1713. Metin
(الر) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
(Elif, Lâm, Râ.) Hurûf-ı mukattaaya dair açıklama Bakara Suresi'nin başında geçmişti.
1714. Metin
هذه آيات الكتاب البيِّن الواضح في معانيه وحلاله وحرامه وهداه.
Bunlar; anlamları, helali, haramı ve hidayeti apaçık olan Kitap'ın ayetleridir.
1715. Metin
إنا أنزلنا هذا القرآن بلغة العرب، لعلكم -أيها العرب- تعقلون معانيه وتفهمونها، وتعملون بهديه.
Şüphesiz biz bu Kur'an'ı Arap diliyle indirdik; ta ki -ey Araplar- onun anlamlarını akledesiniz, kavrayasınız ve rehberliğiyle amel edesiniz.
1716. Metin
نحن نقصُّ عليك -أيها الرسول- أحسن القصص بوحينا إليك هذا القرآن، وإن كنت قبل إنزاله عليك لمن الغافلين عن هذه الأخبار، لا تدري عنها شيئًا.
Sana bu Kur'an'ı vahyetmekle kıssaların en güzelini sana anlatıyoruz -ey Elçi-. Gerçi sen, onu sana indirmeden önce bu haberlerden habersiz olanlardan idin; onlar hakkında hiçbir şey bilmiyordun.
1717. Metin
اذكر -أيها الرسول- لقومك قول يوسف لأبيه: إني رأيت في المنام أحد عشر كوكبًا، والشمس والقمر رأيتهم لي ساجدين. فكانت هذه الرؤيا بشرى لِمَا وصل إليه يوسف ﵇ من علوِّ المنزلة في الدنيا والآخرة.
Kavmine -ey Elçi- Yusuf'un babasına şöyle dediğini hatırlat: «Ben rüyamda on bir yıldız, Güneş'i ve Ay'ı gördüm; onların bana secde ettiklerini gördüm.» Bu rüya, Yusuf'un -aleyhisselâm- dünyada ve ahirette eriştiği yüksek makamın bir müjdesi idi.
1718. Metin
قال يعقوب لابنه يوسف: يا بني لا تذكر لإخوتك هذه الرؤيا فيحسدوك، ويعادوك، ويحتالوا في إهلاكك، إن الشيطان للإنسان عدو ظاهر العداوة.
Yakub, oğlu Yusuf'a şöyle dedi: «Yavrucuğum! Bu rüyayı kardeşlerine anlatma; yoksa sana haset ederler, sana düşmanlık beslerler ve seni helak etmek için tuzak kurarlar. Şüphesiz şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.»
1719. Metin
وكما أراك ربك هذه الرؤيا فكذلك يصطفيك ويعلمك تفسير ما يراه الناس في منامهم من الرؤى مما تؤول إليه واقعًا، ويتم نعمته عليك وعلى آل يعقوب بالنبوة والرسالة، كما أتمها من قبل على أبويك إبراهيم وإسحاق بالنبوة والرسالة. إن ربك عليم بمن يصطفيه من عباده، حكيم في تدبير أمور خلقه.
Rabbin sana bu rüyayı gösterdiği gibi, aynı şekilde seni seçecek, insanların rüyalarında gördükleri şeylerin gerçekte neye varacağının yorumunu sana öğretecek; daha önce ataların İbrahim ve İshak'a peygamberlik ve elçilikle tamamladığı gibi, sana ve Yakub ailesine de peygamberlik ve elçilikle nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin, kullarından kimi seçeceğini çok iyi bilendir, yarattıklarının işlerini yönetmede hikmet sahibidir.
1720. Metin
لقد كان في قصة يوسف وإخوته عبر وأدلة تدل على قدرة الله وحكمته لمن يسأل عن أخبارهم، ويرغب في معرفتها.
Andolsun ki Yusuf ve kardeşlerinin kıssasında, onların haberlerini soran ve öğrenmek isteyenler için Allah'ın kudretine ve hikmetine delalet eden ibretler ve deliller vardır.
1721. Metin
إذ قال إخوة يوسف من أبيه فيما بينهم: إن يوسف وأخاه الشقيق أحب إلى أبينا منا، يفضِّلهما علينا، ونحن جماعة ذوو عدد، إن أبانا لفي خطأ بيِّن حيث فضَّلهما علينا من غير موجب نراه.
Hani Yusuf'un baba bir kardeşleri kendi aralarında şöyle demişlerdi: «Yusuf ile öz kardeşi, babamıza bizden daha sevimlidir; onları bize üstün tutuyor. Oysa biz kalabalık ve güçlü bir topluluğuz. Doğrusu babamız, gördüğümüz hiçbir gerekçe yokken onları bize üstün tutmakla apaçık bir yanılgı içindedir.»
1722. Metin
اقتلوا يوسف أو ألقوا به في أرض مجهولة بعيدة عن العُمران يخلُص لكم حب أبيكم وإقباله عليكم، ولا يلتفت عنكم إلى غيركم، وتكونوا مِنْ بعد قَتْل يوسف أو إبعاده تائبين إلى الله، مستغفرين له من بعد ذنبكم.
«Yusuf'u öldürün ya da onu yerleşim yerlerinden uzak, ıssız bir yere atın ki babanızın sevgisi ve ilgisi yalnız size kalsın, sizden başkasına yönelmesin; Yusuf'u öldürdükten veya uzaklaştırdıktan sonra da günahınızın ardından Allah'a tövbe edip O'ndan bağışlanma dileyen kimseler olursunuz.»
1723. Metin
قال قائل من إخوة يوسف: لا تقتلوا يوسف وألقوه في جوف البئر يلتقطه بعض المارَّة من المسافرين فتستريحوا منه، ولا حاجة إلى قتله، إن كنتم عازمين على فعل ما تقولون.
Yusuf'un kardeşlerinden biri dedi ki: «Yusuf'u öldürmeyin; eğer dediğinizi yapmakta kararlıysanız, onu kuyunun derinliklerine bırakın da gelip geçen yolculardan biri onu alıp götürsün; böylece ondan kurtulmuş olursunuz, onu öldürmeye gerek yoktur.»
1724. Metin
قال إخوة يوسف -بعد اتفاقهم على إبعاده-: يا أبانا ما لك لا تجعلنا أمناء على يوسف مع أنه أخونا، ونحن نريد له الخير ونشفق عليه ونرعاه، ونخصه بخالص النصح؟
Yusuf'un kardeşleri -onu uzaklaştırma konusunda anlaştıktan sonra- şöyle dediler: «Ey babamız! Kardeşimiz olduğu, onun iyiliğini istediğimiz, ona şefkat gösterip onu koruduğumuz ve ona samimi davrandığımız halde Yusuf konusunda bize neden güvenmiyorsun?»
1725. Metin
أرسله معنا غدًا عندما نخرج إلى مراعينا يَسْعَ وينشط ويفرح، ويلعب بالاستباق ونحوه من اللعب المباح، وإنا لحافظون له من كل ما تخاف عليه.
«Yarın otlaklarımıza çıktığımızda onu da bizimle gönder; koşup neşelensin, eğlensin, yarış ve benzeri mubah oyunlar oynasın. Şüphesiz biz, endişe ettiğin her şeye karşı onu koruruz.»
1726. Metin
قال يعقوب: إني لَيؤلم نفسي مفارقته لي إذا ذهبتم به إلى المراعي، وأخشى أن يأكله الذئب، وأنتم عنه غافلون منشغلون.
Yakub dedi ki: «Onu otlaklara götürdüğünüzde benden ayrılması beni üzer; siz ondan habersiz olup başka şeylerle meşgulken onu kurdun yemesinden korkarım.»
1727. Metin
قال إخوة يوسف لوالدهم: لئن أكله الذئب، ونحن جماعة قوية إنا إذًا لخاسرون، لا خير فينا، ولا نفع يُرْجَى منا.
Yusuf'un kardeşleri babalarına dediler ki: «Biz güçlü ve kalabalık bir topluluk olduğumuz halde onu kurt yerse, o takdirde biz hüsrana uğramışız demektir; bizde hiçbir hayır kalmamış ve bizden hiçbir fayda umulmaz demektir.»
1728. Metin
فأرْسَلَهُ معهم. فلما ذهبوا به وأجمعوا على إلقائه في جوف البئر، وأوحينا إلى يوسف لتخبرنَّ إخوتك مستقبلا بفعلهم هذا الذي فعلوه بك، وهم لا يُحِسُّون بذلك الأمر ولا يشعرون به.
[Bunun üzerine Yakub] onu onlarla birlikte gönderdi. Onu götürüp kuyunun derinliklerine atmaya kesin karar verdiklerinde, biz de Yusuf'a: «Günün birinde, onlar hiç farkında değilken ve sezmezlerken, sana yaptıkları bu işi kendilerine mutlaka haber vereceksin» diye vahyettik.
1729. Metin
وجاء إخوة يوسف إلى أبيهم في وقت العِشاء من أول الليل، يبكون ويظهرون الأسف والجزع.
