2947. Metin
(طسم) سبق الكلام على الحروف المقطعة في أول سورة البقرة.
(Tâ-Sîn-Mîm) Hurûf-ı mukattaaya dair açıklama Bakara Suresi'nin başında geçmişti.
2948. Metin
هذه آيات القرآن الموضِّح لكل شيء الفاصل بين الهدى والضلال.
Bunlar, her şeyi açıklayan, doğru yol ile sapıklığı birbirinden ayıran Kur'an'ın ayetleridir.
2949. Metin
لعلك - أيها الرسول - من شدة حرصك على هدايتهم مُهْلِك نفسك؛ لأنهم لم يصدِّقوا بك ولم يعملوا بهديك، فلا تفعل ذلك.
[Ey Peygamber!] Onların hidayete ermelerine olan aşırı düşkünlüğünden dolayı, sana inanmadıkları ve getirdiğin hidayetle amel etmedikleri için neredeyse kendini helak edeceksin; sakın böyle yapma!
2950. Metin
إن نشأ ننزل على المكذبين من قومك من السماء معجزة مخوِّفة لهم تلجئهم إلى الإيمان، فتصير أعناقهم خاضعة ذليلة، ولكننا لم نشأ ذلك; فإن الإيمان النافع هو الإيمان بالغيب اختيارًا.
Eğer dilersek kavminden olan o yalanlayıcıların üzerine gökten, kendilerini korkutarak imana mecbur bırakacak bir mucize indiririz de boyunları ona boyun eğmiş ve zillet içinde kalır. Fakat biz bunu dilemedik; çünkü fayda veren iman, gayba kendi tercihiyle inanmaktır.
2951. Metin
وما يجيء هؤلاء المشركين المكذبين مِن ذِكْرٍ من الرحمن مُحْدَث إنزاله، شيئًا بعد شيء، يأمرهم وينهاهم، ويذكرهم بالدين الحق إلا أعرضوا عنه، ولم يقبلوه.
Bu müşrik ve yalanlayıcılara, Rahmân'dan kendilerine emreden, onları nehyeden ve onlara hak dini hatırlatan, peyderpey indirilen yeni bir zikir (öğüt/kitap) gelmeye görsün, mutlaka ondan yüz çevirir ve onu kabul etmezler.
2952. Metin
فقد كذَّبوا بالقرآن واستهزؤوا به، فسيأتيهم أخبار الأمر الذي كانوا يستهزئون به ويسخرون منه، وسيحلُّ بهم العذاب جزاء تمردهم على ربهم.
Onlar Kur'an'ı yalanladılar ve onunla alay ettiler. Alay edip eğlendikleri şeyin haberleri yakında kendilerine gelecektir ve Rablerine karşı başkaldırmalarının cezası olarak azap başlarına inecektir.
2953. Metin
أكذبوا ولم ينظروا إلى الأرض التي أنبتنا فيها من كل نوع حسن نافع من النبات، لا يقدر على إنباته إلا رب العالمين؟ إن في إخراج النبات من الأرض لَدلالة واضحة على كمال قدرة الله، وما كان أكثر القوم مؤمنين. وإن ربك لهو العزيز على كل مخلوق، الرحيم الذي وسعت رحمته كل شيء.
Yalanladılar da, içinde Âlemlerin Rabbi'nden başkasının bitirmeye güç yetiremeyeceği her türlü güzel ve faydalı bitkiyi bitirdiğimiz yeryüzüne bakmadılar mı? Şüphesiz bitkilerin yerden çıkarılmasında, Allah'ın mutlak kudretine apaçık bir delil vardır; ancak o kavmin çoğu iman etmiş değildi. Şüphesiz senin Rabbin, her yaratılmışa karşı mutlak galip olan Azîz'dir, rahmeti her şeyi kuşatan Rahîm'dir.
2954. Metin
واذكر - أيها الرسول - لقومك إذ نادى ربك موسى: أن ائت القوم الظالمين، قوم فرعون، وقل لهم: ألا يخافون عقاب الله تعالى، ويتركون ما هم عليه من الكفر والضلال؟
[Ey Peygamber!] Kavmine, Rabbinin Musa'ya şöyle nida ettiği vakti hatırlat: "O zalim kavme, Firavun'un kavmine git ve onlara: 'Allah Teâlâ'nın azabından korkup içinde bulundukları küfür ve sapıklığı terk etmezler mi?' de."
2955. Metin
قال موسى: رب إني أخاف أن يكذبوني في الرسالة، ويملأ صدري الغمُّ لتكذيبهم إياي، ولا ينطلق لساني بالدعوة فأرسِلْ جبريل بالوحي إلى أخي هارون؛ ليعاونني ويصدقني فيما أقول، ويبين لهم ما أخاطبهم به، فهو أفصح مني نطقاً. ولهم علي ذنب في قتل رجل منهم، وهو القبطي، فأخاف أن يقتلوني به.
Musa dedi ki: "Rabbim! Şüphesiz ben, onların beni peygamberlik hususunda yalanlamalarından ve beni yalanlamaları yüzünden göğsümün daralmasından, daveti anlatırken dilimin çözülmemesinden korkuyorum. Bu yüzden bana yardım etmesi, söylediklerimi tasdik etmesi ve hitap ettiğim şeyleri onlara açıklaması için Cebrail'i vahiy ile kardeşim Harun'a da gönder; zira onun konuşması benden daha fasihtir. Bir de onların bende bir Kıptî'yi öldürmüş olmamdan ötürü bir suç [iddiası] vardır; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum."
2956. Metin
قال الله لموسى: كلا لن يقتلوك، وقد أجبت طلبك في هارون، فاذهبا بالمعجزات الدالة على صدقكما، إنا معكم بالعلم والحفظ والنصرة مستمعون. فأتِيَا فرعون فقولا له: إنا مرسَلان إليك وإلى قومك من رب العالمين: أن اترك بني إسرائيل؛ ليذهبوا معنا.
Allah Musa'ya buyurdu ki: "Hayır, seni asla öldüremezler! Harun hakkındaki talebini de kabul ettim. İkinizin de doğruluğunu gösteren mucizelerle gidin. Şüphesiz biz; ilim, koruma ve yardımla sizinle beraberiz, işitmekteyiz. Firavun'a gidin ve ona şöyle deyin: 'Biz, Âlemlerin Rabbi tarafından sana ve kavmine gönderilmiş elçileriz. İsrailoğullarını serbest bırak ki bizimle birlikte gelsinler.'"
