2112. Metin
يمجِّد الله نفسه ويعظم شأنه، لقدرته على ما لا يقدر عليه أحد سواه، لا إله غيره، ولا رب سواه، فهو الذي أسرى بعبده محمد ﷺ زمنًا من الليل بجسده وروحه، يقظة لا منامًا، من المسجد الحرام بـ «مكة» إلى المسجد الأقصى بـ «بيت المقدس» الذي بارك الله حوله في الزروع والثمار وغير ذلك، وجعله محلا لكثير من الأنبياء؛ ليشاهد عجائب قدرة الله وأدلة وحدانيته. إن الله ﷾ هو السميع لجميع الأصوات، البصير بكل مُبْصَر، فيعطي كُلا ما يستحقه في الدنيا والآخرة.
Allah, kendisinden başka hiç kimsenin güç yetiremeyeceği şeylere olan kudretinden ötürü zatını yüceltmekte ve şanını ululamaktadır. O'ndan başka hiçbir ilah, O'ndan gayrı hiçbir Rab yoktur. Kudretinin harikalarını ve birliğinin delillerini görsün diye kulu Muhammed'i sallallâhu aleyhi ve sellem gecenin bir vaktinde, uykuda değil uyanıkken, bedeni ve ruhuyla Mekke'deki Mescid-i Haram'dan, etrafını ekinler, meyveler ve benzeri şeylerle bereketli kıldığı ve birçok peygamberin mekanı yaptığı Beytü'l-Makdis'teki Mescid-i Aksa'ya geceleyin yürüten (isra yaptıran) O'dur. Şüphesiz ki Allah azze ve celle bütün sesleri hakkıyla işiten, görülen her şeyi hakkıyla görendir. Böylece dünyada ve ahirette herkese hak ettiğini verir.
2113. Metin
وكما كرَّم الله محمدًا ﷺ بالإسراء، كَرَّم موسى ﵇ بإعطائه التوراة، وجعلها بيانًا للحق وإرشادًا لبني إسرائيل، متضمنة نهيهم عن اتخاذ غير الله تعالى وليًا أو معبودًا يفوضون إليه أمورهم.
Allah, Muhammed'i sallallâhu aleyhi ve sellem İsra ile şereflendirdiği gibi, Musa'yı da aleyhisselâm Tevrat'ı vererek şereflendirdi ve onu, Yüce Allah'tan başkasını işlerini havale edecekleri bir dost yahut ilah edinmelerini yasaklamayı içerecek şekilde İsrailoğulları için hakkın beyanı ve bir hidayet rehberi kıldı.
2114. Metin
يا سلالة الذين أنجيناهم وحَمَلْناهم مع نوح في السفينة لا تشركوا بالله في عبادته، وكونوا شاكرين لنعمه، مقتدين بنوح ﵇؛ إنه كان عبدًا شكورًا لله بقلبه ولسانه وجوارحه.
Ey Nuh ile birlikte gemide taşıyıp kurtardığımız kimselerin soyu! İbadetinde Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayın ve kalbiyle, diliyle ve azalarıyla Allah'a çok şükreden bir kul olan Nuh'a aleyhisselâm uyarak O'nun nimetlerine şükredici olun.
2115. Metin
وأخبرنا بني إسرائيل في التوراة التي أُنزلت عليهم بأنه لا بد أن يقع منهم إفساد مرتين في «بيت المقدس» وما والاه بالظلم، وقَتْل الأنبياء والتكبر والطغيان والعدوان.
İsrailoğullarına, kendilerine indirilen Tevrat'ta, Beytü'l-Makdis'te ve çevresinde zulümle, peygamberleri öldürmekle, kibirlenmekle, taşkınlık ve düşmanlıkla iki defa mutlaka bozgunculuk çıkaracaklarını bildirdik.
2116. Metin
فإذا وقع منهم الإفساد الأول سَلَّطْنا عليهم عبادًا لنا ذوي شجاعة وقوة شديدة، يغلبونكم ويقتلونكم ويشردونكم، فطافوا بين ديارهم مفسدين، وكان ذلك وعدًا لا بدَّ مِن وقوعه؛ لوجود سببه منهم.
Bu iki bozgunculuktan ilki gerçekleştiğinde, üzerinize çok cesur ve çetin bir güce sahip kullarımızı musallat ettik; size üstün geldiler, sizi öldürdüler ve sürgün ettiler; böylece yurtların aralarında dolaşıp tahribat yaptılar. Bu, sebebi kendilerinden kaynaklandığı için mutlaka gerçekleşmesi gereken bir vaatti.
2117. Metin
ثم رَدَدْنا لكم -يا بني إسرائيل- الغلبة والظهور على أعدائكم الذين سُلِّطوا عليكم، وأكثرنا أرزاقكم وأولادكم، وقَوَّيناكم وجعلناكم أكثر عددًا من عدوكم؛ وذلك بسبب إحسانكم وخضوعكم لله.
Sonra -ey İsrailoğulları- üzerinize musallat edilen düşmanlarınıza karşı üstünlüğü ve galibiyeti size tekrar verdik; mallarınızı ve çocuklarınızı çoğalttık, sizi güçlendirdik ve sayınızı düşmanınızdan daha çok kıldık. Bu da sizin iyilik yapmanız ve Allah'a boyun eğmeniz sebebiyledir.
2118. Metin
إن أحسنتم أفعالكم وأقوالكم فقد أحسنتم لأنفسكم؛ لأن ثواب ذلك عائد إليكم، وإن أسأتم فعقاب ذلك عائد عليكم، فإذا حان موعد الإفساد الثاني سَلَّطْنا عليكم أعداءكم مرة أخرى؛ ليذلوكم ويغلبوكم، فتظهر آثار الإهانة والمذلة على وجوهكم، وليدخلوا عليكم «بيت المقدس» فيخرِّبوه، كما خرَّبوه أول مرة، وليدمروا كل ما وقع تحت أيديهم تدميرًا كاملا.
Eğer fiillerinizi ve sözlerinizi güzel yaparsanız, kendinize iyilik etmiş olursunuz; çünkü bunun sevabı size döner. Şayet kötülük yaparsanız, bunun cezası da aleyhinize olur. İkinci bozgunculuğun vakti gelince, sizi rezil edip yensinler, aşağılanma ve zilletin izleri yüzlerinizde belirtsin, ilk kez harap ettikleri gibi Beytü'l-Makdis'e girip orayı tahrip etsinler ve ellerinin altına geçen her şeyi tamamen yerle bir etsinler diye düşmanlarınızı üzerinize tekrar musallat ettik.
2119. Metin
عسى ربكم -يا بني إسرائيل- أن يرحمكم بعد انتقامه إن تبتم وأصلحتم، وإن عدتم إلى الإفساد والظلم عُدْنا إلى عقابكم ومذلَّتكم. وجعلنا جهنم لكم وللكافرين عامة سجنًا لا خروج منه أبدا. وفي هذه الآية وما قبلها، تحذير لهذه الأمة من العمل بالمعاصي؛ لئلا يصيبها مثل ما أصاب بني إسرائيل، فسنن الله واحدة لا تبدل ولا تغير.
Umulur ki Rabbiniz -ey İsrailoğulları- intikamından sonra, eğer tövbe edip ıslah olursanız size merhamet eder. Şayet tekrar bozgunculuğa ve zulme dönerseniz, biz de sizi cezalandırmaya ve zelil kılmaya döneriz. Cehennemi de sizin için ve genel olarak tüm kafirler için asla çıkışı olmayan bir zindan kıldık. Bu ayette ve öncesinde, İsrailoğullarının başına gelenlerin kendi başına gelmemesi için bu ümmete günahları işlemekten bir uyarı vardır; zira Allah'ın kanunları tektir, asla değişmez ve başkalaşmaz.
2120. Metin
إن هذا القرآن الذي أنزلناه على عبدنا محمد ﷺ يرشد الناس إلى أحسن الطرق، وهي ملة الإسلام، ويبشر المؤمنين الذين يعملون بما أمرهم الله به، وينتهون عمَّا نهاهم عنه، بأن لهم ثوابًا عظيمًا، وأن الذين لا يصدقون بالدار الآخرة وما فيها من الجزاء أعددنا لهم عذابًا موجعًا في النار.
Kulumuz Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem indirdiğimiz bu Kur'an, insanları en güzel yola, yani İslam dinine iletir; Allah'ın kendilerine emrettiği şeyleri yapan ve yasakladıklarından kaçınan müminlere kendileri için büyük bir mükafat olduğunu, ahiret yurdunu ve oradaki karşılığı tasdik etmeyenlere ise cehennemde can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.
2121. Metin
ويدعو الإنسان أحيانًا على نفسه أو ولده أو ماله بالشر، وذلك عند الغضب، مثل ما يدعو بالخير، وهذا من جهل الإنسان وعجلته، ومن رحمة الله به أنه يستجيب له في دعائه بالخير دون الشر؛ لأنه يعلم منه عدم القصد إلى إرادة ذلك، وكان الإنسان بطبعه عجولا.
