2707. Metin
قد فاز المصدِّقون بالله وبرسوله العاملون بشرعه.
Allah'a ve Resulü'ne iman eden, O'nun şeriatıyla amel edenler kesinlikle kurtuluşa ermiştir.
2708. Metin
الذين من صفاتهم أنهم في صلاتهم خاشعون، تَفْرُغُ لها قلوبهم، وتسكن جوارحهم.
Onlar öyle kimselerdir ki niteliklerinden biri de namazlarında huşu içinde olmaları, kalplerini namaza bağlamaları ve azalarının sükûnete ermesidir.
2709. Metin
والذين هم تاركون لكل ما لا خير فيه من الأقوال والأفعال.
Ve onlar, söz ve fiillerden içinde hiçbir hayır bulunmayan her şeyi terk edenlerdir.
2710. Metin
والذين هم مُطَهِّرون لنفوسهم وأموالهم بأداء زكاة أموالهم على اختلاف أجناسها.
Ve onlar, mallarının çeşitleri ne olursa olsun zekâtını vererek nefislerini ve mallarını arındıranlardır.
2711. Metin
والذين هم لفروجهم حافظون مما حرَّم الله من الزنى واللواط وكل الفواحش.
Ve onlar, iffetlerini Allah'ın haram kıldığı zina, livata ve her türlü hayasızlıktan koruyanlardır.
2712. Metin
إلا على زوجاتهم أو ما ملكت أيمانهم من الإماء، فلا لوم عليهم ولا حرج في جماعهن والاستمتاع بهن; لأن الله تعالى أحلَّهن.
Ancak eşleri veya sahip oldukları cariyeleri müstesnadır; çünkü Allah Teâlâ onları helal kıldığı için onlarla cinsel ilişkide bulunmalarında ve onlardan faydalanmalarında kendilerine hiçbir kınama ve günah yoktur.
2713. Metin
فمن طلب التمتع بغير زوجته أو أمَتِه فهو من المجاوزين الحلال إلى الحرام، وقد عرَّض نفسه لعقاب الله وسخطه.
Kim eşi veya cariyesi dışındakilerden faydalanmak isterse, işte onlar helalden harama geçenlerin ta kendileridir ve kendilerini Allah'ın azabına ve gazabına maruz bırakmışlardır.
2714. Metin
والذين هم حافظون لكل ما اؤتمنوا عليه، موفُّون بكل عهودهم.
Ve onlar, kendilerine emanet edilen her şeyi koruyan ve bütün ahitlerini tastamam yerine getirenlerdir.
2715. Metin
والذين هم يداومون على أداء صلاتهم في أوقاتها على هيئتها المشروعة، الواردة عن النبي ﷺ.
Ve onlar, namazlarını vakitlerinde, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den nakledilen meşru şekli üzere kılmaya devam edenlerdir.
2716. Metin
هؤلاء المؤمنون هم الوارثون الجنة.
İşte cennete varis olacaklar bu müminlerdir.
2717. Metin
الذين يرثون أعلى منازل الجنة وأوسطها، وهي أفضلها منزلاً، هم فيها خالدون، لا ينقطع نعيمهم ولا يزول.
Onlar, cennetin en yüksek ve en orta mertebelerine -ki makamca en üstünüdür- varis olurlar; orada ebedî kalıcıdırlar, nimetleri ne kesintiye uğrar ne de yok olur.
2718. Metin
ولقد خلقنا آدم من طين مأخوذ من جميع الأرض.
Andolsun biz Âdem'i bütün yeryüzünden alınmış bir çamurdan yarattık.
2719. Metin
ثم خلقنا بنيه متناسلين مِن نطفة: هي مني الرجال تخرج من أصلابهم، فتستقر متمكنة في أرحام النساء.
Sonra onun soyunu, erkeklerin bellerinden çıkıp kadınların rahimlerine sağlamca yerleşen meniden ibaret bir nutfeden nesiller boyu yarattık.
2720. Metin
ثم خلقنا النطفة علقة أي: دمًا أحمر، فخلقنا العلقة بعد أربعين يومًا مضغة أي: قطعة لحم قَدْر ما يُمْضغ، فخلقنا المضغة اللينة عظامًا، فكسونا العظام لحمًا، ثم أنشأناه خلقًا آخر بنفخ الروح فيه، فتبارك الله، الذي أحسن كل شيء خلقه.
Sonra nutfeyi bir alaka (عَلَقَة) yani kırmızı bir kan pıhtısı olarak yarattık. Kırk gün sonra alakayı bir mudğa (مُضْغَة) yani çiğnemlik bir et parçası olarak yarattık. Sonra bu yumuşak et parçasını kemiklere dönüştürdük ve kemiklere et giydirdik. Sonra ona ruh üfleyerek bambaşka bir yaratılışla vücuda getirdik. Yarattığı her şeyi en güzel kılan Allah ne yücedir!
2721. Metin
ثم إنكم أيها البشر بعد أطوار الحياة وانقضاء الأعمار لَميتون.
Sonra siz ey insanlar, hayat evrelerinin ve ömürlerin sona ermesinin ardından mutlaka öleceksiniz.
2722. Metin
ثم إنكم بعد الموت وانقضاء الدنيا تُبْعثون يوم القيامة أحياء من قبوركم للحساب والجزاء.
Sonra siz, ölümden ve dünyanın sona ermesinden sonra kıyamet günü hesap ve ceza için kabirlerinizden diri olarak diriltileceksiniz.
2723. Metin
ولقد خلقنا فوقكم سبع سموات بعضها فوق بعض، وما كنا عن الخلق غافلين، فلا نُغْفِلُ مخلوقًا، ولا ننساه.
Andolsun biz, üstünüzde birbiri üzerinde yedi gök yarattık. Biz yaratılmışlardan asla gafil değiliz; hiçbir mahluku ihmal etmeyiz ve onu unutmayız.
