2537. Metin
دنا وقت حساب الناس على ما قدَّموا من عمل، ومع ذلك فالكفار يعيشون لاهين عن هذه الحقيقة، معرضين عن هذا الإنذار.
İnsanların yapıp ettikleri amellerden ötürü hesaba çekilme vakti yaklaştı; buna rağmen kâfirler bu gerçekten habersiz yaşamakta, bu uyarıdan yüz çevirmektedirler.
2538. Metin
ما من شيء ينزل من القرآن يتلى عليهم مجدِّدًا لهم التذكير، إلا كان سماعهم له سماع لعب واستهزاء.
Kendilerine Kur'an'dan indirilen ve hatırlatmayı tazeleyen ne zaman bir şey okunsa, onlar onu mutlaka bir oyun ve alay konusu ederek dinlerler.
2539. Metin
قلوبهم غافلة عن القرآن الكريم، مشغولة بأباطيل الدنيا وشهواتها، لا يعقلون ما فيه. بل إن الظالمين من قريش اجتمعوا على أمر خَفِيٍّ: وهو إشاعة ما يصدُّون به الناس عن الإيمان بمحمد ﷺ من أنه بشر مثلهم، لا يختلف عنهم في شيء، وأن ما جاء به من القرآن سحر، فكيف تجيئون إليه وتتبعونه، وأنتم تبصرون أنه بشر مثلكم؟
Kalpleri Kur'an-ı Kerim'den gâfil, dünyanın bâtılları ve şehvetleriyle meşguldür; onun içindekileri akledemezler. Hatta Kureyş'in zalimleri gizli bir fısıldaşmayla bir araya geldiler: Bu da insanların Muhammed'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) iman etmelerine engel olmak için onun kendileri gibi bir beşer olduğunu, hiçbir konuda kendilerinden farklı olmadığını ve getirdiği Kur'an'ın bir büyü olduğunu yaymaktı. [Dediler ki:] "Gözünüz göre göre onun da sizin gibi bir beşer olduğunu gördüğünüz halde, nasıl olup da ona gidiyor ve uyuyorsunuz?"
2540. Metin
رد النبي ﷺ الأمرَ إلى ربه ﷾ فقال: ربي يعلم القول في السماء والأرض، ويعلم ما أسررتموه من حديثكم، وهو السميع لأقوالكم، العليم بأحوالكم. وفي هذا تهديد لهم ووعيد.
Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) işi Rabbi (azze ve celle)'ye havale edip şöyle dedi: "Rabbim gökte ve yerdeki her sözü bilir; aranızda gizlediğiniz konuşmalarınızı da bilir. O, sözlerinizi işiten, hallerinizi bilendir." Bunda onlar için bir tehdit ve korkutma vardır.
2541. Metin
بل جحد الكفار القرآن فمِن قائل: إنه أخلاط أحلام لا حقيقة لها، ومن قائل: إنه اختلاق وكذب وليس وحيًا، ومن قائل: إن محمدًا شاعر، وهذا الذي جاء به شعر، وإن أراد منا أن نصدِّقه فليجئنا بمعجزة محسوسة كناقة صالح، وآيات موسى وعيسى، وما جاء به الرسل من قبله.
Aksine kâfirler Kur'an'ı inkâr ettiler. Onlardan kimi: "Bu hiçbir gerçekliği olmayan karmakarışık rüyalardır" derken, kimi: "Bu bir uydurma ve yalandır, vahiy değildir" demekte, kimi de: "Muhammed bir şairdir, getirdiği bu şey de şiirdir. Eğer kendisini tasdik etmemizi istiyorsa, bize Salih'in devesi, Musa ve İsa'nın mucizeleri ve kendisinden önceki elçilerin getirdiği gibi somut bir mucize getirsin" demektedir.
2542. Metin
ما آمنت قبل كفار «مكة» من قرية طلب أهلها المعجزات مِن رسولهم وتحققت، بل كذَّبوا، فأهلكناهم، أفيؤمن كفار «مكة» إذا تحققت المعجزات التي طلبوها؟ كلا إنهم لا يؤمنون.
Mekke kâfirlerinden önce, halkı peygamberlerinden mucizeler isteyip de gerçekleşen hiçbir belde halkı iman etmedi; aksine yalanladılar, biz de onları helak ettik. Mekke kâfirleri, istedikleri mucizeler gerçekleşse inanacaklar mı? Hayır, onlar iman etmezler.
2543. Metin
وما أرسلنا قبلك - أيها الرسول - إلا رجالا من البشر نوحي إليهم، ولم نرسل ملائكة، فاسألوا - يا كفار «مكة» - أهل العلم بالكتب المنزلة السابقة، إن كنتم تجهلون ذلك.
Senden önce de -ey Peygamber- kendilerine vahyettiğimiz beşerden adamlardan başkasını göndermedik, melekler göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız, -ey Mekke kâfirleri- daha önce indirilmiş kitapların ehline (ilim ehline) sorun.
2544. Metin
وما جعلنا أولئك المرسلين قبلك خارجين عن طباع البشر لا يحتاجون إلى طعام وشراب، وما كانوا خالدين لا يموتون.
Senden önceki o gönderilen elçileri de insan tabiatının dışına çıkarıp yemeğe ve içmeye ihtiyaç duymayan varlıklar kılmadık; onlar ölümsüz, ebedî kimseler de değillerdi.
2545. Metin
ثم أنجزنا للأنبياء وأتباعم ما وعدناهم به من النصر والنجاة، وأهلَكْنا المسرفين على أنفسهم بكفرهم بربهم.
Sonra peygamberlere ve onlara uyanlara vadettiğimiz zafer ve kurtuluşu gerçekleştirdik; Rablerini inkâr ederek kendi nefislerine karşı haddi aşanları ise helak ettik.
2546. Metin
لقد أنزلنا إليكم هذا القرآن، فيه عزُّكم وشرفكم في الدنيا والآخرة إن تذكرتم به، أفلا تعقلون ما فَضَّلْتكم به على غيركم؟
Andolsun ki, size bu Kur'an'ı indirdik; eğer onunla öğüt alırsanız dünya ve ahiretteki izzetiniz ve şerefiniz ondadır. Sizi başkalarına karşı ne ile üstün kıldığımı akletmiyor musunuz?
2547. Metin
وكثير من القرى كان أهلها ظالمين بكفرهم بما جاءتهم به رسلهم، فأهلكناهم بعذاب أبادهم جميعًا، وأوجدنا بعدهم قومًا آخرين سواهم.
Nice memleketler vardı ki, halkı peygamberlerinin kendilerine getirdiklerini inkâr ederek zalim olmuşlardı. Biz de onları hepsini kökten yok eden bir azapla helak ettik ve onların ardından başka bir kavim yarattık.
2548. Metin
فلما رأى هؤلاء الظالمون عذابنا الشديد نازلا بهم، وشاهدوا بوادره، إذا هم من قريتهم يسرعون هاربين.
Bu zalimler şiddetli azabımızın üzerlerine indiğini görüp onun ilk alametlerine şahit olduklarında, bir de bakarsın ki memleketlerinden süratle kaçmaktadırlar.
2549. Metin
فنودوا في هذه الحال: لا تهربوا وارجعوا إلى لذاتكم وتنعُّمكم في دنياكم الملهية ومساكنكم المشيَّدة، لعلكم تُسألون من دنياكم شيئًا، وذلك على وجه السخرية والاستهزاء بهم.
Bu durumdayken onlara [şöyle] seslenildi: "Kaçmayın! Oyalanıp durduğunuz dünyanızdaki lezzetlerinize, nimetlerinize ve yüksek saraylarınıza dönün; belki de dünyalığınızdan bir şeyler istenirsiniz." Bu, onlarla alay etmek ve onları aşağılamak için söylenmiştir.
