1991. Metin
قَرُب قيام الساعة وقضاء الله بعذابكم -أيها الكفار- فلا تستعجلوا العذاب استهزاء بوعيد الرسول لكم. تنزَّه الله ﷾ عن الشرك والشركاء.
Kıyametin kopması ve Allah'ın sizi azaplandırma hükmü yaklaştı -ey kâfirler!-; öyleyse Elçi'nin sizi tehdit etmesiyle alay ederek azabın acele gelmesini istemeyin. Allah celle celâluhu, şirkten ve ortaklardan münezzehtir.
1992. Metin
ينزِّل الله الملائكة بالوحي مِن أمره على مَن يشاء من عباده المرسلين: بأن خوِّفوا الناس من الشرك، وأنه لا معبود بحق إلا أنا، فاتقون بأداء فرائضي وإفرادي بالعبادة والإخلاص.
Allah, melekleri kendi emrinden olan vahiy ile elçi kullarından dilediğine şöyle indirir: İnsanları şirkten korkutun ve [bilin ki] benden başka hak ilah yoktur; öyleyse farzlarımı yerine getirerek, ibadeti yalnızca bana has kılarak ve ihlaslı olarak benden sakının.
1993. Metin
خلق الله السموات والأرض بالحق; ليستدِل بهما العباد على عظمة خالقهما، وأنه وحده المستحق للعبادة، تنزَّه -سبحانه- وتعاظم عن شركهم.
Allah gökleri ve yeri hak ile yarattı; ta ki kullar ikisiyle yaratıcılarının azametine ve ibadete layık olanın yalnızca O olduğuna delil bulsunlar. O -Subhânehû- onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir.
1994. Metin
خَلَق الإنسان من ماء مهين فإذا به يَقْوى ويغترُّ، فيصبح شديد الخصومة والجدال لربه في إنكار البعث، وغير ذلك، كقوله: {مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ} ، ونسي الله الذي خلقه من العدم.
İnsanı değersiz bir sudan yarattı; sonra o güçlenip gururlanır ve yeniden dirilişi inkâr etme ve benzeri hususlarda Rabbine karşı alabildiğine hasım ve münakaşacı kesilir; tıpkı: { مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ } “Çürümüş oldukları hâlde kemikleri kim diriltecek?” sözü gibi. Ve kendisini yoktan var eden Allah'ı unuttu.
1995. Metin
والأنعامَ من الإبل والبقر والغنم خلقها الله لكم -أيها الناس- وجعل في أصوافها وأوبارها الدفء، ومنافع أُخر في ألبانها وجلودها وركوبها، ومنها ما تأكلون.
Deve, sığır ve davardan oluşan en'âmı (sağmal hayvanları) Allah sizin için yarattı -ey insanlar!-. Onların yünlerinde ve kıllarında sıcaklık, sütlerinde, derilerinde ve binek olmalarında başka faydalar kıldı; onlardan yersiniz de.
1996. Metin
ولكم فيها زينة تُدْخل السرور عليكم عندما تَرُدُّونها إلى منازلها في المساء، وعندما تُخْرجونها للمرعى في الصباح.
Akşamleyin onları barınaklarına geri getirdiğinizde ve sabahleyin otlağa çıkardığınızda, onlarda sizin için neşe veren bir güzellik vardır.
1997. Metin
وتحمل هذه الأنعام ما ثَقُل من أمتعتكم إلى بلد بعيد، لم تكونوا مستطيعين الوصول إليه إلا بجهد شديد من أنفسكم ومشقة عظيمة، إن ربكم لَرؤوف رحيم بكم، حيث سخَّر لكم ما تحتاجون إليه، فله الحمد وله الشكر.
Bu hayvanlar, ancak kendi canlarınızın şiddetli gayreti ve büyük bir meşakkatle ulaşabileceğiniz uzak bir beldeye ağır yüklerinizi taşır. Şüphesiz Rabbiniz size çok şefkatli, çok merhametlidir; nitekim ihtiyaç duyduğunuz şeyleri sizin hizmetinize vermiştir. Hamd de şükür de O'nadır.
1998. Metin
وخلق لكم الخيل والبغال والحمير; لكي تركبوها، ولتكون جمَالا لكم ومنظرًا حسنًا; ويخلق لكم من وسائل الركوب وغيرها ما لا عِلْمَ لكم به; لتزدادوا إيمانًا به وشكرا له.
Onlara binesiniz ve sizin için bir güzellik ile hoş bir manzara olsun diye atları, katırları ve eşekleri sizin için yarattı. O'na olan imanınız ve şükrünüz artsın diye binek vasıtalarından ve başka şeylerden henüz bilmediğiniz nice şeyleri de sizin için yaratır.
1999. Metin
وعلى الله بيان الطريق المستقيم لِهدايتكم، وهو الإسلام، ومن الطرق ما هو مائل لا يُوصل إلى الهداية، وهو كل ما خالف الإسلام من الملل والنحل. ولو شاء الله هدايتكم لهداكم جميعًا للإيمان.
Sizi hidayete erdirmek için dosdoğru yolu açıklamak Allah'a aittir; o da İslam'dır. Yollardan bir kısmı da eğridir, hidayete ulaştırmaz; o da din ve mezheplerden İslam'a muhalif olan her şeydir. Eğer Allah hidayetinizi dileseydi, hepinizi birden imana iletirdi.
2000. Metin
هو الذي أنزل لكم من السحاب مطرًا، فجعل لكم منه ماءً تشربونه، وأخرج لكم به شجرًا تَرْعَوْن فيه دوابّكم، ويعود عليكم دَرُّها ونفْعُها.
Buluttan sizin için yağmur indiren O'dur. Ondan içtiğiniz bir su kıldı ve onunla, içinde hayvanlarınızı otlattığınız, sütü ve faydası size dönen ağaçlar/bitkiler çıkardı.
2001. Metin
يُخرج لكم من الأرض بهذا الماء الواحد الزروع المختلفة، ويُخرج به الزيتون والنخيل والأعناب، ويُخرج به كل أنواع الثمار والفواكه. إن في ذلك الإخراج لدلالةً واضحة لقوم يتأملون، فيعتبرون.
Bu tek su ile sizin için yerden çeşitli ekinler çıkarır; onunla zeytini, hurmaları ve üzümleri çıkarır; onunla her türlü mahsulü ve meyveyi çıkarır. Şüphesiz bu çıkarmada, tefekkür edip ibret alan bir topluluk için apaçık bir delil vardır.
2002. Metin
وسخَّر لكم الليل لراحتكم، والنهار لمعاشكم، وسخَّر لكم الشمس ضياء، والقمر نورًا ولمعرفة السنين والحساب، وغير ذلك من المنافع، والنجوم في السماء مذللات لكم بأمر الله لمعرفة الأوقات، ونضج الثمار والزروع، والاهتداء بها في الظلمات. إن في ذلك التسخير لَدلائلَ واضحةً لقوم سيعقلون عن الله حججه وبراهينه.
Dinlenmeniz için geceyi, geçiminiz için gündüzü sizin hizmetinize verdi; güneşi aydınlık, ayı da nur, yılların bilinmesi, hesap ve başka faydalar için hizmetinize sundu. Gökteki yıldızlar da vakitlerin bilinmesi, meyve ve ekinlerin olgunlaşması ve karanlıklarda yol bulmanız için Allah'ın emriyle sizin hizmetinize boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bu boyun eğdirmede, Allah'tan gelen hüccet ve burhanları akledecek bir topluluk için apaçık deliller vardır.
2003. Metin
وسخَّر ما خلقه لكم في الأرض من الدوابِّ والثمار والمعادن، وغير ذلك مما تختلف ألوانه ومنافعه. إن في ذلك الخَلْق واختلاف الألوان والمنافع لَعبرةً لقوم يتعظون، ويعلمون أنَّ في تسخير هذه الأشياء علاماتٍ على وحدانية الله تعالى وإفراده بالعبادة.
Yeryüzünde sizin için yarattığı hayvanları, meyveleri, madenleri ve renkleri ile faydaları çeşit çeşit olan diğer şeyleri de hizmetinize verdi. Şüphesiz bu yaratılışta, renk ve faydaların çeşitliliğinde, öğüt alan ve bu şeylerin hizmete verilmesinde Allah Teâlâ'nın birliğine ve ibadette tek olduğuna dair işaretler bulunduğunu bilen bir topluluk için elbette bir ibret vardır.
2004. Metin
وهو الذي سخَّر لكم البحر; لتأكلوا مما تصطادون من سمكه لحمًا طريًا، وتستخرجوا منه زينة تَلْبَسونها كاللؤلؤ والمرجان، وترى السفن العظيمة تشق وجه الماء تذهب وتجيء، وتركبونها; لتطلبوا رزق الله بالتجارة والربح فيها، ولعلكم تشكرون لله تعالى على عظيم إنعامه عليكم، فلا تعبدون غيره.
Avladığınız balıklarından taze et yiyesiniz ve ondan inci ve mercan gibi takındığınız ziyneti çıkarasınız diye denizi sizin hizmetinize veren O'dur. Büyük gemilerin suyun yüzünü yararak gidip geldiğini görürsün; ticaret ve kazanç sağlayarak Allah'ın lütfunu arayasınız diye onlara binersiniz; umulur ki Allah Teâlâ'ya, üzerinizdeki büyük nimetinden ötürü şükreder ve O'ndan başkasına kulluk etmezsiniz.