2724. Metin
وأنزلنا من السماء ماء بقدر حاجة الخلائق، وجعلنا الأرض مستقرًا لهذا الماء، وإنا على ذَهاب بالماء المستقر لَقادرون. وفي هذا تهديد ووعيد للظالمين.
Biz gökten mahlukatın ihtiyacı ölçüsünde bir su indirdik ve yeryüzünü bu su için bir durak kıldık. Şüphesiz biz, [yerde] duran bu suyu alıp gidermeye de elbette kadiriz. Bunda zalimler için bir tehdit ve uyarı vardır.
2725. Metin
فأنشأنا بهذا الماء لكم بساتين النخيل والأعناب، لكم فيها فواكه كثيرة الأنواع والأشكال، ومنها تأكلون.
Bu su ile sizin için hurmalık ve üzüm bağları meydana getirdik. Orada sizin için pek çok çeşit ve biçimde meyveler vardır ve onlardan yersiniz.
2726. Metin
وأنشأنا لكم به شجرة الزيتون التي تخرج حول جبل طور «سيناء» ، يعصر منها الزيت، فيدَّهن ويؤتدم به.
Yine o su ile sizin için, Tûr-i Sînâ Dağı etrafında yetişen, yağı sıkılıp sürülen ve katık yapılan zeytin ağacını da meydana getirdik.
2727. Metin
وإن لكم -أيها الناس- في الإبل والبقر والغنم لَعبرة تعتبرون بخلقها، نسقيكم مما في بطونها من اللبن، ولكم فيها منافع أخرى كثيرة كالصوف والجلود، ونحوهما، ومنها تأكلون.
Şüphesiz sizin için -ey insanlar- deve, sığır ve koyunlarda, yaratılışlarından ibret alacağınız büyük bir ibret vardır. Onların karınlarındaki sütten size içiririz; ayrıca onlarda sizin için yün ve deri gibi pek çok başka faydalar da vardır ve etlerinden de yersiniz.
2728. Metin
وعلى الإبل والسفن في البر والبحر تُحْمَلون.
Karada develer, denizde ise gemiler üzerinde taşınırsınız.
2729. Metin
ولقد أرسلنا نوحًا إلى قومه، بدعوة التوحيد فقال لهم: اعبدوا الله وحده، ليس لكم من إله يستحق العبادة غيره جل وعلا، فأخلصوا له العبادة، أفلا تخشون عذابه؟
Andolsun biz Nuh'u tevhid davetiyle kavmine gönderdik de onlara şöyle dedi: "Yalnızca Allah'a ibadet edin; O'ndan -celle ve alâ- başka ibadete layık hiçbir ilahınız yoktur. İbadeti yalnız O'na halis kılın. O'nun azabından korkmuyor musunuz?"
2730. Metin
فكذَّبه أشراف قومه، وقالوا لعامتهم: إنه إنسان مثلكم لا يتميَّز عنكم بشيء، ولا يريد بقوله إلا رئاسة وفضلا عليكم، ولو شاء الله أن يرسل إلينا رسولا لأرسله من الملائكة، ما سمعنا بمثل هذا فيمَن سبقنا من آباء وأجداد. وما نوح إلا رجل به مَسٌّ من الجنون، فانتظروا حتى يُفيق، فيترك دعوته، أو يموت، فتستريحوا منه.
Kavminin ileri gelenleri onu yalanladılar ve avamlarına şöyle dediler: "O da sizin gibi bir insandır; sizden hiçbir üstünlüğü yoktur. Bu sözüyle size karşı üstünlük ve liderlik elde etmekten başka bir şey istemiyor. Eğer Allah bize bir elçi göndermek isteseydi, onu meleklerden gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey işitmedik. Nuh, ancak kendisinde delilik bulunan bir adamdır. O hâlde ya aklı başına gelip davasını bırakıncaya ya da ölüp de kendisinden kurtuluncaya kadar onu gözetleyin."
2731. Metin
قال نوح: رب انصرني على قومي; بسبب تكذيبهم إياي فيما بلَّغتهم من رسالتك.
Nuh dedi ki: "Rabbim! Senin elçiliğinden kendilerine tebliğ ettiğim hususlarda beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et!"
2732. Metin
فأوحينا إليه أن اصنع السفينة بمرأى منا وبأمرنا لك ومعونتنا، وأنت في حفظنا وكلاءتنا، فإذا جاء أمرنا بعذاب قومك بالغرق، وبدأ الطوفان، فنبع الماء بقوة من التنور -وهو المكان الذي يخبز فيه- علامة على مجيء العذاب، فأدخِلْ في السفينة من كل الأحياء ذكرًا وأنثى; ليبقى النسل، وأدخل أهلك إلا مَنِ استحق العذاب لكفره كزوجتك وابنك، ولا تسألني نجاة قومك الظالمين، فإنهم مغرقون لا محالة. وفي هذه الآية إثبات صفة العين لله سبحانه بما يليق به تعالى دون تشبيه ولا تكييف.
Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: "Gözetimimiz altında, sana olan emrimiz ve yardımımızla gemiyi yap. Sen bizim korumamız ve himayemiz altındasın. Kavminin suda boğulma azabıyla helak edilmesi emrimiz gelip tufan başladığında ve azabın geliş alameti olarak tandırdan -ki ekmek pişirilen yerdir- sular fışkırdığında, neslin devam etmesi için her canlı türünden birer çifti [erkek ve dişi olarak] gemiye bindir. Küfrü sebebiyle azabı hak etmiş olan karın ve oğlun müstesna aileni de bindir. O zalim kavminin kurtuluşu için benden talepte bulunma; çünkü onlar muhakkak boğulacaklardır." Bu ayette, Allah Sübhânehu ve Teâlâ'nın şanına layık bir şekilde, teşbih ve tekyif olmaksızın 'Göz' (Ayn) sıfatının ispatı vardır.