İnsan bazen öfke anında, hayra dua ettiği gibi kendi aleyhine, çocuğuna yahut malına şer ile beddua eder. Bu, insanın cehaletinden ve aceleciliğindendir. Allah'ın ona olan merhametindendir ki, onun bunu kastetmediğini bildiği için şer duasına değil hayır duasına icabet eder. İnsan tabiatı gereği pek acelecidir.
2122. Metin
وجعلنا الليل والنهار علامتين دالَّتين على وحدانيتنا وقدرتنا، فمَحَوْنا علامة الليل -وهي القمر- وجعلنا علامة النهار -وهي الشمس- مضيئة؛ ليبصر الإنسان في ضوء النهار كيف يتصرف في شؤون معاشه، ويخلد في الليل إلى السكن والراحة، وليعلم الناس -من تعاقب الليل والنهار- عدد السنين وحساب الأشهر والأيام، فيرتبون عليها ما يشاؤون من مصالحهم. وكل شيء بيَّناه تبيينًا كافيًا.
Geceyi ve gündüzü birliğimize ve kudretimize delalet eden iki ayet (işaret) kıldık. Gece ayetini -ki o aydır- sildik, gündüz ayetini -ki o güneştir- aydınlatıcı yaptık ki insan gündüzün ışığında geçim işlerini nasıl yürüteceğini görsün, gecede ise sükunete ve istirahate çekilsin; ayrıca insanlar gece ile gündüzün ardı ardına gelişinden yılların sayısını, ayların ve günlerin hesabını bilsinler ve buna göre diledikleri maslahatlarını düzenlesinler. Biz her şeyi yeteri kadar açıkladık.
2123. Metin
وكل إنسان يجعل الله ما عمله مِن خير أو شر ملازمًا له، فلا يحاسَب بعمل غيره، ولا يحاسَب غيره بعمله، ويخرج الله له يوم القيامة كتابًا قد سُجِّلت فيه أعماله يراه مفتوحًا.
Allah her insanın yaptığı hayır veya şer ameli boynuna dolamıştır (kendisine ayrılmaz kılmıştır); bu yüzden hiç kimse başkasının ameliyle hesaba çekilmez, başkası da onun ameliyle hesaba çekilmez. Allah kıyamet günü onun için, amellerinin kaydedildiği açık göreceği bir kitap çıkarır.
2124. Metin
يقال له: اقرأ كتاب أعمالك، فيقرأ، وإن لم يكن يعرف القراءة في الدنيا، تكفيك نفسك اليوم محصية عليك عملك، فتعرف ما عليها من جزاء. وهذا من أعظم العدل والإنصاف أن يقال للعبد: حاسِبْ نفسك، كفى بها حسيبًا عليك.
Ona: “Amel defterini oku!” denir; dünyada okuma bilmese dahi okur. “Bugün amellerini sayıcı olarak kendi nefsin sana yeter; böylece aleyhine olan karşılığı öğrenirsin.” Bu, kula: “Kendi nefsini hesaba çek, aleyhine hesap görücü olarak o yeter” denilmesi en büyük adalet ve insaftandır.
2125. Metin
من اهتدى فاتبع طريق الحق فإنما يعود ثواب ذلك عليه وحده، ومن حاد واتبع طريق الباطل فإنما يعود عقاب ذلك عليه وحده، ولا تحمل نفس مذنبة إثم نفس مذنبة أخرى. ولا يعذب الله أحدًا إلا بعد إقامة الحجة عليه بإرسال الرسل وإنزال الكتب.
Kim hidayete erip hak yolu tutarsa, bunun mükafatı sadece kendisinedir. Kim de sapıp batıl yolu tutarsa, bunun cezası da sadece kendi aleyhinedir. Hiçbir günahkar nefis, bir başka günahkar nefsin günahını yüklenmez. Allah, peygamberler gönderip kitaplar indirerek hücceti ikame etmedikçe hiç kimseye azap etmez.
2126. Metin
وإذا أردنا إهلاك أهل قرية لظلمهم أَمَرْنا مترفيهم بطاعة الله وتوحيده وتصديق رسله، وغيرهم تبع لهم، فعصَوا أمر ربهم وكذَّبوا رسله، فحقَّ عليهم القول بالعذاب الذي لا مردَّ له، فاستأصلناهم بالهلاك التام.
Bir memleket halkını zulümleri sebebiyle helak etmek istediğimiz zaman, onların varlıklı/şımarık olanlarına Allah'a itaati, O'nu birlemeyi ve peygamberlerini tasdik etmeyi emrederiz; diğerleri de onlara tabi olur. Fakat onlar Rablerinin emrine karşı gelir ve peygamberlerini yalanlarlar; böylece haklarında geri çevrilmesi mümkün olmayan azap sözü kesinleşir, biz de onları kökten tamamen helak ederiz.
2127. Metin
وكثيرا أهلكنا من الأمم المكذبة رسلها مِن بعد نبي الله نوح. وكفى بربك -أيها الرسول- أنه عالم بجميع أعمال عباده، لا تخفى عليه خافية.
Allah'ın peygamberi Nuh'tan sonra peygamberlerini yalanlayan nice nesilleri helak ettik. -Ey Peygamber- Rabbinin, kullarının bütün amellerini bilmesi yeter; O'na hiçbir şey gizli kalmaz.
2128. Metin
من كان طلبه الدنيا العاجلة، وسعى لها وحدها، ولم يصدِّق بالآخرة، ولم يعمل لها، عجَّل الله له فيها ما يشاؤه الله ويريده مما كتبه له في اللوح المحفوظ، ثم يجعل الله له في الآخرة جهنم، يدخلها ملومًا مطرودًا من رحمته ﷿؛ وذلك بسبب إرادته الدنيا وسعيه لها دون الآخرة.
Kim peşin olan dünyayı ister, yalnızca onun için çabalar, ahireti tasdik etmez ve onun için amel işlemezse; Allah ona Levh-i Mahfuz'da yazdığı şeylerden dilediği ve murat ettiği kadarını dünyada çabucak verir. Sonra ahirette onun için cehennemi hazırlar; dünyayı isteyip ahireti terk ederek sadece dünya için çabalamasından ötürü kınanmış ve O'nun azze ve celle rahmetinden kovulmuş olarak oraya girer.
2129. Metin
ومَن قصد بعمله الصالح ثواب الدار الآخرة الباقية، وسعى لها بطاعة الله تعالى، وهو مؤمن بالله وثوابه وعظيم جزائه، فأولئك كان عملهم مقبولا مُدَّخرًا لهم عند ربهم، وسيثابون عليه.
Kim de salih ameliyle baki olan ahiret yurdunun mükafatını diler, Allah'a, O'nun sevabına ve büyük karşılığına inanmış bir mümin olarak Yüce Allah'a itaatle onun için çabalarsa; işte onların amelleri kabul edilmiş, Rableri katında kendileri için biriktirilmiş olur ve bununla mükafatlandırılırlar.
2130. Metin
كل فريق من العاملين للدنيا الفانية، والعاملين للآخرة الباقية نزيده مِن رزقنا، فنرزق المؤمنين والكافرين في الدنيا؛ فإن الرزق مِن عطاء ربك تفضلا منه، وما كان عطاء ربك ممنوعا من أحد مؤمنًا كان أم كافرًا.
Fani dünya için çalışanlardan ve baki ahiret için çalışanlardan her bir gruba rızkımızdan artırarak veririz; böylece dünyada hem müminleri hem kafirleri rızıklandırırız. Zira rızık, Rabbinin bir lütfu olarak O'nun bağışındandır; Rabbinin bağışı ise mümin olsun kafir olsun kimseden engellenmiş değildir.
2131. Metin
تأمل -أيها الرسول- في كيفية تفضيل الله بعض الناس على بعض في الدنيا في الرزق والعمل، ولَلآخرة أكبرُ درجات للمؤمنين وأكبر تفضيلا.
-Ey Peygamber- Allah'ın dünyada rızık ve amel bakımından insanların kimini kimine nasıl üstün kıldığına bir bak! Müminler için ahiret ise dereceler bakımından elbette daha büyüktür ve üstünlük bakımından da daha büyüktür.
2132. Metin
لا تجعل -أيها الإنسان- مع الله شريكًا له في عبادته، فتبوء بالمذمة والخِذْلان.
-Ey insan- Allah ile birlikte ibadetinde O'na bir ortak tutma; yoksa kınanmış ve yardımsız bırakılmış olursun.
2133. Metin
وأَمَر ربك -أيها الإنسان- وألزم وأوجب أن يفرد ﷾ وحده بالعبادة، وأمر بالإحسان إلى الأب والأم، وبخاصة حالةُ الشيخوخة، فلا تضجر ولا تستثقل شيئًا تراه من أحدهما أو منهما، ولا تسمعهما قولا سيئًا، حتى ولا التأفيف الذي هو أدنى مراتب القول السيئ، ولا يصدر منك إليهما فعل قبيح، ولكن ارفق بهما، وقل لهما -دائما- قولا لينًا لطيفًا.
