1350. Metin
هذه براءة من الله ورسوله، وإعلان بالتخلي عن العهود التي كانت بين المسلمين والمشركين.
Bu, Allah’tan ve Resulü’nden [bir] ültimatom; Müslümanlar ile müşrikler arasında yapılmış olan antlaşmalardan berî olunduğuna (ilişiğin kesildiğine) dair bir bildiridir.
1351. Metin
فسيروا -أيها المشركون- في الأرض مدَّة أربعة أشهر، تذهبون حيث شئتم آمنين من المؤمنين، واعلموا أنكم لن تُفْلِتوا من العقوبة، وأن الله مذل الكافرين ومورثهم العار في الدنيا، والنار في الآخرة.
Ey müşrikler! Yeryüzünde dört ay süreyle, müminlerden yana güvende olarak dilediğiniz gibi serbestçe dolaşın. Bilin ki siz [Allah'ın] cezasından asla kaçıp kurtulamazsınız ve Allah inkârcıları rezil rüsva edecek, dünyada onları utanca, ahirette ise ateşe uğratacaktır.
1352. Metin
وهذه الآية لذوي العهود المطلقة غير المؤقتة، أو من له عهد دون أربعة أشهر، فيكمَّل له أربعة أشهر، أو مَن كان له عهد فنقضه.
Bu ayet, süresi belirlenmemiş mutlak antlaşma sahipleri veya dört aydan daha az süreli antlaşması olanlar -ki bunlar için süre dört aya tamamlanır- yahut antlaşması olup da onu bozanlar hakkındadır.
1353. Metin
وإعلام من الله ورسوله وإنذار إلى الناس يوم النحر أن الله بريء من المشركين، ورسوله بريء منهم كذلك. فإن رجعتم -أيها المشركون- إلى الحق وتركتم شرككم فهو خير لكم، وإن أعرضتم عن قَبول الحق وأبيتم الدخول في دين الله فاعلموا أنكم لن تُفْلِتوا من عذاب الله. وأنذر -أيها الرسول- هؤلاء المعرضين عن الإسلام عذاب الله الموجع.
Kurban bayramı gününde Allah ve Resulü'nden insanlara bir bildiri ve bir uyarıdır ki: Allah müşriklerden uzaktır (berîdir), Resulü de onlardan uzaktır. Ey müşrikler! Eğer hakka döner ve şirkinizi bırakırsanız bu sizin için daha hayırlıdır. Şayet hakkı kabul etmekten yüz çevirir ve Allah'ın dinine girmekten kaçınırsanız, bilin ki siz Allah'ın azabından asla kurtulamazsınız. [Ey Resul!] İslam'dan yüz çeviren bu kimseleri Allah'ın can yakıcı azabıyla uyar.
1354. Metin
ويُستثنى من الحكم السابق المشركون الذين دخلوا معكم في عهد محدد بمدة، ولم يخونوا العهد، ولم يعاونوا عليكم أحدا من الأعداء، فأكملوا لهم عهدهم إلى نهايته المحدودة. إن الله يحب المتقين الذين أدَّوا ما أمروا به، واتقوا الشرك والخيانة، وغير ذلك من المعاصي.
Sizinle belirli bir süre için antlaşma yapmış, bu antlaşmaya hıyanet etmemiş ve size karşı düşmanlardan hiçbirine yardımda bulunmamış müşrikler önceki hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını belirlenen sürenin sonuna kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah; emrolundukları şeyleri yerine getiren, şirkten, hainlikten ve diğer günahlardan sakınan takva sahiplerini sever.
1355. Metin
فإذا انقضت الأشهر الأربعة التي أمَّنتم فيها المشركين، فأعلنوا الحرب على أعداء الله حيث كانوا، واقصدوهم بالحصار في معاقلهم، وترصدوا لهم في طرقهم، فإن رجعوا عن كفرهم ودخلوا الإسلام والتزموا شرائعه من إقام الصلاة وإخراج الزكاة، فاتركوهم، فقد أصبحوا إخوانكم في الإسلام، إن الله غفور لمن تاب وأناب، رحيم بهم.
Müşriklere güvence verdiğiniz dört ay sona erdiğinde, Allah'ın düşmanlarına nerede olurlarsa olsunlar savaş açın; onları kalelerinde kuşatın ve yollarını gözleyip gözetleyin. Şayet inkârlarından dönüp İslam'a girer, namazı kılmak ve zekâtı vermek gibi şeriat hükümlerine uyarlarsa onları serbest bırakın; çünkü artık İslam'da sizin kardeşleriniz olmuşlardır. Şüphesiz Allah, tövbe edip [hakk'a] yönelenleri çok bağışlayandır, onlara çok merhamet edendir.
1356. Metin
وإذا طلب أحد من المشركين الذين استبيحت دماؤهم وأموالهم الدخول في جوارك -أيها الرسول- ورغب في الأمان، فأجبه إلى طلبه حتى يسمع القرآن الكريم ويطَّلع على هدايته، ثم أَعِدْه من حيث أتى آمنًا; وذلك لإقامة الحجة عليه; ذلك بسبب أن الكفار قوم جاهلون بحقائق الإسلام، فربما اختاروه إذا زال الجهل عنهم.
[Ey Resul!] Kanları ve malları helal kılınmış olan müşriklerden biri senin himayene girmek ve güvence almak isterse, Kur'an-ı Kerim'i işitmesi ve onun hidayetine vâkıf olması için bu isteğini kabul et; sonra da aleyhine delil oluşması için onu geldiği yere güven içinde ulaştır. Bu, kâfirlerin İslam'ın hakikatlerinden habersiz (cahil) bir topluluk olmaları sebebiyledir; zira cehaletleri ortadan kalktığında belki de İslam'ı seçeceklerdir.
1357. Metin
لا ينبغي أن يكون للمشركين عهد عند الله وعند رسوله، إلا الذين عاهدتم عند المسجد الحرام في صلح (الحديبية) فما أقاموا على الوفاء بعهدكم فأقيموا لهم على مثل ذلك. إن الله يحب المتقين الموفِّين بعهودهم.
Mescid-i Haram yanında (Hudeybiye'de) kendileriyle antlaşma yaptıklarınız müstesna, müşriklerin Allah katında ve Resulü yanında nasıl bir ahdi olabilir ki? Onlar size verdikleri söze sadık kaldıkları sürece, siz de onlara karşı aynı şekilde davranın. Şüphesiz Allah, ahitlerine vefa gösteren takva sahiplerini sever.
1358. Metin
إن شأن المشركين أن يلتزموا بالعهود ما دامت الغلبة لغيرهم، أما إذا شعروا بالقوة على المؤمنين فإنهم لا يراعون القرابة ولا العهد، فلا يغرنكم منهم ما يعاملونكم به وقت الخوف منكم، فإنهم يقولون لكم كلامًا بألسنتهم; لترضوا عنهم، ولكن قلوبهم تأبى ذلك، وأكثرهم متمردون على الإسلام ناقضون للعهد.
Müşriklerin tutumu, üstünlük başkalarında olduğu sürece antlaşmalara uymaktan ibarettir. Müminlere karşı güç hissettiklerinde ise ne akrabalık bağını ne de antlaşmayı gözetirler. Sizden korktukları zamanlarda size karşı sergiledikleri tutum sizi aldatmasın. Zira onlar sizden hoşnut olasınız diye dilleriyle birtakım sözler söylerler fakat kalpleri bunu kabul etmez. Onların çoğu İslam'a başkaldırmış ve ahitlerini bozan kimselerdir.
1359. Metin
استبدلوا بآيات الله عرض الدنيا التافه، فأعرضوا عن الحق ومنعوا الراغبين في الإسلام عن الدخول فيه، لقد قَبُح فعلهم، وساء صنيعهم.
Allah’ın ayetlerini değersiz bir dünya menfaati karşılığında değiştiler; böylece haktan yüz çevirdiler ve İslam'a girmek isteyenleri de ona girmekten alıkoydular. Yaptıkları şey ne kadar çirkindir, işledikleri fiil ne kadar kötüdür!
1360. Metin
إن هؤلاء المشركين حرب على الإيمان وأهله، فلا يقيمون وزنًا لقرابة المؤمن ولا لعهده، وشأنهم العدوان والظلم.
Şüphesiz bu müşrikler imana ve ehline karşı savaş halindedirler; bir müminin ne akrabalık bağına ne de antlaşmasına değer verirler. Onların âdeti düşmanlık ve zulümdür.
1361. Metin
فإن أقلعوا عن عبادة غير الله، ونطقوا بكلمة التوحيد، والتزموا شرائع الإسلام من إقام الصلاة وإيتاء الزكاة، فإنهم إخوانكم في الإسلام. ونبين الآيات، ونوضحها لقوم ينتفعون بها.
Şayet Allah'tan başkasına ibadet etmekten vazgeçer, tevhid kelimesini söyler ve namazı ikame etmekle zekâtı vermek gibi İslam'ın hükümlerine uyarlarsa, artık onlar dinde sizin kardeşlerinizdir. Biz ayetleri, onlardan faydalanacak bir topluluk için açıklayıp beyan ederiz.
1362. Metin
وإنْ نَقَضَ هؤلاء المشركون العهود التي أبرمتموها معهم، وأظهروا الطعن في دين الإسلام، فقاتلوهم فإنهم رؤساء الضلال، لا عهد لهم ولا ذمة، حتى ينتهوا عن كفرهم وعداوتهم للإسلام.
Eğer bu müşrikler, kendileriyle yaptığınız antlaşmaları bozar ve İslam dinine dil uzatırlarsa, o sapıklık önderleriyle savaşın! Zira onların ne bir ahdi ne de bir güvencesi vardır; umulur ki inkârlarından ve İslam'a düşmanlıklarından vazgeçerler.
1363. Metin
لا تترددوا في قتال هؤلاء القوم الذين نقضوا عهودهم، وعملوا على إخراج الرسول من (مكة) ، وهم الذين بدؤوا بإيذائكم أول الأمر، أتخافونهم أو تخافون ملاقاتهم في الحرب؟ فالله أحق أن تخافوه إن كنتم مؤمنين حقًا.
Ahitlerini bozan, Peygamber'i Mekke'den çıkarmaya çalışan ve size karşı ilk defa eziyete başlayan bir toplulukla savaşmaktan tereddüt mü ediyorsunuz? Yoksa onlardan mı korkuyorsunuz ya da savaşta onlarla karşılaşmaktan mı çekiniyorsunuz? Eğer gerçekten mümin iseniz, kendisinden korkmanıza Allah daha layıktır.