2733. Metin
فإذا علوت السفينة مستقرًا عليها أنت ومن معك آمنين من الغرق، فقل: الحمد لله الذي نجَّانا من القوم الكافرين.
Sen ve beraberindekiler boğulmaktan güvende olarak gemiye binip yerleştiğinizde şöyle de: "Bizi inkârcı kavimden kurtaran Allah'a hamdolsun."
2734. Metin
وقل: رب يسِّر لي النزول المبارك الآمن، وأنت خير المنزلين. وفي هذا تعليم من الله ﷿ لعباده إذا نزلوا أن يقولوا هذا.
Ve şöyle de: "Rabbim! Beni bereketli ve güvenli bir yere indir; sen konaklatanların en hayırlısısın." Bunda, kulların bir yere indiklerinde böyle söylemeleri için Allah Azze ve Celle'den bir öğreti vardır.
2735. Metin
إن في إنجاء المؤمنين وإهلاك الكافرين لَدلالات واضحات على صدق رسل الله فيما جاؤوا به من الله، وإن كنا لمختبرين الأمم بإرسال الرسل إليهم قبل وقوع العقوبة بهم.
Şüphesiz müminlerin kurtarılmasında ve kâfirlerin helak edilmesinde, Allah'ın elçilerinin O'ndan getirdikleri hususlarda doğru sözlü olduklarına dair apaçık deliller vardır. Doğrusu biz, azap başlarına gelmeden önce kendilerine elçiler göndererek ümmetleri imtihan etmekteydik.
2736. Metin
ثم أنشأنا من بعد قوم نوح جيلا آخر هم قوم عاد.
Sonra Nuh kavminden sonra başka bir nesil var ettik; onlar Âd kavmidir.
2737. Metin
فأرسلنا فيهم رسولا منهم هو هود ﵇، فقال لهم: اعبدوا الله وحده ليس لكم معبود بحق غيره، أفلا تخافون عقابه إذا عبدتم غيره؟
Onların arasına kendilerinden olan bir elçi, Hud aleyhisselâm'ı gönderdik. O da kendilerine şöyle dedi: "Yalnızca Allah'a ibadet edin; sizin O'ndan başka hak bir ilahınız yoktur. O'ndan başkasına ibadet ettiğinizde O'nun cezasından korkmuyor musunuz?"
2738. Metin
وقال الأشراف والوجهاء من قومه الذين كفروا بالله، وأنكروا الحياة الآخرة، وأطغاهم ما أُنعم به عليهم في الدنيا من ترف العيش: ما هذا الذي يدعوكم إلى توحيد الله تعالى إلا بشر مثلكم يأكل من جنس طعامكم، ويشرب من جنس شرابكم.
Kavminin Allah'ı inkâr eden, ahiret hayatını yalanlayan ve dünyada kendilerine verilen lüks yaşamın azdırdığı ileri gelenleri ve önde gelen kimseleri dediler ki: "Sizi Allah Teâlâ'yı birlemeye çağıran bu adam, sizin yediğiniz türden yiyen ve sizin içtiğiniz türden içen, tıpkı sizin gibi bir insandan başkası değildir."
2739. Metin
ولئن اتبعتم فردًا مثلكم إنكم إذًا لخاسرون بترككم آلهتكم واتباعكم إياه.
"Eğer sizin gibi bir insana uyarsanız, ilahlarınızı terk edip ona uymanız sebebiyle o takdirde mutlaka hüsrana uğrayanlardan olursunuz."
2740. Metin
كيف تُصَدِّقون ما يَعِدُكم به من أنكم إذا متُّم، وصرتم ترابًا وعظامًا مفتتة، تُخْرَجون من قبوركم أحياء؟
"Öldüğünüz, toprak ve ufalanmış kemikler hâline geldiğiniz zaman kabirlerinizden diri olarak çıkarılacağınıza dair size vadettiği şeyi nasıl tasdik ediyorsunuz?"
2741. Metin
بعيد حقًا ما توعدون به أيها القوم من أنكم بعد موتكم تُخْرَجون أحياء من قبوركم.
"Ey kavim! Öldükten sonra kabirlerinizden diri olarak çıkarılacağınıza dair size vadedilen şey gerçekten ne kadar da uzaktır!"
2742. Metin
ما حياتنا إلا في هذه الدنيا، يموت الآباء منا ويحيا الأبناء، وما نحن بمخرجين أحياء مرة أخرى.
"Bizim hayatımız ancak bu dünyadadır; babalarımız ölür, çocuklarımız yaşar. Biz bir daha diri olarak [kabirlerden] çıkarılacak değiliz."
2743. Metin
وما هذا الداعي لكم إلى الإيمان إلا رجل اختلق على الله كذبًا، ولسنا بمصدقين ما قاله لنا.
"Sizi imana çağıran bu kişi, Allah hakkında yalan uyduran bir adamdan başkası değildir ve biz onun bize söylediklerine inanacak değiliz."
2744. Metin
فدعا رسولهم ربه قائلا رب انصرني عليهم بسبب تكذيبهم لي.
Bunun üzerine elçileri Rabbine şöyle dua etti: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık onlara karşı bana yardım et!"
2745. Metin
وقال الله مجيبًا لدعوته: عمَّا قليل ليصبحُنَّ نادمين، أي: بعد زمن قريب سيصير هؤلاء المكذبون نادمين.
Allah onun duasına icabetle şöyle buyurdu: "Çok geçmeden mutlaka pişman olacaklar." Yani: Yakın bir zaman sonra bu yalanlayıcılar pişman olacaklardır.
2746. Metin
ولم يلبثوا أن جاءتهم صيحة شديدة مع ريح، أهلكهم الله بها، فماتوا جميعًا، وأصبحوا كغثاء السيل الذي يطفو على الماء، فهلاكًا لهؤلاء الظالمين وبُعْدًا لهم من رحمة الله، فليحذر السامعون أن يكذبوا رسولهم، فيحل بهم ما حل بسابقيهم.