-Ey insan- Rabbin, yalnızca azze ve celle zatına ibadet edilmesini kesin bir şekilde emretmiş, bağlayıcı ve farz kılmıştır. Anne ve babaya, özellikle de yaşlılık hallerinde iyilik yapılmasını emretmiştir; bundan dolayı birinden yahut her ikisinden gördüğün bir şey karşısında canını sıkma, bunu ağır bulma, kötü sözün en alt mertebesi olan 'öf' bile olsa onlara kötü bir söz işittirme, onlara karşı kötü bir fiil sergileme; bilakis onlara şefkat göster ve her daim kendilerine tatlı, yumuşak ve güzel söz söyle.
2134. Metin
وكُنْ لأمك وأبيك ذليلا متواضعًا رحمة بهما، واطلب من ربك أن يرحمهما برحمته الواسعة أحياءً وأمواتًا، كما صبرا على تربيتك طفلا ضعيف الحول والقوة.
Onlara olan merhametinden dolayı anne ve babana karşı alçakgönüllü ve boyun eğici ol; senin güçsüz ve kuvvetsiz bir çocuk olduğun dönemde seni yetiştirmeye katlandıkları gibi, hayatta ve vefat etmişken geniş rahmetiyle onlara merhamet etmesini Rabbinden iste.
2135. Metin
ربكم -أيها الناس- أعلم بما في ضمائركم من خير وشر. إن تكن إرادتكم ومقاصدكم مرضاة الله وما يقربكم إليه، فإنه كان -سبحانه- للراجعين إليه في جميع الأوقات غفورًا، فمَن عَلِمَ الله أنه ليس في قلبه إلا الإنابة إليه ومحبته، فإنه يعفو عنه، ويغفر له ما يعرض من صغائر الذنوب، مما هو من مقتضى الطبائع البشرية.
-Ey insanlar- Rabbiniz, içlerinizde gizlediğiniz hayrı da şerri de en iyi bilendir. Şayet niyet ve maksatlarınız Allah'ın rızası ve sizi O'na yaklaştıracak şeyler olursa, şüphesiz O -Subhânehû- her vakitte kendisine dönenleri çok bağışlayıcıdır. Allah, kalbinde yalnızca kendisine yönelme ve O'nun sevgisi bulunduğunu bildiği kimseyi affeder ve beşeri tabiatın gereği olarak arız olan küçük günahlarını bağışlar.
2136. Metin
وأحسِنْ إلى كل مَن له صلة قرابة بك، وأعطه حقه من الإحسان والبر، وأعط المسكين الذي لا يملك ما يكفيه ويسد حاجته، والمسافر المنقطع عن أهله وماله، ولا تنفق مالك في غير طاعة الله، أو على وجه الإسراف والتبذير.
Akrabalık bağı bulunan herkese iyilik yap, iyilik ve ihsandan olan hakkını ona ver. Kendisine yetecek ve ihtiyacını giderecek bir şeyi bulunmayan yoksula, ailesinden ve malından uzakta kalmış yolcuya da hakkını ver. Malını Allah'a itaatin dışında yahut israf ve saçıp savurma yoluyla harcama.
2137. Metin
إن المسرفين والمنفقين أموالهم في معاصي الله هم أشباه الشياطين في الشر والفساد والمعصية، وكان الشيطان كثير الكفران شديدَ الجحود لنعمة ربه.
İsraf edenler ve mallarını Allah'a isyan yolunda harcayanlar, şer, fesat ve günahta şeytanların benzerleridir. Şeytan ise Rabbine karşı son derece nankör ve O'nun nimetini çokça inkâr edendir.
2138. Metin
وإن أعرضت عن إعطاء هؤلاء الذين أُمِرْت بإعطائهم؛ لعدم وجود ما تعطيهم منه طلبًا لرزق تنتظره من عند ربك، فقل لهم قولا ليِّنًا لطيفًا، كالدعاء لهم بالغنى وسعة الرزق، وعِدْهم بأن الله إذا أيسر من فضله رزقًا أنك تعطيهم منه.
Şayet kendilerine vermen emredilen bu kimselere verecek bir şeyin bulunmaması sebebiyle Rabbinden beklediğin bir rızkı aramak üzere onlardan yüz çevirmek zorunda kalırsan, kendilerine zenginlik ve bol rızık dileğinde bulunmak gibi tatlı ve yumuşak söz söyle; Allah lütfundan bir rızık kolaylaştırdığında onlara bundan vereceğini vadet.
2139. Metin
ولا تمسك يدك عن الإنفاق في سبيل الخير، مضيِّقًا على نفسك وأهلك والمحتاجين، ولا تسرف في الإنفاق، فتعطي فوق طاقتك، فتقعد ملومًا يلومك الناس ويذمونك، نادمًا على تبذيرك وضياع مالك.
Hayır yolunda harcamaktan elini sımsıkı çekip kendine, ailene ve muhtaçlara darlık verme; gücünün üstünde verecek şekilde harcamada büsbütün saçıp savurma da; sonra insanların seni kınadığı ve yerdiği kınanmış bir halde, saçıp savurmana ve malını ziyan etmene pişman olmuş olarak oturup kalırsın.
2140. Metin
إن ربك يوسِّع الرزق على بعض الناس، ويضيِّقه على بعضهم، وَفْق علمه وحكمته ﷾. إنه هو المطَّلِع على خفايا عباده، لا يغيب عن علمه شيء من أحوالهم.
Şüphesiz Rabbin, ilmi ve hikmeti uyarınca azze ve celle rızkı dilediği bazı insanlara genişletir, dilediği bazılarına da daraltır. O, kullarının gizliliklerine bütünüyle vakıftır; onların hallerinden hiçbir şey O'nun ilminden gizli kalmaz.
2141. Metin
وإذا علمتم أن الرزق بيد الله سبحانه فلا تقتلوا -أيها الناس- أولادكم خوفًا من الفقر؛ فإنه -سبحانه- هو الرزاق لعباده، يرزق الأبناء كما يرزق الآباء، إنَّ قَتْلَ الأولاد ذنب عظيم.
Rızkın Allah Subhânehû'nun elinde olduğunu bildiğiniz zaman -ey insanlar- fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; zira kullarını rızıklandıran O -Subhânehû-dur; babaları rızıklandırdığı gibi çocukları da rızıklandırır. Şüphesiz çocukları öldürmek pek büyük bir günahtır.
2142. Metin
ولا تقربوا الزنى ودواعيه؛ كي لا تقعوا فيه، إنه كان فعلا بالغ القبح، وبئس الطريق طريقه.
Zinaya ve ona götüren yollara yaklaşmayın ki içine düşmeyesiniz; zira o, son derece çirkin bir fiildir ve yolu da pek kötü bir yoldur.
2143. Metin
ولا تقتلوا النفس التي حرم الله قَتْلها إلا بالحق الشرعي كالقصاص أو رجم الزاني المحصن أو قتل المرتد. ومن قُتِل بغير حق شرعي فقد جعلنا لولي أمره مِن وارث أو حاكم حجة في طلب قَتْل قاتله أو الدية، ولا يصح لولي أمر المقتول أن يجاوز حدَّ الله في القصاص كأن يقتل بالواحد اثنين أو جماعة، أو يُمَثِّل بالقاتل، إن الله معين وليَّ المقتول على القاتل حتى يتمكن مِن قَتْله قصاصًا.
Kısas, evli zâninin recmedilmesi yahut dinden dönenin öldürülmesi gibi meşru bir hak olmadıkça Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, onun varisinden veya yöneticiden olan velisine, katilinin öldürülmesini isteme veya diyet talep etme hususunda bir yetki verdik. Öldürülenin velisi, bir kişiye karşılık iki kişiyi veya bir topluluğu öldürmek yahut katile işkence etmek (müsle yapmak) gibi kısasta Allah'ın sınırını aşamaz. Şüphesiz Allah, katili kısasen öldürmeye güç yetirebilsin diye öldürülenin velisinin yardımcısıdır.
2144. Metin
ولا تتصرَّفوا في أموال الأطفال الذين مات آباؤهم وهم دون سن البلوغ، وصاروا في كفالتكم، إلا بالطريقة التي هي أحسن لهم، وهي التثمير والتنمية، حتى يبلغ الطفل اليتيم سنَّ البلوغ، وحسن التصرف في المال، وأتموا الوفاء بكل عهد التزمتم به. إن العهد يسأل الله عنه صاحبه يوم القيامة، فيثيبه إذا أتمه ووفَّاه، ويعاقبه إذا خان فيه.
Buluğ çağına ermeden babaları vefat eden ve bakımınız altına giren çocukların mallarına, yetim çocuk buluğ çağına ve malı güzelce idare etme olgunluğuna erinceye kadar, sadece onların yararına en güzel olan yöntemle (onu işletip büyüterek) tasarruf edin. Yüklendiğiniz her ahdi tastamam yerine getirin. Şüphesiz ahitten dolayı kıyamet günü Allah sahibini sorgulayacak; onu tam yapıp yerine getirdiyse mükafatlandıracak, ona hıyanet ettiyse cezalandıracaktır.
2145. Metin
وأتموا الكيل، ولا تنقصوه إذا كِلْتم لغيركم، وزِنوا بالميزان السوي، إن العدل في الكيل والوزن خير لكم في الدنيا، وأحسن عاقبة عند الله في الآخرة.
