1593. Metin
(الر) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
(Elif-Lâm-Râ) Hurûf-ı mukatta'a hakkında Bakara Suresi'nin başında açıklama geçmişti.
1594. Metin
هذا الكتاب الذي أنزله الله على محمد ﷺ أُحكمت آياته من الخلل والباطل، ثم بُيِّنت بالأمر والنهي وبيان الحلال والحرام من عند الله، الحكيم بتدبير الأمور، الخبير بما تؤول إليه عواقبها.
Allah'ın Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem indirdiği bu Kitap; ayetleri kusurdan ve batıldan muhkem kılınmış, sonra da işleri düzenlemede hikmet sahibi ve bunların varacağı neticeleri hakkıyla bilen Allah katından emir, nehiy, helal ve haramın açıklanmasıyla tafsil edilmiştir.
1595. Metin
وإنزال القرآن وبيان أحكامه وتفصيلها وإحكامها; لأجل أن لا تعبدوا إلا الله وحده لا شريك له. إنني لكم -أيها الناس- من عند الله نذير ينذركم عقابه، وبشير يبشِّركم بثوابه.
Kur'an'ın indirilmesi, hükümlerinin açıklanıp detaylandırılması ve muhkem kılınması; yalnızca tek ve ortaksız olan Allah'a ibadet etmeniz içindir. Doğrusu ben, sizin için Allah katından O'nun azabıyla korkutan bir uyarıcı ve mükâfatıyla müjdeleyen bir müjdeciyim.
1596. Metin
واسألوه أن يغفر لكم ذنوبكم، ثم ارجعوا إليه نادمين يمتعْكم في دنياكم متاعًا حسنًا بالحياة الطيبة فيها، إلى أن يحين أجلكم، ويُعطِ كل ذي فضل من علم وعمل جزاء فضله كاملا لا نقص فيه، وإن تعرضوا عمَّا أدعوكم إليه فإني أخشى عليكم عذاب يوم شديد، وهو يوم القيامة. وهذا تهديد شديد لمن تولَّى عن أوامر الله تعالى وكذَّب رسله.
Günahlarınızı bağışlamasını O'ndan isteyin, sonra da pişmanlık duyarak O'na dönün ki, eceliniz gelene kadar sizi dünyanızda güzel bir yaşantıyla faydalandırsın ve ilim ve amelden her fazilet sahibine faziletinin karşılığını hiçbir eksik olmaksızın tastamam versin. Eğer sizi çağırdığım şeyden yüz çevirirseniz, doğrusu ben sizin adınıza şiddetli bir günün -ki o kıyamet günüdür- azabından korkarım. Bu, Allah Teâlâ'nın emirlerinden yüz çeviren ve O'nun elçilerini yalanlayan kimselere yönelik şiddetli bir tehdittir.
1597. Metin
إلى الله رجوعكم بعد موتكم جميعًا فاحذروا عقابه، وهو سبحانه قادر على بعثكم وحشركم وجزائكم.
Ölümünüzden sonra hepinizin dönüşü Allah'adır, O'nun cezasından sakının. O [her türlü noksanlıktan] münezzehtir; sizi diriltmeye, huzurunda toplamaya ve cezalandırmaya kādirdir.
1598. Metin
إن هؤلاء المشركين يضمرون في صدورهم الكفر; ظنًا منهم أنه يخفى على الله ما تضمره نفوسهم، ألا يعلمون حين يغطُّون أجسادهم بثيابهم أن الله لا يخفى عليه سِرُّهم وعلانيتهم؟ إنه عليم بكل ما تُكِنُّه صدورهم من النيات والضمائر والسرائر.
Bu müşrikler, içlerinde gizledikleri şeylerin Allah'a gizli kalacağını zannederek göğüslerinde küfrü gizlerler. Bedenlerini elbiseleriyle örttükleri vakit, Allah'a gizlilerinin de açıklarının da gizli kalmayacağını bilmezler mi? Şüphesiz O, göğüslerinin sakladığı niyetleri, iç dünyaları ve sırları hakkıyla bilendir.
1599. Metin
لقد تكفَّل الله برزق جميع ما دبَّ على وجه الأرض، تفضلا منه، ويعلم مكان استقراره في حياته وبعد موته، ويعلم الموضع الذي يموت فيه، كل ذلك مكتوب في كتاب عند الله مبين عن جميع ذلك.
Yeryüzünde hareket eden canlıların tamamının rızkını Allah bir lütuf olarak üstlenmiştir. Onların hayattayken ve ölümlerinden sonra duracakları yeri de bilir, ölecekleri yeri de bilir. Bunların hepsi, Allah katında bütün bunları açıkça gösteren bir kitapta yazılıdır.
1600. Metin
وهو الذي خلق السماوات والأرض وما فيهن في ستة أيام، وكان عرشه على الماء قبل ذلك; ليختبركم أيكم أحسن له طاعةً وعملا وهو ما كان خالصًا لله موافقًا لما كان عليه رسول الله ﷺ. ولئن قلت -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين من قومك: إنكم مبعوثون أحياءً بعد موتكم، لسارعوا إلى التكذيب وقالوا: ما هذا القرآن الذي تتلوه علينا إلا سحر بيِّن.
Hanginizin O'na itaat ve amel -ki bu, sırf Allah için ihlasla yapılan ve Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem yolu üzere olan ameldir- bakımından daha güzel olduğunu sınamak için gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratan O'dur; bundan önce O'nun arşı su üzerindeydi. Şayet [ey Resûl], kavminden olan bu müşriklere: "Ölümünüzden sonra muhakkak diriltileceksiniz" desen, hemen yalanlamaya koyulur ve: "Bize okuduğun bu Kur'an, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir" derler.
1601. Metin
ولئن أخَّرنا عن هؤلاء المشركين العذاب إلى أجل معلوم فاستبطؤوه، ليقولُنَّ استهزاء وتكذيبًا: أي شيء يمنع هذا العذاب من الوقوع إن كان حقًا؟ ألا يوم يأتيهم ذلك العذاب لا يستطيع أن يصرفه عنهم صارف، ولا يدفعه دافع، وأحاط بهم من كل جانب عذاب ما كانوا يستهزئون به قبل وقوعه بهم.
Eğer bu müşriklerden azabı belirli bir vakte kadar geciktirirsek ve onlar da bunu gecikmiş sayarlarsa, alay ve yalanlama kastıyla kesinlikle şöyle derler: "Eğer doğruysa bu azabın gerçekleşmesine engel olan nedir?" Dikkat edin! O azap kendilerine geldiği gün, onu onlardan çevirecek hiçbir çevirici olmaz ve hiçbir savıcı da onu savamaz. Başlarına gelmeden önce kendisiyle alay edip durdukları azap onları çepeçevre kuşatmıştır.
1602. Metin
ولئن أعطينا الإنسان مِنَّا نعمة من صحة وأمن وغيرهما، ثم سلبناها منه، إنه لَشديد اليأس من رحمة الله، جَحود بالنعم التي أنعم الله بها عليه.
İnsana katımızdan sağlık, güvenlik ve benzeri bir nimet tattırır, sonra da onu kendisinden çekip alırsak; o, Allah'ın rahmetinden son derece ümidini kesen, Allah'ın kendisine bahşettiği nimetlere karşı pek nankör biridir.
1603. Metin
ولئن بسطنا للإنسان في دنياه ووسَّعنا عليه في رزقه بعد ضيق من العيش، ليقولَنَّ عند ذلك: ذهب الضيق عني وزالت الشدائد، إنه لبَطِر بالنعم، مبالغ في الفخر والتعالي على الناس.
Eğer insana dünyasında darlık ve sıkıntıdan sonra genişlik verir ve rızkını bollaştırırsak, o vakit kesinlikle şöyle der: "Darlık benden gitti, sıkıntılar yok oldu." Doğrusu o, nimetlerle şımaran, insanlara karşı böbürlenip üstünlük taslamada haddi aşan biridir.
1604. Metin
لكن الذين صبروا على ما أصابهم من الضراء إيمانًا بالله واحتسابًا للأجر عنده، وعملوا الصالحات شكرا لله على نعمه، هؤلاء لهم مغفرة لذنوبهم وأجر كبير في الآخرة.
Fakat Allah'a iman ederek ve mükâfatını O'nun katından umarak başlarına gelen sıkıntılara sabredenler ve nimetlerine şükür olarak salih ameller işleyenler böyle değildir. İşte onlar için günahlarına bir bağışlanma ve ahirette büyük bir mükâfat vardır.
1605. Metin
فلعلك -أيها الرسول لعظم ما تراه منهم من الكفر والتكذيب- تارك بعض ما يوحى إليك مما أنزله الله عليك وأمرك بتبليغه، وضائق به صدرك; خشية أن يطلبوا منك بعض المطالب على وجه التعنت، كأن يقولوا: لولا أُنزل عليه مال كثير، أو جاء معه ملك يصدقه في رسالته، فبلغهم ما أوحيته إليك; فإنه ليس عليك إلا الإنذار بما أُوحي إليك. والله على كل شيء حفيظ يدَبِّر جميع شؤون خلقه.
Belki de sen [ey Resûl], onların küfür ve yalanlamalarının büyüklüğünü gördüğün için, Allah'ın sana indirdiği ve tebliğ etmeni emrettiği vahyin bir kısmını terk edersin ve inatlaşarak; "Ona çokça mal indirilseydi ya da elçiliğini doğrulayan bir melek onunla beraber gelseydi ya!" demelerinden çekinerek bundan dolayı göğsün daralır. Sana vahyettiğimi onlara tebliğ et; zira sana düşen sadece sana vahyedilenle uyarmaktır. Allah her şeyi gözetendir, mahlukatının bütün işlerini idare edendir.