2957. Metin
قال فرعون لموسى -ممتنًا عليه-: ألم نُرَبِّك في منازلنا صغيرًا، ومكثت في رعايتنا سنين من عُمُرك وارتكبت جنايةً بقتلك رجلا من قومي حين ضربته ودفعته، وأنت من الجاحدين نعمتي المنكرين ربوبيتي؟
Firavun, Musa'ya -ona minnet vurarak- dedi ki: "Biz seni saraylarımızda bir çocukken büyütmedik mi? Ömrünün nice yıllarını bizim gözetimimizde geçirmedin mi? Sonra da kavmimden bir adama vurup iterek onu öldürmek suretiyle o suçu işledin. Üstelik sen benim nimetimi inkâr edenlerden, rabliğimi tanımayanlardansın!"
2958. Metin
قال موسى مجيبًا لفرعون: فعلتُ ما ذكرتَ قبل أن يوحي الله إلي، ويبعثني رسولا فخرجت من بينكم فارًّا إلى «مدين» ، لمَّا خفت أن تقتلوني بما فعلتُ من غير عَمْد، فوهب لي ربي تفضلا منه النبوة والعلم، وجعلني من المرسلين. أو تلك التربية في بيتك تَعُدُّها نعمة منك عليَّ، وقد جعلت بني إسرائيل عبيدًا تذبح أبناءهم وتستبقي نساءهم للخدمة والامتهان؟
Musa, Firavun'a cevap vererek dedi ki: "Ben o zikrettiğin fiili, Allah bana vahyedip beni bir elçi olarak göndermeden önce yapmıştım. Kasıtsız olarak yaptığım o fiil sebebiyle beni öldürmenizden korktuğum zaman da aranızdan kaçıp Medyen'e gittim. Bunun üzerine Rabbim bir lütuf olarak bana peygamberlik ve ilim bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı. İsrailoğullarını köle edinip oğullarını boğazlarken ve kadınlarını hizmet ve aşağılanma için sağ bırakırken, senin evindeki o yetiştirilmeyi bana bir nimet mi sayıyorsun?"
2959. Metin
قال فرعون لموسى: وما رب العالمين الذي تدَّعي أنك رسوله؟
Firavun Musa'ya dedi ki: "Kendisine elçi olduğunu iddia ettiğin o Âlemlerin Rabbi de nedir?"
2960. Metin
قال موسى: هو مالك ومدبر السموات والأرض وما بينهما، إن كنتم موقنين بذلك، فآمِنوا.
Musa dedi ki: "Eğer buna kesin olarak inanacak kimselerseniz, O; göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mâliki ve idarecisidir; öyleyse iman edin."
2961. Metin
قال فرعون لمن حوله مِن أشراف قومه: ألا تسمعون مقالة موسى العجيبة بوجود رب سواي؟
Firavun, çevresindeki kavminin ileri gelenlerine: "Musa'nın benden başka bir rab olduğuna dair söylediği bu tuhaf sözü işitmiyor musunuz?" dedi.
2962. Metin
قال موسى: الرب الذي أدعوكم إليه هو الذي خلقكم وخلق آباءكم الأولين، فكيف تعبدون مَن هو مخلوق مثلكم، وله آباء قد فنوا كآبائكم؟
Musa dedi ki: "Sizi kendisine çağırdığım Rab, sizi de sizden önceki atalarınızı da yaratandır. Nasıl olur da sizin gibi bir yaratılmış olan ve tıpkı atalarınız gibi yok olup gitmiş ataları bulunan birine kulluk edersiniz?"
2963. Metin
قال فرعون لخاصته يستثير غضبهم؛ لتكذيب موسى إياه: إن رسولكم الذي أرسل إليكم لمجنون، يتكلم كلامًا لا يُعْقَل!
Firavun, Musa'nın kendisini yalanlaması sebebiyle öfkelerini kışkırtmak için adamlarına dedi ki: "Şüphesiz size gönderilen elçiniz akıl almaz sözler söyleyen bir delidir!"
2964. Metin
قال موسى: رب المشرق والمغرب وما بينهما وما يكون فيهما من نور وظلمة، وهذا يستوجب الإيمان به وحده إن كنتم من أهل العقل والتدبر!
Musa dedi ki: "O, doğunun, batının, ikisi arasındakilerin ve oralarda var olan aydınlık ile karanlığın Rabbidir. Eğer akıl ve tefekkür sahibi kimselerseniz, bu durum yalnızca O'na iman etmeyi gerektirir!"
2965. Metin
قال فرعون لموسى مهددًا له: لئن اتخذت إلهًا غيري لأسجننك مع مَن سجنت.
Firavun Musa'yı tehdit ederek dedi ki: "Andolsun, benden başka bir ilah edinirsen seni mutlaka zindana attıklarımla beraber hapsederim."
2966. Metin
قال موسى: أتجعلني من المسجونين، ولو جئتك ببرهان قاطع يتبين منه صدقي؟
Musa: "Sana doğruluğumu apaçık ortaya koyan kesin bir delil getirmiş olsam da mı beni zindana atılanlardan kılacaksın?" dedi.
2967. Metin
قال فرعون: فأت به إن كنت من الصادقين في دعواك.
Firavun: "Eğer davanda doğru söyleyenlerden isen, hadi getir onu!" dedi.
2968. Metin
فألقى موسى عصاه فتحولت ثعبانًا حقيقيًا، ليس تمويهًا كما يفعل السحرة، وأخرج يده مِن جيبه فإذا هي بيضاء كالثلج من غير برص، تَبْهَر الناظرين.
Bunun üzerine Musa asasını attı; asa büyücülerin yaptığı gibi bir göz boyama değil, gerçek bir yılana dönüştü. Elini de koynundan çıkardı; bir de ne görsünler, bakanları hayrete düşüren, alacalıktan uzak, kar gibi bembeyaz bir el!
2969. Metin
قال فرعون لأشراف قومه خشية أن يؤمنوا: إن موسى لَساحر ماهر، يريد أن يخرجكم بسحره من أرضكم، فأي شيء تشيرون به في شأنه أتبع رأيكم فيه؟
Firavun, iman etmelerinden endişe ederek kavminin ileri gelenlerine dedi ki: "Şüphesiz Musa, sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak isteyen usta bir büyücüdür. Onun hakkında ne tavsiye edersiniz, bu konuda sizin görüşünüze uyayım?"
2970. Metin
قال له قومه: أخِّر أمر موسى وهارون، وأرسِلْ في المدائن جندًا جامعين للسحرة، يأتوك بكلِّ مَن أجاد السحر، وتفوَّق في معرفته.
Kavmi ona dedi ki: "Musa ve Harun'un işini ertele ve şehirlere büyücüleri toplayacak askerler gönder. Büyüyü iyi bilen ve ilminde üstün olan herkesi sana getirsinler."
2971. Metin
فَجُمع السحرة، وحُدِّد لهم وقت معلوم، هو وقت الضحى من يوم الزينة الذي يتفرغون فيه من أشغالهم، ويجتمعون ويتزيَّنون؛ وذلك للاجتماع بموسى. وحُثَّ الناس على الاجتماع; أملا في أن تكون الغلبة للسحرة.
