Yûnus

Alimler Heyeti · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

1483. Metin

(الر) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.

(Elif-Lâm-Râ) Hurûf-ı mukattaaya dair açıklama Bakara Suresi'nin başında geçmişti.

1484. Metin

هذه آيات الكتاب المحكم الذي أحكمه الله وبيَّنه لعباده.

Bunlar, Allah'ın muhkem kıldığı ve kullarına açıkladığı hikmet dolu Kitab'ın ayetleridir.

1485. Metin

أكان أمرًا عجبًا للناس إنزالنا الوحي بالقرآن على رجل منهم ينذرهم عقاب الله، ويبشِّر الذين آمنوا بالله ورسله أن لهم أجرًا حسنًا بما قدَّموا من صالح الأعمال؟ فلما أتاهم رسول الله ﷺ بوحي الله وتلاه عليهم، قال المنكرون: إنَّ محمدًا ساحر، وما جاء به سحر ظاهر البطلان.

İçlerinden bir adama, insanları Allah'ın azabıyla uyarması ve Allah'a ve elçilerine iman edenlere, yaptıkları salih ameller karşılığında güzel bir mükafata ereceklerini müjdelemesi için Kur'an ile vahiy indirmemiz insanlara şaşılacak bir şey mi geldi? Allah'ın Elçisi sallallâhu aleyhi ve sellem onlara Allah'ın vahyiyle gelip onu kendilerine okuyunca, inkâr edenler: “Şüphesiz Muhammed bir büyücüdür ve getirdiği şey de apaçık bir büyüdür!” dediler.

1486. Metin

إن ربكم الله الذي أوجد السموات والأرض في ستة أيام، ثم استوى -أي علا وارتفع- على العرش استواء يليق بجلاله وعظمته، يدبر أمور خلقه، لا يضادُّه في قضائه أحد، ولا يشفع عنده شافع يوم القيامة إلا من بعد أن يأذن له بالشفاعة، فاعبدوا الله ربكم المتصف بهذه الصفات، وأخلصوا له العبادة. أفلا تتعظون وتعتبرون بهذه الآيات والحجج؟

Şüphesiz Rabbiniz; gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra celal ve azametine layık bir şekilde Arş'a istiva eden (yani yücelip yükselen), yarattıklarının işlerini çekip çeviren Allah'tır. O'nun hükmüne kimse karşı koyamaz ve kıyamet günü O'nun katında, O'nun izin vermesinden sonra olması müstesna, hiçbir şefaatçi şefaat edemez. İşte bu niteliklere sahip olan Rabbiniz Allah'a kulluk edin ve ibadeti yalnız O'na has kılın. Bu ayetlerden ve delillerden öğüt alıp ibret çıkarmaz mısınız?

1487. Metin

إلى ربكم معادكم يوم القيامة جميعًا، وهذا وعد الله الحق، هو الذي يبدأ إيجاد الخلق ثم يعيده بعد الموت، فيوجده حيًا كهيئته الأولى، ليجزي مَن صَدَّق الله ورسوله، وعمل الأعمال الحسنة أحسن الجزاء بالعدل. والذين جحدوا وحدانية الله ورسالة رسوله لهم شراب من ماء شديد الحرارة يشوي الوجوه ويقطِّع الأمعاء، ولهم عذاب موجع بسبب كفرهم وضلالهم.

Kıyamet günü hepinizin dönüşü Rabbinizedir; bu, Allah'ın hak olan vaadidir. O, yaratmayı ilk defa başlatan, sonra da Allah'ı ve Elçisini tasdik edip güzel ameller işleyenleri adaletle en güzel şekilde mükafatlandırmak için öldükten sonra [onları] yeniden dirilterek ilk hallerindeki gibi canlı kılan zattır. Allah'ın birliğini ve Elçisinin risaletini inkâr edenlere gelince; küfürleri ve sapıklıkları sebebiyle onlar için yüzleri kavuran ve bağırsakları parçalayan kaynar sudan bir içecek ve can yakıcı bir azap vardır.

1488. Metin

الله هو الذي جعل الشمس ضياء، وجعل القمر نورًا، وقدَّر القمر منازل، فبالشمس تعرف الأيام، وبالقمر تعرف الشهور والأعوام، ما خلق الله تعالى الشمس والقمر إلا لحكمة عظيمة، ودلالة على كمال قدرة الله وعلمه، يبيِّن الحجج والأدلة لقوم يعلمون الحكمة في إبداع الخلق.

Güneşi bir aydınlık, ayı bir nur kılan ve aya konaklar takdir eden Allah'tır. Böylece güneş ile günler, ay ile de aylar ve yıllar bilinir. Yüce Allah güneşi ve ayı ancak büyük bir hikmetle ve Allah'ın kudret ve ilminin mükemmelliğine bir delil olsun diye yaratmıştır. O, yaratılıştaki hikmeti kavrayan bir topluluk için hüccetleri ve delilleri açıklar.

1489. Metin

إن في تعاقب الليل والنهار وما خلق الله في السموات والأرض من عجائب الخلق وما فيهما من إبداع ونظام، لأدلة وحججًا واضحة لقوم يخشون عقاب الله وسخطه وعذابه.

Şüphesiz gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı yaratılış harikalarında, onlardaki eşsiz sanat ve nizamda, Allah'ın azabından, gazabından ve cezasından korkan bir topluluk için elbette açık deliller ve hüccetler vardır.

1490. Metin

إن الذين لا يطمعون في لقائنا في الآخرة للحساب، وما يتلوه من الجزاء على الأعمال لإنكارهم البعث، ورضوا بالحياة الدنيا عوضًا عن الآخرة، وركنوا إليها، والذين هم عن آياتنا الكونية والشرعية ساهون.

Öldükten sonra dirilmeyi inkâr ettikleri için ahirette hesaplaşmak ve ardından amellerin karşılığını görmek üzere huzurumuza çıkmayı ummayanlar, ahiretin yerine dünya hayatına razı olup ona bel bağlayanlar ve kevnî ile şer'î ayetlerimizden gaflet içinde olanlar var ya;

1491. Metin

أولئك مقرُّهم نار جهنم في الآخرة; جزاء بما كانوا يكسبون في دنياهم من الآثام والخطايا.

İşte dünyalarında kazandıkları günahlar ve kötülükler sebebiyle ahirette onların barınağı cehennem ateşidir.

1492. Metin

إن الذين آمنوا بالله ورسوله وعملوا الصالحات يدلهم ربهم إلى طريق الجنة ويوفقهم إلى العمل الموصل إليه؛ بسبب إيمانهم، ثم يثيبهم بدخول الجنة وإحلال رضوانه عليهم، تجري من تحتهم الأنهار في جنات النعيم.

Şüphesiz Allah'a ve Elçisine iman edip salih ameller işleyenleri, imanları sebebiyle Rableri cennetin yoluna iletir ve kendilerini oraya ulaştıracak amele muvaffak kılar; sonra da onları cennete koyarak ve üzerlerine rızasını indirerek mükafatlandırır. Naim cennetlerinde altlarından ırmaklar akar.

1493. Metin

دعاؤهم في الجنة التسبيح (سبحانك اللهم) ، وتحية الله وملائكته لهم، وتحية بعضهم بعضًا في الجنة (سلام) ، وآخر دعائهم قولهم: «الحمد لله رب العالمين» أي: الشكر والثناء لله خالق المخلوقات ومربِّيها بنعمه.

Onların cennetteki duaları tesbih (Subhâneke Allâhumme - Seni tenzih ederiz Allah'ım), Allah'ın ve meleklerinin onlara ve onların da birbirlerine cennetteki selamı (Selâm)dır. Dualarının sonu ise «Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn» (Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun), yani mahlukatı yaratan ve onları nimetleriyle terbiye eden Allah'a şükür ve övgüdür.

1494. Metin

ولو يعجِّل الله للناس إجابة دعائهم في الشر كاستعجاله لهم في الخير بالإجابة لهلكوا، فنترك الذين لا يخافون عقابنا، ولا يوقنون بالبعث والنشور في تمرُّدهم وعتوِّهم، يترددون حائرين.

Eğer Allah, insanlara hayır dualarını hemen kabul ettiği gibi şer dualarını da çarçabuk kabul etseydi, helak olup giderlerdi. Biz de azabımızdan korkmayan ve yeniden dirilip toplanmaya inanmayanları azgınlıkları ve taşkınlıkları içinde şaşkınca bocalasınlar diye bırakırız.

1495. Metin

وإذا أصاب الإنسانَ الشدةُ استغاث بنا في كشف ذلك عنه مضطجعًا لجنبه أو قاعدًا أو قائمًا، على حسب الحال التي يكون بها عند نزول ذلك الضرِّ به. فلما كشفنا عنه الشدة التي أصابته استمرَّ على طريقته الأولى قبل أن يصيبه الضر، ونسي ما كان فيه من الشدة والبلاء، وترك الشكر لربه الذي فرَّج عنه ما كان قد نزل به من البلاء، كما زُيِّن لهذا الإنسان استمراره على جحوده وعناده بعد كشف الله عنه ما كان فيه من الضر، زُيِّن للذين أسرفوا في الكذب على الله وعلى أنبيائه ما كانوا يعملون من معاصي الله والشرك به.

İnsana bir darlık dokunduğu zaman, o darlığın kendisine indiği andaki haline göre yan yatarken, otururken veya ayaktayken onun kendisinden giderilmesi için Bize yalvarır. Kendisine dokunan darlığı ondan giderdiğimizde ise sanki başına hiç darlık gelmemiş gibi eski yoluna devam eder, içinde bulunduğu darlık ve belayı unutur ve üzerindeki belayı kaldıran Rabbine şükretmeyi terk eder. Bu insana, Allah üzerindeki zararı kaldırdıktan sonra inkâr ve inadında direnmesi süslü gösterildiği gibi, Allah'a ve peygamberlerine iftira atmakta haddi aşanlara da Allah'a isyan ve O'na şirk koşma türünden yaptıkları ameller öylece süslü gösterilmiştir.

1496. Metin

ولقد أهلكنا الأمم التي كذَّبت رسل الله من قبلكم -أيها المشركون بربهم- لمَّا أشركوا، وجاءتهم رسلهم من عند الله بالمعجزات الواضحات والحجج التي تبين صدق مَن جاء بها، فلم تكن هذه الأمم التي أهلكناها لتصدق رسلها وتنقاد لها، فاستحقوا الهلاك، ومثل ذلك الإهلاك نجزي كل مجرم متجاوز حدود الله.

