2424. Metin
(طه) سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
(Tâhâ) Hurûf-ı mukattaaya dair açıklamalar Bakara Suresi'nin başında geçmişti.
2425. Metin
ما أنزلنا عليك - أيها الرسول - القرآن; لتشقى بما لا طاقة لك به من العمل.
[Ey Resul!] Biz bu Kur'an'ı sana, güç yetiremeyeceğin amellerle meşakkat çekip sıkıntıya düşesin diye indirmedik.
2426. Metin
لكن أنزلناه موعظة; ليتذكر به مَن يخاف عقاب الله، فيتقيه بأداء الفرائض واجتناب المحارم.
Fakat onu bir öğüt olarak indirdik; ta ki Allah'ın azabından korkan kimse onunla düşünüp öğüt alsın, farzları yerine getirip haramlardan sakınarak O'ndan korkup korunsun.
2427. Metin
هذا القرآن تنزيل من الله الذي خلق الأرض والسموات العلى.
Bu Kur'an, yeri ve yüce gökleri yaratan Allah katından peyderpey indirilmiştir.
2428. Metin
الرحمن على العرش استوى أي: علا وارتفع، استواء يليق بجلاله وعظمته.
Rahmân Arş'a istivâ etmiştir; yani O'nun celâline ve azametine yakışır bir istivâ ile [Arş'ın] üstünde ve yücedir.
2429. Metin
له ما في السموات وما في الأرض وما بينهما وما تحت الأرض، خَلْقًا ومُلْكًا وتدبيرًا.
Göklerde olanlar, yerde olanlar, ikisinin arasında bulunanlar ve toprağın altında olanlar yaratma, mülk ve idare bakımından yalnızca O'nundur.
2430. Metin
وإن تجهر - أيها الرسول - بالقول، فتعلنه أو تخفه، فإن الله لا يخفى عليه شيء، يعلم السر وما هو أخفى من السر مما تحدِّث به نفسك.
[Ey Resul!] Sen sözü açığa vursan da gizlesen de bilesin ki Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz; O, sırrı da, içinden geçirdiğin sırrın daha da gizlisini de bilir.
2431. Metin
الله الذي لا معبود بحق إلا هو، له وحده الأسماء الكاملة في الحسن.
O Allah ki, O'ndan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Güzellikte eksiksiz olan en güzel isimler yalnızca O'nundur.
2432. Metin
وهل أتاك - أيها الرسول - خبر موسى بن عمران ﵇، وهو قادم من «مدين» إلى «مصر» ؟
[Ey Resul!] Medyen'den Mısır'a gelmekte olan İmrân oğlu Mûsâ'nın -aleyhisselâm- haberi sana ulaştı mı?
2433. Metin
حين رأى في الليل نارًا موقدة فقال لأهله: انتظروا لقد أبصرت نارًا، لعلي أجيئكم منها بشعلة تستدفئون بها، وتوقدون بها نارًا أخرى، أو أجد عندها هاديًا يدلنا على الطريق.
Hani o, geceleyin tutuşturulmuş bir ateş görmüş ve ailesine: "Bekleyin, ben bir ateş gördüm; belki oradan ısınıp başka bir ateş yakabileceğiniz bir kor getiririm yahut ateşin yanında bize yolu gösterecek bir rehber bulurum" demişti.
2434. Metin
فلما أتى موسى تلك النار ناداه الله: يا موسى، إني أنا ربك فاخلع نعليك، إنك الآن بوادي «طوى» الذي باركته، وذلك استعدادًا لمناجاة ربه.
Mûsâ o ateşin yanına varınca Allah ona şöyle seslendi: "Ey Mûsâ! Şüphesiz ben senin Rabbinim; pabucunu çıkar. Çünkü sen şu anda bereketli kıldığım Tuvâ vadisindesin." Bu, Rabbi ile münacata hazırlanması içindi.
2435. Metin
وإني اخترتك يا موسى لرسالتي، فاستمع لما يوحى إليك مني.
"Ve ben seni elçiliğim için seçtim. Şimdi sana katımdan vahyolunanı dinle."
2436. Metin
إنني أنا الله لا معبود بحق إلا أنا، لا شريك لي، فاعبدني وحدي، وأقم الصلاة لتذكرني فيها.
"Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilah yoktur; benim hiçbir ortağım yoktur. Yalnızca bana ibadet et ve beni anmak için namazı dosdoğru kıl."
2437. Metin
إن الساعة التي يُبعث فيها الناس آتية لا بد من وقوعها، أكاد أخفيها من نفسي، فكيف يعلمها أحد من المخلوقين; لكي تُجزى كل نفس بما عملت في الدنيا من خير أو شر.
"İnsanların diriltileceği kıyamet vakti mutlaka gelecektir, onun gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Herkes dünyada işlediği iyi ya da kötü amelin karşılığını alsın diye, neredeyse onu kendimden bile gizleyeceğim; artık yaratılmışlardan biri onu nasıl bilebilir?"
2438. Metin
فلا يصرفنَّك - يا موسى - عن الإيمان بها والاستعداد لها مَن لا يصدق بوقوعها ولا يعمل لها، واتبع هوى نفسه، فكذَّب بها، فتهلك.
"Onun gerçekleşeceğine inanmayan, onun için amel etmeyip nefsinin arzusuna uyan ve onu yalanlayan kimse sakın seni ona inanmaktan ve ona hazırlanmaktan alıkoymasın; yoksa helak olursun."
2439. Metin
وما هذه التي في يمينك يا موسى؟
"Sağ elindeki o şey de nedir, ey Mûsâ?"
2440. Metin
قال موسى: هي عصاي أعتمد عليها في المشي، وأهزُّ بها الشجر; لترعى غنمي ما يتساقط من ورقه، ولي فيها منافع أخرى.
Mûsâ dedi ki: "O benim asamdır; yürürken ona dayanırım, onunla ağaçlara vurup yaprak silkerim ki koyunlarım dökülen yaprakları yesin; onda benim için başka faydalar da vardır."
2441. Metin
قال الله لموسى: ألق عصاك.
Allah Mûsâ'ya: "Asanı yere bırak" buyurdu.
2442. Metin
فألقاها موسى على الأرض، فانقلبت بإذن الله حية تسعى، فرأى موسى أمرًا عظيمًا وولى هاربًا.
Mûsâ onu yere bıraktı; asa Allah'ın izniyle koşan bir yılana dönüştü. Mûsâ büyük bir şey gördü ve arkasını dönüp kaçtı.
2443. Metin
قال الله لموسى: خذ الحية، ولا تَخَفْ منها، سوف نعيدها عصًا كما كانت في حالتها الأولى. واضمم يدك إلى جنبك تحت العَضُد تخرج بيضاء كالثلج من غير برص; لتكون لك علامة أخرى.