Böylece büyücüler toplandı ve Musa ile karşılaşmaları için insanların işlerinden boşalıp bir araya geldikleri ve süslendikleri bayram gününün kuşluk vakti olarak bilinen bir vakit belirlendi. Üstünlüğün büyücülerde olması ümidiyle insanlar da toplanmaya teşvik edildi.
2972. Metin
إننا نطمع أن تكون الغلبة للسحرة، فنثبت على ديننا.
Büyücülerin galip gelmesini ve böylece dinimiz üzere sebat etmeyi umuyoruz.
2973. Metin
فلما جاء السحرة فرعون قالوا له: أإن لنا لأجرًا مِن مال أو جاه، إنْ كنا نحن الغالبين لموسى؟
Büyücüler Firavun'a geldiklerinde ona: "Eğer Musa'ya galip gelen biz olursak bize mal veya makamdan bir mükâfat var mı?" dediler.
2974. Metin
قال فرعون: نعم لكم عندي ما طلبتم مِن أجر، وإنكم حينئذ لمن المقربين لديَّ.
Firavun: "Evet, istediğiniz mükâfat katımda size verilecektir ve siz o zaman şüphesiz benim en yakınlarımdan olacaksınız" dedi.
2975. Metin
قال موسى للسحرة مريدًا إبطال سحرهم وإظهار أن ما جاء به ليس سحرًا: ألقوا ما تريدون إلقاءه من السحر.
Musa, onların sihrini boşa çıkarmak ve getirdiği şeyin sihir olmadığını göstermek isteyerek büyücülere: "Sihir namına ne atacaksanız atın!" dedi.
2976. Metin
فألقَوا حبالهم وعصيَّهم، وخُيِّل للناس أنها حيَّات تسعى، وأقسموا بعزة فرعون قائلين: إننا لنحن الغالبون.
Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar; insanlara onların koşan yılanlar olduğu vehmettirildi. Firavun'un izzetine yemin ederek: "Şüphesiz galip gelecek olanlar kesinlikle biziz!" dediler.
2977. Metin
فألقى موسى عصاه، فإذا هي حية عظيمة، تبتلع ما صدر منهم من إفك وتزوير.
Musa asasını attı; o da ne, asa büyük bir yılan oldu ve onların ortaya koyduğu yalan ve aldatmacaları yutmaya başladı.
2978. Metin
فلما شاهدوا ذلك، وعلموا أنه ليس من تمويه السحرة، آمنوا بالله وسجدوا له، وقالوا: آمنَّا برب العالمين رب موسى وهارون.
Bunu gördüklerinde ve bunun sihirbazların göz boyaması olmadığını anladıklarında Allah'a iman edip O'na secdeye kapandılar ve: "Âlemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik" dediler.
2979. Metin
قال فرعون للسحرة مستنكرًا: آمنتم لموسى بغير إذن مني، وقال موهمًا أنَّ فِعْل موسى سحر: إنه لكبيركم الذي علَّمكم السحر، فلسوف تعلمون ما ينزل بكم من عقاب: لأقطعنَّ أيديكم وأرجلكم من خلاف: بقطع اليد اليمنى والرجل اليسرى أو عكس ذلك، ولأصلبنَّكم أجمعين.
Firavun bunu kınayarak büyücülere: "Ben size izin vermeden önce Musa'ya inandınız öyle mi?" dedi ve Musa'nın yaptığının büyü olduğunu ima ederek şöyle devam etti: "Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Başınıza gelecek cezayı yakında bileceksiniz: Sağ el ile sol ayağı veya tersini kesmek suretiyle ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve hepinizi mutlaka asacağım!"
2980. Metin
قال السحرة لفرعون: لا ضرر علينا فيما يلحقنا من عقاب الدنيا، إنا راجعون إلى ربنا فيعطينا النعيم المقيم. إنا نرجو أن يغفر لنا ربنا خطايانا من الشرك وغيره; لكوننا أول المؤمنين في قومك.
Büyücüler Firavun'a şöyle dediler: "Dünya azabından bize ulaşacak şeyin bizim için hiçbir zararı yoktur; zira biz Rabbimize döneceğiz ve O bize kalıcı nimetler verecektir. Kavmin içinden ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin şirk ve diğer günahlarımızı bağışlayacağını umuyoruz."
2981. Metin
وأوحى الله إلى موسى ﵇: أَنْ سِرْ ليلا بمن آمن من بني إسرائيل؛ لأن فرعون وجنوده متبعوكم حتى لا يدركوكم قبل وصولكم إلى البحر.
Allah, Musa aleyhisselam'a şöyle vahyetti: "İsrailoğullarından iman edenlerle birlikte geceleyin yola çık; çünkü Firavun ve ordusu, denize ulaşmadan önce size yetişmemeleri için peşinizden gelecektir."
2982. Metin
فأرسل فرعون جنده -حين بلغه مسير بني إسرائيل- يجمعون جيشه من مدائن مملكته.
İsrailoğullarının yola çıktığı haberi kendisine ulaşınca Firavun, krallığının şehirlerinden ordusunu toplamak üzere askerlerini gönderdi.
2983. Metin
قال فرعون: إن بني إسرائيل الذين فرُّوا مع موسى لَطائفة حقيرة قليلة العدد، وإنهم لمالئون صدورنا غيظًا؛ حيث خالفوا ديننا، وخرجوا بغير إذننا، وإنا لجميع متيقظون مستعدون لهم.
Firavun dedi ki: "Musa ile birlikte kaçan İsrailoğulları sayısı az, önemsiz bir topluluktur. Dinimize muhalefet ettikleri ve iznimiz olmadan çıktıkları için içimizi öfkeyle doldurmaktadırlar. Biz ise hep birlikte teyakkuzda ve onlara karşı hazırlıklıyız."
2984. Metin
فأخرج الله فرعون وقومه من أرض «مصر» ذات البساتين وعيون الماء وخزائن المال والمنازل الحسان. وكما أخرجناهم، جعلنا هذه الديار من بعدهم لبني إسرائيل.
Bunun üzerine Allah, Firavun ve kavmini bahçeleri, su pınarları, hazineleri ve güzel konakları bulunan Mısır yurdundan çıkardı. Onları oradan çıkardığımız gibi, arkalarından bu yurtları İsrailoğullarına miras bıraktık.
2985. Metin
فلحق فرعون وجنده موسى ومَن معه وقت شروق الشمس.
Firavun ve ordusu, güneş doğarken Musa ve beraberindekilere yetiştiler.
2986. Metin
فلما رأى كل واحد من الفريقين الآخر قال أصحاب موسى: إنَّ جَمْعَ فرعون مُدْرِكنا ومهلكنا.
İki topluluk birbirini gördüğünde Musa'nın arkadaşları: "Şüphesiz Firavun'un ordusu bize yetişecek ve bizi helak edecek!" dediler.