1364. Metin
يا معشر المؤمنين قاتلوا أعداء الله يعذبهم ﷿ بأيديكم، ويذلهم بالهزيمة والخزي، وينصركم عليهم، ويُعْلِ كلمته، ويشف بهزيمتهم صدوركم التي طالما لحق بها الحزن والغم من كيد هؤلاء المشركين، ويُذْهِب عن قلوب المؤمنين الغيظ. ومن تاب من هؤلاء المعاندين فإن الله يتوب على من يشاء. والله عليم بصدق توبة التائب، حكيم في تدبيره وصنعه ووَضْع تشريعاته لعباده.
Ey müminler topluluğu! Allah'ın düşmanlarıyla savaşın ki Allah azze ve celle sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları hezimet ve zilletle perişan etsin, onlara karşı size yardım etsin, kelimesini yüceltsin, bu müşriklerin tuzakları yüzünden uzun zamandır hüzün ve kederle dolmuş olan göğüslerinize onların hezimetiyle şifa versin ve müminlerin kalplerindeki öfkeyi gidersin. Bu inatçılardan tövbe eden olursa, şüphesiz Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, tövbe edenin samimiyetini hakkıyla bilendir; kulları için koyduğu hükümlerde, tedbirinde ve yaratmasında hikmet sahibidir.
1365. Metin
مِن سنة الله الابتلاء، فلا تظنوا يا معشر المؤمنين أن يترككم الله دون اختبار; ليعلم الله علمًا ظاهرًا للخلق الذين أخلصوا في جهادهم، ولم يتخذوا غير الله ورسوله والمؤمنين بطانة وأولياء. والله خبير بجميع أعمالكم ومجازيكم بها.
İmtihan etmek Allah'ın bir sünnetidir. Ey müminler topluluğu! Cihadlarında ihlaslı davranan, Allah'tan, Resulü'nden ve müminlerden başkasını sırdaş ve dost edinmeyenleri Allah yaratılanlara açıkça bildirmeden, sizi bir imtihana tabi tutmadan bırakacağını mı sandınız? Allah bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır ve bunların karşılığını size verecektir.
1366. Metin
ليس من شأن المشركين إعمار بيوت الله، وهم يعلنون كفرهم بالله ويجعلون له شركاء. هؤلاء المشركون بطلت أعمالهم يوم القيامة، ومصيرهم الخلود في النار.
Allah’a karşı inkârlarını açıkça ilan eden ve O’na ortaklar koşan müşriklerin, Allah’ın mescitlerini imar etmeye hakları yoktur. Bu müşriklerin amelleri kıyamet gününde boşa çıkmıştır ve onların varacağı yer ebedî kalacakları ateştir.
1367. Metin
لا يعتني ببيوت الله ويعمرها إلا الذين يؤمنون بالله واليوم الآخر، ويقيمون الصلاة ويؤتون الزكاة، ولا يخافون في الله لومة لائم، هؤلاء العُمَّار هم المهتدون إلى الحق.
Allah'ın mescitlerine ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başka kimseden kınayıcının kınamasından korkmayan kimseler özen gösterip onları imar ederler. İşte bu imar edenler, hakka iletilenlerin ta kendileridir.
1368. Metin
أجعلتم -أيها القوم- ما تقومون به من سقي الحجيج وعِمارة المسجد الحرام كإيمان من آمن بالله واليوم الآخر وجاهد في سبيل الله؟ لا تتساوى حال المؤمنين وحال الكافرين عند الله، لأن الله لا يقبل عملا بغير الإيمان. والله سبحانه لا يوفق لأعمال الخير القوم الظالمين لأنفسهم بالكفر.
Ey topluluk! Hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram'ı imar etmeyi; Allah'a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda cihad eden kimsenin [ameli] gibi mi kıldınız? Allah katında müminlerin haliyle kâfirlerin hali bir olmaz. Zira Allah, imansız hiçbir ameli kabul etmez. Allah Sübhânehu ve Teâlâ inkâr ile kendilerine zulmeden topluluğu hayırlı amellere muvaffak kılmaz.
1369. Metin
الذين آمنوا بالله وتركوا دار الكفر قاصدين دار الإسلام، وبذلوا أموالهم وأنفسهم في الجهاد لإعلاء كلمة الله، هؤلاء أعظم درجه عند الله، وأولئك هم الفائزون برضوانه.
Allah’a iman edip küfür diyarını bırakarak İslam yurduna hicret edenler, mallarıyla ve canlarıyla Allah’ın kelimesini yüceltmek için cihad edenler var ya, işte onlar Allah katında derece bakımından en büyüktürler ve O’nun rızasını kazanarak kurtuluşa erenler de onlardır.
1370. Metin
إن هؤلاء المؤمنين المهاجرين لهم البشرى من ربهم بالرحمة الواسعة والرضوان الذي لا سخط بعده، ومصيرهم إلى جنات الخلد والنعيم الدائم.
Bu muhacir müminler için Rableri katından geniş bir rahmet, ardından asla gazap gelmeyecek bir rıza ve varacakları yer olarak da ebedîlik cennetleri ile bitmek tükenmek bilmeyen nimetler müjdesi vardır.
1371. Metin
ماكثين في تلك الجنان لا نهاية لإقامتهم وتنعمهم، وذلك ثواب ما قدَّموه من الطاعات والعمل الصالح في حياتهم الدنيا. إن الله تعالى عنده أجر عظيم لمن آمن وعمل صالحا بامتثال أوامره واجتناب نواهيه.
Onlar o cennetlerde kalıcıdırlar; ikametlerinin ve nimetlenmelerinin bir sonu yoktur. Bu, dünya hayatlarında takdim ettikleri taatlerin ve salih amellerin bir karşılığıdır. Şüphesiz Allah Teâlâ katında; emirlerine uyup yasaklarından kaçınarak iman eden ve salih amel işleyen kimse için büyük bir mükâfat vardır.
1372. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه لا تتخذوا أقرباءكم -من الآباء والإخوان وغيرهم- أولياء، تفشون إليهم أسرار المسلمين، وتستشيرونهم في أموركم، ما داموا على الكفر معادين للإسلام. ومن يتخذهم أولياء ويُلْقِ إليهم المودة فقد عصى الله تعالى، وظلم نفسه ظلمًا عظيمًا.
Ey Allah’ı ve Resulü’nü tasdik edip O’nun şeriatıyla amel edenler! Küfür üzere kalıp İslam’a düşmanlık ettikleri sürece babalarınızdan, kardeşlerinizden ve diğerlerinden olan akrabalarınızı, Müslümanların sırlarını kendilerine açacağınız ve işlerinizde kendileriyle istişare edeceğiniz dostlar (veliler) edinmeyin. Kim onları dost edinir ve onlara sevgi beslerse, muhakkak ki Allah Teâlâ’ya isyan etmiş ve nefsine pek büyük bir zulmetmiş olur.
1373. Metin
قل -يا أيها الرسول- للمؤمنين: إن فَضَّلتم الآباء والأبناء والإخوان والزوجات والقرابات والأموال التي جمعتموها والتجارة التي تخافون عدم رواجها والبيوت الفارهة التي أقمتم فيها، إن فَضَّلتم ذلك على حب الله ورسوله والجهاد في سبيله فانتظروا عقاب الله ونكاله بكم. والله لا يوفق الخارجين عن طاعته.
[Ey Resul!] Müminlere de ki: "Eğer babalarınızı, oğullarınızı, kardeşlerinizi, eşlerinizi, akrabalarınızı, biriktirdiğiniz malları, kesada uğramasından korktuğunuz ticareti ve içinde oturduğunuz lüks meskenleri; Allah ve Resulü'nün sevgisinden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha üstün tutuyorsanız, artık Allah'ın azabını ve cezasını size getirmesini bekleyin! Zira Allah, O'nun itaatinden çıkan fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez."
1374. Metin
لقد أنزل الله نَصْرَه عليكم في مواقع كثيرة عندما أخذتم بالأسباب وتوكلتم على الله. ويوم غزوة (حنين) قلتم: لن نُغْلَبَ اليوم من قلة، فغرَّتكم الكثرة فلم تنفعكم، وظهر عليكم العدو فلم تجدوا ملجأً في الأرض الواسعة ففررتم منهزمين.
Sebeplere sarılıp Allah’a tevekkül ettiğiniz birçok yerde Allah yardımını üzerinize indirmişti. Huneyn Savaşı gününde ise: "Bugün azlıktan dolayı asla yenilmeyiz" demiştiniz de çokluğunuz sizi böbürlendirmiş fakat size hiçbir fayda sağlamamıştı. Düşman size üstün gelmiş, koca yeryüzü genişliğine rağmen size dar gelmiş ve arkaya dönüp bozguna uğramış olarak kaçmıştınız.
1375. Metin
ثم أنزل الله الطمأنينة على رسوله وعلى المؤمنين فثبتوا، وأمدَّهم بجنود من الملائكة لم يروها، فنصرهم على عدوهم، وعذَّب الذين كفروا. وتلك عقوبة الله للصادِّين عن دينه، المكذِّبين لرسوله.
Sonra Allah, Resulü’nün ve müminlerin üzerine sekinetini (huzur ve güven duygusunu) indirdi de sebat ettiler. Onları insanların görmediği meleklerden ordularla destekleyip düşmanlarına karşı muzaffer kıldı ve inkâr edenleri azaba uğrattı. İşte O’nun dininden alıkoyan ve Resulü’nü yalanlayanlara Allah’ın cezası böyledir.
1376. Metin
ومن رجع عن كفره بعد ذلك ودخل الإسلام فإن الله يقبل توبة مَن يشاء منهم، فيغفر ذنبه. والله غفور رحيم.
Bundan sonra kim inkârından dönüp İslam’a girerse, şüphesiz Allah onlardan dilediğinin tövbesini kabul eder ve günahını bağışlar. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
1377. Metin
يا معشر المؤمنين إنما المشركون رِجْس وخَبَث فلا تمكنوهم من الاقتراب من الحرم بعد هذا العام التاسع من الهجرة، وإن خفتم فقرًا لانقطاع غارتهم عنكم، فإن الله سيعوضكم عنها، ويكفيكم من فضله إن شاء، إن الله عليم بحالكم، حكيم في تدبير شؤونكم.
Ey müminler topluluğu! Müşrikler ancak bir pislik ve murdardırlar; bu sebeple Hicretin bu dokuzuncu yılından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmalarına izin vermeyin. Şayet onların ticaretinin kesilmesiyle yoksulluğa düşmekten korkarsanız, Allah dilerse sizi lütfundan zenginleştirecek ve size yetecektir. Şüphesiz Allah durumunuzu hakkıyla bilendir, işlerinizi idare etmede hikmet sahibidir.