Allah Mûsâ'ya: "Yılanı tut, ondan korkma; biz onu ilk hâlindeki gibi bir asaya dönüştüreceğiz. Elini koltuğunun altına koy, bir hastalık olmaksızın kar gibi bembeyaz çıksın; bu da senin için bir başka mucize olsun" buyurdu.
2444. Metin
فعلنا ذلك; لكي نريك - يا موسى - من أدلتنا الكبرى ما يدلُّ على قدرتنا، وعظيم سلطاننا، وصحة رسالتك.
Bunu, kudretimize, büyük hâkimiyetimize ve senin peygamberliğinin doğruluğuna delalet eden büyük delillerimizden bir kısmını sana gösterelim diye yaptık.
2445. Metin
اذهب - يا موسى - إلى فرعون; إنه قد تجاوز قدره وتمرَّد على ربه، فادعه إلى توحيد الله وعبادته.
"[Ey Mûsâ!] Firavun'a git; çünkü o haddini aşmış ve Rabbine başkaldırmıştır. Onu Allah'ın birliğine ve O'na ibadet etmeye davet et."
2446. Metin
قال موسى: رب وسِّع لي صدري، وسَهِّل لي أمري، وأطلق لساني بفصيح المنطق; ليفهموا كلامي. واجعل لي معينا من أهلي، هارون أخي. قَوِّني به وشدَّ به ظهري، وأشركه معي في النبوة وتبليغ الرسالة; كي ننزهك بالتسبيح كثيرًا، ونذكرك كثيرا فنحمدك. إنك كنت بنا بصيرًا، لا يخفى عليك شيء من أفعالنا.
Mûsâ dedi ki: "Rabbim! Göğsüme genişlik ver, işimi bana kolaylaştır, dilimdeki bağı çözüp açık ve anlaşılır kıl ki sözümü anlasınlar. Ailemden kardeşim Hârûn'u bana yardımcı kıl. Onunla beni güçlendir, sırtımı pekiştir; peygamberlikte ve tebliğ görevinde onu bana ortak et ki seni çokça tesbih edip noksanlıklardan tenzih edelim ve seni çokça anıp sana hamdedelim. Şüphesiz sen bizi hakkıyla görendin, amellerimizden hiçbir şey sana gizli kalmaz."
2447. Metin
قال الله: قد أعطيتك كل ما سألت يا موسى.
Allah: "Ey Mûsâ! İstediğin her şey sana verildi" buyurdu.
2448. Metin
ولقد أنعمنا عليك - يا موسى - قبل هذه النعمة نعمة أخرى، حين كنت رضيعًا، فأنجيناك مِن بطش فرعون.
"Andolsun ki biz, bundan önce sen henüz bir süt çocuğuyken de sana bir lütufta bulunmuş ve seni Firavun'un zulmünden kurtarmıştık."
2449. Metin
وذلك حين ألهمْنا أمَّك: أن ضعي ابنك موسى بعد ولادته في التابوت، ثم اطرحيه في النيل، فسوف يلقيه النيل على الساحل، فيأخذه فرعون عدوي وعدوه. وألقيت عليك محبة مني فصرت بذلك محبوبًا بين العباد، ولِتربى على عيني وفي حفظي. وفي الآية إثبات صفة العين لله ﷾ كما يليق بجلاله وكماله.
Hani annene: "Doğumundan sonra oğlun Mûsâ'yı sandığa koy, sonra onu Nil'e bırak; Nil onu kıyıya atacaktır, benim de onun da düşmanı olan Firavun onu alacaktır" diye ilham etmiştik. "Kullarım arasında sevilen biri olasın ve gözetimim altında, korumamda yetişesin diye senin üzerine katımdan bir sevgi koydum." Bu ayette Allah celle celâluhû için celâline ve kemaline layık olduğu şekilde "ayn" (göz) sıfatının ispatı vardır.
2450. Metin
ومننَّا عليك حين تمشي أختك تتبعك ثم تقول لمن أخذوك: هل أدلكم على من يكفُله، ويرضعه لكم؟ فرددناك إلى أمِّك بعد ما صرتَ في أيدي فرعون؛ كي تطيب نفسها بسلامتك من الغرق والقتل، ولا تحزن على فَقْدك، وقتلت الرجل القبطي خطأ فنجيناك من غَمِّ فِعْلك وخوف القتل، وابتليناك ابتلاء، فخرجت خائفًا إلى أهل «مدين» ، فمكثت سنين فيهم، ثم جئت من «مدين» في الموعد الذي قدَّرناه لإرسالك مجيئًا موافقًا لقدر الله وإرادته، والأمر كله لله ﵎.
Hani kız kardeşin senin izini sürüp giderek seni alan kimselere: "Onun bakımını üstlenecek ve sizin için onu emzirecek birini size göstereyim mi?" demişti de biz sana lütufta bulunmuştuk. Böylece boğulmaktan ve öldürülmekten kurtulduğun için gözü aydın olsun, senin yokluğuna üzülmesin diye seni Firavun'un eline düştükten sonra tekrar annene kavuşturduk. Sen Kıptî adamı yanlışlıkla öldürdüğünde de seni yaptığın işin kederinden ve öldürülme korkusundan kurtardık; seni türlü imtihanlarla sınadık. Sen korku içinde Medyen halkına gittin, aralarında yıllarca kaldın; sonra Medyen'den, seni peygamber olarak göndermek için takdir ettiğimiz vakitte, Allah'ın takdirine ve iradesine uygun olarak geldin. Bütün işler Allah'a -celle celâluhû- aittir.
2451. Metin
وأنعمتُ عليك - يا موسى - هذه النعم اجتباء مني لك، واختيارًا لرسالتي، والبلاغ عني، والقيام بأمري ونهيي.
"Ey Mûsâ! Bu nimetleri sana, seni kendime seçkin kılmak, elçiliğim, benden tebliğde bulunman ve emrim ile nehyimi yerine getirmen için seçmek suretiyle bahşettim."
2452. Metin
اذهب - يا موسى - أنت وأخوك هارون بآياتي الدالة على ألوهيتي وكمال قدرتي وصدق رسالتك، ولا تَضْعُفا عن مداومة ذكري. اذهبا معًا إلى فرعون; إنه قد جاوز الحد في الكفر والظلم، فقولا له قولا لطيفًا; لعله يتذكر أو يخاف ربه.
"Ey Mûsâ! Sen ve kardeşin Hârûn, ilahlığıma, kâmil kudretime ve peygamberliğinizin doğruluğuna delalet eden ayetlerimle gidin; beni sürekli anmakta gevşeklik göstermeyin. Birlikte Firavun'a gidin; çünkü o inkâr ve zulümde haddi aşmıştır. Ona yumuşak söz söyleyin; belki düşünüp öğüt alır yahut Rabbinden korkar."
2453. Metin
قال موسى وهارون: ربنا إننا نخاف أن يعاجلنا بالعقوبة، أو أن يتمرد على الحق فلا يقبله.