Yusuf'un kardeşleri, gecenin ilk vaktinde, yatsı vaktinde ağlayarak, üzüntü ve feryat gösterisinde bulunarak babalarına geldiler.
1730. Metin
قالوا: يا أبانا إنا ذهبنا نتسابق في الجَرْي والرمي بالسهام، وتركنا يوسف عند زادنا وثيابنا، فلم نقصِّر في حفظه، بل تركناه في مأمننا، وما فارقناه إلا وقتًا يسيرًا، فأكله الذئب، وما أنت بمصدِّق لنا ولو كنا موصوفين بالصدق; لشدة حبك ليوسف.
Dediler ki: «Ey babamız! Biz koşu ve ok atma yarışına gittik, Yusuf'u da azığımızın ve elbiselerimizin yanında bıraktık. Onu korumakta kusur etmedik, bilakis güvenli yerimize bıraktık ve yanından sadece kısa bir süre ayrıldık; derken onu kurt yedi. Yusuf'a olan aşırı sevginden ötürü doğru sözlü kimseler olsak bile sen bize inanacak değilsin.»
1731. Metin
وجاؤوا بقميصه ملطخًا بدم غير دم يوسف; ليشهد على صدقهم، فكان دليلا على كذبهم; لأن القميص لم يُمَزَّقْ. فقال لهم أبوهم يعقوب ﵇: ما الأمر كما تقولون، بل زيَّنت لكم أنفسكم الأمَّارة بالسوء أمرًا قبيحًا في يوسف، فرأيتموه حسنًا وفعلتموه، فصبري صبر جميل لا شكوى معه لأحد من الخلق، وأستعين بالله على احتمال ما تصفون من الكذب، لا على حولي وقوتي.
Doğruluklarına kanıt olsun diye onun gömleğini, Yusuf'un kanı olmayan bir kanla bulaşmış olarak getirdiler; oysa gömlek yırtılmadığı için bu, onların yalanına bir delil oldu. Babaları Yakub -aleyhisselâm- onlara şöyle dedi: «İş sizin dediğiniz gibi değil; bilakis kötülüğü emreden nefisleriniz Yusuf hakkında size çirkin bir işi süslemiş, siz de onu güzel görüp yapmışsınız. Artık bana düşen sabır, yaratılmışlardan hiçbirine şikâyet barındırmayan güzel bir sabırdır. Uydurduğunuz bu yalana katlanmak için kendi güç ve kuvvetime değil, yalnızca Allah'a sığınır, O'ndan yardım dilerim.»
1732. Metin
وجاءت جماعة من المسافرين، فأرسلوا مَن يطلب لهم الماء، فلما أرسل دلوه في البئر تعلَّق بها يوسف، ففرح وارد الماء وابتهج بالعثور على غلام، وقال: يا بشري هذا غلام نفيس، وأخفى الواردُ وأصحابه يوسفَ عن بقية المسافرين فلم يظهروه لهم، وقالوا: إن هذه بضاعة استبضعناها، والله عليم بما يعملونه بيوسف.
Bir yolcu kafilesi geldi ve kendilerine su bulması için sucularını gönderdiler. Sucu kovasını kuyuya salınca Yusuf kovaya tutundu. Sucu, bir erkek çocuk bulduğu için sevinip neşelendi ve: «Müjde! Bu çok değerli bir çocuk!» dedi. Sucu ve arkadaşları, Yusuf'u kafilenin geri kalanından gizleyip onlara göstermediler ve: «Bu, ticaret için edindiğimiz bir maldır» dediler. Allah ise onların Yusuf hakkında yaptıklarını hakkıyla bilmektedir.
1733. Metin
وباعه إخوته للواردين من المسافرين بثمن قليل من الدراهم، وكانوا زاهدين فيه راغبين في التخلص منه; وذلك أنهم لا يعلمون منزلته عند الله.
Kardeşleri onu, su getiren yolculara birkaç dirhem gibi az bir fiyata sattılar. Ondan bir an önce kurtulmak istedikleri için ona hiç değer vermiyorlardı; çünkü onun Allah katındaki makamını bilmiyorlardı.
1734. Metin
ولما ذهب المسافرون بيوسف إلى «مصر» اشتراه منهم عزيزها، وهو الوزير، وقال لامرأته: أحسني معاملته، واجعلي مقامه عندنا كريمًا، لعلنا نستفيد من خدمته، أو نقيمه عندنا مقام الولد، وكما أنجينا يوسف وجعلنا عزيز «مصر» يَعْطِف عليه، فكذلك مكنَّا له في أرض «مصر» ، وجعلناه على خزائنها، ولنعلِّمه تفسير الرؤى فيعرف منها ما سيقع مستقبلا. والله غالب على أمره، فحكمه نافذ لا يبطله مبطل، ولكن أكثر الناس لا يعلمون أن الأمر كله بيد الله.
Yolcular Yusuf'u Mısır'a götürdüklerinde, Mısır Azizi -ki o vezirdir- onu onlardan satın aldı ve hanımına: «Ona iyi bak, yanımızdaki yerini değerli kıl; belki hizmetinden faydalanırız ya da onu kendimize evlat ediniriz» dedi. Biz Yusuf'u kurtardığımız ve Mısır Azizi'nin ona şefkat göstermesini sağladığımız gibi, Mısır topraklarında ona güç ve imkân verdik, onu hazinelerin başına getirdik ve rüyaların tabirini ona öğretelim ki gelecekte ne olacağını oradan bilsin diye [böyle yaptık]. Allah, emrini yerine getirmeye galiptir; O'nun hükmü geçerlidir, hiçbir iptal edici onu hükümsüz kılamaz. Fakat insanların çoğu, bütün işlerin Allah'ın elinde olduğunu bilmezler.
1735. Metin
ولما بلغ يوسف منتهى قوته في شبابه أعطيناه فهمًا وعلمًا، ومثل هذا الجزاء الذي جزينا به يوسف على إحسانه نجزي المحسنين على إحسانهم. وفي هذا تسلية للرسول ﷺ.
Yusuf gençliğinde gücünün zirvesine ulaştığında, ona derin bir anlayış ve ilim verdik. İyiliğine karşılık Yusuf'u mükâfatlandırdığımız gibi, iyi davrananları da iyilikleri sebebiyle böyle mükâfatlandırırız. Bunda Elçi'ye -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir teselli vardır.
1736. Metin
ودعت امرأة العزيز -برفق ولين- يوسف الذي هو في بيتها إلى نفسها; لحبها الشديد له وحسن بهائه، وغلَّقت الأبواب عليها وعلى يوسف، وقالت: هلمَّ إليَّ، فقال: معاذ الله أعتصم به، وأستجير مِن الذي تدعينني إليه، من خيانة سيدي الذي أحسن منزلتي وأكرمني فلا أخونه في أهله، إنه لا يفلح مَن ظَلَم فَفَعل ما ليس له فعله.
Aziz'in hanımı, evinde bulunan Yusuf'a duyduğu aşırı sevgi ve onun göz alıcı güzelliği sebebiyle tatlılıkla ve yumuşaklıkla onu kendisine davet etti. Kapıları kendisinin ve Yusuf'un üzerine sıkıca kilitledi ve: «Haydi, gelsene bana!» dedi. Yusuf: «Allah'a sığınırım! Beni çağırdığın şeyden O'na iltica ederim; bana güzel bir makam veren ve bana ikramda bulunan efendime hıyanet etmekten [O'na sığınırım]. Ben onun ailesi konusunda ona asla hıyanet etmem. Şüphesiz zulmedip de hakkı olmayan şeyi yapan kimse asla kurtuluşa eremez» dedi.
1737. Metin
ولقد مالت نفسها لفعل الفاحشة، وحدَّثت يوسفَ نفسُه حديث خطرات للاستجابة، لولا أن رأى آية من آيات ربه تزجره عمَّا حدثته به نفسه، وإنما أريناه ذلك; لندفع عنه السوء والفاحشة في جميع أموره، إنه من عبادنا المطهرين المصطفَين للرسالة الذين أخلصوا في عبادتهم لله وتوحيده.
Andolsun ki kadının nefsi hayasızlığı işlemeye meyletti; eğer Rabbinin, nefsinin geçirdiği şeyden kendisini meneden delillerinden bir delil görmemiş olsaydı, Yusuf'un da aklından icabet etme düşüncesi geçmişti. Bütün işlerinde kötülüğü ve hayasızlığı ondan uzaklaştıralım diye ona bunu gösterdik. Şüphesiz o, tertemiz kılınmış, elçilik için seçilmiş, ibadetlerinde ve tevhitte Allah'a karşı samimi ve ihlaslı olan kullarımızdandır.
1738. Metin
وأسرع يوسف إلى الباب يريد الخروج، وأسرعت تحاول الإمساك به، وجذبت قميصه من خلفه; لتحول بينه وبين الخروج فشقَّته، ووجدا زوجها عند الباب فقالت: ما جزاء مَن أراد بامرأتك فاحشة إلا أن يسجن أو يعذب العذاب الموجع.