1606. Metin
بل أيقول هؤلاء المشركون من أهل «مكة» : إن محمدًا قد افترى هذا القرآن؟ قل لهم: إن كان الأمر كما تزعمون فأتوا بعشر سور مثله مفتريات، وادعوا من استطعتم من جميع خلق الله ليساعدوكم على الإتيان بهذه السور العشر، إن كنتم صادقين في دعواكم.
Yoksa Mekke halkından olan bu müşrikler: "Muhammed bu Kur'an'ı kendisi uydurdu" mu diyorlar? Onlara de ki: "Eğer iddia ettiğiniz gibi ise, onun benzeri uydurulmuş on sure getirin ve eğer davanızda doğru sözlüler iseniz bu on sureyi getirmek için Allah'ın yarattıklarından gücünüzün yettiği herkesi yardıma çağırın."
1607. Metin
فإن لم يستجب هؤلاء المشركون لكم -أيها الرسول ومَن آمن معك- لما تدعونهم إليه; لِعَجْز الجميع عن ذلك، فاعلموا أن هذا القرآن إنما أنزله الله على رسوله بعلمه وليس من قول البشر، واعلموا أن لا إله يُعبد بحق إلا الله، فهل أنتم -بعد قيام هذه الحجة عليكم- مسلمون منقادون لله ورسوله؟
Eğer bu müşrikler -hepsinin buna karşı aciz kalması sebebiyle- [ey Resûl ve seninle beraber iman edenler], kendilerini çağırdığınız şeye cevap veremezlerse, bilin ki bu Kur'an ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve beşer sözü değildir. Yine bilin ki, hakkıyla ibadet edilecek hiçbir ilah yoktur, ancak Allah vardır. Artık siz -bu delil aleyhinize ortaya konduktan sonra- Allah'a ve Resûlü'ne teslim olup boyun eğen Müslümanlar mısınız?
1608. Metin
من كان يريد بعمله الحياة الدنيا ومُتَعها نعطهم ما قُسِم لهم من ثواب أعمالهم في الحياة الدنيا كاملا غير منقوص.
Kim ameliyle dünya hayatını ve onun zevklerini isterse, dünya hayatında onlara amellerinin karşılığından takdir edilmiş olanı hiçbir eksiklik olmaksızın tastamam veririz.
1609. Metin
أولئك ليس لهم في الآخرة إلا نار جهنم يقاسون حرَّها، وذهب عنهم نَفْع ما عملوه، وكان عملهم باطلا لأنه لم يكن لوجه الله.
İşte onlar için ahirette sıcağını çekecekleri cehennem ateşinden başka bir şey yoktur. Yaptıkları şeylerin faydası onlardan gitmiştir ve Allah rızası için olmadığından amelleri boşa çıkmıştır.
1610. Metin
أفمَن كان على حجة وبصيرة من ربه فيما يؤمن به، ويدعو إليه بالوحي الذي أنزل الله فيه هذه البينة، ويتلوها برهان آخر شاهد منه، وهو جبريل أو محمد ﵉، ويؤيد ذلك برهان ثالث من قبل القرآن، وهو التوراة -الكتاب الذي أنزل على موسى إمامًا ورحمة لمن آمن به-، كمن كان همه الحياة الفانية بزينتها؟ أولئك يصدِّقون بهذا القرآن ويعملون بأحكامه، ومن يكفر بهذا القرآن من الذين تحزَّبوا على رسول الله ﷺ فجزاؤه النار، يَرِدُها لا محالة، فلا تك -أيها الرسول- في شك من أمر القرآن وكونه من عند الله تعالى بعد ما شهدت بذلك الأدلة والحجج، واعلم أن هذا الدين هو الحق من ربك، ولكن أكثر الناس لا يصدِّقون ولا يعملون بما أُمروا به. وهذا توجيه عام لأمة محمد ﷺ.
Rabbinden açık bir delil ve basiret üzere olup inandığı ve çağırdığı hususlarda, Allah'ın bu beyanı kendisinde indirdiği vahiyle hareket eden; onu O'ndan bir şahit olan başka bir delil -ki o Cebrail yahut Muhammed'dir aleyhisselâm- takip eden ve bunu Kur'an'dan önceki üçüncü bir delil -kendisine iman edenler için bir önder ve rahmet olarak Musa'ya indirilen kitap Tevrat- destekleyen kimse, bütün derdi ziynetiyle birlikte fani dünya hayatı olan kimse gibi midir? İşte onlar bu Kur'an'ı tasdik ederler ve hükümleriyle amel ederler. Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem karşı gruplaşanlardan kim bu Kur'an'ı inkâr ederse, onun varacağı yer ateştir, oraya mutlaka girecektir. Deliller ve hüccetler buna şahitlik ettikten sonra [ey Resûl], Kur'an'ın hakikati ve onun Allah Teâlâ katından olduğu hususunda asla şüphede olma. Bil ki bu din Rabbinden gelen haktır; fakat insanların çoğu inanmazlar ve kendilerine emredilen şeylerle amel etmezler. Bu, Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem ümmetine yönelik genel bir yönlendirmedir.
1611. Metin
ولا أحد أظلم ممن اختلق على الله كذبًا، أولئك سيعرضون على ربهم يوم القيامة; ليحاسبهم على أعمالهم، ويقول الأشهاد من الملائكة والنبيين وغيرهم: هؤلاء الذين كذبوا على ربهم في الدنيا قد سخط الله عليهم، ولعنهم لعنة لا تنقطع; لأن ظلمهم صار وصفًا ملازمًا لهم.
Allah'a yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? İşte onlar, amellerinin hesabını görmek üzere kıyamet gününde Rablerine arz edileceklerdir. Meleklerden, peygamberlerden ve diğerlerinden olan şahitler: "Dünyada Rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır. Allah onlara gazap etmiş ve zulümleri kendilerinden ayrılmaz bir vasıf haline geldiği için onları kesintisiz bir lanetle lanetlemiştir" diyeceklerdir.
1612. Metin
هؤلاء الظالمون الذين يمنعون الناس عن سبيل الله الموصلة إلى عبادته، ويريدون أن تكون هذه السبيل عوجاء بموافقتها لأهوائهم، وهم كافرون بالآخرة لا يؤمنون ببعث ولا جزاء.
İnsanları Allah'ın O'na ibadete ulaştıran yolundan alıkoyan ve hevalarına uyması için bu yolun eğri olmasını isteyen o zalimler, ahireti de inkâr edenlerdir; onlar yeniden dirilmeye ve karşılık görmeye inanmazlar.
1613. Metin
أولئك الكافرون لم يكونوا ليفوتوا الله في الدنيا هربًا، وما كان لهم مِن أنصار يمنعونهم من عقابه. يضاعَفُ لهم العذاب في جهنم; لأنهم كانوا لا يستطيعون أن يسمعوا القرآن سماع منتفع، أو يبصروا آيات الله في هذا الكون إبصار مهتد; لاشتغالهم بالكفر الذي كانوا عليه مقيمين.
İşte o kâfirler, dünyada kaçarak Allah'ın takdirinden kurtulacak değillerdi. Kendilerini O'nun azabından koruyacak yardımcıları da yoktu. İçinde ısrarla devam ettikleri küfürle meşgul olmaları sebebiyle Kur'an'ı faydalanacak bir şekilde dinleyemediklerinden ve Allah'ın bu kâinattaki ayetlerini hidayete erecek bir şekilde göremediklerinden ötürü cehennemde azapları kat kat artırılacaktır.
1614. Metin
أولئك الذين خسروا أنفسهم بافترائهم على الله، وذهب عنهم ما كانوا يفترون من الآلهة التي يدَّعون أنها تشفع لهم.
İşte onlar, Allah'a iftira ederek kendilerini hüsrana uğratanlardır. Kendilerine şefaat edeceğini iddia ettikleri o uydurma ilahlar da onları bırakıp kaybolup gitmiştir.
1615. Metin
حقًا أنهم في الآخرة أخسر الناس صفقة; لأنهم استبدلوا الدركات بالدرجات، فكانوا في جهنم، وذلك هو الخسران المبين.
Gerçek şu ki, onlar ahirette alışveriş yönünden insanların en çok hüsrana uğrayanlarıdır. Çünkü onlar dereceler yerine cehennemin çukurlarını (derakât) tercih etmişler ve cehennemde kalmışlardır; işte apaçık hüsran budur.
1616. Metin
إن الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا الأعمال الصالحة، وخضعوا لله في كل ما أُمروا به ونُهوا عنه، أولئك هم أهل الجنة، لا يموتون فيها، ولا يَخْرجون منها أبدًا.
Şüphesiz Allah'ı ve Resûlü'nü tasdik edip salih ameller işleyenler ve emredildikleri ve yasaklandıkları her şeyde Allah'a boyun eğenler; işte onlar cennet ehlidir. Orada ölmezler ve oradan ebediyen çıkarılmazlar.
1617. Metin
مثل فريقَي الكفر والإيمان كمثل الأعمى الذي لا يرى والأصم الذي لا يسمع والبصير والسميع: ففريق الكفر لا يبصر الحق فيتبعه، ولا يسمع داعي الله فيهتدي به، أما فريق الإيمان فقد أبصر حجج الله وسمع داعي الله فأجابه، هل يستوي هذان الفريقان؟ أفلا تعتبرون وتتفكرون؟
Küfür ve iman gruplarının durumu; görmeyen kör ile işitmeyen sağırın, gören ile işitenin durumuna benzer. Küfür grubu hakkı görüp ona tabi olmaz, Allah'ın davetçisini işitip onunla hidayet bulmaz. İman grubu ise Allah'ın delillerini görmüş, Allah'ın davetçisini işitmiş ve ona icabet etmiştir. Bu iki grup bir olur mu? Hiç ibret alıp düşünmez misiniz?