2550. Metin
فلم يكن لهم من جواب إلا اعترافهم بجرمهم وقولهم: يا هلاكنا، فقد ظلمنا أنفسنا بكفرنا.
Onların suçlarını itiraf etmekten ve: "Yazıklar olsun bize! İnkârımız sebebiyle kendimize zulmettik" demekten başka bir cevapları olmadı.
2551. Metin
فما زالت تلك المقالة - وهي الدعاء على أنفسهم بالهلاك، والاعتراف بالظلم - دَعْوَتَهم يرددونها حتى جعلناهم كالزرع المحصود، خامدين لا حياة فيهم. فاحذروا - أيها المخاطبون - أن تستمروا على تكذيب محمد ﷺ، فيحلُّ بكم ما حَلَّ بالأمم قبلكم.
Biz onları biçilmiş ekin gibi, sönmüş ve içlerinde hayat kalmamış hale getirinceye kadar bu sözleri -yani kendi aleyhlerine helak çağrısında bulunmaları ve zulümlerini itiraf etmeleri- dillerinden düşürmedikleri feryatları olmaya devam etti. Ey muhataplar! Muhammed'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) yalanlamayı sürdürmekten sakının; yoksa sizden önceki ümmetlerin başına gelenler sizin de başınıza gelir.
2552. Metin
وما خلقنا السماء والأرض وما بينهما عبثًا وباطلا بل لإقامة الحجة عليكم - أيها الناس - ولتعتبروا بذلك كله، فتعلموا أن الذي خلق ذلك لا يشبهه شيء، ولا تصلح العبادة إلا له.
Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere ve bâtıl olarak yaratmadık; aksine -ey insanlar- aleyhinize delil ikâme etmek ve bütün bunlardan ibret alasınız diye yarattık. Böylece bilirsiniz ki bunları yaratanın hiçbir benzeri yoktur ve ibadet ancak O'na layıktır.
2553. Metin
لو أردنا أن نتخذ لهوًا من الولد أو الصاحبة لاتخذناه من عندنا لا من عندكم، ما كنا فاعلين ذلك; لاستحالة أن يكون لنا ولد أو صاحبة.
Eğer çocuk veya eş gibi bir eğlence edinmek isteseydik, bunu sizin yanınızdan değil, kendi katımızdan edinirdik; ama bunu asla yapacak değildik. Çünkü bizim bir çocuğumuzun veya eşimizin olması imkânsızdır.
2554. Metin
بل نقذف بالحق ونبيِّنه، فيدحض الباطل، فإذا هو ذاهب مضمحل. ولكم العذاب في الآخرة - أيها المشركون - مِن وَصْفكم ربكم بغير صفته اللائقة به.
Aksine biz hakkı fırlatır ve onu açıklarız; o da bâtılı darmadağın eder, bir de bakarsın ki o yok olup gitmiştir. Rabbinizi O'na layık olmayan sıfatlarla nitelediğinizden dolayı -ey müşrikler- ahirette azap sizindir.
2555. Metin
ولله سبحانه كل مَن في السموات والأرض، والذين عنده من الملائكة لا يأنَفُون عن عبادته ولا يملُّونها. فكيف يجوز أن يشرك به ما هو عبده وخلقه؟
Göklerde ve yerde olan herkes Allah Teâlâ'nındır. O'nun katındaki melekler O'na ibadet etmekten asla büyüklenmezler ve bıkıp usanmazlar. O halde O'nun kulu ve mahluku olan bir varlığın O'na ortak koşulması nasıl caiz olabilir?
2556. Metin
يذكرون الله وينزِّهونه دائمًا، لا يضْعُفون ولا يسأمون.
Allah'ı zikreder ve O'nu daima noksanlıklardan tenzih ederler; ne gevşeklik gösterirler ne de usanırlar.
2557. Metin
كيف يصح للمشركين أن يتخذوا آلهة عاجزة من الأرض لا تقدر على إحياء الموتى؟
Müşriklerin, ölüleri diriltmeye güç yetiremeyen yeryüzünden aciz ilahlar edinmeleri nasıl doğru olabilir?
2558. Metin
لو كان في السموات والأرض آلهة غير الله ﷾ تدبر شؤونهما، لاختلَّ نظامهما، فتنزَّه الله رب العرش، وتقدَّس عَمَّا يصفه الجاحدون الكافرون، من الكذب والافتراء وكل نقص.
Eğer göklerde ve yerde Allah (azze ve celle)'den başka onların işlerini çekip çeviren ilahlar olsaydı, ikisinin de düzeni bozulurdu. Arş'ın Rabbi olan Allah, inkârcı kâfirlerin nitelediği yalandan, iftiradan ve her türlü noksanlıktan münezzeh ve mukaddestir.
2559. Metin
إن من دلائل تفرُّده سبحانه بالخلق والعبادة أنه لا يُسأل عن قضائه في خلقه، وجميع خلقه يُسألون عن أفعالهم.
Yaratmada ve ibadette O'nun birliğinin delillerinden biri de, O'nun mahlukatı hakkındaki takdirinden sorguya çekilmemesi, bütün yaratılmışların ise kendi yaptıklarından hesaba çekilecek olmasıdır.
2560. Metin
هل اتخذ هؤلاء المشركون مِن غير الله آلهة تنفع وتضر وتحيي وتميت؟ قل - أيها الرسول - لهم: هاتوا ما لديكم من البرهان على ما اتخذتموه آلهة، فليس في القرآن الذي جئتُ به ولا في الكتب السابقة دليل على ما ذهبتم إليه، وما أشركوا إلا جهلا وتقليدًا، فهم معرضون عن الحق منكرون له.
Yoksa bu müşrikler, Allah'tan başka fayda ve zarar veren, dirilten ve öldüren ilahlar mı edindiler? De ki -ey Peygamber- onlara: "İlah edindiğiniz şeylere dair kesin delilinizi getirin! Benim getirdiğim Kur'an'da da önceki kitaplarda da savunduğunuz bu iddiaya dair hiçbir delil yoktur." Onlar sadece cehalet ve taklit yüzünden şirk koştular; bu yüzden onlar haktan yüz çevirmekte ve onu inkâr etmektedirler.
2561. Metin
وما أرسلنا من قبلك - أيها الرسول - من رسول إلا نوحي إليه أنه لا معبود بحق إلا الله، فأخْلصوا العبادة له وحده.
Senden önce -ey Peygamber- hiçbir elçi göndermedik ki ona: "Şüphesiz Allah'tan başka hak ilah yoktur, öyleyse kulluğu yalnızca O'na halis kılın" diye vahyetmiş olmayalım.
2562. Metin
وقال المشركون: اتخذ الرحمن ولدًا بزعمهم أن الملائكة بنات الله. تنزَّه الله عن ذلك; فالملائكة عباد الله مقربون مخصصون بالفضائل، وهم في حسن طاعتهم لا يتكلمون إلا بما يأمرهم به ربهم، ولا يعملون عملا حتى يأذن لهم.
Müşrikler, meleklerin Allah'ın kızları olduğunu iddia ederek: "Rahmân çocuk edindi" dediler. Allah bundan münezzehtir; melekler, üstün faziletlerle donatılmış ve yakın kılınmış kullardır. Onlar, itaatlerinin güzelliğinden ötürü Rablerinin emrettiğinden başkasını konuşmazlar ve O izin vermedikçe hiçbir iş yapmazlar.
2563. Metin
وما من أعمال الملائكة عمل سابق أو لاحق إلا يعلمه الله ﷾، ويحصيه عليهم، ولا يتقدمون بالشفاعة إلا لمن ارتضى الله شفاعتهم له، وهم من خوف الله حذرون من مخالفة أمره ونهيه.
