1070. Metin
سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
Hurûf-ı mukattaa (kesik harfler) hakkındaki açıklama Bakara Suresi'nin başında geçmişti.
1071. Metin
هذا القرآن كتاب عظيم أنزله الله عليك -أيها الرسول- فلا يكن في صدرك شك منه في أنه أنزل من عند الله، ولا تتحرج في إبلاغه والإنذار به، أنزلناه إليك; لتخوف به الكافرين وتذكر المؤمنين.
Bu Kur'an, Allah'ın sana indirdiği yüce bir kitaptır -ey Elçi-. Ondan dolayı göğsünde onun Allah katından indirildiğine dair bir şüphe olmasın; onu tebliğ etmekten ve onunla uyarmaktan dolayı da bir sıkıntı duyma. Kâfirleri onunla korkutup uyarman ve müminlere öğüt vermen için onu sana indirdik.
1072. Metin
اتبعوا -أيها الناس- ما أُنزل إليكم من ربكم من الكتاب والسنة بامتثال الأوامر واجتناب النواهي، ولا تتبعوا من دون الله أولياء كالشياطين والأحبار والرهبان. إنكم قليلا ما تتعظون، وتعتبرون، فترجعون إلى الحق.
–Ey insanlar!– Rabbinizden size indirilen Kitap ve Sünnet'e, emirleri yerine getirip yasaklardan kaçınarak uyun. Allah'ı bırakıp da şeytanlar, hahamlar ve rahipler gibi dostların ardına düşmeyin. Siz ne kadar da az öğüt alıyor, ibret alıyor ve hakka dönüyorsunuz!
1073. Metin
وكثير من القرى أهلكنا أهلها بسبب مخالفة رسلنا وتكذيبهم، فأعقبهم ذلك خزي الدنيا موصولا بذلِّ الآخرة، فجاءهم عذابنا مرة وهم نائمون ليلا ومرة وهم نائمون نهارًا. وخَصَّ الله هذين الوقتين; لأنهما وقتان للسكون والاستراحة، فمجيء العذاب فيهما أفظع وأشد.
Elçilerimize karşı gelmeleri ve onları yalanlamaları sebebiyle nice memleketlerin halkını helak ettik. Bu durum, onların peşine ahiret zilletiyle birleşen dünya rüsvaylığını taktı. Böylece azabımız onlara kimi zaman geceleyin uyurlarken, kimi zaman da gündüzün uyurlarken [kaylûle vaktinde] geldi. Allah bu iki vakti özellikle zikretti; çünkü bunlar sükûnet ve dinlenme vakitleridir, azabın bu vakitlerde gelmesi ise daha korkunç ve daha şiddetlidir.
1074. Metin
فما كان قولهم عند مجيء العذاب إلا الإقرار بالذنوب والإساءة، وأنهم حقيقون بالعذاب الذي نزل بهم.
Azap geldiğinde onların sözü, günahlarını ve kötülüklerini itiraf etmekten ve başlarına inen bu azabı gerçekten hak ettiklerini [söylemekten] başka bir şey olmadı.
1075. Metin
فلنسألن الأمم الذين أرسل إليهم المرسلون: ماذا أجبتم رسلنا إليكم؟ ولنسْألَنَّ المرسلين عن تبليغهم لرسالات ربهم، وعمَّا أجابتهم به أممهم.
Kendilerine elçiler gönderilen ümmetlere mutlaka soracağız: 'Size gelen elçilerimize ne cevap verdiniz?' Elçilere de Rablerinin mesajlarını tebliğ edip etmediklerini ve ümmetlerinin kendilerine ne cevap verdiğini elbette soracağız.
1076. Metin
فلَنقُصَّنَّ على الخلق كلهم ما عملوا بعلم منا لأعمالهم في الدنيا فيما أمرناهم به، وما نهيناهم عنه، وما كنا غائبين عنهم في حال من الأحوال.
Bütün yaratılmışlara, kendilerine emrettiğimiz ve kendilerini sakındırdığımız hususlarda dünyada yaptıklarını bir bilgiye dayanarak elbette anlatacağız; zira Biz hiçbir durumda onlardan habersiz/uzak değildik.
1077. Metin
ووزن أعمال الناس يوم القيامة يكون بميزان حقيقي بالعدل والقسط الذي لا ظلم فيه، فمن ثقلت موازين أعماله -لكثرة حسناته- فأولئك هم الفائزون.
Kıyamet günü insanların amellerinin tartılması, içinde hiçbir haksızlığın bulunmadığı adalet ve hakkaniyet ölçüsüyle, gerçek bir terazi ile olacaktır. Kimin amel terazileri –sevaplarının çokluğundan dolayı– ağır gelirse, işte kurtuluşa erenler onlardır.
1078. Metin
ومن خَفَّتْ موازين أعماله -لكثرة سيئاته- فأولئك هم الذين أضاعوا حظَّهم من رضوان الله تعالى، بسبب تجاوزهم الحد بجحد آيات الله تعالى وعدم الانقياد لها.
Kimin de amel terazileri –günahlarının çokluğundan dolayı– hafif gelirse, işte onlar, Allah Teâlâ'nın ayetlerini inkâr edip onlara boyun eğmeyerek haddi aşmaları sebebiyle Allah Teâlâ'nın rızasından nasiplerini ziyan edenlerdir.
1079. Metin
ولقد مكَّنَّا لكم -أيها الناس- في الأرض، وجعلناها قرارًا لكم، وجعلنا لكم فيها ما تعيشون به من مطاعم ومشارب، ومع ذلك فشكركم لنعم الله قليل.
Andolsun ki –ey insanlar– sizi yeryüzünde yerleştirdik, orayı sizin için bir yerleşim yeri kıldık ve orada sizin için yiyecek ve içeceklerden geçimlikler sağladık. Buna rağmen Allah'ın nimetlerine şükrünüz pek azdır.
1080. Metin
ولقد أنعمنا عليكم بخلق أصلكم -وهو أبوكم آدم من العدم- ثم صوَّرناه على هيئته المفضلة على كثير من الخلق، ثم أمرنا ملائكتنا ﵈ بالسجود له -إكرامًا واحترامًا وإظهارًا لفضل آدم- فسجدوا جميعًا، لكنَّ إبليس الذي كان معهم لم يكن من الساجدين لآدم; حسدًا له على هذا التكريم العظيم.
Andolsun ki aslınız olan babanız Âdem'i yoktan var ederek size lütufta bulunduk; sonra onu yaratılmışların çoğundan üstün olan suretinde şekillendirdik. Ardından meleklerimize aleyhimüsselâm –Âdem'e ikram, saygı ve onun üstünlüğünü ortaya koymak üzere– ona secde etmelerini emrettik; hepsi birden secde ettiler. Fakat aralarında bulunan İblis, bu büyük ikrama karşı duyduğu kıskançlık sebebiyle Âdem'e secde edenlerden olmadı.
1081. Metin
قال تعالى منكرًا على إبليس تَرْكَ السجود: ما منعك ألا تسجد إذ أمرتك؟ فقال إبليس: أنا أفضل منه خلقًا; لأني مخلوق من نار، وهو مخلوق من طين. فرأى أن النار أشرف من الطين.
Allah Teâlâ secdeyi terk etmesini kınayarak İblis'e: 'Sana emrettiğimde secde etmekten seni alıkoyan neydi?' buyurdu. İblis: 'Ben yaratılış bakımından ondan daha üstünüm; çünkü beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.' dedi. Böylece o, ateşin çamurdan daha şerefli olduğunu düşündü.
1082. Metin
قال الله لإبليس: فاهبط من الجنة، فما يصح لك أن تتكبر فيها، فاخرج من الجنة، إنك من الذليلين الحقيرين.
Allah İblis'e şöyle buyurdu: 'Öyleyse oradan (Cennet'ten) in; orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık oradan! Şüphesiz sen alçak ve hakir olanlardansın.'
1083. Metin
قال إبليس لله -جل وعلا- حينما يئس من رحمته: أمهلني إلى يوم البعث; وذلك لأتمكن من إغواء مَن أقدر عليه من بني آدم.
İblis, O'nun rahmetinden ümidini kesince Allah celle ve alâ'ya: 'Âdemoğullarından gücümün yettiklerini saptırmaya imkân bulabilmem için diriliş gününe kadar bana mühlet ver.' dedi.
1084. Metin
قال الله تعالى: إنك ممن كتبتُ عليهم تأخير الأجل إلى النفخة الأولى في القرن، إذ يموت الخلق كلهم.
Allah Teâlâ şöyle buyurdu: 'Şüphesiz sen, bütün yaratılmışların öleceği Sûr'a ilk üflenişe kadar eceli geciktirilmesini takdir ettiğim kimselerdensin.'
1085. Metin
قال إبليس لعنه الله: فبسبب ما أضللتني لأجتهدنَّ في إغواء بني آدم عن طريقك القويم، ولأصدَّنَّهم عن الإسلام الذي فطرتهم عليه.
Allah'ın lanetine uğrayan İblis: 'Beni azdırmana karşılık, andolsun ki Âdemoğullarını Senin dosdoğru yolundan saptırmak için var gücümle çalışacağım ve onları kendilerini üzerinde yarattığın fıtrat olan İslam'dan mutlaka alıkoyacağım.' dedi.
1086. Metin
ثم لآتينَّهم من جميع الجهات والجوانب، فأصدهم عن الحق، وأُحسِّن لهم الباطل، وأرغبهم في الدنيا، وأشككهم في الآخرة، ولا تجد أكثر بني آدم شاكرين لك نعمتك.
'Sonra onlara her yönden ve taraftan sokulacağım; onları haktan alıkoyacak, batılı onlara süslü gösterecek, dünyayı onlara sevdirecek ve ahiret hakkında onları şüpheye düşüreceğim. Âdemoğullarının çoğunu Senin nimetine şükreden kimseler olarak bulamayacaksın.' [dedi].
1087. Metin
قال الله تعالى لإبليس: اخرج من الجنة ممقوتًا مطرودًا، لأملأنَّ جهنم منك وممن تبعك من بني آدم أجمعين.
Allah Teâlâ İblis'e şöyle buyurdu: 'Kınanmış ve kovulmuş olarak oradan (Cennet'ten) çık! Andolsun ki cehennemi seninle ve Âdemoğullarından sana uyanların hepsiyle dolduracağım.'