2005. Metin
وأرسى في الأرض جبالا تثبتها حتى لا تميل بكم، وجعل فيها أنهارًا; لتشربوا منها، وجعل فيها طرقًا; لتهتدوا بها في الوصول إلى الأماكن التي تقصدونها.
Sizi sarsıp eğrilmesin diye yeryüzünde onu sabitleyen dağlar yerleştirdi; içesiniz diye orada nehirler kıldı ve hedeflediğiniz yerlere ulaşmada yolunuzu bulasınız diye yollar var etti.
2006. Metin
وجعل في الأرض معالم تستدلُّون بها على الطرق نهارًا، كما جعل النجوم للاهتداء بها ليلا.
Geceleyin yıldızlarla yol bulunduğu gibi, gündüzleyin de yolları bulmanız için yeryüzünde işaretler kıldı.
2007. Metin
أتجعلون الله الذي يخلق كل هذه الأشياء وغيرها في استحقاق العبادة كالآلهة المزعومة التي لا تخلق شيئًا؟ أفلا تتذكرون عظمة الله، فتفردوه بالعبادة؟
Bütün bu şeyleri ve diğerlerini yaratan Allah'ı, ibadete layık olma konusunda hiçbir şey yaratamayan o sözde ilahlar gibi mi tutuyorsunuz? Allah'ın azametini düşünüp ibadeti yalnızca O'na has kılmaz mısınız?
2008. Metin
وإن تحاولوا حَصْرَ نِعَم الله عليكم لا تَفُوا بحَصْرها; لكثرتها وتنوعها. إن الله لَغفور لكم رحيم بكم؛ إذ يتجاوز عن تقصيركم في أداء شكر النعم، ولا يقطعها عنكم لتفريطكم، ولا يعاجلكم بالعقوبة.
Eğer Allah'ın üzerinizdeki nimetlerini saymaya kalkışsanız, çokluğundan ve çeşitliliğinden ötürü onları sayıp bitiremezsiniz. Şüphesiz Allah size çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir; zira nimetlerin şükrünü eda etmedeki kusurunuzu affeder, ihmalkârlığınız sebebiyle nimetleri sizden kesmez ve sizi cezalandırmada acele etmez.
2009. Metin
والله سبحانه يعلم كل أعمالكم، سواء ما تخفونه منها في نفوسكم وما تظهرونه لغيركم، وسيجازيكم عليها.
Allah -Subhânehû-, gerek içinizde gizlediğiniz gerekse başkalarına açığa vurduğunuz bütün amellerinizi bilir ve karşılığını size verecektir.
2010. Metin
والآلهة التي يعبدها المشركون لا تخلق شيئًا وإن صَغُر، فهي مخلوقات صنعها الكفار بأيديهم، فكيف يعبدونها؟
Müşriklerin taptığı ilahlar, ne kadar küçük olursa olsun hiçbir şey yaratamazlar; onlar kâfirlerin elleriyle yaptığı yaratılmışlardır, öyleyse onlara nasıl tapıyorlar?
2011. Metin
هم جميعًا جمادات لا حياة فيها ولا تشعر بالوقت الذي يبعث الله فيه عابديها، وهي معهم ليُلقى بهم جميعًا في النار يوم القيامة.
Onların hepsi kendilerinde hayat olmayan cansız varlıklardır; Allah'ın kendilerine tapanları dirilteceği vakti hissetmezler; kıyamet gününde hepsi birden ateşe atılmak üzere tapanlarıyla beraber olacaklardır.
2012. Metin
إلهكم المستحق وحده للعبادة هو الله الإله الواحد، فالذين لا يؤمنون بالبعث قلوبهم جاحدة وحدانيته سبحانه; لعدم خوفهم من عقابه، فهم متكبرون عن قبول الحق، وعبادة الله وحده.
İbadete tek başına layık olan ilahınız, tek bir ilah olan Allah'tır. Dirilişe inanmayanların kalpleri, O'nun azabından korkmadıkları için -Subhânehû- O'nun birliğini inkâr edicidir; onlar hakkı kabul etmekten ve yalnızca Allah'a ibadet etmekten kibirlenen kimselerdir.
2013. Metin
حقًا أنَّ الله يعلم ما يخفونه مِن عقائد وأقوال وأفعال، وما يظهرونه منها، وسيجازيهم على ذلك، إنه ﷿ لا يحب المستكبرين عن عبادته والانقياد له، وسيجازيهم على ذلك.
Şüphe yok ki Allah, inanç, söz ve fiillerden gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir ve bunun karşılığını onlara verecektir. O azze ve celle, kendisine kulluk etmekten ve boyun eğmekten kibirlenenleri sevmez ve bunun cezasını onlara verecektir.
2014. Metin
وإذا سُئِل هؤلاء المشركون عمَّا نزل على النبي محمد ﷺ قالوا كذبًا وزورًا: ما أتى إلا بقصص السابقين وأباطيلهم.
Bu müşriklere Peygamber Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e ne indirildiği sorulduğunda, yalan ve iftira olarak: “O, öncekilerin masallarından ve batıllarından başka bir şey getirmedi” dediler.
2015. Metin
ستكون عاقبتهم أن يحملوا آثامهم كاملة يوم القيامة -لا يُغْفَر لهم منها شيء - ويَحْملوا من آثام الذين كذبوا عليهم; ليبعدوهم عن الإسلام من غير نقص من آثامهم. ألا قَبُحَ ما يحملونه من آثام.
Onların akıbeti, kıyamet gününde kendi günahlarını eksiksiz olarak -onlardan hiçbir şey bağışlanmaksızın- yüklenmeleri ve İslam'dan uzaklaştırmak için kendilerini aldattıkları kimselerin günahlarından da hiçbir şey eksiltilmeksizin yüklenmeleridir. Dikkat edin, yüklendikleri günahlar ne kötüdür!
2016. Metin
قد دبَّر الكفار من قَبْل هؤلاء المشركين المكايد لرسلهم، وما جاءوا به من دعوة الحق، فأتى الله بنيانهم من أساسه وقاعدته، فسقط عليهم السقف مِن فوقهم، وأتاهم الهلاك مِن مأمنهم، من حيث لا يحتسبون ولا يتوقعون أنه يأتيهم منه.
Bu müşriklerden önceki kâfirler de elçilerine ve onların getirdiği hak davete tuzaklar kurmuşlardı; bunun üzerine Allah onların binalarını temelinden ve kaidesinden sarstı da tavan tepelerinden üzerlerine çöktü ve helak onlara güvende hissettikleri yerden, hiç hesaba katmadıkları ve kendilerine geleceğini ummadıkları bir yönden geldi.
2017. Metin
ثم يوم القيامة يفضحهم الله بالعذاب ويذلُّهم به، ويقول: أين شركائي من الآلهة التي عبدتموها من دوني; ليدفعوا عنكم العذاب، وقد كنتم تحاربون الأنبياء والمؤمنين وتعادونهم لأجلهم؟
Sonra kıyamet günü Allah onları azapla rezil eder ve alçaltır; şöyle buyurur: “Uğurlarında peygamberlerle ve müminlerle savaşıp onlara düşmanlık ettiğiniz, benden başka taptığınız ortaklarım olan ilahlar hani nerede, [gelsinler de] azabı sizden savsınlar?”
2018. Metin
قال العلماء الربانيون: إن الذل في هذا اليوم والعذاب على الكافرين بالله ورسله، الذين تقبض الملائكة أرواحهم في حال ظلمهم لأنفسهم بالكفر، فاستسْلَموا لأمر الله حين رأوا الموت، وأنكروا ما كانوا يعبدون من دون الله، وقالوا: ما كنا نعمل شيئًا من المعاصي، فيقال لهم: كَذَبْتم، قد كنتم تعملونها، إن الله عليم بأعمالكم كلها، وسيجازيكم عليها.
Rabbani âlimler dediler ki: “Şüphesiz bugün rezillik ve azap, küfürle nefislerine zulmettikleri bir hâldeyken meleklerin canlarını aldığı, Allah'ı ve elçilerini inkâr eden kâfirlerin üzerinedir.” Ölümü gördüklerinde Allah'ın emrine teslim oldular ve Allah'tan başka taptıklarını inkâr edip: “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk” dediler. Onlara şöyle denilir: “Yalan söylediniz, siz onları yapıyordunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir ve cezasını size verecektir.”
2019. Metin
فادخلوا أبواب جهنم، لا تخرجون منها أبدًا، فلبئست مقرًا للذين تكبَّروا عن الإيمان بالله وعن عبادته وحده وطاعته.
Artık oradan asla çıkmamak üzere cehennemin kapılarından girin! Allah'a inanmaktan, yalnızca O'na ibadet etmekten ve O'na itaatten kibirlenenlerin kalacakları yer ne kötüdür!
2020. Metin
وإذا قيل للمؤمنين الخائفين من الله: ما الذي أنزل الله على النبي محمد ﷺ؟ قالوا: أنزل الله عليه الخير والهدى. للذين آمنوا بالله ورسوله في هذه الدنيا، ودَعَوْا عباد الله إلى الإيمان والعمل الصالح، مَكْرُمَة كبيرة من النصر لهم في الدنيا، وسَعَة الرزق، ولَدار الآخرة لهم خير وأعظم مما أُوتوه في الدنيا، ولَنِعْم دارُ الذين خافوا الله في الدنيا فاتقوا عقابه بأداء فرائضه واجتناب نواهيه دار الآخرةُ.