Başkalarına ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın, eksiltmeyin ve doğru teraziyle tartın. Ölçü ve tartıda adaletli olmak, sizin için dünyada daha hayırlı ve ahirette Allah katında sonuç bakımından daha güzeldir.
2146. Metin
ولا تتبع -أيها الإنسان- ما لا تعلم، بل تأكَّد وتثبَّت. إن الإنسان مسؤول عما استعمَل فيه سمعه وبصره وفؤاده، فإذا استعمَلها في الخير نال الثواب، وإذا استعملها في الشر نال العقاب.
-Ey insan- hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; bilakis iyice araştır ve kesin bilgi edin. Şüphesiz insan; kulağını, gözünü ve kalbini nerede kullandığından sorumludur. Şayet bunları hayırda kullandıysa mükafat alır, şerde kullandıysa cezaya uğrar.
2147. Metin
ولا تمش في الأرض مختالا متكبرا؛ فإنك لن تَخْرِق الأرض بمشيك عليها بهذه الصفة، ولن تبلغ الجبال طولا بخيلائك وفخرك وكبرك.
Yeryüzünde çalımlı ve kibirli bir şekilde yürüme; zira sen bu sıfatla yürümekle yeryüzünü asla yaramazsın ve böbürlenmenle, övünmenle ve kibrinle dağların boyuna asla erişemezsin.
2148. Metin
جميع ما تقدَّم ذِكْرُه من أوامر ونواهٍ، يكره الله سيِّئَه، ولا يرضاه لعباده.
Yukarıda zikredilen tüm emir ve yasakların kötü olanları Allah katında mekruhtur; O bunları kulları için razı olmaz.
2149. Metin
ذلك الذي بيَّناه ووضَّحناه من هذه الأحكام الجليلة، من الأمر بمحاسن الأعمال، والنهي عن أراذل الأخلاق مما أوحيناه إليك أيها النبي. ولا تجعل -أيها الإنسان- مع الله تعالى شريكًا له في عبادته، فتُقْذف في نار جهنم تلومك نفسك والناس، وتكون مطرودًا مبعدًا من كل خير.
İşte bu beyan edip açıkladığımız yüce hükümler; güzel amelleri emretmekten ve ahlakın aşağılık olanlarından sakındırmaktan ibaret olup ey Peygamber, sana vahyettiğimiz hikmetlerdendir. -Ey insan- Yüce Allah ile birlikte O'na ibadette bir ortak tutma; yoksa kendin ve insanlar tarafından kınanmış, her türlü hayırdan kovulmuş ve uzaklaştırılmış olarak cehennem ateşine atılırsın.
2150. Metin
أفخصَّكم ربكم -أيها المشركون- بإعطائكم البنين، واتخذ لنفسه الملائكة بنات؟ إن قولكم هذا بالغ القبح والبشاعة، لا يليق بالله ﷾.
-Ey müşrikler- Rabbiniz erkek çocukları size verdi de, melekleri kendisine kız çocukları mı edindi? Şüphesiz bu söylediğiniz söz son derece çirkin ve vahimdir; Allah'a azze ve celle asla yakışmaz.
2151. Metin
ولقد وضَّحْنا ونوَّعْنا في هذا القرآن الأحكام والأمثال والمواعظ؛ ليتعظ الناس ويتدبروا ما ينفعهم فيأخذوه، وما يضرهم فيدَعوه، وما يزيد البيان والتوضيح الظالمين إلا تباعدًا عن الحق، وغفلة عن النظر والاعتبار.
Andolsun ki biz, insanlar ibret alsınlar, kendilerine fayda veren şeyleri düşünüp tutsunlar ve zarar verenleri bıraksınlar diye bu Kur'an'da hükümleri, misalleri ve öğütleri açıkladık ve türlü türlü şekillerde sunduk. Ancak bu açıklama ve beyan, zalimlerin haktan uzaklaşmasını, ibret ve basiretle bakmaktan gaflet etmelerini artırmaktan başka bir şeye yaramaz.
2152. Metin
قل -أيها الرسول- للمشركين: لو أن مع الله آلهة أخرى، إذًا لطلبَتْ تلك الآلهة طريقًا إلى مغالبة الله ذي العرش العظيم.
-Ey Peygamber- müşriklere de ki: Eğer Allah ile birlikte başka ilahlar olsaydı, o zaman o ilahlar pek yüce arşın sahibi olan Allah'a galebe çalmak için bir yol ararlardı.
2153. Metin
تنزَّه الله وتقدَّس عَمَّا يقوله المشركون وتعالى علوًا كبيرًا.
Allah, müşriklerin söylediklerinden münezzeh ve mukaddestir; pek büyük bir yücelikle çok yücedir.
2154. Metin
تُسَبِّح له -سبحانه- السموات السبع والأرضون، ومَن فيهن مِن جميع المخلوقات، وكل شيء في هذا الوجود ينزه الله تعالى تنزيهًا مقرونًا بالثناء والحمد له سبحانه، ولكن لا تدركون -أيها الناس- ذلك. إنه سبحانه كان حليمًا بعباده لا يعاجل مَن عصاه بالعقوبة، غفورًا لهم.
Yedi gök, yerler ve bunlardaki tüm yaratılmışlar O'nu -Subhânehû- tesbih eder. Bu varlık alemindeki her şey Yüce Allah'ı O'na övgü ve hamd ile tesbih ve tenzih eder; lakin -ey insanlar- siz onların tesbihini anlayamazsınız. Şüphesiz O Subhânehû, kullarına karşı çok halimdir, kendisine isyan edeni cezalandırmakta acele etmez; onları çok bağışlayandır.
2155. Metin
وإذا قرأت القرآن فسمعه هؤلاء المشركون، جعلنا بينك وبين الذين لا يؤمنون بالآخرة حجابًا ساترًا يحجب عقولهم عن فَهْمِ القرآن؛ عقابًا لهم على كفرهم وإنكارهم.
Kur'an'ı okuduğun zaman bu müşrikler onu işitince, inkârları ve yalanlamalarının bir cezası olarak akıllarını Kur'an'ı anlamaktan alıkoyan perdeleyici bir engeli seninle ahirete inanmayanların arasına çekeriz.
2156. Metin
وجعلنا على قلوب المشركين أغطية؛ لئلا يفهموا القرآن، وجعلنا في آذانهم صممًا؛ لئلا يسمعوه، وإذا ذَكَرْتَ ربك في القرآن داعيًا لتوحيده ناهيًا عن الشرك به رجعوا على أعقابهم نافرين من قولك؛ استكبارًا واستعظامًا من أن يوحِّدوا الله تعالى في عبادته.
Müşriklerin kalplerine Kur'an'ı anlamasınlar diye örtüler, kulaklarına da onu işitmesinler diye bir ağırlık koyduk. Kur'an'da Rabbini O'nun birliğine davet ederek ve O'na şirk koşmaktan nehyederek andığın zaman, Yüce Allah'ı ibadetinde birlemeyi gururlarına yediremeyip kibirlenerek senin sözünden ürküp arkalarını dönüp kaçarlar.
2157. Metin
نحن أعلم بالذي يستمعه رؤساء قريش، إذ يستمعون إليك، ومقاصدهم سيئة، فليس استماعهم لأجل الاسترشاد وقَبول الحق، ونعلم تَناجيهم حين يقولون: ما تتبعون إلا رجلا أصابه السحر فاختلط عقله.
Kureyş ileri gelenlerinin seni dinlerken ne maksatla dinlediklerini en iyi biz biliriz; onların maksatları kötüdür, dinlemeleri doğru yolu bulmak ve hakkı kabul etmek için değildir. Kendi aralarında: “Siz ancak büyülenmiş, aklı karışmış bir adama uyuyorsunuz” diye fısıldaştıklarını da biliyoruz.
2158. Metin
تفكر -أيها الرسول- متعجبًا من قولهم: إن محمدًا ساحر شاعر مجنون!! فجاروا وانحرفوا، ولم يهتدوا إلى طريق الحق والصواب.
-Ey Peygamber- onların: “Muhammed bir büyücüdür, şairdir, delidir!” şeklindeki sözlerine hayret ederek bir düşün! Hak ve doğru yoldan sapıp uzaklaştılar ve artık doğru yolu bulamazlar.
2159. Metin
وقال المشركون منكرين أن يُخْلَقوا خَلْقًا جديدًا بعد أن تبلى عظامهم، وتصير فُتاتًا: أئِنا لمبعوثون يوم القيامة بعثًا جديدًا؟
Müşrikler, kemikleri çürüyüp ufalandıktan sonra yeniden yaratılacaklarını inkâr ederek: “Biz kıyamet günü gerçekten yeni bir yaratılışla diriltilecek miyiz?” dediler.
2160. Metin
قل لهم -أيها الرسول- على جهة التعجيز: كونوا حجارة أو حديدًا في الشدة والقوة، إن قَدَرْتم على ذلك.
-Ey Peygamber- onlara aciz bırakmak maksadıyla de ki: Gücünüz yetiyorsa sertlik ve güç bakımından taş yahut demir olun!