Çok geçmeden rüzgârla birlikte şiddetli bir çığlık onları yakaladı; Allah onları bununla helak etti ve hepsi öldüler. Suyun üzerinde yüzen sel çerçöpü gibi oldular. Artık bu zalimlere helak olsun ve Allah'ın rahmetinden uzak olsunlar! Dinleyenler, elçilerini yalanlamaktan sakınsınlar; aksi takdirde öncekilerin başına gelenler onların da başına gelir.
2747. Metin
ثم أنشأنا من بعد هؤلاء المكذبين أممًا وخلائق آخرين كأقوام: لوط وشعيب وأيوب ويونس صلوات الله وسلامه عليهم أجمعين.
Sonra bu yalanlayıcıların ardından Lût, Şuayb, Eyyûb ve Yûnus'un -Allah'ın salât ve selâmı hepsinin üzerine olsun- kavimleri gibi başka ümmetler ve topluluklar var ettik.
2748. Metin
ما تتقدم أي أمة من هذه الأمم المكذبة الوقت المحدد لهلاكها، ولا تتأخر عنه.
Bu yalanlayıcı ümmetlerden hiçbiri helakı için belirlenen vaktin ne önüne geçebilir ne de ondan geri kalabilir.
2749. Metin
ثم أرسلنا رسلنا إلى تلك الأمم يتبع بعضهم بعضًا، كلما دعا رسول أمته كذبوه، فأتبعنا بعضهم بعضًا بالهلاك والدمار، ولم يَبْقَ إلا أخبار هلاكهم، وجعلناها أحاديث لمن بعدهم، يتخذونها عبرة، فهلاكًا وسُحْقًا لقوم لا يصدقون الرسل ولا يطيعونهم.
Sonra biz, elçilerimizi ardı ardına o ümmetlere gönderdik. Bir elçi kendi ümmetini ne zaman [imana] davet ettiyse, onu yalanladılar. Biz de onları helak ve yıkımla birbiri ardınca yok ettik; geriye sadece helak haberleri kaldı ve onları sonrakilere ibret alacakları birer ibretlik anlatı kıldık. Elçileri tasdik etmeyen ve onlara itaat etmeyen bir kavme helak ve yok oluş olsun!
2750. Metin
ثم أرسلنا موسى وأخاه هارون بآياتنا التسع وهي: العصا واليد والجراد والقُمَّل والضفادع والدم والطوفان والسنون ونقص من الثمرات، حجةً بيِّنة تقهر القلوب فتنقاد لها قلوب المؤمنين، وتقوم الحجة على المعاندين، أرسلناهما إلى فرعون حاكم «مصر» وأشراف قومه، فاستكبروا عن الإيمان بموسى وأخيه، وكانوا قومًا متطاولين على الناس قاهرين لهم بالظلم.
Sonra Mûsâ'yı ve kardeşi Hârûn'u dokuz ayetimizle; yani asâ, el, çekirge, haşere, kurbağalar, kan, tufan, kuraklık yılları ve ürünlerin noksanlığı ile kalpleri dize getiren apaçık bir delille gönderdik ki müminlerin kalpleri ona boyun eğsin ve inatçılara karşı delil ikâme edilsin. Onları Mısır hükümdarı Firavun'a ve kavminin ileri gelenlerine gönderdik; fakat onlar Mûsâ'ya ve kardeşine iman etmeyi kibirlerine yediremediler ve insanlara üstünlük taslayan, onları zulümle ezen bir kavimdiler.
2751. Metin
فقالوا: أنصدِّق فَرْدَيْن مثلنا، وقومهما من بني إسرائيل تحت إمرتنا مطيعون متذللون لنا؟
Bunun üzerine şöyle dediler: "Bizim gibi iki insana mı inanacağız? Üstelik onların kavmi olan İsrailoğulları bizim emrimiz altında bize boyun eğip boyun bükmüşken!"
2752. Metin
فكذبوهما فيما جاءا به، فكانوا من المهلكين بالغرق في البحر.
Böylece getirdikleri hususlarda ikisini de yalanladılar ve denizde boğularak helak edilenlerden oldular.
2753. Metin
ولقد آتينا موسى التوراة؛ ليهتدي بها قومه إلى الحق.
Andolsun biz, kavmi onunla hakka hidayet bulsun diye Mûsâ'ya Tevrat'ı verdik.
2754. Metin
وجعلنا عيسى بن مريم وأمه علامة دالة على قدرتنا؛ إذ خلقناه من غير أب، وجعلنا لهما مأوى في مكان مرتفع من الأرض، مستوٍ للاستقرار عليه، فيه خصوبة وماء جار ظاهر للعيون.
Meryem oğlu Îsâ'yı ve annesini, onu bir babasız yaratarak kudretimize delalet eden bir alamet kıldık. Onları yeryüzünün yüksek, yerleşmeye elverişli düzlük, verimli ve gözle görülür akan suyu olan bir yerine yerleştirdik.
2755. Metin
يا أيها الرسل كلوا من طيب الرزق الحلال، واعملوا الأعمال الصالحة، إني بما تعملون عليم، لا يخفى عليَّ شيء من أعمالكم. والخطاب في الآية عام للرسل ﵈ وأتباعهم، وفي الآية دليل على أن أكل الحلال عون على العمل الصالح، وأن عاقبة الحرام وخيمة، ومنها رد الدعاء.
"Ey elçiler! Temiz ve helal rızıktan yiyin ve salih ameller işleyin. Şüphesiz ben yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim; amellerinizden hiçbir şey bana gizli kalmaz." Ayetteki hitap, peygamberlerin -aleyhimüsselâm- ve onlara uyanların geneline yöneliktir. Ayette, helal yemenin salih amele bir yardımcı olduğuna, haramın akıbetinin ise vahim olduğuna ve bunlardan birinin de duanın reddedilmesi olduğuna dair bir delil vardır.