2987. Metin
قال موسى لهم: كلا ليس الأمر كما ذكرتم فلن تُدْرَكوا; إن معي ربي بالنصر، سيهديني لما فيه نجاتي ونجاتكم.
Musa onlara dedi ki: "Hayır, durum söylediğiniz gibi değildir! Asla size yetişemeyecekler. Şüphesiz Rabbim yardımıyla benimle beraberdir; benim ve sizin kurtuluşunuza vesile olacak yola beni iletecektir."
2988. Metin
فأوحينا إلى موسى أن اضرب بعصاك البحر، فضرب، فانفلق البحر إلى اثني عشر طريقًا بعدد قبائل بني إسرائيل، فكانت كل قطعة انفصلت من البحر كالجبل العظيم.
Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. O da vurdu; deniz, İsrailoğullarının kabileleri sayısınca on iki yola ayrıldı ve ayrılan her su kütlesi yüce bir dağ gibi oldu.
2989. Metin
وقرَّبْنا هناك فرعون وقومه حتى دخلوا البحر، وأنجينا موسى ومَن معه أجمعين. فاستمر البحر على انفلاقه حتى عبروا إلى البر، ثم أغرقنا فرعون ومن معه بإطباق البحر عليهم بعد أن دخلوا فيه متبعين موسى وقومه.
Firavun ve kavmini de denize girecek kadar oraya yaklaştırdık. Musa'yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık. Onlar karaya geçinceye kadar deniz yarılmış halde kaldı. Sonra Musa ve kavmini takip ederek denize girdiklerinde denizi üzerlerine kapatıp Firavun ve beraberindekileri boğduk.
2990. Metin
إن في ذلك الذي حدث لَعبرة عجيبة دالة على قدرة الله، وما صار أكثر أتباع فرعون مؤمنين مع هذه العلامة الباهرة.
Şüphesiz bu meydana gelen olayda, Allah'ın kudretine delalet eden hayret verici bir ibret vardır. Bu apaçık mucizeye rağmen Firavun'un tabilerinin çoğu iman etmiş değildi.
2991. Metin
وإن ربك لهو العزيز الرحيم، بعزته أهلك الكافرين المكذبين، وبرحمته نجَّى موسى ومَن معه أجمعين.
Şüphesiz senin Rabbin mutlak galip olan Azîz'dir, çok merhametli olan Rahîm'dir. İzzetiyle inkârcı ve yalanlayıcıları helak etmiş, rahmetiyle de Musa'yı ve beraberindekilerin hepsini kurtarmıştır.
2992. Metin
واقصص على الكافرين - أيها الرسول - خبر إبراهيم حين قال لأبيه وقومه: أي شيء تعبدونه؟
[Ey Peygamber!] İnkârcılara, İbrahim'in babasına ve kavmine: "Siz neye tapıyorsunuz?" dediği andaki haberini anlat.
2993. Metin
قالوا: نعبد أصنامًا، فنَعْكُف على عبادتها.
Onlar: "Putlara tapıyoruz ve onlara ibadet etmeye devam ediyoruz" dediler.
2994. Metin
قال إبراهيم منبهًا على فساد مذهبهم: هل يسمعون دعاءكم إذ تدعونهم، أو يقدِّمون لكم نفعًا إذا عبدتموهم، أو يصيبونكم بضر إذا تركتم عبادتهم؟
İbrahim, onların tuttukları yolun bozukluğuna dikkat çekerek: "Kendilerine yalvardığınızda duanızı işitiyorlar mı, yoksa kendilerine kulluk ettiğinizde size bir fayda sağlıyorlar mı yahut kulluk etmeyi terk ettiğinizde size bir zarar verebiliyorlar mı?" dedi.
2995. Metin
قالوا: لا يكون منهم شيء من ذلك، ولكننا وجدنا آباءنا يعبدونهم، فقلَّدناهم فيما كانوا يفعلون.
Onlar: "Bunların hiçbirini yapamazlar, fakat biz babalarımızı onlara taparken bulduk da onların yaptıklarına uyduk" dediler.
2996. Metin
قال إبراهيم: أفأبصرتم بتدبر ما كنتم تعبدون من الأصنام التي لا تسمع ولا تنفع ولا تضر، أنتم وآباؤكم الأقدمون من قبلكم؟ فإن ما تعبدونهم من دون الله أعداء لي، لكن رب العالمين ومالك أمرهم هو وحده الذي أعبده. هو الذي خلقني في أحسن صورة فهو يرشدني إلى مصالح الدنيا والآخرة، وهو الذي ينعم عليَّ بالطعام والشراب، وإذا أصابني مرض فهو الذي يَشْفيني ويعافيني منه، وهو الذي يميتني في الدينا بقبض روحي، ثم يحييني يوم القيامة، لا يقدر على ذلك أحد سواه، والذي أطمع أن يتجاوز عن ذنبي يوم الجزاء.
İbrahim dedi ki: "Gerek sizin, gerekse sizden önceki geçmiş atalarınızın işitmeyen, fayda ve zarar vermeyen o putlardan neye taptığınızı hiç düşündünüz mü? Şüphesiz Allah'tan başka taptığınız o şeyler benim düşmanımdır; ancak Âlemlerin Rabbi ve onların işlerinin yegâne mâliki olan Allah müstesnadır, ben yalnızca O'na kulluk ederim. Beni en güzel surette yaratan O'dur, dünya ve ahiret maslahatlarına beni O iletir. Bana yediren ve içiren O'dur. Hastalandığım zaman bana şifa veren ve beni afiyete kavuşturan O'dur. Dünyada canımı alarak beni öldürecek, sonra kıyamet gününde beni diriltecek olan O'dur; buna O'ndan başka hiç kimse güç yetiremez. Ceza gününde günahımı bağışlayacağını umduğum da O'dur."
2997. Metin
قال إبراهيم داعيًا ربه: ربِّ امنحني العلم والفهم، وألحقني بالصالحين، واجمع بيني وبينهم في الجنة.
İbrahim Rabbine dua ederek şöyle dedi: "Rabbim! Bana ilim ve anlayış bahşet, beni salihlerin arasına kat ve cennette onlarla beraber kıl."
2998. Metin
واجعل لي ثناء حسنًا وذكرًا جميلا في الذين يأتون بعدي إلى يوم القيامة.
"Kıyamet gününe kadar benden sonra gelecekler arasında benim için güzel bir övgü ve hayırla anılma nasip eyle."
2999. Metin
واجعلني من عبادك الذين تورثهم نعيم الجنة.
"Beni, Naîm cennetine vâris kıldığın kullarından eyle."
3000. Metin
وهذا دعاء من إبراهيم ﵇ أن ينقذ الله أباه من الضلال إلى الهدى، فيغفر له ويتجاوز عنه، كما وعد إبراهيم أباه بالدعاء له، فلما تبيَّن له أنه مستمر في الكفر والشرك إلى أن يموت تبرَّأ منه.