Allah'tan korkan müminlere: “Allah, Peygamber Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e ne indirdi?” denildiğinde: “Allah ona hayır ve hidayet indirdi” dediler. Bu dünyada Allah'a ve Elçisi'ne iman eden ve Allah'ın kullarını imana ve salih amele davet edenler için dünyada kendilerine zafer verilmesi ve rızık genişliği gibi büyük bir ikram vardır. Ahiret yurdu ise onlar için dünyada kendilerine verilenden daha hayırlı ve daha büyüktür. Dünyada Allah'tan korkup farzlarını yerine getirerek ve yasaklarından kaçınarak O'nun azabından sakınanların yurdu olan ahiret yurdu ne güzeldir!
2021. Metin
جنات إقامة لهم، يستقرون فيها، لا يخرجون منها أبدًا، تجري من تحت أشجارها وقصورها الأنهار، لهم فيها كل ما تشتهيه أنفسهم، بمثل هذا الجزاء الطيب يجزي الله أهل خشيته وتقواه الذين تقبض الملائكةُ أرواحَهم، وقلوبُهم طاهرة من الكفر، تقول الملائكة لهم: سلام عليكم، تحية خاصة لكم وسلمتم من كل آفة، ادخلوا الجنة بما كنتم تعملون من الإيمان بالله والانقياد لأمره.
Onlar için içinde ebediyen kalacakları, oradan asla çıkarılmayacakları ikamet cennetleri vardır; ağaçlarının ve köşklerinin altından ırmaklar akar, orada nefislerinin arzuladığı her şey onlarındır. Allah, meleklerin kalpleri küfürden arınmış olarak canlarını aldığı, kendi haşyetine ve takvasına sahip kimseleri işte böylesi güzel bir mükâfatla ödüllendirir. Melekler onlara şöyle der: “Size selam olsun; size özel bir selamlama olsun ve her türlü afetten kurtuldunuz; Allah'a iman edip O'nun emrine boyun eğerek yapmış olduğunuz ameller sebebiyle cennete girin.”
2022. Metin
ما ينتظر المشركون إلا أن تأتيهم الملائكة; لتقبض أرواحهم وهم على الكفر، أو يأتي أمر الله بعذاب عاجل يهلكهم، كما كذَّب هؤلاء، وما ظلمهم الله بإهلاكهم، وإنزال العذاب بهم، ولكنهم هم الذين كانوا يظلمون أنفسهم بما جعلهم أهلا للعذاب.
Müşrikler, meleklerin gelip küfür üzerindeyken canlarını almasından ya da Allah'ın onları helak edecek peşin bir azap emrinin gelmesinden başka bir şey beklemiyorlar; bunlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Allah onları helak etmekle ve üzerlerine azap indirmekle onlara zulmetmedi; fakat onlar, kendilerini azaba müstahak kılacak şeylerle bizzat kendi nefislerine zulmediyorlardı.
2023. Metin
فنزلت بهم عقوبة ذنوبهم التي عملوها، وأحاط بهم العذاب الذي كانوا يسخرون منه.
İşledikleri günahlarının cezası başlarına indi ve alay edip durdukları azap onları kuşatıverdi.
2024. Metin
وقال المشركون: لو شاء الله أن نعبده وحده ما عبدنا أحدًا غيره، لا نحن ولا آباؤنا مِن قبلنا، ولا حَرَّمَنا شيئًا لم يحرمه، بمثل هذا الاحتجاج الباطل احتج الكفار السابقون، وهم كاذبون; فإن الله أمرهم ونهاهم ومكَّنهم من القيام بما كلَّفهم به، وجعل لهم قوة ومشيئة تصدر عنها أفعالهم، فاحتجاجهم بالقضاء والقدر من أبطل الباطل من بعد إنذار الرسل لهم، فليس على الرسل المنذِرين لهم إلا التبليغ الواضح لما كُلِّفوا به.
Müşrikler dediler ki: “Eğer Allah yalnızca kendisine ibadet etmemizi dileseydi, ne biz ne de bizden önceki atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık ve O'nun haram kılmadığı hiçbir şeyi haram kılmazdık.” Önceki kâfirler de böylesi batıl bir gerekçeyle itiraz etmişlerdi ve onlar yalancıdırlar; zira Allah onlara emretmiş, onları sakındırmış, kendilerini mükellef kıldığı şeyleri yapabilmelerine imkân vermiş ve eylemlerinin kaynaklandığı bir güç ile irade vermiştir. Dolayısıyla elçilerin kendilerini uyarmasından sonra kaza ve kaderi delil getirmeleri batılların en batılıdır. Kendilerini uyaran elçilere düşen ise, kendilerine yüklenen görevi apaçık bir şekilde tebliğ etmekten başkası değildir.
2025. Metin
ولقد بعثنا في كل أمة سبقَتْ رسولا آمرًا لهم بعبادة الله وطاعته وحده وتَرْكِ عبادة غيره من الشياطين والأوثان والأموات وغير ذلك مما يتخذ من دون الله وليًا، فكان منهم مَن هدى الله، فاتبع المرسلين، ومنهم المعاند الذي اتبع سبيل الغيِّ، فوجبت عليه الضلالة، فلم يوفقه الله. فامشوا في الأرض، وأبصروا بأعينكم كيف كان مآل هؤلاء المكذبين، وماذا حلَّ بهم مِن دمار; لتعتبروا؟
Andolsun ki biz, geçmiş her ümmete, yalnızca Allah'a ibadet edip O'na itaat etmelerini, şeytanlar, putlar, ölüler ve Allah'tan başka dost edinilen diğer varlıklara tapmayı bırakmalarını emreden bir peygamber gönderdik. Onlardan kimine Allah hidayet verdi de elçilere uydu; kimisi de azgınlık yoluna uyan inatçı kimseler oldu da üzerine sapıklık hak oldu, Allah da onu muvaffak kılmadı. İbret alasınız diye yeryüzünde gezin ve bu yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğunu, başlarına ne tür bir yıkım geldiğini kendi gözlerinizle görün!
2026. Metin
إن تبذل -أيها الرسول- أقصى جهدك لهداية هؤلاء المشركين فاعلم أن الله لا يهدي مَن يضلُّ، وليس لهم من دون الله أحد ينصرهم، ويمنع عنهم عذابه.
Bu müşriklerin hidayeti için var gücünü harcasan da -ey Elçi!- bil ki Allah saptırdığı kimseye hidayet vermez ve onlar için Allah'tan başka yardım edecek ve O'nun azabını kendilerinden savacak kimse yoktur.
2027. Metin
وحلف هؤلاء المشركون بالله أيمانًا مغلَّظة أن الله لا يبعث مَن يموت بعدما بَلِيَ وتفرَّق، بلى سيبعثهم الله حتمًا، وعدًا عليه حقًا، ولكن أكثر الناس لا يعلمون قدرة الله على البعث، فينكرونه.
Bu müşrikler, çürüyüp dağıldıktan sonra ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceğine dair var güçleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, Allah üzerindeki hak bir vaat olarak onları mutlaka diriltecektir; fakat insanların çoğu Allah'ın diriltmeye olan gücünü bilmezler de onu inkâr ederler.
2028. Metin
يبعث الله جميع العباد; ليبين لهم حقيقة البعث الذي اختلفوا فيه، ويعلم الكفار المنكرون له أنهم على باطل، وأنهم كاذبون حين حلفوا أنْ لا بعث.
Allah, hakkında ihtilaf ettikleri dirilişin hakikatini kendilerine açıklamak, onu inkâr eden kâfirlerin batıl üzere olduklarını ve diriliş olmayacağına yemin ederken yalancı olduklarını bilmeleri için bütün kulları diriltecektir.
2029. Metin
إنَّ أمر البعث يسير علينا، فإنَّا إذا أردنا شيئًا فإنما نقول له: «كن» ، فإذا هو كائن موجود.
Şüphesiz diriltme işi bize pek kolaydır; zira biz bir şeyi dilediğimiz zaman ona sadece: “Ol” deriz, o da hemen oluverir, var olur.
2030. Metin
والذين تركوا ديارهم مِن أجل الله، فهاجروا بعدما وقع عليهم الظلم، لنسكننهم في الدنيا دارًا حسنة، ولأجر الآخرة أكبر; لأن ثوابهم فيها الجنة. لو كان المتخلفون عن الهجرة يعلمون علم يقين ما عند الله من الأجر والثواب للمهاجرين في سبيله، ما تخلَّف منهم أحد عن ذلك.
Zulme uğradıktan sonra Allah uğruna yurtlarını terk edip hicret edenleri, dünyada elbette güzel bir yurda yerleştireceğiz; ahiret mükâfatı ise daha büyüktür, çünkü onların oradaki karşılığı cennettir. Hicretten geri kalanlar, Allah yolunda hicret edenler için Allah katındaki mükâfat ve sevabı kesin bir bilgiyle bilselerdi, onlardan hiçbiri bundan geri kalmazdı.
2031. Metin
هؤلاء المهاجرون في سبيل الله هم الذين صبروا على أوامر الله وعن نواهيه وعلى أقداره المؤلمة، وعلى ربهم وحده يعتمدون، فاستحقوا هذه المنزلة العظيمة.
Allah yolundaki bu muhacirler; Allah'ın emirlerine, yasaklarına ve acı veren kaderine sabreden ve yalnızca Rablerine tevekkül eden kimselerdir; böylece bu yüce mertebeyi hak etmişlerdir.