1378. Metin
أيها المسلمون قاتلوا الكفار الذين لا يؤمنون بالله، ولا يؤمنون بالبعث والجزاء، ولا يجتنبون ما نهى الله عنه ورسوله، ولا يلتزمون أحكام شريعة الإسلام من اليهود والنصارى، حتى يدفعوا الجزية التي تفرضونها عليهم بأيديهم خاضعين أذلاء.
Ey Müslümanlar! Yahudi ve Hristiyanlardan olup Allah’a inanmayan, öldükten sonra dirilmeye ve karşılık gününe iman etmeyen, Allah ve Resulü’nün haram kıldığından sakınmayan ve hak din olan İslam şeriatının hükümlerine uymayan kâfirlerle; boyun eğip küçülmüş kimseler olarak elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın!
1379. Metin
لقد أشرك اليهود بالله عندما زعموا أن عزيرًا ابن الله. وأشرك النصارى بالله عندما ادَّعوا أن المسيح ابن الله.
Yahudiler, "Üzeyir Allah'ın oğludur" iddialarıyla Allah'a şirk koştular. Hristiyanlar da "Mesih Allah'ın oğludur" iddialarıyla Allah'a şirk koştular.
1380. Metin
وهذا القول اختلقوه من عند أنفسهم، وهم بذلك يشابهون قول المشركين من قبلهم. قَاتَلَ الله المشركين جميعًا كيف يعدلون عن الحق إلى الباطل؟
Bu söz, onların kendi taraflarından uydurdukları bir sözdür ve bu tutumlarıyla kendilerinden önceki müşriklerin sözlerine benzemektedirler. Allah bütün bu müşrikleri kahretsin; haktan batıla nasıl da çevriliyorlar!
1381. Metin
اتخذ اليهودُ والنصارى العلماءَ والعُبَّادَ أربابًا يُشَرِّعون لهم الأحكام، فيلتزمون بها ويتركون شرائع الله، واتخذوا المسيح عيسى ابن مريم إلهًا فعبدوه، وقد أمرهم الله بعبادته وحده دون غيره، فهو الإله الحق لا إله إلا هو. تنزَّه وتقدَّس عما يفتريه أهل الشرك والضلال.
Yahudiler ve Hristiyanlar, âlimlerini ve din adamlarını (ruhbanlarını) kendilerine hükümler koyan rabler edindiler; böylece onların koyduğu kurallara uyup Allah'ın şeriatını terk ettiler. Meryem oğlu İsa Mesih'i de bir ilah edinip ona taptılar. Oysa onlar, yalnızca tek bir ilaha kulluk etmekle emrolunmuşlardı. O, hak olan ilahtır; O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, şirk ve sapıklık ehlinin iftiralarından münezzehtir ve yücedir.
1382. Metin
يريد الكفار بتكذيبهم أن يبطلوا دين الإسلام، ويبطلوا حجج الله وبراهينه على توحيده الذي جاء به محمد ﷺ، ويأبى الله إلا أن يتم دينه ويظهره، ويعلي كلمته، ولو كره ذلك الجاحدون.
Kâfirler, yalanlamalarıyla İslam dinini ve Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in getirdiği tevhidi ispatlayan Allah'ın hüccet ve delillerini boşa çıkarmak isterler. İnkârcılar hoşlanmasa da Allah, dinini kemale erdirmekten, onu üstün kılmaktan ve kelimesini yüceltmekten başkasına razı olmaz.
1383. Metin
هو الذي أرسل رسوله محمدًا ﷺ بالقرآن ودين الإسلام; ليعليه على الأديان كلها، ولو كره المشركون دين الحق -الإسلام- وظهوره على الأديان.
Müşrikler hak din olan İslam'dan ve onun diğer dinlere üstün gelmesinden hoşlanmasalar da onu bütün dinlerin üzerine üstün kılmak için Resulü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i Kur'an ve İslam dini ile gönderen O'dur.
1384. Metin
يا أيها الذين صَدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، إن كثيرًا من علماء أهل الكتاب وعُبَّادهم ليأخذون أموال الناس بغير حق كالرشوة وغيرها، ويمنعون الناس من الدخول في الإسلام، ويصدون عن سبيل الله. والذين يمسكون الأموال، ولا يؤدون زكاتها، ولا يُخْرجون منها الحقوق الواجبة، فبشِّرهم بعذاب موجع.
Ey Allah’ı ve Resulü’nü tasdik edip O’nun şeriatıyla amel edenler! Ehl-i Kitap’ın âlimlerinden ve din adamlarından birçoğu, rüşvet ve benzeri yollarla insanların mallarını haksız yere yerler; insanları İslam’a girmekten alıkoyup Allah yolundan çevirirler. Altın ve gümüşü biriktirip yığan, zekâtını vermeyen ve ondan vacip olan hakları ödemeyen kimseleri ise can yakıcı bir azapla müjdele!
1385. Metin
يوم القيامة توضع قطع الذهب والفضة في النار، فإذا اشتدت حرارتها أُحرقت بها جباه أصحابها وجنوبهم وظهورهم.
Kıyamet gününde altın ve gümüş parçaları cehennem ateşine konur; iyice kızdırıldığında sahiplerinin alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanır.
1386. Metin
وقيل لهم توبيخًا: هذا مالكم الذي أمسكتموه ومنعتم منه حقوق الله، فذوقوا العذاب الموجع; بسبب كنزكم وإمساككم.
Kendilerini azarlamak amacıyla onlara şöyle denilir: "İşte bu, biriktirip yığdığınız ve Allah’ın haklarını ödemekten kaçındığınız mallarınızdır. Öyleyse biriktirip saklamanız sebebiyle bu can yakıcı azabı tadın!"
1387. Metin
إنّ عدة الشهور في حكم الله وفيما كُتب في اللوح المحفوظ اثنا عشر شهرًا، يوم خلق السموات والأرض، منها أربعة حُرُم; حرَّم الله فيهنَّ القتال (هي: ذو القعدة وذو الحجة والمحرم ورجب) ذلك هو الدين المستقيم، فلا تظلموا فيهن أنفسكم; لزيادة تحريمها، وكون الظلم فيها أشد منه في غيرها، لا أنَّ الظلم في غيرها جائز. وقاتلوا المشركين جميعًا كما يقاتلونكم جميعًا، واعلموا أن الله مع أهل التقوى بتأييده ونصره.
Şüphesiz gökleri ve yeri yarattığı günde, Allah katında ve Levh-i Mahfûz'da yazılı olduğu üzere ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır; Allah bunlarda savaşı haram kılmıştır (bunlar: Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb'dir). İşte dosdoğru din budur. O halde bu ayların hürmetinin büyüklüğü ve bunlarda yapılan zulmün diğer aylardakinden daha şiddetli olması sebebiyle, bu aylarda kendinize zulmetmeyin; kaldı ki diğer aylarda da zulüm caiz değildir. Müşrikler sizinle topyekûn savaştıkları gibi siz de onlarla topyekûn savaşın ve bilin ki Allah, yardımı ve zaferiyle takva sahiplerinin yanındadır.
1388. Metin
إن الذي كانت تفعله العرب في الجاهلية من تحريم أربعة أشهر من السنة عددًا لا تحديدًا بأسماء الأشهر التي حرَّمها الله، فيؤخرون بعضها أو يقدِّمونه ويجعلون مكانه من أشهر الحل ما أرادوا حسب حاجتهم للقتال، إن ذلك زيادة في الكفر، يضل الشيطان به الذين كفروا، يحلون الذي أخروا تحريمه من الأشهر الأربعة عامًا، ويحرمونه عاما; ليوافقوا عدد الشهور الأربعة، فيحلوا ما حرَّم الله منها. زَيَّن لهم الشيطان الأعمال السيئة. والله لا يوفق القوم الكافرين إلى الحق والصواب.
Cahiliye döneminde Arapların, Allah'ın haram kıldığı ayların isimlerini gözetmeksizin yılda sadece sayı olarak dört ayı haram kabul etmeleri; savaş ihtiyaçlarına göre bunların kimini erteleyip kimini öne alarak yerlerine helal aylardan dilediklerini koymaları, inkârda ileri gitmekten başka bir şey değildir. Şeytan bununla kâfirleri saptırır; dört aylık sayıya denk getirmek için haramlığını erteledikleri ayı bir yıl helal, bir yıl da haram sayarlar; böylece Allah'ın haram kıldığını helal kılarlar. Şeytan onlara kötü amellerini süslü göstermiştir. Allah, inkârcı bir topluluğu hakka ve doğruya ulaştırmaz.
1389. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، ما بالكم إذا قيل لكم: اخرجوا إلى الجهاد في سبيل الله لقتال أعدائكم تكاسلتم ولزمتم مساكنكم؟ هل آثرتم حظوظكم الدنيوية على نعيم الآخرة؟ فما تستمتعون به في الدنيا قليل زائل، أما نعيم الآخرة الذي أعده الله للمؤمنين المجاهدين فكثير دائم.
Ey Allah’ı ve Resulü’nü tasdik edip O’nun şeriatıyla amel edenler! Size: "Düşmanlarınızla savaşmak üzere Allah yolunda cihada çıkın!" denildiğinde size ne oldu da tembellik gösterip yurtlarınıza çakılıp kaldınız? Yoksa dünya menfaatlerinizi ahiretin nimetlerine mi tercih ettiniz? Oysa dünyada faydalandığınız şeyler az ve geçicidir; ahirette Allah’ın mümin ve mücahit kulları için hazırladığı nimetler ise pek çok ve süreklidir.
1390. Metin
إن لا تنفروا أيها المؤمنون إلى قتال عدوكم ينزلِ الله عقوبته بكم، ويأت بقوم آخرين ينفرون إذا استُنْفروا، ويطيعون الله ورسوله، ولن تضروا الله شيئًا بتولِّيكم عن الجهاد، فهو الغني عنكم وأنتم الفقراء إليه. وما يريده الله يكون لا محالة. والله على كل شيء قدير من نصر دينه ونبيه دونكم.