1088. Metin
ويا آدم اسكن أنت وزوجك حواء الجنة، فكُلا من ثمارها حيث شئتما، ولا تأكلا من ثمرة شجرة (عَيَّنها لهما) ، فإن فعلتما ذلك كنتما من الظالمين المتجاوزين حدود الله.
'Ey Âdem! Sen ve eşin Havva Cennet'e yerleşin; onun meyvelerinden dilediğiniz yerden yiyin, fakat şu ağacın (onlara tayin ettiği ağacın) meyvesinden yemeyin; yoksa Allah'ın sınırlarını aşan zalimlerden olursunuz.' [buyurdu].
1089. Metin
فألقى الشيطان لآدم وحواء وسوسة لإيقاعهما في معصية الله تعالى بالأكل من تلك الشجرة التي نهاهما الله عنها; لتكون عاقبتهما انكشاف ما سُتر من عوراتهما، وقال لهما في محاولة المكر بهما: إنما نهاكما ربكما عن الأكل مِن ثمر هذه الشجرة مِن أجل أن لا تكونا ملَكين، ومِن أجل أن لا تكونا من الخالدين في الحياة.
Şeytan, Allah'ın kendilerine yasakladığı o ağaçtan yedirerek Âdem ve Havva'yı Allah Teâlâ'ya isyana düşürmek ve böylece sonlarının örtülü olan mahrem yerlerinin açılması olmasını sağlamak için onlara vesvese verdi. Onlara tuzak kurma kastıyla şöyle dedi: 'Rabbiniz bu ağacın meyvesinden yemenizi sırf iki melek olmayasınız veya [bu] hayatta ebedî kalanlardan olmayasınız diye yasakladı.'
1090. Metin
وأقسم الشيطان لآدم وحواء بالله إنه ممن ينصح لهما في مشورته عليهما بالأكل من الشجرة، وهو كاذب في ذلك.
Şeytan, o ağaçtan yemeleri yönündeki tavsiyesinde kendilerine samimiyetle nasihat edenlerden olduğuna dair Âdem ile Havva'ya Allah adına yemin etti; oysa bu konuda yalancıydı.
1091. Metin
فجرَّأهما وغرَّهما، فأكلا من الشجرة التي نهاهما الله عن الاقتراب منها، فلما أكلا منها انكشفت لهما عوراتهما، وزال ما سترهما الله به قبل المخالفة، فأخذا يلزقان بعض ورق الجنة على عوراتهما، وناداهما ربهما جل وعلا ألم أنهكما عن الأكل من تلك الشجرة، وأقل لكما: إن الشيطان لكما عدو ظاهر العداوة؟ وفي هذه الآية دليل على أن كشف العورة من عظائم الأمور، وأنه كان ولم يزل مستهجَنًا في الطباع، مستقبَحًا في العقول.
Böylece onları cesaretlendirip aldattı; onlar da Allah'ın kendilerine yaklaşmayı yasakladığı o ağaçtan yediler. Ağaçtan yediklerinde mahrem yerleri kendilerine açıldı ve itaatsizlikten önce Allah'ın onları örttüğü örtü zail oldu. Bunun üzerine Cennet yapraklarını mahrem yerlerinin üzerine örtüp yapıştırmaya başladılar. Rableri celle ve alâ onlara şöyle nida etti: 'Ben sizi o ağaçtan yemekten men etmemiş miydim ve şeytanın sizin apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?' Bu ayette, mahrem yerlerin açılmasının büyük günahlardan olduğuna, fıtratlarda her zaman çirkin karşılandığına ve akıllarca daima kötü görüldüğüne dair delil vardır.
1092. Metin
قال آدم وحواء: ربنا ظلمنا أنفسنا بالأكل من الشجرة، وإن لم تغفر لنا وترحمنا لنكونن ممن أضاعوا حظَّهم في دنياهم وأخراهم. (وهذه الكلمات هي التي تلقاها آدم من ربه، فدعا بها فتاب الله عليه) .
Âdem ile Havva dediler ki: 'Rabbimiz! O ağaçtan yemekle kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, dünyalarında ve ahiretlerinde nasiplerini ziyan edenlerden oluruz.' (Bu kelimeler, Âdem'in Rabbinden aldığı ve onlarla dua edip Allah'ın da tevbesini kabul ettiği kelimelerdir).
1093. Metin
قال تعالى مخاطبًا آدم وحواء لإبليس: اهبطوا من السماء إلى الأرض، وسيكون بعضكم لبعض عدوًا، ولكم في الأرض مكان تستقرون فيه، وتتمتعون إلى انقضاء آجالكم.
Allah Teâlâ, Âdem, Havva ve İblis'e hitaben şöyle buyurdu: 'Gökten yere inin! Birbirinize düşman olacaksınız. Yeryüzünde sizin için yerleşip kalacağınız bir yer ve ecellerinizin sonuna kadar faydalanacağınız bir geçimlik vardır.'
1094. Metin
قال الله تعالى لآدم وحوَّاء وذريتهما: فيها تحيون، أي: في الأرض تقضون أيام حياتكم الدنيا، وفيها تكون وفاتكم، ومنها يخرجكم ربكم، ويحشركم أحياء يوم البعث.
Allah Teâlâ Âdem'e, Havva'ya ve onların soyuna şöyle buyurdu: 'Orada yaşayacaksınız' yani: Dünya hayatınızın günlerini yeryüzünde geçireceksiniz, orada vefat edeceksiniz ve diriliş gününde Rabbiniz sizi oradan diri olarak çıkarıp toplayacaktır.
1095. Metin
يا بني آدم قد جعلنا لكم لباسًا يستر عوراتكم، وهو لباس الضرورة، ولباسًا للزينة والتجمل، وهو من الكمال والتنعم. ولباسُ تقوى الله تعالى بفعل الأوامر واجتناب النواهي هو خير لباس للمؤمن. ذلك الذي مَنَّ الله به عليكم من الدلائل على ربوبية الله تعالى ووحدانيته وفضله ورحمته بعباده; لكي تتذكروا هذه النعم، فتشكروا لله عليها. وفي ذلك امتنان من الله تعالى على خَلْقه بهذه النعم.
Ey Âdemoğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek bir elbise –ki bu zaruret elbisesidir– ve bir de süslenip güzelleşeceğiniz bir giysi verdik –ki bu da kemal ve refah vesilesidir–. Allah Teâlâ'nın emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınmaktan ibaret olan takva elbisesi ise mümin için en hayırlı elbisedir. Allah'ın size lütfettiği bu nimetler, bu nimetleri hatırlayıp Allah'a şükretmeniz için Allah Teâlâ'nın rabliğine, birliğine, lütfuna ve kullarına olan merhametine dair delillerdendir. Bunda Allah Teâlâ'nın bu nimetlerle yarattıklarına bir lütfu vardır.
1096. Metin
يا بني آدم لا يخدعنَّكم الشيطان، فيزين لكم المعصية، كما زيَّنها لأبويكم آدم وحواء، فأخرجهما بسببها من الجنة، ينزع عنهما لباسهما الذي سترهما الله به; لتنكشف لهما عوراتهما. إن الشيطان يراكم هو وذريته وجنسه وأنتم لا ترونهم فاحذروهم. إنَّا جعلنا الشياطين أولياء للكفار الذين لا يوحدون الله، ولا يصدقون رسله، ولا يعملون بهديه.
Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanız Âdem ve Havva'ya günahı süsleyip bu sebeple onları Cennet'ten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın; o, mahrem yerleri kendilerine açılsın diye Allah'ın kendilerini örttüğü elbiselerini onların üzerinden çekip çıkarıyordu. Şüphesiz şeytan, soyu ve kendi cinsiyle birlikte, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görür; öyleyse onlardan sakının. Şüphesiz Biz, şeytanları Allah'ı birlemeyen, O'nun elçilerini tasdik etmeyen ve rehberliğiyle amel etmeyen kâfirlerin dostları kıldık.
1097. Metin
وإذا أتى الكفار قبيحًا من الفعل اعتذروا عن فعله بأنه مما ورثوه عن آبائهم، وأنه مما أمر الله به. قل لهم -أيها الرسول-: إن الله تعالى لا يأمر عباده بقبائح الأفعال ومساوئها، أتقولون على الله -أيها المشركون- ما لا تعلمون كذبًا وافتراءً؟
Kâfirler çirkin bir iş yaptıklarında, bunu babalarından tevarüs ettikleri ve Allah'ın da bunu emrettiği mazeretine sığınırlar. –Ey Elçi!– Onlara de ki: 'Şüphesiz Allah Teâlâ kullarına çirkin ve kötü fiilleri emretmez. –Ey müşrikler!– Yalan ve iftira ile Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?'
1098. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: أمر ربي بالعدل، وأمركم بأن تخلصوا له العبادة في كل موضع من مواضعها، وبخاصة في المساجد، وأن تدعوه مخلصين له الطاعة والعبادة، وأن تؤمنوا بالبعث بعد الموت. وكما أن الله أوجدكم من العدم فإنه قادر على إعادة الحياة إليكم مرة أخرى.
–Ey Elçi!– Bu müşriklere de ki: 'Rabbim adaleti emretti. İbadetin her yerinde, özellikle de mescitlerde ibadeti yalnızca O'na halis kılmanızı; itaati ve ibadeti O'na has kılarak O'na dua etmenizi ve ölümden sonra dirilişe iman etmenizi emretti.' Allah sizi yoktan var ettiği gibi, size hayatı tekrar geri vermeye de kadirdir.
1099. Metin
جعل الله عباده فريقين: فريقًا وفَّقهم للهداية إلى الصراط المستقيم، وفريقًا وجبت عليهم الضلالة عن الطريق المستقيم، إنهم اتخذوا الشياطين أولياء من دون الله، فأطاعوهم جهلا منهم وظنًا بأنهم قد سلكوا سبيل الهداية.
Allah kullarını iki fırka kıldı: Bir fırkayı dosdoğru yola hidayete muvaffak kıldı; diğer bir fırkanın üzerine ise dosdoğru yoldan sapkınlık hak oldu. Çünkü onlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edindiler, cahillikleri sebebiyle ve doğru yolu tuttuklarını sanarak onlara itaat ettiler.