Andolsun ki sizden önceki, Rablerine şirk koşan ve Allah'ın elçilerini yalanlayan toplumları, şirk koştuklarında helak ettik. Oysa elçileri onlara Allah katından apaçık mucizeler ve getirenin doğruluğunu ortaya koyan hüccetlerle gelmişlerdi. Helak ettiğimiz bu ümmetler, elçilerini tasdik edip onlara boyun eğecek değillerdi; bu yüzden helaki hak ettiler. İşte Biz, Allah'ın sınırlarını aşan her suçlu toplumu böyle cezalandırırız.

1497. Metin

ثم جعلناكم -أيها الناس- خَلَفًا في الأرض من بعد القرون المُهْلَكة، لننظر كيف تعملون: أخيرًا أم شرًا، فنجازيكم بذلك حسب عملكم.

Sonra, o helak edilen nesillerin ardından, nasıl davranacağınızı -hayır mı yoksa şer mi işleyeceğinizi- görmek ve sizi amelinize göre cezalandırmak/mükafatlandırmak için yeryüzünde sizi onların yerine halefler kıldık.

1498. Metin

وإذا تتلى على المشركين آيات الله التي أنزلناها إليك -أيها الرسول- واضحات، قال الذين لا يخافون الحساب، ولا يرجون الثواب، ولا يؤمنون بيوم البعث والنشور: ائت بقرآن غير هذا، أو بدِّل هذا القرآن: بأن تجعل الحلال حرامًا، والحرام حلالا والوعد وعيدًا، والوعيد وعدًا، وأن تُسْقط ما فيه مِن عيب آلهتنا وتسفيه أحلامنا، قل لهم -أيها الرسول-: إن ذلك ليس إليَّ، وإنما أتبع في كل ما آمركم به وأنهاكم عنه ما ينزله عليَّ ربي ويأمرني به، إني أخشى من الله -إن خالفت أمره- عذاب يوم عظيم وهو يوم القيامة.

Müşriklere, sana indirdiğimiz apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman; hesaptan korkmayan, mükafat ummayan ve öldükten sonra dirilip toplanmaya inanmayanlar: “Bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir; helali haram, haramı helal, vaadi tehdit, tehdidi vaat yap ve içindeki ilahlarımızı yerme ile akıllarımızı akılsızlık sayma kısımlarını çıkar!” dediler. [Ey Resul], onlara de ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak Rabbimin bana indirdiğine ve bana emrettiğine uyarım, size emrettiğim ve yasakladığım her şeyde [O'na tabiyim]. Şüphesiz ben, Rabbimin emrine karşı gelirsem büyük bir günün -ki o kıyamet günüdür- azabından korkarım.”

1499. Metin

قل لهم -أيها الرسول-: لو شاء الله ما تلوت هذا القرآن عليكم، ولا أعلمكم الله به، فاعلموا أنه الحق من الله، فإنكم تعلمون أنني مكثت فيكم زمنًا طويلا من قبل أن يوحيه إليَّ ربي، ومن قبل أن أتلوه عليكم، أفلا تستعملون عقولكم بالتدبر والتفكر؟

[Ey Resul], onlara de ki: “Eğer Allah dileseydi bu Kur'an'ı size okumazdım ve Allah da onu size bildirmezdi. Bilin ki o, Allah katından gelen haktır. Çünkü biliyorsunuz ki Rabbim onu bana vahyetmeden ve ben onu size okumadan önce aranızda uzun bir ömür geçirdim. Düşünüp taşınarak aklınızı kullanmaz mısınız?”

1500. Metin

لا أحد أشد ظلمًا ممن اختلق على الله الكذب أو كذَّب بآياته إنه لا ينجح مَن كذَّب أنبياء الله ورسله، ولا ينالون الفلاح.

Allah'a karşı yalan uydurandan veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz Allah'ın nebilerini ve elçilerini yalanlayanlar kurtuluşa eremez ve başarıya ulaşamazlar.

1501. Metin

ويعبد هؤلاء المشركون من دون الله ما لا يضرهم شيئًا، ولا ينفعهم في الدنيا والآخرة، ويقولون: إنما نعبدهم ليشفعوا لنا عند الله، قل لهم -أيها الرسول-: أتخبرون الله تعالى بشيء لا يعلمه مِن أمر هؤلاء الشفعاء في السموات أو في الأرض؟ فإنه لو كان فيهما شفعاء يشفعون لكم عنده لكان أعلم بهم منكم، فالله تعالى منزَّه عما يفعله هؤلاء المشركون من إشراكهم في عبادته ما لا يضر ولا ينفع.

Bu müşrikler, Allah'ı bırakıp kendilerine hiçbir zarar veremeyen, dünyada da ahirette de fayda sağlayamayan şeylere tapıyor ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” diyorlar. [Ey Resul], onlara de ki: “Siz Allah Teâlâ'ya göklerde veya yerde, O'nun bilmediği bir şeyi -bu şefaatçilerin durumunu- mi haber veriyorsunuz?” Eğer göklerde ve yerde sizin için O'nun katında şefaat edecek kimseler bulunsaydı, O bunları sizden daha iyi bilirdi. Yüce Allah, bu müşriklerin ibadette kendisine zarar da fayda da veremeyen varlıkları ortak koşmalarından münezzehtir.

1502. Metin

كان الناس على دين واحد وهو الإسلام، ثم اختلفوا بعد ذلك، فكفر بعضهم، وثبت بعضهم على الحق. ولولا كلمة سبقت من الله بإمهال العاصين وعدم معاجلتهم بذنوبهم لقُضِيَ بينهم: بأن يُهْلك أهل الباطل منهم، وينجي أهل الحق.

İnsanlar tek bir din üzere, yani İslam üzerindeydiler; sonra ihtilafa düştüler. Kimi inkâr etti, kimi de hak üzere sebat etti. Eğer isyankârlara mühlet verilmesi ve günahları sebebiyle cezalarının çarçabuk verilmemesi konusunda Rabbinden önceden geçmiş bir söz olmasaydı, aralarında hüküm verilmiş olurdu; batıl ehli olanlar helak edilir, hak ehli olanlar ise kurtarılırdı.

1503. Metin

ويقول هؤلاء الكفرة المعاندون: هلاَّ أُنزل على محمد علم ودليل، وآية حسية من ربه نعلم بها أنه على حق فيما يقول، فقل لهم -أيها الرسول-: لا يعلم الغيب أحد إلا الله، فإن شاء فعل وإن شاء لم يفعل، فانتظروا -أيها القوم- قضاء الله بيننا وبينكم بتعجيل عقوبته للمبطل منا، ونصرة صاحب الحق، إني منتظر ذلك.

Bu inatçı kâfirler: “Muhammed'e Rabbinden, söylediği şeyde hak üzere olduğunu bileceğimiz bir delil ve somut/hissî bir mucize indirilmeli değil miydi?” diyorlar. [Ey Resul], onlara de ki: “Gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. O dilerse yapar, dilerse yapmaz. Ey kavim, öyleyse bekleyin! Bizimle sizin aranızda batıl olanı çabucak cezalandırmak ve hak sahibine yardım etmek suretiyle Allah'ın hükmünü bekleyin; doğrusu ben de beklemekteyim.”

1504. Metin

وإذا أذقنا المشركين يسرًا وفرجًا ورخاءً بعد عسر وشدة وكرب أصابهم، إذا هم يكذِّبون، ويستهزئون بآيات الله، قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين المستهزئين: الله أسرع مكرًا واستدراجًا وعقوبة لكم. إن حَفَظَتَنا الذين نرسلهم إليكم يكتبون عليكم ما تمكرون في آياتنا، ثم نحاسبكم على ذلك.

Müşriklere, başlarına gelen bir zorluk ve sıkıntıdan sonra bir kolaylık, genişlik ve ferahlık tattırdığımızda, hemen ayetlerimizi yalanlamaya ve onlarla alay etmeye kalkışırlar. [Ey Resul], bu alaycı müşriklere de ki: “Tuzak kurmada, tedricen helake yaklaştırmada ve sizi cezalandırmada Allah daha hızlıdır.” Şüphesiz size gönderdiğimiz koruyucu meleklerimiz, ayetlerimiz hakkında kurduğunuz tuzakları yazmaktadır; sonra sizi bundan hesaba çekeceğiz.

1505. Metin

هو الذي يسيِّركم -أيها الناس- في البر على الدواب وغيرها، وفي البحر في السُّفُن، حتى إذا كنتم فيها وجرت بريح طيبة، وفرح ركاب السفن بالريح الطيبة، جاءت هذه السفنَ ريحٌ شديدة، وجاء الركابَ الموجُ (وهو ما ارتفع من الماء) من كل مكان، وأيقنوا أن الهلاك قد أحاط بهم، أخلصوا الدعاء لله وحده، وتركوا ما كانوا يعبدون، وقالوا: لئن أنجيتنا من هذه الشدة التي نحن فيها لنكونن من الشاكرين لك على نِعَمك.

Sizi karada binekler ve benzerleri üzerinde, denizde ise gemilerde gezdiren O'dur. Nihayet siz gemilerde bulunduğunuzda ve o gemiler hoş bir rüzgarla akıp gittiğinde, gemidekiler bu hoş rüzgarla sevinirler. Derken gemilere şiddetli bir fırtına gelir, yolculara her taraftan dalgalar (suyun kabarıp yükselmesi) hücum eder ve çepeçevre kuşatılıp helak olacaklarını anladıklarında, daha önce taptıklarını bırakıp dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar ve: “Eğer bizi içinde bulunduğumuz bu darlıktan kurtarırsan, nimetlerine şükredenlerden olacağız” derler.

1506. Metin

فلما أنجاهم الله من الشدائد والأهوال إذا هم يعملون في الأرض بالفساد وبالمعاصي. يا أيها الناس إنما وَبالُ بغيكم راجع على أنفسكم، لكم متاع في الحياة الدنيا الزائلة، ثم إلينا مصيركم ومرجعكم، فنخبركم بجميع أعمالكم، ونحاسبكم عليها.