Meleklerin işlediklerinden geçmiş veya gelecek hiçbir amel yoktur ki Allah (azze ve celle) onu bilmesin ve aleyhlerine kaydetmesin. Onlar, Allah'ın kendisi için şefaate rıza gösterdiği kimseden başkasına şefaatte bulunmazlar ve O'nun korkusundan emir ve yasağına aykırı davranmaktan sakınırlar.
2564. Metin
ومن يدَّع من الملائكة أنه إله مع الله - على سبيل الفرض - فجزاؤه جهنم، مثل ذلك الجزاء نجزي كل ظالم مشرك.
Meleklerden kim -faraza- Allah ile beraber kendisinin bir ilah olduğunu iddia ederse, onun cezası cehennemdir. İşte her zalim müşriki böyle cezalandırırız.
2565. Metin
أو لم يعلم هؤلاء الذين كفروا أن السموات والأرض كانتا ملتصقتين لا فاصل بينهما، فلا مطر من السماء ولا نبات من الأرض، ففصلناهما بقدرتنا، وأنزلنا المطر من السماء، وأخرجنا النبات من الأرض، وجعلنا من الماء كل شيء حي، أفلا يؤمن هؤلاء الجاحدون فيصدقوا بما يشاهدونه، ويخصُّوا الله بالعبادة؟
O inkâr edenler bilmediler mi ki, gökler ve yer birbirine bitişikti, aralarında hiçbir ayrılık yoktu; ne gökten yağmur yağıyor ne de yerden bitki çıkıyordu. Kudretimizle ikisini birbirinden ayırdık, gökten yağmuru indirdik, yerden bitkiyi çıkardık ve canlı olan her şeyi sudan yarattık. Bu inkârcılar hâlâ iman edip gördüklerini tasdik etmeyecek ve kulluğu yalnızca Allah'a has kılmayacaklar mı?
2566. Metin
وخلقنا في الأرض جبالا تثبتها حتى لا تضطرب، وجعلنا فيها طرقًا واسعة; رجاء اهتداء الخلق إلى معايشهم، وتوحيد خالقهم.
Yeryüzünde sarsılmasın diye onu sabitleyen dağlar yarattık ve mahlukatın geçim yollarına ve Yaratıcılarının birliğine hidayet bulmaları ümidiyle orada geniş yollar kıldık.
2567. Metin
وجعلنا السماء سقفًا للأرض لا يرفعها عماد، وهي محفوظة لا تسقط، ولا تخترقها الشياطين، والكفار عن الاعتبار بآيات السماء (الشمس والقمر والنجوم) ، غافلون لاهون عن التفكير فيها.
Göğü de yer için direksiz duran bir tavan kıldık; o korunmuştur, düşmez ve şeytanlar onu delip geçemez. Kâfirler ise göğün ayetlerinden (güneş, ay ve yıldızlardan) ibret almaktan gâfil olup onlar üzerinde düşünmekten yüz çevirmektedirler.
2568. Metin
والله تعالى هو الذي خلق الليل; ليسكن الناس فيه، والنهار; ليطلبوا فيه المعايش، وخلق الشمس آية للنهار، والقمر آية للَّيل، ولكل منهما مدار يجري فيه وَيَسْبَح لا يحيد عنه.
İnsanların içinde dinlenmesi için geceyi, geçimlerini aramaları için gündüzü yaratan; güneşi gündüzün, ayı da gecenin bir alameti kılan Allah Teâlâ'dır. Her birinin içinde aktığı ve yüzdüğü, dışına çıkmadığı bir yörüngesi vardır.
2569. Metin
وما جعلنا لبشر من قبلك - أيها الرسول - دوام البقاء في الدنيا، أفإن مت فهم يُؤمِّلون الخلود بعدك؟ لا يكون هذا. وفي هذه الآية دليل على أن الخضر ﵇ قد مات; لأنه بشر.
Senden önceki hiçbir beşere -ey Peygamber- dünyada ebedî kalıcılık vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar senden sonra ebedî kalmayı mı umuyorlar? Bu asla olmaz. Bu ayette, Hızır (aleyhisselâm)'ın bir beşer olduğu için vefat ettiğine delil vardır.
2570. Metin
كل نفس ذائقة الموت لا محالة مهما عُمِّرت في الدنيا. وما وجودها في الحياة إلا ابتلاء بالتكاليف أمرًا ونهيًا، وبتقلب الأحوال خيرًا وشرًا، ثم المآل والمرجع بعد ذلك إلى الله - وحده - للحساب والجزاء.
Dünyada ne kadar yaşarsa yaşasın her can mutlaka ölümü tadacaktır. Hayattaki varlığı ise ancak emir ve yasaklarla yükümlülük, şer ve hayırla hallerin değişmesi yoluyla bir imtihandır. Bundan sonra varış ve dönüş hesap ve ceza için yalnızca Allah'adır.
2571. Metin
وإذا رآك الكفار - أيها الرسول - أشاروا إليك ساخرين منك بقول بعضهم لبعض: أهذا الرجل الذي يسبُّ آلهتكم؟ وجحدوا بالرحمن ونعمه، وبما أنزله من القرآن والهدى.
Kâfirler seni gördüklerinde -ey Peygamber- birbirlerine: "İlahlarınıza dil uzatan adam bu mu?" diyerek seninle alay edercesine seni işaret ederler. Onlar Rahmân'ı, O'nun nimetlerini ve indirdiği Kur'an ile hidayeti inkâr ettiler.
2572. Metin
خُلق الإنسان عجولا يبادر الأشياء ويستعجل وقوعها. وقد استعجلت قريش العذاب واستبطأته، فأنذرهم الله بأنه سيريهم ما يستعجلونه من العذاب، فلا يسألوا الله تعجيله وسرعته.
İnsan aceleci olarak yaratılmıştır; işlerin önüne geçer ve onların gerçekleşmesini çabucak ister. Nitekim Kureyş de azabın çarçabuk gelmesini istemiş ve onu gecikmiş saymıştır. Bunun üzerine Allah, aceleyle istedikleri azabı onlara göstereceğini bildirerek onları uyardı; öyleyse Allah'tan onun acele ve çabuk gelmesini istemesinler.
2573. Metin
ويقول الكفار - مستعجلين العذاب مستهزئين -: متى حصول ما تَعِدُنا به يا محمد، إن كنت أنت ومَن اتبعك من الصادقين؟
Kâfirler -azabı acele isteyerek ve alay ederek- şöyle derler: "Eğer sen ve sana uyanlar doğru söyleyenlerdenseniz, bize vadettiğin bu azap ne zaman gerçekleşecek?"
2574. Metin
لو يعلم هؤلاء الكفار ما يلاقونه عندما لا يستطيعون أن يدفعوا عن وجوههم وظهورهم النار، ولا يجدون لهم ناصرًا ينصرهم، لما أقاموا على كفرهم، ولما استعجلوا عذابهم.
Eğer bu kâfirler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları ve kendilerine yardım edecek bir yardımcı bulamayacakları an karşılaşacakları şeyi bilselerdi, küfürlerinde ısrar etmez ve azaplarının acele gelmesini istemezlerdi.
2575. Metin
ولسوف تأتيهم الساعة فجأة، فيتحيَّرون عند ذلك، ويخافون خوفًا عظيمًا، ولا يستطيعون دَفْعَ العذاب عن أنفسهم، ولا يُمْهلون لاستدراك توبة ولا اعتذار.
Kıyamet onlara ansızın gelecektir; o an şaşırıp kalacaklar, büyük bir korkuya kapılacaklar; azabı kendilerinden savmaya güç yetiremeyecekler ve tövbe edip özür dilemeleri için kendilerine mühlet de verilmeyecektir.