1618. Metin
ولقد أرسلنا نوحًا إلى قومه فقال لهم: إني نذير لكم من عذاب الله، مبيِّن لكم ما أُرسلت به إليكم من أمر الله ونهيه.
Nuh'u kavmine gönderdik; onlara şöyle dedi: "Ben sizin için Allah'ın azabına karşı bir uyarıcıyım, Allah'ın emrinden ve yasağından bana vahyedilenleri size açıklayan biriyim."
1619. Metin
آمركم ألا تعبدوا إلا الله، إني أخاف عليكم -إن لم تفردوا الله وحده بالعبادة- عذاب يوم موجع.
"Size ancak Allah'a ibadet etmenizi emrediyorum. Eğer ibadeti yalnızca Allah'a has kılmazsanız, sizin adınıza can yakıcı bir günün azabından korkarım."
1620. Metin
فقال رؤساء الكفر من قومه: إنك لست بمَلَك ولكنك بشر، فكيف أُوحي إليك مِن دوننا؟ وما نراك اتبعك إلا الذين هم أسافلنا وإنما اتبعوك من غير تفكر ولا رويَّة، وما نرى لكم علينا من فضل في رزق ولا مال لمَّا دخلتم في دينكم هذا، بل نعتقد أنكم كاذبون فيما تدَّعون.
Kavminden küfrün ileri gelenleri dediler ki: "Sen bir melek değilsin, ancak bir insansın; bize değil de sana nasıl vahiy indirilsin? Sana uyanların da ancak aramızdaki en alt tabaka kimseler olduğunu görüyoruz. Onlar da sana etraflıca düşünüp taşınmadan uymuşlardır. Sizin bu dininize girdiğinizde rızık ve mal bakımından bize bir üstünlüğünüz olduğunu da görmüyoruz. Bilakis iddia ettiğiniz hususlarda sizin yalancı olduğunuz kanaatindeyiz."
1621. Metin
قال نوح: يا قومي أرأيتم إن كنتُ على حجة ظاهرة من ربي فيما جئتكم به تبيِّن لكم أنني على الحق من عنده، وآتاني رحمة من عنده، وهي النبوة والرسالة فأخفاها عليكم بسبب جهلكم وغروركم، فهل يصح أن نُلْزمكم إياها بالإكراه وأنتم جاحدون بها؟ لا نفعل ذلك، ولكن نَكِل أمركم إلى الله حتى يقضي في أمركم ما يشاء.
Nuh dedi ki: "Ey kavmim! Söyleyin bakalım, eğer ben Rabbimden apaçık bir delil üzere isem -ki bu size O'nun katından hak üzere olduğumu gösterir- ve O bana kendi katından bir rahmet -ki o peygamberlik ve elçiliktir- vermiş de bu cehaletiniz ve kibriniz sebebiyle sizden gizli kalmışsa, siz onu inkâr edip dururken biz sizi ona zorla mı bağlayacağız? Bunu yapmayız; fakat işinizi, hakkınızda dilediği hükmü verene kadar Allah'a havale ederiz."
1622. Metin
قال نوح ﵇ لقومه: يا قوم لا أسألكم على دعوتكم لتوحيد الله وإخلاص العبادة له مالاً تؤدونه إليَّ بعد إيمانكم، ولكن ثواب نصحي لكم على الله وحده، وليس من شأني أن أطرد المؤمنين، فإنهم ملاقو ربهم يوم القيامة، ولكني أراكم قومًا تجهلون; إذ تأمرونني بطرد أولياء الله وإبعادهم عني.
Nuh aleyhisselâm kavmine dedi ki: "Ey kavmim! Sizi Allah'ın birliğine ve ibadeti yalnız O'na has kılmaya davet etmeme karşılık sizden iman ettikten sonra bana vereceğiniz bir mal istemiyorum. Benim size nasihatimin mükâfatı ancak Allah'a aittir. Müminleri kovmak benim işim değildir; zira onlar kıyamet gününde Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi, Allah'ın dostlarını kovmamı ve onları yanımdan uzaklaştırmamı emrettiğiniz için cahillik eden bir topluluk olarak görüyorum."
1623. Metin
ويا قوم مَن يمنعني من الله إن عاقبني على طردي المؤمنين؟ أفلا تتدبرون الأمور فتعلموا ما هو الأنفع لكم والأصلح؟
"Ey kavmim! Eğer müminleri kovduğum takdirde Allah beni cezalandırırsa, beni O'na karşı kim koruyabilir? İşleri etraflıca düşünüp sizin için neyin daha faydalı ve daha uygun olduğunu anlamaz mısınız?"
1624. Metin
ولا أقول لكم: إني أملك التصرف في خزائن الله، ولا أعلم الغيب، ولست بمَلَك من الملائكة، ولا أقول لهؤلاء الذين تحتقرون من ضعفاء المؤمنين: لن يؤتيكم الله ثوابًا على أعمالكم، فالله وحده أعلم بما في صدورهم وقلوبهم، ولئن فعلتُ ذلك إني إذًا لمن الظالمين لأنفسهم ولغيرهم.
"Size Allah'ın hazinelerine tasarruf yetkim olduğunu söylemiyorum; gaybı da bilmem ve meleklerden bir melek de değilim. Sizin müminlerin zayıflarından olup küçümsediğiniz o kimseler için: 'Allah amellerine karşılık size asla bir sevap vermeyecektir' de demem. Onların göğüslerinde ve kalplerinde olanı en iyi Allah bilir. Eğer bunu yaparsam, muhakkak kendilerine ve başkalarına zulmedenlerden olurum."
1625. Metin
قالوا: يا نوح قد حاججتنا فأكثرت جدالنا، فأتنا بما تعدنا من العذاب إن كنت من الصادقين في دعواك.
Dediler ki: "Ey Nuh! Bizimle tartıştın ve bizimle tartışmayı çok uzattın. Eğer iddianda doğru sözlülerden isen, bizi tehdit ettiğin azabı bize getir."
1626. Metin
قال نوح لقومه: إن الله وحده هو الذي يأتيكم بالعذاب إذا شاء، ولستم بفائتيه إذا أراد أن يعذبكم; لأنه سبحانه لا يعجزه شيء في الأرض ولا في السماء.
Nuh kavmine dedi ki: "Dilediği takdirde o azabı size getirecek olan yalnızca Allah'tır. O sizi cezalandırmak istediğinde siz O'nun elinden kurtulamazsınız; çünkü yerde ve gökte hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz."
1627. Metin
ولا ينفعكم نصحي واجتهادي في دعوتكم للإيمان، إن كان الله يريد أن يضلَّكم ويهلككم، هو سبحانه مالككم، وإليه تُرجَعون في الآخرة للحساب والجزاء.
"Eğer Allah sizi saptırmayı ve helak etmeyi murat etmişse, sizi imana davet etme konusundaki nasihatim ve gayretim size fayda vermez. O sizin Rabbinizdir ve ahirette hesap ve ceza için ancak O'na döndürüleceksiniz."
1628. Metin
بل أيقول هؤلاء المشركون من قوم نوح: افترى نوح هذا القول؟ قل لهم: إن كنتُ قد افتريتُ ذلك على الله فعليَّ وحدي إثم ذلك، وإذا كنتُ صادقًا فأنتم المجرمون الآثمون، وأنا بريء مِن كفركم وتكذيبكم وإجرامكم.
Yoksa Nuh'un kavminden olan bu müşrikler: "Nuh bu sözü kendisi uydurdu" mu diyorlar? Onlara de ki: "Eğer bunu Allah'a karşı uydurduysam, onun günahı yalnızca benim boynumadır. Eğer doğru sözlü isem, suçlu ve günahkâr olan sizsiniz; ben sizin küfrünüzden, yalanlamanızdan ve suçunuzdan uzağım."
1629. Metin
وأوحى الله ﷾ إلى نوح ﵇ لمَّا حق على قومه العذاب، أنه لن يؤمن بالله إلا مَن قد آمن مِن قبل، فلا تحزن يا نوح على ما كانوا يفعلون.
Kavmi üzerine azap hak olunca Allah azze ve celle Nuh'a aleyhisselâm vahyetti ki: "Daha önce iman etmiş olanlardan başkası artık Allah'a asla iman etmeyecektir. O halde ey Nuh, onların yapageldikleri şeylerden dolayı üzülme."
1630. Metin
واصنع السفينة بمرأى منَّا وبأمرنا لك ومعونتنا، وأنت في حفظنا وكلاءتنا، ولا تطلب مني إمهال هؤلاء الذين ظلموا أنفسهم من قومك بكفرهم، فإنهم مغرقون بالطوفان. وفي الآية إثبات صفة العين لله تعالى على ما يليق به سبحانه.
"Gözetimimiz altında, sana olan emrimiz ve yardımımızla gemiyi yap; sen bizim korumamız ve himayemiz altındasın. Kavminden inkârları sebebiyle kendilerine zulmetmiş olan o kimseler için benden mühlet isteme, muhakkak onlar tufanda boğulacaklardır." Bu ayette, Allah Teâlâ'nın şanına layık bir şekilde O'nun için Ayn (göz) sıfatının sübutu vardır.