1100. Metin
يا بني آدم كونوا عند أداء كل صلاة على حالة من الزينة المشروعة من ثياب ساترة لعوراتكم ونظافة وطهارة ونحو ذلك، وكلوا واشربوا من طيبات ما رزقكم الله، ولا تتجاوزوا حدود الاعتدال في ذلك. إن الله لا يحب المتجاوزين المسرفين في الطعام والشراب وغير ذلك.
Ey Âdemoğulları! Her namazı eda ederken mahrem yerlerinizi örten elbiseler, temizlik, taharet ve benzeri meşru zinet halinde bulunun. Allah'ın size rızık olarak verdiği temiz şeylerden yiyin için, fakat bu hususta itidal sınırlarını aşmayın. Şüphesiz Allah; yeme, içme ve diğer şeylerde haddi aşıp israf edenleri sevmez.
1101. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء الجهلة من المشركين: مَن الذي حرم عليكم اللباس الحسن الذي جعله الله تعالى زينة لكم؟ ومَن الذي حرَّم عليكم التمتع بالحلال الطيب من رزق الله تعالى؟ قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: إنَّ ما أحله الله من الملابس والطيبات من المطاعم والمشارب حق للذين آمنوا في الحياة الدنيا يشاركهم فيها غيرهم، خالصة لهم يوم القيامة. مثل ذلك التفصيل يفصِّل الله الآيات لقوم يعلمون ما يبيِّن لهم، ويفقهون ما يميز لهم.
–Ey Elçi!– Müşriklerden olan bu cahillere de ki: 'Allah Teâlâ'nın sizin için bir zinet kıldığı güzel elbiseyi size kim haram kıldı? Allah Teâlâ'nın rızkından olan helal ve temiz nimetlerden faydalanmayı size kim haram kıldı?' –Ey Elçi!– Bu müşriklere de ki: 'Allah'ın helal kıldığı elbiseler, temiz yiyecekler ve içecekler dünya hayatında iman edenlerin hakkıdır –başkaları da bu dünyada onlara ortak olur–, kıyamet gününde ise sadece onlara aittir.' Allah, kendilerine açıklananı bilen ve kendilerine ayırt edileni anlayan bir topluluk için ayetleri işte böyle ayrıntılı bir şekilde açıklar.
1102. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: إنما حَرَّم الله القبائح من الأعمال، ما كان منها ظاهرًا، وما كان خفيًّا، وحَرَّم المعاصي كلها، ومِن أعظمها الاعتداء على الناس، فإن ذلك مجانب للحق، وحرَّم أن تعبدوا مع الله تعالى غيره مما لم يُنَزِّل به دليلا وبرهانًا، فإنه لا حجة لفاعل ذلك، وحرَّم أن تنسبوا إلى الله تعالى ما لم يشرعه افتراءً وكذبًا، كدعوى أن لله ولدًا، وتحريم بعض الحلال من الملابس والمآكل.
–Ey Elçi!– Bu müşriklere de ki: 'Allah ancak çirkin fiilleri –açık olanını da gizli olanını da– haram kılmıştır. Bütün günahları ve bunların en büyüklerinden olan insanlara haksız yere saldırmayı haram kılmıştır; çünkü bu haktan uzaktır. Hakkında hiçbir delil ve bürhan indirmediği şeyleri Allah Teâlâ ile birlikte ibadet konusu yapmanızı haram kılmıştır; zira bunu yapanın hiçbir delili yoktur. Allah'ın çocuk edindiği iddiası ile bazı helal giysi ve yiyecekleri haram kılmak gibi, iftira ve yalanla O'nun meşru kılmadığı şeyleri Allah Teâlâ'ya nispet etmenizi de haram kılmıştır.'
1103. Metin
ولكل جماعة اجتمعت على الكفر بالله تعالى وتكذيب رسله -عليهم الصلاة والسلام- وقت لحلول العقوبة بهم، فإذا جاء الوقت الذي وقَّته الله لإهلاكهم لا يتأخرون عنه لحظة، ولا يتقدمون عليه.
Allah Teâlâ'yı inkâr etmek ve elçilerini –aleyhimüssalâtü vesselâm– yalanlamak üzere bir araya gelmiş her topluluk için cezanın başlarına ineceği belirlenmiş bir vakit vardır. Allah'ın onları helak etmek için tayin ettiği vakit geldiğinde, ondan ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.
1104. Metin
يا بني آدم إذا جاءكم رسلي من أقوامكم، يتلون عليكم آيات كتابي، ويبينون لكم البراهين على صدق ما جاؤوكم به فأطيعوهم، فإنه من اتقى سخطي وأصلح عمله فلا خوف عليهم يوم القيامة من عقاب الله تعالى، ولا هم يحزنون على ما فاتهم من حظوظ الدنيا.
Ey Âdemoğulları! Size kendi aranızdan elçilerim gelip Kitabımın ayetlerini okuduklarında ve getirdikleri şeylerin doğruluğuna dair delilleri size açıkladıklarında onlara itaat edin. Zira kim Benim gazabımdan sakınır ve amelini ıslah ederse, kıyamet gününde onlara Allah Teâlâ'nın azabından bir korku yoktur ve onlar dünyadan kaçırdıkları nasipler için de üzülmeyeceklerdir.
1105. Metin
والكفار الذين كذَّبوا بالدلائل على توحيد الله، واستعلَوا عن اتباعها، أولئك أصحاب النار ماكثين فيها، لا يخرجون منها أبدًا.
Allah'ın birliğine dair delilleri yalanlayan ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyen kâfirler ise cehennem ehlidirler; orada ebedî kalacaklar, oradan asla çıkamayacaklardır.
1106. Metin
لا أحد أشد ظلمًا ممن اختلق على الله تعالى الكذب، أو كذَّب بآياته المنزلة، أولئك يصل إليهم حظُّهم من العذاب مما كتب لهم في اللوح المحفوظ، حتى إذا جاءهم ملك الموت وأعوانه يقبضون أرواحهم قالوا لهم: أين الذين كنتم تعبدونهم من دون الله من الشركاء والأولياء والأوثان ليخلِّصوكم مما أنتم فيه؟ قالوا: ذهبوا عنا، واعترفوا على أنفسهم حينئذ أنهم كانوا في الدنيا جاحدين مكذبين وحدانية الله تعالى.
Allah Teâlâ'ya karşı yalan uyduran veya indirilen ayetlerini yalanlayan kimseden daha zalim hiç kimse olamaz. İşte onlara Levh-i Mahfuz'da kendileri için yazılmış olan azap payları erişecektir. Nihayet ölüm meleği ve yardımcıları canlarını almak üzere kendilerine geldiklerinde onlara: 'İçinde bulunduğunuz durumdan sizi kurtarsınlar diye Allah'ı bırakıp da taptığınız ortaklar, dostlar ve putlar nerede?' derler. Onlar: 'Bizden uzaklaşıp kayboldular.' derler ve o anda dünyada Allah Teâlâ'nın birliğini inkâr edip yalanlayan kimseler olduklarını kendi aleyhlerine itiraf ederler.
1107. Metin
قال الله تعالى -لهؤلاء المشركين المفترين-: ادخلوا النار في جملة جماعات من أمثالكم في الكفر، قد سلفت من قبلكم من الجن والإنس، كلما دخلت النارَ جماعةٌ من أهل ملة لعنت نظيرتها التي ضلَّتْ بالاقتداء بها، حتى إذا تلاحق في النار الأولون من أهل الملل الكافرة والآخرون منهم جميعًا، قال الآخرون المتبعون في الدنيا لقادتهم: ربنا هؤلاء هم الذين أضلونا عن الحق، فآتهم عذابًا مضاعفا من النار، قال الله تعالى: لكل ضعف، أي: لكل منكم ومنهم عذاب مضاعف من النار، ولكن لا تدركون أيها الأتباع ما لكل فريق منكم من العذاب والآلام.
Allah Teâlâ –bu iftiracı müşriklere– şöyle buyurur: 'Sizden önce gelip geçmiş, küfürde sizin benzeriniz olan cin ve insan topluluklarının arasında cehenneme girin!' Bir dine mensup topluluk cehenneme her girdiğinde, kendisine uyarak saptığı dindaşına lanet eder. Nihayet kâfir milletlerin öncekileri ve sonrakileri hepsi birden cehennemde birbiri ardınca toplandıklarında, dünyada önderlerine uyan sonrakiler: 'Rabbimiz! Bizi haktan saptıranlar işte bunlardır; onlara cehennemden kat kat azap ver!' derler. Allah Teâlâ: 'Herkes için kat kat azap vardır' yani: 'Sizin için de onlar için de cehennemden kat kat azap vardır; fakat ey uyanlar, siz her iki fırkadan her birine ne kadar azap ve elem olduğunu bilemezsiniz.' buyurur.
1108. Metin
وقال المتبوعون من الرؤساء وغيرهم لأتباعهم: نحن وأنتم متساوون في الغيِّ والضلال، وفي فِعْلِ أسباب العذاب فلا فَضْلَ لكم علينا، قال الله تعالى لهم جميعًا: فذوقوا العذاب أي عذاب جهنم; بسبب ما كسبتم من المعاصي.
Kendilerine uyulan reisler ve diğerleri, uyan kimselere: 'Biz de siz de azgınlıkta, sapkınlıkta ve azap sebeplerini işlemekte eşitiz; sizin bize karşı hiçbir üstünlüğünüz yoktur.' derler. Allah Teâlâ onların hepsine: 'Kazanmış olduğunuz günahlar sebebiyle azabı, yani cehennem azabını tadın!' buyurur.
1109. Metin
إن الكفار الذين لم يصدِّقوا بحججنا وآياتنا الدالة على وحدانيتنا، ولم يعملوا بشرعنا تكبرًا واستعلاءً، لا تُفتَّح لأعمالهم في الحياة ولا لأرواحهم عند الممات أبواب السماء، ولا يمكن أن يدخل هؤلاء الكفار الجنة إلا إذا دخل الجمل في ثقب الإبرة، وهذا مستحيل. ومثل ذلك الجزاء نجزي الذين كثر إجرامهم، واشتدَّ طغيانهم.