2576. Metin
ولقد استهزئ برسل مِن قبلك أيها الرسول، فحلَّ بالذين كانوا يستهزئون العذاب الذي كان مَثار سخريتهم واستهزائهم.
Andolsun ki, senden önceki peygamberlerle de alay edildi; ancak alay edip durdukları o azap, alay edenleri çepeçevre kuşatıverdi.
2577. Metin
قل - أيها الرسول - لهؤلاء المستعجلين بالعذاب: لا أحد يحفظكم ويحرسكم في ليلكم أو نهاركم، في نومكم أو يقظتكم، مِن بأس الرحمن إذا نزل بكم. بل هم عن القرآن ومواعظ ربهم لاهون غافلون.
Azabın acele gelmesini isteyen bu kimselere de ki -ey Peygamber-: "Rahmân'ın azabı üzerinize indiğinde, gecenizde veya gündüzünüzde, uykunuzda veya uyanıklığınızda sizi koruyup kollayacak hiç kimse yoktur." Bilakis onlar Kur'an'dan ve Rablerinin öğütlerinden habersizdirler, gâfildirler.
2578. Metin
أَلَهُمْ آلهة تمنعهم من عذابنا؟ إنَّ آلهتهم لا يستطيعون أن ينصروا أنفسهم، فكيف ينصرون عابديهم؟ وهم منا لا يُجارون.
Yoksa onları bizim azabımızdan koruyacak ilahları mı var? Şüphesiz onların ilahları kendilerine bile yardım edemezler; o halde kendilerine tapanlara nasıl yardım edebilirler? Onlar bizim tarafımızdan da korunamazlar.
2579. Metin
لقد اغترَّ الكفار وآباؤهم بالإمهال لِمَا رأوه من الأموال والبنين وطول الأعمار، فأقاموا على كفرهم لا يَبْرحونه، وظنوا أنهم لا يُعذَّبون وقد غَفَلوا عن سُنَّة ماضية، فالله ينقص الأرض من جوانبها بما ينزله بالمشركين مِن بأس في كل ناحية ومِن هزيمة، أيكون بوسع كفار «مكة» الخروج عن قدرة الله، أو الامتناع من الموت؟
Kâfirler ve ataları; kendilerine verilen mallar, evlatlar ve uzun ömürler sebebiyle kendilerine mühlet tanınmasına aldandılar da küfürlerinde ısrar edip ondan vazgeçmediler ve azap görmeyeceklerini zannettiler. Oysa onlar geçmiş sünneti unuttular: Allah, her tarafta müşriklerin başına indirdiği şiddetli azap ve yenilgi ile yeryüzünü kenarlarından eksiltmektedir. Mekke kâfirlerinin Allah'ın kudretinden kaçması veya ölümden kurtulması mümkün müdür?
2580. Metin
قل - أيها الرسول - لمن أُرسلتَ إليهم: ما أُخوِّفكم من العذاب إلا بوحي من الله، وهو القرآن، ولكن الكفار لا يسمعون ما يُلقى إليهم سماع تدبر إذا أُنذِورا، فلا ينتفعون به.
Kendilerine gönderildiğin kimselere de ki -ey Peygamber-: "Ben sizi azapla ancak Allah'tan gelen bir vahiyle, yani Kur'an ile korkutuyorum." Fakat kâfirler uyarıldıkları zaman kendilerine tebliğ edileni düşünerek dinlemezler, bu yüzden de ondan faydalanamazlar.
2581. Metin
لو أصاب الكفارَ نصيب من عذاب الله لعلموا عاقبة تكذيبهم، وقابلوا ذلك بالدعاء على أنفسهم بالهلاك; بسبب ظلمهم لأنفسهم بعبادتهم غير الله.
Eğer kâfirlere Allah'ın azabından bir nebze dokunsaydı, yalanlamalarının akıbetini anlar ve Allah'tan başkasına ibadet ederek nefislerine zulmetmeleri sebebiyle kendi aleyhlerine helak çağrısında bulunurlardı.
2582. Metin
ويضع الله تعالى الميزان العادل للحساب في يوم القيامة، ولا يظلم هؤلاء ولا غيرهم شيئًا، وإن كان هذا العمل قدْرَ ذرة مِن خير أو شر اعتبرت في حساب صاحبها. وكفى بالله محصيًا أعمال عباده، ومجازيًا لهم عليها.
Allah Teâlâ kıyamet gününde hesap için adalet terazilerini kurar; ne bunlara ne de başkasına en ufak bir haksızlık yapılmaz. Yapılan amel bir zerre ağırlığında hayır veya şer olsa bile sahibinin hesabına dâhil edilir. Kullarının amellerini sayıcı ve karşılığını verici olarak Allah yeter.
2583. Metin
ولقد آتينا موسى وهارون حجة ونصرًا على عدوهما، وكتابًا - وهو التوراة - فَرَقْنا به بين الحق والباطل، ونورًا يهتدي به المتقون الذين يخافون عقاب ربهم، وهم من الساعة التي تقوم فيها القيامة خائفون وجلون.
Andolsun ki, Musa ve Harun'a düşmanlarına karşı kesin bir delil ve zafer, hak ile bâtılı arasını ayırdığımız bir Kitap -ki o Tevrat'tır- ve Rablerinin azabından korkan, kıyametin kopacağı o andan ürperip titreyen takva sahipleri için hidayet bulacakları bir nur verdik.
2584. Metin
وهذا القرآن الذي أنزله الله على رسوله محمد ﷺ ذِكْرٌ لمن تذكَّر به، وعمل بأوامره واجتنب نواهيه، كثير الخير، عظيم النفع، أفتنكرونه وهو في غاية الجلاء والظهور؟
Allah'ın Elçisi Muhammed'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) indirdiği bu Kur'an; onunla öğüt alan, emirleriyle amel edip yasaklarından sakınanlar için bir zikirdir; hayrı çok, faydası büyüktür. O son derece açık ve aşikâr olduğu halde siz onu inkâr mı ediyorsunuz?
2585. Metin
ولقد آتينا إبراهيم هداه، الذي دعا الناس إليه من قبل موسى وهارون، وكنَّا عالمين أنه أهل لذلك.
Andolsun ki, Musa ve Harun'dan önce İbrahim'e insanları davet ettiği doğru yolu (rüşdünü) verdik ve biz onun buna ehil olduğunu biliyorduk.
2586. Metin
حين قال لأبيه وقومه: ما هذه الأصنام التي صنعتموها، ثم أقمتم على عبادتها ملازمين لها؟
Hani o, babasına ve kavmine şöyle demişti: "Kendi ellerinizle yaptığınız, sonra da başlarına geçip kendilerine sürekli ibadet ettiğiniz bu heykeller nedir?"
2587. Metin
قالوا: وجدنا آباءنا عابدين لها، ونحن نعبدها اقتداء بهم.
Onlar: "Biz atalarımızı bunlara tapar bulduk; biz de onlara uyarak bunlara tapıyoruz" dediler.
2588. Metin
قال لهم إبراهيم: لقد كنتم أنتم وآباؤكم في عبادتكم لهذه الأصنام في بُعْد واضح بيِّن عن الحق.
İbrahim onlara şöyle dedi: "Andolsun ki siz de atalarınız da bu putlara tapmakla apaçık, apaşikâr bir sapıklık içindeydiniz."
2589. Metin
قالوا: أهذا القول الذي جئتنا به حق وَجِدٌّ، أم كلامك لنا كلام لاعبٍ مستهزئ لا يدري ما يقول؟
Onlar: "Bize getirdiğin bu söz hak ve gerçek midir, yoksa bize ne söylediğini bilmeyen şakacı ve alaycı birinin sözü gibi mi konuşuyorsun?" dediler.