1631. Metin
ويصنع نوح السفينة، وكلَّما مر عليه جماعة من كبراء قومه سخروا منه، قال لهم نوح: إن تسخروا منا اليوم لجهلكم بصدق وعد الله، فإنا نسخر منكم غدًا عند الغرق كما تسخرون منا.
Nuh gemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenlerinden bir topluluk yanından her geçtikçe onunla alay ediyordu. Nuh onlara dedi ki: "Allah'ın vaadinin doğruluğunu bilmediğinizden dolayı bugün bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi yarın boğulma anında biz de sizinle alay edeceğiz."
1632. Metin
فسوف تعلمون إذا جاء أمر الله بذلك: من الذي يأتيه في الدنيا عذاب الله الذي يُهينه، وينزل به في الآخرة عذاب دائم لا انقطاع له؟
"Allah'ın buna dair emri geldiğinde; dünyada kendisini rezil edecek Allah'ın azabının kime geleceğini ve ahirette de üzerine kesintisiz, ebedi bir azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz."
1633. Metin
حتى إذا جاء أمرنا بإهلاكهم كما وَعدْنا نوحًا بذلك، ونبع الماء بقوة من التنور -وهو المكان الذي يخبز فيه- علامة على مجيء العذاب، قلنا لنوح: احمل في السفينة من كل نوع من أنواع الحيوانات ذكرًا وأنثى، واحمل فيها أهل بيتك، إلا مَن سبق عليهم القول ممن لم يؤمن بالله كابنه وامرأته، واحمل فيها من آمن معك من قومك، وما آمن معه إلا قليل مع طول المدة والمقام فيهم.
Nihayet Nuh'a vaat ettiğimiz üzere onları helak etme emrimiz gelip de azabın gelişinin bir alameti olarak tandırdan -ki kendisinde ekmek pişirilen yerdir- su fışkırınca Nuh'a şöyle dedik: "Hayvan türlerinin her birinden birer çift (erkek ve dişi) gemiye yükle; haklarında daha önce hüküm verilmiş olan ve Allah'a inanmayan oğlu ve karısı müstesna, aileni de gemiye bindir ve kavminden sana iman edenleri de al." Uzun süre ve aralarında kalmasına rağmen onunla beraber pek az kimseden başkası iman etmemişti.
1634. Metin
وقال نوح لمن آمن معه: اركبوا في السفينة، باسم الله يكون جريها على وجه الماء، وباسم الله يكون منتهى سيرها ورُسوُّها. إن ربي لَغفور ذنوب من تاب وأناب إليه من عباده، رحيم بهم أن يعذبهم بعد التوبة.
Nuh, kendisiyle beraber iman edenlere dedi ki: "Gemiye binin; onun suyun üzerinde akıp gitmesi de durup demir atması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim, kullarından tövbe edip O'na yönelen kimselerin günahlarını çok bağışlayandır, tövbeden sonra onları cezalandırmama hususunda onlara çok merhametlidir."
1635. Metin
وهي تجري بهم في موج يعلو ويرتفع حتى يصير كالجبال في علوها، ونادى نوح ابنه -وكان في مكانٍ عَزَل فيه نفسه عن المؤمنين- فقال له: يا بني اركب معنا في السفينة، ولا تكن مع الكافرين بالله فتغرق.
Gemi, dağlar gibi yükselen ve kabaran dalgalar arasında onları yüzdürüp götürüyordu. Nuh, müminlerden kendini ayrı tuttuğu bir yerde bulunan oğluna seslendi ve: "Yavrucuğum! Bizimle beraber gemiye bin, Allah'ı inkâr edenlerle beraber olma; yoksa boğulursun" dedi.
1636. Metin
قال ابن نوح: سألجأ إلى جبل أتحصَّن به من الماء، فيمنعني من الغرق، فأجابه نوح: لا مانع اليوم من أمر الله وقضائه الذي قد نزل بالخلق من الغرق والهلاك إلا مَن رحمه الله تعالى، فآمِنْ واركب في السفينة معنا، وحال الموج المرتفع بين نوح وابنه، فكان من المغرقين الهالكين.
Nuh'un oğlu: "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, o beni boğulmaktan kurtarır" dedi. Nuh ona cevap verdi: "Bugün, Allah Teâlâ'nın merhamet ettiği kimseler dışında mahlukatın başına gelen boğulma ve helakten Allah'ın emrine ve hükmüne karşı hiçbir koruyucu yoktur. İman et ve bizimle beraber gemiye bin!" O sırada yükselen dalga Nuh ile oğlunun arasına girdi ve o da boğulup helak olanlardan oldu.
1637. Metin
وقال الله للأرض -بعد هلاك قوم نوح-: يا أرض اشربي ماءك، ويا سماء أمسكي عن المطر، ونقص الماء ونضب، وقُضي أمر الله بهلاك قوم نوح، ورست السفينة على جبل الجوديِّ، وقيل: هلاكًا وبعدًا للقوم الظالمين الذين تجاوزوا حدود الله، ولم يؤمنوا به.
Nuh kavminin helakinden sonra Allah yere: "Ey yer, suyunu yut! Ey gök, yağmuru tut!" dedi. Su azaldı ve çekildi; Nuh kavminin helakine dair Allah'ın emri yerine geldi. Gemi Cûdî dağı üzerine oturdu. "Allah'ın sınırlarını aşıp O'na inanmayan zalimler topluluğu helak ve rahmetten uzak olsun!" denildi.
1638. Metin
ونادى نوح ربه فقال: رب إنك وعَدْتني أن تنجيني وأهلي من الغرق والهلاك، وإن ابني هذا من أهلي، وإن وعدك الحق الذي لا خُلْف فيه، وأنت أحكم الحاكمين وأعدلهم.
Nuh Rabbine seslendi ve şöyle dedi: "Rabbim! Sen beni ve ailemi boğulmaktan ve helakten kurtaracağını bana vaat etmiştin. Kuşkusuz bu oğlum da benim ailemdendir. Senin vaadin ise asla cayılmayacak haktır ve Sen hüküm verenlerin en hikmetlisi ve en adilisin."
1639. Metin
قال الله: يا نوح إن ابنك الذي هلك ليس من أهلك الذين وعدتك أن أنجيهم; وذلك بسبب كفره، وعمله عملا غير صالح، وإني أنهاك أن تسألني أمرًا لا علم لك به، إني أعظك لئلا تكون من الجاهلين في مسألتك إياي عن ذلك.
Allah buyurdu ki: "Ey Nuh! Helak olan o oğlun, kurtaracağımı vadettiğim ailenden değildir; çünkü o küfrü ve salih olmayan bir amel işlemesi sebebiyledir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden istemeni sana yasaklıyorum. Bu hususta benden talepte bulunarak cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum."
1640. Metin
قال نوح: يا رب إني أعتصم وأستجير بك أن أسألك ما ليس لي به علم، وإن لم تغفر لي ذنبي، وترحمني برحمتك، أكن من الذين غَبَنوا أنفسهم حظوظها وهلكوا.
Nuh dedi ki: "Rabbim! Hakkında bilgim olmayan bir şeyi Senden istemekten Sana sığınır ve Sana iltica ederim. Eğer günahımı bağışlamaz ve rahmetinle bana merhamet etmezsen, kendilerini nasiplerinden mahrum edip helak olanlardan olurum."
1641. Metin
قال الله: يا نوح اهبط من السفينة إلى الأرض بأمن وسلامة منَّا وبركات عليك وعلى أمم ممن معك. وهناك أمم وجماعات من أهل الشقاء سنمتعهم في الحياة الدنيا، إلى أن يبلغوا آجالهم، ثم ينالهم منا العذاب الموجع يوم القيامة.
Allah buyurdu ki: "Ey Nuh! Bizden bir güvenlik, esenlik ve senin üzerine ve seninle beraber olanlardan gelecek ümmetler üzerine bereketlerle gemiden yere in." Bedbaht kimselerden birtakım ümmetler ve topluluklar da vardır ki ecelleri gelene kadar onları dünya hayatında faydalandıracağız, sonra kıyamet gününde onlara katımızdan can yakıcı bir azap dokunacaktır.
1642. Metin
تلك القصة التي قصصناها عليك -أيها الرسول- عن نوح وقومه هي من أخبار الغيب السالفة، نوحيها إليك، ما كنت تعلمها أنت ولا قومك مِن قبل هذا البيان، فاصبر على تكذيب قومك وإيذائهم لك، كما صبر الأنبياء من قبل، إن العاقبة الطيبة في الدنيا والآخرة للمتقين الذين يخشون الله.
[Ey Resûl], Nuh ve kavmi hakkında sana anlattığımız bu kıssa, geçmişin gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Bu açıklamadan önce ne sen ne de kavmin onu biliyordunuz. O halde, daha önceki peygamberlerin sabrettiği gibi sen de kavminin seni yalanlamasına ve sana eziyet etmesine sabret. Şüphesiz dünyada ve ahirette güzel akıbet, Allah'tan korkup sakınan müttakilerindir.
1643. Metin
وأرسلنا إلى عاد أخاهم هودًا، قال لهم: يا قوم اعبدوا الله وحده، ليس لكم من إله يستحق العبادة غيره جل وعلا، فأخلصوا له العبادة، فما أنتم إلا كاذبون في إشراككم بالله.
Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u gönderdik. Onlara şöyle dedi: "Ey kavmim! Yalnızca Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan (celle ve alâ) başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Kulluğu yalnızca O'na halis kılın. Siz Allah'a ortak koşmakla ancak iftiracılarsınız."