2032. Metin
وما أرسلنا في السابقين قبلك -أيها الرسول- إلا رسلا من الرجال لا من الملائكة، نوحي إليهم، وإن كنتم -يا مشركي قريش- لا تصدقون بذلك فاسألوا أهل الكتب السابقة، يخبروكم أن الأنبياء كانوا بشرًا، إن كنتم لا تعلمون أنهم بشر. والآية عامة في كل مسألة من مسائل الدين، إذا لم يكن عند الإنسان علم منها أن يسأل من يعلمها من العلماء الراسخين في العلم.
Senden önceki geçmiş [topluluklara] da -ey Elçi!- kendilerine vahyettiğimiz meleklerden değil, ancak erkeklerden elçiler gönderdik. Eğer siz -ey Kureyş müşrikleri!- bunu doğrulamıyorsanız, peygamberlerin insan olduğunu bilmiyorsanız önceki kitap ehline sorun da size peygamberlerin insan olduğunu haber versinler. Bu ayet, din meselelerinden herhangi bir meselede insanın bilgisi olmadığında, ilimde derinleşmiş âlimlerden onu bilen kimseye sorması gerektiği konusunda geneldir.
2033. Metin
وأَرْسَلْنا الرسل السابقين بالدلائل الواضحة وبالكتب السماوية، وأنزلنا إليك -أيها الرسول- القرآن; لتوضح للناس ما خفي مِن معانيه وأحكامه، ولكي يتدبروه ويهتدوا به.
Önceki elçileri apaçık delillerle ve semavi kitaplarla gönderdik. Sana da -ey Elçi!- manalarından ve hükümlerinden insanlara kapalı kalan şeyleri açıklayasın, onlar da onu düşünüp onunla hidayete ersinler diye Kur'an'ı indirdik.
2034. Metin
أفأمن الكفار المدبِّرون للمكايد أن يخسف الله بهم الأرض كما فعل بقارون، أو يأتيهم العذاب من مكان لا يُحِسُّونه ولا يتوقعونه، أو يأخذهم العذاب، وهم يتقلبون في أسفارهم وتصرفهم؟ فما هم بسابقين الله ولا فائتيه ولا ناجين من عذابه; لأنه القوي الذي لا يعجزه شيء، أو يأخذهم الله بنقص من الأموال والأنفس والثمرات، أو في حال خوفهم من أخذه لهم، فإن ربكم ليرحم خلقه رحمه واسعة في عاجلهم وآجلهم.
Tuzaklar kuran kâfirler; Karun'a yaptığı gibi Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmesinden yahut hiç hissetmedikleri ve beklemedikleri bir yerden azabın kendilerine gelmesinden ya da yolculuklarında ve işlerinde dönüp dolaşırlarken azabın kendilerini yakalamasından güvende mi oldular? Onlar Allah'ı aciz bırakacak, O'ndan kaçıp kurtulacak ve O'nun azabından necat bulacak değillerdir; çünkü O, hiçbir şeyin kendisini aciz bırakamayacağı mutlak güç sahibidir. Yahut Allah'ın onları mallardan, canlardan ve ürünlerden eksilterek veya kendilerini yakalamasından korktukları bir hâldeyken yakalamasından [güvende mi oldular]? Şüphesiz Rabbiniz, yaratıklarına dünyalarında da ahiretlerinde de geniş bir rahmetle merhamet eder.
2035. Metin
أَعَمِيَ هؤلاء الكفار، فلم ينظروا إلى ما خلق الله من شيء له ظل، كالجبال والأشجار، تميل ظلالها تارة يمينًا وتارة شمالا تبعًا لحركة الشمس نهارًا والقمر ليلا كلها خاضعة لعظمة ربها وجلاله، وهي تحت تسخيره وتدبيره وقهره؟
Bu kâfirler körleştiler de Allah'ın yarattığı dağlar ve ağaçlar gibi gölgesi olan şeylere bakmadılar mı? Gündüz güneşin, gece de ayın hareketine uyarak gölgeleri bir sağa bir sola eğilir; hepsi Rablerinin azametine ve celaline boyun eğmiş olup O'nun emri, tedbiri ve kahrı altındadır.
2036. Metin
ولله وحده يسجد كل ما في السموات وما في الأرض مِن دابة، والملائكة يسجدون لله، وهم لا يستكبرون عن عبادته. وخصَّهم بالذكر بعد العموم لفَضْلهم وشرفهم وكثرة عبادتهم.
Göklerde ve yerde bulunan her canlı yalnızca Allah'a secde eder; melekler de Allah'a secde ederler ve O'na kulluk etmekten kibirlenmezler. Genel ifadeden sonra meleklerin özellikle zikredilmesi; faziletleri, şerefleri ve ibadetlerinin çokluğu sebebiyledir.
2037. Metin
يخاف الملائكة ربهم الذي هو فوقهم بالذات والقهر وكمال الصفات، ويفعلون ما يُؤْمرون به من طاعة الله. وفي الآية: إثبات صفة العلو والفوقية لله على جميع خلقه، كما يليق بجلاله وكماله.
Melekler, zatıyla, kahrıyla ve sıfatlarının kemaliyle kendilerinin fevkinde/üstünde olan Rablerinden korkarlar ve Allah'a itaat konusunda emrolundukları şeyleri yaparlar. Ayette: Celaline ve kemaline yaraşır şekilde Allah'ın bütün yaratıklarına olan ulüv (yücelik) ve fevkiyyet (üstünlük) sıfatının ispatı vardır.
2038. Metin
وقال الله لعباده: لا تعبدوا إلهين اثنين، إنما معبودكم إله واحد، فخافوني دون سواي.
Allah kullarına şöyle buyurdu: “İki ilaha tapmayın; sizin ibadet ettiğiniz ancak tek bir ilahtır, öyleyse benden başkasından değil, yalnızca benden korkun.”
2039. Metin
ولله كل ما في السموات والأرض خلقًا وملكًا وعبيدًا، وله وحده العبادة والطاعة والإخلاص دائمًا، أيليق بكم أن تخافوا غير الله وتعبدوه؟
Yaratılış, mülkiyet ve kulluk bakımından göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır; ibadet, itaat ve ihlas da daima yalnızca O'na aittir. Allah'tan başkasından korkup ona tapmak size yakışır mı?
2040. Metin
وما بكم مِن نعمةِ هدايةٍ، أو صحة جسم، وسَعَة رزقٍ وولد، وغير ذلك، فمِنَ الله وحده، فهو المُنْعِم بها عليكم، ثم إذا نزل بكم السقم والبلاء والقحط فإلى الله وحده تَضِجُّون بالدعاء.
Hidayet, beden sağlığı, rızık genişliği, evlat ve diğer şeylerden üzerinizde hangi nimet varsa yalnızca Allah'tandır; onları size bahşeden O'dur. Sonra size hastalık, bela ve kıtlık isabet ettiğinde, feryat ederek dua ile yalnızca Allah'a sığınırsınız.
2041. Metin
ثم إذا كشف عنكم البلاء والسقم، إذا جماعة منكم بربهم المُنْعِم عليهم بالنجاة يتخذون معه الشركاء والأولياء.
Sonra sizden belayı ve hastalığı kaldırdığında, içinizden bir grup, kurtuluşla kendilerine nimet veren Rablerine hemen ortaklar ve veliler ediniverirler.
2042. Metin
ليجحدوا نعمنا عليهم، ومنها كَشْفُ البلاء عنهم، فاستمتعوا بدنياكم، ومصيرها إلى الزوال، فسوف تعلمون عاقبة كفركم وعصيانكم.
Onlardan belayı kaldırmamız da dâhil olmak üzere, kendilerine verdiğimiz nimetleri inkâr etsinler [diye böyle yaparlar]. Artık sonu yok oluş olan dünyanızla yararlanın, inkârınızın ve isyanınızın akıbetini yakında bileceksiniz.
2043. Metin
ومِن قبيح أعمالهم أنهم يجعلون للأصنام التي اتخذوها آلهة، -وهي لا تعلم شيئًا ولا تنفع ولا تضر- جزءًا من أموالهم التي رزقهم الله بها تقربًا إليها. تالله لتسألُنَّ يوم القيامة عما كنتم تختلقونه من الكذب على الله.
Çirkin amellerinden biri de hiçbir şey bilmeyen, ne fayda ne de zarar verebilen ilah edindikleri putlara, Allah'a yakınlaşmak amacıyla O'nun kendilerine rızık olarak verdiği mallardan pay ayırmalarıdır. Allah'a yemin olsun ki, Allah'a karşı uydurup durduğunuz yalanlardan dolayı kıyamet günü mutlaka sorguya çekileceksiniz.
2044. Metin
ويجعل الكفار لله البنات، فيقولون: الملائكة بنات الله، تنزَّه الله عن قولهم، ويجعلون لأنفسهم ما يحبون من البنين.
Kâfirler Allah'a kız çocukları isnat ederler ve: "Melekler Allah'ın kızlarıdır" derler. Allah onların bu sözlerinden münezzehtir. Kendilerine ise arzu ettikleri erkek çocukları ayırırlar.
2045. Metin
وإذا جاء مَن يخبر أحدهم بولادة أنثى اسودَّ وجهه; كراهية لما سمع، وامتلأ غمًّا وحزنًا.
Onlardan birine bir kız çocuğunun doğduğu müjdelendiğinde, işittiği şeyden hoşlanmadığı için yüzü simsiyah kesilir, içi keder ve hüzünle dolar.