Fakat Allah onları zorluklardan ve korkulardan kurtarınca, hemen yeryüzünde fesat çıkarıp günahlara dalarlar. Ey insanlar! Taşkınlığınızın vebali ancak kendi aleyhinizedir. Sizin için geçici dünya hayatında [kısa] bir yararlanma vardır; sonra dönüşünüz ve varışınız Bizedir. Yaptığınız bütün amelleri size haber verecek ve sizi onlardan hesaba çekeceğiz.

1507. Metin

إنما مثل الحياة الدنيا وما تتفاخرون به فيها من زينة وأموال، كمثل مطر أنزلناه من السماء إلى الأرض، فنبتت به أنواع من النبات مختلط بعضها ببعض مما يقتات به الناس من الثمار، وما تأكله الحيوانات من النبات، حتى إذا ظهر حُسْنُ هذه الأرض وبهاؤها، وظن أهل هذه الأرض أنهم قادرون على حصادها والانتفاع بها، جاءها أمرنا وقضاؤنا بهلاك ما عليها من النبات، والزينة إما ليلا وإما نهارًا، فجعلنا هذه النباتات والأشجار محصودة مقطوعة لا شيء فيها، كأن لم تكن تلك الزروع والنباتات قائمة قبل ذلك على وجه الأرض، فكذلك يأتي الفناء على ما تتباهَون به من دنياكم وزخارفها فيفنيها الله ويهلكها. وكما بيَّنا لكم -أيها الناس- مَثَلَ هذه الدنيا وعرَّفناكم بحقيقتها، نبيِّن حججنا وأدلتنا لقوم يتفكرون في آيات الله، ويتدبرون ما ينفعهم في الدنيا والآخرة.

Dünya hayatının ve onda övündüğünüz süs ve malların misali; gökten yere indirdiğimiz bir su gibidir ki onunla insanların beslendiği meyveler ile hayvanların yediği bitkilerden oluşan yeryüzü bitkileri birbirine karışarak biter. Nihayet yeryüzü bütün güzelliğini ve ihtişamını takınıp süslendiğinde ve o yerin sahipleri onu hasat etmeye ve ondan yararlanmaya güç yetirebileceklerini sandıklarında, geceleyin veya gündüzün oradaki bitki ve süslerin helakine dair emrimiz ve hükmümüz geliverir; böylece o bitkileri ve ağaçları, sanki daha önce yeryüzünde hiç dikili ekin ve bitki bulunmamış gibi kökünden biçilmiş, kesilmiş bir hale getiririz. İşte dünyanızdan ve onun süslerinden övündüğünüz şeylere de yok oluş böyle gelir; Allah onları yok eder ve helak eder. Ey insanlar! Bu dünyanın misalini size açıkladığımız ve gerçeğini size bildirdiğimiz gibi, Allah'ın ayetleri üzerinde düşünen ve dünyada ile ahirette kendilerine fayda verecek şeyleri tefekkür eden bir topluluk için delillerimizi ve hüccetlerimizi açıklarız.

1508. Metin

والله يدعوكم إلى جناته التي أعدها لأوليائه، ويهدي مَن يشاء مِن خَلْقه، فيوفقه لإصابة الطريق المستقيم، وهو الإسلام.

Allah sizi dostları için hazırladığı cennetlerine çağırır ve yarattıklarından dilediğini hidayete erdirip dosdoğru yola -ki o İslam'dır- muvaffak kılar.

1509. Metin

للمؤمنين الذين أحسنوا عبادة الله فأطاعوه فيما أمر ونهى، الجنةُ، وزيادة عليها، وهي النظر إلى وجه الله تعالى في الجنة، والمغفرةُ والرضوان، ولا يغشى وجوههم غبار ولا ذلة، كما يلحق أهل النار. هؤلاء المتصفون بهذه الصفات هم أصحاب الجنة ماكثون فيها أبدًا.

Allah'a güzelce kulluk edip emrettiği ve yasakladığı şeylerde O'na itaat eden müminler için cennet ve bundan daha fazlası vardır; o da cennette Allah Teâlâ'nın yüzüne bakmak, bağışlanmak ve O'nun rızasıdır. Cehennemliklerin yüzüne bulaşan toz ve zillet onların yüzlerini kaplamaz. İşte bu niteliklere sahip olanlar cennet ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır.

1510. Metin

والذين عملوا السيئات في الدنيا فكفروا وعصَوا الله لهم جزاء أعمالهم السيئة التي عملوها بمثلها من عقاب الله في الآخرة، وتغشاهم ذلَّة وهوان، وليس لهم مِن عذاب الله مِن مانع يمنعهم إذا عاقبهم، كأنما أُلبست وجوههم أجزاء من سواد الليل المظلم. هؤلاء هم أهل النار ماكثون فيها أبدًا.

Dünyada kötülük işleyip inkâr eden ve Allah'a isyan edenlere gelince; ahirette yaptıkları kötü amellerin cezası misliyle Allah'ın azabıdır. Onları bir zillet ve aşağılanma kaplar. Allah onları cezalandırdığında kendilerini O'nun azabından koruyacak hiçbir engelleyici bulunmaz; sanki yüzleri karanlık gecenin parçalarıyla bürünmüştür. İşte onlar cehennem ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır.

1511. Metin

واذكر -أيها الرسول- يوم نحشر الخلق جميعا للحساب والجزاء، ثم نقول للذين أشركوا بالله: الزموا مكانكم أنتم وشركاؤكم الذين كنتم تعبدونهم من دون الله حتى تنظروا ما يُفْعل بكم، فَفَرَّقْنا بين المشركين ومعبوديهم، وتبرَّأ مَن عُبِدُوا مِن دون الله ممن كانوا يعبدونهم، وقالوا للمشركين: ما كنتم إيانا تعبدون في الدنيا.

[Ey Resul], bütün mahlukatı hesap ve ceza için toplayacağımız, sonra da Allah'a şirk koşanlara: “Siz ve Allah'ı bırakıp taptığınız ortaklarınız, size ne yapılacağını görünceye kadar yerinizde durun!” diyeceğimiz günü hatırla. Böylece müşriklerle taptıkları varlıkların arasını ayırırız; Allah'tan başka kendilerine tapılanlar, kendilerine tapanlardan uzak durup berî olduklarını ilan ederler ve müşriklere: “Siz dünyada bize tapmıyordunuz” derler.

1512. Metin

فكفى بالله شهيدًا بيننا وبينكم، إننا لم نكن نعلم ما كنتم تقولون وتفعلون، ولقد كنَّا عن عبادتكم إيانا غافلين، لا نشعر بها.

“Bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Biz sizin ne söylediğinizi ve ne yaptığınızı bilmiyorduk; doğrusu sizin bize kulluk etmenizden habersizdik, bunu fark etmiyorduk.”

1513. Metin

في ذلك الموقف للحساب تتفقد كل نفس أحوالها وأعمالها التي سلفت وتعاينها، وتجازى بحسبها: إن خيرًا فخير، وإن شرًا فشر، ورُدَّ الجميع إلى الله الحكم العدل، فأُدخِلَ أهل الجنةِ الجنةَ وأهل النار النار، وذهب عن المشركين ما كانوا يعبدون من دون الله افتراء عليه.

Hesap için toplanılan o durakta herkes geçmişteki hallerini ve amellerini yoklar, onları bizzat görür ve karşılığını alır: Hayırsa hayır, şerse şer. Herkes hak ve adil olan Allah'a döndürülür; cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme konur ve müşriklerin Allah'a iftira ederek O'ndan başka taptıkları şeyler onlardan kaybolup gider.

1514. Metin

قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: مَن يرزقكم من السماء، بما يُنزله من المطر، ومن الأرض بما ينبته فيها من أنواع النبات والشجر تأكلون منه أنتم وأنعامكم؟ ومَن يملك ما تتمتعون به أنتم وغيركم من حواسِّ السمع والأبصار؟ ومن ذا الذي يملك الحياة والموت في الكون كلِّه، فيخرج الأحياء والأموات بعضها من بعض فيما تعرفون من المخلوقات، وفيما لا تعرفون؟ ومَن يدبِّر أمر السماء والأرض وما فيهن، وأمركم وأمر الخليقة جميعًا؟ فسوف يجيبونك بأن الذي يفعل ذلك كله هو الله، فقل لهم: أفلا تخافون عقاب الله إن عبدتم معه غيره؟

[Ey Resul], o müşriklere de ki: “Gökten indirdiği yağmurla ve yerden bitirdiği, sizin ve hayvanlarınızın yediği çeşitli bitkiler ve ağaçlarla sizi rızıklandıran kimdir? Sizin ve başkalarının sahip olduğu işitme ve görme duyularının mâliki kimdir? Mahlukattan bildiğiniz ve bilmediğiniz varlıklarda ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkaran; bütün kâinatta hayatın ve ölümün sahibi kimdir? Göklerin, yerin ve bunlardakilerin idaresini, sizin ve bütün mahlukatın işlerini çekip çeviren kimdir?” Sana, bütün bunları yapanın Allah olduğunu söyleyeceklerdir. De ki: “Öyleyse O'nunla birlikte başkasına ibadet ettiğiniz takdirde Allah'ın azabından korkmaz mısınız?”

1515. Metin

فذلكم الله ربكم هو الحق الذي لا ريب فيه، المستَحِق للعبادة وحده لا شريك له، فأي شيء سوى الحق إلا الضلال؟ فكيف تُصْرَفون عن عبادته إلى عبادة ما سواه؟

İşte Rabbiniz olan Allah, kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan haktır; tek başına ibadete layıktır, O'nun hiçbir ortağı yoktur. Haktan sonra sapıklıktan başka ne kalır? O halde O'na kulluktan başkasına kulluğa nasıl çevriliyorsunuz?

1516. Metin

كما كفر هؤلاء المشركون واستمرُّوا على شركهم، حقت كلمة ربك وحكمه وقضاؤه على الذين خرجوا عن طاعة ربهم إلى معصيته وكفروا به أنَّهم لا يصدقون بوحدانية الله، ولا بنبوة نبيِّه محمد ﷺ، ولا يعملون بهديه.

Bu müşriklerin inkâr edip şirklerinde ısrar ettikleri gibi, Rablerinin itaatinden çıkıp isyanına sapan ve O'nu inkâr edenler aleyhine Rabbinin sözü, hükmü ve kazası gerçekleşmiştir; onlar Allah'ın birliğini, Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in nübüvvetini tasdik etmez ve onun rehberliğiyle amel etmezler.