Mûsâ ve Hârûn dediler ki: "Rabbimiz! Onun bizi hemen cezalandırmasından yahut hakka karşı azgınlaşıp onu kabul etmemesinden korkuyoruz."
2454. Metin
قال الله لموسى وهارون: لا تخافا من فرعون; فإنني معكما أسمع كلامكما وأرى أفعالكما، فاذهبا إليه وقولا له: إننا رسولان إليك من ربك أن أطلق بني إسرائيل، ولا تكلِّفهم ما لا يطيقون من الأعمال، قد أتيناك بدلالة معجزة من ربك تدل على صدقنا في دعوتنا، والسلامة من عذاب الله تعالى لمن اتبع هداه. إن ربك قد أوحى إلينا أن عذابه على مَن كذَّب وأعرض عن دعوته وشريعته.
Allah Mûsâ ve Hârûn'a buyurdu ki: "Firavun'dan korkmayın; çünkü ben sizinle beraberim, sözlerinizi işitir ve yaptıklarınızı görürüm. Haydi ona gidin ve deyin ki: 'Biz Rabbinin sana gönderdiği iki elçiyiz; İsrailoğullarını serbest bırak ve onlara güç yetiremeyecekleri işler yükleme. Biz sana Rabbinden davamızdaki doğruluğumuzu gösteren mucizevi bir delil getirdik. Allah Teâlâ'nın azabından kurtuluş ve esenlik ise O'nun hidayetine uyanlaradır. Şüphesiz Rabbin bize, O'nun azabının [peygamberi] yalanlayan ve O'nun davetinden ve şeriatından yüz çeviren kimselere olacağını vahyetti.'"
2455. Metin
قال فرعون لهما -على وجه الإنكار-: فمَن ربكما يا موسى؟
Firavun onlara inkâr yollu: "Sizin Rabbiniz kimdir, ey Mûsâ?" dedi.
2456. Metin
قال له موسى: ربنا الذي أعطى كل شيء خَلْقَه اللائق به على حسن صنعه، ثم هدى كل مخلوق الهداية الكاملة إلى الانتفاع بما خلقه الله له.
Mûsâ ona dedi ki: "Bizim Rabbimiz, her şeye güzel yaratılışı üzere layık olan suretini veren, sonra da her yaratılmışa, Allah'ın kendisi için yarattığı şeylerden faydalanma hususunda eksiksiz bir yol gösterendir."
2457. Metin
قال فرعون لموسى -على وجه المغالطة والمشاغبة-: فما شأن الأمم السابقة؟ وما خبر القرون الماضية، فقد سبقونا إلى الإنكار والكفر؟
Firavun yanıltmak ve kargaşa çıkarmak maksadıyla Mûsâ'ya dedi ki: "Öyleyse önceki milletlerin hâli ne olacak? İnkar ve küfürde bizden önce geçmiş olan o eski nesillerin haberi nedir?"
2458. Metin
قال موسى لفرعون: ما سألت عنه مما نحن بصدده، بل عِلْمُ تلك القرون فيما فَعَلَت من ذلك عند ربي في اللوح المحفوظ، ولا عِلْمَ لي به، لا يضل ربي في أفعاله وأحكامه، ولا ينسى شيئًا ممَّا علمه منها.
Mûsâ Firavun'a dedi ki: "Senin sorduğun şey bizim konumuz dışındadır; bilakis o nesillerin yaptıklarına dair bilgi Rabbimin katında, Levh-i Mahfuz'dadır; benim buna dair bir bilgim yoktur. Rabbim fiillerinde ve hükümlerinde yanılmaz ve bildiği hiçbir şeyi unutmaz."
2459. Metin
هو الذي جعل لكم الأرض ميسَّرة للانتفاع بها، وجعل لكم فيها طرقًا كثيرة، وأنزل من السماء مطرًا، فأخرج به أنواعًا مختلفة من النبات.
O, yeryüzünü faydalanabilmeniz için sizin emrinize amade kılan, orada sizin için birçok yollar açan, gökten yağmur indirip onunla türlü türlü bitkiler çıkarandır.
2460. Metin
كلوا - أيها الناس - من طيبات ما أنبتنا لكم، وارعوا حيواناتكم وبهائمكم. إن في كل ما ذُكر لَعلامات على قدرة الله، ودعوة لوحدانيته وإفراده بالعبادة، لذوي العقول السليمة.
[Ey insanlar!] Sizin için bitirdiğimiz temiz şeylerden yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bütün bu zikredilenlerde, selim akıl sahipleri için Allah'ın kudretine delalet eden işaretler, O'nun birliğine ve ibadette tekleştirilmesine dair davetler vardır.
2461. Metin
من الأرض خَلَقْناكم - أيها الناس -، وفيها نعيدكم بعد الموت، ومنها نخرجكم أحياء مرة أخرى للحساب والجزاء.
[Ey insanlar!] Sizi topraktan yarattık; ölümden sonra yine ona döndüreceğiz ve hesap ile ceza için sizi bir kere daha diriltip oradan çıkaracağız.
2462. Metin
ولقد أرينا فرعون أدلتنا وحججنا جميعها، الدالة على ألوهيتنا وقدرتنا وصِدْقِ رسالة موسى فكذَّب بها، وامتنع عن قَبول الحق.
Andolsun ki biz Firavun'a ilahlığımıza, kudretimize ve Mûsâ'nın peygamberliğinin doğruluğuna delalet eden bütün delillerimizi ve hüccetlerimizi gösterdik; fakat o bunları yalanladı ve hakkı kabul etmekten kaçındı.
2463. Metin
قال فرعون: هل جئتنا - يا موسى - لتخرجنا من ديارنا بسحرك هذا؟
Firavun dedi ki: "Ey Mûsâ! Bu sihrinle bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi bize geldin?"
2464. Metin
فسوف نأتيك بسحر مثل سحرك، فاجعل بيننا وبينك موعدًا محددًا، لا نخلفه نحن ولا تخلفه أنت، في مكان مستوٍ معتدل بيننا وبينك.
"Biz de mutlaka sana seninkine benzer bir sihirle geleceğiz. Şimdi aramızda ne bizim ne de senin caymayacağın, bizimle senin aranda eşit uzaklıkta düz bir yerde belirli bir buluşma vakti ayarla."
2465. Metin
قال موسى لفرعون: موعدكم للاجتماع يوم العيد، حين يتزيَّن الناس، ويجتمعون من كل فج وناحية وقت الضحى.
Mûsâ Firavun'a: "Buluşma vaktiniz, insanların süslendiği bayram günü ve kuşluk vaktinde her bir taraftan toplandığı zamandır" dedi.
2466. Metin
فأدبر فرعون معرضًا عما أتاه به موسى من الحق، فجمع سحرته، ثم جاء بعد ذلك لموعد الاجتماع.
