ بَعْدَ فَرْضِ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ تَعْظِيمًا لِشَأْنِهِ بِكَثْرَةِ الْإِقْبَالِ عَلَى مُنَاجَاةِ رَبِّهِ فِي وَقْتِ فَرَاغِهِ مِنْ تَبْلِيغِ الْوَحْي وتدبير شؤون الْمُسْلِمِينَ وَهُوَ وَقْتُ اللَّيْلِ كَمَا يَدُلُّ عَلَيْهِ قَوْلُهُ تَعَالَى: وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نافِلَةً لَكَ عَسى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقاماً مَحْمُوداً، أَيْ زِيَادَةَ قُرْبٍ لَكَ. وَقَدْ تَقَدَّمَ فِي سُورَةِ [الْإِسْرَاءِ: ٧٩] .
Beş vakit namaz farz kılındıktan sonra da vahyi tebliğ etmekten ve Müslümanların işlerini idare etmekten boş kaldığı gece vaktinde Rabbine münacata yönelişini çoğaltarak şanını yüceltmek gayesiyle Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem için gece kıyamının vücubiyeti devam etmiştir. Nitekim Yüce Allah'ın: { وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نافِلَةً لَكَ عَسى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقاماً مَحْمُوداً } “Gecenin bir kısmında da sana mahsus bir nafile (fazlalık) olarak teheccüde kalk; umulur ki Rabbin seni övgüye değer bir makama ulaştırır” [İsrâ 79] yani ‘senin için bir yakınlık artışı olarak’ buyurması da buna delalet eder. Bu husus [İsrâ 79] suresinde geçmişti.
87462. Metin
فَكَانَ هَذَا حُكْمًا خَاصًّا بِالنَّبِيءِ ﷺ، وَقَدْ ذَكَرَهُ الْفُقَهَاءُ فِي بَابِ خَصَائِصِ النَّبِيءِ ﷺ وَلَمْ يَكُنْ وَاجِبًا عَلَى غَيْرِهِ وَلَمْ تُفْرَضْ عَلَى الْمُسْلِمِينَ صَلَاةٌ قَبْلَ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ. وَإِنَّمَا كَانَ الْمُسْلِمُونَ يَقْتَدُونَ بِفِعْلِ النَّبِيءِ ﷺ وَهُوَ يُقِرُّهُمْ عَلَى ذَلِكَ فَكَانُوا يَرَوْنَهُ لِزَامًا عَلَيْهِمْ، وَقَدْ أَثْنَى اللَّهُ عَلَيْهِمْ بِذَلِكَ فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ كَقَوْلِهِ تَعَالَى: تَتَجافى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضاجِعِ [السَّجْدَة: ١٦] ، وَسَيَأْتِي ذَلِكَ عِنْدَ قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنى مِنْ ثُلُثَيِ اللَّيْلِ [المزمل: ٢٠] الْآيَةَ،
Bu durum Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem has bir hükümdü; fakihler bunu Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hasâisi (ona özel hükümler) bahsinde zikretmişlerdir. Başkasına vacip değildi ve beş vakit namazdan önce Müslümanlara herhangi bir namaz farz kılınmamıştı. Müslümanlar sadece Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem fiiline uyuyorlardı, o da bunu onaylıyordu; bu yüzden bunu kendilerine bir gereklilik olarak görüyorlardı. Yüce Allah pek çok ayette onları bundan ötürü övmüştür; nitekim { تَتَجافى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضاجِعِ } “Yanları yataklarından uzaklaşır...” [Secde 16] buyurmaktadır. Bu husus, Yüce Allah'ın: { إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنى مِنْ ثُلُثَيِ اللَّيْلِ } “Şüphesiz Rabbin senin gecenin üçte ikisinden daha az bir kısmında kalktığını bilir...” [Müzzemmil 20] ayetinde gelecektir.
87463. Metin
قَالَتْ عَائِشَةُ: «إِنَّ اللَّهَ افْتَرَضَ
Âişe şöyle demiştir: “Allah,
87464. Metin
قِيَامَ اللَّيْلِ فِي أَوَّلِ هَذِهِ السُّورَةِ فَقَامَ النَّبِيءُ وَأَصْحَابُهُ»
bu surenin başında gece kıyamını farz kıldı; bunun üzerine Peygamber ve ashabı [gece namazına] kalktılar.”