1644. Metin
يا قوم لا أسألكم على ما أدعوكم إليه من إخلاص العبادة لله وترك عبادة الأوثان أجرًا، ما أجري على دعوتي لكم إلا على الله الذي خلقني، أفلا تعقلون فتميِّزوا بين الحق والباطل؟
"Ey kavmim! Sizi davet ettiğim, kulluğu Allah'a halis kılma ve putlara tapmayı terk etme karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim sizi davet etmemin mükâfatı, ancak beni yoktan var eden Allah'a aittir. Akıl erdirip hak ile batılı birbirinden ayırt etmez misiniz?"
1645. Metin
ويا قوم اطلبوا مغفرة الله والإيمان به، ثم توبوا إليه من ذنوبكم، فإنكم إن فعلتم ذلك يرسل المطر عليكم متتابعًا كثيرًا، فتكثر خيراتكم، ويزدكم قوة إلى قوتكم بكثرة ذرياتكم وتتابع النِّعم عليكم، ولا تُعرضوا عما دعوتكم إليه مصرِّين على إجرامكم.
"Ve ey kavmim! Allah'tan bağışlanma ve O'na iman etmeyi dileyin, sonra günahlarınızdan O'na tövbe edin. Eğer bunu yaparsanız, üzerinize bol bol ve peş peşe yağmur gönderir de hayırlarınız artar; zürriyetinizi çoğaltarak ve üzerinize nimetleri ardı ardına vererek kuvvetinize kuvvet katar. Sizi davet ettiğim şeyden cürümlerinizde ısrar ederek yüz çevirmeyin."
1646. Metin
قالوا: يا هود ما جئتنا بحجة واضحة على صحة ما تدعونا إليه، وما نحن بتاركي آلهتنا التي نعبدها من أجل قولك، وما نحن بمصدِّقين لك فيما تدَّعيه.
Onlar dediler ki: "Ey Hûd! Sen bizi davet ettiğin şeyin doğruluğuna dair bize apaçık bir delil getirmedin. Biz senin sözünle taptığımız ilahlarımızı terk edecek değiliz ve biz senin iddia ettiğin şeyde sana inananlar da değiliz."
1647. Metin
ما نقول إلا أن بعض آلهتنا أصابك بجنون بسبب نهيك عن عبادتها. قال لهم: إني أُشهد الله على ما أقول، وأُشهدكم على أنني بريء مما تشركون، مِن دون الله من الأنداد والأصنام، فانظروا واجتهدوا أنتم ومَن زعمتم من آلهتكم في إلحاق الضرر بي، ثم لا تؤخروا ذلك طرفة عين؛ ذلك أن هودًا واثق كل الوثوق أنه لا يصيبه منهم ولا من آلهتهم أذى.
"Biz ancak, ilahlarımıza tapmaktan menettiğin için onların bazısının seni bir delilikle çarptığını söyleriz." [Hûd] onlara şöyle dedi: "Ben Allah'ı şahit tutuyorum, siz de şahit olun ki, ben Allah'ın dışında ortak koştuğunuz denklerden ve putlardan kesinlikle uzağım. Haydi, siz ve ilah olduğunu iddia ettikleriniz bana zarar vermek için toptan tuzak kurun ve çaba sarf edin, sonra da bana göz açıp kapayıncaya kadar bile mühlet vermeyin!" Zira Hûd, onlardan ve onların ilahlarından kendisine hiçbir zararın dokunmayacağından tam manasıyla emindi.
1648. Metin
إني توكلت على الله ربي وربكم مالك كل شيء والمتصرف فيه، فلا يصيبني شيء إلا بأمره، وهو القادر على كل شيء، فليس من شيء يدِبُّ على هذه الأرض إلا والله مالكه، وهو في سلطانه وتصرفه. إن ربي على صراط مستقيم، أي عدل في قضائه وشرعه وأمره. يجازي المحسن بإحسانه والمسيء بإساءته.
"Şüphesiz ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz, her şeyin sahibi ve onda tasarruf eden Allah'a tevekkül ettim. O'nun izni olmadan bana hiçbir şey dokunamaz ve O her şeye kadirdir. Bu yeryüzünde debelenen hiçbir canlı yoktur ki Allah onun sahibi olmasın ve O'nun hâkimiyeti ile tasarrufunda bulunmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzeredir; yani O'nun hükmü, şeriatı ve emri adalettir. İyilik yapana iyiliğiyle, kötülük yapana da kötülüğüyle karşılık verir."
1649. Metin
فإن تُعرضوا عما أدعوكم إليه من توحيد الله وإخلاص العبادة له فقد أبلغتكم رسالة ربي إليكم، وقامت عليكم الحجة، وحيث لم تؤمنوا بالله فسيهلككم ويأتي بقوم آخرين يخلفونكم في دياركم وأموالكم، ويخلصون لله العبادة، ولا تضرونه شيئًا، إن ربي على كل شيء حفيظ، فهو الذي يحفظني من أن تنالوني بسوء.
"Eğer sizi çağırdığım Allah'ın birliği ve kulluğun yalnızca O'na yapılması esasından yüz çevirirseniz, ben Rabbimin size gönderdiği elçilik görevini kesinlikle tebliğ ettim ve aleyhinize delil gerçekleşti. Siz Allah'a iman etmediğiniz takdirde O, sizi helak eder ve yerinize yurtlarınızda ve mallarınızda size halef olacak, kulluğu da Allah'a halis kılacak başka bir kavim getirir; O'na hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim her şeyi hakkıyla koruyup gözetendir. O, bana bir kötülükle ulaşmanızdan beni koruyandır."
1650. Metin
ولما جاء أمرنا بعذاب قوم هود نجَّينا منه هودًا والمؤمنين بفضل منَّا عليهم ورحمة، ونجَّيناهم من عذاب شديد أحله الله بعادٍ فأصبحوا لا يُرى إلا مساكنُهم.
Hûd kavminin azabına dair emrimiz gelince, tarafımızdan bir lütuf ve rahmetle Hûd'u ve [ona] iman edenleri kurtardık. Onları, Allah'ın Âd kavminin başına getirdiği ve geriye sadece yurtlarının görülebildiği şiddetli bir azaptan da kurtardık.
1651. Metin
وتلك عاد كفروا بآيات الله وعصَوا رسله، وأطاعوا أمر كل مستكبر على الله لا يقبل الحق ولا يُذْعن له.
İşte bu Âd kavmidir; Rablerinin ayetlerini inkâr ettiler, O'nun peygamberlerine isyan ettiler ve hakkı kabul etmeyip ona boyun eğmeyen her inatçı zorbanın emrine uydular.
1652. Metin
وأُتبعوا في هذه الدنيا لعنة من الله وسخطًا منه يوم القيامة. ألا إن عادًا جحدوا ربهم وكذَّبوا رسله. ألا بُعْدًا وهلاكًا لعاد قوم هود; بسبب شركهم وكفرهم نعمة ربهم.
Bu dünyada Allah'tan bir lanete ve kıyamet gününde de O'nun gazabına tabi kılındılar. Bilin ki Âd kavmi Rablerini inkâr etti ve O'nun peygamberlerini yalanladı. Haberiniz olsun; şirk koşmaları ve Rablerinin nimetini inkâr etmeleri sebebiyle Hûd'un kavmi Âd, rahmetten uzak ve helak olsun!
1653. Metin
وأرسلنا إلى ثمود أخاهم صالحًا، فقال لهم: يا قوم اعبدوا الله وحده ليس لكم من إله يستحق العبادة غيره جل وعلا، فأخلصوا له العبادة، هو الذي بدأ خَلْقكم من الأرض بخلق أبيكم آدم منها، وجعلكم عُمَّارا لها، فاسألوه أن يغفر لكم ذنوبكم، وارجعوا إليه بالتوبة النصوح. إن ربي قريب لمن أخلص له العبادة، ورغب إليه في التوبة، مجيب له إذا دعاه.
Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i gönderdik. Onlara şöyle dedi: "Ey kavmim! Yalnızca Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan (celle ve alâ) başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Kulluğu yalnızca O'na halis kılın. Babanız Âdem'i topraktan yaratarak sizi yeryüzünden ilk defa var eden ve sizi orayı imar ediciler kılan O'dur. O halde O'ndan günahlarınızı bağışlamasını isteyin ve samimi bir tövbe ile O'na dönün. Şüphesiz Rabbim, kulluğu yalnız Kendisine has kılan ve tövbeyle O'na yönelen kimseye çok yakındır; Kendisine dua ettiği zaman duasına icabet edendir."
1654. Metin
قالت ثمود لنبيِّهم صالح: لقد كنا نرجو أن تكون فينا سيدًا مطاعًا قبل هذا القول الذي قلته لنا، أتنهانا أن نعبد الآلهة التي كان يعبدها آباؤنا؟ وإننا لفي شكٍّ مريب مِن دعوتك لنا إلى عبادة الله وحده.
Semûd kavmi, peygamberleri Sâlih'e şöyle dedi: "Bize söylediğin bu sözden önce aramızda itaat edilen bir efendi olmanı ümit ediyorduk. Babalarımızın taptığı ilahlara tapmaktan bizi men mi ediyorsun? Doğrusu biz, bizi yalnızca Allah'a kulluk etmeye çağırdığın davetin konusunda derin bir şüphe ve tereddüt içindeyiz."
1655. Metin
قال صالح لقومه: يا قوم أخبروني إن كنت على برهان من الله وآتاني منه النبوة والحكمة، فمن الذي يدفع عني عقاب الله تعالى إن عصيته فلم أبلِّغ الرسالة وأنصحْ لكم؟ فما تزيدونني غير تضليل وإبعاد عن الخير.