Bu, İbrahim'in (aleyhisselâm) babasını sapıklıktan hidayete ulaştırması, böylece onu bağışlayıp affetmesi için Allah'a yaptığı bir duadır; nitekim İbrahim babasına onun için dua edeceğine söz vermişti. Ancak onun ölünceye kadar küfür ve şirk üzere devam edeceği kendisine apaçık belli olunca ondan uzaklaştı.
3001. Metin
ولا تُلْحق بي الذل، يوم يخرج الناس من القبور للحساب والجزاء، يوم لا ينفع المال والبنون أحدًا من العباد، إلا مَن أتى الله بقلب سليم من الكفر والنفاق والرذيلة.
"İnsanların hesap ve ceza için kabirlerden çıkacakları gün, kullardan hiçbirine malın ve oğulların fayda vermeyeceği, ancak Allah'a küfürden, nifaktan ve her türlü kötülükten arınmış selim bir kalp ile gelenlerin müstesna olduğu o günde beni rezil rüsva eyleme."
3002. Metin
وقُرِّبت الجنة للذين اجتنبوا الكفر والمعاصي، وأقبلوا على الله بالطاعة.
Cennet, küfür ve günahlardan kaçınıp itaatle Allah'a yönelenlere yaklaştırılmıştır.
3003. Metin
وأُظهرت النار للكافرين الذين ضَلُّوا عن الهدى، وتجرَّؤوا على محارم الله وكذَّبوا رسله.
Cehennem ateşi de hidayetten sapan, Allah'ın haramlarını çiğnemeye cüret eden ve O'nun elçilerini yalanlayan kâfirlere apaçık gösterilmiştir.
3004. Metin
وقيل لهم توبيخًا: أين آلهتكم التي كنتم تعبدونها مِن دون الله، وتزعمون أنها تشفع لكم اليوم؟ هل ينصرونكم، فيدفعون العذاب عنكم، أو ينتصرون بدفع العذاب عن أنفسهم؟ لا شيء من ذلك.
Onlara kınama amacıyla şöyle denir: "Allah'ı bırakıp da taptığınız ve bugün size şefaat edeceklerini iddia ettiğiniz ilahlarınız nerede? Azabı sizden savarak size yardım edebiliyorlar mı yahut azabı kendilerinden savıp bizzat kendilerine yardım edebiliyorlar mı?" Bunların hiçbiri yoktur.
3005. Metin
فجُمِعوا وألقُوا في جهنم، هم والذين أضلوهم وأعوان إبليس الذين زيَّنوا لهم الشر، لم يُفْلِت منهم أحد.
Onlar, kendilerini saptıranlar ve onlara kötülüğü süslü gösteren İblis'in avaneleri toplanıp cehenneme atıldılar; içlerinden hiçbiri kurtulamadı.
3006. Metin
قالوا معترفين بخطئهم، وهم يتنازعون في جهنم مع مَن أضلوهم، تالله إننا كنا في الدنيا في ضلال واضح لا خفاء فيه; إذ نسويكم برب العالمين المستحق للعبادة وحده. وما أوقعنا في هذا المصير السيِّئ إلا المجرمون الذين دعونا إلى عبادة غير الله فاتبعناهم.
Cehennemde kendilerini saptıranlarla çekişirken hatalarını itiraf ederek dediler ki: "Allah'a yemin olsun ki biz dünyada apaçık, gizlenemez bir sapıklık içindeymişiz; zira sizi, ibadete layık tek varlık olan Âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk. Bizi bu kötü akıbete, ancak bizi Allah'tan başkasına kulluğa çağıran ve bizim de kendilerine uyduğumuz o suçlular sürükledi."
3007. Metin
فلا أحدَ يشفع لنا، ويخلِّصنا من العذاب، ولا مَن يَصْدُق في مودتنا ويشفق علينا.
"Artık bize şefaat edecek ve bizi azaptan kurtaracak kimse olmadığı gibi, sevgisinde samimi olup bize merhamet edecek kimse de yoktur."
3008. Metin
فليت لنا رجعة إلى الدنيا، فنصير من جملة المؤمنين الناجين.
"Keşke bizim için dünyaya bir dönüş olsa da kurtuluşa eren müminlerden olsak!"
3009. Metin
إن في نبأ إبراهيم السابق لَعبرة لِمن يعتبر، وما صار أكثر الذين سمعوا هذا النبأ مؤمنين. وإن ربك لهو العزيز القادر على الانتقام من المكذبين، الرحيم بعباده المؤمنين.
Şüphesiz İbrahim'in bu geçmiş haberinde ibret alacak kimseler için büyük bir ders vardır. Fakat bu haberi işitenlerin çoğu iman etmiş değildi. Şüphesiz senin Rabbin, yalanlayanlardan intikam almaya mutlak gücü yeten Azîz'dir, mümin kullarına karşı çok merhametli olan Rahîm'dir.
3010. Metin
كَذَّبت قوم نوح رسالة نبيهم، فكانوا بهذا مكذبين لجميع الرسل; لأن كل رسول يأمر بتصديق جميع الرسل. إذ قال لهم أخوهم نوح: ألا تخشون الله بترك عبادة غيره؟ إني لكم رسول أمين فيما أبلغكم، فاجعلوا الإيمان وقاية لكم من عذاب الله وأطيعوني فيما آمركم به من عبادته وحده. وما أطلب منكم أجرًا على تبليغ الرسالة، ما أجري إلا على رب العالمين، المتصرف في خلقه، فاحذروا عقابه، وأطيعوني بامتثال أوامره، واجتناب نواهيه.
Nuh kavmi peygamberlerinin tebliğini yalanladı; bu sebeple bütün peygamberleri yalanlamış oldular, çünkü her peygamber diğer bütün peygamberlerin tasdik edilmesini emreder. Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Allah'tan başkasına ibadeti bırakarak O'ndan korkmaz mısınız? Şüphesiz ben, size tebliğ ettiğim hususlarda güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'ın azabından korunmak için imanı kalkan edinin ve O'na ibadet etmeniz hususunda size emrettiğim şeylerde bana itaat edin. Tebliğime karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak yarattıklarını dilediği gibi sevk ve idare eden Âlemlerin Rabbi'ne aittir. Öyleyse O'nun cezasından sakının, emirlerine uyup yasaklarından kaçınarak bana itaat edin."
3011. Metin
قال له قومه: كيف نصدِّقك ونتبعك، والذين اتبعوك أراذل الناس وأسافلهم؟
Kavmi ona: "Sana uyanlar insanların en rezilleri ve en aşağı tabakası iken, biz seni nasıl tasdik edip sana uyalım?" dedi.