1517. Metin

قل لهم -أيها الرسول-: هل من آلهتكم ومعبوداتكم مَن يبدأ خَلْق أي شيء من غير أصل، ثم يفنيه بعد إنشائه، ثم يعيده كهيئته قبل أن يفنيه؟ فإنهم لا يقدرون على دعوى ذلك، قل -أيها الرسول-: الله تعالى وحده هو الذي ينشئ الخلق ثم يفنيه ثم يعيده، فكيف تنصرفون عن طريق الحق إلى الباطل، وهو عبادة غير الله؟

[Ey Resul], onlara de ki: “İlahlarınız ve taptıklarınız arasında, herhangi bir şeyi örneksiz olarak ilk defa yaratan, sonra onu var ettikten sonra yok eden, ardından da yok etmeden önceki haline geri döndüren var mıdır?” Onlar böyle bir iddiada bulunamazlar. [Ey Resul], de ki: “Yaratmayı ilk defa başlatan, sonra onu yok eden, sonra da onu yeniden yaratan yalnızca Yüce Allah'tır. O halde nasıl oluyor da hak yoldan batıla, yani Allah'tan başkasına ibadet etmeye çevriliyorsunuz?”

1518. Metin

قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: هل مِن شركائكم مَن يرشد إلى الطريق المستقيم؟ فإنهم لا يقدرون على ذلك، قل لهم: الله وحده يهدي الضال عن الهدى إلى الحق. أيهما أحق بالاتباع: مَن يهدي وحده للحق أم من لا يهتدي لعدم علمه ولضلاله، وهم شركاؤكم الذين لا يهدون ولا يهتدون إلا أن يهدوا؟ فما بالكم كيف سوَّيتم بين الله وخلقه؟ وهذا حكم باطل.

[Ey Resul], o müşriklere de ki: “Ortak koştuklarınız arasında dosdoğru yola ileten var mı?” Buna güç yetiremezler. Onlara de ki: “Yalnızca Allah, hidayetten sapan kimseyi hakka iletir. Hakka tek başına ileten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa bilgisizliği ve sapıklığı sebebiyle kendisi hidayet bulamayan -ki bunlar kendilerine hidayet verilmedikçe ne hidayet veren ne de hidayet bulan ortak koştuklarınızdır- mı? Size ne oluyor, nasıl Allah ile yarattıklarını bir tutuyorsunuz? Bu batıl bir hükümdür.”

1519. Metin

وما يتبع أكثر هؤلاء المشركين في جعلهم الأصنام آلهة واعتقادهم بأنها تقرِّب إلى الله إلا تخرصًا وظنًا، وهو لا يغني من اليقين شيئًا. إن الله عليم بما يفعل هؤلاء المشركون من الكفر والتكذيب.

Bu müşriklerin çoğu, putları ilah edinme ve onların kendilerini Allah'a yaklaştıracağı inancında ancak tahmin ve zanna uyarlar. Zan ise gerçeğe/kesin bilgiye dair hiçbir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz Allah, bu müşriklerin inkâr ve yalanlama türünden yaptıklarını hakkıyla bilendir.

1520. Metin

وما كان يتهيَّأ لأحد أن يأتي بهذا القرآن مِن عند غير الله، لأنه لا يقدر على ذلك أحد من الخلق، ولكن الله أنزله مصدِّقا للكتب التي أنزلها على أنبيائه; لأن دين الله واحد، وفي هذا القرآن بيان وتفصيل لما شرعه الله لأمة محمد ﷺ، لا شك في أن هذا القرآن موحىً من رب العالمين.

Bu Kur'an'ın Allah'tan başkası tarafından getirilmesi asla mümkün değildir; çünkü yaratılmışlardan hiçbiri buna güç yetiremez. Fakat Allah onu, peygamberlerine indirdiği kitapları doğrulayıcı olarak indirmiştir; zira Allah'ın dini birdir. Bu Kur'an'da Allah'ın Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in ümmetine teşri kıldığı hükümlerin beyanı ve tafsilatı vardır. Bu Kur'an'ın Âlemlerin Rabbi tarafından vahyedildiğinde hiçbir şüphe yoktur.

1521. Metin

بل أيقولون: إن هذا القرآن افتراه محمد من عند نفسه؟ فإنهم يعلمون أنه بشر مثلهم!! قل لهم -أيها الرسول-: فأتوا أنتم بسورة واحدة من جنس هذا القرآن في نظمه وهدايته، واستعينوا على ذلك بكل مَن قَدَرْتم عليه من دون الله من إنس وجن، إن كنتم صادقين في دعواكم.

Yoksa: “Bu Kur'an'ı Muhammed kendiliğinden uydurdu” mu diyorlar? Oysa onun da kendileri gibi bir insan olduğunu biliyorlar! [Ey Resul], onlara de ki: “Eğer iddianızda doğru sözlü iseniz, nazmı ve hidayeti bakımından bu Kur'an'ın benzeri bir sure getirin ve Allah'tan başka insan ve cinden gücünüzün yettiği herkesi de yardıma çağırın.”

1522. Metin

بل سارَعوا إلى التكذيب بالقرآن أول ما سمعوه، قبل أن يتدبروا آياته، وكفروا بما لم يحيطوا بعلمه من ذكر البعث والجزاء والجنة والنار وغير ذلك، ولم يأتهم بعدُ حقيقة ما وُعِدوا به في الكتاب. وكما كذَّب المشركون بوعيد الله كذَّبت الأمم التي خلت قبلهم، فانظر -أيها الرسول- كيف كانت عاقبة الظالمين؟ فقد أهلك الله بعضهم بالخسف، وبعضهم بالغرق، وبعضهم بغير ذلك.

Aksine onlar, ayetlerini etraflıca düşünmeden Kur'an'ı ilk işittikleri anda yalanlamaya koştular; diriliş, ceza, cennet, cehennem ve benzeri şeylere dair ilmini kavrayamadıkları hususları inkâr ettiler. Oysa Kitap'ta kendilerine vaat edilen şeylerin hakikati henüz başlarına gelmemişti. Müşriklerin Allah'ın tehdidini yalanladığı gibi, onlardan önce gelip geçmiş ümmetler de yalanlamıştı. [Ey Resul], bak zalimlerin akıbeti nasıl oldu! Nitekim Allah onların bir kısmını yerin dibine geçirerek, bir kısmını suda boğarak, bir kısmını da başka şekillerde helak etti.

1523. Metin

ومِن قومك -أيها الرسول- مَن يصدِّق بالقرآن، ومنهم من لا يصدِّق به حتى يموت على ذلك ويبعث عليه، وربك أعلم بالمفسدين الذين لا يؤمنون به على وجه الظلم والعناد والفساد، فيجازيهم على فسادهم بأشد العذاب.

[Ey Resul], kavminden Kur'an'ı tasdik edenler olduğu gibi, bu hal üzere ölüp bu hal üzere diriltilinceye kadar onu tasdik etmeyenler de vardır. Rabbin, zulüm, inat ve bozgunculuk yüzünden ona iman etmeyen bozguncuları çok iyi bilir; onları fesatları sebebiyle en şiddetli azapla cezalandıracaktır.

1524. Metin

وإن كذَّبك -أيها الرسول- هؤلاء المشركون فقل لهم: لي ديني وعملي، ولكم دينكم وعملكم، فأنتم لا تؤاخَذون بعملي، وأنا لا أؤاخَذ بعملكم.

[Ey Resul], eğer o müşrikler seni yalanlarlarsa onlara de ki: “Benim dinim ve amelim bana, sizin dininiz ve ameliniz sizedir. Siz benim amelimden sorumlu tutulmazsınız, ben de sizin amelinizden sorumlu tutulmam.”

1525. Metin

ومِنَ الكفار مَن يسمعون كلامك الحق، وتلاوتك القرآن، ولكنهم لا يهتدون. أفأنت تَقْدر على إسماع الصم؟ فكذلك لا تقدر على هداية هؤلاء إلا أن يشاء الله هدايتهم; لأنهم صمٌّ عن سماع الحق، لا يعقلونه.

Kâfirler arasında senin hak sözünü ve Kur'an okuyuşunu dinleyenler vardır, fakat hidayete ermezler. Sağırlara sen mi işittireceksin? Tıpkı bunun gibi, Allah onların hidayetini dilemedikçe sen de onları hidayete erdiremezsin; çünkü onlar hakkı duymaktan sağırdırlar, akıl erdirmezler.

1526. Metin

ومِنَ الكفار مَن ينظر إليك وإلى أدلة نبوتك الصادقة، ولكنه لا يبصر ما آتاك الله من نور الإيمان، أفأنت -أيها الرسول- تقدر على أن تخلق للعمي أبصارًا يهتدون بها؟ فكذلك لا تقدر على هدايتهم إذا كانوا فاقدي البصيرة، وإنما ذلك كلُّه لله وحده.

Kâfirlerden sana ve nübüvvetinin doğru delillerine bakanlar vardır, fakat Allah'ın sana verdiği iman nurunu görmezler. [Ey Resul], körlere hidayet bulacakları gözler yaratmaya sen mi güç yetireceksin? Tıpkı bunun gibi, basiretlerini kaybetmişlerse onları hidayete erdiremezsin; zira bu bütünüyle yalnız Allah'a aittir.

1527. Metin

إن الله لا يظلم الناس شيئًا بزيادة في سيئاتهم أو نقص من حسناتهم، ولكن الناس هم الذين يظلمون أنفسهم بالكفر والمعصية ومخالفة أمر الله ونهيه.

Şüphesiz Allah, insanlara kötülüklerini artırmak veya iyiliklerini eksiltmek suretiyle hiçbir şekilde zulmetmez. Fakat insanlar, küfür, isyan ve Allah'ın emrine ile yasağına karşı gelmekle kendi kendilerine zulmederler.

1528. Metin

ويوم يَحشر الله هؤلاء المشركين يوم البعث والحساب، كأنهم قبل ذلك لم يمكثوا في الحياة الدنيا إلا قدر ساعة من النهار، يعرف بعضهم بعضًا كحالهم في الدنيا، ثم انقطعت تلك المعرفة وانقضت تلك الساعة. قد خسر الذين كفروا وكذَّبوا بلقاء الله وثوابه وعقابه، وما كانوا موفَّقين لإصابة الرشد فيما فعلوا.