2756. Metin
وإنَّ دينكم -يا معشر الأنبياء- دين واحد وهو الإسلام، وأنا ربكم فاتقوني بامتثال أوامري واجتناب زواجري.
Şüphesiz -ey peygamberler topluluğu- sizin dininiz tek bir dindir, o da İslam'dır. Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse emirlerimi yerine getirip yasaklarımdan kaçınarak benden sakının.
2757. Metin
فتفرَّق الأتباع في الدين إلى أحزاب وشيع، جعلوا دينهم أديانًا بعدما أُمروا بالاجتماع، كل حزب معجب برأيه زاعم أنه على الحق وغيره على الباطل. وفي هذا تحذير من التحزب والتفرق في الدين.
Bunun üzerine [peygamberlerin ardından gelen] tâbiler, dinde fırkalara ve gruplara bölündüler. Birlikte olmaları emredildikten sonra tek dinlerini parçalayıp ayrı dinler haline getirdiler. Her fırka kendi görüşünü beğenmekte ve kendisinin hak, diğerlerinin ise bâtıl üzere olduğunu iddia etmektedir. Bunda dinde fırkalaşmaya ve bölünmeye karşı bir uyarı vardır.
2758. Metin
فاتركهم - أيها الرسول - في ضلالتهم وجهلهم بالحق إلى أن ينزل العذاب بهم.
[Ey Resul!] Azap kendilerine ininceye kadar onları sapıklıkları ve haktan habersiz cahillikleri içinde bırak.
2759. Metin
أيظن هؤلاء الكفار أن ما نمدُّهم به من أموال وأولاد في الدنيا هو تعجيلُ خيرٍ لهم يستحقونه؟ إنما نعجل لهم الخير فتنة لهم واستدراجًا، ولكنهم لا يُحِسُّون بذلك.
Bu kâfirler, kendilerine dünyada verdiğimiz mal ve evlatların, hak ettikleri bir hayrın onlara erkenden verilmesi olduğunu mu sanıyorlar? Aksine biz o hayrı bir imtihan ve mühlet verme (istidrâc) olarak erkenden vermekteyiz; fakat onlar bunun farkına varmazlar.
2760. Metin
إنَّ الذين هم من خشية ربهم مشفقون وَجِلون مما خوَّفهم الله تعالى به.
Rablerinin korkusundan ötürü titreyenler ve Allah Teâlâ'nın kendilerini korkuttuğu şeylerden ürperip sakınanlar,
2761. Metin
والذين هم يصدِّقون بآيات الله في القرآن، ويعملون بها.
Kur'an'daki Allah'ın ayetlerini tasdik edenler ve onlarla amel edenler,
2762. Metin
والذين هم يخلصون العبادة لله وحده، ولا يشركون به غيره.
İbadeti yalnızca Allah'a has kılanlar ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayanlar,
2763. Metin
والذين يجتهدون في أعمال الخير والبر، وقلوبهم خائفة ألا تُقبل أعمالهم، وألا تنجيهم من عذاب ربهم إذا رجعوا إليه للحساب.
Ve hayır ve iyilik amellerinde olanca gayretlerini sarf eden, hesap için Rablerine döndüklerinde amellerinin kabul edilmemesinden ve kendilerini Rablerinin azabından kurtarmamasından kalpleri korkuyla ürperenler,
2764. Metin
أولئك المجتهدون في الطاعة، دأبهم المسارعة إلى كل عمل صالح، وهم إلى الخيرات سابقون.
İşte itaatte gayret gösteren bu kimselerin âdeti, her salih amele koşmaktır ve onlar hayırlarda önde gidenlerdir.
2765. Metin
ولا نكلف عبدًا من عبادنا إلا بما يسعه العمل به، وأعمالهم مسطورة عندنا في كتاب إحصاء الأعمال الذي ترفعه الملائكة ينطق بالحق عليهم، ولا يُظْلم أحد منهم.
Biz kullarımızdan hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz. Onların amelleri katımızda meleklerin yükselttiği, aleyhlerinde hakkı söyleyen amel defterinde yazılıdır ve onlardan hiçbirine haksızlık edilmez.
2766. Metin
لكن قلوب الكفار في ضلال غامر عن هذا القرآن وما فيه، ولهم مع شركهم أعمال سيئة، يُمْهلهم الله ليعملوها، فينالوا غضب الله وعقابه.
Fakat kâfirlerin kalpleri bu Kur'an'dan ve içindekilerden koyu bir gaflet ve cehalet içindedir. Onların şirklerinin yanı sıra, Allah'ın kendilerine yapmaları için mühlet verdiği kötü amelleri de vardır; böylece Allah'ın gazabına ve cezasına uğrarlar.
2767. Metin
حتى إذا أخذنا المترفين وأهل البطر منهم بعذابنا، إذا هم يرفعون أصواتهم يتضرعون مستغيثين.
Nihayet onların refah içinde şımaranlarını azabımızla yakaladığımız zaman, bir de bakarsın ki feryat edip yalvararak yardım istemektedirler.
2768. Metin
فيقال لهم: لا تصرخوا، ولا تستغيثوا اليوم، إنكم لا تستطيعون نصر أنفسكم، ولا ينصركم أحد من عذاب الله.
Onlara şöyle denir: "Bugün feryat edip yardım istemeyin! Şüphesiz siz kendinize yardım edemezsiniz ve Allah'ın azabına karşı hiç kimse de size yardım edemez."
2769. Metin
قد كانت آيات القرآن تُقرأ عليكم؛ لتؤمنوا بها، فكنتم تنفرون من سماعها والتصديق بها، والعمل بها كما يفعل الناكص على عقبيه برجوعه إلى الوراء.
Kur'an ayetleri, iman edesiniz diye size okunurdu; fakat siz, ökçeleri üzerinde gerisin geriye dönen bir kimse gibi onları dinlemekten, tasdik etmekten ve onlarla amel etmekten kaçardınız.