Sâlih kavmine dedi ki: "Ey kavmim! Söyler misiniz, ya ben Rabbimden apaçık bir delil üzere isem ve O katından bana peygamberlik ve hikmet vermişse; O'na isyan edip elçiliği tebliğ etmediğim ve size öğüt vermediğim takdirde Allah Teâlâ'nın azabından beni kim koruyabilir? Bu durumda siz bana sapkınlıktan ve hayırdan uzaklaştırmaktan başka bir şey katmazsınız."
1656. Metin
ويا قوم هذه ناقة الله جعلها لكم حجة وعلامة تدلُّ على صدقي فيما أدعوكم إليه، فاتركوها تأكل في أرض الله فليس عليكم رزقها، ولا تمسُّوها بعَقْر، فإنكم إن فعلتم ذلك يأخذكم من الله عذاب قريب من عَقْرها.
"Ey kavmim! İşte Allah'ın bu devesi, sizi davet ettiğim şeydeki doğruluğuma delalet eden bir delil ve bir mucize olarak size verilmiştir. Onu bırakın, Allah'ın arzında otlasın; onun rızkı sizin üzerinize yük değildir. Ona kesmek suretiyle bir kötülük dokundurmayın; yoksa bunu yaptığınız takdirde kesilmesinin hemen ardından Allah'tan size pek yakın bir azap gelip çatar."
1657. Metin
فكذَّبوه ونحروا الناقة، فقال لهم صالح: استمتعوا بحياتكم في بلدكم ثلاثة أيام، فإن العذاب نازل بكم بعدها، وذلك وَعْدٌ من الله غير مكذوب، لا بد من وقوعه.
Bunun üzerine onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Sâlih onlara şöyle dedi: "Yurdunuzda üç gün boyunca hayatınızın tadını çıkarın; zira bundan sonra azap üzerinize inecektir. Bu, Allah'tan yalanlanamayacak ve mutlaka gerçekleşecek bir vaattir."
1658. Metin
فلما جاء أمرنا بهلاك ثمود نجينا صالحًا والذين آمنوا معه من الهلاك برحمة منا، ونجيناهم من هوان ذلك اليوم وذلَّته. إن ربك -أيها الرسول- هو القوي العزيز، ومِن قوته وعزته أن أهلك الأمم الطاغية، ونجَّى الرسل وأتباعهم.
Semûd kavminin helakine dair emrimiz gelince, katımızdan bir rahmetle Sâlih'i ve onunla beraber iman edenleri helakten kurtardık ve onları o günün aşağılığından ve zilletinden de koruduk. [Ey Resûl], şüphesiz senin Rabbin pek kuvvetlidir, mutlak galiptir. O'nun kuvvet ve izzetindendir ki azgın ümmetleri helak etmiş, peygamberleri ve onlara tabi olanları kurtarmıştır.
1659. Metin
وأخذت الصيحة القوية ثمود الظالمين، فأصبحوا في ديارهم موتى هامدين ساقطين على وجوههم لا حِرَاك لهم.
O zalim Semûd kavmini korkunç ve şiddetli bir ses (sayha) yakaladı; yurtlarında diz üstü çökmüş, yüzüstü yere yığılmış, hareketsiz ölüler haline geldiler.
1660. Metin
كأنهم في سرعة زوالهم وفنائهم لم يعيشوا فيها. ألا إن ثمود جحدوا بآيات ربهم وحججه. ألا بُعْدًا لثمود وطردًا لهم من رحمة الله، فما أشقاهم وأذلَّهم!!
Sanki hızla yok olup gitmelerinden ötürü orada hiç yaşamamış gibiydiler. Bilin ki Semûd kavmi Rablerinin ayetlerini ve delillerini inkâr etti. Haberiniz olsun; Semûd kavmi rahmetten uzak olsun ve Allah'ın rahmetinden kovulsun! Onlar ne kadar bedbaht ve ne kadar zelildirler!!
1661. Metin
ولقد جاءت الملائكة إبراهيم يبشرونه هو وزوجته بإسحاق، ويعقوبَ بعده، فقالوا: سلامًا، قال ردًّا على تحيتهم: سلام، فذهب سريعًا وجاءهم بعجل سمين مشويٍّ ليأكلوا منه.
Andolsun ki melekler İbrâhim'e, kendisini ve hanımını İshak ile ve onun ardından da Ya'kûb ile müjdelemek üzere geldiler. "Selâm!" dediler. O da onların selamına karşılık olarak: "Selâm!" dedi. Çok geçmeden hemen gidip onlara yemeleri için semiz ve kızartılmış bir buzağı getirdi.
1662. Metin
فلما رأى إبراهيم أيديهم لا تَصِل إلى العجل الذي أتاهم به ولا يأكلون منه، أنكر ذلك منهم، وأحس في نفسه خيفة وأضمرها، قالت الملائكة -لما رأت ما بإبراهيم من الخوف-: لا تَخَفْ إنا ملائكة ربك أُرسلنا إلى قوم لوط لإهلاكهم.
İbrâhim, ellerinin kendilerine getirdiği buzağıya uzanmadığını ve ondan yemediklerini görünce onların bu durumunu yadırgadı ve içinde bir korku duyup bunu gizledi. Melekler, İbrâhim'deki korkuyu görünce şöyle dediler: "Korkma! Biz, Lût kavmini helak etmek üzere gönderilmiş Rabbinin melekleriyiz."
1663. Metin
وامرأة إبراهيم -سارة- كانت قائمة من وراء الستر تسمع الكلام، فضحكت تعجبًا مما سمعت، فبشرناها على ألسنة الملائكة بأنها ستلد مِن زوجها إبراهيم ولدًا يسمى إسحاق، وسيعيش ولدها، وسيكون لها بعد إسحاق حفيد منه، وهو يعقوب.
İbrâhim'in hanımı Sâre perdenin arkasında ayakta durmuş, konuşulanları dinliyordu. Duyduklarına şaşırarak gülümsedi. Biz de ona meleklerin diliyle, kocası İbrâhim'den İshak adında bir çocuğu doğuracağını, çocuğunun yaşayacağını ve İshak'ın ardından da ondan Ya'kûb adında bir torunu olacağını müjdeledik.
1664. Metin
قالت سارة لما بُشِّرت بإسحاق متعجبة: يا ويلتا كيف يكون لي ولد وأنا عجوز، وهذا زوجي في حال الشيخوخة والكبر؟ إن إنجاب الولد مِن مثلي ومثل زوجي مع كبر السن لَشيء عجيب.
Sâre, İshak ile müjdelenince hayret içinde şöyle dedi: "Vay başıma gelenler! Ben bir yaşlı kadın, kocam da bu halde bir ihtiyar iken nasıl çocuğum olur? Doğrusu benim ve kocamın bu ileri yaşta çocuk sahibi olması gerçekten pek şaşılacak bir şeydir."
1665. Metin
قالت الرسل لها: أتعجبين من أمر الله وقضائه؟ رحمة الله وبركاته عليكم معشر أهل بيت النبوة. إنه ﷾ حميد الصفات والأفعال، ذو مَجْد وعظمة فيها.
Elçiler ona dediler ki: "Allah'ın emrine ve kazasına mı şaşıyorsun? Ey peygamberlik evinin halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizedir. Şüphesiz O (celle celâluhu), sıfatları ve fiilleri övülmeye layık olandır; bunlarda şan, şeref ve yücelik sahibidir."
1666. Metin
فلما ذهب عن إبراهيم الخوف الذي انتابه لعدم أكل الضيوف الطعام، وجاءته البشرى بإسحاق ويعقوب، ظلَّ يجادل رسلنا فيما أرسلناهم به من عقاب قوم لوط وإهلاكهم.
Misafirlerin yemek yememesinden ötürü İbrâhim'i saran korku gidip kendisine İshak ve Ya'kûb müjdesi gelince, Lût kavmine vereceğimiz azap ve helak konusunda elçilerimizle tartışmaya başladı.
1667. Metin
إن إبراهيم كثير الحلم لا يحب المعاجلة بالعقاب، كثير التضرع إلى الله والدعاء له، تائب يرجع إلى الله في أموره كلها.
Şüphesiz İbrâhim çok yumuşak huylu (halîm) idi, cezalandırmada acele edilmesini sevmezdi; Allah'a çokça yalvarıp yakaran, dua eden ve bütün işlerinde tövbe ile Allah'a yönelen biriydi.
1668. Metin
قالت رسل الله: يا إبراهيم أعرض عن هذا الجدال في أمر قوم لوط والتماس الرحمة لهم; فإنه قد حق عليهم العذاب، وجاء أمر ربك الذي قدَّره عليهم بهلاكهم، وإنهم نازل بهم عذاب من الله غير مصروف عنهم ولا مدفوع.
Allah'ın elçileri dediler ki: "Ey İbrâhim! Lût kavmi hakkındaki bu tartışmadan ve onlar için rahmet dilemekten vazgeç! Çünkü onların üzerine azap kesinleşmiştir ve Rabbinin onlar hakkındaki helak takdiri gelmiştir. Muhakkak ki onlara, Allah'tan geri çevrilemeyecek ve savulamayacak bir azap inecektir."
1669. Metin
ولما جاءت ملائكتنا لوطًا ساءه مجيئهم واغتمَّ لذلك; وذلك لأنه لم يكن يعلم أنهم رسل الله، فخاف عليهم من قومه، وقال: هذا يوم بلاء وشدة.
Meleklerimiz Lût'a gelince, onların gelişine üzüldü ve bu yüzden içi daraldı. Çünkü onların Allah'ın elçileri olduğunu bilmiyordu ve kavminin onlara kötülük yapmasından korktu. Şöyle dedi: "Bu, pek zorlu ve çetin bir gündür."