Bunun üzerine Firavun, Mûsâ'nın getirdiği haktan yüz çevirerek arkasını döndü, sihirbazlarını topladı, ardından belirlenen buluşma vaktine geldi.
2467. Metin
قال موسى لسحرة فرعون يعظهم: احذروا، لا تختلقوا على الله الكذب، فيستأصلكم بعذاب مِن عنده ويُبيدكم، وقد خسر من اختلق على الله كذبًا.
Mûsâ Firavun'un sihirbazlarına öğüt vererek dedi ki: "Yazıklar olsun size! Allah'a karşı yalan uydurmayın; yoksa katından bir azap ile kökünüzü kazır, sizi yok eder. Allah'a karşı yalan uyduran kimse muhakkak hüsrana uğramıştır."
2468. Metin
فتجاذب السحرة أمرهم بينهم وتحادثوا سرًا، قالوا: إن موسى وهارون ساحران يريدان أن يخرجاكم من بلادكم بسحرهما، ويذهبا بطريقة السحر العظيمة التي أنتم عليها، فأحكموا كيدكم، واعزموا عليه من غير اختلاف بينكم، ثم ائتوا صفًا واحدًا، وألقوا ما في أيديكم مرة واحدة; لتَبْهَروا الأبصار، وتغلبوا سحر موسى وأخيه، وقد ظفر بحاجته اليوم مَن علا على صاحبه، فغلبه وقهره.
Sihirbazlar yapacakları işi aralarında tartıştılar ve gizlice fısıldaştılar. Dediler ki: "Şüphesiz Mûsâ ve Hârûn iki sihirbazdır; sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve üzerinde bulunduğunuz o yüce büyücülük mesleğini yok etmek istiyorlar. Artık tuzağınızı sağlam kurun, aranızda ayrılığa düşmeksizin bu hususta kararlı olun; sonra tek bir saf hâlinde gelin ve ellerinizdekileri bir defada atın ki gözleri kamaştırasınız, Mûsâ ve kardeşinin sihrine galip gelesiniz. Bugün rakibine üstün gelip onu yenen ve hezimete uğratan kimse kesinlikle muradına ermiştir."
2469. Metin
قال السحرة: يا موسى إما أن تلقي عصاك أولا وإما أن نبدأ نحن فنلقي ما معنا.
Sihirbazlar dediler ki: "Ey Mûsâ! Ya önce sen asanı atarsın yahut önce biz başlayıp elimizdekileri atarız."
2470. Metin
قال لهم موسى: بل ألقُوا أنتم ما معكم أولا فألقَوا حبالهم وعصيَّهم، فتخيل موسى مِن قوة سحرهم أنها حيات تسعى، فشعر موسى في نفسه بالخوف.
Mûsâ onlara: "Hayır, önce siz elinizdekileri atın" dedi. Onlar iplerini ve asalarını attılar; sihirlerinin şiddetinden Mûsâ'ya sanki onlar koşuşan yılanlarmış gibi göründü. Bunun üzerine Mûsâ içinde bir korku hissetti.
2471. Metin
قال الله لموسى حينئذ: لا تَخَفْ من شيء، فإنك أنت الأعلى على هؤلاء السحرة وعلى فرعون وجنوده، وستغلبهم.
O anda Allah Mûsâ'ya buyurdu ki: "Hiçbir şeyden korkma; çünkü bu sihirbazlara, Firavun'a ve onun ordusuna kesinlikle üstün gelecek ve onlara galip geleceksin."
2472. Metin
وألق عصاك التي في يمينك تبتلع حبالهم وعصيهم، فما عملوه أمامك ما هو إلا مكر ساحرٍ وتخييل سِحْرٍ، ولا يظفر الساحر بسحره أين كان.
"Sağ elindeki asanı bırak, onların iplerini ve asalarını yutsun. Onların senin önünde yaptıkları şey ancak bir büyücünün hilesi ve sihrin göz bağcılığından ibarettir. Büyücü ise nerede olursa olsun sihriyle asla felaha eremez."
2473. Metin
فألقى موسى عصاه، فبلعت ما صنعوا، فظهر الحق وقامت الحجة عليهم. فألقى السحرة أنفسهم على الأرض ساجدين وقالوا: آمنا برب هارون وموسى، لو كان هذا سحرًا ما غُلِبْنا.
Mûsâ asasını bıraktı; asa onların yaptıklarını yuttu, böylece hak ortaya çıktı ve aleyhlerine delil kesinleşti. Sihirbazlar hemen secdeye kapanarak kendilerini yere attılar ve: "Hârûn ile Mûsâ'nın Rabbine iman ettik; şayet bu bir sihir olsaydı mağlup olmazdık" dediler.
2474. Metin
قال فرعون للسحرة: أصدَّقتم بموسى، واتبعتموه، وأقررتم له قبل أن آذن لكم بذلك؟ إن موسى لَعظيمكم الذي عَلَّمكم السحر; فلذلك تابعتموه، فلأقطعنَّ أيديكم وأرجلكم مخالفًا بينها، يدًا من جهة ورِجْلا من الجهة الأخرى، ولأصلبنَّكم - بربط أجسادكم - على جذوع النخل، ولتعلمنَّ أيها السحرة أينا: أنا أو رب موسى أشد عذابًا من الآخر، وأدوم له؟
Firavun sihirbazlara dedi ki: "Ben size izin vermeden önce Mûsâ'yı doğrulayıp ona tabi mi oldunuz ve onun davasını kabul mü ettiniz? Muhakkak ki o, size sihri öğreten büyüğünüzdür; bu yüzden ona tabi oldunuz. Andolsun ki ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama, bir taraftan bir el ve diğer taraftan bir ayak olmak üzere keseceğim ve sizi -bedenlerinizi bağlayarak- hurma kütüklerine asacağım! Ey sihirbazlar! Hangimizin; benim mi yoksa Mûsâ'nın Rabbinin mi azabının diğerinden daha şiddetli ve daha sürekli olduğunu elbette bileceksiniz!"
2475. Metin
قال السحرة لفرعون: لن نفضلك، فنطيعك، ونتبع دينك، على ما جاءنا به موسى من البينات الدالة على صدقه ووجوب متابعته وطاعة ربه، ولن نُفَضِّل ربوبيتك المزعومة على ربوبية اللهِ الذي خلقنا، فافعل ما أنت فاعل بنا، إنما سلطانك في هذه الحياة الدنيا، وما تفعله بنا، ما هو إلا عذاب منتهٍ بانتهائها.