Ey müminler! Eğer düşmanınızla savaşmak üzere sefere çıkmazsanız, Allah üzerinize cezasını indirir ve yerinize, çağrıldıklarında sefere koşan, Allah'a ve Resulü'ne itaat eden başka bir topluluk getirir. Savaştan geri durmakla Allah'a hiçbir zarar veremezsiniz; zira O sizden müstağnidir (size muhtaç değildir), siz ise O'na muhtaçsınız. Allah'ın dilediği şey mutlaka gerçekleşir. Allah, siz olmasanız da dinine ve Peygamberi'ne yardım etmeye her şeye kadirdir.
1391. Metin
يا معشر أصحاب رسول الله ﷺ إن لا تنفروا معه أيها المؤمنون إذا استَنْفَركم، وإن لا تنصروه; فقد أيده الله ونصره يوم أخرجه الكفار من قريش من بلده (مكة) ، وهو ثاني اثنين (هو وأبو بكر الصديق ﵁ وألجؤوهما إلى نقب في جبل ثور بـ «مكة» ، فمكثا فيه ثلاث ليال، إذ يقول لصاحبه (أبي بكر) لما رأى منه الخوف عليه: لا تحزن إن الله معنا بنصره وتأييده، فأنزل الله الطمأنينة في قلب رسول الله ﷺ، وأعانه بجنود لم يرها أحد من البشر وهم الملائكة، فأنجاه الله من عدوه وأذل الله أعداءه، وجعل كلمة الذين كفروا السفلى. وكلمةُ الله هي العليا، وذلك بإعلاء شأن الإسلام. والله عزيز في ملكه، حكيم في تدبير شؤون عباده. وفي هذه الآية منقبة عظيمة لأبي بكر الصديق ﵁.
Ey Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabı topluluğu! Ey müminler! Eğer o sizi sefere çağırdığında onunla birlikte çıkmaz ve ona yardım etmezseniz, kâfir Kureyşliler onu memleketi Mekke'den çıkardıklarında Allah ona yardım edip onu desteklemişti. O, iki kişiden biriydi (o ve Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallâhu anh). Onları Mekke'deki Sevr Dağı'nda bir mağaraya sığınmak zorunda bırakmışlardı da orada üç gece kalmışlardı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, arkadaşının (Ebû Bekir'in) kendisi için endişelendiğini görünce ona şöyle diyordu: "Üzülme, şüphesiz Allah yardımı ve desteğiyle bizimle beraberdir." Bunun üzerine Allah, Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem'in kalbine sekinetini indirdi ve onu insanların görmediği ordularla, yani meleklerle destekledi; böylece Allah onu düşmanından kurtardı, düşmanlarını zelil kıldı ve inkâr edenlerin sözünü alçalttı. Allah'ın kelimesi ise en yücedir ve bu da İslam'ın şanını yüceltmekle olmuştur. Allah mülkünde mutlak galiptir (Azîz'dir), kullarının işlerini yönetmede hikmet sahibidir (Hakîm'dir). Bu ayette Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallâhu anh için büyük bir fazilet vardır.
1392. Metin
اخرجوا -أيها المؤمنون- للجهاد في سبيل الله شبابًا وشيوخًا في العسر واليسر، على أي حال كنتم، وأنفقوا أموالكم في سبيل الله، وقاتلوا بأيديكم لإعلاء كلمة الله، ذلك الخروج والبذل خير لكم في حالكم ومآلكم من التثاقل والإمساك والتخلف، إن كنتم من أهل العلم بفضل الجهاد والثواب عند الله فافعلوا ما أُمرتم به، واستجيبوا لله ورسوله.
Ey müminler! Genç ve yaşlı, darlıkta ve bollukta, her ne hal üzere olursanız olun Allah yolunda cihada çıkın; mallarınızı Allah yolunda infak edin ve Allah'ın kelimesini yüceltmek için ellerinizle savaşın! Bu sefere çıkış ve fedakârlık; gevşeklik göstermekten, malı tutmaktan ve geri kalmaktan sizin için hem şimdiki halinizde hem de akıbetiniz bakımından daha hayırlıdır. Eğer cihadın faziletini ve Allah katındaki sevabını bilen kimselerden iseniz, emrolunduğunuz şeyi yapın; Allah'a ve Resulü'ne icabet edin!
1393. Metin
وبَّخ الله ﷻ جماعة من المنافقين استأذنوا رسول الله ﷺ في التخلف عن غزوة (تبوك) مبينًا أنه لو كان خروجهم إلى غنيمة قريبة سهلة المنال لاتبعوك، ولكن لما دعوا إلى قتال الروم في أطراف بلاد (الشام) في وقت الحر تخاذلوا، وتخلفوا، وسيعتذرون لتخلفهم عن الخروج حالفين بأنهم لا يستطيعون ذلك، يهلكون أنفسهم بالكذب والنفاق، والله يعلم إنهم لكاذبون فيما يبدون لك من الأعذار.
Allah Teâlâ, Tebük Gazvesi'nden geri kalmak için Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den izin isteyen bir grup münafığı kınayarak şöyle beyan etti: Eğer sefere çıkışları yakın ve kolay elde edilir bir ganimet için olsaydı muhakkak senin peşinden gelirlerdi. Fakat sıcak bir mevsimde Şam diyarı sınırlarında Rumlarla savaşmaya çağrıldıklarında gevşeklik gösterip geri kaldılar. Sefere çıkmaktan geri kalışlarına mazeret olarak da güç yetiremediklerine dair yemin edeceklerdir; onlar yalan ve nifak ile kendilerini helak etmektedirler. Allah ise onların sana ileri sürdükleri mazeretlerinde kesinlikle yalancı olduklarını bilmektedir.
1394. Metin
عفا الله عنك -أيها النبي- عمَّا وقع منك مِن تَرْك الأولى والأكمل، وهو إذنك للمنافقين في القعود عن الجهاد، لأي سبب أَذِنْتَ لهؤلاء بالتخلف عن الغزوة، حتى يظهر لك الذين صدقوا في اعتذارهم وتعلم الكاذبين منهم في ذلك؟
[Ey Peygamber!] Evla ve en mükemmel olanı terk ederek münafıkların savaşa katılmayıp oturmalarına izin vermenden ötürü Allah seni affetti. Mazeretlerinde doğru söyleyenler sana açıkça belli olmadan ve onlardan yalancı olanları bilmeden önce, bu gazveden geri kalmaları için onlara niçin izin verdin?
1395. Metin
ليس من شأن المؤمنين بالله ورسوله واليوم الآخر أن يستأذنوك -أيها النبي- في التخلف عن الجهاد في سبيل الله بالنفس والمال، وإنما هذا من شأن المنافقين. والله عليم بمن خافه فاتقاه بأداء فرائضه واجتناب نواهيه.
Allah’a, Resulü’ne ve ahiret gününe iman edenlerin şanına, canlarıyla ve mallarıyla Allah yolunda cihad etmekten geri kalmak için senden izin istemek yakışmaz; bu ancak münafıkların tutumudur. Allah, kendisinden korkup farzlarını yerine getirerek ve yasaklarından kaçınarak takva sahibi olanları hakkıyla bilendir.
1396. Metin
إنما يطلب الإذن للتخلف عن الجهاد الذين لا يصدِّقون بالله ولا باليوم الآخر، ولا يعملون صالحًا، وشكَّتْ قلوبهم في صحة ما جئت به -أيها النبي- من الإسلام وشرائعه، فهم في شكهم يتحيَّرون.
Savaştan geri kalmak için izin isteyenler ancak Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, salih amel işlemeyen ve [ey Peygamber!] senin getirdiğin İslam'ın ve şeriatının doğruluğu hususunda kalpleri şüpheye düşmüş olan kimselerdir; onlar şüpheleri içinde bocalayıp dururlar.
1397. Metin
ولو أراد المنافقون الخروج معك -أيها النبي- إلى الجهاد لتأهَّبوا له بالزاد والراحلة، ولكن الله كره خروجهم فثَقُلَ عليهم الخروج قضاء وقدرًا، وإن كان أمرهم به شرعا، وقيل لهم: تخلفوا مع القاعدين من المرضى والضعفاء والنساء والصبيان.
[Ey Peygamber!] Eğer münafıklar seninle birlikte cihada çıkmak isteselerdi, elbette azık ve binek hazırlığı yaparlardı. Fakat Allah onların sefere çıkmalarını hoş görmedi de kaza ve kader bakımından sefere çıkmak onlara ağır geldi; gerçi şer'an onlara bunu emretmişti. Onlara: "Hastalar, zayıflar, kadınlar ve çocuklar gibi oturanlarla birlikte siz de oturun!" denildi.
1398. Metin
لو خرج المنافقون معكم -أيها المؤمنون- للجهاد لنشروا الاضطراب في الصفوف والشر والفساد، ولأسرعوا السير بينكم بالنميمة والبغضاء، يبغون فتنتكم بتثبيطكم عن الجهاد في سبيل الله، وفيكم -أيها المؤمنون- عيون لهم يسمعون أخباركم، وينقلونها إليهم. والله عليم بهؤلاء المنافقين الظالمين، وسيجازيهم على ذلك.
Ey müminler! Şayet münafıklar sizinle birlikte cihada çıksalardı, saflarınız arasında ancak karışıklık, şer ve bozgunculuk yayarlardı; aranıza laf taşıyıp kin tohumları ekerek sizi Allah yolunda cihaddan vazgeçirmek suretiyle fitneye düşürmek için aranızda hızla koşuştururlardı. İçinizde de onların haberlerini dinleyip kendilerine aktaran casusları vardır. Allah bu zalim münafıkları hakkıyla bilendir ve onları bununla cezalandıracaktır.
1399. Metin
لقد ابتغى المنافقون فتنة المؤمنين عن دينهم وصدهم عن سبيل الله من قبل غزوة (تبوك) ، وكشف أمرهم، وصرَّفوا لك -أيها النبي- الأمور في إبطال ما جئت به، كما فعلوا يوم (أحد) ويوم (الخندق) ، ودبَّروا لك الكيد حتى جاء النصر من عند الله، وأعز جنده ونصر دينه، وهم كارهون له.
Andolsun ki münafıklar Tebük Gazvesi'nden önce ve durumları açığa çıkmadan evvel de müminleri dinlerinden çevirmek ve Allah yolundan alıkoymak için fitne peşinde koşmuşlardı. Uhud ve Hendek günlerinde yaptıkları gibi, [ey Peygamber!] senin getirdiğin dini iptal etmek için sana karşı türlü entrikalar çevirmiş ve tuzaklar kurmuşlardı. Nihayet Allah katından zafer geldi; onlar istemese de Allah ordusunu aziz kıldı ve dinini üstün kıldı.
