121. Metin
هذه الحروف وغيرها من الحروف المقطَّعة في أوائل السور فيها إشارة إلى إعجاز القرآن; فقد وقع به تحدي المشركين، فعجزوا عن معارضته، وهو مركَّب من هذه الحروف التي تتكون منها لغة العرب. فدَلَّ عجز العرب عن الإتيان بمثله -مع أنهم أفصح الناس- على أن القرآن وحي من الله.
Bu harfler ve sûrelerin başlarındaki diğer hurûf-ı mukattaa (kesik harfler), Kur'an'ın mucizeliğine bir işarettir. Nitekim Kur'an ile müşriklere meydan okunmuş, Arap dilini oluşturan bu harflerden meydana gelmiş olmasına rağmen ona benzer bir söz getirmekten âciz kalmışlardır. İnsanların en fasihi olmalarına rağmen Arapların onun bir benzerini getirmekten âciz kalmaları, Kur'an'ın Allah katından bir vahiy olduğunu göstermiştir.
122. Metin
ذلك القرآن هو الكتاب العظيم الذي لا شَكَّ أنه من عند الله، فلا يصح أن يرتاب فيه أحد لوضوحه، ينتفع به المتقون بالعلم النافع والعمل الصالح وهم الذين يخافون الله، ويتبعون أحكامه.
Bu Kur'an, kendisinin Allah katından olduğunda hiçbir şüphe bulunmayan yüce kitaptır. Açıklığından dolayı onda kimsenin şüpheye düşmesi doğru olmaz. Allah'tan korkan ve O'nun hükümlerine uyan müttakiler, faydalı ilim ve salih amel ile ondan istifade ederler.
123. Metin
وهم الذين يُصَدِّقون بالغيب الذي لا تدركه حواسُّهم ولا عقولهم وحدها; لأنه لا يُعْرف إلا بوحي الله إلى رسله، مثل الإيمان بالملائكة، والجنة، والنار، وغير ذلك مما أخبر الله به أو أخبر به رسوله ﷺ، (والإيمان: كلمة جامعة للإقرار بالله وملائكته وكتبه ورسله واليوم الآخر والقدر خيره وشره، وتصديق الإقرار بالقول والعمل بالقلب واللسان والجوارح) وهم مع تصديقهم بالغيب يحافظون على أداء الصلاة في مواقيتها أداءً صحيحًا وَفْق ما شرع الله لنبيه محمد ﷺ، ومما أعطيناهم من المال يخرجون صدقة أموالهم الواجبة والمستحبة.
Onlar; melekler, cennet, cehennem ve Allah'ın yahut Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem'in haber verdiği diğer hususlar gibi, ancak Allah'ın peygamberlerine olan vahyi ile bilinebilecek, duyularının ve tek başına akıllarının kavrayamayacağı gayba inanan kimselerdir. (İman; Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, hayrı ve şerriyle kadere inanmayı, bu ikrarı kalp, dil ve azalarla söz ve fiile dökerek doğrulamayı kapsayan kuşatıcı bir kelimedir.) Onlar gayba iman etmekle birlikte, Allah'ın Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e meşru kıldığı şekilde vakitlerinde dosdoğru namaz kılmayı sürdürürler ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz maldan hem farz hem de nafile sadakalarını çıkarıp verirler.
124. Metin
والذين يُصَدِّقون بما أُنزل إليك أيها الرسول من القرآن، وبما أنزل إليك من الحكمة، وهي السنة، وبكل ما أُنزل مِن قبلك على الرسل من كتب، كالتوراة والإنجيل وغيرهما، ويُصَدِّقون بدار الحياة بعد الموت وما فيها من الحساب والجزاء، تصديقا بقلوبهم يظهر على ألسنتهم وجوارحهم وخص يوم الآخرة بالذكر; لأن الإيمان به من أعظم البواعث على فعل الطاعات، واجتناب المحرمات، ومحاسبة النفس.
Onlar, sana indirilen Kur'an'a, sana indirilen hikmete (ki o sünnettir) ve senden önce peygamberlere indirilen Tevrat, İncil ve diğer kitapların tamamına inanan, ölümden sonraki hayat yurdunu ve oradaki hesap ile mükâfatı/cezayı kalpleriyle tasdik edip dillerine ve azalarına yansıtan kimselerdir. Âhiret gününün özellikle zikredilmesinin sebebi; ona imanın, taatleri yerine getirme, haramlardan kaçınma ve nefsi hesaba çekme hususundaki en büyük teşvik edicilerden biri olmasıdır.
125. Metin
أصحاب هذه الصفات على نور من ربهم وبتوفيق مِن خالقهم وهاديهم، وهم الفائزون الذين أدركوا ما طلبوا، ونَجَوا من شرِّ ما منه هربوا.