Sihirbazlar Firavun'a dediler ki: "Mûsâ'nın bize getirdiği, onun doğruluğuna, ona tabi olmanın ve Rabbine itaat etmenin gerekliliğine delalet eden apaçık delillere karşı asla seni tercih edip sana itaat etmeyecek ve senin dinine uymayacağız. Bizi yaratan Allah'ın rabliğini bırakıp senin iddia ettiğin rabliği asla üstün tutmayacağız. Artık hakkımızda ne yapacaksan yap! Senin hükmün ancak bu dünya hayatında geçerlidir. Bize yapacağın şey de ancak bu hayatın sona ermesiyle son bulacak bir azaptan ibarettir."
2476. Metin
إنَّا آمنا بربنا وصدَّقْنا رسوله وعملنا بما جاء به; ليعفو ربُّنا عن ذنوبنا، وما أكرهتنا عليه مِن عمل السحر في معارضة موسى. والله خير لنا منك - يا فرعون - جزاء لمن أطاعه، وأبقى عذابًا لمن عصاه وخالف أمره.
"Şüphesiz biz, Rabbimizin günahlarımızı ve Mûsâ'ya karşı koymak için bizi zorladığın sihir yapma fiilini bağışlaması için Rabbimize iman ettik, O'nun elçisini tasdik ettik ve getirdiği şeylerle amel ettik. Ey Firavun! Kendisine itaat eden kimseye mükâfat vermesi bakımından Allah bizim için senden daha hayırlıdır; O'na isyan eden ve emrine karşı gelen kimse için ise azabı daha kalıcıdır."
2477. Metin
إنه من يأت ربه كافرًا به فإن له نار جهنم يُعَذَّب بها، لا يموت فيها فيستريح، ولا يحيا حياة يتلذذ بها.
Şüphe yok ki kim Rabbine kâfir olarak gelirse, muhakkak onun için içinde azap göreceği cehennem ateşi vardır; orada ne ölüp rahata erer ne de zevk alacağı bir hayat yaşar.
2478. Metin
ومن يأت ربه مؤمنًا به قد عمل الأعمال الصالحة فله المنازل العالية في جنات الإقامة الدائمة، تجري من تحت أشجارها الأنهار ماكثين فيها أبدًا، وذلك النعيم المقيم ثواب من الله لمن طهَّر نفسه من الدنس والخبث والشرك، وعبد الله وحده فأطاعه واجتنب معاصيه، ولقي ربه لا يشرك بعبادته أحدًا من خلقه.
Kim de O'na inanmış ve salih ameller işlemiş olarak gelirse, işte onlar için ebedî kalınacak cennetlerde yüksek dereceler vardır. Ağaçlarının altından nehirler akar, orada ebedî olarak kalıcıdırlar. İşte bu kesintisiz nimet, nefsini kirden, pislikten ve şirkten arındıran, yalnızca Allah'a ibadet edip O'na itaat eden, günahlardan kaçınan ve kulluğunda O'nun yarattıklarından hiçbirini ortak koşmaksızın Rabbine kavuşan kimsenin Allah katındaki mükâfatıdır.
2479. Metin
ولقد أوحينا إلى موسى: أن اخرُج ليلا بعبادي من بني إسرائيل من «مصر» ، فاتِّخِذْ لهم في البحر طريقًا يابسًا، لا تخاف من فرعون وجنوده أن يلحقوكم فيدركوكم، ولا تخشى في البحر غرقًا.
Andolsun ki Mûsâ'ya şöyle vahyettik: "İsrailoğulları'ndan olan kullarımı geceleyin Mısır'dan çıkar; Firavun ve ordusunun size yetişip yakalamasından korkmadan ve denizde boğulmaktan endişe etmeden onlar için denizde kuru bir yol aç."
2480. Metin
فأسرى موسى ببني إسرائيل، وعبر بهم طريقًا في البحر، فأتبعهم فرعون بجنوده، فغمرهم من الماء ما لا يعلم كنهه إلا الله، فغرقوا جميعًا ونجا موسى وقومه.
Bunun üzerine Mûsâ, İsrailoğulları'nı geceleyin yola çıkardı ve denizde açılan bir yoldan onları geçirdi. Firavun ordularıyla onların peşine düştü; derken denizden, mahiyetini Allah'tan başkasının bilemeyeceği kadar su onları kaplayıverdi. Hepsi boğuldu; Mûsâ ve kavmi ise kurtuldu.
2481. Metin
وأضلَّ فرعون قومه بما زيَّنه لهم من الكفر والتكذيب، وما سلك بهم طريق الهداية.
Firavun, kendilerine süslü gösterdiği küfür ve yalanlama ile kavmini saptırdı ve onları hidayet yoluna iletmedi.
2482. Metin
يا بني إسرائيل اذكروا حين أنجيناكم مِن عدوكم فرعون، وجَعَلْنا موعدكم الجانب الأيمن من جبل الطور لإنزال التوراة عليكم، ونزلنا عليكم في التيه ما تأكلونه، مما يشبه الصَّمغ طعمه كالعسل، والطير الذي يشبه السُّمَانَى.
Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınız Firavun'dan kurtardığımız, size Tevrat'ı indirmek üzere Tûr Dağı'nın sağ yanını buluşma yeri kıldığımız ve Tîh çölünde üzerinize yiyecek olarak tadı bal gibi olan sakıza benzer bir madde ile bıldırcına benzer bir kuşu indirdiğimiz zamanı hatırlayın.
2483. Metin
كلوا من رزقنا الطيب، ولا تعتدوا فيه بأن يظلم بعضكم بعضًا، فينزل بكم غضبي، ومَن ينزل به غضبي فقد هلك وخسر.
Size verdiğimiz temiz rızıklardan yiyin; birbirinize zulmetmek suretiyle onda haddi aşmayın, yoksa üzerinize gazabım iner. Üzerine gazabım inen kimse ise muhakkak helak olmuş ve hüsrana uğramıştır.
2484. Metin
وإني لَغفار لمن تاب من ذنبه وكفره، وآمن بي وعمل الأعمال الصالحة، ثم اهتدى إلى الحق واستقام عليه.
Şüphesiz Ben, günahından ve küfründen tövbe eden, Bana iman edip salih ameller işleyen, sonra da hakka yönelip onda dosdoğru sebat eden kimse için çok bağışlayıcıyım.
2485. Metin
وأيُّ شيء أعجلك عن قومك - يا موسى - فسبقتَهم إلى جانب الطور الأيمن، وخلَّفتَهم وراءك؟
[Allah buyurdu:] "Ey Mûsâ! Kavminin önüne geçip onları arkanda bırakarak Tûr'un sağ tarafına aceleyle gelmene sebep olan şey nedir?"
2486. Metin
قال: إنهم خلفي سوف يلحقون بي، وسبقتُهم إليك - يا ربي - لتزداد عني رضا.
[Mûsâ] dedi ki: "Onlar benim ardımdalar, bana yetişecekler. Ey Rabbim! Benden daha çok hoşnut olasın diye Sana doğru acele ettim."
2487. Metin
قال الله لموسى: فإنا قد ابتلينا قومك بعد فراقك إياهم بعبادة العجل، وإن السامري قد أضلهم.