1400. Metin
ومِن هؤلاء المنافقين من يطلب الإذن للقعود عن الجهاد ويقول: لا توقعْني في الابتلاء بما يعرض لي في حالة الخروج من فتنة النساء. لقد سقط هؤلاء المنافقون في فتنة النفاق الكبرى. فإن جهنم لمحيطة بالكافرين بالله واليوم الآخر، فلا يُفْلِت منهم أحد.
Bu münafıklardan öylesi vardır ki cihaddan geri kalmak için izin ister ve: "Savaşa çıkmam durumunda kadınların fitnesiyle karşılaşıp sınanmama sebep olma!" der. Dikkat edin, bu münafıklar nifakın en büyük fitnesine bizzat düşmüşlerdir. Şüphesiz cehennem, Allah'ı ve ahiret gününü inkâr edenleri çepeçevre kuşatacaktır ve onlardan hiçbiri kurtulamayacaktır.
1401. Metin
إن يصبك -أيها النبي- سرور وغنيمة يحزن المنافقون، وإن يلحق بك مكروه من هزيمة أو شدة يقولوا: نحن أصحاب رأي وتدبير قد احتطنا لأنفسنا بتخلفنا عن محمد، وينصرفوا وهم مسرورون بما صنعوا وبما أصابك من السوء.
[Ey Peygamber!] Sana bir sevinç ve ganimet isabet ederse münafıklar üzülür; şayet sana bir hezimet veya darlık gibi hoşlanılmayan bir durum dokunursa: "Biz tedbir ve basiret sahibiyiz, Muhammed'in peşinden gitmeyip geri kalarak tedbirimizi önceden aldık" derler ve yaptıklarından ötürü sevinç içinde, sana isabet eden kötülükten dolayı da memnuniyetle dönüp giderler.
1402. Metin
قل -أيها النبي- لهؤلاء المتخاذلين زجرًا لهم وتوبيخًا: لن يصيبنا إلا ما قدَّره الله علينا وكتبه في اللوح المحفوظ، هو ناصرنا على أعدائنا، وعلى الله، وحده فليعتمد المؤمنون به.
[Ey Peygamber!] Bu geri duranlara onları azarlamak ve kınamak amacıyla de ki: "Bize ancak Allah'ın bizim için takdir ettiği ve Levh-i Mahfuz'da yazdığı şeyler isabet eder. O, düşmanlarımıza karşı bizim yardımcımızdır. Müminler de yalnızca Allah'a tevekkül etsinler."
1403. Metin
قل لهم -أيها النبي-: هل تنتظرون بنا إلا شهادة أو ظفرًا بكم؟ ونحن ننتظر بكم أن يصيبكم الله بعقوبة مِن عنده عاجلة تهلككم أو بأيدينا فنقتلكم، فانتظروا إنا معكم منتظرون ما الله فاعل بكل فريق منا ومنكم.
[Ey Peygamber!] Onlara de ki: "Siz bizim hakkımızda şehitlikten veya size karşı zafer elde etmekten başka bir şey mi bekliyorsunuz? Biz ise Allah'ın kendi katından sizi helak edecek acil bir azapla ya da bizim ellerimizle öldürülerek cezalandırılmanızı bekliyoruz. Öyleyse bekleyin, şüphesiz biz de sizinle beraber Allah'ın iki gruptan her birine ne yapacağını beklemekteyiz."
1404. Metin
قل -أيها النبي- للمنافقين: أنفقوا أموالكم كيف شئتم، وعلى أي حال شئتم طائعين أو كارهين، لن يقبل الله منكم نفقاتكم; لأنكم قوم خارجون عن دين الله وطاعته.
[Ey Peygamber!] Münafıklara de ki: "Mallarınızı ister gönüllü ister gönülsüz, dilediğiniz şekilde ve dilediğiniz her durumda harcayın; Allah harcamalarınızı sizden asla kabul etmeyecektir. Çünkü siz, Allah'ın dininden ve O'na itaatten çıkmış bir topluluksunuz."
1405. Metin
وسبب عدم قَبول نفقاتهم أنهم أضمروا الكفر بالله ﷿ وتكذيب رسوله محمد ﷺ، ولا يأتون الصلاة إلا وهم متثاقلون، ولا ينفقون الأموال إلا وهم كارهون، فهم لا يرجون ثواب هذه الفرائض، ولا يخشون على تركها عقابًا بسبب كفرهم.
Harcamalarının kabul edilmeyişinin sebebi; Allah azze ve celle'yi inkâr etmeyi ve O'nun Resulü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i yalanlamayı içlerinde gizlemiş olmaları, namaza ancak üşenerek gelmeleri ve mallarını da ancak istemeye istemeye infak etmeleridir. Onlar inkârları sebebiyle bu farzların sevabını ummaz ve bunları terk etmenin azabından da korkmazlar.
1406. Metin
فلا تعجبك -أيها النبي- أموال هؤلاء المنافقين ولا أولادهم، إنما يريد الله أن يعذبهم بها في الحياة الدنيا بالتعب في تحصيلها وبالمصائب التي تقع فيها، حيث لا يحتسبون ذلك عند الله، وتخرج أنفسهم، فيموتوا على كفرهم بالله ورسوله.
[Ey Peygamber!] Bu münafıkların malları da evlatları da seni imrendirmesin. Allah bunlarla dünya hayatında malları elde etme meşakkati ve onlara gelen musibetler sebebiyle -onlar bunu Allah katında bir ecir saymadıkları için- kendilerine azap etmeyi ve canlarının Allah'ı ve Resulü'nü inkâr eder halde çıkıp gitmesini murad etmektedir.
1407. Metin
ويحلف هؤلاء المنافقون بالله لكم أيها المؤمنون كذبًا وباطلا إنهم لمنكم، وليسوا منكم، ولكنهم قوم يخافون فيحلفون تَقِيَّة لكم.
Bu münafıklar kesinlikle sizden olduklarına dair yalan yere ve batıl bir şekilde Allah'a yemin ederler; oysa onlar sizden değildir. Fakat onlar korkak bir topluluktur; bu sebeple sizden [gelecek zarardan] sakınmak için takiyye yaparak yemin ederler.
1408. Metin
لو يجد هؤلاء المنافقون مأمنًا وحصنًا يحفظهم، أو كهفًا في جبل يؤويهم، أو نفقًا في الأرض ينجيهم منكم، لانصرفوا إليه وهم يسرعون.
Eğer bu münafıklar kendilerini koruyacak bir sığınak ve kale, barındıracak bir dağ kovuğu yahut sizden kurtaracak yer altında bir tünel bulsalardı, hemen hızla oraya yönelip koşarlardı.
1409. Metin
ومن المنافقين مَن يعيبك في قسمة الصدقات، فإن نالهم نصيب منها رضوا وسكتوا، وإن لم يصبهم حظ منها سخطوا عليك وعابوك.
Münafıklardan öylesi vardır ki sadakaların taksimi konusunda seni ayıplar. Eğer onlara bu sadakalardan bir pay verilirse razı olur ve susarlar; fakat onlara bundan bir pay verilmezse hemen sana öfkelenir ve seni kınarlar.
1410. Metin
ولو أن هؤلاء الذين يعيبونك في قسمة الصدقات رضوا بما قسم الله ورسوله لهم، وقالوا: حسبنا الله، سيؤتينا الله من فضله، ويعطينا رسوله مما آتاه الله، إنا نرغب أن يوسع الله علينا، فيغنينا عن الصدقة وعن صدقات الناس. لو فعلوا ذلك لكان خيرًا لهم وأجدى.
Sadakaların taksiminde seni ayıplayan bu kimseler, eğer Allah'ın ve Resulü'nün kendilerine ayırdığı paya razı olsalardı ve: "Allah bize yeter, Allah bize lütfundan verecektir, Resulü de Allah'ın kendisine verdiğinden bize ihsan edecektir. Biz şüphesiz Allah'ın bize genişlik verip sadakadan ve insanların vereceği sadakalardan bizi müstağni kılmasını arzu ediyoruz" deselerdi; bunu yapsalardı kendileri için elbette daha hayırlı ve daha faydalı olurdu.
1411. Metin
إنما تعطى الزكوات الواجبة للمحتاجين الذين لا يملكون شيئًا، وللمساكين الذين لا يملكون ما يكفيهم ويسد حاجتهم، وللسعاة الذين يجمعونها، وللذين تؤلِّفون قلوبهم بها ممن يُرْجَى إسلامه أو قوة إيمانه أو نفعه للمسلمين، أو تدفعون بها شرَّ أحد عن المسلمين، وتعطى في عتق رقاب الأرقاء والمكاتبين، وتعطى للغارمين لإصلاح ذات البين، ولمن أثقلَتْهم الديون في غير فساد ولا تبذير فأعسروا، وللغزاة في سبيل الله، وللمسافر الذي انقطعت به النفقة، هذه القسمة فريضة فرضها الله وقدَّرها. والله عليم بمصالح عباده، حكيم في تدبيره وشرعه.
Farz olan zekâtlar ancak hiçbir şeyi bulunmayan yoksullara, kendilerine yetecek ve ihtiyaçlarını karşılayacak miktara sahip olmayan miskinlere, zekâtı toplayan memurlara, İslam'a girmesi yahut imanının güçlenmesi veya Müslümanlara fayda sağlaması yahut da herhangi birinin Müslümanlara vereceği zararın engellenmesi umulan ve kalpleri [İslam'a] ısındırılacak olanlara verilir. Ayrıca kölelerin ve mükâteblerin (bedelini ödeyerek hürriyetine kavuşmak isteyen kölelerin) azat edilmesinde, arabuluculuk uğruna borçlananlara ve bozgunculuk ya da israf olmaksızın borç yükü altında kalıp darlığa düşen borçlulara, Allah yolunda savaşan gazilere ve parası tükenip yolda kalmış yolculara verilir. Bu taksim, Allah'ın farz kıldığı ve belirlediği bir hükümdür. Allah kullarının menfaatlerini hakkıyla bilendir, hükmünde ve şeriatında hikmet sahibidir.
1412. Metin
ومن المنافقين قوم يؤذون رسول الله ﷺ بالكلام، ويقولون: إنه يستمع لكل ما يقال له فيصدقه، قل لهم -أيها النبي-: إن محمدًا هو أذن تستمع لكل خير، يؤمن بالله ويصدق المؤمنين فيما يخبرونه، وهو رحمة لمن اتبعه واهتدى بهداه. والذين يؤذون رسول الله محمدًا ﷺ بأي نوع من أنواع الإيذاء، لهم عذاب مؤلم موجع.