1670. Metin
وجاء قومُ لوط يسرعون المشي إليه لطلب الفاحشة، وكانوا مِن قبل مجيئهم يأتون الرجال شهوة دون النساء، فقال لوط لقومه: هؤلاء بناتي تَزَوَّجوهن فهنَّ أطهر لكم مما تريدون، وسماهن بناته; لأن نبي الأمة بمنزلة الأب لهم، فاخشوا الله واحذروا عقابه، ولا تفضحوني بالاعتداء على ضيفي، أليس منكم رجل ذو رشد، ينهى من أراد ركوب الفاحشة، فيحول بينهم وبينها، فإهانة الضيف مسبة لا يفعلها إلا أهل السفاهة؟
Lût'un kavmi, o çirkin hayasızlığı işleme arzusuyla koşarak ona geldi. Onlar bundan önce de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere geliyorlardı. Lût kavmine şöyle dedi: "İşte bunlar benim kızlarımdır; onlarla evlenin, onlar sizin istediğiniz şeyden sizin için daha temizdir." —Ümmetin peygamberi onlar için bir baba konumunda olduğu için onları kızları olarak isimlendirmiştir.— "Allah'tan korkun, O'nun azabından sakının ve misafirlerime saldırarak beni rezil etmeyin! İçinizde bu hayasızlığı işlemeye yeltenen kimseyi engelleyecek ve onlar ile bu fuhuş arasına girecek aklı başında doğru dürüst bir adam yok mudur? Zira misafiri aşağılamak ancak sefih kimselerin yapacağı bir ayıptır."
1671. Metin
قال قوم لوط له: لقد علمتَ من قبلُ أنه ليس لنا في النساء من حاجة أو رغبة، وإنك لتعلم ما نريد، أي لا نريد إلا الرجال ولا رغبة لنا في نكاح النساء.
Lût kavmi ona dedi ki: "Daha önceden de bildiğin gibi kadınlarda bizim hiçbir hakkımız ve arzumuz yoktur. Sen bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun." Yani "Biz sadece erkekleri istiyoruz ve kadınlarla nikâhlanmaya hiçbir arzumuz yoktur."
1672. Metin
قال لهم حين أبوا إلا فعل الفاحشة: لو أن لي بكم قوة وأنصارًا معي، أو أركَن إلى عشيرة تمنعني منكم، لَحُلْتُ بينكم وبين ما تريدون.
Onlar o çirkin hayasızlığı yapmaktan başka hiçbir şeye yanaşmayınca onlara şöyle dedi: "Keşke size karşı koyacak bir gücüm ve yanımda yardımcılarım olsaydı yahut beni sizden koruyacak güçlü bir kabileye sığınabilseydim; sizinle arzu ettiğiniz şeyin arasına mutlaka girerdim."
1673. Metin
قالت الملائكة: يا لوط إنَّا رسل ربك أَرْسَلَنا لإهلاك قومك، وإنهم لن يصلوا إليك، فاخرج من هذه القرية أنت وأهلك ببقية من الليل، ولا يلتفت منكم أحد وراءه; لئلا يرى العذاب فيصيبه، لكنَّ امرأتك التي خانتك بالكفر والنفاق سيصيبها ما أصاب قومك من الهلاك، إن موعد هلاكهم الصبح، وهو موعد قريب الحلول.
Melekler dediler ki: "Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Kavmini helak etmek için bizi gönderdi ve onlar sana asla ulaşamayacaklar. Gecenin bir kısmında sen ve ailen bu beldeden çıkıp gidin. İçinizden hiç kimse arkasına dönüp bakmasın; ta ki azabı görüp ona uğramasın. Ancak küfür ve nifak ile sana hıyanet eden karın müstesnadır; kavminin başına gelen helak ona da isabet edecektir. Onların helak vakti sabah vaktidir; o da gerçekleşmesi pek yakın bir vakit değil midir?"
1674. Metin
فلما جاء أمرنا بنزول العذاب بهم جعلنا عالي قريتهم التي كانوا يعيشون فيها سافلها فقلبناها، وأمطرنا عليهم حجارة من طين متصلِّب متين، قد صُفَّ بعضها إلى بعض متتابعة، معلَّمة عند الله بعلامة معروفة لا تشاكِل حجارة الأرض، وما هذه الحجارة التي أمطرها الله على قوم لوط من كفار قريش ببعيد أن يُمْطَروا بمثلها. وفي هذا تهديد لكل عاص متمرِّد على الله.
Onların üzerine azabın indirilmesine dair emrimiz gelince, yaşamakta oldukları memleketlerinin üstünü altına getirip altüst ettik ve üzerlerine peş peşe dizilmiş, sertleşip taşlaşmış balçıktan taşlar yağdırdık. O taşlar Allah katında, yeryüzünün taşlarına benzemeyen belirli işaretlerle işaretlenmiştir. Allah'ın Lût kavmi üzerine yağdırdığı bu taşlar, Kureyş kâfirlerine de benzerinin yağdırılmasından uzak değildir. Bunda, Allah'a isyan eden ve başkaldıran her âsi için şiddetli bir tehdit vardır.
1675. Metin
وأرسلنا إلى «مدين» أخاهم شعيبًا، فقال: يا قوم اعبدوا الله وحده، ليس لكم مِن إله يستحق العبادة غيره جل وعلا، فأخلصوا له العبادة، ولا تنقصوا الناس حقوقهم في مكاييلهم وموازينهم، إني أراكم في سَعَة عيش، وإني أخاف عليكم -بسبب إنقاص المكيال والميزان- عذاب يوم يحيط بكم.
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. O şöyle dedi: "Ey kavmim! Yalnızca Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan (celle ve alâ) başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Kulluğu yalnızca O'na halis kılın. Ölçüde ve tartıda insanların haklarını eksiltmeyin. Doğrusu ben sizi bir bolluk ve refah içinde görüyorum; bununla birlikte ölçü ve tartıyı eksiltmeniz sebebiyle sizi çepeçevre kuşatacak bir günün azabından korkuyorum."
1676. Metin
ويا قوم أتمُّوا المكيال والميزان بالعدل، ولا تُنْقِصوا الناس حقهم في عموم أشيائهم، ولا تسيروا في الأرض تعملون فيها بمعاصي الله ونشر الفساد.
"Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın; insanların mallarını ve genel haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde Allah'a isyan ederek ve fesat yayarak dolaşmayın."
1677. Metin
إن ما يبقى لكم بعد إيفاء الكيل والميزان من الربح الحلال خير لكم ممَّا تأخذونه بالتطفيف ونحوه من الكسب الحرام، إن كنتم تؤمنون بالله حقا، فامتثلوا أمره، وما أنا عليكم برقيب أحصي عليكم أعمالكم.
"Ölçüyü ve tartıyı tam verdikten sonra size kalan helal kâr, ölçü ve tartıda hile yapmak ve benzeri yollarla aldığınız haram kazançtan sizin için daha hayırlıdır; eğer Allah'a gerçekten inanıyorsanız O'nun emrine uyun. Ben sizin üzerinizde amellerinizi sayıp döken bir bekçi değilim."
1678. Metin
قالوا: يا شعيب أهذه الصلاة التي تداوم عليها تأمرك بأن نترك ما يعبده آباؤنا من الأصنام والأوثان، أو أن نمتنع عن التصرف في كسب أموالنا بما نستطيع من احتيال ومكر؟ وقالوا -استهزاءً به-: إنك لأنت الحليم الرشيد.
Dediler ki: "Ey Şuayb! Devamlı kıldığın şu namazın mı sana babalarımızın taptığı putları ve heykelleri terk etmemizi yahut mallarımızda elimizden gelen hile ve düzenlerle dilediğimiz gibi tasarrufta bulunmaktan vazgeçmemizi emrediyor?" Alay ederek: "Doğrusu sen gerçekten çok yumuşak huylu (halîm) ve aklı başında (reşîd) birisin!" dediler.
1679. Metin
قال شعيب: يا قوم أرأيتم إن كنت على طريق واضح من ربي فيما أدعوكم إليه من إخلاص العبادة له، وفيما أنهاكم عنه من إفساد المال، ورزقني منه رزقًا واسعًا حلالا طيبًا؟ وما أريد أن أخالفكم فأرتكب أمرًا نهيتكم عنه، وما أريد فيما آمركم به وأنهاكم عنه إلا إصلاحكم قَدْر طاقتي واستطاعتي، وما توفيقي -في إصابة الحق ومحاولة إصلاحكم- إلا بالله، على الله وحده توكلت وإليه أرجع بالتوبة والإنابة.
Şuayb dedi ki: "Ey kavmim! Söyler misiniz, ya ben sizi davet ettiğim kulluğu yalnızca Allah'a halis kılma hususunda ve sizi menettiğim malları haksız yere telef etme konusunda Rabbimden gelen apaçık bir delil üzere isem ve O bana katından bol, helal ve temiz bir rızık ihsan etmişse? Size yasakladığım şeyleri bizzat kendim işleyerek size muhalefet etmek istemiyorum. Size emrettiğim ve sizi menettiğim hususlarda gücümün ve takatimin yettiğince sizi ıslah etmekten başka bir gaye gütmüyorum. Hakka isabet etmem ve sizi ıslah etmeye çabalamam hususundaki muvaffakiyetim ancak Allah'ın yardımıyladır. Yalnızca Allah'a tevekkül ettim ve tövbe ile dönüşüm de ancak O'nadır."