Bu niteliklere sahip olanlar, Rablerinden gelen bir nur üzeredirler; Yaratıcılarının ve hidâyet edicilerinin muvaffak kılmasıyladırlar. İşte onlar, arzuladıklarına kavuşan ve kaçındıkları şeyin şerrinden kurtulan kurtuluşa ermişlerin ta kendileridir.
126. Metin
إن الذين جحدوا ما أُنزل إليك من ربك استكبارًا وطغيانًا، لن يقع منهم الإيمان، سواء أخوَّفتهم وحذرتهم -أيها الرسول- من عذاب الله، أم تركت ذلك؛ لإصرارهم على باطلهم.
Kibir ve azgınlık yüzünden Rabbinden sana indirileni inkâr edenler asla iman etmeyeceklerdir. Onları Allah'ın azabıyla korkutup uyarsan da uyarmasan da, batıllarında ısrar ettikleri için onlar açısından birdir.
127. Metin
طبع الله على قلوب هؤلاء وعلى سمعهم، وجعل على أبصارهم غطاء; بسبب كفرهم وعنادهم مِن بعد ما تبيَّن لهم الحق، فلم يوفقهم للهدى، ولهم عذاب شديد في نار جهنم.
Hak kendilerine açıkça belli olduktan sonraki inkârları ve inatları sebebiyle Allah onların kalplerini ve işitmelerini mühürlemiş, gözlerine de bir perde çekmiştir. Bu yüzden onları doğru yola muvaffak kılmamıştır ve cehennem ateşinde onlar için şiddetli bir azap vardır.
128. Metin
ومن الناس فريق يتردد متحيِّرًا بين المؤمنين والكافرين، وهم المنافقون الذين يقولون بألسنتهم: صدَّقْنَا بالله وباليوم الآخر، وهم في باطنهم كاذبون لم يؤمنوا.
İnsanlardan bir grup vardır ki, müminler ile kâfirler arasında bocalayıp dururlar. Bunlar, dilleriyle «Allah'a ve âhiret gününe inandık» diyen, içlerinde ise inanmamış olan yalancı münafıklardır.
129. Metin
يعتقدون بجهلهم أنهم يخادعون الله والذين آمنوا بإظهارهم الإيمان وإضمارهم الكفر، وما يخدعون إلا أنفسهم; لأن عاقبة خداعهم تعود عليهم. ومِن فرط جهلهم لا يُحِسُّون بذلك; لفساد قلوبهم.
Cahillikleri sebebiyle, imanlarını açığa vurup küfürlerini gizleyerek Allah'ı ve iman edenleri aldattıklarını zannederler. Oysa onlar ancak kendilerini aldatırlar; zira aldatmalarının kötü akıbeti kendilerine döner. Cehaletlerinin aşırılığından ve kalplerinin bozukluğundan ötürü bunu fark etmezler.
130. Metin
في قلوبهم شكٌّ وفساد فابْتُلوا بالمعاصي الموجبة لعقوبتهم، فزادهم الله شكًا، ولهم عقوبة موجعة بسبب كذبهم ونفاقهم.
Kalplerinde şüphe ve fesat vardır. Cezalandırılmalarını gerektiren günahlarla imtihan edilmişler, Allah da onların şüphesini artırmıştır. Yalan söylemeleri ve münafıklıkları sebebiyle onlar için can yakıcı bir azap vardır.
131. Metin
وإذا نُصحوا ليكفُّوا عن الإفساد في الأرض بالكفر والمعاصي، وإفشاء أسرار المؤمنين، وموالاة الكافرين، قالوا -كذبًا وجدالاً- إنما نحن أهل الإصلاح.
Kendilerine küfür, günahlar, müminlerin sırlarını ifşa etmek ve kâfirleri dost edinmek suretiyle yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan vazgeçmeleri öğütlendiğinde, yalan ve tartışma yoluyla: «Biz ancak ıslah edicileriz» derler.
132. Metin
إنَّ هذا الذي يفعلونه ويزعمون أنه إصلاح هو عين الفساد، لكنهم بسبب جهلهم وعنادهم لا يُحِسُّون.
Şüphesiz onların yaptığı ve ıslah olduğunu iddia ettiği bu şey, fesadın ta kendisidir. Fakat onlar cahillikleri ve inatları sebebiyle bunu hissetmezler.
133. Metin
وإذا قيل للمنافقين: آمِنُوا -مثل إيمان الصحابة، وهو الإيمان بالقلب واللسان والجوارح-، جادَلوا وقالوا: أَنُصَدِّق مثل تصديق ضعاف العقل والرأي، فنكون نحن وهم في السَّفَهِ سواء؟ فردَّ الله عليهم بأن السَّفَهَ مقصور عليهم، وهم لا يعلمون أن ما هم فيه هو الضلال والخسران.