2161. Metin
أو كونوا خلقًا يَعْظُم ويُسْتَبْعَد في عقولكم قبوله فسيقولون -منكرين-: مَن يردُّنا إلى الحياة بعد الموت؟ قل لهم: يعيدكم ويرجعكم الله الذي أنشأكم من العدم أول مرة، وعند سماعهم هذا الرد فسيَهُزُّون رؤوسهم ساخرين متعجبين ويقولون -مستبعدين-: متى يقع هذا البعث؟ قل: وما يدريكم أن هذا البعث الذي تنكرونه وتستبعدونه ربما كان قريب الوقوع.
Yahut akıllarınızda kabulü pek büyük ve imkansız görünen başka bir yaratık olun! Bu defa inkâr ederek: “Ölümden sonra bizi hayata kim geri döndürecek?” diyecekler. Onlara de ki: “Sizi ilk defa yoktan var eden Allah sizi diriltecek ve geri döndürecektir.” Bu cevabı işittiklerinde alay ederek ve şaşırarak başlarını sallayacak ve imkansız görerek: “Bu diriliş ne zaman gerçekleşecek?” diyeceklerdir. De ki: “İnkâr edip uzak gördüğünüz bu dirilişin pek yakın olması umulur.”
2162. Metin
يوم يناديكم خالقكم للخروج من قبوركم، فتستجيبون لأمر الله، وتنقادون له، وله الحمد على كل حال، وتظنون -لهول يوم القيامة- أنكم ما أقمتم في الدنيا إلا زمنًا قليلا؛ لطول لبثكم في الآخرة.
Yaratıcınızın sizi kabirlerinizden çıkmaya çağıracağı gün, Allah'ın emrine icabet eder ve O'na boyun eğersiniz. Her halükarda hamd O'na aittir. Kıyamet gününün dehşetinden dolayı, ahiretteki kalışınızın uzunluğu karşısında dünyada pek az bir süre kaldığınızı sanırsınız.
2163. Metin
وقل لعبادي المؤمنين يقولوا في تخاطبهم وتحاورهم الكلام الحسن الطيب؛ فإنهم إن لم يفعلوا ذلك ألقى الشيطان بينهم العداوة والفساد والخصام. إن الشيطان كان للإنسان عدوًا ظاهر العداوة.
Mümin kullarıma söyle: Birbirleriyle konuşurken ve hitap ederken güzel ve tatlı söz söylesinler. Çünkü onlar böyle yapmazlarsa, şeytan aralarına düşmanlık, fesat ve kavga sokar. Şüphesiz şeytan insan için apaçık bir düşmandır.
2164. Metin
ربكم أعلم بكم -أيها الناس- إن يشأ يرحمكم، فيوفقكم للإيمان، أو إن يشأ يمتكم على الكفر، فيعذبكم، وما أرسلناك -أيها الرسول- عليهم وكيلا تدبِّر أمرهم وتجازيهم على أفعالهم، وإنما مهمتك تبليغ ما أُرْسلتَ به، وبيان الصراط المستقيم.
-Ey insanlar- Rabbiniz sizi en iyi bilendir. Dilerse size merhamet eder de sizi imana muvaffak kılar; dilerse sizi küfür üzere öldürür de size azap eder. -Ey Peygamber- biz seni onların işlerini çekip çeviren ve yaptıklarının cezasını veren bir vekil olarak göndermedik. Senin görevin ancak gönderildiğin şeyi tebliğ etmek ve dosdoğru yolu açıklamaktır.
2165. Metin
وربك -أيها الرسول- أعلم بمَن في السموات والأرض. ولقد فَضَّلْنا بعض النبيين على بعض بالفضائل وكثرة الأتباع وإنزال الكتب، وأعطينا داود ﵇ الزبور.
-Ey Peygamber- Rabbin göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilendir. Andolsun ki biz, bazı peygamberleri birtakım faziletler, tâbilerinin çokluğu ve kitaplar indirilmesi bakımından diğerlerine üstün kıldık ve Davud'a aleyhisselâm da Zebur'u verdik.
2166. Metin
قل -أيها الرسول- لمشركي قومك: إن هذه المعبودات التي تنادونها لكشف الضرِّ عنكم لا تملك ذلك، ولا تقدر على تحويله عنكم إلى غيركم، ولا تقدر على تحويله من حال إلى حال، فالقادر على ذلك هو الله وحده.
-Ey Peygamber- kavminin müşriklerine de ki: Sıkıntınızı gidermesi için kendilerine yalvardığınız bu ilahlar buna güç yetiremezler; onu sizden başkasına çevirmeye veya bir durumdan başka bir duruma dönüştürmeye de güçleri yetmez. Buna kadir olan yalnızca Allah'tır.
2167. Metin
وهذه الآية عامة في كل ما يُدْعى من دون الله، ميتًا كان أو غائبًا، من الأنبياء والصالحين وغيرهم، بلفظ الاستغاثة أو الدعاء أو غيرهما، فلا معبود بحق إلا الله.
Bu ayet, peygamberlerden, salih kimselerden veya başkalarından olsun; ölü yahut uzakta bulunan ve Allah'tan başka sığınılan (istigâse), dua edilen ya da başka şekillerde yardım istenen herkesi ve her şeyi kapsamaktadır. Zira hak ile ibadet edilecek hiçbir ilah yoktur, ancak Allah vardır.
2168. Metin
أولئك الذين يدعوهم المشركون من الأنبياء والصالحين والملائكة مع الله، يتنافسون في القرب من ربهم بما يقدرون عليه من الأعمال الصالحة، ويأمُلون رحمته ويخافون عذابه، إن عذاب ربك هو ما ينبغي أن يحذره العباد، ويخافوا منه.
Müşriklerin Allah'ın yanı sıra kendilerine yalvardıkları o peygamberler, salih kimseler ve melekler; güçlerinin yettiği salih amellerle Rablerine yakın olmak için yarışırlar, O'nun rahmetini umar ve azabından korkarlar. Şüphesiz Rabbinin azabı, kulların sakınması ve korkması gereken bir azaptır.
2169. Metin
ويتوعَّد الله الكفار بأنه ما من قريةٍ كافرة مكذبة للرسل إلا وسينزل بها عقابه بالهلاك في الدنيا قبل يوم القيامة أو بالعذاب الشديد لأهلها، كتاب كتبه الله وقضاء أبرمه لا بد مِن وقوعه، وهو مسطور في اللوح المحفوظ.
Allah kâfirleri, peygamberleri yalanlayan inkârcı hiçbir belde yoktur ki kıyamet gününden önce dünyada helak edilmek suretiyle veya halkına şiddetli bir azapla O'nun cezasına uğramayacak olsun diye tehdit etmektedir. Bu, Allah'ın yazdığı bir hüküm, gerçekleşmesi kesinleşmiş bir kazadır ve Levh-i Mahfuz'da yazılıdır.
2170. Metin
وما منعَنا من إنزال المعجزات التي سألها المشركون إلا تكذيب مَن سبقهم من الأمم، فقد أجابهم الله إلى ما طلبوا فكذَّبوا وهلكوا. وأعطينا ثمود -وهم قوم صالح- معجزة واضحة وهي الناقة، فكفروا بها فأهلكناهم. وما إرسالنا الرسل بالآيات والعبر والمعجزات التي جعلناها على أيديهم إلا تخويف للعباد؛ ليعتبروا ويتذكروا.
Müşriklerin istedikleri mucizeleri indirmekten bizi alıkoyan şey, ancak önceki ümmetlerin [bu tür mucizeleri] yalanlamış olmasıdır. Allah onlara istediklerini vermiş, onlar ise yalanlamış ve helak olmuşlardı. Semûd'a -ki onlar Salih'in kavmidir- apaçık bir mucize olarak dişi deveyi verdik de onu inkâr ettiler; biz de onları helak ettik. Biz peygamberleri ayetler, ibretler ve ellerine verdiğimiz mucizelerle ancak kulları korkutmak, ibret alsınlar ve düşünüp öğüt alsınlar diye göndeririz.
2171. Metin
واذكر -أيها الرسول- حين قلنا لك: إن ربك أحاط بالناس علمًا وقدرة. وما جعلنا الرؤيا التي أريناكها عِيانًا ليلة الإسراء والمعراج من عجائب المخلوقات إلا اختبارًا للناس؛ ليتميز كافرهم من مؤمنهم، وما جعلنا شجرة الزقوم الملعونة التي ذكرت في القرآن إلا ابتلاء للناس. ونخوِّف المشركين بأنواع العذاب والآيات، ولا يزيدهم التخويف إلا تماديًا في الكفر والضلال.
-Ey Peygamber- hani sana: “Şüphesiz Rabbin insanları ilim ve kudretiyle kuşatmıştır” dediğimizi hatırla. İsra ve Miraç gecesinde sana yaratılmışların harikalarından bizzat gösterdiğimiz müşahedeleri de sırf kâfir olanla mümin olan birbirinden ayrılsın diye insanlar için bir imtihan kıldık. Kur'an'da anılan lanetlenmiş Zakkum ağacını da insanlar için sadece bir imtihan yaptık. Biz müşrikleri çeşitli azap türleri ve ibret verici ayetlerle korkuturuz; fakat bu korkutma onların küfür ve sapıklıkta daha da azgınlaşmasından başka bir şeyi artırmaz.