Şüphesiz birliğimize delalet eden delillerimizi ve ayetlerimizi tasdik etmeyen, kibre kapılıp büyüklenerek şeriatımızla amel etmeyen kâfirlere ne hayattayken amelleri için ne de vefat anında ruhları için göğün kapıları açılır. Deve iğne deliğinden geçmedikçe –ki bu imkânsızdır– bu kâfirlerin Cennet'e girmesi mümkün değildir. Cürümleri çoğalan ve azgınlıkları şiddetlenen kimseleri işte böyle cezalandırırız.
1110. Metin
هؤلاء الكفار مخلدون في النار، لهم مِن جهنم فراش مِن تحتهم، ومن فوقهم أغطية تغشاهم. وبمثل هذا العقاب الشديد يعاقب الله تعالى الظالمين الذين تجاوزوا حدوده فكفروا به وعصَوْه.
Bu kâfirler cehennemde ebedî kalıcıdırlar; altlarında cehennemden bir döşek, üstlerinde ise onları bürüyen örtüler vardır. Allah Teâlâ, sınırlarını aşıp Kendisini inkâr eden ve Kendisine isyan eden zalimleri işte böyle şiddetli bir ceza ile cezalandırır.
1111. Metin
والذين آمنوا بالله وعملوا الأعمال الصالحة في حدود طاقاتهم -لا يكلف الله نفسًا من الأعمال إلا ما تطيق- أولئك أهل الجنة، هم فيها ماكثون أبدًا لا يخرجون منها.
Allah'a iman edip güçleri nispetinde salih ameller işleyenlere gelince –zira Allah hiçbir nefse güç yetirebileceğinden başka amel yüklemez– işte onlar Cennet ehlidirler; orada ebedî kalacaklar ve oradan asla çıkarılmayacaklardır.
1112. Metin
وأذهب الله تعالى ما في صدور أهل الجنة من حقد وضغائن، ومن كمال نعيمهم أن الأنهار تجري في الجنة من تحت غرفهم ومنازلهم. وقال أهل الجنة حينما دخلوها: الحمد لله الذي وفَّقنا للعمل الصالح الذي أكسبنا ما نحن فيه من النعيم، وما كنا لنوفَّق إلى سلوك الطريق المستقيم لولا أَنْ هدانا الله سبحانه لسلوك هذا الطريق، ووفَّقنا للثبات عليه، لقد جاءت رسل ربنا بالحق من الإخبار بوعد أهل طاعته ووعيد أهل معصيته، ونُودوا تهنئة لهم وإكرامًا: أن تلكم الجنة أورثكم الله إياها برحمته، وبما قدَّمتموه من الإيمان والعمل الصالح.
Allah Teâlâ Cennet ehlinin göğüslerindeki kin ve hasetleri giderdi. Nimetlerinin kemalinden biri de Cennet'te ırmakların onların köşklerinin ve konaklarının altından akmasıdır. Cennet ehli oraya girdiklerinde şöyle dediler: 'Bizi içinde bulunduğumuz bu nimete ulaştıran salih amele muvaffak kılan Allah'a hamdolsun. Şayet Allah Sübhânehu bizi bu yolu tutmaya hidayet etmeseydi ve bu yolda sebat etmeye muvaffak kılmasaydı, biz dosdoğru yola asla erişemezdik. Andolsun ki Rabbimizin elçileri, O'na itaat edenlere vaadini ve O'na isyan edenlere tehdidini bildiren hak ile gelmişlerdir.' Kendilerini tebrik ve ikram etmek üzere onlara şöyle nida edildi: 'İşte bu, Allah'ın rahmetiyle ve yapmış olduğunuz iman ve salih amel sayesinde size miras kıldığı Cennet'tir.'
1113. Metin
ونادى أصحاب الجنة -بعد دخولهم فيها- أهلَ النار قائلين لهم: إنا قد وجدنا ما وعدنا ربنا على ألسنة رسله حقًا من إثابة أهل طاعته، فهل وجدتم ما وعدكم ربكم على ألسنة رسله حقًا من عقاب أهل معصيته؟ فأجابهم أهل النار قائلين: نعم قد وجدنا ما وعدنا ربنا حقًا. فأذَّن مؤذن بين أهل الجنة وأهل النار: أنْ لعنة الله على الظالمين الذين تجاوزوا حدود الله، وكفروا بالله ورسله.
Cennet ehli –oraya girdikten sonra– cehennem ehline şöyle seslendi: 'Biz, Rabbimizin elçilerinin diliyle bize vadettiği itaat ehline mükâfatı hak olarak bulduk; siz de Rabbinizin elçilerinin diliyle size vadettiği isyan ehline cezayı hak olarak buldunuz mu?' Cehennem ehli de: 'Evet, Rabbimizin bize vadettiğini hak olarak bulduk.' diyerek cevap verdiler. Bunun üzerine Cennet ehli ile cehennem ehli arasında bir münadi şöyle ilan etti: 'Allah'ın laneti; Allah'ın sınırlarını aşan, Allah'ı ve elçilerini inkâr eden zalimlerin üzerine olsun!'
1114. Metin
هؤلاء الكافرون هم الذين كانوا يُعْرِضون عن طريق الله المستقيم، ويمنعون الناس من سلوكه، ويطلبون أن تكون السبيل معوجة حتى لا يتبينها أحد، وهم بالآخرة -وما فيها- جاحدون.
O kâfirler; Allah'ın dosdoğru yolundan yüz çeviren, insanları o yolu tutmaktan alıkoyan, hiç kimse fark edemesin diye o yolun eğri olmasını isteyen ve ahireti –ve içindekileri– inkâr eden kimselerdir.
1115. Metin
وبين أصحاب الجنة وأصحاب النار حاجز عظيم يقال له الأعراف، وعلى هذا الحاجز رجال يعرفون أهل الجنة وأهل النار بعلاماتهم، كبياض وجوه أهل الجنة، وسواد وجوه أهل النار، وهؤلاء الرجال قوم استوت حسناتهم وسيئاتهم يرجون رحمة الله تعالى. ونادى رجال الأعراف أهل الجنة بالتحية قائلين لهم: سلام عليكم، وأهل الأعراف لم يدخلوا الجنة بعد، وهم يرجون دخولها.
Cennet ehli ile cehennem ehli arasında A'râf adı verilen büyük bir engel/sur vardır. Bu engelin üzerinde, Cennet ehlini ve cehennem ehlini –Cennet ehlinin yüzlerinin beyazlığı ve cehennem ehlinin yüzlerinin siyahlığı gibi– alametlerinden tanıyan adamlar vardır. Bu adamlar, iyilikleri ile kötülükleri eşit olup Allah Teâlâ'nın rahmetini uman bir topluluktur. A'râf ehli olan adamlar, Cennet ehline selam vererek: 'Selâmün aleyküm' diye nida ederler. A'râf ehli henüz Cennet'e girmemişlerdir, fakat oraya girmeyi ummaktadırlar.
1116. Metin
وإذا حُوِّلَتْ أبصار رجال الأعراف جهة أهل النار قالوا: ربنا لا تُصيِّرنا مع القوم الظالمين بشركهم وكفرهم.
A'râf adamlarının gözleri cehennem ehli tarafına çevrildiğinde: 'Rabbimiz! Şirkleri ve küfürleri sebebiyle zalim olan bu toplulukla bizi beraber kılma!' derler.
1117. Metin
ونادى أهل الأعراف رجالا من قادة الكفار الذين في النار، يعرفونهم بعلامات خاصة تميزهم، قالوا لهم: ما نفعكم ما كنتم تجمعون من الأموال والرجال في الدنيا، وما نفعكم استعلاؤكم عن الإيمان بالله وقَبول الحق.
A'râf ehli, cehennemdeki kâfirlerin önderlerinden kendilerini ayırt eden özel alametleriyle tanıdıkları adamlara seslenip şöyle derler: 'Dünyada topladığınız mallar ve adamlar size hiçbir fayda vermedi; Allah'a iman etmekten ve hakkı kabul etmekten kibirlenip büyüklenmeniz de size bir fayda sağlamadı.'
1118. Metin
أهؤلاء الضعفاء والفقراء من أهل الجنة الذين أقسمتم في الدنيا أن الله لا يشملهم يوم القيامة برحمة، ولن يدخلهم الجنة؟ ادخلوا الجنة يا أصحاب الأعراف فقد غُفِرَ لكم، لا خوف عليكم من عذاب الله، ولا أنتم تحزنون على ما فاتكم من حظوظ الدنيا.
'Dünyadayken Allah'ın kıyamet günü kendilerini bir rahmetle kuşatmayacağına ve onları asla Cennet'e koymayacağına dair yemin ettiğiniz Cennet ehli zayıflar ve fakirler bunlar mıdır? Ey A'râf ehli! Cennet'e girin; muhakkak ki bağışlandınız. Size Allah'ın azabından hiçbir korku yoktur ve siz dünyadan kaçırdığınız nasiplere de üzülmeyeceksiniz.' [denilir].
1119. Metin
واستغاث أهل النار بأهل الجنة طالبين منهم أن يُفيضوا عليهم من الماء، أو مما رزقهم الله من الطعام، فأجابوهم بأن الله تعالى قد حَرَّم الشراب والطعام على الذين جحدوا توحيده، وكذَّبوا رسله.
Cehennem ehli, Cennet ehlinden üzerlerine biraz su veya Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği yiyecekten dökmelerini isteyerek yardım talebinde bulundular. Onlar da Allah Teâlâ'nın, O'nun birliğini inkâr eden ve elçilerini yalanlayan kimselere içeceği ve yiyeceği haram kıldığını söyleyerek cevap verdiler.
1120. Metin
الذين حَرَمهم الله تعالى من نعيم الآخرة هم الذين جعلوا الدين الذي أمرهم الله باتباعه باطلا ولهوًا، وخدعتهم الحياة الدنيا وشغلوا بزخارفها عن العمل للآخرة، فيوم القيامة ينساهم الله تعالى ويتركهم في العذاب الموجع، كما تركوا العمل للقاء يومهم هذا، ولكونهم بأدلة الله وبراهينه ينكرون مع علمهم بأنها حق.
Allah Teâlâ'nın ahiret nimetlerinden mahrum bıraktığı kimseler; Allah'ın kendilerine uymalarını emrettiği dini batıl ve eğlence edinen, dünya hayatının kendilerini aldattığı ve süsleriyle ahiret için amel etmekten alıkoyduğu kimselerdir. Tıpkı bu günlerine kavuşmak için amel etmeyi terk ettikleri ve hak olduğunu bildikleri halde Allah'ın delillerini ve bürhanlarını inkâr ettikleri gibi, kıyamet gününde de Allah Teâlâ onları unutur [kendi hallerine bırakır] ve can yakıcı azap içinde terk eder.