Allah o müşrikleri diriliş ve hesap gününde topladığı gün, sanki dünyada gündüzün sadece bir saati kadar kalmış gibi olurlar; dünyadaki halleri gibi birbirlerini tanırlar, sonra o tanışıklık kesilir ve o saat sona erer. Allah'ın huzuruna çıkmayı, O'nun mükafatını ve cezasını yalanlayıp inkâr edenler kesinlikle hüsrana uğramışlardır; yaptıkları şeylerde doğru yolu bulmaya muvaffak kılınmamışlardır.

1529. Metin

وإمَّا نرينَّك -أيها الرسول- في حياتك بعض الذي نَعِدُهم من العقاب في الدنيا، أو نتوفينك قبل أن نريك ذلك فيهم، فإلينا وحدنا يرجع أمرهم في الحالتين، ثم الله شهيد على أفعالهم التي كانوا يفعلونها في الدنيا، لا يخفى عليه شيء منها، فيجازيهم بها جزاءهم الذي يستحقونه.

[Ey Resul], dünyada onlara vadettiğimiz azabın bir kısmını ya senin sağlığında sana gösteririz ya da bunu onlarda sana göstermeden önce senin canını alırız. Her iki durumda da onların işi yalnız Bize döner. Sonra Allah, onların dünyada işlemekte oldukları fiillere şahittir, bunlardan hiçbir şey O'na gizli kalmaz; böylece onları hak ettikleri karşılıkla cezalandırır.

1530. Metin

ولكل أمة خَلَتْ قبلكم -أيها الناس- رسول أرسلتُه إليهم، كما أرسلت محمدًا إليكم يدعو إلى دين الله وطاعته، فإذا جاء رسولهم في الآخرة قُضِيَ حينئذ بينهم بالعدل، وهم لا يُظلمون مِن جزاء أعمالهم شيئًا.

Ey insanlar! Sizden önce gelip geçmiş her ümmete, Muhammed'i Allah'ın dinine ve O'na itaate davet etsin diye size gönderdiğim gibi bir elçi gönderdim. Ahirette elçileri geldiğinde, aralarında adaletle hükmolunur ve amellerinin karşılığı hususunda kendilerine hiçbir şekilde haksızlık edilmez.

1531. Metin

ويقول المشركون من قومك -أيها الرسول-: متى قيام الساعة إن كنت أنت ومَن تبعك من الصادقين فيما تَعِدوننا به؟

[Ey Resul], kavminden olan müşrikler: “Bize vaat ettiğiniz şeyde sen ve sana tabi olanlar doğru sözlü iseniz, kıyametin kopması ne zamandır?” derler.

1532. Metin

قل لهم -أيها الرسول-: لا أستطيع أن أدفع عن نفسي ضرًا، ولا أجلب لها نفعًا، إلا ما شاء الله أن يدفع عني مِن ضرٍّ أو يجلب لي من نفع. لكل قوم وقت لانقضاء مدتهم وأجلهم، إذا جاء وقت انقضاء أجلهم وفناء أعمارهم، فلا يستأخرون عنه ساعة فيُمْهلون، ولا يتقدم أجلهم عن الوقت المعلوم.

[Ey Resul], onlara de ki: “Allah'ın benden bir zararı defetmeyi veya bana bir fayda sağlamayı dilemesi müstesna, ben kendime ne bir zarar defetmeye ne de bir fayda sağlamaya güç yetirebilirim. Her toplum için sürelerinin ve ecellerinin sona ereceği bir vakit vardır. Ecellerinin dolup ömürlerinin biteceği vakit geldiğinde, ne bir an ertelenip kendilerine mühlet verilir ne de belirlenen vakitten öne alınır.”

1533. Metin

قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: أخبروني إن أتاكم عذاب الله ليلا أو نهارًا، فأي شيء تستعجلون أيها المجرمون بنزول العذاب؟

[Ey Resul], o müşriklere de ki: “Bana haber verin; eğer Allah'ın azabı size geceleyin yahut gündüzün gelirse, ey suçlular, azabın inmesi hususunda neyi acele istiyorsunuz?”

1534. Metin

أبعدما وقع عذاب الله بكم -أيها المشركون- آمنتم في وقت لا ينفعكم فيه الإيمان؟ وقيل لكم حينئذ: آلآن تؤمنون به، وقد كنتم من قبل تستعجلون به؟

Allah'ın azabı başınıza geldikten sonra mı -ey müşrikler- imanın size fayda vermeyeceği bir vakitte iman ettiniz? O vakit size: “Şimdi mi [ona iman ediyorsunuz]? Hâlbuki daha önce onun acele gelmesini istiyordunuz!” denilir.

1535. Metin

ثم قيل للذين ظلموا أنفسهم بكفرهم بالله: تجرَّعوا عذاب الله الدائم لكم أبدًا، فهل تُعاقَبون إلا بما كنتم تعملون في حياتكم من معاصي الله؟

Sonra Allah'ı inkâr etmekle kendilerine zulmedenlere: “Allah'ın sizin için ebedî olan azabını tadın! Hayatınızda Allah'a karşı işlediğiniz günahlar dışında bir şeyle mi cezalandırılıyorsunuz?” denilir.

1536. Metin

ويستخبرك هؤلاء المشركون من قومك -أيها الرسول- عن العذاب يوم القيامة، أحقٌّ هو؟ قل لهم -أيها الرسول-: نعم وربي إنه لحق لا شك فيه، وما أنتم بمعجزين الله أن يبعثكم ويجازيكم، فأنتم في قبضته وسلطانه.

[Ey Resul], kavminden olan o müşrikler kıyamet günündeki azap hakkında senden: “O gerçek midir?” diye haber sorarlar. Onlara de ki: “Evet, Rabbime andolsun ki o, şüphesiz bir gerçektir. Siz, sizi diriltmesi ve cezalandırması hususunda Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz; siz O'nun kabzasında ve hâkimiyeti altındasınız.”

1537. Metin

ولو أن لكل نفس أشركت وكفرت بالله جميع ما في الأرض، وأمكنها أن تجعله فداء لها من ذلك العذاب لافتدت به، وأخفى الذين ظلموا حسرتهم حين أبصروا عذاب الله واقعا بهم جميعًا، وقضى الله ﷿ بينهم بالعدل، وهم لا يُظلَمون؛ لأن الله تعالى لا يعاقب أحدا إلا بذنبه.

Eğer Allah'a ortak koşan ve inkâr eden her nefis, yeryüzündeki her şeye sahip olsaydı ve o azaptan kurtulmak için bunu fidye verme imkânı bulsaydı, elbette onu fidye olarak verirdi. Zulmedenler, Allah'ın azabının hepsinin başına indiğini gördüklerinde pişmanlıklarını gizlediler. Allah azze ve celle aralarında adaletle hükmetti ve onlara asla haksızlık edilmez; zira Allah Teâlâ hiç kimseyi günahından başkası sebebiyle cezalandırmaz.

1538. Metin

ألا إن كل ما في السموات وما في الأرض ملك لله تعالى، لا شيء من ذلك لأحد سواه. ألا إن لقاء الله تعالى وعذابه للمشركين كائن، ولكن أكثرهم لا يعلمون حقيقة ذلك.

Bilin ki göklerde ve yerde olan her şey Allah Teâlâ'nın mülküdür, bunlardan hiçbir şey O'ndan başkasına ait değildir. Bilin ki Allah Teâlâ ile karşılaşmak ve O'nun müşriklere azabı muhakkak gerçekleşecektir, fakat onların çoğu bunun hakikatini bilmezler.

1539. Metin

إن الله هو المحيي والمميت لا يتعذَّر عليه إحياء الناس بعد موتهم، كما لا تعجزه إماتتهم إذا أراد ذلك، وهم إليه راجعون بعد موتهم.

Şüphesiz Allah dirilten ve öldürendir; insanları öldükten sonra diriltmek O'na güç gelmeyeceği gibi, dilediğinde onları öldürmek de O'nu aciz bırakamaz. Onlar öldükten sonra O'na döndürüleceklerdir.

1540. Metin

يا أيها الناس قد جاءتكم موعظة من ربكم تذكِّركم عقاب الله وتخوفكم وعيده، وهي القرآن وما اشتمل عليه من الآيات والعظات لإصلاح أخلاقكم وأعمالكم، وفيه دواء لما في القلوب من الجهل والشرك وسائر الأمراض، ورشد لمن اتبعه من الخلق فينجيه من الهلاك، جعله ﷾ نعمة ورحمة للمؤمنين، وخصَّهم بذلك; لأنهم المنتفعون بالإيمان، وأما الكافرون فهو عليهم عَمَى.

Ey insanlar! Size Rabbinizden, Allah'ın cezasını hatırlatan ve O'nun tehdidinden korkutan bir öğüt gelmiştir; o da ahlakınızı ve amellerinizi ıslah etmek için ayetleri ve öğütleri içeren Kur'an'dır. Onda kalplerdeki cehalet, şirk ve diğer hastalıklara bir şifa, yaratılanlardan ona tabi olanlar için ise helaktan kurtaracak bir hidayet vardır. [Allah] celle ve alâ onu müminler için bir nimet ve rahmet kılmış, bu hususta onları mümtaz kılmıştır; çünkü imandan faydalananlar onlardır. Kâfirlere gelince, o onlar için bir körlüktür.

1541. Metin

قل -أيها الرسول- لجميع الناس: بفضل الله وبرحمته، وهو ما جاءهم من الله من الهدى ودين الحق وهو الإسلام، فبذلك فليفرحوا; فإن الإسلام الذي دعاهم الله إليه، والقرآن الذي أنزله على محمد ﷺ، خير مما يجمعون من حطام الدنيا وما فيها من الزهرة الفانية الذاهبة.

[Ey Resul], bütün insanlara de ki: “Allah'ın lütfu ve rahmetiyle -ki o da Allah'tan onlara gelen hidayet ve hak din olan İslam'dır- işte bununla ferahlansınlar. Zira Allah'ın kendilerini davet ettiği İslam ve Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e indirdiği Kur'an, onların dünya malından ve dünyadaki geçici, yok olmaya mahkûm süslerden topladıkları şeylerden daha hayırlıdır.”

1542. Metin

قل -أيها الرسول- لهؤلاء الجاحدين للوحي: أخبروني عن هذا الرزق الذي خلقه الله لكم من الحيوان والنبات والخيرات فحلَّلتم بعض ذلك لأنفسكم وحرَّمتم بعضه، قل لهم: آلله أذن لكم بذلك، أم تقولون على الله الباطل وتكذبون؟ وإنهم ليقولون على الله الباطل ويكذبون.