Yusuf dışarı çıkmak isteyerek kapıya doğru koştu; kadın da onu yakalamaya çalışarak hızla arkasından yetişti ve dışarı çıkmasına engel olmak için gömleğini arkasından çekip yırttı. Kapının yanında kadının kocasını buldular. Bunun üzerine kadın: «Senin eşine hayasızlık yapmak isteyen kimsenin cezası, zindana atılmaktan veya can yakıcı bir azaba uğratılmaktan başka ne olabilir?» dedi.
1739. Metin
قال يوسف: هي التي طلبت مني ذلك، فشهد صبي في المهد مِن أهلها فقال: إن كان قميصه شُقَّ من الأمام فصدقت في اتِّهامها له، وهو من الكاذبين.
Yusuf: «Bunu benden talep eden bizzat kendisidir» dedi. Kadının ailesinden beşikteki bir çocuk şahitlik edip şöyle dedi: «Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa kadın ona attığı suçlamada doğru söylemiştir, o ise yalancılardandır.»
1740. Metin
وإن كان قميصه شُقَّ من الخلف فكذبت في قولها، وهو من الصادقين.
«Yok eğer gömleği arkadan yırtılmışsa kadın sözünde yalan söylemiştir, o ise doğru söyleyenlerdendir.»
1741. Metin
فلما رأى الزوج قميص يوسف شُقَّ من خلفه علم براءة يوسف، وقال لزوجته: إن هذا الكذب الذي اتهمتِ به هذا الشاب هو مِن جملة مكركن -أيتها النساء-، إنَّ مكركن عظيم.
Koca, Yusuf'un gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce Yusuf'un masum olduğunu anladı ve eşine: «Bu genci itham ettiğin bu yalan, siz kadınların hilelerindendir. Şüphesiz sizin hileniz büyüktür» dedi.
1742. Metin
قال عزيز «مصر» : يا يوسف اترك ذِكْر ما كان منها فلا تذكره لأحد، واطلبي -أيتها المرأة- المغفرة لذنبك؛ إنك كنتِ من الآثمين في مراودة يوسف عن نفسه، وفي افترائك عليه.
Mısır Azizi dedi ki: «Ey Yusuf! Kadından sadır olan bu şeyi bırak, bunu kimseye anlatma. Sen de -ey kadın- günahın için bağışlanma dile; çünkü sen Yusuf'u nefsinden murat almak istemekle ve ona iftira atmakla günahkârlardan oldun.»
1743. Metin
ووصل الخبر إلى نسوة في المدينة فتحدثن به، وقلن منكرات على امرأة العزيز: امرأة العزيز تحاول غلامها عن نفسه، وتدعوه إلى نفسها، وقد بلغ حبها له شَغَاف قلبها -وهو غلافه-، إنا لَنراها في هذا الفعل لفي ضلال واضح.
Haber şehirdeki kadınlara ulaştı ve onlar bu konuyu konuşmaya başladılar; Aziz'in hanımını kınayarak şöyle dediler: «Aziz'in karısı delikanlısının nefsinden murat almaya kalkışıyor, onu kendisine davet ediyor; ona olan sevgisi kalbinin zarına kadar işlemiş. Doğrusu biz onu bu davranışıyla apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz.»
1744. Metin
فلما سمعت امرأة العزيز بغِيْبتهن إياها واحتيالهن في ذمِّها، أرسلت إليهن تدعوهن لزيارتها، وهيَّأت لهن ما يتكئن عليه من الوسائد، وما يأكلنه من الطعام، وأعطت كل واحدة منهن سكينًا ليُقَطِّعن الطعام، ثم قالت ليوسف: اخرج عليهن، فلما رأينه أعظمنه وأجللنه، وأخَذَهن حسنه وجماله، فجرحن أيديهن وهن يُقَطِّعن الطعام من فرط الدهشة والذهول، وقلن متعجبات: معاذ الله، ما هذا من جنس البشر; لأن جماله غير معهود في البشر، ما هو إلا مَلَك كريم من الملائكة.
Aziz'in hanımı onların dedikodusunu ve kendisini kınamak için kurdukları tuzağı işitince, onları ziyarete davet etmek üzere haber gönderdi; yaslanacakları yastıklar ve yiyecekleri yemekleri hazırladı. Yemeği kesmeleri için her birine birer bıçak verdi; sonra da Yusuf'a: «Karşılarına çık» dedi. Kadınlar onu görünce gözlerinde onu pek büyüttüler, ululadılar; onun güzelliği ve albenisi akıllarını başlarından aldı ve aşırı şaşkınlık ile hayret içinde yemeği keserken ellerini kestiler. Hayretler içinde şöyle dediler: «Hâşâ! Allah'a sığınırız! Bu bir insan türünden değildir; çünkü böyle bir güzellik insanlarda görülmemiştir. Bu ancak çok değerli bir melektir.»
1745. Metin
قالت امرأة العزيز للنسوة اللاتي قطَّعن أيديهن: فهذا الذي أصابكن في رؤيتكن إياه ما أصابكن هو الفتى الذي لُمتُنَّني في الافتتان به، ولقد طلبته وحاولت إغراءه; ليستجيب لي فامتنع وأبى، ولئن لم يفعل ما آمره به مستقبلا لَيعاقَبَنَّ بدخول السجن، ولَيكونن من الأذلاء.
Aziz'in hanımı ellerini kesen kadınlara dedi ki: «İşte onu gördüğünüzde başınıza gelen bu hayret, kendisine tutulduğum için beni kınadığınız delikanlı yüzündendir! Andolsun ki ben onu arzuladım, bana icabet etmesi için onu baştan çıkarmaya çalıştım; fakat o iffetini koruyup direndi. Yemin olsun ki eğer gelecekte emrettiğim şeyi yapmazsa, mutlaka zindana atılmakla cezalandırılacak ve mutlaka zelillerden olacaktır.»
1746. Metin
قال يوسف مستعيذًا مِن شرهن ومكرهن: يا ربِّ السجنُ أحب إليَّ مما يدعونني إليه من عمل الفاحشة، وإن لم تدفع عني مكرهن أَمِلْ إليهن، وأكن من السفهاء الذين يرتكبون الإثم لجهلهم.
Yusuf onların şerrinden ve tuzağından sığınarak şöyle dedi: «Rabbim! Zindan, bunların beni işlemeye çağırdıkları hayasızlıktan bana daha sevimlidir. Eğer onların tuzağını benden savmazsan onlara meylederim ve cehaletleri yüzünden günah işleyen beyinsizlerden olurum.»
1747. Metin
فاستجاب الله ليوسف دعاءه فصرف عنه ما أرادت منه امرأة العزيز وصواحباتها من معصية الله. إن الله هو السميع لدعاء يوسف، ودعاء كل داع مِن خلقه، العليم بمطلبه وحاجته وما يصلحه، وبحاجة جميع خلقه وما يصلحهم.
Allah, Yusuf'un duasını kabul etti ve Aziz'in hanımının ile diğer kadınların ondan istediği Allah'a isyanı ondan savdı. Şüphesiz Allah; Yusuf'un duasını ve yarattıklarından dua eden herkesin duasını işitendir; onun talebini, ihtiyacını ve kendisini neyin ıslah edeceğini, bütün yarattıklarının ihtiyacını ve onları neyin ıslah edeceğini hakkıyla bilendir.
1748. Metin
ثم ظهر للعزيز وأصحابه -من بعد ما رأوا الأدلة على براءة يوسف وعفته- أن يسجنوه إلى زمن يطول أو يقصر; منعًا للفضيحة.
Sonra Yusuf'un masumiyetine ve iffetine dair delilleri görmelerinin ardından, Aziz ve adamlarına -rezilliğin önüne geçmek amacıyla- onu az veya çok bir süreye kadar zindana atmak uygun göründü.
1749. Metin
ودخل السجن مع يوسف فَتَيان، قال أحدهما: إني رأيت في المنام أني أعصر عنبًا ليصير خمرًا، وقال الآخر: إني رأيت أني أحمل فوق رأسي خبزًا تأكل الطير منه، أخبرنا -يا يوسف -بتفسير ما رأينا، إنا نراك من الذين يحسنون في عبادتهم لله، ومعاملتهم لخلقه.
Yusuf'la birlikte zindana iki genç girdi. Onlardan biri: «Ben rüyamda şarap yapmak için üzüm sıktığımı gördüm» dedi. Diğeri de: «Ben rüyamda başımın üstünde kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize gördüklerimizin yorumunu haber ver -ey Yusuf-; çünkü biz seni Allah'a ibadetlerinde ve yaratılmışlara muamelelerinde güzel davrananlardan görüyoruz» dedi.
1750. Metin
قال لهما يوسف: لا يأتيكما طعام ترزقانه في حال من الأحوال إلا أخبرتكما بتفسيره قبل أن يأتيكما، ذلكما التعبير الذي سأعبِّره لكما مما علَّمني ربي; إني آمنت به، وأخلصت له العبادة، وابتعدت عن دين قوم لا يؤمنون بالله، وهم بالبعث والحساب جاحدون.