Allah Mûsâ'ya: "Biz senden sonra kavmini buzağıya tapmakla imtihan ettik ve şüphesiz Sâmirî onları saptırdı" buyurdu.
2488. Metin
فرجع موسى إلى قومه غضبان عليهم حزينًا، وقال لهم: يا قوم ألم يَعِدْكم ربكم وعدًا حسنًا بإنزال التوراة؟
Bunun üzerine Mûsâ, onlara öfkeli ve üzgün bir hâlde kavmine döndü ve onlara dedi ki: "Ey kavmim! Rabbiniz size Tevrat'ı indirmekle güzel bir vaatte bulunmadı mı?
2489. Metin
أفطال عليكم العهد واستبطأتم الوعد، أم أردتم أن تفعلوا فعلا يحل عليكم بسببه غضب من ربكم، فأخلفتم موعدي وعبدتم العجل، وتركتم الالتزام بأوامري؟
Ayrılık süresi size çok mu uzun geldi de vaadin gerçekleşmesini gecikmiş mi saydınız, yoksa üzerinize Rabbinizden bir gazabın inmesini gerektirecek bir iş yapmak istediniz de mi bana verdiğiniz sözden caydınız, buzağıya taptınız ve emirlerime uymayı terk ettiniz?"
2490. Metin
قالوا: يا موسى ما أخلفنا موعدك باختيارنا، ولكنَّا حُمِّلنا أثقالا مِن حليِّ قوم فرعون، فألقيناها في حفرة فيها نار بأمر السامري، فكذلك ألقى السامري ما كان معه من تربة حافر فرس جبريل ﵇.
Dediler ki: "Ey Mûsâ! Biz sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle dönmedik. Fakat Firavun kavminin ziynet eşyalarından ağır yükler yüklenmiştik; Sâmirî'nin emriyle onları içinde ateş bulunan bir çukura attık. Sâmirî de Cebrail aleyhisselam'ın atının ayağının bastığı yerden yanında bulunan toprağı aynı şekilde attı."
2491. Metin
فصنع السامري لبني إسرائيل من الذهب عجلا جسدًا يخور خوار البقر، فقال المفتونون به منهم للآخرين: هذا هو إلهكم وإله موسى، نسيه وغَفَل عنه.
Böylece Sâmirî, İsrailoğulları için altından, sığır gibi böğüren bir buzağı heykeli yaptı. İçlerinden ona aldananlar diğerlerine: "Bu sizin de ilahınızdır, Mûsâ'nın da ilahıdır; fakat o bunu unuttu ve gözden kaçırdı" dediler.
2492. Metin
أفلا يرى الذين عبدوا العجل أنه لا يكلمهم ابتداء، ولا يردُّ عليهم جوابًا، ولا يقدر على دفع ضرٍّ عنهم، ولا جلب نفع لهم؟
O buzağıya tapanlar, onun kendilerine başlangıçta bir söz söyleyemediğini, bir cevaba karşılık veremediğini, onlardan bir zararı savmaya ve onlara bir fayda sağlamaya gücünün yetmediğini görmüyorlar mı?
2493. Metin
ولقد قال هارون لبني إسرائيل من قبل رجوع موسى إليهم: يا قوم إنما اختُبرتم بهذا العجل؛ ليظهر المؤمن منكم من الكافر، وإن ربكم الرحمن لا غيره فاتبعوني فيما أدعوكم إليه من عبادة الله، وأطيعوا أمري في اتباع شرعه.
Andolsun ki Hârûn, Mûsâ kendilerine dönmeden önce İsrailoğulları'na şöyle demişti: "Ey kavmim! Siz bu buzağı ile aranızdaki mümin kâfirden ayırt edilsin diye sadece imtihan edildiniz. Şüphesiz sizin Rabbiniz Rahmân'dır, başkası değildir. Öyleyse sizi çağırdığım Allah'a ibadet hususunda bana tabi olun ve O'nun şeriatına uyma konusunda emrime itaat edin."
2494. Metin
قال عُبَّاد العجل منهم: لن نزال مقيمين على عبادة العجل حتى يرجع إلينا موسى.
Aralarından buzağıya tapanlar dediler ki: "Mûsâ bize dönünceye kadar buzağıya tapmaya devam etmekten asla vazgeçmeyeceğiz."
2495. Metin
قال موسى لأخيه هارون: أيُّ شيء منعك حين رأيتهم ضلُّوا عن دينهم أن لا تتبعني، فتلحق بي وتتركهم؟ أفعصيت أمري فيما أمرتك به من خلافتي والإصلاح بعدي؟
Mûsâ kardeşi Hârûn'a: "Onların dinlerinden saptıklarını gördüğün zaman peşimden gelmene, onları bırakıp bana yetişmene ne engel oldu? Benden sonra yerime geçmen ve ıslah edici olman hususunda sana verdiğim emre isyan mı ettin?" dedi.
2496. Metin
ثم أخذ موسى بلحية هارون ورأسه يجرُّه إليه، فقال له هارون: يا ابن أمي لا تمسك بلحيتي ولا بشعر رأسي، إني خفتُ - إن تركتهم ولحقت بك - أن تقول: فرَّقت بين بني إسرائيل، ولم تحفظ وصيتي بحسن رعايتهم.
Sonra Mûsâ, Hârûn'un sakalından ve başından tutarak onu kendine doğru çekmeye başladı. Bunun üzerine Hârûn ona dedi ki: "Ey anamın oğlu! Sakalımı ve başımın saçını tutma. Şüphesiz ben -onları bırakıp sana katılsaydım- senin: 'İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın ve onları güzelce gözetme vasiyetimi tutmadın' demenden korktum."
2497. Metin
قال موسى للسامري: فما شأنك يا سامري؟ وما الذي دعاك إلى ما فعلته؟
Mûsâ Sâmirî'ye: "Ey Sâmirî! Senin bu yaptığın nedir ve seni bu yaptığın şeye sevk eden neydi?" dedi.
2498. Metin
قال السامري: رأيت ما لم يروه - وهو جبريل ﵇ على فرس، وقت خروجهم من البحر وغرق فرعون وجنوده، فأخذتُ بكفي ترابا من أثر حافر فرس جبريل، فألقيته على الحليِّ الذي صنعت منه العجل، فكان عجلا جسدًا له خوار؛ بلاء وفتنة، وكذلك زيَّنت لي نفسي الأمَّارة بالسوء هذا الصنيع.
Sâmirî dedi ki: "Ben, onların görmediği şeyi gördüm; o da denizden çıktıkları, Firavun ve ordusunun boğulduğu sırada bir at üzerinde olan Cebrail aleyhisselam idi. Cebrail'in atının ayak izinden avucumla bir avuç toprak aldım ve onu, kendisinden buzağıyı yaptığım ziynet eşyasının üzerine attım; bir imtihan ve fitne olarak böğürtüsü olan ceset şeklinde bir buzağı oldu. İşte kötülüğü emreden nefsim bu işi bana böylece süslü gösterdi."