Münafıklardan öyle bir grup vardır ki sözleriyle Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i incitir ve: "O, kendisine söylenen her şeyi dinler ve hemen inanır" derler. [Ey Peygamber!] Onlara de ki: "Muhammed, her hayırlı söze kulak veren bir hayır kulağıdır; Allah'a iman eder, müminlerin kendisine verdiği haberleri tasdik eder ve kendisine uyup hidayetine tabi olanlar için bir rahmettir." Resulullah Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i herhangi bir şekilde incitenler için ise can yakıcı, elem verici bir azap vardır.
1413. Metin
يحلف المنافقون الأيمان الكاذبة، ويقدمون الأعذار الملفقة; ليُرضُوا المؤمنين، والله ورسوله أحق وأولى أن يُرضُوهما بالإيمان بهما وطاعتهما، إن كانوا مؤمنين حقًا.
Münafıklar müminleri razı etmek için yalan yeminler eder ve uydurma mazeretler ileri sürerler; oysa gerçekten inanıyorlarsa, iman ve itaat ederek razı edilmeye en layık ve en hak sahibi olan Allah ve Resulü'dür.
1414. Metin
ألم يعلم هؤلاء المنافقون أن مصير الذين يحاربون الله ورسوله نارُ جهنم لهم العذاب الدائم فيها؟ ذلك المصير هو الهوان والذل العظيم، ومن المحاربة أذِيَّة رسول الله ﷺ بسبه والقدح فيه، عياذًا بالله من ذلك.
Bu münafıklar, Allah'a ve Resulü'ne karşı savaş açanların varacağı yerin, içinde ebedî azap çekecekleri cehennem ateşi olduğunu bilmediler mi? İşte bu akıbet, pek büyük bir rezillik ve aşağılanmadır. Sövmek ve kusur bulmak suretiyle Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e eziyet etmek de [Allah'a ve Resulü'ne] karşı savaş açmaktandır; bundan Allah'a sığınırız.
1415. Metin
يخاف المنافقون أن تنزل في شأنهم سورة تخبرهم بما يضمرونه في قلوبهم من الكفر، قل لهم -أيها النبي-: استمروا على ما أنتم عليه من الاستهزاء والسخرية، إن الله مخرج حقيقة ما تحذرون.
Münafıklar, kalplerinde gizledikleri inkârı kendilerine haber verecek bir surenin haklarında inmesinden korkarlar. [Ey Peygamber!] Onlara de ki: "İçinde bulunduğunuz alay ve eğlenceye devam edin! Şüphesiz Allah, çekinip sakındığınız o gerçeği açığa çıkaracaktır."
1416. Metin
ولئن سألتهم -أيها النبي- عما قالوا من القَدْح في حقك وحق أصحابك لَيَقولُنَّ: إنما كنا نتحدث بكلام لا قصد لنا به، قل لهم -أيها النبي-: أبالله ﷿ وآياته ورسوله كنتم تستهزئون؟
[Ey Peygamber!] Senin ve ashabının aleyhinde söyledikleri kusur bulucu sözleri onlara soracak olsan kesinlikle: "Biz sadece ciddi bir maksadımız olmaksızın lafa dalmış konuşuyorduk" diyeceklerdir. [Ey Peygamber!] Onlara de ki: "Siz Allah azze ve celle ile, O'nun ayetleriyle ve Resulü ile mi alay ediyordunuz?"
1417. Metin
لا تعتذروا -معشر المنافقين- فلا جدوى مِن اعتذاركم، قد كفرتم بهذا المقال الذي استهزأتم به، إن نعف عن جماعة منكم طلبت العفو وأخلصت في توبتها، نعذب جماعة أخرى بسبب إجرامهم بهذه المقالة الفاجرة الخاطئة.
Ey münafıklar topluluğu! Mazeret beyan etmeyin; zira özür dilemenizin hiçbir faydası yoktur. Alaya aldığınız bu sözle kesinlikle kâfir oldunuz. İçinizden affedilmek isteyip tövbesinde samimi olan bir grubu bağışlasak bile, bu günahkâr ve batıl sözle suç işledikleri sebebiyle diğer bir grubu azaplandıracağız.
1418. Metin
المنافقون والمنافقات صنف واحد في إعلانهم الإيمان واستبطانهم الكفر، يأمرون بالكفر بالله ومعصية رسوله وينهون عن الإيمان والطاعة، ويمسكون أيديهم عن النفقة في سبيل الله، نسوا الله فلا يذكرونه، فنسيهم من رحمته، فلم يوفقهم إلى خير. إن المنافقين هم الخارجون عن الإيمان بالله ورسوله.
Münafık erkekler ve münafık kadınlar, imanı açıkça gösterip inkârı gizleme hususunda aynı fıtrattadırlar; Allah'ı inkâr etmeyi ve Resulü'ne isyanı emreder, imanı ve itaati menederler; Allah yolunda infak etmekten ellerini sıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular, O'nu anmaz oldular; Allah da onları rahmetinden unuttu ve hiçbir hayra muvaffak kılmadı. Şüphesiz münafıklar, Allah'a ve Resulü'ne imandan çıkanların ta kendileridir.
1419. Metin
وعد الله المنافقين والمنافقات والكفار بأن مصيرهم إلى نار جهنم خالدين فيها أبدًا، هي كافيتهم; عقابًا على كفرهم بالله، وطردهم الله مِن رحمته، ولهم عذاب دائم.
Allah münafık erkeklere, münafık kadınlara ve kâfirlere, içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vadetmiştir; Allah'ı inkâr etmelerinin cezası olarak bu onlara yeter. Allah onları rahmetinden kovmuştur ve onlar için sürekli bir azap vardır.
1420. Metin
إن أفعالكم -معشر المنافقين- من الاستهزاء والكفر كأفعال الأمم السابقة التي كانت على جانب من القوة والمال والأولاد أشد منكم، فاطْمَأنوا إلى الحياة الدنيا، وتَمتَّعوا بما فيها من الحظوظ والملذات، فاستمعتم أيها المنافقون بنصيبكم من الشهوات الفانية كاستمتاع الذين من قبلكم بحظوظهم الفانية، وخضتم بالكذب على الله كخوض تلك الأمم قبلكم، أولئك الموصوفون بهذه الأخلاق هم الذين ذهبت حسناتهم في الدنيا والآخرة، وأولئك هم الخاسرون ببيعهم نعيم الآخرة بحظوظهم من الدنيا.
Ey münafıklar topluluğu! Sizin alay ve küfürden ibaret bu fiilleriniz, sizden daha kuvvetli, mal ve evlat bakımından daha zengin olan önceki ümmetlerin fiilleri gibidir. Onlar dünya hayatına güvendiler ve dünyadaki paylarından ve lezzetlerinden zevk alıp yararlandılar. Ey münafıklar! Siz de sizden öncekilerin fani paylarından yararlandıkları gibi geçici şehvetlerinizden payınızı alarak zevk sürdünüz; sizden önceki o ümmetlerin Allah'a karşı yalan uydurarak batıla daldıkları gibi siz de daldınız. İşte bu vasıflarla nitelenenler, amelleri dünyada da ahirette de boşa çıkanlardır ve ahiretin nimetlerini dünyadaki payları karşılığında satarak asıl hüsrana uğrayanlar da onlardır.
1421. Metin
ألم يأت هؤلاء المنافقين خبرُ الذين مضوا مِن قوم نوح وقبيلة عاد وقبيلة ثمود وقوم إبراهيم وأصحاب (مدين) وقوم لوط عندما جاءهم المرسلون بالوحي وبآيات الله فكذَّبوهم؟ فأنزل الله بهؤلاء جميعًا عذابه; انتقامًا منهم لسوء عملهم، فما كان الله ليظلمهم، ولكن كانوا هم الظالمين لأنفسهم بالتكذيب والمخالفة.
Bu münafıklara, kendilerinden önce gelip geçmiş Nûh kavminin, Âd kabilesinin, Semûd kabilesinin, İbrahim kavminin, Medyen ehlinin ve altüst olan Lût kavminin, elçileri kendilerine vahiy ve Allah'ın ayetleriyle geldiğinde onları yalanlamalarına dair haberler ulaşmadı mı? Bunun üzerine Allah, kötü amellerinin cezası olarak onların hepsinin üzerine azabını indirdi. Allah onlara asla zulmetmedi, lakin onlar yalanlamak ve muhalefet etmek suretiyle bizzat kendilerine zulmediyorlardı.
1422. Metin
والمؤمنون والمؤمنات بالله ورسوله بعضهم أنصار بعض، يأمرون الناس بالإيمان والعمل الصالح، وينهونهم عن الكفر والمعاصي، ويؤدون الصلاة، ويعطون الزكاة، ويطيعون الله ورسوله، وينتهون عما نُهوا عنه، أولئك سيرحمهم الله فينقذهم من عذابه ويدخلهم جنته. إن الله عزيز في ملكه، حكيم في تشريعاته وأحكامه.
Allah'a ve Resulü'ne iman eden mümin erkekler ile mümin kadınlar birbirlerinin dost ve yardımcılarıdır; insanlara imanı ve salih ameli emreder, onları küfürden ve günahlardan menederler; namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resulü'ne itaat ederler ve yasaklandıkları şeylerden sakınırlar. İşte bunlara Allah merhamet edecek, onları azabından kurtaracak ve cennetine koyacaktır. Şüphesiz Allah mülkünde mutlak galiptir, hükümlerinde ve şeriatında hikmet sahibidir.
1423. Metin
وعد الله المؤمنين والمؤمنات بالله ورسوله جنات تجري من تحت قصورها وأشجارها الأنهار ماكثين فيها أبدًا، لا يزول عنهم نعيمها، ومساكن حسنة البناء طيبة القرار في جنات إقامة، ورضوان من الله أكبر وأعظم مما هم فيه من النعيم. ذلك الوعد بثواب الآخرة هو الفلاح العظيم.
Allah, kendisine ve Resulü'ne inanan mümin erkeklere ve mümin kadınlara, saraylarının ve ağaçlarının altından ırmaklar akan, nimetleri kendilerinden asla zeval bulmayacak şekilde içlerinde ebedî kalacakları cennetler, ikamet edilecek adn cennetlerinde güzelce inşa edilmiş, yerleşimi hoş meskenler ve içinde bulundukları nimetten daha büyük ve daha yüce olan bir Allah rızası vadetmiştir. Ahiret sevabına dair bu vaat, pek büyük bir kurtuluştur.
1424. Metin
يا أيها النبي جاهد الكفار بالسيف والمنافقين باللسان والحجة، واشدد على كلا الفريقين، ومقرُّهم جهنم، وبئس المصير مصيرهم.