Yusuf ikisine şöyle dedi: «Rızıklanacağınız herhangi bir yemek size gelmeden önce, onun ne olduğunu size mutlaka bildiririm. Size yapacağım bu tabir, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Şüphesiz ben O'na iman ettim, kulluğu yalnız O'na has kıldım ve Allah'a inanmayan, dirilişi ve hesabı da inkâr eden bir kavmin dininden uzaklaştım.»
1751. Metin
واتبعت دين آبائي إبراهيم وإسحاق ويعقوب فعبدت الله وحده، ما كان لنا أن نجعل لله شريكًا في عبادته، ذلك التوحيد بإفراد الله بالعبادة، مما تفضل الله به علينا وعلى الناس، ولكن أكثر الناس لا يشكرون الله على نعمة التوحيد والإيمان.
«Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum ve yalnızca Allah'a ibadet ettim. İbadette Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bizim için söz konusu olamaz. İbadeti yalnızca Allah'a has kılarak yapılan bu tevhit, Allah'ın bize ve insanlara olan bir lütfudur; fakat insanların çoğu tevhit ve iman nimetine karşı Allah'a şükretmezler.»
1752. Metin
وقال يوسف للفَتَيين اللذين معه في السجن: أعبادةُ آلهةٍ مخلوقة شتى خير أم عبادة الله الواحد القهار؟
Yusuf, zindandaki iki genç arkadaşına şöyle dedi: «Yaratılmış birtakım çeşitli ilahlara tapmak mı daha hayırlıdır, yoksa bir ve mutlak galip olan Kahhâr Allah'a ibadet etmek mi?»
1753. Metin
ما تعبدون من دون الله إلا أسماءً لا معاني وراءها، جعلتموها أنتم وآباؤكم أربابًا جهلا منكم وضلالا، ما أنزل الله من حجة أو برهان على صحتها، ما الحكم الحق إلا لله تعالى وحده، لا شريك له، أمر ألا تنقادوا ولا تخضعوا لغيره، وأن تعبدوه وحده، وهذا هو الدين القيم الذي لا عوج فيه، ولكن أكثر الناس يجهلون ذلك، فلا يعلمون حقيقته.
«Sizin Allah'ı bırakıp taptıklarınız, arkasında hiçbir hakikat bulunmayan, cehaletiniz ve sapkınlığınız sebebiyle sizin ve atalarınızın rab edindiği birtakım isimlerden ibarettir. Allah onların doğruluğuna dair hiçbir delil veya hüccet indirmemiştir. Hak hüküm, ancak tek ve ortaksız olan Yüce Allah'a aittir. O, başkasına boyun eğmemenizi, itaat etmemenizi ve yalnız Kendisine ibadet etmenizi emretmiştir. İşte dosdoğru ve hiçbir eğriliği olmayan din budur; fakat insanların çoğu bunu bilmez, onun hakikatini kavrayamazlar.»
1754. Metin
يا صاحبيَّ في السجن، إليكما تفسيرَ رؤياكما: أما الذي رأى أنه يعصر العنب في رؤياه فإنه يخرج من السجن ويكون ساقي الخمر للملك، وأما الآخر الذي رأى أنه يحمل على رأسه خبزًا فإنه يُصْلب ويُتْرك، وتأكل الطير من رأسه، قُضي الأمر الذي فيه تستفتيان وفُرغ منه.
«Ey zindan arkadaşlarım! İşte rüyalarınızın tabiri: Rüyasında üzüm sıktığını gören kimse zindandan çıkacak ve kralın şarap sakisi olacaktır. Başının üstünde ekmek taşıdığını gören diğerine gelince, o asılacak ve öylece bırakılacak; kuşlar onun başından yiyecektir. Hakkında fetva istediğiniz iş olup bitmiş, kesinleşmiştir.»
1755. Metin
وقال يوسف للذي علم أنه ناجٍ من صاحبيه: اذكرني عند سيِّدك الملك وأخبره بأني مظلوم محبوس بلا ذنب، فأنسى الشيطان ذلك الرجل أن يذكر للملك حال يوسف، فمكث يوسف بعد ذلك في السجن عدة سنوات.
Yusuf iki arkadaşından kurtulacağını bildiği kimseye: «Efendin olan kralın yanında beni an ve ona günahsız yere hapsedilmiş bir mazlum olduğumu bildir» dedi. Fakat şeytan o adama Yusuf'un durumunu krala hatırlatmayı unutturdu; böylece Yusuf bundan sonra zindanda birkaç yıl daha kaldı.
1756. Metin
وقال الملك: إني رأيت في منامي سبع بقرات سمان، يأكلهن سبع بقرات نحيلات من الهُزال، ورأيت سبع سنبلات خضر، وسبع سنبلات يابسات، يا أيها السادة والكبراء أخبروني عن هذه الرؤيا، إن كنتم للرؤيا تُفَسِّرون.
Kral dedi ki: «Ben rüyamda yedi semiz inek gördüm; onları aşırı zayıflıktan cılız kalmış yedi inek yiyordu. Bir de yedi yeşil başak ve yedi kuru başak gördüm. Ey ileri gelenler ve büyükler! Eğer rüya tabir edebiliyorsanız, bu rüyam hakkında bana bilgi verin.»
1757. Metin
قالوا: رؤياك هذه أخلاط أحلام لا تأويل لها، وما نحن بتفسير الأحلام بعالمين.
Dediler ki: «Senin bu gördüğün, tabiri olmayan karmaşık düşlerdir. Biz karmaşık düşlerin tabirini bilen kimseler de değiliz.»
1758. Metin
وقال الذي نجا من القتل من صاحبَي يوسف في السجن وتذكر بعد مدة ما نسي من أمر يوسف: أنا أخبركم بتأويل هذه الرؤيا، فابعثوني إلى يوسف لآتيكم بتفسيرها.
Zindandaki iki arkadaşından öldürülmekten kurtulan ve bir süre sonra Yusuf'un unuttuğu durumunu hatırlayan adam dedi ki: «Bu rüyanın tabirini size ben haber veririm; beni Yusuf'a gönderin de onun tabirini size getireyim.»
1759. Metin
وعندما وصل الرجل إلى يوسف قال له: يوسف أيها الصديق فسِّر لنا رؤيا مَن رأى سبع بقرات سمان يأكلهن سبع بقرات هزيلات، ورأى سبع سنبلات خضر وأخر يابسات; لعلي أرجع إلى الملك وأصحابه فأخبرهم; ليعلموا تأويل ما سألتك عنه، وليعلموا مكانتك وفضلك.
Adam Yusuf'un yanına varınca ona şöyle dedi: «Yusuf, ey dosdoğru kişi! Yedi semiz ineği yedi cılız ineğin yediğini, ayrıca yedi yeşil başak ile diğer kuru başakları gören kimsenin rüyasını bize tabir et; ta ki krala ve arkadaşlarına dönüp onlara haber vereyim de sana sorduğum şeyin yorumunu bilsinler, senin değerini ve faziletini anlasınlar.»
1760. Metin
قال يوسف لسائله عن رؤيا الملك: تفسير هذه الرؤيا أنكم تزرعون سبع سنين متتابعة جادِّين ليَكْثُر العطاء، فما حصدتم منه في كل مرة فادَّخِروه، واتركوه في سنبله; ليتمَّ حفظه من التسوُّس، وليكون أبقى، إلا قليلا مما تأكلونه من الحبوب.
Yusuf, kralın rüyasını soran kimseye şöyle dedi: «Bu rüyanın tabiri şudur: Mahsulün bol olması için gayretle peş peşe yedi yıl ekin ekeceksiniz. Her defasında biçtiğiniz mahsulü -kurtlanmaktan korunsun ve daha uzun süre dayansın diye- başağında bırakıp biriktirin; yiyeceğiniz az bir miktar tahıl müstesna.»
1761. Metin
ثم يأتي بعد هذه السنين الخِصْبة سبع سنين شديدة الجَدْب، يأكل أهلها كل ما ادَّخرتم لهن من قبل، إلا قليلا مما تحفظونه وتدَّخرونه ليكون بذورًا للزراعة.
«Sonra bu bereketli yılların ardından son derece kurak yedi yıl gelecek; tohumluk olarak saklayıp biriktireceğiniz az bir miktar hariç, insanlar o yıllar için önceden biriktirdiğiniz her şeyi yiyip tüketecek.»
1762. Metin
ثم يأتي من بعد هذه السنين المجدبة عام يغاث فيه الناس بالمطر، فيرفع الله تعالى عنهم الشدة، ويعصرون فيه الثمار من كثرة الخِصْب والنماء.
«Sonra bu kurak yılların ardından, insanların yağmurla feraha kavuşturulacağı bir yıl gelecek; Yüce Allah onlardan sıkıntıyı kaldıracak ve bolluk ile bereketin çokluğundan ötürü meyveleri sıkıp suyunu çıkaracaklar.»