3012. Metin
فأجابهم نوح ﵇ بقوله: لست مكلفًا بمعرفة أعمالهم، إنما كُلفت أن أدعوهم إلى الإيمان. والاعتبار بالإيمان لا بالحسب والنسب والحِرف والصنائع.
Bunun üzerine Nuh (aleyhisselâm) onlara şöyle cevap verdi: "Ben onların işledikleri amelleri bilmekle yükümlü değilim; ben sadece onları imana davet etmekle vazifelendirildim. İtibar soy sop, makam, mevki ve mesleklere göre değil, imana göredir."
3013. Metin
ما حسابهم للجزاء على أعمالهم وبواطنهم إلا على ربي المطَّلِع على السرائر. لو كنتم تشعرون بذلك لما قلتم هذا الكلام.
"Onların amellerinin ve gizlediklerinin karşılığını vermek üzere hesaba çekilmeleri, ancak gizliliklere vâkıf olan Rabbime aittir. Şayet bunu idrak edebilseydiniz bu sözü söylemezdiniz."
3014. Metin
وما أنا بطارد الذين يؤمنون بدعوتي، مهما تكن حالهم؛ تلبية لرغبتكم كي تؤمنوا بي. ما أنا إلا نذير بيِّن الإنذار.
"Siz bana inanasınız diye isteğinize uyarak durumları ne olursa olsun davetime inananları kovacak değilim. Ben apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim."
3015. Metin
عدل قوم نوح عن المحاورة إلى التهديد، فقالوا له: لئن لم ترجع -يا نوح- عن دعوتك لتكوننَّ مِنَ المقتولين رميًا بالحجارة.
Nuh'un kavmi tartışmayı bırakıp tehdide yönelerek ona şöyle dedi: "Ey Nuh! Eğer bu davandan vazgeçmezsen, mutlaka taşlanarak öldürülenlerden olacaksın!"
3016. Metin
فلما سمع نوح قولهم هذا دعا ربه بقوله: رب إن قومي أصروا على تكذيبي، فاحكم بيني وبينهم حكمًا تُهلك به مَن جحد توحيدك وكذَّب رسولك، ونجني ومَن معي من المؤمنين مما تعذب به الكافرين.
Nuh onların bu sözünü işitince Rabbine şöyle dua etti: "Rabbim! Doğrusu kavmim beni yalanlamakta diretti. Artık benimle onların arasında, senin birliğini inkâr edip elçini yalanlayanları helak edeceğin kesin bir hüküm ver; beni ve beraberimdeki müminleri kâfirlere vereceğin azaptan kurtar."
3017. Metin
فأنجيناه ومَن معه في السفينة المملوءة بصنوف المخلوقات التي حملها معه.
Bunun üzerine onu ve beraberindekileri, yanına aldığı çeşitli yaratıklarla dopdolu olan gemide kurtardık.
3018. Metin
ثم أغرقنا بعد إنجاء نوح ومن معه الباقين، الذين لم يؤمنوا مِن قومه وردُّوا عليه النصيحة.
Nuh'u ve beraberindekileri kurtardıktan sonra, kavminden iman etmeyip nasihati geri çeviren geride kalanları suda boğduk.
3019. Metin
إن في نبأ نوح وما كان من إنجاء المؤمنين وإهلاك المكذبين لَعلامة وعبرةً عظيمة لمن بعدهم، وما كان أكثر الذين سمعوا هذه القصة مؤمنين بالله وبرسوله وشرعه.
Şüphesiz Nuh'un haberinde, müminlerin kurtarılmasında ve yalanlayanların helak edilmesinde sonrakiler için apaçık bir işaret ve büyük bir ibret vardır. Fakat bu kıssayı işitenlerin çoğu Allah'a, elçisine ve şeriatına iman etmiş değildi.
3020. Metin
وإن ربك لهو العزيز في انتقامه ممن كفر به وخالف أمره، الرحيم بعباده المؤمنين.
Şüphesiz senin Rabbin, kendisini inkâr eden ve emrine karşı gelenlerden intikam almada mutlak galip olan Azîz'dir, mümin kullarına karşı çok merhametli olan Rahîm'dir.
3021. Metin
كذَّبت قبيلة عاد رسولهم هودًا ﵇ فكانوا بهذا مكذِّبين لجميع الرسل؛ لاتحاد دعوتهم في أصولها وغايتها.
Âd kavmi peygamberleri Hûd'u (aleyhisselâm) yalanladı; davetlerinin esası ve gayesi bir olduğu için bununla bütün peygamberleri yalanlamış oldular.
3022. Metin
إذ قال لهم أخوهم هود: ألا تخشون الله فتخلصوا له العبادة؟ إني مرسَل إليكم لهدايتكم وإرشادكم، حفيظ على رسالة الله، أبلِّغها لكم كما أمرني ربي، فخافوا عقاب الله وأطيعوني فيما جئتكم به من عند الله. وما أطلب منكم على إرشادكم إلى التوحيد أيَّ نوع من أنواع الأجر، ما أجري إلا على رب العالمين.
Kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Allah'tan korkup ibadeti yalnızca O'na has kılmaz mısınız? Şüphesiz ben, sizi hidayete erdirmek ve doğru yolu göstermek üzere gönderilmiş, Allah'ın vahyini koruyan ve onu Rabbimin bana emrettiği gibi size tebliğ eden güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'ın azabından korkun ve O'nun katından size getirdiğim hususlarda bana itaat edin. Sizi tevhide yöneltmem karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum; benim mükâfatım ancak Âlemlerin Rabbi'ne aittir."
3023. Metin
أتبنون بكل مكان مرتفع بناء عاليًا تشرفون منه فتسخرون مِنَ المارة؟ وذلك عبث وإسراف لا يعود عليكم بفائدة في الدين أو الدنيا، وتتخذون قصورًا منيعة وحصونًا مشيَّدة، كأنكم تخلدون في الدنيا ولا تموتون، وإذا بطشتم بأحد من الخلق قتلا أو ضربًا، فعلتم ذلك قاهرين ظالمين.
"Siz her yüksek tepeye, gelip geçenlerle alay etmek için yüksek binalar mı dikiyorsunuz? Bu, din veya dünya işlerinizde size hiçbir fayda sağlamayan boş bir uğraş ve israftır. Dünyada ebedî kalacakmış ve hiç ölmeyecekmiş gibi sağlam köşkler ve tahkim edilmiş kaleler ediniyorsunuz. İnsanlardan birini yakaladığınız zaman da öldürerek veya döverek zorbalar ve zalimler gibi yakalıyorsunuz."
3024. Metin
فخافوا الله، وامتثلوا ما أدعوكم إليه فإنه أنفع لكم، واخشوا الله الذي أعطاكم من أنواع النعم ما لا خفاء فيه عليكم، أعطاكم الأنعام: من الإبل والبقر والغنم، وأعطاكم الأولاد، وأعطاكم البساتين المثمرة، وفجَّر لكم الماء من العيون الجارية.