1680. Metin
ويا قوم لا تحملنَّكم عداوتي وبغضي وفراق الدين الذي أنا عليه على العناد والإصرار على ما أنتم عليه من الكفر بالله، فيصيبكم مثلُ ما أصاب قوم نوح أو قوم هود أو قوم صالح من الهلاك، وما قوم لوط وما حلَّ بهم من العذاب ببعيدين عنكم لا في الدار ولا في الزمان.
"Ey kavmim! Bana olan düşmanlığınız, kininiz ve benim üzerinde bulunduğum dine muhalefetiniz, sakın sizi Allah'ı inkâr etme hususunda inada ve ısrara sürüklemesin; yoksa Nuh kavminin yahut Hûd kavminin yahut Sâlih kavminin başına gelen helakin bir benzeri size de isabet eder. Lût kavmi ve onların başına gelen azap da gerek mekân gerekse zaman bakımından sizden hiç de uzak değildir."
1681. Metin
واطلبوا من ربِّكم المغفرة لذنوبكم، ثم ارجعوا إلى طاعته واستمروا عليها. إن ربِّي رحيم كثير المودة والمحبة لمن تاب إليه وأناب، يرحمه ويقبل توبته. وفي الآية إثبات صفة الرحمة والمودة لله تعالى، كما يليق به سبحانه.
"Rabbinizden günahlarınız için bağışlanma dileyin, sonra O'na itaate dönün ve bunda sebat edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir; Kendisine tövbe edip yönelen kimseye karşı sevgisi ve muhabbeti pek çok olandır, ona merhamet eder ve tövbesini kabul buyurur." Bu ayette, şanına layık bir şekilde Allah Teâlâ için rahmet ve sevgi (meveddet) sıfatının sübutu vardır.
1682. Metin
قالوا: يا شعيب ما نفقه كثيرًا مما تقول، وإننا لَنراك فينا ضعيفًا لست من الكبراء ولا من الرؤساء، ولولا مراعاة عشيرتك لقتلناك رَجْما بالحجارة -وكان رهطه من أهل ملتهم-، وليس لك قَدْر واحترام في نفوسنا.
Dediler ki: "Ey Şuayb! Söylediklerinin birçoğunu anlamıyoruz. Biz seni aramızda zayıf biri olarak görüyoruz; sen ne ileri gelenlerdensin ne de reislerdensin. Eğer kabilenin hatırı olmasaydı seni mutlaka taşlayarak öldürürdük —zira onun kabilesi kendi dinlerindendi—. Senin bizim katımızda hiçbir değerin ve saygınlığın yoktur."
1683. Metin
قال: يا قوم أعشيرتي أعزُّ وأكرم عليكم من الله؟ ونبذتم أمر ربكم فجعلتموه خلف ظهوركم، لا تأتمرون به ولا تنتهون بنهيه، إن ربي بما تعملون محيط، لا يخفى عليه من أعمالكم مثقال ذرة، وسيجازيكم عليها عاجلا وآجلا.
[Şuayb] dedi ki: "Ey kavmim! Benim kabilem size Allah'tan daha mı üstün ve daha mı değerlidir? Oysa siz Rabbinizin emrini arkanıza atıp unuttunuz; O'nun emrini tutmuyor, yasağından da sakınmıyorsunuz. Şüphesiz Rabbim yaptıklarınızı çepeçevre kuşatandır; amellerinizden zerre ağırlığınca bir şey bile O'na gizli kalmaz ve yakında da uzakta da bunların karşılığını size mutlaka verecektir."
1684. Metin
ويا قوم اعملوا كل ما تستطيعون على طريقتكم وحالتكم، إني عامل مثابر على طريقتي وما وهبني ربي مِن دعوتكم إلى التوحيد، سوف تعلمون مَن منا يأتيه عذاب يذلُّه، ومَن منا كاذب في قوله، أنا أم أنتم؟ وانتظروا ما سيحل بكم إني معكم من المنتظرين. وهذا تهديد شديد لهم.
"Ey kavmim! Elinizden gelen her şeyi kendi tutumunuz ve durumunuz üzere yapın. Ben de kendi yolumda ve Rabbimin beni muvaffak kıldığı sizi tevhide davet etme vazifemde azimle çalışmaktayım. Kendisini rezil edecek azabın hangimize geleceğini ve sözünde kimin yalancı olduğunu —ben mi yoksa siz misiniz— yakında bileceksiniz. Başınıza gelecekleri bekleyin; şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim." Bu, onlara yönelik pek şiddetli bir tehdittir.
1685. Metin
ولما جاء أمرنا بإهلاك قوم شعيب نجَّينا رسولنا شعيبًا والذين آمنوا معه برحمة منا، وأخذت الذين ظلموا الصيحة من السماء، فأهلكتهم، فأصبحوا في ديارهم باركين على رُكَبهم ميتين لا حِرَاك بهم.
Şuayb kavminin helakine dair emrimiz gelince, tarafımızdan bir rahmetle Elçimiz Şuayb'ı ve onunla beraber iman edenleri kurtardık. O zulmedenleri ise gökten gelen korkunç bir ses (sayha) yakalayıp helak etti; yurtlarında diz üstü çökmüş, hareketsiz ölüler haline geldiler.
1686. Metin
كأن لم يقيموا في ديارهم وقتًا من الأوقات. ألا بُعدًا لـ «مدين» -إذ أهلكها الله وأخزاها- كما بَعِدت ثمود، فقد اشتركت هاتان القبيلتان في البعد والهلاك.
Sanki hiçbir vakit yurtlarında oturup yaşamamış gibiydiler. Bilin ki Semûd kavmi nasıl rahmetten uzak kaldıysa, Medyen de —Allah onları helak edip rezil ettiğinde— öyle uzak olsun! Zira bu iki kabile rahmetten uzaklaşma ve helak olma hususunda ortaktırlar.
1687. Metin
ولقد أرسلنا موسى بأدلتنا على توحيدنا وحجة تبين لمن عاينها وتأملها -بقلب صحيح- أنها تدل على وحدانية الله، وكَذِبِ كلِّ من ادَّعى الربوبية دونه ﷾.
Andolsun ki Mûsâ'yı birliğimize dair delillerimizle ve onu müşahede edip selim bir kalple düşünen kimseye Allah'ın birliğine ve O'ndan (celle celâluhu) başka ilahlık iddia eden herkesin yalancı olduğuna delalet ettiğini apaçık gösteren kesin bir hüccetle gönderdik.
1688. Metin
أرسلنا موسى إلى فرعون وأكابر أتباعه وأشراف قومه، فكفر فرعون وأمر قومه أن يتبعوه، فأطاعوه، وخالفوا أمر موسى، وليس في أمر فرعون رشد ولا هدى، وإنما هو جهل وضلال وكفر وعناد.
Mûsâ'yı Firavun'a, onun ileri gelen adamlarına ve kavminin eşrafına gönderdik. Firavun inkâr etti ve kavmine kendisine uymalarını emretti. Onlar da Firavun'a itaat edip Mûsâ'nın emrine karşı geldiler. Oysa Firavun'un emrinde hiçbir doğruluk ve hidayet yoktu; o ancak cehalet, sapıklık, inkâr ve inattan ibaretti.
1689. Metin
يَقْدُم فرعون قومه يوم القيامة حتى يدخلهم النار، وقبُح المدخل الذي يدخلونه.
Kıyamet gününde Firavun kavminin önüne düşer, nihayet onları cehenneme sokar. Girdikleri o yer ne kötü bir giriş yeridir!
1690. Metin
وأتبعهم الله في هذه الدنيا مع العذاب الذي عجَّله لهم فيها من الغرق في البحر لعنةً، ويوم القيامة كذلك لعنة أخرى بإدخالهم النار، وبئس ما اجتمع لهم وترادَف عليهم من عذاب الله، ولعنة الدنيا والآخرة.
Allah onları bu dünyada denizde boğulmak suretiyle peşin olarak verdikleri azapla birlikte bir lanete tabi kıldı; kıyamet gününde de onları cehenneme sokarak başka bir lanete daha uğratacaktır. Allah'ın azabı ile dünya ve ahiret lanetinin bir araya gelip üst üste binmesi onlar için ne kötü bir nasip olmuştur!
1691. Metin
ذلك الذي ذكرناه لك -أيها الرسول- من أخبار القرى التي أهلكنا أهلها نخبرك به، ومن تلك القرى ما له آثار باقية، ومنها ما قد مُحِيَتْ آثاره، فلم يَبْق منه شيء.
[Ey Resûl], ahalisini helak ettiğimiz o memleketlerin haberlerinden sana anlattığımız işte budur; onu sana bildiriyoruz. O memleketlerden bazısının hâlâ ayakta kalan izleri vardır, bazısının izleri ise bütünüyle silinmiş olup ondan geriye hiçbir şey kalmamıştır.
1692. Metin
وما كان إهلاكهم بغير سبب وذنب يستحقونه، ولكن ظلموا أنفسهم بشركهم وإفسادهم في الأرض، فما نفعتهم آلهتهم التي كانوا يدعُونها ويطلبون منها أن تدفع عنهم الضر لمَّا جاء أمر ربك بعذابهم، وما زادتهم آلهتهم غير تدمير وإهلاك وخسران.
Onların helaki, hak etmedikleri sebepsiz bir şey ve günahsız yere olmamıştır; bilakis şirk koşmaları ve yeryüzünde fesat çıkarmaları sebebiyle kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri geldiği vakit, kendilerine zararı savuşturması için dua edip yalvardıkları ilahları onlara hiçbir fayda sağlamadı ve ilahları onlara yıkım, helak ve hüsrandan başka bir şey artırmadı.