87465. Metin
، عَلَى أَنَّهُ لَا خِلَافَ فِي رَفْعِ فَرْضِ الْقِيَامِ عَنِ الْمُسْلِمِينَ. وَتَقَرَّرَ أَنَّهُ مَنْدُوبٌ فِيهِ.
Bununla birlikte Müslümanlardan kıyamın farziyetinin kaldırıldığı ve bunun mendup olduğu konusunda hiçbir ihtilaf yoktur.
87466. Metin
وَاخْتُلِفَ فِي اسْتِمْرَارِ وُجُوبِهِ عَلَى النَّبِيءِ ﷺ وَلَا طَائِلَ وَرَاءَ الِاسْتِدْلَالِ عَلَى ذَلِكَ أَوْ عَدَمِهِ.
Gece kıyamının Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem için farz olarak devam edip etmediği konusunda ise ihtilaf edilmiştir; ancak bunun devam ettiğine veya etmediğine delil getirmeye çalışmanın bir faydası yoktur.
87467. Metin
وَقَوْلُهُ: إِلَّا قَلِيلًا اسْتِثْنَاءٌ مِنَ اللَّيْلَ أَيْ إِلَّا قَلِيلًا مِنْهُ، فَلَمْ يَتَعَلَّقْ إِيجَابُ الْقِيَامِ عَلَيْهِ بِأَوْقَاتِ اللَّيْلِ كُلِّهَا.
{ إِلَّا قَلِيلًا } “...birazı hariç” kavli, geceden bir istisnadır; yani ‘onun az bir kısmı hariç’ demektir. Dolayısıyla ona kıyamın farz kılınması gecenin bütün vakitlerini kapsamamıştır.
87468. Metin
ونِصْفَهُ بَدَلٌ مِنْ قَلِيلًا بَدَلًا مُطَابِقًا وَهُوَ تَبْيِينٌ لِإِجْمَالِ قَلِيلًا فَجَعَلَ الْقَلِيلَ هُنَا النِّصْفَ أَوْ أَقَلَّ مِنْهُ بِقَلِيلٍ.
{ نِصْفَهُ } “Yarısında...” lafzı, { قَلِيلًا } lafzından bedel-i mutabıktır (tam bedel) ve { قَلِيلًا } ifadesindeki kapalılığın (icmâl) açıklamasıdır. Böylece buradaki az olan miktarı, gece yarısı veya ondan biraz daha azı kılmıştır.
87469. Metin
وَفَائِدَةُ هَذَا الْإِجْمَالِ الْإِيمَاءُ إِلَى أَنَّ الْأَوْلَى أَنْ يَكُونَ الْقِيَامُ أَكْثَرَ مِنْ مُدَّةِ نِصْفِ اللَّيْلِ وَأَنَّ جَعْلَهُ نِصْفَ اللَّيْلِ رَحْمَةٌ وَرُخْصَةٌ لِلنَّبِيءِ ﷺ، وَيَدُلُّ لِذَلِكَ تَعْقِيبُهُ بِقَوْلِهِ: أَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا أَيْ انْقُصْ مِنَ النِّصْفِ قَلِيلًا، فَيَكُونُ زَمَنُ قِيَامِ اللَّيْلِ أَقَلَّ مِنْ نِصْفِهِ، وَهُوَ حِينَئِذٍ قَلِيلٌ فَهُوَ رُخْصَةٌ فِي الرُّخْصَةِ.
Bu kapalılığın faydası, evla olanın kıyamın gece yarısı süresinden fazla olması gerektiğine ve bunun gece yarısı kılınmasının Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem için bir rahmet ve ruhsat olduğuna işaret etmektir. Bunun hemen ardından gelen { أَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا } “...yahut ondan biraz eksilt” yani ‘gece yarısından biraz eksilt’ kavli de buna delalet eder. Bu durumda gece kıyamının vakti onun yarısından az olur; bu miktar o takdirde azdır ve ruhsat içinde ruhsattır.