2046. Metin
يستخفي مِن قومه كراهة أن يلقاهم متلبسًا بما ساءه من الحزن والعار؛ بسبب البنت التي وُلِدت له، ومتحيرًا في أمر هذه المولودة: أيبقيها حية على ذلٍّ وهوان، أم يدفنها حية في التراب؟ ألا بئس الحكم الذي حكموه مِن جَعْل البنات لله والذكور لهم.
Kendisine doğan kız çocuğu sebebiyle, kendisini üzen hüzün ve utanç içinde kavmiyle karşılaşmaktan hoşlanmayarak onlardan gizlenir; bu yeni doğan bebek hakkında ne yapacağını şaşırır: Onu aşağılanma ve horluk içinde hayatta mı tutsun, yoksa diri diri toprağa mı gömsün? Dikkat edin, kızları Allah'a, erkekleri kendilerine layık görmekle verdikleri hüküm ne kötüdür!
2047. Metin
للذين لا يؤمنون بالآخرة ولا يعملون لها، الصفة القبيحة من العجز والحاجة والجهل والكفر، ولله الصفات العليا من الكمال والاستغناء عن خلقه، وهو العزيز في ملكه، الحكيم في تدبيره.
Ahirete inanmayan ve onun için amel etmeyenler için acziyet, muhtaçlık, cehalet ve küfürden ibaret çirkin sıfatlar vardır; en yüce mükemmellik ve yaratıklarına muhtaç olmama sıfatları ise Allah'a aittir. O, mülkünde Azîz'dir (mutlak üstündür), tedbirinde Hakîm'dir (hikmet sahibidir).
2048. Metin
ولو يؤاخذ الله الناس بكفرهم وافترائهم ما ترك على الأرض مَن يتحرَّك، ولكن يبقيهم إلى وقت محدد هو نهاية آجالهم، فإذا جاء أجلهم لا يتأخرون عنه وقتًا يسيرًا، ولا يتقدمون.
Eğer Allah insanları küfürleri ve iftiraları yüzünden cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları ecellerinin sonu olan belirli bir vakte kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne az bir süre gecikebilirler ne de öne geçebilirler.
2049. Metin
ومن قبائحهم: أنهم يجعلون لله ما يكرهونه لأنفسهم من البنات، وتقول ألسنتهم كذبًا: إن لهم حسن العاقبة، حقًا أن لهم النار، وأنهم فيها مَتْروكون مَنْسيون.
Onların çirkinliklerinden biri de kendilerinin hoşlanmadığı kız çocuklarını Allah'a nispet etmeleridir; dilleri de yalan yere en güzel akıbetin kendilerine ait olduğunu söyler. Şüphesiz onlar için cehennem vardır ve onlar orada terk edilip unutulacaklardır.
2050. Metin
تالله لقد أرسلنا رسلا إلى أمم مِن قبلك -أيها الرسول- فحسَّن لهم الشيطان ما عملوه من الكفر والتكذيب وعبادة غير الله، فهو متولٍّ إغواءهم في الدنيا، ولهم في الآخرة عذاب أليم موجع.
Allah'a yemin olsun ki [ey Resul], senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Ancak şeytan onlara küfür, yalanlama ve Allah'tan başkasına ibadet etmekten ibaret olan amellerini süslü gösterdi. O, dünyada onları saptırmayı üstlenmiştir; ahirette ise onlar için can yakıcı, elem dolu bir azap vardır.
2051. Metin
وما أنزلنا عليك القرآن -أيها الرسول- إلا لتوضح للناس ما اختلفوا فيه من الدين والأحكام; لتقوم الحجة عليهم ببيانك الذي لا يترك الباطل مسلكا إلى النفوس، ولكون القرآن هدى لا يترك مجالاً للحيرة، ورحمة للمؤمنين في اتباعهم الهدى ومجانبتهم الضلال.
[Ey Resul!] Biz bu Kur'an'ı sana, ancak insanların dinde ve hükümlerde ihtilafa düştükleri şeyleri kendilerine açıklayasın; nefislere batılın sızmasına yol bırakmayan açıklamanla aleyhlerine hüccet tamamlansın, Kur'an şüpheye yer bırakmayan bir hidayet olsun ve hidayete uyup sapıklıktan sakınan müminler için bir rahmet olsun diye indirdik.
2052. Metin
والله أنزل من السحاب مطرًا، فأخرج به النبات من الأرض بعد أن كانت قاحلة يابسة، إن في إنزال المطر وإنبات النبات لَدليلا على قدرة الله على البعث وعلى الوحدانية، لقوم يسمعون، ويتدبرون، ويطيعون الله، ويتقونه.
Allah buluttan yağmur indirdi de onunla çorak ve kuru olduktan sonra yeryüzünden bitkiler çıkardı. Şüphesiz yağmurun indirilmesinde ve bitkilerin bitirilmesinde, işiten, düşünen, Allah'a itaat eden ve O'ndan sakınan bir topluluk için Allah'ın diriltmeye olan gücüne ve birliğine kesin bir delil vardır.
2053. Metin
وإن لكم -أيها الناس- في الأنعام -وهي الإبل والبقر والغنم- لَعظة، فقد شاهدتم أننا نسقيكم من ضروعها لبنًا خارجًا من بين فَرْث -وهو ما في الكَرِش- وبين دم خالصًا من كل الشوائب، لذيذًا لا يَغَصُّ به مَن شَرِبَه.
Şüphesiz sizin için sağmal hayvanlarda -ki bunlar deve, sığır ve davardır- [alınacak] bir ibret vardır. Bizzat şahit oldunuz ki; onların karınlarındaki fers -yani işkembedeki şeyler- ile kan arasından çıkan, her türlü yabancı maddeden arınmış, içenin boğazından kolaylıkla ve lezzetle geçen halis bir sütü size içiriyoruz.
2054. Metin
ومِن نِعَمنا عليكم ما تأخذونه من ثمرات النخيل والأعناب، فتجعلونه خمرًا مُسْكِرًا -وهذا قبل تحريمها- وطعامًا طيبًا. إن فيما ذكر لَدليلا على قدرة الله لِقومٍ يعقلون البراهين فيعتبرون بها.
Size olan nimetlerimizden biri de hurma ve üzüm meyvelerinden elde ettiğiniz şeylerdir; -bu haram kılınmadan önceydi- ondan sarhoş edici bir içki ve güzel bir rızık edinirsiniz. Şüphesiz bunda, delilleri akleden ve onlardan ibret alan bir topluluk için Allah'ın kudretine açık bir delil vardır.
2055. Metin
وألْهَمَ ربك -أيها النبي- النحل بأن اجعلي لك بيوتًا في الجبال، وفي الشجر، وفيما يبني الناس من البيوت والسُّقُف.
[Ey Peygamber!] Rabbin bala arısına şöyle vahyetti (ilham etti): "Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurduğu kovan ve çardaklardan kendine evler edin."
2056. Metin
ثم كُلي مِن كل ثمرة تشتهينها، فاسلكي طرق ربك مذللة لك; لطلب الرزق في الجبال وخلال الشجر، وقد جعلها سهلة عليكِ، لا تضلي في العَوْد إليها وإن بَعُدَتْ. يخرج من بطون النحل عسل مختلف الألوان مِن بياض وصفرة وحمرة وغير ذلك، فيه شفاء للناس من الأمراض. إن فيما يصنعه النحل لَدلالة قوية على قدرة خالقها لقوم يتفكرون، فيعتبرون.
"Sonra canının çektiği her meyveden ye ve rızık aramak için dağlarda ve ağaçlar arasında senin için boyun eğdirilmiş olan Rabbinin yollarına gir." Allah o yolları senin için kolaylaştırmıştır; ne kadar uzaklaşsan da kovanına geri dönüşte yolunu şaşırmazsın. Arıların karınlarından beyaz, sarı, kırmızı ve başka renklerde, insanlar için hastalıklardan şifa olan muhtelif renklerde bir bal çıkar. Şüphesiz arının yaptığında, düşünen ve ibret alan bir topluluk için onu yaratanın kudretine dair güçlü bir delil vardır.
2057. Metin
والله سجانه وتعالى خلقكم ثم يميتكم في نهاية أعماركم، ومنكم مَن يصير إلى أردأ العمر وهو الهرم، كما كان في طفولته لا يعلم شيئًا مما كان يعلمه، إن الله عليم قدير، أحاط علمه وقدرته بكل شيء، فالله الذي ردَّ الإنسان إلى هذه الحالة قادر على أن يميته، ثم يبعثه.
Sübhânehu ve Teâlâ olan Allah sizi yarattı, sonra ömürlerinizin sonunda sizi öldürecektir. İçinizden kimi de ömrün en düşkün çağı olan ihtiyarlığa kadar ulaştırılır; tıpkı çocukluğundaki gibi, bildiği hiçbir şeyi bilmez hâle gelir. Şüphesiz Allah Alîm'dir (her şeyi bilendir), Kadîr'dir (her şeye gücü yetendir); ilmi ve kudreti her şeyi kuşatmıştır. İnsanı bu hâle döndüren Allah, onu öldürmeye ve sonra yeniden diriltmeye de kadirdir.
2058. Metin
والله فَضَّل بعضكم على بعض فيما أعطاكم في الدنيا من الرزق، فمنكم غني ومنكم فقير، ومنكم مالك ومنكم مملوك، فلا يعطي المالكون مملوكيهم مما أعطاهم الله ما يصيرون به شركاء لهم متساوين معهم في المال، فإذا لم يرضوا بذلك لأنفسهم، فلماذا رضوا أن يجعلوا لله شركاء من عبيده؟ إن هذا لَمن أعظم الظلم والجحود لِنعم الله ﷿.