1121. Metin
ولقد جئنا الكفار بقرآن أنزلناه عليك -أيها الرسول- بيَّنَّاه مشتملا على علم عظيم، هاديًا من الضلالة إلى الرشد ورحمة لقوم يؤمنون بالله ويعملون بشرعه. وخصَّهم دون غيرهم; لأنهم هم المنتفعون به.
Andolsun ki biz o kâfirlere –ey Elçi– sana indirdiğimiz, büyük bir ilmi kapsayacak şekilde açıkladığımız, sapıklıktan doğru yola ileten ve Allah'a iman edip O'nun şeriatıyla amel eden bir topluluk için rahmet olan bir Kur'an getirdik. Başkalarını değil de onları özellikle belirtti; çünkü ondan faydalananlar yalnızca onlardır.
1122. Metin
هل ينتظر الكفار إلا ما وُعِدوا به في القرآن من العقاب الذي يؤول إليه أمرهم؟ يوم يأتي ما يؤول إليه الأمر من الحساب والثواب والعقاب يوم القيامة يقول الكفار الذين تركوا القرآن، وكفروا به في الحياة الدنيا: قد تبيَّن لنا الآن أنَّ رسل ربنا قد جاؤوا بالحق، ونصحوا لنا، فهل لنا من أصدقاء وشفعاء، فيشفعوا لنا عند ربنا، أو نعاد إلى الدنيا مرة أخرى فنعمل فيها بما يرضي الله عنا؟ قد خسروا أنفسهم بدخولهم النار وخلودهم فيها، وذهب عنهم ما كانوا يعبدونه من دون الله، ويفترونه في الدنيا مما يَعِدُهم به الشيطان.
Kâfirler, işlerinin varacağı son olarak Kur'an'da kendilerine vadedilen azaptan başkasını mı bekliyorlar? Kıyamet günü işin varacağı son olan hesap, sevap ve ceza geldiği gün, Kur'an'ı terk eden ve dünya hayatında onu inkâr eden kâfirler şöyle derler: 'Rabbimizin elçilerinin hakkı getirdiği ve bize nasihat ettiği şimdi bize apaçık belli oldu. Acaba bizim için dostlar ve şefaatçiler var mı ki Rabbimiz katında bize şefaat etsinler, yahut dünyaya bir kez daha döndürülür müyüz ki orada Allah'ın bizden razı olacağı ameller işleyelim?' Cehenneme girmeleri ve orada ebedî kalmaları sebebiyle kendilerini ziyana uğratmışlardır; Allah'ı bırakıp da taptıkları ve dünyada şeytanın kendilerine vadettiklerinden uydurdukları şeyler de onlardan uzaklaşıp kaybolmuştur.
1123. Metin
إن ربكم -أيها الناس- هو الله الذي أوجد السموات والأرض من العدم في ستة أيام، ثم استوى -سبحانه- على العرش -أي علا وارتفع- استواءً يليق بجلاله وعظمته، يُدخل سبحانه الليل على النهار، فيلبسه إياه حتى يذهب نوره، ويُدخل النهار على الليل فيذهب ظلامه، وكل واحد منهما يطلب الآخر سريعًا دائمًا، وهو -سبحانه- الذي خلق الشمس والقمر والنجوم مذللات له يسخرهن -سبحانه- كما يشاء، وهنَّ من آيات الله العظيمة. ألا له ﷾ الخلق كله وله الأمر كله، تعالى الله وتعاظم وتنزَّه عن كل نقص، رب الخلق أجمعين.
Şüphesiz sizin Rabbiniz –ey insanlar– gökleri ve yeri altı günde yoktan var eden, sonra Arş'a –kendi celaline ve azametine yakışır bir istiva ile, yani yücelip yükselerek– istiva eden Allah'tır. O [Subhânehu], geceyi gündüzün üzerine bürür; böylece onun ışığı gidinceye kadar onu örter. Gündüzü de gecenin üzerine bürür ve karanlığını giderir. Onların her biri diğerini hızlı ve sürekli bir şekilde takip eder. Güneşi, ayı ve yıldızları O'na boyun eğmiş olarak yaratan O'dur [Subhânehu]; onları dilediği gibi emrine amade kılar. Onlar Allah'ın büyük ayetlerindendir. Dikkat edin! Yaratmak da O'na aittir [celle celâluhu], emir de bütünüyle O'nundur. Bütün yaratılmışların Rabbi olan Allah yücedir, uludur ve her türlü noksanlıktan münezzehtir.
1124. Metin
ادعوا -أيها المؤمنون- ربكم متذللين له خفية وسرًّا، وليكن الدعاء بخشوع وبُعْدٍ عن الرياء. إن الله تعالى لا يحب المتجاوزين حدود شرعه، وأعظم التجاوز الشرك بالله، كدعاء غير الله من الأموات والأوثان، ونحو ذلك.
–Ey müminler!– Rabbinize boyun bükerek, gizlice ve için için dua edin. Dua, huşu içinde ve riyadan uzak olsun. Şüphesiz Allah Teâlâ, şeriatının sınırlarını aşanları sevmez. Haddini aşmanın en büyüğü ise ölüler ve putlar gibi Allah'tan başkasına dua etmek ve benzeri şekillerde Allah'a ortak koşmaktır.
1125. Metin
ولا تُفْسدوا في الأرض بأيِّ نوع من أنواع الفساد، بعد إصلاح الله إياها ببعثة الرسل ﵈ وعُمْرانها بطاعة الله، وادعوه -سبحانه- مخلصين له الدعاء; خوفًا من عقابه ورجاء لثوابه. إن رحمة الله قريب من المحسنين.
Allah'ın elçileri aleyhimusselâm göndermesi ve Allah'a itaatle orayı imar etmesi suretiyle yeryüzünü ıslah etmesinden sonra, orada hiçbir bozgunculuk türüyle bozgunculuk yapmayın. Azabından korkarak ve sevabını umarak duayı yalnızca O'na halis kılarak O'na [Subhânehu] dua edin. Muhakkak ki Allah'ın rahmeti ihsan sahiplerine yakındır.
1126. Metin
والله تعالى هو الذي يرسل الرياح الطيبة اللينة مبشرات بالغيث الذي تثيره بإذن الله، فيستبشر الخلق برحمة الله، حتى إذا حملت الريح السحاب المحمل بالمطر ساقه الله بها لإحياء بلد، قد أجدبت أرضه، ويَبِست أشجاره وزرعه، فأنزل الله به المطر، فأخرج به الكلأ والأشجار والزروع، فعادت أشجاره محملة بأنواع الثمرات. كما نحيي هذا البلد الميت بالمطر نخرج الموتى من قبورهم أحياءً بعد فنائهم; لتتعظوا، فتستدلوا على توحيد الله وقدرته على البعث.
Allah'ın izniyle harekete geçirdiği yağmuru müjdeleyen hoş ve latif rüzgârları gönderen Allah Teâlâ'dır. Böylece yaratılanlar Allah'ın rahmetiyle sevinirler. Nihayet rüzgâr yağmur yüklü bulutları yüklendiğinde, Allah toprağı çoraklaşmış, ağaçları ve ekinleri kurumuş bir beldeyi diriltmek için onu oraya sevk eder. Allah onunla yağmur indirir; onunla otları, ağaçları ve ekinleri çıkarır, böylece ağaçları türlü meyvelerle yüklü hale döner. Bu ölü beldeyi yağmurla dirilttiğimiz gibi, ibret alasınız da Allah'ın birliğine ve yeniden diriltmeye olan gücüne delil getiresiniz diye ölüleri de yok oluşlarından sonra kabirlerinden diri olarak çıkarırız.
1127. Metin
والأرض النقية إذا نزل عليها المطر تُخْرج نباتًا -بإذن الله ومشيئته- طيبًا ميسرًا، وكذلك المؤمن إذا نزلت عليه آيات الله انتفع بها، وأثمرت فيه حياة صالحة، أما الأرض السَّبِخة الرديئة فإنها لا تُخرج النبات إلا عسرًا رديئا لا نفع فيه، ولا تُخرج نباتًا طيبًا، وكذلك الكافر لا ينتفع بآيات الله. مثل ذلك التنويع البديع في البيان نُنوِّع الحجج والبراهين لإثبات الحق لأناس يشكرون نعم الله، ويطيعونه.
Temiz ve verimli toprak, üzerine yağmur yağdığında –Allah'ın izni ve dilemesiyle– güzel ve kolayca bitki çıkarır. Mümin de böyledir; üzerine Allah'ın ayetleri indiğinde onlardan faydalanır ve bu ayetler onda salih bir hayat olarak meyve verir. Çorak ve verimsiz toprağa gelince, o bitkiyi ancak güçlükle, değersiz ve hiçbir faydası olmaksızın çıkarır, güzel bir bitki çıkaramaz. Kâfir de böyledir, Allah'ın ayetlerinden faydalanamaz. Beyandaki bu eşsiz çeşitlilik gibi, Allah'ın nimetlerine şükreden ve O'na itaat eden bir topluluğa hakkı ispat etmek için hüccet ve bürhanları türlü türlü açıklarız.
1128. Metin
لقد بعثنا نوحًا إلى قومه; ليدعوهم إلى توحيد الله سبحانه وإخلاص العبادة له، فقال: يا قوم اعبدوا الله وحده، واخضعوا له بالطاعة، ليس لكم من إله يستحق العبادة غيره جل وعلا فأخلصوا له العبادة فإن لم تفعلوا وبقيتم على عبادة أوثانكم، فإنني أخاف أن يحلَّ عليكم عذاب يوم يعظم فيه بلاؤكم، وهو يوم القيامة.
Andolsun ki Nuh'u, onları Allah Subhânehu'nun birliğine ve ibadeti yalnız O'na tahsis etmeye çağırması için kavmine gönderdik. O şöyle dedi: 'Ey kavmim! Yalnızca Allah'a ibadet edin ve O'na itaatle boyun eğin. Sizin için O'ndan [celle ve alâ] başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. İbadeti yalnız O'na halis kılın. Şayet yapmaz da putlarınıza tapmaya devam ederseniz, şüphesiz ben üzerinize belanızın büyüyeceği bir günün, yani kıyamet gününün azabının inmesinden korkarım.'