1763. Metin
وقال الملك لأعوانه: أخرجوا الرجل المعبِّر للرؤيا من السجن وأحضروه لي، فلما جاءه رسول الملك يدعوه قال يوسف للرسول: ارجع إلى سيدك الملك، واطلب منه أن يسأل النسوة اللاتي جرحن أيديهن عن حقيقة أمرهن وشأنهن معي; لتظهر الحقيقة للجميع، وتتضح براءتي، إن ربي عليم بصنيعهن وأفعالهن لا يخفى عليه شيء من ذلك.
Kral adamlarına: «Rüyayı tabir eden adamı zindandan çıkarıp bana getirin» dedi. Kralın elçisi onu davet etmek üzere yanına geldiğinde Yusuf elçiye: «Efendin olan krala dön ve ona ellerini kesen kadınların durumunun ve benimle olan meselelerinin aslını sormasını iste; ta ki gerçek herkesçe ortaya çıksın ve benim suçsuzluğum açıklığa kavuşsun. Şüphesiz Rabbim onların yaptıklarını ve hilelerini hakkıyla bilir, O'na bundan hiçbir şey gizli kalmaz» dedi.
1764. Metin
قال الملك للنسوة اللاتي جرحن أيديهن: ما شأنكن حين راودتنَّ يوسف عن نفسه يوم الضيافة؟ فهل رأيتن منه ما يريب؟ قلن: معاذ الله ما علمنا عليه أدنى شيء يَشينه، عند ذلك قالت امراة العزيز: الآن ظهر الحق بعد خفائه، فأنا التي حاولت فتنته بإغرائه فامتنع، وإنه لمن الصادقين في كل ما قاله.
Kral, ellerini kesen kadınlara: «Ziyafet gününde Yusuf'un nefsinden murat almaya kalkıştığınızda durumunuz neydi? Ondan şüphe uyandıracak bir şey gördünüz mü?» dedi. [Kadınlar]: «Hâşâ! Allah'a sığınırız, biz onun aleyhinde en küçük bir kusur bile bilmedik» dediler. Bunun üzerine Azîz'in karısı: «Artık gizli kaldıktan sonra hak ortaya çıktı; onu ayartmaya çalışıp nefsinden murat almak isteyen bendim, o ise direndi. Şüphesiz o, söylediği her şeyde doğru sözlülerdendir» dedi.
1765. Metin
ذلك القول الذي قلته في تنزيهه والإقرار على نفسي ليعلم زوجي أني لم أخنه بالكذب عليه، ولم تقع مني الفاحشة، وأنني راودته، واعترفت بذلك لإظهار براءتي وبراءته، وأن الله لا يوفق أهل الخيانة، ولا يرشدهم في خيانتهم.
[Azîz'in karısı dedi ki:] «Onu temize çıkarmak ve kendi aleyhime itirafta bulunmak hususunda söylediğim bu söz; kocamın, kendisine yalan söyleyerek hıyanet etmediğimi, benden bir fuhşiyatın sadır olmadığını, [evet] onu ayartmaya çalıştığımı, ancak suçsuzluğumu ve onun suçsuzluğunu ortaya koymak için bunu itiraf ettiğimi ve Allah'ın hainlerin tuzaklarını başarıya ulaştırmayacağını, onlara hıyanetlerinde yol göstermeyeceğini bilmesi içindir.
1766. Metin
قالت امرأة العزيز: وما أزكي نفسي ولا أبرئها، إن النفس لكثيرة الأمر لصاحبها بعمل المعاصي طلبا لملذاتها، إلا مَن عصمه الله. إن الله غفور لذنوب مَن تاب مِن عباده، رحيم بهم.
Azîz'in karısı [sözlerine şöyle devam etti]: «Ben nefsimi temize çıkarmıyorum ve onu aklamıyorum. Çünkü nefis -Allah'ın koruduğu kimse müstesna- kendi zevkleri uğruna sahibine günah işlemeyi çokça emreder. Şüphesiz Allah, kullarından tövbe edenlerin günahlarını çok bağışlayandır, onlara çok merhamet edendir.»
1767. Metin
وقال الملك الحاكم لـ «مصر» حين بلغته براءة يوسف: جيئوني به أجعله من خلصائي وأهل مشورتي، فلما جاء يوسف وكلَّمه الملك، وعرف براءته، وعظيم أمانته، وحسن خلقه، قال له: إنك اليوم عندنا عظيم المكانة، ومؤتمن على كل شيء.
Mısır hükümdarı olan kral, Yusuf'un suçsuzluğu kendisine ulaşınca: «Onu bana getirin, kendime özel [danışman] ve istişare heyetimden kılayım» dedi. Yusuf gelip de kral onunla konuşunca ve onun suçsuzluğunu, üstün güvenilirliğini ve güzel ahlakını anlayınca ona: «Sen bugün bizim yanımızda yüksek bir makam sahibisin ve her konuda güvenilir birisin» dedi.
1768. Metin
وأراد يوسف أن ينفع العباد، ويقيم العدل بينهم، فقال للملك: اجعلني واليًا على خزائن «مصر» ، فإني خازن أمين، ذو علم وبصيرة بما أتولاه.
Yusuf insanlara faydalı olmak ve aralarında adaleti tesis etmek isteyerek krala: «Beni Mısır hazinelerinin başına yönetici tayin et; çünkü ben üstlendiğim vazifeyi iyi koruyan, bilgili ve basiretli biriyim» dedi.
1769. Metin
وكما أنعم الله على يوسف بالخلاص من السجن مكَّن له في أرض «مصر» ينزل منها أي منزل شاءه. يصيب الله برحمته من يشاء من عباده المتقين، ولا يضيع أجر مَن أحسن شيئًا مِن العمل الصالح.
Allah, Yusuf'a zindandan kurtulmayı nasip ettiği gibi Mısır topraklarında da dilediği yere yerleşebileceği bir güç ve iktidar verdi. Allah rahmetini takva sahibi kullarından dilediğine eriştirir ve salih amelleri güzelce yapan hiçbir kimsenin mükâfatını zayi etmez.
1770. Metin
ولَثواب الآخرة عند الله أعظم من ثواب الدنيا لأهل الإيمان والتقوى الذين يخافون عقاب الله، ويطيعونه في أمره ونهيه.
Allah'ın azabından korkan, O'nun emir ve yasaklarına itaat eden iman ve takva sahipleri için Allah katındaki ahiret mükâfatı elbette dünya mükâfatından daha büyüktür.
1771. Metin
وقدِمَ إخوة يوسف إلى «مصر» -بعد أن حلَّ بهم الجدب في أرضهم-; ليجلبوا منها الطعام، فدخلوا عليه فعرفهم، ولم يعرفوه لطول المدة وتغيُّر هيئته.
Yusuf'un kardeşleri -kendi topraklarında kıtlık baş gösterince- erzak temin etmek için Mısır'a geldiler. Onun huzuruna girdiklerinde Yusuf onları tanıdı; onlar ise aradan uzun zaman geçmesi ve Yusuf'un görünüşünün değişmesi sebebiyle onu tanıyamadılar.
1772. Metin
وقد أمر يوسف بإكرامهم وحسن ضيافتهم، ثم أعطاهم من الطعام ما طلبوا، وكانوا قد أخبروه أن لهم أخًا من أبيهم لم يُحضروه معهم -يريدون شقيقه- فقال: ائتوني بأخيكم من أبيكم، ألم تروا أني أوفيتُ لكم الكيل وأكرمتكم في الضيافة، وأنا خير المضيفين لكم؟
Yusuf onlara ikramda bulunulmasını ve güzelce ağırlanmalarını emretti; sonra da onlara talep ettikleri erzakı verdi. Onlar da kendileriyle birlikte getirmedikleri, babalarından bir kardeşleri olduğunu -öz kardeşini kastederek- haber vermişlerdi. Yusuf: «Bana baba bir kardeşinizi getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçeği tam tutuyorum ve size ikramda bulunuyorum, ben misafir ağırlayanların en hayırlısıyım» dedi.
1773. Metin
فإن لم تأتوني به فليس لكم عندي طعام أكيله لكم، ولا تأتوا إليَّ.
«Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size ölçecek bir erzak yoktur ve sakın bana yaklaşmayın!»
1774. Metin
قالوا: سنبذل جهدنا لإقناع أبيه أن يرسله معنا، ولن نقصِّر في ذلك.
[Kardeşleri]: «Onu bizimle göndermesi için babasını ikna etmeye var gücümüzle çalışacağız ve bunda asla kusur etmeyeceğiz» dediler.
1775. Metin
وقال يوسف لغلمانه: اجعلوا ثمن ما أخذوه في أمتعتهم سرًا; رجاء أن يعرفوه إذا رجعوا إلى أهلهم، ويقدِّروا إكرامنا لهم؛ ليرجعوا طمعًا في عطائنا.
Yusuf uşaklarına: «Aldıkları erzakın bedelini gizlice yüklerinin içine koyun; umulur ki ailelerine döndüklerinde bunu fark ederler, onlara yaptığımız ikramın değerini anlarlar ve bağışımızdan pay alma arzusuyla tekrar dönerler» dedi.