2770. Metin
تفعلون ذلك مستكبرين على الناس بغير الحق بسبب بيت الله الحرام، تقولون: نحن أهله لا نُغْلَب فيه، وتتسامرون حوله بالسيِّئ من القول.
Bunu, Beytullah'a (Kâbe'ye) güvenerek haksız yere insanlara büyüklük taslayarak yapardınız. "Biz onun ehliyiz, orada mağlup edilmeyiz" der ve onun çevresinde gece toplanıp kötü sözler sarf ederdiniz.
2771. Metin
أفلم يتفكروا في القرآن فيعرفوا صدقه، أم منعهم من الإيمان أنه جاءهم رسول وكتاب لم يأت أباءهم الأولين مثله، فأنكروه وأعرضوا عنه؟
Onlar Kur'an üzerinde derinlemesine düşünüp doğruluğunu anlamadılar mı, yoksa iman etmelerine engel olan şey, kendilerine önceki atalarına gelmemiş bir peygamber ve bir kitabın gelmesi miydi de onu inkâr edip ondan yüz çevirdiler?
2772. Metin
أم منعهم من اتباع الحق أن رسولهم محمدًا ﷺ غير معروف عندهم، فهم منكرون له؟
Yoksa hakka uymalarına engel olan şey, elçileri Muhammed'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) tanımamaları mıdır da onu inkâr etmektedirler?
2773. Metin
بل أحسبوه مجنونًا؟ لقد كذَبوا؛ فإنما جاءهم بالقرآن والتوحيد والدين الحق، وأكثرهم كارهون للحق حسدًا وبغيًا.
Yoksa onda bir delilik olduğunu mu sandılar? Yalan söylediler! Oysa o kendilerine Kur'an'ı, tevhidi ve hak dini getirmiştir; fakat onların çoğu haset ve azgınlık yüzünden haktan hoşlanmamaktadır.
2774. Metin
ولو شرع الله لهم ما يوافق أهواءهم لفسدت السموات والأرض ومَن فيهن، بل أتيناهم بما فيه عزهم وشرفهم، وهو القرآن، فهم عنه معرضون.
Eğer Allah onlar için kendi heva ve heveslerine uygun olanı meşru kılsaydı, gökler, yer ve bunlarda bulunanlar kesinlikle fesada uğrardı. Bilakis biz onlara, içinde şan ve şereflerinin bulunduğu şeyi, yani Kur'an'ı getirdik; fakat onlar ondan yüz çevirmektedirler.
2775. Metin
بل أَمَنعهم من الإيمان أنك - أيها الرسول - تسألهم أجرًا على دعوتك لهم فبخلوا؟ لم تفعل ذلك، فإن ما عند الله من الثواب والعطاء خير، وهو خير الرازقين، فلا يَقدر أحد أن يَرزق مثل رزقه ﷾.
Yoksa iman etmelerine engel olan şey -ey Resul- senin onları davetine karşılık bir ücret istemen ve onların da cimrilik etmesi midir? Sen bunu yapmadın. Çünkü Allah katındaki mükâfat ve ihsan daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır; aziz ve celil olan Allah'ın rızkı gibi rızık vermeye hiç kimse muktedir olamaz.
2776. Metin
وإنك - أيها الرسول - لتدعو قومك وغيرهم إلى دينٍ قويم، وهو دين الإسلام.
Şüphesiz sen -ey Resul- kavmini ve diğer insanları dosdoğru bir dine, yani İslam dinine çağırıyorsun.
2777. Metin
وإن الذين لا يُصَدِّقون بالبعث والحساب، ولا يعملون لهما، عن طريق الدين القويم لمائلون إلى غيره.
Öldükten sonra dirilmeye ve hesaba inanmayan, bunlar için çalışmayan kimseler ise dosdoğru dinin yolundan sapıp başka yollara yönelmektedirler.
2778. Metin
ولو رحمناهم وكشفنا عنهم ما بهم مِن قحط وجوع لَتمادوا في الكفر والعناد، يتحيَّرون ويتخبطون.
Eğer onlara merhamet edip başlarındaki kıtlık ve açlığı giderseydik, küfür ve inatlarında şaşkınca bocalayarak büsbütün azarlardı.
2779. Metin
ولقد ابتليناهم بصنوف المصائب فما خضعوا لربهم، وما دعوه خاشعين عند نزولها.
Andolsun biz onları çeşitli musibetlerle imtihan ettik de yine Rablerine boyun eğmediler ve o musibetler indiğinde O'na huşu içinde yalvarıp yakarmadılar.
2780. Metin
حتى إذا فتحنا عليهم بابًا من العذاب الشديد في الآخرة، إذا هم فيه آيسون من كل خير، متحيرون لا يدرون ما يصنعون.
Nihayet ahirette üzerlerine şiddetli bir azap kapısını açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar onun içinde her türlü hayırdan ümitlerini kesmiş, ne yapacaklarını bilemez halde şaşkına dönmüşlerdir.
2781. Metin
وهو الذي أنشأ لكم السمع لإدراك المسموعات، والأبصار لإدراك المرئيات، والأفئدة لتفقهوا بها، ومع ذلك فشكركم لهذه النعم المتوالية عليكم قليل لا يُذْكَر.
İşitilenleri algılamanız için size işitme duyusunu, görülenleri algılamanız için gözleri ve düşünüp kavrayasınız diye kalpleri yaratan O'dur. Buna rağmen sizin, üzerinize aralıksız gelen bu nimetlere şükrünüz pek azdır, anılmaya değmeyecek kadar azdır.
2782. Metin
وهو الذي خلق جميع الناس في الأرض، وإليه تُحشرون بعد موتكم، فيجازيكم بما عملتم من خير أو شر.
Bütün insanları yeryüzünde yaratıp yayan O'dur ve ölümünüzden sonra yalnızca O'nun huzurunda toplanacaksınız; böylece hayır veya şerden işlediklerinizin karşılığını size verecektir.