Münafıklara: «Sahâbenin imanı gibi —ki o kalp, dil ve azalarla olan imandır— siz de iman edin» denildiğinde tartışmaya girişir ve «Aklı ve görüşü zayıf olanların inandığı gibi mi inanalım, biz de onlar gibi beyinsizlikte eşit mi olalım?» derler. Allah da onlara cevaben asıl beyinsizliğin sadece kendilerine mahsus olduğunu bildirmiştir. Fakat onlar, içinde bulundukları durumun sapkınlık ve hüsran olduğunu bilmezler.
134. Metin
هؤلاء المنافقون إذا قابلوا المؤمنين قالوا: صدَّقنا بالإسلام مثلكم، وإذا انصرفوا وذهبوا إلى زعمائهم الكفرة المتمردين على الله أكَّدوا لهم أنهم على ملة الكفر لم يتركوها، وإنما كانوا يَسْتَخِفُّون بالمؤمنين، ويسخرون منهم.
Bu münafıklar, müminlerle karşılaştıklarında: «Biz de sizin gibi İslâm'ı tasdik ettik» derler. Ayrılıp Allah'a başkaldıran kâfir önderlerinin yanına gittiklerinde ise onlara, küfür milletinden ayrılmadıklarını teyit eder ve: «Biz sadece müminlerle alay ediyor, onları hafife alıyorduk» derler.
135. Metin
الله يستهزئ بهم ويُمهلهم; ليزدادوا ضلالا وحَيْرة وترددًا، ويجازيهم على استهزائهم بالمؤمنين.
Allah onlarla alay eder ve sapkınlıkları, şaşkınlıkları ve kararsızlıkları artsın diye onlara mühlet verir; müminlerle alay etmelerinin cezasını da kendilerine verir.
136. Metin
أولئك المنافقون باعوا أنفسهم في صفقة خاسرة، فأخذوا الكفر، وتركوا الإيمان، فما كسبوا شيئًا، بل خَسِروا الهداية. وهذا هو الخسران المبين.
İşte o münafıklar, kendilerini zararlı bir ticarette satmış; küfrü alıp imanı terk etmişlerdir. Bu yüzden hiçbir şey kazanamamış, aksine hidâyeti kaybetmişlerdir. Apaçık hüsran da işte budur.
137. Metin
حال المنافقين الذين آمنوا -ظاهرًا لا باطنًا- برسالة محمد ﷺ، ثم كفروا، فصاروا يتخبطون في ظلماتِ ضلالهم وهم لا يشعرون، ولا أمل لهم في الخروج منها، تُشْبه حالَ جماعة في ليلة مظلمة، وأوقد أحدهم نارًا عظيمة للدفء والإضاءة، فلما سطعت النار وأنارت ما حوله، انطفأت وأعتمت، فصار أصحابها في ظلمات لا يرون شيئًا، ولا يهتدون إلى طريق ولا مخرج.
Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in risaletine içten değil sadece zahiren iman edip sonra inkâr eden, böylece farkında olmadan sapıklıklarının karanlıklarında bocalayan ve oradan çıkma ümitleri kalmayan münafıkların durumu; karanlık bir gecede ısınmak ve aydınlanmak için büyük bir ateş yakan topluluğun haline benzer. Ateş parlayıp etrafını aydınlatınca sönüvermiş, karanlığa bürünmüş; sahipleri hiçbir şey göremeyen, bir yola veya çıkışa ulaşamayan karanlıklar içinde kalakalmıştır.
138. Metin
هم صُمٌّ عن سماع الحق سماع تدبر، بُكْم عن النطق به، عُمْي عن إبصار نور الهداية; لذلك لا يستطيعون الرجوع إلى الإيمان الذي تركوه، واستعاضوا عنه بالضلال.
Onlar hakkı düşünerek dinlemekten sağır, onu ikrar etmekten dilsiz, hidâyet nurunu görmekten de kördürler. Bu yüzden, terk edip yerine sapkınlığı tercih ettikleri imana geri dönemezler.
139. Metin
أو تُشْبه حالُ فريق آخر من المنافقين يظهر لهم الحق تارة، ويشكون فيه تارة أخرى، حالَ جماعة يمشون في العراء، فينصب عليهم مطر شديد، تصاحبه ظلمات بعضها فوق بعض، مع قصف الرعد، ولمعان البرق، والصواعق المحرقة، التي تجعلهم من شدة الهول يضعون أصابعهم في آذانهم; خوفًا من الهلاك. والله تعالى محيط بالكافرين لا يفوتونه ولا يعجزونه.