1129. Metin
قال له سادتهم وكبراؤهم: إنا لنعتقد -يا نوح- أنك في ضلال بيِّن عن طريق الصواب.
Onların efendileri ve ileri gelenleri ona dediler ki: 'Ey Nuh! Şüphesiz biz senin doğru yoldan apaçık bir sapıklık içinde olduğuna inanıyoruz.'
1130. Metin
قال نوح: يا قوم لست ضالا في مسألة من المسائل بوجه من الوجوه، ولكني رسول من رب العالمين ربي وربكم ورب جميع الخلق.
Nuh dedi ki: 'Ey kavmim! Ben hiçbir meselede ve hiçbir surette sapmış değilim; aksine ben âlemlerin Rabbi olan, benim de sizin de ve bütün yaratılmışların da Rabbinden bir elçiyim.'
1131. Metin
أُبلِّغكم ما أُرسلت به من ربي، وأنصح لكم محذرًا لكم من عذاب الله ومبشرًا بثوابه، وأعلم من شريعته ما لا تعلمون.
'Size Rabbimden gönderilenleri tebliğ ediyorum; sizi Allah'ın azabından sakındırarak ve sevabıyla müjdeleyerek size nasihat ediyorum ve O'nun şeriatından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.'
1132. Metin
وهل أثار عجبكم أن أنزل الله تعالى إليكم ما يذكركم بما فيه الخير لكم، على لسان رجل منكم، تعرفون نسبه وصدقه; ليخوِّفكم بأس الله تعالى وعقابه، ولتتقوا سخطه بالإيمان به، ورجاء أن تظفروا برحمته وجزيل ثوابه؟
Sizi Allah Teâlâ'nın şiddetli azabından ve cezasından korkutması, O'na iman ederek gazabından sakınmanız ve rahmetine ve bol sevabına nail olmanızı ummanız için; soyunu ve doğruluğunu bildiğiniz içinizden bir adamın diliyle Allah Teâlâ'nın size hakkınızda hayır olan şeyleri hatırlatan bir mesaj indirmesi hayretinizi mi uyandırdı?
1133. Metin
فكذبوا نوحًا فأنجيناه ومَن آمن معه في السفينة، وأغرقنا الكفار الذين كذبوا بحججنا الواضحة. إنهم كانوا عُمْيَ القلوب عن رؤية الحق.
Nuh'u yalanladılar. Bunun üzerine onu ve gemide onunla beraber iman edenleri kurtardık; apaçık delillerimizi yalanlayan kâfirleri ise suda boğduk. Şüphesiz onlar, hakkı görmekten yana kalpleri kör olan bir topluluktu.
1134. Metin
ولقد أرسلنا إلى قبيلة عاد أخاهم هودا حين عبدوا الأوثان من دون الله، فقال لهم: اعبدوا الله وحده، ليس لكم من إله يستحق العبادة غيره جل وعلا فأخلصوا له العبادة أفلا تتقون عذاب الله وسخطه عليكم؟
Andolsun ki Âd kabilesine, Allah'ı bırakıp da putlara taptıkları zaman kardeşleri Hûd'u gönderdik. Onlara şöyle dedi: 'Yalnızca Allah'a ibadet edin. Sizin için O'ndan [celle ve alâ] başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. İbadeti yalnız O'na halis kılın. Allah'ın azabından ve size olan gazabından sakınmaz mısınız?'
1135. Metin
قال الكبراء الذين كفروا من قوم هود: إنا لنعلم أنك بدعوتك إيانا إلى ترك عبادة آلهتنا وعبادة الله وحده ناقص العقل، وإنا لنعتقد أنك من الكاذبين على الله فيما تقول.
Hûd'un kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: 'Şüphesiz biz, ilahlarımıza tapmayı bırakıp yalnızca Allah'a ibadet etmeye bizi çağırman sebebiyle senin aklının noksan olduğunu biliyor ve söylediklerinde Allah'a karşı yalan söyleyenlerden olduğuna kesinlikle inanıyoruz.'
1136. Metin
قال هود: يا قوم ليس بي نقص في عقلي، ولكني رسول إليكم من رب الخلق أجمعين.
Hûd dedi ki: 'Ey kavmim! Benim aklımda bir noksanlık yoktur; aksine ben bütün yaratılmışların Rabbinden size [gönderilmiş] bir elçiyim.'
1137. Metin
أُبلِّغكم ما أرسلني به ربي إليكم، وأنا لكم - فيما دعوتكم إليه من توحيد الله والعمل بشريعته - ناصح، أمين على وحي الله تعالى.
'Rabbimin benimle size gönderdiği şeyleri tebliğ ediyorum; Allah'ın birliği ve şeriatıyla amel etme konusunda sizi davet ettiğim hususta ben size bir nasihatçiyim ve Allah Teâlâ'nın vahyi konusunda güvenilirim.'
1138. Metin
وهل أثار عجبكم أن أنزل الله تعالى إليكم ما يذكركم بما فيه الخير لكم، على لسان رجل منكم، تعرفون نسبه وصدقه; ليخوِّفكم بأس الله وعقابه؟ واذكروا نعمة الله عليكم إذ جعلكم تخلفون في الأرض مَن قبلكم من بعد ما أهلك قوم نوح، وزاد في أجسامكم قوة وضخامة، فاذكروا نِعَمَ الله الكثيرة عليكم; رجاء أن تفوزوا الفوز العظيم في الدنيا والآخرة.
Sizi Allah'ın şiddetli azabından ve cezasından korkutması için, soyunu ve doğruluğunu bildiğiniz içinizden bir adamın diliyle Allah Teâlâ'nın size hakkınızda hayır olan şeyleri hatırlatan bir mesaj indirmesi hayretinizi mi uyandırdı? Nuh kavmini helak ettikten sonra sizi yeryüzünde sizden öncekilerin yerine getirdiği ve bedenlerinize güç ve irilik kattığı zamanki Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Dünyada ve ahirette büyük kurtuluşa ermeyi umarak Allah'ın üzerinizdeki pek çok nimetini anın.
1139. Metin
قالت عاد لهود ﵇: أدعوتنا لعبادة الله وحده وهَجْر عبادة الأصنام التي ورثنا عبادتها عن آبائنا؟ فأتنا بالعذاب الذي تخوفنا به إن كنت من أهل الصدق فيما تقول.
Âd kavmi Hûd'a aleyhisselâm dedi ki: 'Bizi yalnızca Allah'a ibadet etmeye ve ibadetini atalarımızdan devraldığımız putlara tapmayı terk etmeye mi çağırıyorsun? Eğer söylediklerinde doğru sözlü kimselerden isen, bizi korkuttuğun azabı bize getir!'
1140. Metin
قال هود لقومه: قد حلَّ بكم عذاب وغضب من ربكم جل وعلا أتجادلونني في هذه الأصنام التي سميتموها آلهة أنتم وآباؤكم؟ ما نزَّل الله بها من حجة ولا برهان; لأنها مخلوقة لا تضر ولا تنفع، وإنما المعبود وحده هو الخالق سبحانه، فانتظروا نزول العذاب عليكم فإني منتظر معكم نزوله، وهذا غاية في التهديد والوعيد.
Hûd kavmine dedi ki: 'Rabbinizden [celle ve alâ] üzerinize bir azap ve gazap hak olmuştur. Sizin ve atalarınızın ilahlar olarak isimlendirdiği bu putlar hakkında benimle tartışıyor musunuz? Allah onlar hakkında hiçbir delil ve bürhan indirmemiştir; çünkü onlar yaratılmıştır, ne zarar ne de fayda verirler. İbadete layık tek varlık ise ancak Yaratan'dır [Subhânehu]. O halde üzerinize azabın inmesini bekleyin; şüphesiz ben de sizinle beraber onun inmesini beklemekteyim.' Bu, tehdit ve uyarının en son noktasıdır.
1141. Metin
فوقع عذاب الله بإرسال الريح الشديدة عليهم، فأنجى الله هودًا والذين آمنوا معه برحمة عظيمة منه تعالى، وأهلك الكفار من قومه جميعا ودمَّرهم عن آخرهم، وما كانوا مؤمنين لجمعهم بين التكذيب بآيات الله وترك العمل الصالح.
Böylece onların üzerine şiddetli rüzgârın gönderilmesiyle Allah'ın azabı gerçekleşti. Allah Teâlâ kendisinden büyük bir rahmetle Hûd'u ve onunla beraber iman edenleri kurtardı; kavminden olan kâfirlerin hepsini helak etti ve köklerini kazıdı. Allah'ın ayetlerini yalanlamakla salih ameli terk etmeyi bir araya getirdikleri için iman eden kimseler değillerdi.
1142. Metin
ولقد أرسلنا إلى قبيلة ثمود أخاهم صالحًا لمَّا عبدوا الأوثان من دون الله تعالى. فقال صالح لهم: يا قوم اعبدوا الله وحده; ليس لكم من إله يستحق العبادة غيره جل وعلا، فأخلصوا له العبادة، قد جئتكم بالبرهان على صدق ما أدعوكم إليه، إذ دعوتُ الله أمامكم، فأخرج لكم من الصخرة ناقة عظيمة كما سألتم، فاتركوها تأكل في أرض الله من المراعي، ولا تتعرضوا لها بأي أذى، فيصيبكم بسبب ذلك عذاب موجع.
Andolsun ki Semûd kabilesine, Allah Teâlâ'yı bırakıp da putlara taptıklarında kardeşleri Sâlih'i gönderdik. Sâlih onlara dedi ki: 'Ey kavmim! Yalnızca Allah'a ibadet edin; sizin için O'ndan [celle ve alâ] başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. İbadeti yalnız O'na halis kılın. Sizi çağırdığım şeyin doğruluğuna dair Rabbinizden size kesin bir delil gelmiştir; nitekim sizin önünüzde Allah'a dua ettim de O, istediğiniz gibi kayadan sizin için büyük bir dişi deve çıkardı. Artık onu bırakın, Allah'ın arzındaki otlaklarda otlasın ve ona hiçbir kötülükle dokunmayın; aksi takdirde bu sebeple size can yakıcı bir azap dokunur.'