Allah, dünyada size verdiği rızık hususunda kiminizi kiminizden üstün kıldı; kiminiz zengin kiminiz fakirdir, kiminiz sahip/efendi kiminiz köledir. Efendiler, Allah'ın kendilerine verdiklerinden kölelerine, kendileriyle malda eşit ortaklar olacakları şekilde vermezler. Kendileri için buna razı olmazlarken, nasıl olur da kullarından olanları Allah'a ortak kılmaya razı olurlar? Şüphesiz bu, Allah azze ve celle'nin nimetlerine karşı yapılan en büyük zulüm ve nankörlüktür.
2059. Metin
والله سبحانه جعل مِن جنسكم أزواجا; لتستريح نفوسكم معهن، وجعل لكم منهن الأبناء ومِن نسلهنَّ الأحفاد، ورزقكم من الأطعمة الطيبة من الثمار والحبوب واللحوم وغير ذلك. أفبالباطل من ألوهية شركائهم يؤمنون، وبنعم الله التي لا تحصى يجحدون، ولا يشكرون له بإفراده جل وعلا بالعبادة؟
Allah Sübhânehu, gönüllerinizin huzur bulması için kendi cinsinizden eşler var etti; onlardan size oğullar ve onların neslinden de torunlar bahşetti; meyveler, tahıllar, etler ve başka şeylerden oluşan temiz yiyeceklerle sizi rızıklandırdı. Öyleyken ortak koştuklarının ilahlığı gibi batıl bir şeye inanıp Allah'ın sayılamayacak nimetlerini inkâr mı ediyorlar da, ibadette celle ve alâ'yı birleyerek O'na şükretmiyorlar?
2060. Metin
ويعبد المشركون أصنامًا لا تملك أن تعطيهم شيئًا من الرزق من السماء كالمطر، ولا من الأرض كالزرع، فهم لا يملكون شيئًا، ولا يتأتى منهم أن يملكوه; لأنهم لا يقدرون.
Müşrikler, gökten yağmur, yerden de ekin gibi kendilerine hiçbir rızık vermeye gücü yetmeyen putlara taparlar. Onlar hiçbir şeye sahip değillerdir ve güç yetiremedikleri için sahip olmaları da mümkün değildir.
2061. Metin
وإذا عَلِمتم أن الأصنام والأوثان لا تنفع، فلا تجعلوا -أيها الناس- لله أشباهًا مماثلين له مِن خَلْقه تشركونهم معه في العبادة. إن الله يعلم ما تفعلون، وأنتم غافلون لا تعلمون خطأكم وسوء عاقبتكم.
Putların ve heykellerin fayda vermediğini bildiğinize göre [ey insanlar], yaratıklarından O'na benzerler ve denkler koşup ibadette Allah'a ortak etmeyin. Şüphesiz Allah sizin ne yaptığınızı bilir, siz ise gafilsiniz; hatanızı ve kötü akıbetinizi bilmezsiniz.
2062. Metin
ضرب الله مثلا بيَّن فيه فساد عقيدة أهل الشرك: رجلا مملوكًا عاجزًا عن التصرف لا يملك شيئًا، ورجلا آخر حرًا، له مال حلال رزَقَه الله به، يملك التصرف فيه، ويعطي منه في الخفاء والعلن، فهل يقول عاقل بالتساوي بين الرجلين؟ فكذلك الله الخالق المالك المتصرف لا يستوي مع خلقه وعبيده، فكيف تُسَوُّون بينهما؟ الحمد لله وحده، فهو المستحق للحمد والثناء، بل أكثر المشركين لا يعلمون أن الحمد والنعمة لله، وأنه وحده المستحق للعبادة.
Allah, şirk ehlinin inancının bozukluğunu açıklayan bir misal verdi: Hiçbir tasarrufa gücü yetmeyen ve hiçbir şeye sahip olmayan köle bir adam ile Allah'ın kendisine helal rızık verdiği, üzerinde serbestçe tasarruf edebilen, gizli ve açık olarak ondan harcayan hür bir adam. Aklı başında olan biri bu iki adamın eşit olduğunu söyler mi? Tıpkı bunun gibi, Yaratan, Mülk Sahibi ve mutlak Tasarruf Eden olan Allah da yarattıkları ve kullarıyla bir olmaz; öyleyse nasıl ikisini denk tutarsınız? Hamd yalnızca Allah'a mahsustur; hamde ve övgüye layık olan O'dur. Aksine müşriklerin çoğu, hamdin ve nimetin Allah'a ait olduğunu ve ibadete yalnızca O'nun layık olduğunu bilmezler.
2063. Metin
وضرب الله مثلا آخر لبطلان الشرك رجلين: أحدهما أخرس أصم لا يَفْهَم ولا يُفْهِم، لا يقدر على منفعة نفسه أو غيره، وهو عبء ثقيل على مَن يَلي أمره ويعوله، إذا أرسله لأمر يقضيه لا ينجح، ولا يعود عليه بخير، ورجل آخر سليم الحواس، ينفع نفسه وغيره، يأمر بالإنصاف، وهو على طريق واضح لا عوج فيه، فهل يستوي الرجلان في نظر العقلاء؟ فكيف تُسَوُّون بين الصنم الأبكم الأصمِّ وبين الله القادر المنعم بكل خير؟
Allah şirkin batıllığına dair iki adamı başka bir misal verdi: Biri dilsiz ve sağırdır; anlamaz ve anlatamaz, ne kendine ne de başkasına fayda sağlayabilir ve işini üstlenip kendisine bakan kişiye ağır bir yüktür; onu bir işi yerine getirmesi için gönderse başarılı olamaz ve hayırla dönmez. Diğeri ise duyuları sağlam, hem kendine hem başkasına fayda veren, adaleti emreden ve dosdoğru, eğriliği olmayan bir yol üzerinde bulunan kimsedir. Akıl sahiplerinin nazarında bu iki adam eşit olur mu? Öyleyse dilsiz ve sağır olan put ile her türlü hayrı lütfeden mutlak kudret sahibi Allah'ı nasıl bir tutarsınız?
2064. Metin
ولله ﷾ عِلْمُ ما غاب في السموات والأرض، وما شأن القيامة في سرعة مجيئها إلا كنظرة سريعة بالبصر، بل هو أسرع من ذلك. إن الله على كل شيء قدير.
Göklerde ve yerdeki gaybın ilmi Allah azze ve celle'ye aittir. Kıyametin kopuşu ise sürat bakımından ancak bir göz kırpması gibidir, hatta ondan da daha çabuktur. Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla güç yetirendir.
2065. Metin
والله ﷾ أخرجكم مِن بطون أمهاتكم بعد مدة الحمل، لا تدركون شيئًا مما حولكم، وجعل لكم وسائل الإدراك من السمع والبصر والقلوب; لعلكم تشكرون لله تعالى على تلك النعم، وتفردونه ﷿ بالعبادة.
Allah azze ve celle sizi gebelik müddetinin ardından annelerinizin karınlarından çevrenizdeki hiçbir şeyi idrak edemez bir hâldeyken çıkardı; bu nimetlere karşı Allah Teâlâ'ya şükredesiniz ve ibadette O'nu azze ve celle birleyesiniz diye size işitme, görme ve idrak etme vasıtası olarak kalpler verdi.
2066. Metin
ألم ينظر المشركون إلى الطير مذللات للطيران في الهواء بين السماء والأرض بأمر الله؟ ما يمسكهن عن الوقوع إلا هو سبحانه بما خَلَقه لها، وأقدرها عليه. إن في ذلك التذليل والإمساك لَدلالات لقوم يؤمنون بما يرونه من الأدلة على قدرة الله.
Müşrikler, Allah'ın emriyle gök ile yer arasında havada uçmaya boyun eğdirilmiş kuşları görmediler mi? Onlar için yarattığı donanım ve verdiği güç sebebiyle onları düşmekten alıkoyan yalnızca Sübhânehu'dur. Şüphesiz bu boyun eğdirilmede ve tutuluşta, Allah'ın kudretine dair gördükleri delillere inanan bir topluluk için kesin deliller vardır.
2067. Metin
والله سبحانه جعل لكم من بيوتكم راحة واستقرارًا مع أهلكم، وأنتم مقيمون في الحضر، وجعل لكم في سفركم خيامًا وقبابًا من جلود الأنعام، يَخِفُّ عليكم حِمْلها وقت تَرْحالكم، ويخف عليكم نَصْبها وقت إقامتكم بعد التَّرْحال، وجعل لكم من أصواف الغنم، وأوبار الإبل، وأشعار المعز أثاثًا لكم من أكسية وألبسة وأغطية وفرش وزينة، تتمتعون بها إلى أجل مسمَّى ووقت معلوم.
Allah Sübhânehu, yerleşik hâldeyken evlerinizi sizin ve aileniz için bir huzur ve sükûnet yeri kıldı; yolculuklarınızda ise sağmal hayvanların derilerinden, göç vaktinizde taşıması hafif, göçten sonraki konaklama vaktinizde kurması kolay çadırlar ve kubbeler var etti. Koyunların yünlerinden, develerin tüylerinden ve keçilerin kıllarından giyecekler, elbiseler, örtüler, sergiler ve süs eşyaları gibi belirli bir vakte ve bilinen bir zamana kadar yararlanacağınız eşyalar var etti.