2172. Metin
واذكر قولنا للملائكة: اسجدوا لآدم تحية وتكريمًا، فسجدوا جميعًا إلا إبليس، استكبر وامتنع عن السجود قائلا على سبيل الإنكار والاستكبار: أأسجد لهذا الضعيف، المخلوق من الطين؟
Meleklere: “Selamlama ve hürmet kastıyla Âdem'e secde edin” dediğimizi hatırla. İblis hariç hepsi secde etti; o ise büyüklük taslayıp secde etmekten kaçındı ve inkâr ve kibirle: “Çamurdan yaratılmış bu zayıfa mı secde edeceğim?” dedi.
2173. Metin
وقال إبليس جراءة على الله وكفرًا به: أرأيت هذا المخلوق الذي ميزته عليَّ؟ لئن أبقيتني حيًا إلى يوم القيامة لأستولينَّ على ذريته بالإغواء والإفساد، إلا المخلصين منهم في الإيمان، وهم قليل.
İblis, Allah'a karşı cüretkârlık ve nankörlükle şöyle dedi: “Benden üstün tuttuğun şu varlığı gördün mü? Eğer beni kıyamet gününe kadar yaşatırsan, içlerinden imanda ihlaslı olan pek azı müstesna, onun soyunu saptırıp bozarak mutlaka hükmüm altına alacağım.”
2174. Metin
قال الله تعالى مهددًا إبليس وأتباعه: اذهب فمَن تبعك مِن ذرية آدم، فأطاعك، فإن عقابك وعقابهم وافر في نار جهنم.
Yüce Allah, İblis ve ona uyanları tehdit ederek şöyle buyurdu: “Git! Âdem'in soyundan kim sana uyar ve itaat ederse, şüphesiz senin cezan da onların cezası da cehennem ateşinde tastamam verilecektir.”
2175. Metin
واستَخْفِف كل مَن تستطيع استخفافه منهم بدعوتك إياه إلى معصيتي، واجمع عليهم كل ما تقدر عليه مِن جنودك من كل راكب وراجل، واجعل لنفسك شِرْكة في أموالهم بأن يكسبوها من الحرام، وشِرْكة في الأولاد بتزيين الزنى والمعاصي، ومخالفة أوامر الله حتى يكثر الفجور والفساد، وعِدْ أتباعك مِن ذرية آدم الوعود الكاذبة، فكل وعود الشيطان باطلة وغرور.
“Onlardan gücünün yettiği kimseleri bana isyana çağırarak yoldan çıkar; süvarinle ve piyadenle bütün askerlerini toplayıp üzerlerine sür; haramdan kazanmalarını sağlayarak mallarına, zinayı ve günahları süsleyip Allah'ın emirlerine karşı gelmelerini sağlayarak ve böylece ahlaksızlık ile fesadı artırarak çocuklarına ortak ol. Âdem'in soyundan sana uyanlara yalan vaatlerde bulun. Zira şeytanın bütün vaatleri batıldan ve aldatmacadan ibarettir.”
2176. Metin
إن عبادي المؤمنين المخلصين الذين أطاعوني ليس لك قدرة على إغوائهم، وكفى بربك -أيها النبي- عاصمًا وحافظًا للمؤمنين مِن كيد الشيطان وغروره.
Şüphesiz bana itaat eden ihlaslı mümin kullarımı saptırmaya senin gücün yetmez. -Ey Peygamber- müminleri şeytanın tuzağından ve aldatmasından koruyucu ve muhafaza edici olarak Rabbin yeter.
2177. Metin
ربكم -أيها الناس- هو الذي يُسَيِّر لكم السفن في البحر؛ لتطلبوا رزق الله في أسفاركم وتجاراتكم. إن الله سبحانه كان رحيمًا بعباده.
-Ey insanlar- yolculuklarınızda ve ticaretlerinizde Allah'ın rızkını arayasınız diye denizde gemileri sizin için yüzdüren Rabbinizdir. Şüphesiz Allah Subhânehû kullarına karşı çok merhametlidir.
2178. Metin
وإذا أصابتكم شدة في البحر حتى أشرفتم على الغرق والهلاك، غاب عن عقولكم الذين تعبدونهم من الآلهة، وتذكَّرتم الله القدير وحده؛ ليغيثكم وينقذكم، فأخلصتم له في طلب العون والإغاثة، فأغاثكم ونجَّاكم، فلمَّا نجاكم إلى البر أعرضتم عن الإيمان والإخلاص والعمل الصالح، وهذا من جهل الإنسان وكفره. وكان الإنسان جحودًا لنعم الله ﷿.
Denizde başınıza boğulup helak olma noktasına varacak bir sıkıntı geldiğinde, ibadet ettiğiniz sahte ilahlar aklınızdan çıkıp gider ve sizi kurtarıp yardım etmesi için yalnız kadir olan Allah'ı hatırlarsınız. Yardım ve kurtuluş dilemede O'na ihlasla yönelirsiniz; O da size yardım edip sizi kurtarır. Sizi karaya çıkarıp kurtardığında ise imandan, ihlastan ve salih amelden yüz çevirirsiniz. Bu, insanın cehaletinden ve nankörlüğündendir. İnsan, Allah azze ve celle'nin nimetlerine karşı pek nankördür.
2179. Metin
أغَفَلْتم -أيها الناس- عن عذاب الله، فأمنتم أن تنهار بكم الأرض خسفًا، أو يُمْطركم الله بحجارة من السماء فتقتلكم، ثم لا تجدوا أحدًا يحفظكم مِن عذابه؟
-Ey insanlar- Allah'ın azabından gafil kalıp yerin sizi dibe geçirmesinden yahut Allah'ın gökten üzerinize sizi öldürecek taşlar yağdırmasından, sonra da kendinizi O'nun azabından koruyacak bir kimse bulamamaktan güvende mi oldunuz?
2180. Metin
أم أمنتم -أيها الناس- ربكم، وقد كفرتم به أن يعيدكم في البحر مرة أخرى، فيرسل عليكم ريحًا شديدة، تكسِّر كل ما أتت عليه، فيغرقكم بسبب كفركم، ثم لا تجدوا لكم علينا أي تبعة ومطالبة؛ فإن الله لم يظلمكم مثقال ذرة؟
Yoksa -ey insanlar- O'nu inkâr etmişken, Rabbinizin sizi tekrar denize döndürüp üzerinize önüne geleni kıran şiddetli bir fırtına göndermesinden ve inkârınız sebebiyle sizi boğmasından, sonra da bize karşı kendiniz için hiçbir hak iddia edici ve hesap sorucu bulamamaktan güvende mi oldunuz? Zira Allah size zerre ağırlığınca bile zulmetmemiştir.
2181. Metin
ولقد كرَّمنا ذرية آدم بالعقل وإرسال الرسل، وسَخَّرنا لهم جميع ما في الكون، وسَخَّرنا لهم الدواب في البر والسفن في البحر لحملهم، ورزقناهم من طيبات المطاعم والمشارب، وفضَّلناهم على كثير من المخلوقات تفضيلا عظيمًا.
Andolsun ki biz Âdemoğlunu akıl vererek ve peygamberler göndererek şerefli kıldık; evrendeki her şeyi onların hizmetine verdik; kendilerini taşımaları için karada binekleri, denizde gemileri boyun eğdirdik; onları tertemiz yiyecek ve içeceklerle rızıklandırdık ve yarattıklarımızın birçoğundan onları büyük bir üstünlükle üstün kıldık.
2182. Metin
اذكر -أيها الرسول- يوم البعث مبشرًا ومخوفًا، حين يدعو الله ﷿ كل جماعة من الناس مع إمامهم الذي كانوا يقتدون به في الدنيا، فمن كان منهم صالحًا، وأُعطي كتاب أعماله بيمينه، فهؤلاء يقرؤون كتاب حسناتهم فرحين مستبشرين، ولا يُنْقَصون من ثواب أعمالهم الصالحة شيئًا، وإن كان مقدارَ الخيط الذي يكون في شَقِّ النواة.
-Ey Peygamber- müjdeleyici ve korkutucu olarak, Allah azze ve celle'nin bütün insan topluluklarını dünyada kendilerine uydukları önderleriyle birlikte çağıracağı diriliş gününü hatırla. İçlerinden kim salih olur ve amel defteri sağından verilirse, işte onlar sevinç ve müjde içinde sevap defterlerini okurlar ve salih amellerinin mükâfatından hurma çekirdeğinin yarığındaki iplik kadar bile eksiltilmezler.
2183. Metin
ومن كان في هذه الدنيا أعمى القلب عن دلائل قدرة الله فلم يؤمن بما جاء به الرسول محمد ﷺ فهو في يوم القيامة أشدُّ عمى عن سلوك طريق الجنة، وأضل طريقًا عن الهداية والرشاد.
Kim bu dünyada Allah'ın kudret delillerine karşı kalp gözü kör olup Peygamber Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem getirdiklerine inanmamışsa, o kıyamet gününde cennet yolunu bulma hususunda daha da kör ve hidayet ile doğru yoldan daha da sapmıştır.
2184. Metin
ولقد قارب المشركون أن يصرفوك -أيها الرسول- عن القرآن الذي أنزله الله إليك؛ لتختلق علينا غير ما أوحينا إليك، ولو فعلت ما أرادوه لاتخذوك حبيبًا خالصًا.