1143. Metin
واذكروا نعمة الله عليكم، إذ جعلكم تَخْلُفون في الأرض مَن قبلكم، من بعد قبيلة عاد، ومكَّن لكم في الأرض الطيبة تنزلونها، فتبنون في سهولها البيوت العظيمة، وتنحتون من جبالها بيوتًا أخرى، فاذكروا نِعَمَ الله عليكم، ولا تَسْعَوا في الأرض بالإفساد.
Âd kabilesinden sonra sizi yeryüzünde sizden öncekilerin yerine getirdiği ve yerleştiğiniz güzel topraklarda size imkân verip düzlüklerinde büyük evler inşa ettiğiniz, dağlarından da başka evler yonttuğunuz zamanki Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetlerini anın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak dolaşmayın.
1144. Metin
قال السادة والكبراء من الذين استعلَوا -من قوم صالح- للمؤمنين الذين استضعفوهم، واستهانوا بهم: أتعلمون حقيقة أن صالحًا قد أرسله الله إلينا؟ قال الذين آمنوا: إنا مصدقون بما أرسله الله به، متَّبعون لشرعه.
Sâlih'in kavminden büyüklük taslayan efendiler ve ileri gelenler, zayıf gördükleri ve küçümsedikleri müminlere: 'Sâlih'in gerçekten Allah tarafından bize gönderilmiş bir elçi olduğunu biliyor musunuz?' dediler. İman edenler ise: 'Şüphesiz biz Allah'ın onunla gönderdiğine inananlarız ve onun şeriatına uyanlarız.' dediler.
1145. Metin
قال الذين استعلَوْا: إنَّا بالذي صدَّقتم به واتبعتموه من نبوة صالح جاحدون.
Büyüklük taslayanlar dediler ki: 'Biz ise sizin inandığınız ve uyduğunuz Sâlih'in peygamberliğini inkâr edenleriz.'
1146. Metin
فنحروا الناقة استخفافا منهم بوعيد صالح، واستكبروا عن امتثال أمر ربهم، وقالوا على سبيل الاستهزاء واستبعاد العذاب: يا صالح ائتنا بما تتوعَّدنا به من العذاب، إن كنت مِن رسل الله.
Sâlih'in tehdidini hafife alarak deveyi kestiler ve Rablerinin emrine uymaktan kibirlenip kaçındılar. Alay etmek ve azabı uzak görmek suretiyle şöyle dediler: 'Ey Sâlih! Eğer Allah'ın elçilerindensen, bizi tehdit ettiğin azabı bize getir!'
1147. Metin
فأخذَت الذين كفروا الزلزلةُ الشديدة التي خلعت قلوبهم، فأصبحوا في بلدهم هالكين، لاصقين بالأرض على رُكَبهم ووجوههم، لم يُفْلِت منهم أحد.
İnkâr edenleri, kalplerini yerinden söken şiddetli bir sarsıntı yakaladı; böylece yurtlarında dizleri ve yüzleri üzerine yere kapanmış, helak olmuş vaziyette sabahladılar, içlerinden hiçbiri kurtulamadı.
1148. Metin
فأعرض صالح ﵇ عن قومه -حين عقروا الناقة وحل بهم الهلاك- وقال لهم: يا قوم لقد أبلغتكم ما أمرني ربي بإبلاغه من أمره ونهيه، وبَذَلْت لكم وسعي في الترغيب والترهيب والنصح، ولكنكم لا تحبون الناصحين، فرددتم قولهم، وأطعتم كل شيطان رجيم.
Sâlih aleyhisselâm –onlar deveyi kesip helak başlarına geldiğinde– kavminden yüz çevirdi ve onlara şöyle dedi: 'Ey kavmim! Andolsun ki Rabbimin tebliğ etmemi emrettiği emir ve yasaklarını size tebliğ ettim; teşvik, sakındırma ve nasihat konusunda gücümü harcadım, fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz; onların sözlerini geri çevirdiniz ve kovulmuş her şeytana itaat ettiniz.'
1149. Metin
واذكر -أيها الرسول- لوطًا ﵇ حين قال لقومه: أتفعلون الفعلة المنكرة التي بلغت نهاية القبح؟ ما فعلها مِن أحد قبلكم من المخلوقين.
–Ey Elçi!– Lût'u aleyhisselâm da hatırla; hani o kavmine şöyle demişti: 'Çirkinliğin son noktasına ulaşan o çirkin fiili mi işliyorsunuz? Yaratılmışlardan sizden önce hiç kimse onu yapmamıştı.'
1150. Metin
إنكم لتأتون الذكور في أدبارهم، شهوة منكم لذلك، غير مبالين بقبحها، تاركين الذي أحلَّه الله لكم من نسائكم، بل أنتم قوم متجاوزون لحدود الله في الإسراف. إن إتيان الذكور دون الإناث من الفواحش التي ابتدعها قوم لوط، ولم يسبقهم بها أحد من الخلق.
'Siz kadınlarınızdan Allah'ın size helal kıldığını bırakıp, çirkinliğini umursamadan sırf şehvet duyduğunuz için erkeklere arkalarından yaklaşıyorsunuz. Bilakis siz, haddi aşmada Allah'ın sınırlarını çiğneyen bir topluluksunuz.' Kadınları bırakıp erkeklere yaklaşmak, Lût kavminin uydurduğu ve yaratılmışlardan hiçbir kimsenin kendilerinden önce yapmadığı hayâsızlıklardandır.
1151. Metin
وما كان جواب قوم لوط حين أنكر عليهم فعلهم الشنيع إلا أن قال بعضهم لبعض: أخرجوا لوطًا وأهله من بلادكم، إنه ومن تبعه أناس يتنزهون عن إتيان أدبار الرجال والنساء.
Bu iğrenç fiillerini kınadığı zaman Lût'un kavminin cevabı, birbirlerine sadece: 'Lût'u ve ailesini beldenizden çıkarın; çünkü o ve ona tabi olanlar, erkeklerin ve kadınların arkalarından yaklaşmaktan uzak durup temizlik taslayan insanlardır.' demekten ibaret oldu.
1152. Metin
فأنجى الله لوطًا وأهله من العذاب حيث أمره بمغادرة ذلك البلد، إلا امرأته، فإنها كانت من الهالكين الباقين في عذاب الله.
Allah, o beldeyi terk etmesini emrederek Lût'u ve ailesini azaptan kurtardı; karısı müstesna, çünkü o, helak olanlardan ve Allah'ın azabında geride kalanlardan oldu.
1153. Metin
وعذَّب الله الكفار من قوم لوط بأن أنزل عليهم مطرًا من الحجارة، وقلب بلادهم، فجعل عاليها سافلها، فانظر -أيها الرسول- كيف صارت عاقبة الذين اجترؤوا على معاصي الله وكذبوا رسله.
Allah, Lût kavminden olan kâfirleri üzerlerine taş yağmuru indirerek cezalandırdı ve beldelerinin altını üstüne getirdi. –Ey Elçi!– Allah'ın masiyetlerine cüret eden ve elçilerini yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bak!
1154. Metin
ولقد أرسلنا إلى قبيلة «مدين» أخاهم شعيبًا ﵇، فقال لهم: يا قوم اعبدوا الله وحده لا شريك له; ليس لكم مِن إله يستحق العبادة غيره جل وعلا فأخلصوا له العبادة، قد جاءكم برهان من ربكم على صِدْق ما أدعوكم إليه، فأدوا للناس حقوقهم بإيفاء الكيل، الميزان، ولا تنقصوهم حقوقهم فتظلموهم، ولا تفسدوا في الأرض -بالكفر والظلم- بعد إصلاحها بشرائع الأنبياء السابقين ﵈. ذلك الذي دعوتكم إليه خير لكم في دنياكم وأخراكم، إن كنتم مصدقيَّ فيما دعوتكم إليه، عاملين بشرع الله.
Andolsun ki Medyen kabilesine kardeşleri Şuayb'ı aleyhisselâm gönderdik. Onlara dedi ki: 'Ey kavmim! Ortağı olmayan tek bir Allah'a ibadet edin; sizin için O'ndan [celle ve alâ] başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. İbadeti yalnız O'na halis kılın. Sizi çağırdığım şeyin doğruluğuna dair Rabbinizden size kesin bir delil gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam yaparak insanların haklarını tastamam verin, haklarını eksiltip onlara zulmetmeyin; önceki peygamberlerin aleyhimusselâm şeriatlarıyla ıslah edildikten sonra –küfür ve zulümle– yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Sizi çağırdığım şey, eğer beni davet ettiğim hususta tasdik eden ve Allah'ın şeriatıyla amel eden kimselerseniz, dünyanız ve ahiretiniz için daha hayırlıdır.'
1155. Metin
ولا تقعدوا بكل طريق تتوعدون الناس بالقتل، إن لم يعطوكم أموالهم، وتصدُّون عن سبيل الله القويم من صدَّق به ﷿، وعمل صالحًا، وتبغون سبيل الله أن تكون معوجة، وتميلونها اتباعًا لأهوائكم، وتنفِّرون الناس عن اتباعها. واذكروا نعمة الله تعالى عليكم إذ كان عددكم قليلا فكثَّركم، فأصبحتم أقوياء عزيزين، وانظروا كيف كان عاقبة المفسدين في الأرض، وما حلَّ بهم من الهلاك والدمار؟
Mallarını size vermezlerse insanları öldürmekle tehdit ederek her yolun başına oturmayın; Allah'a [celle celâluhu] inanıp salih amel işleyen kimseleri Allah'ın dosdoğru yolundan alıkoymayın; Allah'ın yolunun eğri olmasını isteyip hevalarınıza uyarak onu eğriltmeyin ve insanları ona uymaktan nefret ettirmeyin. Sayınız az iken sizi çoğalttığı, böylece güçlü ve üstün hale geldiğiniz zamanki Allah Teâlâ'nın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Yeryüzündeki bozguncuların akıbetinin nasıl olduğuna ve başlarına ne tür helak ve yıkım geldiğine bir bakın!
1156. Metin
وإن كان جماعة منكم صدَّقوا بالذي أرسلني الله به، وجماعة لم يصدِّقوا بذلك، فانتظروا أيها المكذبون قضاء الله الفاصل بيننا وبينكم حين يحلُّ عليكم عذابه الذي أنذرتكم به. والله -جلَّ وعلا- هو خير الحاكمين بين عباده.