2068. Metin
والله جعل لكم ما تستظلُّون به من الأشجار وغيرها، وجعل لكم في الجبال من المغارات والكهوف أماكن تلجؤون إليها عند الحاجة، وجعل لكم ثيابًا من القطن والصوف وغيرهما، تحفظكم من الحر والبرد، وجعل لكم من الحديد ما يردُّ عنكم الطعن والأذى في حروبكم، كما أنعم الله عليكم بهذه النعم يتمُّ نعمته عليكم ببيان الدين الحق; لتستسلموا لأمر الله وحده، ولا تشركوا به شيئًا في عبادته.
Allah ağaçlardan ve diğer şeylerden sizin için gölgeleneceğiniz yerler var etti; dağlarda ise ihtiyaç duyduğunuzda sığınacağınız mağaralar ve oyuklar kıldı; sıcaktan ve soğuktan sizi koruyan pamuk ve yün gibi maddelerden elbiseler var etti; savaşlarınızda darbeleri ve eziyetleri sizden savuşturacak demirden [zırhlar] kıldı. Bu nimetleri size bahşettiği gibi, yalnızca Allah'ın emrine teslim olasınız ve O'na ibadette hiçbir şeyi ortak koşmayasınız diye hak dini açıklayarak üzerinizdeki nimetini tamamlamaktadır.
2069. Metin
فإن أعرضوا عنك -أيها الرسول- بعدما رأوا من الآيات فلا تحزن، فما عليك إلا البلاغ الواضح لما أُرْسِلْتَ به، وأما الهداية فإلينا.
[Ey Resul!] Gördükleri delillerden sonra yine de yüz çevirirlerse üzülme; zira sana düşen, yalnızca kendisiyle gönderildiğin şeyi apaçık bir şekilde tebliğ etmektir. Hidayet vermek ise bize aittir.
2070. Metin
يعرف هؤلاء المشركون نعمة الله عليهم بإرسال محمد ﷺ إليهم، ثم يجحدون نبوته، وأكثر قومه الجاحدون لنبوته، لا المقرون بها.
Bu müşrikler, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendilerine gönderilmesiyle Allah'ın üzerlerindeki nimetini bilirler, sonra da onun peygamberliğini inkâr ederler. Zaten kavminin çoğu onun peygamberliğini ikrar edenler değil, inkâr edenlerdir.
2071. Metin
واذكر لهم -أيها الرسول- ما يكون يوم القيامة، حين نبعث من كل أمة رسولها شاهدًا على إيمان من آمن منها، وكُفْر مَن كَفَر، ثم لا يُؤذن للذين كفروا بالاعتذار عما وقع منهم، ولا يُطْلب منهم إرضاءُ ربهم بالتوبة والعمل الصالح، فقد مضى أوان ذلك.
[Ey Resul!] Onlara, her ümmetten peygamberini içlerinden iman edenin imanına, inkâr edenin de küfrüne şahit olarak dirilteceğimiz kıyamet gününü hatırlat. Sonra inkâr edenlere, işledikleri suçlar için mazeret beyan etmelerine izin verilmez; tövbe ve salih amel ile Rablerini razı etmeleri de kendilerinden istenmez, zira artık bunun vakti geçmiştir.
2072. Metin
وإذا شاهد الذين كفروا عذاب الله في الآخرة فلا يخفف عنهم منه شيء، ولا يُمْهلون، ولا يؤخر عذابهم.
İnkâr edenler ahirette Allah'ın azabını gördüklerinde, o azap kendilerinden asla hafifletilmez; kendilerine mühlet verilmez ve azapları ertelenmez.
2073. Metin
وإذا أبصر المشركون يوم القيامة آلهتهم التي عبدوها مع الله، قالوا: ربنا هؤلاء شركاؤنا الذين كنا نعبدهم مِن دونك، فنطقَتِ الآلهة بتكذيب مَن عبدوها، وقالت: إنكم -أيها المشركون- لَكاذبون، حين جعلتمونا شركاء لله وعبدتمونا معه، فلم نأمركم بذلك، ولا زعمنا أننا مستحقون للألوهية، فاللوم عليكم.
Müşrikler kıyamet günü Allah ile birlikte ibadet ettikleri ilahlarını gördüklerinde: "Rabbimiz! İşte bunlar, seni bırakıp da kendilerine taptığımız ortaklarımızdır" derler. Bunun üzerine o ilahlar kendilerine tapanları yalanlayarak dile gelir ve şöyle derler: "Ey müşrikler! Bizi Allah'a ortak kılıp bizimle birlikte ibadet ettiğinizde şüphesiz siz yalancılardınız. Biz size bunu emretmedik ve ilahlığa layık olduğumuzu da iddia etmedik; kınama sizin üzerinizedir."
2074. Metin
وأظهر المشركون الاستسلام والخضوع لله يوم القيامة، وغاب عنهم ما كانوا يختلقونه من الأكاذيب، وأن آلهتهم تشفع لهم.
Müşrikler kıyamet günü Allah'a teslimiyet ve boyun eğiş gösterirler; uydurdukları yalanlar ve ilahlarının kendilerine şefaat edeceği zannı onlardan kaybolup gider.
2075. Metin
الذين جحدوا وحدانية الله ونبوتك -أيها الرسول- وكذَّبوك، ومنعوا غيرهم عن الإيمان بالله ورسوله، زدناهم عذابا على كفرهم وعذابًا على صدِّهم الناس عن اتباع الحق; وهذا بسبب تعمُّدهم الإفساد وإضلال العباد بالكفر والمعصية.
Allah'ın birliğini ve senin peygamberliğini inkâr eden [ey Resul], seni yalanlayan ve başkalarını Allah'a ve Resulüne iman etmekten alıkoyan kimselerin küfürlerine karşılık azap, insanları hakka uymaktan alıkoymalarına karşılık da bir azap daha ekledik. Bu, küfür ve isyanla bozgunculuk yapmayı ve kulları saptırmayı kasten sürdürmeleri sebebiyledir.
2076. Metin
واذكر -أيها الرسول- حين نبعث يوم القيامة في كل أمة من الأمم شهيدًا عليهم، هو الرسول الذي بعثه الله إليهم من أنفسهم وبلسانهم، وجئنا بك -أيها الرسول- شهيدًا على أمتك، وقد نَزَّلْنا عليك القرآن توضيحًا لكل أمر يحتاج إلى بيان، كأحكام الحلال والحرام، والثواب والعقاب، وغير ذلك، وليكون هداية من الضلال، ورحمة لمن صدَّق وعمل به، وبشارة طيبة للمؤمنين بحسن مصيرهم.
[Ey Resul!] Kıyamet günü her ümmetin içinden kendilerine, Allah'ın kendi içlerinden ve kendi dilleriyle gönderdiği peygamberi bir şahit olarak çıkaracağımız ve seni de ümmetine şahit getireceğimiz günü hatırla. Biz sana Kur'an'ı; helal ve haram hükümleri, sevap ve ceza gibi açıklanmaya muhtaç her şeyi beyan etmek, sapıklıktan hidayet olmak, inanıp onunla amel edenlere bir rahmet ve müminlere güzel akıbetlerini bildiren müjdeli bir haber olmak üzere indirdik.
2077. Metin
إن الله ﷾ يأمر عباده في هذا القرآن بالعدل والإنصاف في حقه بتوحيده وعدم الإشراك به، وفي حق عباده بإعطاء كل ذي حق حقه، ويأمر بالإحسان في حقه بعبادته وأداء فرائضه على الوجه المشروع، وإلى الخلق في الأقوال والأفعال، ويأمر بإعطاء ذوي القرابة ما به صلتهم وبرُّهم، وينهى عن كل ما قَبُحَ قولا أو عملا وعما ينكره الشرع ولا يرضاه من الكفر والمعاصي، وعن ظلم الناس والتعدي عليهم، والله -بهذا الأمر وهذا النهي- يَعِظكم ويذكِّركم العواقب; لكي تتذكروا أوامر الله وتنتفعوا بها.
Şüphesiz Allah azze ve celle bu Kur'an'da kullarına; kendi hakkı hususunda O'nu birleyip O'na şirk koşmamakla adaleti ve hakkaniyeti, kulların hakkı hususunda her hak sahibine hakkını vermeyi emreder. Kendi hakkı hususunda meşru kılınan şekilde ibadet etmeyi ve farzlarını yerine getirmeyi, yaratılanlara karşı ise söz ve fiillerle ihsanda bulunmayı emreder. Akrabalara kendileriyle bağı devam ettirecek ve onlara iyilik sağlayacak şeyleri vermeyi emreder. Söz veya fiil olarak çirkin olan her şeyi, şeriatın inkâr edip razı olmadığı küfür ve günahları, insanlara zulmetmeyi ve onlara saldırmayı yasaklar. Allah bu emir ve bu yasakla, Allah'ın emirlerini hatırlayıp onlardan faydalanasınız diye size öğüt verir ve akıbetleri hatırlatır.
2078. Metin
والتزموا الوفاء بكل عهد أوجبتموه على أنفسكم بينكم وبين الله -تعالى- أو بينكم وبين الناس فيما لا يخالف كتاب الله وسنة نبيه، ولا ترجعوا في الأيمان بعد أن أكَّدْتموها، وقد جعلتم الله عليكم كفيلا وضامنًا حين عاهدتموه. إن الله يعلم ما تفعلونه، وسيجزيكم عليه.
Allah Teâlâ ile aranızda yahut Allah'ın Kitabı'na ve Peygamberinin sünnetine aykırı olmayan hususlarda insanlarla aranızda bizzat üstlendiğiniz her ahde vefayı yerine getirin. Yeminlerinizi pekiştirdikten ve ahitleştiğinizde Allah'ı üzerinize kefil ve şahit kıldıktan sonra onları bozmayın. Şüphesiz Allah ne yaptığınızı bilir ve karşılığını size verecektir.