Ey Peygamber! Kâfirlerle kılıçla, münafıklarla da dille ve delille cihad et ve her iki gruba karşı da sert davran! Onların barınağı cehennemdir ve varış yeri olarak orası ne kötü bir yerdir!
1425. Metin
يحلف المنافقون بالله أنهم ما قالوا شيئًا يسيء إلى الرسول وإلى المسلمين، إنهم لكاذبون; فلقد قالوا كلمة الكفر وارتدوا بها عن الإسلام وحاولوا الإضرار برسول الله محمد ﷺ، فلم يمكنهم الله من ذلك، وما وجد المنافقون شيئًا يعيبونه، وينتقدونه، إلا أن الله -تعالى- تفضل عليهم، فأغناهم بما فتح على نبيه ﷺ من الخير والبركة، فإن يرجع هؤلاء الكفار إلى الإيمان والتوبة فهو خير لهم، وإن يعرضوا، أو يستمروا على حالهم، يعذبهم الله العذاب الموجع في الدنيا على أيدي المؤمنين، وفي الآخرة بنار جهنم، وليس لهم منقذ ينقذهم ولا ناصر يدفع عنهم سوء العذاب.
Münafıklar Resul'ü ve Müslümanları incitecek hiçbir şey söylemediklerine dair Allah'a yemin ederler. Şüphesiz onlar yalancıdırlar; andolsun ki küfür sözünü söylemişler, bununla İslam'dan irtidat etmişler ve Resulullah Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e zarar vermeye kalkışmışlardır; fakat Allah onlara buna imkân vermemiştir. Münafıklar, Yüce Allah'ın lütfedip Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem'e bahşettiği hayır ve bereket fetihleriyle kendilerini zenginleştirmesinden başka ayıplayıp kusur bulacak hiçbir şey bulamamışlardır. Eğer bu kâfirler imana ve tövbeye dönerlerse bu kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirir veya durumlarında ısrar ederlerse Allah onlara dünyada müminlerin eliyle, ahirette ise cehennem ateşiyle elem verici bir azap tattırır. Onlar için [bu azaptan] kurtaracak bir kurtarıcı da kötü azabı kendilerinden defedecek bir yardımcı da yoktur.
1426. Metin
ومن فقراء المنافقين مَن يقطع العهد على نفسه: لئن أعطاه الله المال ليصدَّقنَّ منه، وليعمَلنَّ ما يعمل الصالحون في أموالهم، وليسيرَنَّ في طريق الصلاح.
Münafıkların fakirlerinden öylesi vardır ki: "Şayet Allah kendisine mal verirse mutlaka bundan sadaka vereceğine, salihlerin mallarında yaptığı gibi amel edeceğine ve kesinlikle salah yolunda yürüyeceğine" dair kendi nefsine söz verir.
1427. Metin
فلما أعطاهم الله من فضله بخلوا بإعطاء الصدقة وبإنفاق المال في الخير، وتولَّوا وهم معرضون عن الإسلام.
Allah onlara lütfundan verince sadaka vermekten ve malı hayır yolunda harcamaktan yana cimrilik ettiler ve İslam'dan yüz çevirerek dönüp gittiler.
1428. Metin
فكان جزاء صنيعهم وعاقبتهم أَنْ زادهم نفاقًا على نفاقهم، لا يستطيعون التخلص منه إلى يوم الحساب; وذلك بسبب إخلافهم الوعد الذي قطعوه على أنفسهم، وبسبب نفاقهم وكذبهم.
Yaptıklarının cezası ve varacakları akıbet, kendi nefislerine verdikleri sözden dönmeleri, nifakları ve yalanları sebebiyle hesap gününe kadar kurtulamayacakları şekilde Allah'ın onların nifakına nifak katması oldu.
1429. Metin
ألم يعلم هؤلاء المنافقون أن الله يعلم ما يخفونه في أنفسهم وما يتحدثون به في مجالسهم من الكيد والمكر، وأن الله علام الغيوب؟ فسيجازيهم على أعمالهم التي أحصاها عليهم.
Bu münafıklar, içlerinde gizledikleri şeyleri, meclislerinde hile ve tuzak olarak konuştukları şeyleri Allah'ın bildiğini ve Allah'ın gaybları hakkıyla bilen olduğunu öğrenmediler mi? Şüphesiz Allah, haklarında tek tek sayıp kaydettiği amellerinin karşılığını kendilerine verecektir.
1430. Metin
ومع بخل المنافقين لا يَسْلَم المتصدقون من أذاهم; فإذا تصدق الأغنياء بالمال الكثير عابوهم واتهموهم بالرياء، وإذا تصدق الفقراء بما في طاقتهم استهزؤوا بهم، وقالوا سخرية منهم: ماذا تجدي صدقتهم هذه؟ سخر الله من هؤلاء المنافقين، ولهم عذاب مؤلم موجع.
Münafıkların cimrilikleriyle beraber, sadaka verenler de onların eziyetinden kurtulamaz. Zenginler çok mal ile sadaka verdiğinde onları ayıplar ve riyakârlıkla suçlarlar; fakirler güçlerinin yettiği kadarıyla sadaka verdiğinde ise onlarla alay eder ve onları küçümseyerek: "Bu sadakaları neye yarar ki?" derler. Allah bu münafıkları alay konusu kılmıştır ve onlar için can yakıcı, elem verici bir azap vardır.
1431. Metin
استغفر -أيها الرسول- للمنافقين أو لا تستغفر لهم، فلن يغفر الله لهم، مهما كثر استغفارك لهم وتكرر; لأنهم كفروا بالله ورسوله. والله ﷾ لا يوفق للهدى الخارجين عن طاعته.
[Ey Resul!] Münafıklar için ister mağfiret dile, ister mağfiret dileme; onlar için ne kadar çok ve art arda mağfiret dilersen dile, Allah onları asla bağışlamayacaktır. Çünkü onlar Allah'ı ve Resulü'nü inkâr etmişlerdir. Allah azze ve celle, Kendi itaatinden çıkanları asla doğru yola ulaştırmaz.
1432. Metin
فرح المخلفون الذين تخلفوا عن رسول الله ﷺ بقعودهم في (المدينة) مخالفين لرسول الله ﷺ، وكرهوا أن يجاهدوا معه بأموالهم وأنفسهم في سبيل الله، وقال بعضهم لبعض: لا تنفروا في الحرِّ، وكانت غزوة (تبوك) في وقت شدة الحرِّ. قل لهم -أيها الرسول-: نار جهنم أشد حرًا، لو كانوا يعلمون ذلك.
Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ardından sefere katılmayıp geri kalanlar, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e muhalefet ederek Medine'de oturup kalmalarına sevindiler; mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad etmeyi hoş görmediler ve birbirlerine: "Bu sıcakta sefere çıkmayın!" dediler. Tebük Gazvesi ise şiddetli sıcak günlerdeydi. [Ey Resul!] Onlara de ki: "Şayet bilselerdi cehennem ateşi sıcaklık bakımından çok daha şiddetlidir."
1433. Metin
فليضحك هؤلاء المنافقون الذين تخلفوا عن رسول الله في غزوة (تبوك) قليلا في حياتهم الدنيا الفانية، وليبكوا كثيرًا في نار جهنم; جزاءً بما كانوا يكسبون في الدنيا من النفاق والكفر.
Tebük Gazvesi'nde Resulullah'tan geri kalan bu münafıklar, dünyada işledikleri nifak ve küfrün cezası olarak fani dünya hayatlarında az gülsünler, cehennem ateşinde ise çok ağlasınlar!
1434. Metin
فإنْ رَدَّك الله -أيها الرسول- مِن غزوتك إلى جماعة من المنافقين الثابتين على النفاق، فاستأذنوك للخروج معك إلى غزوة أخرى بعد غزوة (تبوك) فقل لهم: لن تخرجوا معي أبدًا في غزوة من الغزوات، ولن تقاتلوا معي عدوًا من الأعداء; إنكم رضيتم بالقعود أول مرة، فاقعدوا مع الذين تخلفوا عن الجهاد مع رسول الله ﷺ.
[Ey Resul!] Eğer Allah seni gazvenden nifak üzere sabit kalan münafıklardan bir topluluğun yanına döndürür de onlar Tebük Gazvesi'nden sonra seninle beraber başka bir gazveye çıkmak için senden izin isterlerse onlara de ki: "Benimle beraber hiçbir gazveye asla çıkmayacaksınız ve benimle beraber hiçbir düşmana karşı asla savaşmayacaksınız. Çünkü siz ilk defasında oturup kalmaya razı oldunuz; öyleyse Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile cihaddan geri kalanlarla beraber siz de oturun!"
1435. Metin
ولا تصلِّ -أيها الرسول- أبدًا على أحد مات من المنافقين، ولا تقم على قبره لتدعو له; لأنهم كفروا بالله تعالى وبرسوله ﷺ وماتوا وهم فاسقون. وهذا حكم عام في كل من عُلِمَ نفاقه.
[Ey Resul!] Münafıklardan ölen hiçbir kimsenin cenaze namazını asla kılma ve ona dua etmek için kabri başında durma! Çünkü onlar Yüce Allah'ı ve Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem'i inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler. Bu hüküm, nifakı bilinen herkes hakkında geçerli genel bir hükümdür.
1436. Metin
ولا تعجبك -أيها الرسول- أموال هؤلاء المنافقين وأولادهم، إنما يريد الله أن يعذبهم بها في الدنيا بمكابدتهم الشدائد في شأنها، وبموتهم على كفرهم بالله ورسوله.
[Ey Resul!] Bu münafıkların malları ve evlatları seni imrendirmesin. Allah bunlarla, o mallar uğruna zorluklara göğüs germeleri ve Allah'ı ve Resulü'nü inkâr eder halde ölmeleri sebebiyle dünyada kendilerine azap etmeyi murad etmektedir.
1437. Metin
وإذا أنزلت سورة على محمد صلى الله عليه ولم تأمر بالإيمان بالله والإخلاص له والجهاد مع رسول الله، طلب الإذن منك -أيها الرسول- أولو اليسار من المنافقين، وقالوا: اتركنا مع القاعدين العاجزين عن الخروج.
Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e Allah'a imanı, O'na ihlasla bağlanmayı ve Resulü ile beraber cihad etmeyi emreden bir sure indirildiği zaman, [ey Resul!] münafıkların servet sahipleri senden izin isteyerek: "Bizi bırak, sefere çıkmaktan aciz olan ve oturanlarla beraber kalalım" dediler.