[Ey Resul], vahyi inkâr eden o kimselere de ki: “Bana haber verin; Allah'ın hayvanlardan, bitkilerden ve hayırlardan sizin için yarattığı bu rızkın bir kısmını kendinize helal, bir kısmını da haram kıldınız.” Onlara de ki: “Allah mı size böyle izin verdi, yoksa Allah'a karşı yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?” Şüphesiz onlar Allah'a karşı yalan uydurmakta ve iftira etmektedirler.

1543. Metin

وما ظنُّ هؤلاء الذين يتخرصون على الله الكذب يوم الحساب، فيضيفون إليه تحريم ما لم يحرمه عليهم من الأرزاق والأقوات، أن الله فاعل بهم يوم القيامة بكذبهم وفِرْيَتِهم عليه؟ أيحسبون أنه يصفح عنهم ويغفر لهم؟ إن الله لذو فضل على خلقه; بتركه معاجلة مَن افترى عليه الكذب بالعقوبة في الدنيا وإمهاله إياه، ولكن أكثر الناس لا يشكرون الله على تفضله عليهم بذلك.

Allah'ın kendilerine haram kılmadığı rızıkları ve gıdaları O'na nispet ederek haram sayıp Allah hakkında yalan uyduranların, hesap gününde Allah'a karşı uydurdukları yalan ve iftiraları sebebiyle Allah'ın kendilerine ne yapacağına dair zanları nedir? O'nun kendilerini affedeceğini ve bağışlayacağını mı sanıyorlar? Şüphesiz Allah, Kendisine yalan uyduran kimseyi dünyada cezalandırmayıp mühlet vermek suretiyle kullarına lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu O'nun kendilerine olan bu lütfuna şükretmezler.

1544. Metin

وما تكون -أيها الرسول- في أمر مِن أمورك وما تتلو من كتاب الله من آيات، وما يعمل أحد من هذه الأمة عملا من خير أو شر إلا كنا عليكم شهودًا مُطَّلِعين عليه، إذ تأخذون في ذلك، وتعملونه، فنحفظه عليكم ونجزيكم به، وما يغيب عن علم ربك -أيها الرسول- من زنة نملة صغيرة في الأرض ولا في السماء، ولا أصغر الأشياء ولا أكبرها، إلا في كتاب عند الله واضح جلي، أحاط به علمه وجرى به قلمه.

[Ey Resul], sen işlerinden herhangi bir işte bulunmazsın, Allah'ın Kitabı'ndan ayetler okumazsın ve bu ümmetten hiç kimse hayır veya şerden herhangi bir amel işlemez ki, siz ona giriştiğinizde ve onu yaptığınızda Biz sizin üzerinize şahitler ve gözetleyenler olmayalım. Onu sizin aleyhinize kaydeder ve onunla sizi cezalandırırız. [Ey Resul], yerde ve gökte zerre ağırlığınca bir şey, ne en küçük şeyler ne de en büyükleri, O'nun ilminin kuşattığı ve kaleminin yazdığı, Allah katındaki apaçık bir Kitap'ta bulunmaksızın Rabbinin ilminden gizli kalmaz.

1545. Metin

ألا إن أولياء الله لا خوف عليهم في الآخرة من عقاب الله، ولا هم يحزنون على ما فاتهم من حظوظ الدنيا.

Bilin ki Allah'ın veli kullarına ahirette Allah'ın azabından bir korku yoktur ve onlar kaçırdıkları dünya nimetlerine de üzülmeyeceklerdir.

1546. Metin

وصفات هؤلاء الأولياء، أنهم الذين صدَّقوا الله واتبعوا رسوله وما جاء به من عند الله، وكانوا يتقون الله بامتثال أوامره، واجتناب معاصيه.

Bu velilerin vasıfları; Allah'ı tasdik eden, O'nun Resulü'ne ve Allah katından getirdiklerine uyan, O'nun emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınarak Allah'tan korkan kimseler olmalarıdır.

1547. Metin

لهؤلاء الأولياء البشارة من الله في الحياة الدنيا بما يسرُّهم، ومنها الرؤيا الصالحة يراها المؤمن أو ترى له، وفي الآخرة بالجنة، لا يخلف الله وعده ولا يغيِّره، ذلك هو الفوز العظيم; لأنه اشتمل على النجاة مِن كل محذور، والظَّفَر بكل مطلوب محبوب.

Bu veliler için dünya hayatında kendilerini sevindirecek müjdeler vardır ki bunlardan biri de müminin gördüğü yahut kendisine gösterilen salih rüyadır; ahirette ise Cennet [müjdesi] vardır. Allah vadinden dönmez ve onu değiştirmez. İşte bu büyük kurtuluştur; zira korkulan her şeyden kurtuluşu ve arzulanan, sevilen her şeye kavuşmayı içermektedir.

1548. Metin

ولا يحزنك -أيها الرسول- قول المشركين في ربهم وافتراؤهم عليه وإشراكهم معه الأوثان والأصنام; فإن الله تعالى هو المتفرد بالقوة الكاملة والقدرة التامة في الدنيا والآخرة، وهو السميع لأقوالهم، العليم بنياتهم وأفعالهم.

[Ey Resul], müşriklerin Rableri hakkındaki sözleri, O'na iftiraları ve putları O'na ortak koşmaları seni üzmesin; zira dünyada ve ahirette tam kuvvet ve eksiksiz kudret yalnızca Allah Teâlâ'ya aittir. O, onların sözlerini hakkıyla işiten, niyetlerini ve amellerini hakkıyla bilendir.

1549. Metin

ألا إن لله كل مَن في السموات ومن في الأرض من الملائكة، والإنس، والجن وغير ذلك. وأي شيء يتَّبع مَن يدعو غير الله من الشركاء؟ ما يتَّبعون إلا الشك، وإن هم إلا يكذبون فيما ينسبونه إلى الله.

Bilin ki göklerde kim varsa ve yerde kim varsa; melekler, insanlar, cinler ve diğerleri bütünüyle Allah'ındır. Allah'tan başka ortaklara tapanlar neyin peşinden gidiyorlar? Onlar sadece şüphenin peşinden gidiyorlar ve Allah'a nispet ettikleri hususlarda sadece yalan söylüyorlar.

1550. Metin

هو الذي جعل لكم -أيها الناس- الليل لتسكنوا فيه وتهدؤوا من عناء الحركة في طلب المعاش، وجعل لكم النهار; لتبصروا فيه، ولتسعَوْا لطلب رزقكم. إن في اختلاف الليل والنهار وحال أهلهما فيهما لَدلالةً وحججًا على أن الله وحده هو المستحق للعبادة، لقوم يسمعون هذه الحجج، ويتفكرون فيها.

Geçim arayışındaki hareketin yorgunluğundan dinlenip sükûnet bulmanız için geceyi, [etrafı] görmeniz ve rızkınızı aramak üzere çalışmanız için de gündüzü sizin için var eden O'dur. Gece ile gündüzün ve o ikisinde bulunanların hallerinin değişmesinde, bu delilleri işiten ve bunlar üzerinde düşünen bir topluluk için ibadete layık olanın yalnızca Allah olduğuna dair elbette açık deliller ve delaletler vardır.

1551. Metin

قال المشركون: اتخذ الله ولدًا، كقولهم: الملائكة بنات الله، أو المسيح ابن الله. تقدَّس الله عن ذلك كله وتنزَّه، هو الغني عن كل ما سواه، له كل ما في السموات والأرض، فكيف يكون له ولد ممن خلق وكل شيء مملوك له؟ وليس لديكم دليل على ما تفترونه من الكذب، أتقولون على الله ما لا تعلمون حقيقته وصحته؟

Müşrikler: “Melekler Allah'ın kızlarıdır” veya “Mesih Allah'ın oğludur” dedikleri gibi “Allah çocuk edindi” dediler. Allah bütün bunlardan münezzehtir ve yücedir. O, Kendisinden başka her şeyden müstağnidir; göklerde ve yerde olan her şey O'nundur. Yarattığı ve her şeyi mülkü olan varlıklardan O'nun nasıl çocuğu olabilir? Uydurduğunuz bu yalana dair elinizde hiçbir delil yoktur. Hakikatini ve doğruluğunu bilmediğiniz şeyi mi Allah'a isnat ediyorsunuz?

1552. Metin

قل: إن الذين يفترون على الله الكذب باتخاذ الولد وإضافة الشريك إليه، لا ينالون مطلوبهم في الدنيا ولا في الآخرة.

De ki: “Çocuk edinme isnadıyla ve O'na ortak koşarak Allah hakkında yalan uyduranlar, ne dünyada ne de ahirette arzuladıklarına kavuşamazlar.”

1553. Metin

إنما يتمتعون في الدنيا بكفرهم وكذبهم متاعًا قصيرًا، ثم إذا انقضى أجلهم فإلينا مصيرهم، ثم نذيقهم عذاب جهنم بسبب كفرهم بالله وتكذيبهم رسل الله، وجحدهم آياته.

Onlar dünyada küfürleri ve yalanlarıyla sadece kısa bir süre faydalanırlar, sonra ecelleri dolduğunda dönüşleri Bizedir. Sonra Allah'ı inkâr etmeleri, Allah'ın elçilerini yalanlamaları ve O'nun ayetlerini inkâr etmeleri sebebiyle onlara cehennem azabını tattırırız.

1554. Metin

واقصص -أيها الرسول- على كفار «مكة» خبر نوح ﵇ مع قومه حين قال لهم: إن كان عَظُمَ عليكم مقامي فيكم وتذكيري إياكم بحجج الله وبراهينه فعلى الله اعتمادي وبه ثقتي، فأعدُّوا أمركم، وادعوا شركاءكم، ثم لا تجعلوا أمركم عليكم مستترًا بل ظاهرًا منكشفًا، ثم اقضوا عليَّ بالعقوبة والسوء الذي في إمكانكم، ولا تمهلوني ساعة من نهار.

[Ey Resul], Mekke kâfirlerine Nuh aleyhisselâm'ın kavmiyle olan şu haberini anlat: Hani o kavmine şöyle demişti: “Eğer aranızda bulunmam ve size Allah'ın delillerini ve hüccetlerini hatırlatmam size ağır geldiyse, ben yalnız Allah'a dayandım ve O'na güvendim. Siz de işinizi kararlaştırıp ortaklarınızı çağırın; sonra işiniz üzerinizde gizli kalmasın, bilakis açık ve meydanda olsun. Sonra da gücünüzün yettiği cezayı ve kötülüğü bana uygulayın ve bana günün bir saati kadar bile mühlet vermeyin.”