Andolsun ki müşrikler, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurasın diye neredeyse seni Allah'ın sana indirdiği Kur'an'dan saptıracaklardı. Şayet onların istediklerini yapsaydın, seni kesinlikle candan bir dost edinirlerdi.
2185. Metin
ولولا أن ثبَّتناك على الحق، وعصمناك عن موافقتهم، لَقاربْتَ أن تميل إليهم شيئا من الميل فيما اقترحوه عليك، لقوة خداعهم وشدة احتيالهم، ولرغبتك في هدايتهم.
Eğer seni hak üzere sabit kılmasaydık ve onlara uymaktan korumasaydık; onların hilelerinin gücü, aldatmacalarının şiddeti ve senin de onların hidayetine olan arzun sebebiyle, teklif ettikleri hususlarda neredeyse onlara birazcık meyledecektin.
2186. Metin
ولو رَكَنت -أيها الرسول- إلى هؤلاء المشركين ركونًا قليلا فيما سألوك، إذًا لأذقناك مِثْلَي عذاب الحياة في الدنيا ومثْلَي عذاب الممات في الآخرة؛ وذلك لتمام نعمة الله عليك وكمال معرفتك بربك، ثم لا تجد أحدًا ينصرك ويدفع عنك عذابنا.
-Ey Peygamber- şayet senden istedikleri şeylerde bu müşriklere birazcık bile meyletseydin, o takdirde Allah'ın sana olan nimetinin tamlığı ve Rabbini mükemmel şekilde tanıman sebebiyle sana dünyada hayat azabının kat kat fazlasını, ahirette de ölüm azabının kat kat fazlasını tattırırdık; sonra da sana yardım edip azabımızı senden savacak hiç kimse bulamazdın.
2187. Metin
ولقد قارب الكفار أن يخرجوك من «مكة» بإزعاجهم إيَّاك، ولو أخرجوك منها لم يمكثوا فيها بعدك إلا زمنًا قليلا حتى تحل بهم العقوبة العاجلة.
Kâfirler seni tedirgin ve rahatsız ederek neredeyse Mekke'den çıkaracaklardı. Şayet seni oradan çıkarsalardı, kendilerine çarçabuk bir ceza gelene kadar senin ardından orada ancak pek az bir süre kalabilirlerdi.
2188. Metin
تلك سنة الله تعالى في إهلاك الأمة التي تُخرج رسولها من بينها، ولن تجد -أيها الرسول- لسنتنا تغييرًا، فلا خلف في وعدنا.
Peygamberini aralarından çıkaran topluluğu helak etmek, Yüce Allah'ın sünnetidir. -Ey Peygamber- bizim sünnetimizde asla bir değişiklik bulamazsın; vaadimizden dönme söz konusu değildir.
2189. Metin
أقم الصلاة تامة من وقت زوال الشمس عند الظهيرة إلى وقت ظلمة الليل، ويدخل في هذا صلاة الظهر والعصر والمغرب والعشاء، وأقم صلاة الفجر، وأَطِلِ القراءة فيها؛ إن صلاة الفجر تحضرها ملائكة الليل وملائكة النهار.
Güneşin öğle vakti batıya kaymasından gecenin karanlığına kadar namazı eksiksiz kıl; bu vakte öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazları girer. Sabah namazını da kıl ve onda kıraati uzun tut. Çünkü sabah namazına gece melekleri ile gündüz melekleri şahit olurlar.
2190. Metin
وقم -أيها النبي- من نومك بعض الليل، فاقرأ القرآن في صلاة الليل؛ لتكون صلاة الليل زيادة لك في علو القدر ورفع الدرجات، عسى أن يبعثك الله شافعًا للناس يوم القيامة؛ ليرحمهم الله مما يكونون فيه، وتقوم مقامًا يحمدك فيه الأولون والآخرون.
-Ey Peygamber- gecenin bir kısmında uykundan kalk da gece namazında Kur'an oku ki bu gece namazı senin için kadrinin yücelmesine ve derecelerinin yükselmesine bir vesile olsun. Umulur ki Allah, içinde bulundukları durumdan ötürü insanlara merhamet etsin diye kıyamet gününde seni insanlara şefaatçi kılar ve öncekilerin de sonrakilerin de seni öveceği bir makama (Makam-ı Mahmud'a) ulaştırır.
2191. Metin
وقل: ربِّ أدخلني فيما هو خير لي مدخل صدق، وأخرجني مما هو شر لي مخرج صدق، واجعل لي مِن لدنك حجة ثابتة، تنصرني بها على جميع مَن خالفني.
De ki: Rabbim! Beni benim için hayırlı olan yere doğruluk ve dürüstlükle girdir; beni benim için şer olan yerden doğruluk ve dürüstlükle çıkar ve katından bana, bana muhalefet eden herkesin aleyhine yardım edecek kesin ve sarsılmaz bir delil ver.
2192. Metin
وقل -أيها الرسول- للمشركين: جاء الإسلام وذهب الشرك، إن الباطل لا بقاء له ولا ثبات، والحق هو الثابت الباقي الذي لا يزول.
-Ey Peygamber- müşriklere de ki: İslam geldi, şirk yok olup gitti. Şüphesiz batılın kalıcılığı ve devamlılığı yoktur; hak ise sarsılmaz, kalıcı ve yok olmayandır.
2193. Metin
وننزل من آيات القرآن العظيم ما يشفي القلوب مِنَ الأمراض، كالشك والنفاق والجهالة، وما يشفي الأبدان برُقْيتها به، وما يكون سببًا للفوز برحمة الله بما فيه من الإيمان، ولا يزيد هذا القرآن الكفار عند سماعه إلا كفرًا وضلالا؛ لتكذيبهم به وعدم إيمانهم.
Biz yüce Kur'an ayetlerinden şüphe, nifak ve cehalet gibi kalplerdeki hastalıklara şifa olanı, okunup üflenmesiyle (rukye) bedenlere şifa vereni ve içerdiği iman sebebiyle Allah'ın rahmetine kavuşmaya vesile olanı indiririz. Bu Kur'an kâfirlere ise, onu işittiklerinde, yalanlamaları ve inanmamaları sebebiyle küfür ve sapıklıktan başka bir şeyi artırmaz.
2194. Metin
وإذا أنعمنا على الإنسان من حيث هو بمال وعافية ونحوهما، تولَّى وتباعد عن طاعة ربه، وإذا أصابته شدة مِن فقر أو مرض كان قنوطًا؛ لأنه لا يثق بفضل الله تعالى، إلا من عصم الله في حالتي سرَّائه وضرَّائه.
İnsana -insan olması hasebiyle- mal, sağlık ve benzeri bir nimet verdiğimizde yüz çevirir ve Rabbinin itaatinden uzaklaşır. Başına fakirlik yahut hastalık gibi bir sıkıntı geldiğinde ise umutsuzluğa düşer; zira o, Yüce Allah'ın lütfuna güvenmez. Hem bolluk hem darlık anında Allah'ın koruduğu kimseler müstesnadır.
2195. Metin
قل -أيها الرسول- للناس: كل واحد منكم يعمل على ما يليق به من الأحوال، فربكم أعلم بمن هو أهدى طريقًا إلى الحق.
-Ey Peygamber- insanlara de ki: Her biriniz kendi durumuna ve seciyesine uygun olan şekilde amel eder. Rabbiniz, hakka ulaştıran yolda kimin daha doğru gittiğini en iyi bilendir.
2196. Metin
ويسألك الكفار عن حقيقة الروح تعنتًا، فأجبهم بأن حقيقة الروح وأحوالها من الأمور التي استأثر الله بعلمها، وما أُعطيتم أنتم وجميع الناس من العلم إلا شيئًا قليلا.
Kâfirler inat ve zorluk çıkarmak maksadıyla sana ruhun mahiyetini sorarlar. Onlara de ki: Ruhun mahiyeti ve halleri, ilmini Allah'ın sadece kendine sakladığı hususlardandır. Size ve bütün insanlara ilimden ancak pek az bir şey verilmiştir.
2197. Metin
ولئن شئنا مَحْوَ القرآن من قلبك لَقدَرْنا على ذلك، ثم لا تجد لنفسك ناصرًا يمنعنا من فعل ذلك، أو يرد عليك القرآن.
Şayet dileseydik Kur'an'ı senin kalbinden silmeye elbette güç yetirirdik; sonra da bunu yapmaktan bizi alıkoyacak veya Kur'an'ı sana geri getirecek bir yardımcı bulamazdın.
2198. Metin
لكنَّ الله رحمك، فأثبت ذلك في قلبك، إن فضله كان عليك عظيمًا؛ فقد أعطاك هذا القرآن العظيم، والمقام المحمود، وغير ذلك مما لم يؤته أحدًا من العالمين.
Fakat Allah sana merhamet etti de onu kalbinde sabit kıldı. Şüphesiz O'nun sana olan lütfu pek büyüktür; zira sana bu yüce Kur'an'ı, Makam-ı Mahmud'u ve âlemlerden hiç kimseye vermediği başka şeyleri vermiştir.