2783. Metin
وهو وحده الذي يحيي من العدم، ويميت بعد الحياة، وله تعاقب الليل والنهار وتفاوتهما، أفلا تعقلون قدرته ووحدانيته؟
Yoktan var ederek hayat veren ve hayattan sonra öldüren yalnızca O'dur. Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesi ve sürelerinin farklılaşması O'na aittir. O'nun kudretini ve birliğini akletmiyor musunuz?
2784. Metin
لكن الكفار لم يصدقوا بالبعث، بل ردَّدوا مقولة أسلافهم المنكرين.
Fakat kâfirler öldükten sonra dirilmeye inanmadılar; bilakis önceki inkârcı atalarının sözünü tekrarladılar.
2785. Metin
قالوا: أإذا متنا وتحللت أجسامنا وعظامنا في تراب الأرض نحيا مرة أُخرى؟ هذا لا يكون ولا يُتصور.
Şöyle dediler: "Biz ölüp bedenlerimiz ve kemiklerimiz toprağa karıştıktan sonra yeniden mi diriltileceğiz? Bu olacak şey değil, tasavvur bile edilemez!"
2786. Metin
لقد قيل هذا الكلام لآبائنا من قبل، كما تقوله لنا يا محمد، فلم نره حقيقة، ما هذا إلا أباطيل الأولين.
"Ey Muhammed! Bu sözün aynısı daha önce atalarımıza da söylenmişti; fakat biz bunun bir hakikat olduğunu görmedik. Bu, öncekilerin uydurmalarından başka bir şey değildir."
2787. Metin
قل لهم: لمن هذه الأرض ومَن فيها إن كان لديكم علم؟
Onlara de ki: "Eğer bir bilginiz varsa [söyleyin], bu yeryüzü ve içindekiler kime aittir?"
2788. Metin
سيعترفون حتمًا بأنها لله، هو خالقها ومالكها، قل لهم: ألا يكون لكم في ذلك تذكُّر بأنه قادر على البعث والنشور؟
Kesinlikle onun Allah'a ait olduğunu, onun yaratıcısının ve sahibinin O olduğunu itiraf edeceklerdir. Onlara de ki: "Bunda O'nun öldükten sonra diriltmeye ve mahşerde toplamaya kâdir olduğunu hiç düşünmez misiniz?"
2789. Metin
قل مَن رب السموات السبع ورب العرش العظيم، الذي هو أعظم المخلوقات وأعلاها؟
De ki: "Yedi kat göğün Rabbi ve yaratılmışların en büyüğü, en yücesi olan Yüce Arş'ın Rabbi kimdir?"
2790. Metin
سيقولون حتمًا: هي ملك لله، فقل لهم: أفلا تخافون عذابه إذا عبدتم غيره؟
Kesinlikle "Bunlar Allah'ın mülküdür" diyeceklerdir. Onlara de ki: "O halde O'ndan başkasına ibadet ettiğinizde O'nun azabından korkmuyor musunuz?"
2791. Metin
قل: مَن مالك كل شيء ومَن بيده خزائن كل شيء، ومَن يجير مَنِ استجار به، ولا يقدر أحد أن يُجير ويحمي مَن أراد الله إهلاكه، ولا يدفع الشر الذي قدَّره الله، إن كنتم تعلمون ذلك؟
De ki: "Eğer biliyorsanız, her şeyin mülk ve hâkimiyeti elinde olan, her şeyin hazineleri katında bulunan, kendisine sığınanı koruyup kollayan, Allah'ın helak etmek istediği kimseyi ise hiç kimsenin koruyup himaye edemediği ve Allah'ın takdir ettiği kötülüğü hiç kimsenin savamadığı kimdir?"
2792. Metin
سيجيبون: بأن ذلك كلَّه لله، قل لهم: كيف تذهب عقولكم وتُخْدَعون وتُصْرفون عن توحيد الله وطاعته، وتصديق أمر البعث والنشور؟
"Bütün bunlar Allah'a aittir" diye cevap vereceklerdir. Onlara de ki: "O halde aklınız nasıl başınızdan gidiyor da aldatılıyor, Allah'ın tevhidinden, O'na itaatten ve dirilip toplanma gerçeğini tasdik etmekten çevriliyorsunuz?"
2793. Metin
بل أتينا هؤلاء المنكرين بالحق فيما أرسلنا به محمدًا ﷺ، وإنهم لَكاذبون في شركهم وإنكارهم البعث.
Bilakis biz o inkârcılara, Muhammed'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile gönderdiğimiz şeyle hakkı getirdik. Onlar ise şirk koşmalarında ve öldükten sonra dirilmeyi inkâr etmelerinde kesinlikle yalancıdırlar.
2794. Metin
لم يجعل الله لنفسه ولدًا، ولم يكن معه من معبود آخر; لأنه لو كان ثمة أكثر مِن معبود لانفرد كل معبود بمخلوقاته، ولكان بينهم مغالبة كشأن ملوك الدنيا، فيختلُّ نظام الكون، تنزَّه الله ﷾ وتقدَّس عن وصفهم له بأن له شريكًا أو ولدًا.
Allah asla evlat edinmemiştir ve O'nunla birlikte başka hiçbir ilah da yoktur. Çünkü birden fazla ilah olsaydı, her ilah kendi yarattıklarını ayırıp sahiplenir ve tıpkı dünya hükümdarları gibi aralarında üstünlük mücadelesi başlar, böylece kâinatın nizamı bozulurdu. Aziz ve celil olan Allah, O'na ortak veya çocuk isnat etmelerinden münezzehtir ve pek yücedir.
2795. Metin
هو وحده يعلم ما غاب عن خلقه وما شاهدوه، فتنزَّه الله تعالى عن الشريك الذي يزعمون.
O, yaratıklarına gizli olanı da onların gördüklerini de tek başına bilir. Allah Teâlâ, onların iddia ettikleri ortaklardan pek yüce ve münezzehtir.