2499. Metin
قال موسى للسامري: فاذهب فإن عقوبتك في الحياة الدنيا أن تعيش منبوذًا تقول لكل أحد: لا أَمَسُّ ولا أُمَسُّ، وإن لك موعدا لعذابك وعقابك، لن يُخْلفك الله إياه، وسوف تلقاه، وانظر إلى معبودك الذي أقمت على عبادته لنُحرقنَّه بالنار، ثم لنُذرونَّه في البحر ذروا لتذهب به الريح؛ حتى لا يبقى منه أثر.
Mûsâ Sâmirî'ye dedi ki: "Defol git! Artık dünya hayatında senin cezan, dışlanmış olarak yaşayıp herkese: 'Bana dokunmayın, ben de kimseye dokunmam' demendir. Şüphesiz senin için, Allah'ın asla caymayacağı ve muhakkak karşılaşacağın bir azap ve ceza vakti vardır. Kendisine tapınıp durduğun ilahına bir bak; onu ateşte yakacağız, sonra da rüzgârın savurup götürmesi ve ondan hiçbir iz kalmaması için onu denize savuracağız!"
2500. Metin
إنما إلهكم - أيها الناس - هو الله الذي لا معبود بحق إلا هو، وسع علمه كل شيء.
Ey insanlar! Sizin ilahınız, ancak kendisinden başka hak ilah bulunmayan Allah'tır. O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.
2501. Metin
كما قصصنا عليك - أيها الرسول - أنباء موسى وفرعون وقومهما، نخبرك بأنباء السابقين لك. وقد آتيناك مِن عندنا هذا القرآن ذكرى لمن يتذكر.
Ey Resul! Mûsâ'nın, Firavun'un ve kavimlerinin haberlerini sana anlattığımız gibi, senden öncekilerin haberlerini de sana bildiriyoruz. Şüphesiz sana katımızdan, düşünüp öğüt alan kimse için bir zikir olan bu Kur'an'ı verdik.
2502. Metin
من أعرض عن هذا القرآن، ولم يصدق به، ولم يعمل بما فيه، فإنه يأتي ربه يوم القيامة يحمل إثمًا عظيمًا.
Kim bu Kur'an'dan yüz çevirir, onu doğrulamaz ve içindekilerle amel etmezse, şüphesiz kıyamet günü Rabbine ağır bir günah yüklenmiş olarak gelir.
2503. Metin
خالدين في العذاب، وساءهم ذلك الحمل الثقيل من الآثام حيث أوردهم النار.
Onlar bu azapta ebedî kalacaklardır. Kendilerini ateşe sürükleyen o ağır günah yükü onlar için ne kötüdür!
2504. Metin
يوم يَنفُخ الملَكُ في «القرن» لصيحة البعث، ونسوق الكافرين ذلكم اليوم وهم زرق، تغيَّرت ألوانهم وعيونهم; من شدة الأحداث والأهوال.
O gün melek, diriliş sayhası için Sûr'a üfler; kâfirleri, olayların ve dehşetlerin şiddetinden renkleri ve gözleri değişmiş, gömgök kesilmiş olarak o gün sevk ederiz.
2505. Metin
يتهامسون بينهم، يقول بعضهم لبعض: ما لبثتم في الحياة الدنيا إلا عشرة أيام.
Aralarında fısıldaşarak birbirlerine: "Dünya hayatında sadece on gün kaldınız" derler.
2506. Metin
نحن أعلم بما يقولون ويُسِرُّون حين يقول أعلمهم وأوفاهم عقلا ما لبثتم إلا يومًا واحدًا; لقِصَر مدة الدنيا في أنفسهم يوم القيامة.
Kıyamet gününde dünyanın süresi kendi içlerinde çok kısa geldiği için, aralarında en bilgilisi ve aklı en olgun olanı: "Sadece bir gün kaldınız" dediği zaman, onların ne konuştuklarını ve neyi gizlediklerini Biz çok iyi biliriz.
2507. Metin
ويسألك - أيها الرسول - قومك عن مصير الجبال يوم القيامة، فقل لهم: يزيلها ربِّي عن أماكنها فيجعلها هباء منبثًا.
Ey Resul! Kavmin sana kıyamet gününde dağların akıbetini soruyor. De ki: "Rabbim onları yerlerinden söküp savuracak ve darmadağın toz zerrecikleri hâline getirecektir."
2508. Metin
فيترك الأرض حينئذ منبسطة مستوية ملساء لا نبات فيها، لا يرى الناظر إليها مِن استوائها مَيْلا ولا ارتفاعًا ولا انخفاضًا.
Böylece o zaman yeryüzünü üzerinde hiçbir bitki bulunmayan, dümdüz, pürüzsüz ve çıplak bir alan olarak bırakacaktır. Ona bakan kimse, düzlüğünden ötürü onda ne bir eğrilik, ne bir tümsek ne de bir çukurluk görür.
2509. Metin
في ذلك اليوم يتبع الناس صوت الداعي إلى موقف القيامة، لا محيد عن دعوة الداعي; لأنها حق وصدق لجميع الخلق، وسكنت الأصوات خضوعًا للرحمن، فلا تسمع منها إلا صوتًا خفيًا.
O gün insanlar, kıyamet duruşmasına çağıran davetçinin sesine uyarlar. O davetçinin çağrısından kaçış yoktur; çünkü bu bütün yaratılmışlar için bir hak ve hakikattir. Rahmân'ın huzurunda boyun eğerek sesler kısılmıştır; artık fısıltıdan başka bir ses işitemezsin.
2510. Metin
في ذلك اليوم لا تنفع الشفاعة أحدًا من الخلق، إلا إذا أذن الرحمن للشافع، ورضي عن المشفوع له، ولا يكون ذلك إلا للمؤمن المخلص.
O gün yaratılmışlardan hiçbirine şefaat fayda vermez; ancak Rahmân'ın şefaat edene izin verdiği ve şefaat edilene de razı olduğu kimse müstesnadır. Bu da yalnızca samimi mümin için söz konusudur.
2511. Metin
يعلم الله ما بين أيدي الناس مِن أمر القيامة وما خلفهم من أمر الدنيا، ولا يحيط خلقه به علمًا ﷾.
Allah, insanların önlerindeki kıyamet işlerini de arkalarındaki dünya işlerini de bilir. Yaratılmışlar ise ilim bakımından O'nu celle celaluhu asla kuşatamazlar.
2512. Metin
وخضعت وجوه الخلائق، وذلَّت لخالقها، الذي له جميع معاني الحياة الكاملة كما يليق بجلاله الذي لا يموت، القائم على تدبير كلِّ شيء، المستغني عمَّن سواه. وقد خسر يوم القيامة مَن أشرك مع الله أحدًا من خلقه.