2199. Metin
قل: لو اتفقت الإنس والجن على محاولة الإتيان بمثل هذا القرآن المعجز لا يستطيعون الإتيان به، ولو تعاونوا وتظاهروا على ذلك.
De ki: İnsanlar ve cinler bu mucizevi Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere bir araya gelseler, bu hususta birbirlerine arka çıkıp yardımlaşsalar bile onun bir benzerini getiremezler.
2200. Metin
ولقد بيَّنَّا ونَوَّعنا للناس في هذا القرآن من كل مثل ينبغي الاعتبار به؛ احتجاجًا بذلك عليهم؛ ليتبعوه ويعملوا به، فأبى أكثر الناس إلا جحودًا للحق وإنكارًا لحجج الله وأدلته.
Andolsun ki biz, insanlara aleyhlerinde bir delil olsun, ona uyup amel etsinler diye bu Kur'an'da ibret alınması gereken her türlü misali açıkladık ve türlü şekillerde sunduk. Fakat insanların çoğu, hakkı inkâr etmekten ve Allah'ın kesin delilleri ile hüccetlerini yalanlamaktan başka bir şeye yanaşmadı.
2201. Metin
ولما أعجز القرآن المشركين وغلبهم أخذوا يطلبون معجزات وَفْق أهوائهم فقالوا: لن نصدقك -أيها الرسول- ونعمل بما تقول حتى تفجر لنا من أرض «مكة» عينًا جارية.
Kur'an müşrikleri aciz bırakıp mağlup edince, kendi heva ve heveslerine göre mucizeler istemeye başladılar ve dediler ki: “-Ey Peygamber- sen bizim için Mekke toprağından fışkıran bir pınar akıtmadıkça sana asla inanmayız ve söylediğinle amel etmeyiz.”
2202. Metin
أو تكون لك حديقة فيها أنواع النخيل والأعناب، وتجعل الأنهار تجري في وسطها بغزارة.
“Yahut senin içinde türlü hurmalıklar ve üzüm bağları bulunan bir bahçen olsun da ortasından gürül gürül ırmaklar akıtırsın.”
2203. Metin
أو تسقط السماء علينا قطعًا كما زَعَمْتَ، أو تأتي لنا بالله وملائكته، فنشاهدهم مقابلة وعِيانًا.
“Yahut iddia ettiğin gibi göğü parça parça üzerimize düşürürsün veya Allah'ı ve melekleri karşımıza getirirsin de onları gözlerimizle açıkça görürüz.”
2204. Metin
أو يكون لك بيت من ذهب، أو تصعد في درج إلى السماء، ولن نصدِّقك في صعودك حتى تعود، ومعك كتاب من الله منشور نقرأ فيه أنك رسول الله حقا. قل -أيها الرسول- متعجبًا مِن تعنُّت هؤلاء الكفار: سبحان ربي!! هل أنا إلا عبد من عباده مبلِّغ رسالته؟ فكيف أقدر على فعل ما تطلبون؟
“Yahut altından bir evin olsun ya da merdivenle göğe yükselesin. Fakat senin gerçekten Allah'ın elçisi olduğunu okuyacağımız, Allah'tan gelen açılmış bir kitapla geri dönmedikçe senin göğe yükseldiğine de asla inanmayız.” -Ey Peygamber- bu kâfirlerin inat ve dayatmalarına şaşarak de ki: “Rabbimi tenzih ederim! Ben O'nun kullarından risaletini tebliğ eden bir kuldan başkası mıyım? O halde istediğiniz şeyleri yapmaya nasıl güç yetirebilirim?”
2205. Metin
وما منع الكفارَ من الإيمان بالله ورسوله وطاعتهما، حين جاءهم البيان الكافي من عند الله، إلا قولهم جهلا وإنكارًا: أبعث الله رسولا من جنس البشر؟
Allah katından kendilerine yeterli açıklama geldiğinde, kâfirlerin Allah'a ve elçisine inanıp onlara itaat etmelerine engel olan şey, sadece cehalet ve inkârla: “Allah insan türünden bir peygamber mi gönderdi?” demeleridir.
2206. Metin
قل -أيها الرسول- ردًّا على المشركين إنكارهم أن يكون الرسول من البشر: لو كان في الأرض ملائكة يمشون عليها مطمئنين، لأرسلنا إليهم رسولا من جنسهم، ولكنَّ أهل الأرض بشر، فالرسول إليهم ينبغي أن يكون من جنسهم؛ ليمكنهم مخاطبته وفَهْم كلامه.
-Ey Peygamber- müşriklerin peygamberin bir insan olmasını inkâr etmelerine karşılık de ki: Şayet yeryüzünde güven içinde yürüyen melekler bulunsaydı, elbette onlara kendi cinslerinden bir peygamber gönderirdik. Fakat yeryüzü halkı insandır; dolayısıyla onlara hitap edebilmeleri ve sözünü anlayabilmeleri için peygamberin de kendi cinslerinden olması gerekir.
2207. Metin
قل لهم: كفى بالله شهيدًا بيني وبينكم على صِدْقي وحقيقة نبوَّتي. إنه سبحانه خبير بأحوال عباده، بصير بأعمالهم، وسيجازيهم عليها.
Onlara de ki: Doğruluğuma ve peygamberliğimin hak olduğuna dair benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz O Subhânehû, kullarının hallerinden hakkıyla haberdardır, yaptıklarını hakkıyla görendir ve onların karşılığını verecektir.
2208. Metin
ومن يهده الله فهو المهتدي إلى الحق، ومن يضلله فيخذلْه ويَكِلْه إلى نفسه فلا هادي له من دون الله، وهؤلاء الضُّلال يبعثهم الله يوم القيامة، ويحشرهم على وجوههم، وهم لا يرون ولا ينطقون ولا يسمعون، مصيرهم إلى نار جهنم الملتهبة، كلما سكن لهيبها، وخمدت نارها، زدناهم نارًا ملتهبة متأججة.
Allah kime hidayet verirse işte hakka ulaşan odur; kimi de saptırıp yalnız bırakır ve kendi nefsine terk ederse, artık Allah'tan başka ona hidayet edecek kimse bulamazsın. Allah bu sapıkları kıyamet günü diriltip görmez, konuşmaz ve işitmez bir halde yüzüstü toplayacaktır. Onların varacağı yer alev alev yanan cehennem ateşidir. Ne zaman alevi dursa ve ateşi sönmeye yüz tutsa, onlara alev alev yanan çılgın bir ateş artırırız.
2209. Metin
هذا الذي وُصِف من العذاب عقاب للمشركين؛ بسبب كفرهم بآيات الله وحججه، وتكذيبهم رسله الذين دَعَوْهم إلى عبادته، وقولهم استنكارًا - إذا أُمروا بالتصديق بالبعث -: أإذا متنا وصِرْنا عظامًا بالية وأجزاءً متفتتة نُبعث بعد ذلك خَلْقًا جديدًا؟
Bu tarif edilen azap, Allah'ın ayetlerini ve delillerini inkâr etmeleri, kendilerini O'na ibadete davet eden peygamberlerini yalanlamaları ve dirilişi tasdik etmeleri emredildiğinde inkârla: “Ölüp de çürümüş kemikler ve ufalanmış parçalar haline geldiğimizde gerçekten yeni bir yaratılışla mı diriltileceğiz?” demeleri sebebiyle müşriklerin cezasıdır.
2210. Metin
أَغَفَل هؤلاء المشركون، فلم يتبصروا ويعلموا أن الله الذي خلق السموات والأرض وما فيهن من المخلوقات على غير مثال سابق، قادر على أن يخلق أمثالهم بعد فنائهم؟ وقد جعل الله لهؤلاء المشركين وقتًا محددًا لموتهم وعذابهم، لا شك أنه آتيهم، ومع وضوح الحق ودلائله أبى الكافرون إلا جحودًا لدين الله ﷿.
Bu müşrikler gafil kalıp da düşünüp anlamadılar mı ki, gökleri, yeri ve ikisindeki varlıkları hiçbir ön örneği olmaksızın yaratan Allah, yok oluşlarından sonra onların benzerlerini de yaratmaya kadirdir? Allah bu müşriklerin ölümleri ve azapları için belirlenmiş bir vakit takdir etmiştir ki onun kendilerine geleceğinde hiçbir şüphe yoktur. Fakat hakkın ve delillerinin apaçık olmasına rağmen kâfirler, Allah azze ve celle'nin dinini inkâr etmekten başka bir şeye yanaşmadılar.
2211. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: لو كنتم تملكون خزائن رحمة ربي التي لا تنفد ولا تبيد إذًا لبخلتم بها، فلم تعطوا منها غيركم خوفًا مِن نفادها فتصبحوا فقراء. ومن شأن الإنسان أنه بخيل بما في يده إلا مَن عصم الله بالإيمان.
-Ey Peygamber- bu müşriklere de ki: Şayet Rabbimin tükenmeyen ve yok olmayan rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, tükenir de fakir düşersiniz korkusuyla onları başkalarına vermeyip cimrilik ederdiniz. İnsanın tabiatı elindekine karşı cimrilik etmektir; ancak Allah'ın iman ile koruduğu kimseler müstesnadır.