2590. Metin
قال لهم إبراهيم ﵊: بل ربكم الذي أدعوكم إلى عبادته هو رب السموات والأرض الذي خلقهنَّ، وأنا من الشاهدين على ذلك.
İbrahim (aleyhisselâm) onlara şöyle dedi: "Hayır, sizi kendisine kulluğa çağırdığım Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir; onları O yaratmıştır. Ben de buna şahitlik edenlerdenim."
2591. Metin
وتالله لأمكرنَّ بأصنامكم وأكسِّرها بعد أن تتولَّوا عنها ذاهبين.
Allah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra putlarınıza mutlaka bir tuzak kuracağım ve onları parçalayacağım.
2592. Metin
فحطم إبراهيم الأصنام وجعلها قطعًا صغيرة، وترك كبيرها; كي يرجع القوم إليه ويسألوه، فيتبين عجزهم وضلالهم، وتقوم الحجة عليهم.
Bunun üzerine İbrahim putları kırıp küçük parçalar haline getirdi; kavim ona dönsün ve ona sorsun, böylece âcizlikleri ile sapıklıkları ortaya çıksın ve aleyhlerine kesin delil oluşsun diye onların en büyüğünü bıraktı.
2593. Metin
ورجع القوم، ورأوا أصنامهم محطمة مهانة، فسأل بعضهم بعضًا: مَن فعل هذا بآلهتنا؟ إنه لظالم في اجترائه على الآلهة المستحقة للتعظيم والتوقير.
Kavim geri dönüp putlarını kırılmış ve aşağılanmış görünce birbirlerine şöyle sordular: "İlahlarımıza bunu kim yaptı? Yüceltilmeye ve saygı duyulmaya layık olan ilahlara karşı böyle bir cürette bulunduğu için o kesinlikle zalimlerdendir."
2594. Metin
قال مَن سمع إبراهيم يحلف بأنه سيكيد أصنامهم: سمعنا فتى يذكر الأصنام بسوء يقال له إبراهيم.
İbrahim'in putlarına bir tuzak kuracağına yemin ettiğini duyan kimseler: "İbrahim adında bir gencin putları kötülükle andığını duymuştuk" dediler.
2595. Metin
قال رؤساؤهم: فَأْتوا بإبراهيم على مرأى من الناس; كي يشهدوا على اعترافه بما قال; ليكون ذلك حجة عليه.
İleri gelenleri: "Söylediklerini ikrar ettiğine şahit olsunlar da bu onun aleyhine kesin bir delil olsun diye İbrahim'i insanların gözü önüne getirin" dediler.
2596. Metin
وجيء بإبراهيم وسألوه منكرين: أأنت الذي كسَّرْتَ آلهتنا؟ يعنون أصنامهم.
İbrahim getirildi ve onu kınayarak: "İlahlarımızı sen mi kırdın?" diye sordular; kastettikleri putlarıydı.
2597. Metin
وتمَّ لإبراهيم ما أراد من إظهار سفههم على مرأى منهم. فقال محتجًا عليهم معرِّضًا بغباوتهم: بل الذي كسَّرها هذا الصنم الكبير، فاسألوا آلهتكم المزعومة عن ذلك، إن كانت تتكلم أو ترد جوابًا.
İbrahim, onların gözleri önünde akılsızlıklarını ortaya çıkarma hedefine ulaştı. Onlara karşı delil getirerek ve ahmaklıklarını ima ederek şöyle dedi: "Aksine, onları kıran şu büyük puttur. Eğer konuşabiliyor veya bir cevap verebiliyorlarsa, bunu iddia ettiğiniz ilahlarınıza sorun."
2598. Metin
فأُسقِط في أيديهم، وبدا لهم ضلالهم; كيف يعبدونها، وهي عاجزة عن أن تدفع عن نفسها شيئًا أو أن تجيب سائلها؟ وأقرُّوا على أنفسهم بالظلم والشرك.
Bunun üzerine şaşırıp kaldılar ve sapıklıkları kendilerine açıkça göründü: Kendisinden hiçbir zararı savmaya ya da soru sorana cevap vermeye gücü yetmeyen bir şeye nasıl tapıyorlardı? Kendi nefislerine karşı zulüm ve şirk işlediklerini itiraf ettiler.
2599. Metin
وسُرعان ما عاد إليهم عنادهم بعد إفحامهم، فانقلبوا إلى الباطل، واحتجُّوا على إبراهيم بما هو حجة له عليهم، فقالوا: كيف نسألها، وقد علمتَ أنها لا تنطق؟
Susturulmalarının ardından inatları hemen geri döndü; bâtıla meylederek İbrahim'in lehine olan delili onun aleyhineymiş gibi ileri sürdüler ve şöyle dediler: "Bunların konuşamadığını bildiğin halde onları nasıl soralım?"
2600. Metin
قال إبراهيم محقِّرًا لشأن الأصنام: كيف تعبدون أصنامًا لا تنفع إذا عُبدت، ولا تضرُّ إذا تُركت؟ قبحًا لكم ولآلهتكم التي تعبدونها من دون الله تعالى، أفلا تعقلون فتدركون سوء ما أنتم عليه؟
İbrahim putların konumunu küçümseyerek şöyle dedi: "Kendilerine tapıldığında fayda vermeyen, terk edildiklerinde ise zarar vermeyen putlara nasıl taparsınız? Size de, Allah Teâlâ'yı bırakıp taptığınız ilahlarınıza da yuh olsun! Aklınızı kullanıp da içinde bulunduğunuz durumun kötülüğünü anlamayacak mısınız?"
2601. Metin
لما بطلت حجتهم وظهر الحق عدلوا إلى استعمال سلطانهم، وقالوا: حَرِّقوا إبراهيم بالنار; غضبًا لآلهتكم إن كنتم ناصرين لها. فأشْعَلوا نارًا عظيمة وألقوه فيها، فانتصر الله لرسوله وقال للنار: كوني بردًا وسلامًا على إبراهيم، فلم يَنَلْه فيها أذى، ولم يصبه مكروه.
Delilleri çürütülüp hak ortaya çıkınca güç kullanma yoluna başvurdular ve: "Eğer onlara yardım edecekseniz, ilahlarınız adına öfkelenerek İbrahim'i ateşte yakın!" dediler. Büyük bir ateş yakıp onu içine attılar. Fakat Allah Elçisi'ne yardım etti ve ateşe: "İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol" buyurdu. Böylece ateşin içinde ona hiçbir eziyet dokunmadı ve başına hoşa gitmeyen bir şey gelmedi.
2602. Metin
وأراد القوم بإبراهيم الهلاك فأبطل الله كيدهم، وجعلهم المغلوبين الأسفلين.
Kavim İbrahim'in helakını istedi, fakat Allah onların tuzaklarını boşa çıkardı ve onları mağlup olan en aşağılık kimseler kıldı.
2603. Metin
ونجينا إبراهيم ولوطًا الذي آمن به من «العراق» ، وأخرجناهما إلى أرض «الشام» التي باركنا فيها بكثرة الخيرات، وفيها أكثر الأنبياء عليهم الصلاة والسلام.
İbrahim'i ve ona iman eden Lut'u Irak'tan kurtardık ve her ikisini de hayırlarını bol kılarak bereketli kıldığımız ve peygamberlerin (aleyhimüssalâtü vesselâm) çoğunun bulunduğu Şam topraklarına çıkardık.
2604. Metin
وأنعم الله على إبراهيم، فوهب له ابنه إسحاق حين دعاه، ووهب له من إسحاق يعقوب زيادة على ذلك، وكلٌّ من إبراهيم وإسحاق ويعقوب جعله الله صالحًا مطيعًا له.