Yaratılmışların yüzleri, ölmeyen, celaline yaraşır şekilde tam hayatın bütün anlamlarına sahip olan, her şeyin idaresini yürüten ve Kendisi dışındakilerden müstağni bulunan Yaratıcılarına boyun eğmiş ve zilletle teslim olmuştur. Kıyamet günü Allah'a yaratıklarından birini ortak koşan kimse muhakkak hüsrana uğramıştır.
2513. Metin
ومن يعمل صالحات الأعمال وهو مؤمن بربه، فلا يخاف ظلمًا بزيادة سيئاته، ولا هضمًا بنقص حسناته.
Kim Rabbine inanmış olarak salih ameller işlerse, ne kötülüklerinin artırılmasıyla bir haksızlığa uğramaktan ne de iyiliklerinin eksiltilmesiyle hakkının yenmesinden korkar.
2514. Metin
وكما رغَّبنا أهل الإيمان في صالحات الأعمال، وحذَّرنا أهل الكفر من المقام على معاصيهم وكفرهم بآياتنا، أنزلنا هذا القرآن باللسان العربي; ليفهموه، وفصَّلنا فيه أنواعًا من الوعيد; رجاء أن يتقوا ربهم، أو يُحدِث لهم هذا القرآن تذكرة، فيتعظوا، ويعتبروا.
İman ehlini salih amellere teşvik ettiğimiz ve küfür ehlini de günahlarında ısrar etmekten ve ayetlerimizi inkâr etmekten sakındırdığımız gibi, anlasınlar diye bu Kur'an'ı Arap diliyle indirdik ve Rablerinden sakınsınlar yahut bu Kur'an kendileri için bir ibret ve ders meydana getirsin, böylece öğüt alıp ibret çıkarsınlar diye onda tehdit çeşitlerini türlü şekillerde açıkladık.
2515. Metin
فتنزَّه الله - سبحانه - وارتفع، وتقدَّس عن كل نقص، الملك الذي قهر سلطانه كل ملك وجبار، المتصرف بكل شيء، الذي هو حق، ووعده حق، ووعيده حق، وكل شيء منه حق. ولا تعجل - أيها الرسول - بمسابقة جبريل في تَلَقِّي القرآن قبل أن يَفْرَغ منه، وقل: ربِّ زدني علمًا إلى ما علمتني.
Egemenliği her hükümdara ve zorbaya boyun eğdiren, her şeyde tasarruf sahibi olan, Kendisi hak, vaadi hak, tehdidi hak ve Kendisinden gelen her şey hak olan Melik Allah, her türlü noksanlıktan münezzeh, yüce ve mukaddestir. Ey Resul! Cebrail vahyi bitirmeden önce, Kur'an'ı almada onunla yarışmak için acele etme ve: "Rabbim, bana öğrettiğin ilme ilim kat" de.
2516. Metin
ولقد وصينا آدم مِن قَبلِ أن يأكل من الشجرة، ألا يأكل منها، وقلنا له: إن إبليس عدو لك ولزوجك، فلا يخرجنكما من الجنة، فتشقى أنت وزوجك في الدنيا، فوسوس إليه الشيطان فأطاعه، ونسي آدم الوصية، ولم نجد له قوة في العزم يحفظ بها ما أُمر به.
Andolsun ki daha önce Âdem'e o ağaçtan yememesi hususunda tavsiyede bulunmuştuk ve ona: "İblis senin ve eşinin düşmanıdır; sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa dünyada sen ve eşin sıkıntı çekersiniz" demiştik. Fakat şeytan ona vesvese verdi, o da şeytana uydu. Âdem tavsiyeyi unuttu ve onda emredileni koruyacak bir azim gücü bulamadık.
2517. Metin
واذكر - أيها الرسول - إذ قلنا للملائكة: اسجدوا لآدم سجود تحية وإكرام، فأطاعوا، وسجدوا، لكن إبليس امتنع من السجود.
Ey Resul! Meleklere: "Âdem'e saygı ve ikram secdesiyle secde edin" dediğimiz vakti hatırla. Onlar itaat edip secde ettiler; ancak İblis secde etmekten kaçındı.
2518. Metin
فقلنا: يا آدم إن إبليس هذا عدو لك ولزوجتك، فاحذرا منه، ولا تطيعاه بمعصيتي، فيخرجكما من الجنة، فتشقى إذا أُخرجت منها.
Bunun üzerine dedik ki: "Ey Âdem! Şüphesiz bu İblis, sana ve eşine düşmandır. Ondan sakının, Bana isyan hususunda ona uymayın; yoksa sizi cennetten çıkarır, oradan çıkarıldığın takdirde sıkıntıya düşersin."
2519. Metin
إن لك - يا آدم - في هذه الجنة أن تأكل فلا تجوع، وأن تَلْبَس فلا تَعْرى.
"Ey Âdem! Bu cennette senin için acıkmamak ve çıplak kalmamak vardır."
2520. Metin
وأن لك ألا تعطش في هذه الجنة ولا يصيبك حر الشمس.
"Ve yine senin için bu cennette susamamak ve güneşin sıcağına maruz kalmamak vardır."
2521. Metin
فوسوس الشيطان لآدم وقال له: هل أدلك على شجرة، إن أكلت منها خُلِّدتَ فلم تمت، وملكت مُلْكًا لا ينقضي ولا ينقطع؟
Derken şeytan Âdem'e vesvese verdi ve ona: "Sana, yediğin takdirde ebedî kalıp ölmeyeceğin ve son bulup tükenmeyen bir mülke sahip olacağın ağacı göstereyim mi?" dedi.
2522. Metin
فأكل آدم وحواء من الشجرة التي نهاهما الله عنها، فانكشفت لهما عوراتهما، وكانت مستورةً عن أعينهما، فأخذا ينزعان من ورق أشجار الجنة ويلصقانه عليهما; ليسترا ما انكشف من عوراتهما، وخالف آدم أمر ربه، فغوى بالأكل من الشجرة التي نهاه الله عن الاقتراب منها.
Bunun üzerine Âdem ile Havva, Allah'ın kendilerine yasakladığı ağaçtan yediler; gözlerinden örtülü olan avret yerleri kendilerine açılıverdi. Açılan avret yerlerini örtmek için cennet ağaçlarının yapraklarından koparıp üzerlerine yapıştırmaya başladılar. Âdem Rabbinin emrine karşı geldi ve Allah'ın yaklaşmasını yasakladığı ağaçtan yemek suretiyle yolunu şaşırdı.
2523. Metin
ثم اصطفى الله آدم، وقرَّبه، وقَبِل توبته، وهداه رشده.
Sonra Allah Âdem'i seçti, onu Kendisine yakınlaştırdı, tövbesini kabul etti ve onu doğru yoluna eriştirdi.