1776. Metin
فلما رجعوا إلى أبيهم قصُّوا عليه ما كان من إكرام العزيز لهم، وقالوا: إنه لن يعطينا مستقبَلا إلا إذا كان معنا أخونا الذي أخبرناه به، فأرسلْه معنا نحضر الطعام وافيًا، ونتعهد لك بحفظه.
Babalarına döndüklerinde, Azîz'in kendilerine yaptığı ikramları anlattılar ve: «O, kendisine haber verdiğimiz kardeşimiz yanımızda olmadıkça gelecekte bize erzak vermeyecektir. Onu bizimle gönder ki tastamam erzak getirelim; biz onu koruyacağımıza da söz veriyoruz» dediler.
1777. Metin
قال لهم أبوهم: كيف آمنكم على «بنيامين» وقد أمنتكم على أخيه يوسف من قبل، والتزمتم بحفظه فلم تفوا بذلك؟ فلا أثق بالتزامكم وحفظكم، ولكني أثق بحفظ الله، خير الحافظين وأرحم الراحمين، أرجو أن يرحمني فيحفظه ويرده عليَّ.
Babaları onlara: «Daha önce kardeşi Yusuf hakkında size güvendiğim gibi Bünyamin hakkında da size nasıl güvenebilirim? Siz onu korumayı taahhüt etmiştiniz ama sözünüzü tutmadınız. Artık sizin taahhüdünüze ve korumanıza güvenmiyorum; fakat koruyanların en hayırlısı ve merhametlilerin en merhametlisi olan Allah'ın korumasına güveniyorum. Bana merhamet edip onu korumasını ve bana geri döndürmesini O'ndan umuyorum» dedi.
1778. Metin
ولما فتحوا أوعيتهم وجدوا ثمن بضاعتهم الذي دفعوه قد رُدَّ إليهم قالوا: يا أبانا ماذا نطلب أكثر من هذا؟ هذا ثمن بضاعتنا ردَّه العزيز إلينا، فكن مطمئنًا على أخينا، وأرسله معنا; لنجلب طعامًا وفيرًا لأهلنا، ونحفظ أخانا، ونزداد حِمْلَ بعير له; فإن العزيز يكيل لكل واحد حِمْلَ بعير، وذلك كيل يسير عليه.
Yüklerini açtıklarında, ödedikleri erzak bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. Dediler ki: «Ey babamız! Bundan daha fazlasını ne isteyebiliriz ki? İşte erzak bedelimiz, Azîz onu bize iade etmiş. Artık kardeşimiz hususunda gönlün rahat olsun, onu bizimle gönder de ailemize bolca erzak getirelim, kardeşimizi koruyalım ve onun sayesinde bir deve yükü daha fazla alalım; zira Azîz herkese bir deve yükü erzak ölçmektedir ve bu onun için pek kolay bir ölçektir.»
1779. Metin
قال لهم يعقوب ﵇: لن أتركه يذهب معكم حتى تتعهدوا وتحلفوا لي بالله أن تردوه إليَّ، إلا أن تُغْلبوا عليه فلا تستطيعوا تخليصه، فلما أعطَوْه عهد الله على ما طلب، قال يعقوب: الله على ما نقول وكيل، أي تكفينا شهادته علينا وحفظه لنا.
Yakup aleyhisselâm onlara: «Kuşatılıp çaresiz kalmadıkça ve onu kurtarmaya gücünüz yetmedikçe, onu bana kesinlikle geri getireceğinize dair Allah adına yemin edip teminat vermedikçe onu sizinle göndermem» dedi. İstediklerini yerine getirmek üzere Allah adına kesin teminat verdiklerinde Yakup: «Söylediklerimize Allah vekildir; yani aleyhimize olan şahitliği ve bizi koruması bize yeter» dedi.
1780. Metin
وقال لهم أبوهم: يا أبنائي إذا دخلتم أرض «مصر» فلا تدخلوا مِن باب واحد، ولكن ادخلوها من أبواب متفرقة، حتى لا تصيبكم العين، وإني إذ أوصيكم بهذا لا أدفع عنكم شيئًا قضاه الله عليكم، فما الحكم إلا لله وحده، عليه اعتمدت ووثقت، وعليه وحده يعتمد المؤمنون.
Babaları onlara: «Oğullarım! Mısır topraklarına girdiğinizde tek bir kapıdan girmeyin; nazar değmesin diye ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size bunu tavsiye etmekle birlikte, Allah'ın sizin hakkınızda takdir ettiği hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm ancak ve ancak Allah'ındır. Yalnızca O'na dayandım, O'na güvendim; inananlar da yalnız O'na dayanıp güvensinler» dedi.
1781. Metin
ولما دخلوا من أبواب متفرقة كما أمرهم أبوهم، ما كان ذلك ليدفع قضاء الله عنهم، ولكن كان شفقة في نفس يعقوب عليهم أن تصيبهم العين، وإن يعقوب لصاحب علمٍ عظيم بأمر دينه علَّمه الله له وحْيًا، ولكن أكثر الناس لا يعلمون عواقب الأمور ودقائق الأشياء، وما يعلمه يعقوب ﵇ مِن أمر دينه.
Babalarının kendilerine emrettiği gibi ayrı ayrı kapılardan girdiklerinde bu, Allah'ın takdirini onlardan savacak değildi; sadece Yakup'un içindeki, onlara nazar değmesine dair bir şefkatin gereğiydi. Kuşkusuz Yakup, dinine dair konularda Allah'ın kendisine vahiy yoluyla öğrettiği büyük bir ilim sahibiydi. Fakat insanların çoğu işlerin akıbetini, inceliklerini ve Yakup aleyhisselâm'ın dinine dair bildiklerini bilmezler.
1782. Metin
ولما دخل إخوة يوسف عليه في منزل ضيافته ومعهم شقيقه، ضم يوسف إليه شقيقه، وقال له سرًا: إني أنا أخوك فلا تحزن، ولا تغتمَّ بما صنعوه بي فيما مضى. وأمره بكتمان ذلك عنهم.
Yusuf'un kardeşleri, yanlarında öz kardeşleri de olduğu halde onun misafirhanesine girdiklerinde, Yusuf öz kardeşini yanına çekti ve ona gizlice: «Şüphesiz ben senin kardeşinim; geçmişte bana yaptıklarına sakın üzülme ve kederlenme» dedi. Bunu onlardan gizlemesini de ona emretti.
1783. Metin
فلما جهزَّهم يوسف، وحمَّل إبلهم بالطعام، أمر عماله، فوضعوا الإناء الذي كان يكيل للناس به في متاع أخيه «بنيامين» من حيث لا يشعر أحد، ولما ركبوا ليسيروا نادى منادٍ قائلا يا أصحاب هذه العير المحمَّلة بالطعام، إنكم لسارقون.
Yusuf onların hazırlıklarını tamamlayıp develerine erzakı yükleyince çalışanlarına emretti; onlar da hiç kimsenin fark edemeyeceği bir şekilde, insanlara tahıl ölçtüğü kadehi kardeşi Bünyamin'in yükünün içine koydular. Yola çıkmak üzere bindiklerinde bir münadi: «Ey erzak yüklü kervan ehli! Siz kesinlikle hırsızsınız!» diye seslendi.
1784. Metin
قال أولاد يعقوب مقبلين على المنادي: ما الذي تفقدونه؟
Yakup'un oğulları seslenene yönelerek: «Neyi kaybettiniz?» dediler.
1785. Metin
قال المنادي ومَن بحضرته: نفقد المكيال الذي يكيل الملك به، ومكافأة من يحضره مقدار حِمْل بعير من الطعام، وقال المنادي: وأنا بحِمْل البعير من الطعام ضامن وكفيل.
Münadi ve yanındakiler: «Kralın [erzak] ölçtüğü kadehi kaybettik. Onu getirene mükâfat olarak bir deve yükü erzak vardır» dediler. Münadi: «Ben bu bir deve yükü erzaka kefilim ve garantörüm» dedi.
1786. Metin
قال إخوة يوسف: والله لقد تحققتم مما شاهدتموه منا أننا ما جئنا أرض «مصر» من أجل الإفساد فيها، وليس من صفاتنا أن نكون سارقين.
Yusuf'un kardeşleri: «Allah'a yemin olsun ki bizden gördüklerinizle siz de anladınız ki biz Mısır topraklarına bozgunculuk yapmak için gelmedik ve bizim vasfımız hırsızlık yapmak asla değildir» dediler.
1787. Metin
قال المكلَّفون بالبحث عن المكيال لإخوة يوسف: فما عقوبة السارق عندكم إن كنتم كاذبين في قولكم: لسنا بسارقين؟
Kadehi aramakla görevli olanlar Yusuf'un kardeşlerine: «Eğer 'Biz hırsız değiliz' sözünüzde yalancı çıkarsanız, aranızda hırsızın cezası nedir?» dediler.