'Eğer içinizden bir topluluk Allah'ın benimle gönderdiği şeye inanmış, bir topluluk da inanmamışsa; ey yalanlayanlar, sizi uyardığım azap üzerinize indiğinde Allah'ın bizimle sizin aranızda kesin hükmünü vermesini bekleyin. Allah –celle ve alâ– kulları arasında hüküm verenlerin en hayırlısıdır.'
1157. Metin
قال السادة والكبراء من قوم شعيب الذين تكبروا عن الإيمان بالله واتباع رسوله شعيب ﵇: لنخرجنك يا شعيب ومَن معك من المؤمنين من ديارنا، إلا إذا صرتم إلى ديننا، قال شُعيب منكرًا ومتعجبًا من قولهم: أنتابعكم على دينكم ومِلَّتكم الباطلة، ولو كنا كارهين لها لعِلْمِنا ببطلانها؟
Şuayb'ın kavminden Allah'a iman etmekten ve O'nun elçisi Şuayb'a aleyhisselâm tabi olmaktan kibirlenip kaçınan efendiler ve ileri gelenler: 'Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da kesinlikle seni ve seninle beraber olan müminleri yurdumuzdan çıkarırız!' dediler. Şuayb onların sözünü kınayarak ve hayret ederek dedi ki: 'Batıl olduğunu bildiğimiz için ondan hoşlanmadığımız halde yine de sizin dininize ve batıl milletinize tabi mi olacağız?'
1158. Metin
وقال شعيب لقومه مستدركًا: قد اختلقنا على الله الكذب إن عُدْنا إلى دينكم بعد أن أنقذنا الله منه، وليس لنا أن نتحول إلى غير دين ربنا إلا أن يشاء الله ربنا، وقد وسع ربنا كل شيء علمًا، فيعلم ما يصلح للعباد، على الله وحده اعتمادنا هداية ونصرة، ربنا احكم بيننا وبين قومنا بالحق، وأنت خير الحاكمين.
Şuayb kavmine sözüne devam ederek dedi ki: 'Allah bizi ondan kurtardıktan sonra eğer sizin dininize dönersek, şüphesiz Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz olan Allah dilemedikçe Rabbimizin dininden başkasına dönmemiz bizim için mümkün değildir. Rabbimiz ilmiyle her şeyi kuşatmıştır; kullara neyin uygun olduğunu bilir. Hidayet ve zafer hususunda güvenimiz yalnız Allah'adır. Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında hak ile hükmet, Sen hüküm verenlerin en hayırlısısın.'
1159. Metin
وقال السادة والكبراء المكذبون الرافضون لدعوة التوحيد إمعانًا في العتوِّ والتمرد، محذرين من اتباع شعيب: لئن اتبعتم شعيبًا إنكم إذًا لهالكون.
Tevhid davetini reddeden ve yalanlayan efendiler ve ileri gelenler, azgınlık ve isyanda ileri giderek Şuayb'a tabi olmaktan sakındırıp: 'Eğer Şuayb'a uyarsanız, andolsun ki o takdirde kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olursunuz.' dediler.
1160. Metin
فأخذَتْ قومَ شعيب الزلزلةُ الشديدة، فأصبحوا في دارهم صرعى ميتين.
Bunun üzerine Şuayb'ın kavmini şiddetli bir sarsıntı yakaladı ve yurtlarında yere serilmiş ölüler haline geldiler.
1161. Metin
الذين كذَّبوا شعيبًا كأنهم لم يقيموا في ديارهم، ولم يتمتعوا فيها، حيث استؤصلوا، فلم يبق لهم أثر، وأصابهم الخسران والهلاك في الدنيا والآخرة.
Şuayb'ı yalanlayanlar, kökleri kazınıp geride hiçbir izleri kalmadığı için sanki yurtlarında hiç oturmamış ve orada hiç sefa sürmemiş gibi oldular; dünyada ve ahirette hüsran ve helak onlara isabet etti.
1162. Metin
فأعرض شعيب عنهم حينما أيقن بحلول العذاب بهم، وقال: يا قوم لقد أبلغتكم رسالات ربي، ونصحت لكم بالدخول في دين الله والإقلاع عما أنتم عليه، فلم تسمعوا ولم تطيعوا، فكيف أحزن على قوم جحدوا وحدانية الله وكذبوا رسله؟
Azabın onların başına geleceğinden kesin olarak emin olduğu zaman Şuayb onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: 'Ey kavmim! Andolsun ki ben size Rabbimin gönderdiklerini tebliğ ettim; Allah'ın dinine girmeniz ve üzerinde bulunduğunuz şeyden vazgeçmeniz hususunda size nasihat ettim, fakat siz dinlemediniz ve itaat etmediniz. Artık Allah'ın birliğini inkâr eden ve elçilerini yalanlayan bir topluluğa nasıl üzüleyim?'
1163. Metin
وما أرسلنا في قرية من نبي يدعوهم إلى عبادة الله، وينهاهم عمَّا هم فيه من الشرك، فكذَّبه قومه، إلا ابتليناهم بالبأساء والضراء، فأصبناهم في أبدانهم بالأمراض والأسقام، وفي أموالهم بالفقر والحاجة; رجاء أن يستكينوا، وينيبوا إلى الله، ويرجعوا إلى الحق.
Biz hangi memlekete onları Allah'a ibadet etmeye çağıran ve bulundukları şirkten sakındıran bir peygamber gönderdiysek ve kavmi onu yalanladıysa; boyun eğsinler, Allah'a yönelsinler ve hakka dönsünler diye onları mutlaka darlık ve sıkıntıyla imtihan ettik, bedenlerine hastalıklar ve illetler, mallarına ise fakirlik ve muhtaçlık verdik.
1164. Metin
ثم بدَّلنا الحالة الطيبة الأولى مكان الحالة السيئة، فأصبحوا في عافية في أبدانهم، وسَعَة ورخاء في أموالهم; إمهالا لهم، ولعلهم يشكرون، فلم يُفِد معهم كل ذلك، ولم يعتبروا ولم ينتهوا عمَّا هم فيه، وقالوا: هذه عادة الدهر في أهله، يوم خير ويوم شر، وهو ما جرى لآبائنا من قبل، فأخذناهم بالعذاب فجأة وهم آمنون، لا يخطر لهم الهلاك على بال.
Sonra kendilerine mühlet vermek için ve belki şükrederler diye o kötü durumun yerine önceki iyi durumu getirdik; böylece bedenlerinde afiyete, mallarında genişlik ve bolluğa kavuştular. Fakat bütün bunlar onlara fayda vermedi; ibret almadılar ve bulundukları durumdan vazgeçmediler ve: 'Bu, zamanın insanlara olan âdetidir; bir gün hayır, bir gün şer olur. Nitekim daha önce atalarımızın başına da bu gelmişti.' dediler. Bunun üzerine onlar kendilerini güvende hissedip helak akıllarının ucundan bile geçmiyorken, onları ansızın azap ile yakaladık.
1165. Metin
ولو أنَّ أهل القرى صدَّقوا رسلهم واتبعوهم واجتنبوا ما نهاهم الله عنه، لفتح الله لهم أبواب الخير من كلِّ وجه، ولكنهم كذَّبوا، فعاقبهم الله بالعذاب المهلك بسبب كفرهم ومعاصيهم.
Eğer o memleketlerin ahalisi elçilerini tasdik edip onlara tabi olsalardı ve Allah'ın kendilerine yasakladığı şeylerden sakınsalardı, Allah onlara her yönden hayır kapılarını açardı. Fakat onlar yalanladılar; Allah da küfürleri ve isyanları sebebiyle onları helak edici bir azapla cezalandırdı.
1166. Metin
أيظن أهل القرى أنهم في منجاة ومأمن من عذاب الله، أن يأتيهم ليلا وهم نائمون؟
O memleketlerin ahalisi, onlar uykudayken geceleyin Allah'ın azabının kendilerine gelmesinden kurtulmuş ve güvende olduklarını mı sanıyorlar?
1167. Metin
أوَ أمن أهل القرى أن يأتيهم عذاب الله وقت الضحى، وهم غافلون متشاغلون بأمور دنياهم؟ وخصَّ الله هذين الوقتين بالذكر، لأن الإنسان يكون أغْفَل ما يكون فيهما، فمجيء العذاب فيهما أفظع وأشد.
Yoksa o memleketlerin ahalisi, kendileri gafil bir halde dünya işleriyle meşgulken kuşluk vaktinde Allah'ın azabının kendilerine gelmesinden emin mi oldular? Allah bu iki vakti özellikle zikretti; çünkü insan bu iki vakitte en gafil anında olur ve azabın bu vakitlerde gelmesi çok daha korkunç ve şiddetlidir.
1168. Metin
أفأمن أهل القرى المكذبة مَكْرَ الله وإمهاله لهم; استدراجًا لهم بما أنعم عليهم في دنياهم عقوبة لمكرهم؟ فلا يأمن مكر الله إلا القوم الهالكون.
O yalanlayan memleketlerin ahalisi, hilelerine bir ceza olarak dünyalarında kendilerine nimet vermek suretiyle adım adım helake yaklaştırması için Allah'ın kendilerine mühlet vermesinden ve mekrinden (tuzak/planından) emin mi oldular? Oysa hüsrana uğrayıp helak olan topluluktan başkası Allah'ın mekrinden emin olmaz.
1169. Metin
أوَ لم يتبين للذين سكنوا الأرض من بعد إهلاك أهلها السابقين بسبب معاصيهم، فساروا سيرتهم، أن لو نشاء أصبناهم بسبب ذنوبهم كما فعلنا بأسلافهم، ونختم على قلوبهم، فلا يدخلها الحق، ولا يسمعون موعظة ولا تذكيرًا؟
Önceki ahalisi günahları sebebiyle helak edildikten sonra onların yerine yeryüzüne yerleşen ve onların yolundan giden kimselere; dilersek geçmişlerine yaptığımız gibi günahları sebebiyle onları da cezalandıracağımız, kalplerini mühürleyeceğimiz, böylece kalplerine hakkın girmeyeceği ve hiçbir öğüt ve hatırlatmayı işitmeyecekleri apaçık belli olmadı mı?