2079. Metin
ولا ترجعوا في عهودكم، فيكون مَثَلكم مثل امرأة غزلت غَزْلا وأحكمته، ثم نقضته، تجعلون أيمانكم التي حلفتموها عند التعاهد خديعة لمن عاهدتموه، وتنقضون عهدكم إذا وجدتم جماعة أكثر مالا ومنفعة من الذين عاهدتموهم، إنما يختبركم الله بما أمركم به من الوفاء بالعهود وما نهاكم عنه مِن نقضها، وليُبيِّنَنَّ لكم يوم القيامة ما كنتم فيه تختلفون في الدنيا من الإيمان بالله ونبوة محمد ﷺ.
Ahitlerinizden dönmeyin; aksi takdirde misaliniz, ipini sağlamca büktükten sonra çözen kadının hâline benzer. Ahitleşme anında ettiğiniz yeminleri, ahitleştiğiniz kimselerden mal ve menfaat bakımından daha çok bir topluluk bulduğunuzda onlara karşı bir hile vasıtası kılıp ahdinizi bozuyorsunuz. Allah, ahitlere vefa göstermenizi emrederek ve onları bozmaktan sizi nehyederek sizi ancak imtihan etmektedir. Dünyada Allah'a iman ve Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in peygamberliği hususunda hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyleri kıyamet günü size mutlaka açıklayacaktır.
2080. Metin
ولو شاء الله لوفَّقكم كلكم، فجعلكم على ملة واحدة، وهي الإسلام والإيمان، وألزمكم به، ولكنه سبحانه يُضلُّ مَن يشاء ممن علم منه إيثار الضلال، فلا يهديه عدلا منه، ويهدي مَن يشاء مِمَّن علم منه إيثار الحق، فيوفقه فضلا منه، وليسألنَّكم الله جميعًا يوم القيامة عما كنتم تعملون في الدنيا فيما أمركم به، ونهاكم عنه، وسيجازيكم على ذلك.
Eğer Allah dileseydi hepinizi muvaffak kılar ve tek bir din üzere; yani İslam ve iman üzerinde kılar, sizi buna mecbur ederdi. Fakat Sübhânehu, sapıklığı tercih ettiğini bildiği kimseyi adaleti gereği saptırır ve hidayete erdirmez; hakkı tercih ettiğini bildiği kimseyi de lütfuyla hidayete erdirir ve muvaffak kılar. Kıyamet günü Allah, emrettiği ve yasakladığı hususlarda dünyada yaptıklarınızdan dolayı hepinizi mutlaka hesaba çekecek ve bunun karşılığını size verecektir.
2081. Metin
ولا تجعلوا من الأيمان التي تحلفونها خديعة لمن حلفتم لهم، فتهلكوا بعد أن كنتم آمنين، كمن زلقت قدمه بعد ثبوتها، وتذوقوا ما يسوؤكم من العذاب في الدنيا; بما تسببتم فيه مِن مَنْع غيركم عن هذا الدين لما رأوه منكم من الغدر، ولكم في الآخرة عذاب عظيم.
Ettiğiniz yeminleri, kendilerine yemin ettiğiniz kimselere karşı bir aldatma vasıtası kılmayın; aksi takdirde yere sağlam basmışken ayağı kayan kimse gibi, güvendeyken helak olursunuz. Sizdeki ahde vefasızlığı gördüklerinde başkalarını bu dinden alıkoymanıza sebep olduğunuz için dünyada sizi üzen azabı tadarsınız; ahirette ise sizin için büyük bir azap vardır.
2082. Metin
ولا تنقضوا عهد الله; لتستبدلوا مكانه عرضًا قليلا من متاع الدنيا، إن ما عند الله من الثواب على الوفاء أفضل لكم من هذا الثمن القليل، إن كنتم من أهل العلم، فتدبَّروا الفرق بين خيْرَي الدنيا والآخرة.
Ahiret vefasına karşılık dünya menfaatinden değersiz bir bedel elde etmek için Allah'ın ahdini bozmayın. Eğer ilim ehlinden iseniz, ahde vefa göstermeye karşılık Allah katında olan mükâfat bu azıcık bedelden sizin için daha hayırlıdır; dünya ile ahiret hayırları arasındaki farkı iyice düşünün.
2083. Metin
ما عندكم من حطام الدنيا يذهب، وما عند الله لكم من الرزق والثواب لا يزول. ولنُثِيبنَّ الذين تحمَّلوا مشاق التكاليف -ومنها الوفاء بالعهد- ثوابهم بأحسن أعمالهم، فنعطيهم على أدناها، كما نعطيهم على أعلاها تفضُّلا.
Sizin yanınızdaki dünya metası tükenir; Allah katındaki rızık ve mükâfat ise asla yok olmaz. Ahde vefa göstermek gibi yükümlülüklerin meşakkatlerine sabredenlere, amellerinin en güzeliyle mükâfatlarını mutlaka vereceğiz; bir lütuf olarak onların en düşüğüne de en yükseğine verdiklerimiz gibi vereceğiz.
2084. Metin
مَن عمل عملا صالحًا ذكرًا كان أم أنثى، وهو مؤمن بالله ورسوله، فلنحيينه في الدنيا حياة سعيدة مطمئنة، ولو كان قليل المال، ولنجزينَّهم في الآخرة ثوابهم بأحسن ما عملوا في الدنيا.
Erkek olsun kadın olsun, kim Allah'a ve Resulüne inanmış bir mümin olarak salih amel işlerse, malı az olsa bile dünyada ona mutlaka mutlu ve huzurlu bir hayat yaşatırız; ahirette de onlara mükâfatlarını dünyada işlediklerinin en güzeliyle mutlaka veririz.
2085. Metin
فإذا أردت -أيها المؤمن- أن تقرأ شيئًا من القرآن فاستعذ بالله مِن شرِّ الشيطان المطرود من رحمة الله قائلا أعوذ بالله من الشيطان الرجيم.
[Ey mümin!] Kur'an'dan bir şey okumak istediğin zaman, "Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm" diyerek Allah'ın rahmetinden kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığın.
2086. Metin
إن الشيطان ليس له تسلُّطٌ على المؤمنين بالله ورسوله، وعلى ربهم وحده يعتمدون. إنما تسلُّطه على الذين جعلوه مُعينًا لهم وأطاعوه، والذين هم -بسبب طاعته- مشركون بالله تعالى.
Şüphesiz şeytanın; Allah'a ve Resulüne iman eden ve yalnızca Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde hiçbir hâkimiyeti yoktur. Onun hâkimiyeti ancak kendisini dost edinen, ona itaat eden ve ona itaatleri sebebiyle Allah Teâlâ'ya şirk koşan kimseler üzerinedir.
2087. Metin
وإذا بدَّلنا آية بآية أخرى، والله الخالق أعلم بمصلحة خَلْقه بما ينزله من الأحكام في الأوقات المختلفة، قال الكفار: إنما أنت -يا محمد- كاذب مختَلِق على الله ما لم يَقُلْه. ومحمد ﷺ ليس كما يزعمون. بل أكثرهم لا عِلْم لهم بربهم ولا بشرعه وأحكامه.
Biz bir ayetin yerine başka bir ayet getirdiğimizde -ki Yaratan olan Allah, farklı vakitlerde indirdiği hükümlerle yaratıklarının maslahatını en iyi bilendir- kâfirler: "Sen [ey Muhammed] ancak bir yalancısın, Allah'ın söylemediği şeyleri O'na karşı uyduruyorsun" dediler. Oysa Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem onların iddia ettiği gibi değildir. Bilakis onların çoğu ne Rablerini bilirler ne de O'nun şeriatını ve hükümlerini.
2088. Metin
قل لهم -أيها الرسول-: ليس القرآن مختلَقًا مِن عندي، بل نَزَّله جبريل مِن ربك بالصدق والعدل; تثبيتًا للمؤمنين، وهداية من الضلال، وبشارة طيبة لمن أسلموا وخضعوا لله رب العالمين.
Onlara de ki [ey Resul]: "Kur'an benim tarafımdan uydurulmuş değildir; aksine müminleri sebatkâr kılmak, sapıklıktan hidayet olmak ve Âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim olup boyun eğenlere güzel bir müjde olmak üzere onu Rabbinden hak ve adaletle Cebrail indirmiştir."
2089. Metin
ولقد نعلم أن المشركين يقولون: إن النبي يتلقى القرآن مِن بشر مِن بني آدم. كذبوا; فإن لسان الذي نسبوا إليه تعليم النبي ﷺ أعجمي لا يُفصح، والقرآن عربي غاية في الوضوح والبيان.
Andolsun ki biz, müşriklerin: "Peygamber Kur'an'ı Âdemoğlundan bir insandan öğreniyor" dediklerini biliyoruz. Yalan söylediler; çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e öğrettiğini iddia ettikleri kimsenin dili yabancıdır, meramını açıkça ifade edemez; bu Kur'an ise son derece açık ve fasih bir Arapçadır.
2090. Metin
إن الكفار الذين لا يصدقون بالقرآن لا يوفقهم الله لإصابة الحق، ولهم في الآخرة عذاب مؤلم موجع.
Kur'an'ı tasdik etmeyen kâfirleri Allah hakka ulaşmaya muvaffak kılmaz; ahirette onlar için can yakıcı, elem dolu bir azap vardır.