87470. Metin
وَقَالَ أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَهُوَ عَوْدٌ إِلَى التَّرْغِيبِ فِي أَنْ تَكُونَ مُدَّةُ الْقِيَامِ أَكْثَرَ مِنْ نِصْفِ اللَّيْلِ وَلِذَلِكَ لَمْ يُقيد أَوْ زِدْ عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا قَيَّدَ بِهِ أَوِ انْقُصْ مِنْهُ لِتَكُونَ الزِّيَادَةُ عَلَى النِّصْفِ مُتَّسِعَةً، وَقَدْ
{ أَوْ زِدْ عَلَيْهِ } “...ya da üzerine artır” buyurmuştur ki bu, kıyam süresinin gecenin yarısından fazla olmasına teşvike bir dönüştür. Bu sebeple, yarının üzerine yapılacak artışın geniş tutulabilmesi için { أَوِ انْقُصْ مِنْهُ } ifadesindeki gibi { أَوْ زِدْ عَلَيْهِ } ifadesi [“biraz” lafzıyla] sınırlandırılmamıştır. Nitekim
87471. Metin
وَرَدَ فِي الْحَدِيثِ أَنَّ النَّبِيءَ ﷺ أَخَذَ بِالْعَزِيمَةِ فَقَامَ حَتَّى تَوَرَّمَتْ قَدَمَاهُ وَقِيلَ لَهُ فِي ذَلِكَ: «إِنَّ اللَّهَ غَفَرَ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ» فَقَالَ: «أَفَلَا أَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا»
hadiste rivayet edildiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem azimeti tercih edip ayakları şişinceye kadar namaz kılmış; kendisine: “Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamışken [bunu niye yapıyorsun]?” denildiğinde: “Çok şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurmuştur.
87472. Metin
. وَالتَّخْيِيرُ الْمُسْتَفَادُ مِنْ حَرْفِ أَوِ مَنْظُورٌ فِيهِ إِلَى تَفَاوُتِ اللَّيَالِي بِالطُّولِ وَالْقِصَرِ لِأَنَّ لِذَلِكَ ارْتِبَاطًا بِسَعَةِ النَّهَارِ لِلْعَمَلِ وَلِأَخْذِ الْحَظِّ الْفَائِتِ مِنَ النَّوْمِ.
{ أَوِ } (veya) edatından anlaşılan muhayyerlikte gecelerin uzunluk ve kısalık bakımından farklılığı gözetilmiştir; çünkü bunun, gündüzün çalışma için genişliğiyle ve kaçırılan uykunun telafi edilmesiyle irtibatı vardır.
87473. Metin
وَبَعْدُ فَذَلِكَ تَوْسِيعٌ عَلَى النَّبِيءِ ﷺ لِرَفْعِ حَرَجِ تَحْدِيدِهِ لِزَمَنِ الْقِيَامِ فَسُلِكَ بِهِ مَسْلَكَ التَّقْرِيبِ.
Netice itibarıyla bu, kıyam vaktinin kesin sınırlarla belirlenmesinin getireceği zorluğu kaldırmak için Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem tanınmış bir kolaylıktır ve bu hususta takribî (yaklaşık belirleme) yolu izlenmiştir.
87474. Metin
وَجَعَلَ ابْنُ عَطِيَّةَ اللَّيْلَ اسْمَ جِنْسٍ يَصْدُقُ عَلَى جَمِيعِ اللَّيَالِي، وَأَنَّ الْمَعْنَى: إِلَّا قَلِيلًا مِنَ اللَّيَالِي، وَهِيَ اللَّيَالِي الَّتِي يَكُونُ فِيهَا عُذْرٌ يَمْنَعُهُ مِنْ قِيَامِهَا، أَيْ هُوَ اسْتِثْنَاءٌ مِنَ اللَّيَالِي بِاعْتِبَارِ جُزْئِيَّاتِهَا لَا بِاعْتِبَارِ الْأَجْزَاءِ، ثُمَّ قَالَ: نِصْفَهُ إِلَى آخِرِهِ.
İbn Atıyye el-leyl kelimesini bütün geceleri kapsayan bir cins ismi kabul etmiş ve mananın şöyle olduğunu söylemiştir: “Gecelerin azı müstesna”; yani onu ihya etmekten alıkoyan bir mazeretin bulunduğu geceler hariç demektir. Bir başka deyişle bu, gecenin cüzleri (kısımları) itibarıyla değil, fertleri itibarıyla gecelerden yapılan bir istisnadır. Ardından [İbn Atıyye] ayetin sonuna kadar { نِصْفَهُ } lafzını açıklamıştır.