2796. Metin
قل - أيها الرسول -: ربِّ إما ترينِّي في هؤلاء المشركين ما تَعِدُهم مِن عذابك فلا تهلكني بما تهلكهم به، ونجني من عذابك وسخطك، فلا تجعلني في القوم المشركين الظالمين، ولكن اجعلني ممن رضيتَ عنهم.
[Ey Resul!] De ki: "Rabbim! Eğer onlara vadettiğin azabını mutlaka bana göstereceksen, onları helak ettiğin şeyle beni helak etme; beni azabından ve gazabından kurtar, beni müşrik ve zalim kavmin içinde kılma; fakat beni kendilerinden razı olduğun kimselerden eyle."
2797. Metin
وإننا لَقادرون على أن نريك ما نَعِدُهم من العذاب.
Ve şüphesiz biz, onlara vadettiğimiz azabı sana göstermeye elbette kâdiriz.
2798. Metin
إذا أساء إليك أعداؤك - أيها الرسول - بالقول أو الفعل فلا تقابلهم بالإساءة، ولكن ادفع إساءتهم بالإحسان منك إليهم، نحن أعلم بما يصفه هؤلاء المشركون من الشرك والتكذيب، وسنجازيهم عليه أسوأ الجزاء.
Düşmanların söz veya fiille sana kötülük yaptıklarında -ey Resul- onlara kötülükle karşılık verme; bilakis onların kötülüğünü kendilerine iyilikle bulunarak sav. Bu müşriklerin şirk ve yalanlama olarak niteledikleri şeyleri biz çok iyi bilmekteyiz ve onlara bunun karşılığını en kötü ceza ile vereceğiz.
2799. Metin
وقل - أيها النبي -: رب أستجير بك من إغواء الشياطين المغرية على الباطل والفساد والصد عن الحق ووسوستها، وأستجير بك -يا رب- مِن حضورهم في شيء من أموري.
Ve de ki [ey Peygamber]: "Rabbim! Bâtıla, fesada ve haktan alıkoymaya teşvik eden şeytanların kışkırtmalarından ve vesveselerinden sana sığınırım. Ey Rabbim, işlerimden herhangi birinde onların hazır bulunmasından da sana sığınırım."
2800. Metin
يخبر الله تعالى عن حال المحتضر من الكافرين أو المفرطين في أمره تعالى، حتى إذا أشرف على الموت، وشاهد ما أُعِدَّ له من العذاب قال: رب ردُّوني إلى الدنيا.
Allah Teâlâ, kâfirlerden veya O'nun emrini yerine getirmede kusur edenlerden ölüm döşeğinde olan kimsenin halini haber vermektedir. Nihayet ölüm gelip çattığında ve kendisi için hazırlanan azabı gördüğünde şöyle der: "Rabbim! Beni dünyaya geri döndürün."
2801. Metin
لعلي أستدرك ما ضيَّعْتُ من الإيمان والطاعة. ليس له ذلك، فلا يجاب إلى ما طلب ولا يُمْهَل. فإنما هي كلمة هو قائلها قولاً لا ينفعه، وهو فيه غير صادق، فلو رُدَّ إلى الدنيا لعاد إلى ما نُهي عنه، وسيبقى المتوفَّون في الحاجز والبَرْزخ الذي بين الدنيا والآخرة إلى يوم البعث والنشور.
"Tâ ki zayi ettiğim iman ve itaati telafi edeyim." Ona bu imkân verilmez; istediği şey kabul edilmez ve kendisine mühlet verilmez. Şüphesiz bu, sadece kendisinin söylediği ve kendisine hiçbir fayda vermeyen bir sözdür; o bu sözünde samimi de değildir. Zira dünyaya geri döndürülseydi, yasaklandığı şeylere yine dönerdi. Vefat edenler, öldükten sonra dirilme ve mahşer gününe kadar dünya ile ahiret arasındaki engel ve berzahta kalacaklardır.
2802. Metin
فإذا كان يوم القيامة، ونفخ المَلَك المكلَّف في «القرن» ، وبُعِثَ الناس من قبورهم، فلا تَفاخُرَ بالأنساب حينئذ كما كانوا يفتخرون بها في الدنيا، ولا يسأل أحد أحدًا.
Kıyamet günü olup da görevli melek Sûr'a üfürdüğü ve insanlar kabirlerinden diriltildiği zaman, artık o gün dünyada övündükleri gibi soylarla övünme yoktur ve hiç kimse bir başkasına bir şey soramaz.
2803. Metin
فمن كثرت حسناته وثَقُلَتْ بها موازين أعماله عند الحساب، فأولئك هم الفائزون بالجنة.
Hesap esnasında kimin iyilikleri çok olur ve bu sebeple amel terazileri ağır gelirse, işte onlar cennete kavuşarak kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
2804. Metin
ومن قَلَّتْ حسناته في الميزان، ورجحت سيئاته، وأعظمها الشرك، فأولئك هم الذين خابوا وخسروا أنفسهم، في نار جهنم خالدون.
Kimin de terazide iyilikleri az gelir ve en büyüğü şirk olmak üzere kötülükleri ağır basarsa, işte onlar hüsrana uğrayıp kendilerini ziyan edenlerdir; cehennem ateşinde ebedî kalacaklardır.
2805. Metin
تَحْرقُ النار وجوههم، وهم فيها عابسون تَقَلَّصَتْ شفاههم، وبرزت أسنانهم.
Ateş onların yüzlerini yakar; dudakları büzüşmüş ve dişleri açıkta kalmış vaziyette orada suratsız ve acı içinde kalırlar.
2806. Metin
يقال لهم: ألم تكن آيات القرآن تتلى عليكم في الدنيا، فكنتم بها تكذبون؟
Onlara şöyle denir: "Dünyada Kur'an ayetleri size okunmuyor muydu da siz onları yalanlıyordunuz?"