1788. Metin
قال إخوة يوسف: جزاء السارق مَن وُجِد المسروق في رحله فهو جزاؤه. أي يسلَّم بسرقته إلى مَن سرق منه حتى يكون عبدًا عنده، مثل هذا الجزاء -وهو الاسترقاق- نجزي الظالمين بالسرقة، وهذا ديننا وسنتنا في أهل السرقة.
Yusuf'un kardeşleri: «Hırsızın cezası, çalınan mal kimin yükünde bulunursa bizzat kendisidir; yani hırsızlığı sebebiyle kendisinden hırsızlık yapılan kimseye köle olarak teslim edilmesidir. Biz hırsızlık yapan zalimleri işte böyle -yani köleleştirmekle- cezalandırırız; hırsızlık yapanlar hakkındaki dinimiz ve yöntemimiz budur» dediler.
1789. Metin
ورجعوا بإخوة يوسف إليه، فقام بنفسه يفتش أمتعتهم، فبدأ بأمتعتهم قبل متاع شقيقه; إحكامًا لما دبَّره لاستبقاء أخيه معه، ثم انتهى بوعاء أخيه، فاستخرج الإناء منه، كذلك يسَّرنا ليوسف هذا التدبير الذي توصَّل به لأخذ أخيه، وما كان له أن يأخذ أخاه في حكم مَلِك «مصر» ; لأنه ليس من دينه أن يتملك السارق، إلا أن مشيئة الله اقتضت هذا التدبير والاحتكام إلى شريعة إخوة يوسف القاضية برِقِّ السارق. نرفع منازل مَن نشاء في الدنيا على غيره كما رفعنا منزلة يوسف. وفوق كل ذي علمٍ من هو أعلم منه، حتى ينتهي العلم إلى الله تعالى عالم الغيب والشهادة.
Yusuf'un kardeşlerini alıp onun huzuruna getirdiler. Yusuf bizzat kendisi yüklerini aramaya başladı; kardeşini yanında alıkoymak için kurduğu planı sağlamlaştırmak adına öz kardeşinin eşyasından önce diğerlerinin eşyalarını aramaya başladı. Sonunda öz kardeşinin yüküne geçti ve kadehi oradan çıkardı. İşte biz Yusuf'a kardeşini alıkoymasını sağlayan bu planı böyle kolaylaştırdık. Yoksa Mısır kralının yasalarına göre kardeşini alıkoyması mümkün değildi; çünkü kralın dininde hırsızı köleleştirmek yoktu. Ancak Allah'ın dilemesi bu planı ve hırsızın köle edilmesini öngören Yusuf'un kardeşlerinin şeriatına başvurulmasını gerektirmişti. Biz Yusuf'un derecesini yükselttiğimiz gibi dünyada dilediğimiz kimsenin mertebesini diğerlerine üstün kılarız. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen biri vardır; nihayetinde ilim, gaybı ve görünen âlemi bilen Yüce Allah'a varıp dayanır.
1790. Metin
قال إخوة يوسف: إنْ سرق هذا فقد سرق أخ شقيق له من قبل (يقصدون يوسف ﵇ فأخفى يوسف في نفسه ما سمعه، وحدَّث نفسه قائلا أنتم أسوأ منزلة ممن ذكرتم، حيث دبَّرتم لي ما كان منكم، والله أعلم بما تصفون من الكذب والافتراء.
Yusuf'un kardeşleri: «Eğer bu çaldıysa, daha önce onun öz kardeşi de çalmıştı» dediler (Yusuf aleyhisselâm'ı kastediyorlardı). Yusuf işittiği bu sözü içinde sakladı ve kendi kendine: «Siz andığınız kimseden konumca daha kötüsünüz; zira vaktiyle bana yapacağınızı yapmıştınız. Allah ortaya attığınız yalan ve iftiraları en iyi bilendir» dedi.
1791. Metin
قالوا مستعطفين ليوفوا بعهد أبيهم: يا أيها العزيز إن له والدًا كبيرًا في السن يحبه ولا يطيق بُعده، فخُذْ أحدنا بدلا من «بنيامين» ، إنا نراك من المحسنين في معاملتك لنا ولغيرنا.
Babalarına verdikleri sözü yerine getirebilmek için merhamet dilenerek: «Ey Azîz! Şüphesiz onun yaşlı bir babası vardır; onu çok sevmekte ve ayrılığına dayanamamaktadır. Bünyamin'in yerine birimizi alıkoy. Doğrusu biz seni gerek bize gerekse başkalarına olan muamelende iyilik edenlerden görmekteyiz» dediler.
1792. Metin
قال يوسف: نعتصم بالله ونستجير به أن نأخذ أحدًا غير الذي وجدنا المكيال عنده -كما حكمتم أنتم-، فإننا إن فعلنا ما تطلبون نكون في عداد الظالمين.
Yusuf: «Kadehi yanında bulduğumuz kimseden başkasını alıkoymaktan -sizin de hükmettiğiniz üzere- Allah'a sığınırız. Eğer talep ettiğinizi yaparsak zalimler safında yer almış oluruz» dedi.
1793. Metin
فلما يئسوا من إجابته إياهم لِمَا طلبوه انفردوا عن الناس، وأخذوا يتشاورون فيما بينهم، قال كبيرهم في السن: ألم تعلموا أن أباكم قد أخذ عليكم العهد المؤكد لتردُّنَّ أخاكم إلا أن تُغلبوا، ومن قبل هذا كان تقصيركم في يوسف وغدركم به; لذلك لن أفارق أرض «مصر» حتى يأذن لي أبي في مفارقتها، أو يقضي لي ربي بالخروج منها، وأتمكن مِن أَخْذِ أخي، والله خيرُ مَن حَكَمَ، وأعدل مَن فَصَلَ بين الناس.
İstedikleri şey hususunda Yusuf'un olumlu cevap vermesinden ümitlerini kesince insanlardan ayrılıp bir köşeye çekildiler ve aralarında istişare etmeye başladılar. Yaşça en büyükleri dedi ki: «Kuşatılıp çaresiz kalmadıkça kardeşinizi mutlaka getireceğinize dair babanızın sizden kesin bir söz aldığını ve daha önce de Yusuf hakkında kusur edip ona hıyanette bulunduğunuzu bilmediniz mi? Bu yüzden babam bana ayrılmam için izin verinceye veya Rabbim oradan çıkmama hükmedip kardeşimi almama imkân tanıyıncaya kadar Mısır topraklarından asla ayrılmayacağım. Allah hüküm verenlerin en hayırlısı, insanlar arasında en adil şekilde hüküm bağlayandır.
1794. Metin
ارجعوا أنتم إلى أبيكم، وأخبروه بما جرى، وقولوا له: إن ابنك «بنيامين» قد سرق، وما شهدنا بذلك إلا بعد أن تَيَقَّنَّا، فقد رأينا المكيال في رحله، وما كان عندنا علم الغيب أنه سيسرق حين عاهدناك على ردِّه.
Siz babanıza dönün ve ona olup biteni haber verin; şöyle deyin: 'Oğlun Bünyamin hırsızlık yaptı. Biz buna ancak kesin olarak kanaat getirdikten sonra şahitlik ettik; nitekim kadehi onun yükünde gözlerimizle gördük. Onu geri getireceğimize dair sana söz verdiğimiz vakit onun hırsızlık yapacağına dair gaybı biliyor değildik.
1795. Metin
ولما رجعوا وأخبروا أباهم بما حدث، وطلبوا منه أن يتوثق مما أخبروه قائلين: واسأل -يا أبانا- أهل «مصر» ، ومَن كان معنا في القافلة التي كنا فيها، وإنا صادقون فيما أخبرناك به.
Dönüp olanları babalarına haber verdiklerinde, anlattıklarının doğruluğunu teyit etmesini isteyerek: «Ey babamız! Mısır halkına ve içinde bulunduğumuz kervandakilere sor; biz sana haber verdiğimiz hususta kesinlikle doğru söyleyenleriz» dediler.
1796. Metin
قال لهم: بل زَيَّنَت لكم أنفسكم الأمَّارة بالسوء مكيدة دبَّرتموها كما فعلتم مِن قبل مع يوسف، فصبري صبر جميل لا جزع فيه ولا شكوى معه، عسى الله أن يردَّ إليَّ أبنائي الثلاثة -وهم يوسف وشقيقه وأخوهم الكبير المتخلف من أجل أخيه- إنه هو العليم بحالي، الحكيم في تدبيره.
[Yakup] onlara: «Hayır! Kötülüğü emreden nefisleriniz, daha önce Yusuf'a yaptığınız gibi kurduğunuz bir tuzağı size süslü gösterdi. Artık [bana düşen] feryatsız ve şikâyetsiz güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah, üç oğlumu da -ki onlar Yusuf, öz kardeşi ve kardeşinden ötürü orada kalan büyük kardeşleridir- bana geri getirir. Şüphesiz O, benim hâlimi hakkıyla bilen, takdirinde hikmet sahibi olandır» dedi.
1797. Metin
وأعرض يعقوب عنهم، وقد ضاق صدره بما قالوه، وقال: يا حسرتا على يوسف وابيضَّتْ عيناه، بذهاب سوادهما مِن شدة الحزن فهو ممتلئ القلب حزنًا، ولكنه شديد الكتمان له.