1555. Metin

فإن أعرضتم عن دعوتي فإنني لم أسألكم أجرًا; لأن ثوابي عند ربي وأجري عليه سبحانه، وحده لا شريك له، وأمرت أن أكون من المنقادين لحكمه.

Eğer benim davetime sırt çevirirseniz, ben sizden hiçbir ücret istemedim; zira benim mükafatım Rabbimin katındadır ve benim ecrim, tek olup hiçbir ortağı bulunmayan Sübhânehu'ya aittir. Ben O'nun hükmüne boyun eğenlerden olmakla emrolundum.

1556. Metin

فكذب نوحًا قومُه فيما أخبرهم به عن الله، فنجَّيناه هو ومن معه في السفينة، وجعلناهم يَخْلُفون المكذبين في الأرض، وأغرقنا الذين جحدوا حججنا، فتأمل -أيها الرسول- كيف كان عاقبة القوم الذين أنذرهم رسولهم عذاب الله وبأسه؟

Kavmi, Allah hakkında kendilerine bildirdiği şeylerde Nuh'u yalanladı; Biz de onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık ve onları yeryüzünde yalanlayanların yerine halifeler kıldık. Delillerimizi inkâr edenleri ise suda boğduk. [Ey Resul], peygamberlerinin kendilerini Allah'ın azabı ve cezasıyla uyardığı o kavmin akıbetinin nasıl olduğuna bir bak!

1557. Metin

ثم بعثنا من بعد نوح رسلا إلى أقوامهم (هودًا وصالحًا وإبراهيم ولوطًا وشعيبًا وغيرَهم) فجاء كل رسول قومه بالمعجزات الدالة على رسالته، وعلى صحة ما دعاهم إليه، فما كانوا ليصدِّقوا ويعملوا بما كذَّب به قوم نوح ومَن سبقهم من الأمم الخالية. وكما ختم الله على قلوب هؤلاء الأقوام فلم يؤمنوا، كذلك يختم على قلوب مَن شابههم ممن بعدهم من الذين تجاوزوا حدود الله، وخالفوا ما دعاهم إليه رسلهم من طاعته عقوبة لهم على معاصيهم.

Sonra Nuh'un ardından kavimlerine elçiler (Hud, Salih, İbrahim, Lut, Şuayb ve başkalarını) gönderdik. Her elçi kendi kavmine peygamberliğini ve onları davet ettiği şeyin doğruluğunu gösteren mucizelerle geldi; fakat onlar, Nuh kavminin ve onlardan önce gelip geçmiş ümmetlerin yalanladığı şeyleri tasdik edip onunla amel edecek değillerdi. İşte Allah o kavimlerin kalplerini mühürleyip de iman etmedikleri gibi, onlardan sonra gelen, Allah'ın sınırlarını aşan ve günahlarına ceza olarak elçilerinin kendilerini davet ettiği itaate muhalefet eden benzerlerinin de kalplerini mühürler.

1558. Metin

ثم بعثنا مِن بعد أولئك الرسل موسى وهارون ﵉ إلى فرعون وأشراف قومه بالمعجزات الدالة على صدقهما، فاستكبروا عن قَبول الحق، وكانوا قومًا مشركين مجرمين مكذبين.

Sonra o elçilerin ardından Musa ve Harun'u aleyhimesselâm, doğruluklarını gösteren mucizelerle Firavun ve kavminin ileri gelenlerine gönderdik; fakat onlar hakkı kabul etmekten kibirlendiler ve müşrik, suçlu, yalanlayıcı bir kavim idiler.

1559. Metin

فلما أتى فرعونَ وقومَه الحقُّ الذي جاء به موسى قالوا: إن الذي جاء به موسى من الآيات إنما هو سحر ظاهر.

Musa'nın getirdiği hak, Firavun ve kavmine gelince: “Musa'nın getirdiği bu deliller apaçık bir büyüden başka bir şey değildir” dediler.

1560. Metin

قال لهم موسى متعجبًا مِن قولهم: أتقولون للحق لما جاءكم: إنه سحر مبين؟ انظروا وَصْفَ ما جاءكم وما اشتمل عليه تجدوه الحق. ولا يفلح الساحرون، ولا يفوزون في الدنيا ولا في الآخرة.

Musa onların bu sözlerine şaşırarak şöyle dedi: “Hak size geldiğinde onun hakkında: 'Bu apaçık bir büyüdür' mü diyorsunuz? Size gelenin niteliğine ve içerdiği şeylere bir bakın, onun hak olduğunu görürsünüz. Sihirbazlar ise kurtuluşa eremezler; ne dünyada ne de ahirette başarı kazanırlar.”

1561. Metin

قال فرعون وملؤه لموسى: أجئتنا لتصرفنا عما وجدنا عليه آباءنا من عبادة غير الله، وتكون لكما أنت وهارون العظمة والسلطان في أرض «مصر» ؟ وما نحن لكما بمقرِّين بأنكما رسولان أُرسلتما إلينا; لنعبد الله وحده لا شريك له.

Firavun ve ileri gelenleri Musa'ya: “Bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz Allah'tan başkasına ibadet etmekten vazgeçirmek ve Mısır topraklarında büyüklük ve hâkimiyet sen ile Harun'un olsun diye mi bize geldin? Tek ve ortaksız olan Allah'a kulluk edelim diye bize gönderilmiş elçiler olduğunuzu ikiniz için de kabul edecek değiliz” dediler.

1562. Metin

وقال فرعون: جيئوني بكل ساحر متقن للسحر.

Firavun: “Sihirde usta olan bütün sihirbazları bana getirin” dedi.

1563. Metin

فلما جاء السحرة فرعون قال لهم موسى: ألقوا على الأرض ما معكم من حبالكم وعصيِّكم.

Sihirbazlar Firavun'un yanına gelince Musa onlara: “Yanınızdaki iplerinizi ve değneklerinizi yere atın” dedi.

1564. Metin

فلما ألقَوا حبالهم وعصيَّهم قال لهم موسى: إنَّ الذي جئتم به وألقيتموه هو السحر، إن الله سيُذْهب ما جئتم به وسيُبطله، إن الله لا يصلح عمل مَن سعى في أرض الله بما يكرهه، وأفسد فيها بمعصيته.

İplerini ve değneklerini attıklarında Musa onlara: “Getirdiğiniz ve attığınız şey sihirdir. Şüphesiz Allah, getirdiğiniz şeyi yok edecek ve onu boşa çıkaracaktır. Şüphesiz Allah, O'nun hoşlanmadığı şeylerle yeryüzünde fesat peşinde koşan ve isyanıyla orada bozgunculuk yapan kimsenin işini düzeltmez” dedi.

1565. Metin

ويثبِّت الله الحق الذي جئتكم به من عنده فيُعليه على باطلكم بكلماته وأمره، ولو كره المجرمون أصحاب المعاصي مِن آل فرعون.

Firavun ailesinden olan o günahkâr suçlular hoşlanmasa da Allah, katından size getirdiğim hakkı kelimeleriyle ve emriyle sabit kılar ve onu batılınızın üzerine çıkarır.

1566. Metin

فما آمن لموسى ﵇ مع ما أتاهم به من الحجج والأدلة إلا ذرية من قومه من بني إسرائيل، وهم خائفون من فرعون وملئه أن يفتنوهم بالعذاب، فيصدُّوهم عن دينهم، وإن فرعون لَجبار مستكبر في الأرض، وإنه لمن المتجاوزين الحد في الكفر والفساد.

Kendilerine getirdiği hüccet ve delillere rağmen, Firavun ve ileri gelenlerinin kendilerine azapla işkence edip dinlerinden döndürmesinden korkarak Musa aleyhisselâm'a kavminden, İsrailoğulları'nın gençlerinden başkası iman etmedi. Şüphesiz Firavun yeryüzünde zorba, kibirli bir kimseydi ve inkâr ile fesatta haddi aşanlardandı.

1567. Metin

وقال موسى: يا قومي إن صدقتم بالله -جلَّ وعلا- وامتثلتم شرعه فثقوا به، وسلِّموا لأمره، وعلى الله توكلوا إن كنتم مذعنين له بالطاعة.

Musa: “Ey kavmim! Eğer Allah celle ve alâ'ya iman ettiyseniz ve O'nun şeriatına boyun eğdiyseniz, O'na güvenin ve emrine teslim olun; eğer O'na itaatle boyun eğen kimselerseniz yalnız Allah'a tevekkül edin” dedi.

1568. Metin

فقال قوم موسى له: على الله وحده لا شريك له اعتمدنا، وإليه فوَّضنا أمرنا، ربنا لا تنصرهم علينا فيكون ذلك فتنة لنا عن الدين، أو يُفتن الكفارُ بنصرهم، فيقولوا: لو كانوا على حق لما غُلبوا.

Musa'nın kavmi ona: “Tek olup hiçbir ortağı bulunmayan yalnız Allah'a dayandık ve işimizi O'na havale ettik. Rabbimiz! Onları bizim üzerimize galip kılma ki bu bizim dinimizden dönmemize bir fitne olmasın ya da kâfirler bu zaferleriyle fitneye düşüp 'Eğer hak üzere olsalardı mağlup olmazlardı' demesinler” dediler.

1569. Metin

ونجِّنا برحمتك من القوم الكافرين فرعون وملئه; لأنهم كانوا يأخذونهم بالأعمال الشاقة.

Rahmetinle bizi o kâfirler topluluğu olan Firavun ve ileri gelenlerinden kurtar; çünkü onlar kendilerine ağır işler yaptırıyorlardı.

1570. Metin

وأوحينا إلى موسى وأخيه هارون أن اتخذا لقومكما بيوتًا في «مصر» تكون مساكن وملاجئ تعتصمون بها، واجعلوا بيوتكم أماكن تصلُّون فيها عند الخوف، وأدُّوا الصلاة المفروضة في أوقاتها. وبشِّر المؤمنين المطيعين لله بالنصر المؤزر، والثواب الجزيل منه ﷾.