87475. Metin
وَتَخْصِيصُ اللَّيْلِ بِالصَّلَاةِ فِيهِ لِأَنَّهُ وَقْتُ النَّوْمِ عَادَةً فَأَمْرُ الرَّسُولِ ﷺ بِالْقِيَامِ فِيهِ زِيَادَةٌ فِي إِشْغَالِ أَوْقَاتِهِ بِالْإِقْبَالِ عَلَى مُنَاجَاةِ اللَّهِ: وَلِأَنَّ اللَّيْلَ وَقْتُ سُكُونِ
Gecenin namaza tahsis edilmesi, onun mutat olarak uyku vakti olmasından ötürüdür. Dolayısıyla Resul’e sallallâhu aleyhi ve sellem gecede kıyama kalkmasının emredilmesi, vakitlerini Allah’a münacata yönelmekle geçirmesini artırmak içindir. Ayrıca gece vakti, seslerin
87476. Metin
الْأَصْوَاتِ وَاشْتِغَالِ النَّاسِ فَتَكُونُ نَفْسُ الْقَائِمِ فِيهِ أَقْوَى اسْتِعْدَادًا لِتَلَقِّي الْفَيْضِ الرَّبَّانِيِّ.
kesildiği ve insanların meşguliyetten çekildiği bir zamandır; bu sebeple gece kıyama kalkanın nefsi, Rabbânî feyzi almaya daha hazırlıklı olur.
87477. Metin
وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا.
{ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا } “...ve Kur’an’ı tertîl üzere (tane tane ve düşünerek) oku.”
87478. Metin
يَجُوزُ أَنْ يَكُونَ مُتَعَلِّقًا بِقِيَامِ اللَّيْلِ، أَيْ رَتِّلْ قِرَاءَتَكَ فِي الْقِيَامِ.
Bu emrin gece kıyamına bağlı olması caizdir; yani ‘kıyamdaki okuyuşunu tertil ile yap’ demektir.
87479. Metin
وَيَجُوزُ أَنْ يَكُونَ أَمْرًا مُسْتَقِلًّا بِكَيْفِيَّةِ قِرَاءَةِ الْقُرْآنِ جَرَى ذِكْرُهُ بِمُنَاسَبَةِ الْأَمْرِ بِقِيَامِ اللَّيْلِ، وَهَذَا أَوْلَى لِأَنَّ الْقِرَاءَةَ فِي الصَّلَاةِ تَدْخُلُ فِي ذَلِكَ. وَقَدْ كَانَ نُزُولُ هَذِهِ السُّورَةِ فِي أَوَّلِ الْعَهْدِ بِنُزُولِ الْقُرْآنِ فَكَانَ جُمْلَةُ الْقُرْآنِ حِينَ نُزُولِ هَذِهِ السُّورَةِ سُورَتَيْنِ أَوْ ثَلَاثِ سُوَرٍ بِنَاءً عَلَى أَصَحِّ الْأَقْوَالِ فِي أَنَّ هَذَا الْمِقْدَارَ مِنَ السُّورَةِ مَكِّيٌّ، وَفِي أَنَّ هَذِهِ السُّورَةَ مِنْ أَوَائِلِ السُّوَرِ، وَهَذَا مِمَّا أَشْعَرَ بِهِ قَوْلُهُ: إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا [المزمل: ٥] أَيْ سَنُوحِي إِلَيْكَ قُرْآنًا.
Gece kıyamı emri münasebetiyle zikredilmiş olan, Kur'an'ın okunuş keyfiyetine dair müstakil bir emir olması da caizdir ve bu daha evladır; çünkü namazdaki okuyuş da buna dâhildir. Bu surenin inişi, Kur'an'ın nüzulünün ilk dönemindeydi; bu sure indiğinde Kur'an'ın tamamı -bu surenin bu kadar kısmının Mekkî olduğuna ve bu surenin ilk inen surelerden olduğuna dair en sahih görüşlere binaen- iki veya üç sureden ibaretti. { إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا } “Şüphesiz biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz” [Müzzemmil 5] yani ‘sana Kur'an vahyedeceğiz’ kavlinin hissettirdiği hususlardan biri de budur.
87480. Metin
فَأَمَرَ النَّبِيءَ ﷺ أَنْ يَقْرَأَ الْقُرْآنَ بِمَهَلٍ وَتَبْيِينٍ.