"Artık Allah'tan korkun ve sizi davet ettiğim şeylere uyun; zira bu sizin için daha hayırlıdır. Size apaçık bildiğiniz türlü türlü nimetleri veren Allah'tan sakının; O size deve, sığır ve koyun gibi davarlar verdi, evlatlar bahşetti, meyve dolu bahçeler verdi ve sizin için akıp giden pınarlardan sular fışkırttı."
3025. Metin
قال هود ﵇ محذرًا لهم: إني أخاف إن أصررتم على ما أنتم عليه من التكذيب والظلم وكُفْر النِّعم، أن ينزل الله بكم عذابًا في يوم تعظم شدته من هول عذابه.
Hûd (aleyhisselâm) onları uyararak şöyle dedi: "Eğer sürdürdüğünüz bu yalanlama, zulüm ve nankörlük üzere ısrar ederseniz, Allah'ın, azabının dehşetinden dolayı şiddeti pek büyük olan bir günde üzerinize bir azap indirmesinden korkuyorum."
3026. Metin
قالوا له: يستوي عندنا تذكيرك وتخويفك لنا وتركه، فلن نؤمن لك.
Onlar Hûd'a: "Bize öğüt verip bizi korkutman ile bunu terk etmen bizim için birdir; biz sana asla inanacak değiliz" dediler.
3027. Metin
وقالوا: ما هذا الذي نحن عليه إلا دين الأولين وعاداتهم، وما نحن بمعذبين على ما نفعل مما حَذَّرْتنا منه من العذاب.
Ve şöyle dediler: "Bu içinde bulunduğumuz hal, öncekilerin dininden ve geleneklerinden başkası değildir. Bizi uyardığın o azapla, yaptıklarımızdan ötürü cezalandırılacak da değiliz."
3028. Metin
فاستمَرُّوا على تكذيبه، فأهلكهم الله بريح باردة شديدة. إن في ذلك الإهلاك لَعبرة لمن بعدهم، وما كان أكثر الذين سمعوا قصتهم مؤمنين بك. وإن ربك لهو العزيز الغالب على ما يريده من إهلاك المكذبين، الرحيم بالمؤمنين.
Onu yalanlamaya devam ettiler, Allah da onları dondurucu ve şiddetli bir rüzgârla helak etti. Şüphesiz bu helakte sonrakiler için büyük bir ibret vardır. Onların kıssasını işitenlerin çoğu da sana iman etmiş değildi. Şüphesiz senin Rabbin, yalanlayanları helak etme iradesine mutlak galip olan Azîz'dir, müminlere karşı pek merhametli olan Rahîm'dir.
3029. Metin
كذَّبت قبيلة ثمود أخاهم صالحًا في رسالته ودعوته إلى توحيد الله، فكانوا بهذا مكذِّبين لجميع الرسل; لأنهم جميعًا يدعون إلى توحيد الله.
Semûd kavmi, kardeşleri Salih'i peygamberliğinde ve Allah'ın birliğine olan davetinde yalanladı; zira hepsi tevhide çağırdığından, bununla bütün peygamberleri yalanlamış oldular.
3030. Metin
إذ قال لهم أخوهم صالح: ألا تخشون عقاب الله، فتُفرِدونه بالعبادة؟ إني مرسَل من الله إليكم، حفيظ على هذه الرسالة كما تلقيتها عن الله، فاحذروا عقابه تعالى، وامتثلوا ما دعوتكم إليه. وما أطلب منكم على نصحي وإرشادي لكم أي جزاء، ما جزائي إلا على رب العالمين.
Kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Allah'ın cezasından korkup ibadeti yalnızca O'na has kılmaz mısınız? Şüphesiz ben, Allah'tan size gönderilmiş, O'ndan aldığım şekliyle bu vahyi tastamam koruyan bir elçiyim. Öyleyse Yüce Allah'ın azabından sakının ve sizi çağırdığım şeylere uyun. Bu nasihat ve rehberliğime karşılık sizden hiçbir karşılık istemiyorum; benim mükâfatım ancak Âlemlerin Rabbi'ne aittir."
3031. Metin
أيترككم ربكم فيما أنتم فيه من النعيم مستقرين في هذه الدنيا آمنين من العذاب والزوال والموت؟ في حدائق مثمرة وعيون جارية وزروع كثيرة ونخل ثمرها يانع لين نضيج، وتنحتون من الجبال بيوتًا ماهرين بنحتها، أَشِرين بَطِرين.
"Rabbiniz sizi azaptan, yok olmaktan ve ölümden emin olarak bu dünyadaki nimetler içinde kendi halinize bırakacak mı sanıyorsunuz? Meyve dolu bahçelerde, akıp giden pınarlarda, ekinler ve meyvesi olgunlaşıp yumuşamış hurmalıklar arasında bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? Siz dağları ustalıkla yontup şımarıklık ve azgınlıkla köşkler yapıyorsunuz."
3032. Metin
فخافوا عقوبة الله، واقبلوا نصحي، ولا تنقادوا لأمر المسرفين على أنفسهم المتمادين في معصية الله الذين دأبوا على الإفساد في الأرض إفسادًا لا إصلاح فيه.
"Artık Allah'ın azabından korkun, benim nasihatimi kabul edin ve nefislerine uyup haddi aşan, Allah'a isyanda direten ve yeryüzünde ıslaha yer bırakmaksızın sürekli bozgunculuk çıkaranların emrine boyun eğmeyin."
3033. Metin
قالت ثمود لنبيها صالح: ما أنت إلا من الذين سُحروا سِحْرًا كثيرًا، حتى غلب السحر على عقلك. ما أنت إلا فرد مماثل لنا في البشرية من بني آدم، فكيف تتميز علينا بالرسالة؟ فأت بحجة واضحة تدل على ثبوت رسالتك، إن كنت صادقًا في دعواك أن الله أرسلك إلينا.
Semûd kavmi peygamberleri Salih'e şöyle dedi: "Sen ancak büyülenmiş, aklını büyü bürümüş birisin. Sen de sadece bizim gibi Ademoğullarından bir beşersin; peygamberlik hususunda bize ne üstünlüğün olabilir ki? Eğer Allah'ın seni bize elçi olarak gönderdiği iddiasında doğru sözlü isen, peygamberliğini ispat eden apaçık bir delil getir."
3034. Metin
قال لهم صالح -وقد أتاهم بناقة أخرجها الله له من الصخرة-: هذه ناقة الله لها نصيب من الماء في يوم معلوم، ولكم نصيب منه في يوم آخر. ليس لكم أن تشربوا في اليوم الذي هو نصيبها، ولا هي تشرب في اليوم الذي هو نصيبكم، ولا تنالوها بشيء مما يسوءها كضَرْبٍ أو قتل أو نحو ذلك، فيهلككم الله بعذابِ يومٍ تعظم شدته؛ بسبب ما يقع فيه من الهول والشدة.