Allah İbrahim'e lütufta bulunarak, kendisine dua ettiğinde oğlu İshak'ı bağışladı ve buna ilaveten İshak'tan da Yakub'u ona bahşetti. Allah; İbrahim, İshak ve Yakub'un her birini salih ve kendisine itaatkâr kıldı.
2605. Metin
وجعلنا إبراهيم وإسحاق ويعقوب قدوة للناس يدعونهم إلى عبادة الله وطاعته بإذنه تعالى، وأوحينا إليهم فِعْلَ الخيرات من العمل بشرائع الأنبياء، وإقام الصلاة على وجهها، وإيتاء الزكاة، فامتثلوا لذلك، وكانوا منقادين مطيعين لله وحده دون سواه.
İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u, Allah Teâlâ'nın izniyle insanları Allah'a kulluğa ve O'na itaate çağıran önderler kıldık. Onlara peygamberlerin şeriatleriyle amel etmekten ibaret hayır işlemeyi, namazı hakkıyla kılmayı ve zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar da buna uydular ve başka hiçbir şeye değil, yalnızca tek olan Allah'a boyun eğen itaatkâr kimseler oldular.
2606. Metin
وآتينا لوطًا النبوة وفصل القضاء بين الخصوم وعلمًا بأمر الله ودينه، ونجيناه من قريته «سدوم» التي كان يعمل أهلها الخبائث. إنهم كانوا بسبب الخبائث والمنكرات التي يأتونها أهل سوء وقُبْح، خارجين عن طاعة الله.
Lut'a peygamberlik, davalılar arasında adaletle hükmetme yetkisi, Allah'ın emrine ve dinine dair ilim verdik. Onu, halkı çirkin işler yapan Sodom beldesinden kurtardık. Doğrusu onlar işledikleri çirkinlikler ve münkerler sebebiyle Allah'a itaatten çıkmış kötü ve rezil bir topluluktu.
2607. Metin
وأتمَّ الله عليه النعمة فأدخله في رحمته بإنجائه ممَّا حلَّ بقومه; لأنه كان من الذين يعملون بطاعة الله.
Allah ona olan nimetini tamamladı ve kavminin başına gelen felaketten onu kurtararak rahmetine dâhil etti; çünkü o, Allah'a itaat doğrultusunda amel edenlerdendi.
2608. Metin
واذكر - أيها الرسول - نوحا حين نادى ربه مِن قبلك ومِن قبل إبراهيم ولوط، فاستجبنا له دعاءه، فنجيناه وأهله المؤمنين به من الغم الشديد.
Senden önce, İbrahim ve Lut'tan da önce Rabbine niyaz ettiği zamanki Nuh'u da an -ey Peygamber-. Biz onun duasını kabul ettik de kendisini ve ona iman eden ailesini o büyük kederden kurtardık.
2609. Metin
ونصرناه مِن كيد القوم الذين كذَّبوا بآياتنا الدالة على صدقه، إنهم كانوا أهل قُبْح، فأغرقناهم بالطوفان أجمعين.
Onun doğruluğuna delalet eden ayetlerimizi yalanlayan kavmin tuzağına karşı ona yardım ettik. Doğrusu onlar çirkin bir topluluktu; bu yüzden onları hep birlikte tufanda boğduk.
2610. Metin
واذكر - أيها الرسول - نبي الله داود وابنه سليمان، إذ يحكمان في قضية عرَضَها خصمان، عَدَت غنم أحدهما على زرع الآخر، وانتشرت فيه ليلا فأتلفت الزرع، فحكم داود بأن تكون الغنم لصاحب الزرع ملْكًا بما أتلفته، فقيمتهما سواء، وكنَّا لحكمهم شاهدين لم يَغِبْ عنا.
Allah'ın nebisi Davud'u ve oğlu Süleyman'ı da an -ey Peygamber-; hani onlar iki davacının arz ettiği bir davada hüküm veriyorlardı: Birinin koyunları diğerinin ekinine tecavüz etmiş, geceleyin ekinin içine yayılarak onu telef etmişti. Davud, telef ettiği şeyin karşılığı olarak -çünkü her ikisinin değeri eşitti- koyunların tarla sahibinin mülkü olmasına hükmetti. Biz onların verdikleri hükme şahittik, hiçbir şey bizden gizli kalmadı.
2611. Metin
فَفَهَّمنا سليمان مراعاة مصلحة الطرفين مع العدل، فحكم على صاحب الغنم بإصلاح الزرع التالف في فترة يستفيد فيها صاحب الزرع بمنافع الغنم من لبن وصوف ونحوهما، ثم تعود الغنم إلى صاحبها والزرع إلى صاحبه; لمساواة قيمة ما تلف من الزرع لمنفعة الغنم، وكلا من داود وسليمان أعطيناه حكمًا وعلمًا، ومننَّا على داود بتطويع الجبال تسبِّح معه إذا سبَّح، وكذلك الطير تسبِّح، وكنا فاعلين ذلك.
Biz Süleyman'a, adaletle birlikte her iki tarafın maslahatını gözetmeyi kavrattık. O, tarla sahibinin koyunların süt, yün ve benzeri faydalarından istifade edeceği bir süre zarfında, koyun sahibinin telef olan ekini ıslah etmesine; ardından ekinden telef olan miktarın koyunların menfaatine denk olması sebebiyle koyunların sahibine, ekinin de kendi sahibine geri verilmesine hükmetti. Davud'a da Süleyman'a da hüküm ve ilim verdik. Davud tesbih ettiğinde dağların onunla birlikte tesbih etmesini sağladık, kuşlar da aynı şekilde tesbih ederdi; bunları yapan bizdik.
2612. Metin
واختصَّ الله داود ﵇ بأن علَّمه صناعة الدروع يعملها حِلَقًا متشابكة، تسهِّل حركة الجسم; لتحمي المحاربين مِن وَقْع السلاح فيهم، فهل أنتم شاكرون نعمة الله عليكم حيث أجراها على يد عبده داود؟
Allah, savaşçıları silahların etkisinden korumak için vücudun hareketini kolaylaştıran birbirine geçmiş halkalar halinde zırh yapma sanatını Davud'a (aleyhisselâm) öğreterek onu ayrıcalıklı kıldı. Kulu Davud'un eliyle gerçekleştirdiği Allah'ın bu nimetine artık şükredecek misiniz?
2613. Metin
وسخَّرنا لسليمان الريح شديدة الهبوب تحمله ومَن معه، تجري بأمره إلى أرض «بيت المقدس» بـ «الشام» التي باركنا فيها بالخيرات الكثيرة، وقد أحاط علمنا بجميع الأشياء.
Süleyman'a, kendisini ve beraberindekileri taşıyan, emriyle Şam'daki çokça hayırlarla bereketli kıldığımız Beytülmakdis topraklarına doğru esip giden şiddetli rüzgârı boyun eğdirdik. İlmimiz her şeyi kuşatmıştır.
2614. Metin
وسخَّرنا لسليمان من الشياطين شياطين يستخدمهم فيما يَعْجِز عنه غيرهم، فكانوا يغوصون في البحر يستخرجون له اللآلئ والجواهر، وكانوا يعملون كذلك في صناعة ما يريده منهم، لا يقدرون على الامتناع مما يريده منهم، حفظهم الله له بقوته وعزه ﷾.
Süleyman'a, başkalarının yapmaktan âciz olduğu işlerde istihdam ettiği şeytanları da boyun eğdirdik. Onlar Süleyman için denize dalarak inciler ve mücevherler çıkarırlar, ayrıca onlardan istediği imalat işlerinde çalışırlardı; onun kendilerinden istediği şeylerden kaçınmaya güç yetiremezlerdi. Allah kendi kudreti ve izzetiyle (azze ve celle) onları onun için koruma altında tuttu.