1438. Metin
رضي هؤلاء المنافقون لأنفسهم بالعار، وهو أن يقعدوا في البيوت مع النساء والصبيان وأصحاب الأعذار، وختم الله على قلوبهم; بسبب نفاقهم وتخلفهم عن الجهاد والخروج مع رسول الله ﷺ في سبيل الله، فهم لا يفقهون ما فيه صلاحهم ورشادهم.
Bu münafıklar kadınlar, çocuklar ve mazeret sahipleriyle birlikte evlerde oturup kalmak suretiyle kendileri için bu utanca razı oldular. Nifakları, cihaddan ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber Allah yolunda sefere çıkmaktan geri kalmaları sebebiyle Allah onların kalplerini mühürledi; artık onlar kendileri için neyin hayırlı ve doğru olduğunu idrak edemezler.
1439. Metin
إنْ تخلَّف هؤلاء المنافقون عن الغزو، فقد جاهد رسول الله ﷺ والمؤمنون معه بأموالهم وأنفسهم، وأولئك لهم النصر والغنيمة في الدنيا، والجنة والكرامة في الآخرة، وأولئك هم الفائزون.
Bu münafıklar savaştan geri kalsalar da Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve onunla beraber olan müminler mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte dünyada zafer ve ganimet, ahirette ise cennet ve ikram onlaradır ve asıl kurtuluşa erenler de onlardır.
1440. Metin
أعدَّ الله لهم يوم القيامة جنات تجري مِن تحت قصورها وأشجارها الأنهار ماكثين فيها أبدًا. وذلك هو الفلاح العظيم.
Allah kıyamet gününde onlar için, saraylarının ve ağaçlarının altından ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.
1441. Metin
وجاء جماعة من أحياء العرب حول (المدينة) يعتذرون إلى رسول الله ﷺ، ويبينون له ما هم فيه من الضعف وعدم القدرة على الخروج للغزو، وقعد قوم بغير عذر أظهروه جرأة على رسول الله ﷺ. سيصيب الذين كفروا من هؤلاء عذاب أليم في الدنيا بالقتل وغيره، وفي الآخرة بالنار.
Medine çevresindeki Arap kabilelerinden bir grup, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelerek mazeret beyan ettiler ve içinde bulundukları zaafı ve savaşa çıkmaya güç yetiremediklerini açıkladılar. Bir grup ise Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşı cüret göstererek hiçbir mazeret ileri sürmeksizin oturup kaldı. Bunlardan inkâr edenlere dünyada öldürülme ve benzeri şeylerle, ahirette ise ateşle can yakıcı bir azap isabet edecektir.
1442. Metin
ليس على أهل الأعذار مِن الضعفاء والمرضى والفقراء الذين لا يملكون من المال ما يتجهزون به للخروج إثم في القعود إذا أخلصوا لله ورسوله، وعملوا بشرعه، ما على مَن أحسن ممن منعه العذر عن الجهاد مع رسول الله ﷺ، وهو ناصح لله ولرسوله من طريق يعاقب مِن قِبَلِه ويؤاخذ عليه. والله غفور للمحسنين، رحيم بهم.
Güçsüzler, hastalar ve sefere hazırlanacak malı bulunmayan fakirler gibi mazeret sahipleri; Allah'a ve Resulü'ne karşı samimi oldukları ve O'nun şeriatıyla amel ettikleri takdirde oturup kalmalarında bir günah yoktur. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile cihada katılmaktan mazereti sebebiyle alıkonulan ve Allah'a ve Resulü'ne karşı samimi olan iyilik sahiplerini cezalandıracak ve sorgulayacak hiçbir yol yoktur. Allah iyilik edenleri bağışlayandır, onlara çok merhamet edendir.
1443. Metin
وكذلك لا إثم على الذين إذا ما جاؤوك يطلبون أن تعينهم بحملهم إلى الجهاد قلت لهم: لا أجد ما أحملكم عليه من الدوابِّ، فانصرفوا عنك، وقد فاضت أعينهم دَمعًا أسفًا على ما فاتهم من شرف الجهاد وثوابه; لأنهم لم يجدوا ما ينفقون، وما يحملهم لو خرجوا للجهاد في سبيل الله.
Aynı şekilde sana gelip kendilerini cihada taşıyacak bir binek vermeni istediklerinde: "Sizi üzerine bindirecek bir binek hayvanı bulamıyorum" dediğin ve Allah yolunda cihada çıktıkları takdirde harcayacak ve kendilerini taşıyacak bir şey bulamadıkları için cihad şerefinden ve sevabından mahrum kalmalarına üzülerek gözlerinden yaşlar döküle döküle yanından ayrılan kimselere de hiçbir günah yoktur.
1444. Metin
إنما الإثم واللوم على الأغنياء الذين جاءوك -أيها الرسول- يطلبون الإذن بالتخلف، وهم المنافقون الأغنياء اختاروا لأنفسهم القعود مع النساء وأهل الأعذار، وختم الله على قلوبهم بالنفاق، فلا يدخلها إيمان، فهم لا يعلمون سوء عاقبتهم بتخلفهم عنك وتركهم الجهاد معك.
[Ey Resul!] Günah ve kınama ancak senden geri kalmak için izin isteyen zenginlerin üzerinedir. Bu zengin münafıklar kadınlarla ve mazeret sahipleriyle oturup kalmayı kendilerine reva gördüler. Allah da nifakları sebebiyle onların kalplerini mühürledi; artık kalplerine iman girmez. Bu yüzden onlar senden geri kalmaları ve seninle cihadı terk etmeleri sebebiyle başlarına gelecek kötü akıbeti bilmezler.
1445. Metin
يعتذر إليكم -أيها المؤمنون- هؤلاء المتخلفون عن جهاد المشركين بالأكاذيب عندما تعودون مِن جهادكم من غزوة (تبوك) ، قل لهم -أيها الرسول-: لا تعتذروا لن نصدقكم فيما تقولون، قد نبأنا الله من أمركم ما حقق لدينا كذبكم، وسيرى الله عملكم ورسوله، إن كنتم تتوبون من نفاقكم، أو تقيمون عليه، وسيُظهر للناس أعمالكم في الدنيا، ثم ترجعون بعد مماتكم إلى الذي لا تخفى عليه بواطن أموركم وظواهرها، فيخبركم بأعمالكم كلها، ويجازيكم عليها.
Ey müminler! Müşriklerle cihadınız olan Tebük Gazvesi'nden döndüğünüzde, cihaddan geri kalan bu kimseler yalanlarla size mazeret beyan edeceklerdir. [Ey Resul!] Onlara de ki: "Mazeret ileri sürmeyin; söylediklerinize asla inanmayacağız. Allah durumunuza dair bize haber vermiş ve yalanınızı bize kesin olarak bildirmiştir. Allah da Resulü de amelinizin nifakınızdan tövbe mi edeceğinizi yoksa onda ısrar mı edeceğinizi görecektir; dünyada da amellerinizi insanlara aşikâr kılacaktır. Sonra ölümünüzün ardından gizli ve açık hiçbir işiniz kendisine saklı kalmayan Allah'a döndürüleceksiniz; O da bütün amellerinizi size haber verecek ve bunlarla sizi cezalandıracaktır."
1446. Metin
سيحلف لكم المنافقون بالله -كاذبين معتذرين- إذا رجعتم إليهم من الغزو; لتتركوهم دون مساءلة، فاجتنبوهم وأعرضوا عنهم احتقارًا لهم، إنهم خبثاء البواطن، ومكانهم الذي يأوون إليه في الآخرة نار جهنم; جزاء بما كانوا يكسبون من الآثام والخطايا.
Gazveden onların yanına döndüğünüzde, kendilerini hesaba çekmeden bırakasınız diye münafıklar mazeret ileri sürerek yalan yere Allah'a yemin edeceklerdir. Onları hor ve hakir görerek kendilerinden uzak durun ve yüz çevirin! Zira onlar iç dünyaları pis kimselerdir. İşledikleri günah ve hataların cezası olarak ahirette sığınacakları yer ise cehennem ateşidir.
1447. Metin
يحلف لكم -أيها المؤمنون- هؤلاء المنافقون كذبًا; لتَرضَوا عنهم، فإن رضيتم عنهم -لأنكم لا تعلمون كذبهم- فإن الله لا يرضى عن هؤلاء ولا غيرهم ممن استمروا على الفسوق والخروج عن طاعة الله ورسوله.
Ey müminler! Bu münafıklar kendilerinden razı olasınız diye size yalan yere yemin ederler. Şayet -yalanlarını bilmediğiniz için- siz onlardan razı olsanız bile, Allah ne bunlardan ne de fasıklıkta ve Allah'a ve Resulü'ne itaatten çıkmakta ısrar eden başkalarından asla razı olmaz.
1448. Metin
الأعراب سكان البادية أشد كفرًا ونفاقًا من أهل الحاضرة، وذلك لجفائهم وقسوة قلوبهم وبُعدهم عن العلم والعلماء، ومجالس الوعظ والذكر، فهم لذلك أحق بأن لا يعلموا حدود الدين، وما أنزل الله من الشرائع والأحكام. والله عليم بحال هؤلاء جميعًا، حكيم في تدبيره لأمور عباده.
Çöl halkı olan bedeviler, kabalıkları, katı kalplilikleri, ilimden, âlimlerden, vaaz ve zikir meclislerinden uzak kalmaları sebebiyle şehir halkına göre küfür ve nifak bakımından daha şiddetlidirler. Bu sebeple onlar dinin sınırlarını, Allah'ın indirdiği şeriatları ve hükümleri bilmemeye daha müstahaktırlar. Allah bütün bunların halini hakkıyla bilendir, kullarının işlerini tedbir ve idare etmesinde hikmet sahibidir.
1449. Metin
ومن الأعراب مَن يحتسب ما ينفق في سبيل الله غرامة وخسارة لا يرجو له ثوابًا، ولا يدفع عن نفسه عقابًا، وينتظر بكم الحوادث والآفات، ولكن السوء دائر عليهم لا بالمسلمين. والله سميع لما يقولون عليم بنياتهم الفاسدة.
Bedevilerden öylesi vardır ki Allah yolunda harcadığını karşılığında bir sevap ummadığı ve kendisinden bir azabı savmadığı için angarya ve zarar sayar; başınıza felaketlerin ve belaların gelmesini gözetler. Oysa kötü musibetler Müslümanların değil, onların başına dönecektir. Allah onların söylediklerini hakkıyla işitendir, bozuk niyetlerini çok iyi bilendir.