Böylece Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem Kur'an'ı tane tane ve açık seçik okuması emredilmiştir.
87481. Metin
وَالتَّرْتِيلُ: جَعْلُ الشَّيْءِ مُرَتَّلًا، أَيْ مُفَرَّقًا، وَأَصْلُهُ مِنْ قَوْلِهِمْ: ثَغْرٌ مُرَتَّلٌ، وَهُوَ الْمُفَلَّجُ
Tertîl (التَّرْتِيلُ); bir şeyi düzenli ve birbirinden ayrık kılmaktır. Bunun aslı, Arapların dişleri ayrık ve seyrek olan kimse için kullandıkları “sağrun mürattel” (ثَغْرٌ مُرَتَّلٌ) tabirinden gelir ki bu,
87482. Metin
الْأَسْنَانِ، أَيْ الْمُفَرَّقُ بَين أَسْنَانه تفَرقا قَلِيلًا بِحَيْثُ لَا تَكُونُ النَّوَاجِذُ مُتَلَاصِقَةً. وَأُرِيدَ بِتَرْتِيلِ الْقُرْآنِ تَرْتِيلُ قِرَاءَتِهِ، أَيْ التَّمَهُّلُ فِي النُّطْقِ بِحُرُوفِ الْقُرْآنِ حَتَّى تَخْرُجَ مِنَ الْفَمِ وَاضِحَةً مَعَ إِشْبَاعِ الْحَرَكَاتِ الَّتِي تَسْتَحِقُّ الْإِشْبَاعَ. وَوَصَفَتْ عَائِشَةُ التَّرْتِيلَ فَقَالَتْ: «لَوْ أَرَادَ السَّامِعُ أَنَّ يَعُدَّ حُرُوفَهُ لَعَدَّهَا لَا كَسَرْدِكُمْ هَذَا» .
azı dişleri birbirine bitişik olmayacak şekilde diş araları hafifçe açık olandır. Kur'an'ın tertili ile onun okunuşunun tertil üzere yapılması kastedilmiştir; yani uzatmayı hak eden harekeleri tam hakkını vererek, harfler ağızdan net bir şekilde çıkacak şekilde Kur'an harflerini telaffuz ederken acele etmemektir. Âişe tertili şöyle tavsif etmiştir: “Dinleyen onun harflerini saymak istese sayardı; sizin şu hızlıca sıralayarak okuyuşunuz gibi değildi.”
87483. Metin
وَفَائِدَةُ هَذَا أَنْ يَرْسَخَ حِفْظَهُ وَيَتَلَقَّاهُ السَّامِعُونَ فَيَعْلَقَ بِحَوَافِظِهِمْ، وَيَتَدَبَّرَ قَارِئُهُ وَسَامِعُهُ مَعَانِيَهُ كَيْ لَا يَسْبِقَ لَفْظُ اللِّسَانِ عَمَلَ الْفَهْمِ. قَالَ قَائِلٌ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ: قَرَأْتُ الْمُفَصَّلَ فِي لَيْلَةٍ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ: «هَذَا كَهَذِّ الشِّعْرِ» لِأَنَّهُمْ كَانُوا إِذَا أَنْشَدُوا الْقَصِيدَةَ أَسْرَعُوا لِيَظْهَرَ مِيزَانُ بَحْرِهَا، وَتَتَعَاقَبَ قَوَافِيهَا عَلَى الْأَسْمَاعِ. وَالْهَذُّ إِسْرَاعُ الْقَطْعِ.
Bunun faydası; ezberin pekişmesi, dinleyenlerin bunu tam kavrayıp hafızalarına yerleştirmesi, okuyanın ve dinleyenin onun manalarını tefekkür etmesi ve böylece dilin telaffuzunun anlama faaliyetinin önüne geçmemesidir. Bir adam Abdullah b. Mes‘ûd’a: “Mufassal sureleri bir gecede okudum” deyince Abdullah: “Bu, şiir okur gibi aceleyle kesip savurmaktır (hezzen ke-hezzi'ş-şi‘r)” demiştir. Çünkü onlar şiir okuduklarında vezni ortaya çıksın ve kafiyeler kulaklarda peş peşe gelsin diye hızlı okurlardı. Hezz (الْهَذُّ) ise süratle kesip geçmektir.