Salih -Allah'ın onlar için kayadan çıkardığı deveyi getirdiğinde- onlara şöyle dedi: "İşte bu Allah'ın dişi devesidir. Belli bir gün su içme hakkı onundur, başka bir gün su içme hakkı da sizindir. Onun su içme gününde siz içemezsiniz, sizin su içme gününüzde de o içmez. Vurmak, kesmek veya benzeri herhangi bir kötülükle ona dokunmayın; aksi takdirde dehşet ve şiddetinden ötürü vahameti pek büyük olan bir günün azabı ile Allah sizi helak eder."
3035. Metin
فنحروا الناقة، فأصبحوا متحسرين على ما فعلوا لَمَّا أيقنوا بالعذاب، فلم ينفعهم ندمهم.
Buna rağmen deveyi kestiler; ancak azabın geleceğini kesin olarak anlayınca yaptıklarına binpişman oldular, fakat pişmanlıkları kendilerine hiçbir fayda vermedi.
3036. Metin
فنزل بهم عذاب الله الذي توعدهم به صالح ﵇، فأهلكهم. إن في إهلاك ثمود لَعبرة لمن اعتبر بهذا المصير، وما كان أكثرهم مؤمنين.
Salih'in (aleyhisselâm) kendilerini uyardığı Allah'ın azabı üzerlerine indi ve onları helak etti. Şüphesiz Semûd kavminin bu şekilde helak edilişinde, bu acı sondan ders alacak kimseler için büyük bir ibret vardır. Fakat onların çoğu iman etmiş değildi.
3037. Metin
وإن ربك لهو العزيز القاهر المنتقم من أعدائه المكذبين، الرحيم بمن آمن من خلقه.
Şüphesiz senin Rabbin, kendisini yalanlayan düşmanlarına karşı mutlak galip ve intikam sahibi olan Azîz'dir, yarattıklarından iman edenlere karşı çok merhametli olan Rahîm'dir.
3038. Metin
كَذَّبت قوم لوط برسالته، فكانوا بهذا مكذبين لسائر رسل الله؛ لأن ما جاؤوا به من التوحيد وأصول الشرائع واحد.
Lût kavmi onun peygamberliğini yalanladı; tebliğ ettikleri tevhid ve temel dinî esaslar aynı olduğu için bununla Allah'ın diğer bütün elçilerini de yalanlamış oldular.
3039. Metin
إذ قال لهم أخوهم لوط: ألا تخشون عذاب الله؟ إني رسول من ربكم، أمين على تبليغ رسالته إليكم، فاحذروا عقاب الله على تكذيبكم رسوله، واتبعوني فيما دعوتكم إليه، وما أسألكم على دعوتي لهدايتكم أيَّ أجر، ما أجري إلا على رب العالمين.
Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Allah'ın azabından sakınmaz mısınız? Şüphesiz ben Rabbiniz tarafından size gönderilmiş, O'nun vahyini tebliğ etmede güvenilir bir elçiyim. Elçisini yalanlamanız sebebiyle Allah'ın azabından korkun ve sizi çağırdığım şeylerde bana uyun. Sizi doğru yola iletme davetime karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Âlemlerin Rabbi'ne aittir."
3040. Metin
أتنكحون الذكور مِن بني آدم، وتتركون ما خلق الله لاستمتاعكم وتناسلكم مِن أزواجكم؟ بل أنتم قوم -بهذه المعصية- متجاوزون ما أباحه الله لكم من الحلال إلى الحرام.
"Siz Ademoğullarından erkeklere yanaşıyor da Allah'ın eşlerinizden sizin tatmininiz ve neslinizin devamı için yarattıklarını bırakıyor musunuz? Bilakis siz, bu günahı işleyerek Allah'ın size helal kıldıklarını aşıp harama sapan bir topluluksunuz."
3041. Metin
قال قوم لوط: لئن لم تترك يا لوط نَهْيَنا عن إتيان الذكور وتقبيح فعله، لتكونن من المطرودين من بلادنا.
Lût'un kavmi: "Ey Lût! Eğer bizi erkeklere yanaşmaktan menetmekten ve bu yaptığımızı çirkin göstermekten vazgeçmezsen, mutlaka yurdumuzdan sürülenlerden olacaksın!" dedi.
3042. Metin
قال لوط لهم: إني لِعملكم الذي تعملونه من إتيان الذكور، لَمن المبغضين له بغضًا شديدًا.
Lût onlara: "Doğrusu ben, erkeklere yanaşmak suretiyle işlediğiniz bu amelden son derece nefret edenlerdenim" dedi.
3043. Metin
ثم دعا لوط ربه حينما يئس من استجابتهم له قائلا ربِّ أنقذني وأنقذ أهلي مما يعمله قومي مِن هذه المعصية القبيحة، ومِن عقوبتك التي ستصيبهم.
Sonra Lût, onların çağrısına kulak vermelerinden ümidini kesince Rabbine şöyle yalvardı: "Rabbim! Beni ve ailemi kavmimin işlediği bu çirkin günahtan ve onlara isabet edecek olan azabından kurtar."
3044. Metin
فنجيناه وأهل بيته والمستجيبين لدعوته أجمعين إلا عجوزًا من أهله، وهي امرأته، لم تشاركهم في الإيمان، فكانت من الباقين في العذاب والهلاك.
Bunun üzerine onu, ailesini ve davetine icabet edenlerin hepsini kurtardık; ancak ailesinden geride kalan yaşlı bir kadın -ki o hanımıydı- imanda onlara ortak olmadığı için azap ve helak içinde kalanlardan oldu.
3045. Metin
ثم أهلكنا مَن عداهم من الكفرة أشدَّ إهلاك، وأنزلنا عليهم حجارة من السماء كالمطر أهلكتهم، فقَبُحَ مطرُ من أنذرهم رسلهم ولم يستجيبوا لهم؛ فقد أُنزل بهم أشدُّ أنواع الهلاك والتدمير.
Sonra geride kalan diğer kâfirleri en şiddetli şekilde helak ettik ve üzerlerine onları yok eden yağmur gibi taşlar yağdırdık. Elçileri tarafından uyarılıp da onlara icabet etmeyenlerin yağmuru ne kadar da kötü oldu; zira üzerlerine en şiddetli helak ve yıkım indirildi.
3046. Metin
إن في ذلك العقاب الذي نزل بقوم لوط لَعبرة وموعظة، يتعظ بها المكذبون. وما كان أكثرهم مؤمنين.
Şüphesiz Lût kavminin başına gelen bu azapta, yalanlayanların ibret alacağı büyük bir ibret ve öğüt vardır. Fakat onların çoğu iman etmiş değildi.