Yakup söylediklerinden dolayı göğsü daralarak onlardan yüz çevirdi ve: «Yusuf'a vah yazık!» dedi. Aşırı kederden gözlerinin karası gidip ağardı; içi kederle dopdoluydu, fakat o hüznünü çok sıkı gizliyordu.
1798. Metin
قال بنوه: تالله ما تزال تتذكر يوسف، ويشتدُّ حزنك عليه حتى تُشْرِف على الهلاك أو تهلك فعلا فخفف عن نفسك.
Oğulları: «Allah'a yemin olsun ki sen hâlâ Yusuf'u anıp duruyorsun ve ona olan kederin o kadar artıyor ki neredeyse helak olacaksın yahut gerçekten helak olup gideceksin. Artık kendini biraz rahatlat» dediler.
1799. Metin
قال يعقوب مجيبًا لهم: لا أظهر همِّي وحزني إلا لله وحده، فهو كاشف الضرِّ والبلاء، وأعلم من رحمة الله وفرجه ما لا تعلمونه.
Yakup onlara cevap vererek şöyle dedi: «Ben sıkıntımı ve hüznümü ancak ve ancak Allah'a arz ederim; zira dert ve belaları kaldıran O'dur. Ben Allah'ın rahmetinden ve ferahlığından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.»
1800. Metin
قال يعقوب: يا أبنائي عودوا إلى «مصر» فاستقصوا أخبار يوسف وأخيه، ولا تقطعوا رجاءكم من رحمة الله، إنه لا يقطع الرجاء من رحمة الله إلا الجاحدون لقدرته، الكافرون به.
Yakup: «Oğullarım! Mısır'a dönün ve Yusuf ile kardeşine dair haberleri iyice araştırın; Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Zira O'nun kudretini inkâr eden kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez» dedi.
1801. Metin
فذهبوا إلى «مصر» ، فلما دخلوا على يوسف قالوا: يا أيها العزيز أصابنا وأهلنا القحط والجدب، وجئناك بثمن رديء قليل، فأعطنا به ما كنت تعطينا من قبل بالثمن الجيد، وتصدَّقْ علينا بقبض هذه الدراهم الرديئة القليلة وتسامح معنا فيها، إن الله تعالى يثيب المتفضِّلين على أهل الحاجة بأموالهم.
Mısır'a gittiler; Yusuf'un huzuruna girdiklerinde: «Ey Azîz! Bize ve ailemize kıtlık ve kuraklık dokundu; sana değersiz ve az bir bedelle geldik. Daha önce kaliteli bedel karşılığında bize verdiğin erzakı bununla da ver ve bu değersiz, az dirhemleri kabul edip bize müsamaha göstererek sadaka ihsan eyle. Şüphesiz Yüce Allah, mallarıyla ihtiyaç sahiplerine lütufta bulunanları mükâfatlandırır» dediler.
1802. Metin
فلما سمع مقالتهم رقَّ لهم، وعرَّفهم بنفسه وقال: هل تذكرون الذي فعلتموه بيوسف وأخيه من الأذى في حال جَهْلكم بعاقبة ما تفعلون؟
Yusuf onların sözlerini işitince onlara acıdı, kendini tanıttı ve: «Yaptıklarınızın sonucundan habersiz olduğunuz o cehalet anınızda Yusuf'a ve kardeşine yaptığınız eziyetleri hatırlıyor musunuz?» dedi.
1803. Metin
قالوا: أإنَّك لأنت يوسف؟ قال: نعم أنا يوسف، وهذا شقيقي، قد تفضَّل الله علينا، فجمع بيننا بعد الفرقة، إنه من يتق الله، ويصبر على المحن، فإن الله لا يذهب ثواب إحسانه، وإنما يجزيه أحسن الجزاء.
«Yoksa sen, gerçekten sen Yusuf musun?» dediler. O da: «Evet, ben Yusuf'um; bu da öz kardeşimdir. Allah bize lütufta bulundu da ayrılığın ardından bizi bir araya getirdi. Şüphesiz kim Allah'tan korkar ve sıkıntılara sabrederse, Allah onun güzel amellerinin mükâfatını asla zayi etmez; aksine onu en güzel mükâfatla ödüllendirir» dedi.
1804. Metin
قالوا: تالله لقد فَضَّلك الله علينا وأعزَّك بالعلم والحلم والفضل، وإن كنا لخاطئين بما فعلناه عمدًا بك وبأخيك.
Dediler ki: «Allah'a yemin olsun, gerçekten Allah seni bize üstün kıldı; ilim, hilim ve faziletle seni yüceltti. Biz ise sana ve kardeşine kasten yaptıklarımızda muhakkak ki hata eden kimselerdik.»
1805. Metin
قال لهم يوسف: لا تأنيب عليكم اليوم، يغفر الله لكم، وهو أرحم الراحمين لمن تاب من ذنبه وأناب إلى طاعته.
Yusuf onlara: «Bugün size kınama yoktur; Allah sizi bağışlasın. O, günahından tövbe edip itaatine yönelenlere karşı merhametlilerin en merhametlisidir» dedi.
1806. Metin
ولما سألهم عن أبيه أخبروه بذهاب بصره من البكاء عليه، فقال لهم: عودوا إلى أبيكم ومعكم قميصي هذا فاطرحوه على وجه أبي يَعُدْ إليه بصره، ثم أحضروا إليَّ جميع أهلكم.
Onlara babasını sorunca, onun için ağlamaktan gözlerinin görmez olduğunu haber verdiler. Bunun üzerine Yusuf onlara: «Şu gömleğimi alıp babanıza dönün ve onu babamın yüzüne sürün; gözleri yeniden görür hâle gelir. Sonra da bütün ailenizi bana getirin» dedi.
1807. Metin
ولما خرجت القافلة من أرض «مصر» ، ومعهم القميص قال يعقوب لمن حضره: إني لأجد ريح يوسف لولا أن تسفهوني وتسخروا مني، وتزعموا أن هذا الكلام صدر مني من غير شعور.
Kervan, beraberindeki gömlekle Mısır topraklarından ayrılınca Yakup yanında bulunanlara: «Bana bunak demez, benimle alay etmez ve bu sözün şuursuzca benden çıktığını iddia etmezseniz, doğrusu ben Yusuf'un kokusunu alıyorum» dedi.
1808. Metin
قال الحاضرون عنده: تالله إنك لا تزال في خطئك القديم مِن حب يوسف، وأنك لا تنساه.
Yanında bulunanlar: «Allah'a yemin olsun ki sen hâlâ Yusuf'a olan sevginden ve onu unutamayışından kaynaklanan eski yanılgındasın» dediler.
1809. Metin
فلما أن جاء من يُبشِّر يعقوب بأن يوسف حيٌّ، وطرح قميص يوسف على وجهه فعاد يعقوب مبصرًا، وعمَّه السرور فقال لمن عنده: ألمْ أخبركم أني أعلم من الله ما لا تعلمونه من فضل الله ورحمته وكرمه؟
Yusuf'un hayatta olduğunu Yakup'a müjdeleyen kimse gelip Yusuf'un gömleğini yüzüne sürünce Yakup'un gözleri yeniden açıldı ve her tarafını sevinç kapladı. Yanındakilere: «Ben size, Allah'ın lütfundan, rahmetinden ve kereminden sizin bilmediğiniz şeyleri bildiğimi söylememiş miydim?» dedi.
1810. Metin
قال بنوه: يا أبانا سل لنا ربك أن يعفو عنا ويستر علينا ذنوبنا، إنا كنا خاطئين فيما فعلناه بيوسف وشقيقه.
Oğulları: «Ey babamız! Bizi bağışlaması ve günahlarımızı örtmesi için Rabbine bizim adımıza yalvar. Doğrusu biz Yusuf ve kardeşine yaptıklarımız hususunda günahkâr kimselerdik» dediler.
1811. Metin
قال يعقوب: سوف أسأل ربي أن يغفر لكم ذنوبكم، إنه هو الغفور لذنوب عباده التائبين، الرحيم بهم.
Yakup: «Rabbimden günahlarınızı bağışlamasını dileyeceğim. Şüphesiz O, tövbe eden kullarının günahlarını çok bağışlayandır, onlara çok merhamet edendir» dedi.
1812. Metin
وخرج يعقوب وأهله إلى «مصر» قاصدين يوسف، فلما وصلوا إليه ضمَّ يوسف إليه أبويه، وقال لهم: ادخلوا «مصر» بمشيئة الله، وأنتم آمنون من الجهد والقحط، ومن كل مكروه.
Yakup ve ailesi Yusuf'a kavuşmak amacıyla Mısır'a doğru yola çıktılar. Yanına vardıklarında Yusuf anne babasını kucaklayıp bağrına bastı ve onlara: «Allah'ın izniyle Mısır'a girin; sıkıntıdan, kıtlıktan ve her türlü hoşlanılmayacak şeyden güvendesiniz» dedi.