Musa'ya ve kardeşi Harun'a: “Kavminiz için Mısır'da sığınacağınız meskenler ve barınaklar olacak evler edinin, korku anında evlerinizi içinde namaz kılacağınız yerler yapın ve farz namazı vakitlerinde kılın. Allah'a itaat eden müminleri O'nun katından gelecek kesin bir zafer ve bol bir mükafatla müjdele” diye vahyettik.

1571. Metin

وقال موسى: ربنا إنك أعطيت فرعون وأشراف قومه زينة من متاع الدنيا; فلم يشكروا لك، وإنما استعانوا بها على الإضلال عن سبيلك، ربنا اطمس على أموالهم، فلا ينتفعوا بها، واختم على قلوبهم حتى لا تنشرح للإيمان، فلا يؤمنوا حتى يروا العذاب الشديد الموجع.

Musa dedi ki: “Rabbimiz! Sen Firavun'a ve kavminin ileri gelenlerine dünya nimetlerinden süs verdin; fakat Sana şükretmediler, aksine bunu Senin yolundan saptırmak için kullandılar. Rabbimiz! Onların mallarını silip süpür de onlardan faydalanamasınlar ve kalplerini mühürle ki imana açılmasınlar; böylece o acıklı, can yakıcı azabı görünceye kadar iman etmesinler.”

1572. Metin

قال الله تعالى لهما: قد أجيبت دعوتكما في فرعون وملئه وأموالهم -وكان موسى يدعو، وهارون يؤمِّن على دعائه، فمن هنا نسبت الدعوة إلى الاثنين- فاستقيما على دينكما، واستمرَّا على دعوتكما فرعون وقومه إلى توحيد الله وطاعته، ولا تسلكا طريق مَن لا يعلم حقيقة وعدي ووعيدي.

Allah Teâlâ ikisine: “Firavun, onun ileri gelenleri ve malları hakkındaki duanız kabul edilmiştir -Musa dua ediyor, Harun da onun duasına 'Âmin' diyordu, bu sebeple dua her ikisine nispet edilmiştir-. O halde dininiz üzerinde dosdoğru olun, Firavun ve kavmini Allah'ın birliğine ve O'na itaate davet etmeye devam edin; vadimin ve tehdidimin hakikatini bilmeyenlerin yoluna uymayın” buyurdu.

1573. Metin

وقطَعْنا ببني إسرائيل البحر حتى جاوزوه، فأتبعهم فرعون وجنوده ظلمًا وعدوانًا، فسلكوا البحر وراءهم، حتى إذا أحاط بفرعون الغرق قال: آمنتُ أنه لا إله إلا الذي آمنتْ به بنو إسرائيل، وأنا من الموحدين المستسلمين بالانقياد والطاعة.

İsrailoğulları'nı denizden geçirdik, nihayet onu aştılar. Firavun ve orduları da zulüm ve düşmanlıkla onların peşine düştü ve arkalarından denize girdiler. Nihayet boğulma Firavun'u kuşatınca: “İsrailoğulları'nın iman ettiğinden başka ilah olmadığına iman ettim ve ben de boyun eğip itaat ederek teslim olan muvahhidlerdenim” dedi.

1574. Metin

آلآن يا فرعون، وقد نزل بك الموت تقرُّ لله بالعبودية، وقد عصيته قبل نزول عذابه بك، وكنت من المفسدين الصادين عن سبيله!! فلا تنفعك التوبة ساعة الاحتضار ومشاهدة الموت والعذاب.

Şimdi mi ey Firavun! Ölüm başına inmişken mi Allah'a kulluğu ikrar ediyorsun? Hâlbuki O'nun azabı sana inmeden önce isyan etmiştin ve O'nun yolundan alıkoyan bozguncularındandın! Can çekişme anında, ölümü ve azabı gördükten sonra tövbe sana fayda vermez.

1575. Metin

فاليوم نجعلك على مرتفع من الأرض ببدنك، ينظر إليك من كذَّب بهلاكك; لتكون لمن بعدك من الناس عبرة يعتبرون بك. وإن كثيرًا من الناس عن حججنا وأدلتنا لَغافلون، لا يتفكرون فيها ولا يعتبرون.

Bugün senin cesedini, helak oluşunu yalanlayan kimselerin sana bakması için yeryüzünün yüksek bir yerine çıkaracağız ki senden sonraki insanlar için ibret alacakları bir ibret olasın. Şüphesiz insanların çoğu delillerimizden ve hüccetlerimizden elbette gafildirler; bunlar üzerinde düşünmez ve ibret almazlar.

1576. Metin

ولقد أنزلنا بني إسرائيل منزلا صالحًا مختارًا في بلاد «الشام» و «مصر» ، ورزقناهم الرزق الحلال الطيب من خيرات الأرض المباركة، فما اختلفوا في أمر دينهم إلا مِن بعد ما جاءهم العلم الموجب لاجتماعهم وائتلافهم، ومن ذلك ما اشتملت عليه التوراة من الإخبار بنبوة محمد ﷺ. إن ربك -أيها الرسول- يقضي بينهم يوم القيامة، ويَفْصِل فيما كانوا يختلفون فيه من أمرك، فيدخل المكذبين النار والمؤمنين الجنة.

Andolsun ki Biz İsrailoğulları'nı Şam ve Mısır topraklarında güzel, seçkin bir yurda yerleştirdik ve onları mübarek toprakların nimetlerinden helal ve temiz rızıklarla rızıklandırdık. Onlar ancak aralarında toplanıp birleşmelerini gerektiren ilim -ki bunlardan biri de Tevrat'ın Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in peygamberliğini haber vermesidir- kendilerine geldikten sonra dinleri hususunda ayrılığa düştüler. [Ey Resul], şüphesiz Rabbin kıyamet gününde aralarında hükmedecek ve senin durumun hakkında ihtilaf ettikleri hususları karara bağlayacaktır; böylece yalanlayanları ateşe, müminleri ise Cennete koyacaktır.

1577. Metin

فإن كنت -أيها الرسول- في ريب من حقيقة ما أخبرناك به فاسأل الذين يقرؤون الكتاب من قبلك من أهل التوراة والإنجيل، فإن ذلك ثابت في كتبهم، لقد جاءك الحق اليقين من ربك بأنك رسول الله، وأن هؤلاء اليهود والنصارى يعلمون صحة ذلك، ويجدون صفتك في كتبهم، ولكنهم ينكرون ذلك مع علمهم به، فلا تكوننَّ من الشاكِّين في صحة ذلك وحقيقته. والمقصود من الآية إقامة الحجة على المشركين بشهادة أهل الكتاب من اليهود والنصارى قطعًا لمعذرتهم.

[Ey Resul], sana haber verdiğimiz şeyin hakikati hakkında şüphe içinde isen, senden önce Tevrat ve İncil ehlinden Kitap okuyanlara sor; zira bu, onların kitaplarında sabittir. Sana Rabbinden, senin Allah'ın elçisi olduğuna ve o Yahudiler ile Hristiyanların bunun doğruluğunu bildiklerine ve senin vasfını kitaplarında bulduklarına, fakat bunu bildikleri halde inkâr ettiklerine dair kesin hak gelmiştir; sakın bunun doğruluğu ve hakikati hakkında şüphe edenlerden olma! Ayetten maksat, mazeretlerini ortadan kaldırmak üzere Yahudi ve Hristiyanlardan oluşan Ehl-i Kitab'ın şahitliği ile müşriklere karşı delil ikame etmektir.

1578. Metin

ولا تكونن -أيها الرسول- من الذين كذَّبوا بحجج الله وأدلته فتكون من الخاسرين الذين سخِطَ الله عليهم ونالوا عقابه.

[Ey Resul], sakın Allah'ın hüccetlerini ve delillerini yalanlayanlardan olma; aksi takdirde Allah'ın kendilerine gazap ettiği ve cezasına uğrayan hüsrana uğramış kimselerden olursun.

1579. Metin

إن الذين حقَّت عليهم كلمة ربك -أيها الرسول- بطردهم من رحمته وعذابه لهم، لا يؤمنون بحجج الله، ولا يقرُّون بوحدانيته، ولا يعملون بشرعه.

[Ey Resul], haklarında Rabbinin rahmetinden kovulma ve azaba uğrama sözü hak olmuş olanlar, Allah'ın delillerine iman etmezler, O'nun birliğini ikrar etmezler ve şeriatıyla amel etmezler.

1580. Metin

ولو جاءتهم كل موعظة وعبرة حتى يعاينوا العذاب الموجع، فحينئذ يؤمنون، ولا ينفعهم إيمانهم.

Can yakıcı azabı bizzat görünceye kadar kendilerine her türlü öğüt ve ibret gelse de [iman etmezler]. O vakit iman ederler, fakat imanları onlara fayda vermez.

1581. Metin

لم ينفع الإيمان أهل قرية آمنوا عند معاينة العذاب إلا أهل قرية يونس بن مَتَّى، فإنهم لمَّا أيقنوا أن العذاب نازل بهم تابوا إلى الله تعالى توبة نصوحا، فلمَّا تبيَّن منهم الصدق في توبتهم كشف الله عنهم عذاب الخزي بعد أن اقترب منهم، وتركهم في الدنيا يستمتعون إلى وقت إنهاء آجالهم.

Azabı gördükleri sırada iman edip de imanı kendilerine fayda veren hiçbir memleket halkı yoktur; yalnız Yunus bin Mettâ'nın kavmi müstesnadır. Zira onlar azabın başlarına ineceğine kesin olarak kanaat getirince Allah Teâlâ'ya nasuh bir tövbe ile tövbe ettiler. Onların tövbelerindeki samimiyet ortaya çıkınca Allah, kendilerine yaklaşmış olan rüsvay edici azabı onlardan kaldırdı ve ecellerinin sona ereceği vakte kadar onları dünyada faydalandırdı.

1582. Metin

ولو شاء ربك -أيها الرسول- الإيمان لأهل الأرض كلهم لآمنوا جميعًا بما جئتهم به، ولكن له حكمة في ذلك; فإنه يهدي من يشاء ويضل من يشاء وَفْق حكمته، وليس في استطاعتك أن تُكْره الناس على الإيمان.

[Ey Resul], eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi iman eder ve getirdiğin şeylere toptan inanırdı. Fakat bunda O'nun bir hikmeti vardır; zira O hikmetine uygun olarak dilediğini hidayete erdirir, dilediğini de saptırır. İnsanları iman etmeye zorlamak senin elinde değildir.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.