2615. Metin
واذكر - أيها الرسول - عبدنا أيوب، إذ ابتليناه بضر وسقم عظيم في جسده، وفقد أهله وماله وولده، فصبر واحتسب، ونادى ربه ﷿ أني قد أصابني الضر، وأنت أرحم الراحمين، فاكشفه عني.
Kulumuz Eyyub'u da an -ey Peygamber-; hani onu bedeninde büyük bir dert ve hastalıkla, ailesini, malını ve evladını kaybetmekle imtihan etmiştik. O sabretti, ecrini Allah'tan bekledi ve Rabbine (azze ve celle): "Bana gerçekten dert dokundu, sen merhametlilerin en merhametlisisin, bunu benden gider" diye niyaz etti.
2616. Metin
فاستجبنا له دعاءه، ورفعنا عنه البلاء، ورددنا عليه ما فقده من أهل وولد ومال مضاعفًا، فَعَلْنا به ذلك رحمة منَّا، وليكون قدوة لكل صابر على البلاء، راجٍ رحمة ربه، عابد له.
Biz onun duasını kabul ettik, üzerindeki belayı kaldırdık ve katımızdan bir rahmet olarak ve belaya sabreden, Rabbinin rahmetini uman ve O'na kulluk eden herkese bir ibret olsun diye kaybettiği ailesini, evladını ve malını kat kat fazlasıyla ona geri verdik.
2617. Metin
واذكر إسماعيل وإدريس وذا الكفل، كل هؤلاء من الصابرين على طاعة الله ﷾، وعن معاصيه، وعلى أقداره، فاستحقوا الذكر بالثناء الجميل.
İsmail'i, İdris'i ve Zülkifl'i de an; bunların hepsi Allah'a (azze ve celle) itaate, O'na isyandan kaçınmaya ve O'nun takdirlerine karşı sabreden kimselerdi. Bu sebeple güzel bir övgüyle anılmayı hak ettiler.
2618. Metin
وأدخلناهم في رحمتنا، إنهم ممن صلح باطنه وظاهره، فأطاع الله وعمل بما أمره به.
Onları rahmetimize dâhil ettik; çünkü onlar içi ve dışı salih olan, Allah'a itaat edip O'nun emrettikleriyle amel eden kimselerdendi.
2619. Metin
واذكر قصة صاحب الحوت، وهو يونس بن مَتَّى ﵇، أرسله الله إلى قومه فدعاهم فلم يؤمنوا، فتوعَّدهم بالعذاب فلم ينيبوا، ولم يصبر عليهم كما أمره الله، وخرج مِن بينهم غاضبًا عليهم، ضائقًا صدره بعصيانهم، وظن أن الله لن يضيِّق عليه ويؤاخذه بهذه المخالفة، فابتلاه الله بشدة الضيق والحبس، والتقمه الحوت في البحر، فنادى ربه في ظلمات الليل والبحر وبطن الحوت تائبًا معترفًا بظلمه; لتركه الصبر على قومه، قائلا: لا إله إلا أنت سبحانك، إني كنت من الظالمين.
Balık sahibi Matta oğlu Yunus'un (aleyhisselâm) kıssasını da an. Allah onu kavmine elçi olarak göndermişti; onları davet etti fakat iman etmediler. Onları azapla uyardı fakat dönmediler. O da Allah'ın emrettiği gibi onlara sabretmedi ve onlara öfkelenerek, isyanları yüzünden göğsü daralarak aralarından ayrılıp gitti; Allah'ın kendisini sıkıştırmayacağını ve bu muhalefetinden ötürü kendisini hesaba çekmeyeceğini zannetti. Bunun üzerine Allah onu şiddetli bir darlık ve hapisle imtihan etti; denizde onu balık yuttu. O da gecenin, denizin ve balığın karnının karanlıkları içinde, kavmine karşı sabrı terk etmesi sebebiyle işlediği zulmü itiraf edip tövbe ederek Rabbine şöyle niyaz etti: "Senden başka hiçbir ilah yoktur, sen her türlü noksanlıktan münezzehsin. Gerçekten ben zalimlerden oldum."
2620. Metin
فاستجبنا له دعاءه، وخلَّصناه مِن غَم هذه الشدة، وكذلك ننجي المصدِّقين العاملين بشرعنا.
Biz onun duasını kabul ettik ve onu bu sıkıntının kederinden kurtardık; şeriatımızı tasdik edip onunla amel edenleri de işte böyle kurtarırız.
2621. Metin
واذكر - أيها الرسول - قصة عبد الله زكريا حين دعا ربه أن يرزقه الذرية لما كَبِرت سنُّه قائلا رب لا تتركني وحيدًا لا عقب لي، هب لي وارثًا يقوم بأمر الدين في الناس من بعدي، وأنت خير الباقين وخير مَن خلفني بخير.
Allah'ın kulu Zekeriya'nın kıssasını da an -ey Peygamber-; hani o, yaşı ilerlediğinde Rabbine soyunu devam ettirecek bir evlat vermesi için şöyle dua etmişti: "Rabbim, beni yapayalnız, arkamda kimsem olmadan bırakma; benden sonra insanlar arasında din işlerini yürütecek bir mirasçı bana lütfet. Sen baki kalanların en hayırlısısın ve ardımda hayırla kalacak olanların en hayırlısısın."
2622. Metin
فاستجبنا له دعاءه ووهبنا له على الكبر ابنه يحيى، وجعلنا زوجته صالحة في أخلاقها وصالحة للحمل والولادة بعد أن كانت عاقرًا، إنهم كانوا يبادرون إلى كل خير، ويدعوننا راغبين فيما عندنا، خائفين من عقوبتنا، وكانوا لنا خاضعين متواضعين.
Biz onun duasını kabul ettik, yaşlılığına rağmen ona oğlu Yahya'yı bahşettik ve kısır olduğu halde eşini ahlaken salih, hamile kalıp doğum yapmaya elverişli kıldık. Onlar her türlü hayra koşuşurlar; katımızdakini umarak ve azabımızdan korkarak bize dua ederlerdi; bize karşı son derece saygılı ve mütevazı idiler.
2623. Metin
واذكر - أيها الرسول - قصة مريم بنت عمران التي حفظت فرجها من الحرام، ولم تأتِ فاحشة في حياتها، فأرسل الله إليها جبريل ﵇، فنفخ في جيب قميصها، فوصلت النفخة إلى رحمها، فخلق الله بذلك النفخ المسيح عيسى ﵇، فحملت به من غير زوج، فكانت هي وابنها بذلك علامة على قدرة الله، وعبرة للخلق إلى قيام الساعة.
İffetini haramdan koruyan ve hayatında hiçbir hayâsızlığa bulaşmayan İmran kızı Meryem'in kıssasını da an -ey Peygamber-. Allah ona Cebrail'i (aleyhisselâm) gönderdi; o da gömleğinin yakasına üfledi, bu üfleme onun rahmine ulaştı ve Allah bu üflemeyle Mesih İsa'yı (aleyhisselâm) yarattı. Böylece o, bir eşi olmaksızın ona hamile kaldı. Böylelikle kendisi ve oğlu, Allah'ın kudretine bir delil ve kıyamete kadar yaratılmışlar için bir ibret oldu.
2624. Metin
هؤلاء الأنبياء جميعًا دينهم واحد، الإسلام، وهو الاستسلام لله بالطاعة وإفراده بالعبادة، والله ﷾ رب الخلق فاعبدوه - أيها الناس - وحده لا شريك له.
Bu peygamberlerin hepsinin dini tektir; o da itaatte bulunarak Allah'a teslim olmak ve ibadeti yalnızca O'na has kılmak demek olan İslam'dır. Allah (azze ve celle) yaratılmışların Rabbidir; öyleyse -ey insanlar- hiçbir ortağı olmayan tek bir ilah olarak yalnızca O'na kulluk edin.
2625. Metin
لكن الناس اختلفوا على رسلهم، وتفرَّق كثير من أتباعهم في الدين شيعًا وأحزابًا، فعبدوا المخلوقين والأهواء، وكلهم راجعون إلينا ومحاسبون على ما فعلوا.
Fakat insanlar peygamberleri konusunda ihtilafa düştüler ve onlara uyanların çoğu dinde fırkalara ve gruplara bölündü; yaratılmışlara ve hevalarına taptılar. Hepsi bize dönecek ve yaptıklarından hesaba çekileceklerdir.
2626. Metin
فمن التزم الإيمان بالله ورسله، وعمل ما يستطيع من صالح الأعمال طاعةً لله وعبادة له فلا يضيع الله عمله ولا يبطله، بل يضاعفه كله أضعافًا كثيرة، وسيجد ما عمله في كتابه يوم يُبْعث بعد موته.
Kim Allah'a ve elçilerine imana sarılır, Allah'a itaat ve O'na kulluk amacıyla gücünün yettiği salih amelleri işlerse, Allah onun amelini zayi etmez ve boşa çıkarmaz; bilakis hepsini kat kat artırır. O kimse öldükten sonra diriltileceği gün yaptıklarını amel defterinde bulacaktır.
2627. Metin
وممتنع على أهل القرى التي أهلكناها بسبب كفرهم وظلمهم، رجوعهم إلى الدنيا قبل يوم القيامة; ليستدركوا ما فرطوا فيه.
Küfürleri ve zulümleri sebebiyle helak ettiğimiz beldelerin halkının, kusurlarını telafi etmeleri için kıyamet gününden önce dünyaya dönmeleri imkânsızdır.
2628. Metin
فإذا فُتِح سد يأجوج ومأجوج، وانطلقوا من مرتفعات الأرض وانتشروا في جنباتها مسرعين، دنا يوم القيامة وبدَتْ أهواله فإذا أبصار الكفار مِن شدة الفزع مفتوحة لا تكاد تَطْرِف، يدعون على أنفسهم بالويل في حسرة: يا ويلنا قد كنا لاهين غافلين عن هذا اليوم وعن الإعداد له، وكنا بذلك ظالمين.
Ye'cûc ve Me'cûc'un seddi açılıp yeryüzünün her tepesinden boşanarak her tarafa süratle yayıldıklarında kıyamet günü yaklaşır ve dehşetleri başlar. O zaman kâfirlerin gözleri şiddetli korkudan donakalır ve neredeyse gözlerini bile kırpamazlar; büyük bir hasret içinde kendi aleyhlerine helak çağrısında bulunarak: "Yazıklar olsun bize! Biz gerçekten bu günden ve ona hazırlık yapmaktan habersiz ve gafil idik; böylece kendimize zulmettik" derler.
2629. Metin
إنكم - أيها الكفار - وما كنتم تعبدون من دون الله من الأصنام ومَن رضي بعبادتكم إياه من الجن والإنس، وقود جهنم وحطبها، أنتم وهم فيها داخلون.
Siz -ey kâfirler- ve Allah'ı bırakıp taptığınız putlar ile kendilerine tapmanıza razı olan cin ve insanlardan kimseler, cehennemin yakıtı ve odunusunuz; siz ve onlar oraya gireceksiniz.
2630. Metin
لو كان هؤلاء الذين عبدتموهم من دون الله تعالى آلهة تستحق العبادة ما دخلوا نار جهنم معكم أيها المشركون، إنَّ كلا من العابدين والمعبودين خالدون في نار جهنم.
Eğer Allah Teâlâ'yı bırakıp taptığınız bu varlıklar ibadete layık ilahlar olsalardı, sizinle birlikte cehennem ateşine girmezlerdi ey müşrikler! Tapanlar da tapılanlar da ebediyen cehennem ateşindedirler.
2631. Metin
لهؤلاء المعذبين في النار آلام ينبئ عنها زفيرهم الذي تندفع فيه أنفاسهم من صدورهم بشدة، وهم في النار لا يسمعون; من هول عذابهم.
Ateşte azap gören bu kimselerin, göğüslerinden şiddetle çıkan soluklarının haber verdiği acıları vardır; onlar azabın dehşetinden ötürü ateşin içinde hiçbir şey işitmezler.
2632. Metin
إن الذين سبقت لهم منا سابقة السعادة الحسنة في علمنا بكونهم من أهل الجنة، أولئك عن النار مبعدون، فلا يدخلونها ولا يكونون قريبًا منها.
Cennet ehlinden olduklarına dair ilmimizde katımızdan kendileri için güzel saadet geçmiş olanlar ise, işte onlar ateşten uzak tutulmuşlardır; ne oraya girerler ne de ona yakın olurlar.
2633. Metin
لا يسمعون صوت لهيبها واحتراق الأجساد فيها فقد سكنوا منازلهم في الجنة، وأصبحوا فيما تشتهيه نفوسهم من نعيمها ولذاتها مقيمين إقامةً دائمة.
Ateşin alevinin ve içindeki bedenlerin yanışının sesini duymazlar; cennetteki konaklarına yerleşmişler ve nefislerinin arzuladığı nimetler ve lezzetler içinde ebedî olarak kalıcıdırlar.
2634. Metin
لا يخيفهم الهول العظيم يوم القيامة، بل تبشرهم الملائكة: هذا يومكم الذي وُعِدتُم فيه الكرامة من الله وجزيل الثواب. يوم نطوي السماء كما تُطْوى الصحيفة على ما كُتب فيها، ونبعث فيه الخلق على هيئة خَلْقنا لهم أول مرة كما ولدتهم أمهاتهم، ذلك وعد الله الذي لا يتخلَّف، وَعَدْنا بذلك وعدًا حقًا علينا، إنا كنا فاعلين دائمًا ما نَعِدُ به.
Kıyamet günündeki o büyük dehşet onları korkutmaz; aksine melekler onları şöyle müjdeler: "İşte bu, Allah'tan ikram ve bol mükâfat vaat olunduğunuz gününüzdür." Yazılı kâğıt tomarının dürüldüğü gibi göğü düreceğimiz o günde, yaratılmışları tıpkı annelerinin onları doğurduğu ilk yaratılış hallerinde olduğu gibi yeniden diriltiriz. Bu, Allah'ın şaşmayan vaadidir; bunu üzerimize kesin bir vaat kıldık. Biz vadettiğimiz şeyi her zaman yapanlarız.
2635. Metin
ولقد كتبنا في الكتب المنزلة من بعد ما كُتِب في اللوح المحفوظ: أن الأرض يرثها عباد الله الصالحون الذين قاموا بما أُمروا به، واجتنبوا ما نُهوا عنه، وهم أمة محمد ﷺ.
Andolsun ki Levh-i Mahfuz'da yazıldıktan sonra indirilen kitaplarda da yazdık: Yeryüzüne, emredildikleri şeyleri yerine getiren ve yasaklandıkları şeylerden sakınan salih kullar vâris olacaktır; onlar da Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmetidir.
2636. Metin
إن في هذا المتلوِّ من الموعظة لَعبرة كافية لقوم عابدين الله بما شرعه لهم ورضيه منهم.
Şüphesiz okunan bu öğütte, Allah'ın kendileri için koyduğu şeriata ve kendilerinden razı olduğu şekle uygun olarak O'na kulluk eden bir topluluk için yeterli bir ibret ve ders vardır.