Yahut hakkın kendilerine bazen göründüğü, bazen de ondan şüpheye düştükleri diğer bir grup münafığın hali; açık alanda yürürken üzerlerine gök gürültüsü, şimşek çakması ve yakıcı yıldırımlarla birlikte birbiri üstüne yığılmış karanlıklar eşliğinde şiddetli bir yağmur boşalan bir topluluğun durumuna benzer. Dehşetin şiddetinden, helak olma korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Yüce Allah ise kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır; O'ndan kaçamazlar ve O'nu âciz bırakamazlar.
140. Metin
يقارب البرق -من شدة لمعانه- أن يسلب أبصارهم، ومع ذلك فكلَّما أضاء لهم مشَوْا في ضوئه، وإذا ذهب أظلم الطريق عليهم فيقفون في أماكنهم. ولولا إمهال الله لهم لسلب سمعهم وأبصارهم، وهو قادر على ذلك في كل وقتٍ، إنه على كل شيء قدير.
Şimşek, parıltısının şiddetinden neredeyse onların gözlerini alıverecektir. Buna rağmen kendilerini aydınlattığı her defasında onun ışığında yürürler, karanlık bastığında ise yol üzerlerinde kararır ve oldukları yerde kalakalırlar. Eğer Allah onlara mühlet vermemiş olsaydı kulaklarını ve gözlerini giderirdi. O, bunu her an yapmaya kādirdir. Şüphesiz O, her şeye hakkıyla güç yetirendir.
141. Metin
نداء من الله للبشر جميعًا: أن اعبدوا الله الذي ربَّاكم بنعمه، وخافوه ولا تخالفوا دينه; فقد أوجدكم من العدم، وأوجد الذين من قبلكم; لتكونوا من المتقين الذين رضي الله عنهم ورضوا عنه.
Allah'tan bütün insanlara bir çağrıdır: Sizi nimetleriyle yetiştirip besleyen Rabbinize kulluk edin, O'ndan korkun ve O'nun dinine aykırı davranmayın. O sizi yoktan var etmiş, sizden öncekileri de yaratmıştır; ta ki Allah'ın kendilerinden razı olduğu, kendilerinin de O'ndan razı olduğu müttakilerden olasınız.
142. Metin
ربكم الذي جعل لكم الأرض بساطًا; لتسهل حياتكم عليها، والسماء محكمة البناء، وأنزل المطر من السحاب فأخرج لكم به من ألوان الثمرات وأنواع النبات رزقًا لكم، فلا تجعلوا لله نظراء في العبادة، وأنتم تعلمون تفرُّده بالخلق والرزق، واستحقاقِه العبودية.
Rabbiniz ki, üzerinde yaşamanızı kolaylaştırmak için yeri size bir döşek, göğü sağlam bir bina kılmış; buluttan yağmur indirip onunla size rızık olarak türlü meyveler ve çeşitli bitkiler çıkarmıştır. Öyleyse yaratma ve rızık vermede O'nun tek olduğunu, ibadete yalnız O'nun lâyık olduğunu bildiğiniz halde Allah'a ibadette ortaklar koşmayın.
143. Metin
وإن كنتم -أيها الكافرون المعاندون- في شَكٍّ من القرآن الذي نَزَّلناه على عبدنا محمد ﷺ، وتزعمون أنه ليس من عند الله، فهاتوا سورة تماثل سورة من القرآن، واستعينوا بمن تقدرون عليه مِن أعوانكم، إن كنتم صادقين في دعواكم.
Ey inatçı kâfirler! Kulumuz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e indirdiğimiz Kur'an'dan şüphe içindeyseniz ve onun Allah katından olmadığını iddia ediyorsanız, haydi Kur'an'ın bir sûresinin benzerini getirin ve eğer iddianızda doğru sözlü iseniz yardımcılarınızdan güç yetirebildiklerinizi de çağırın.
144. Metin
فإن عجَزتم الآن -وستعجزون مستقبلا لا محالة- فاتقوا النار بالإيمان بالنبي ﷺ وطاعة الله تعالى. هذه النار التي حَطَبُها الناس والحجارة، أُعِدَّتْ للكافرين بالله ورسله.
Eğer şimdi yapamadıysanız —ki gelecekte de kesinlikle yapamayacaksınız— Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e iman edip Yüce Allah'a itaat ederek ateşten sakının. Yakıtı insanlar ve taşlar olan bu ateş, Allah'ı ve peygamberlerini inkâr eden kâfirler için hazırlanmıştır.
145. Metin
وأخبر -أيها الرسول- أهل الإيمان والعمل الصالح خبرًا يملؤهم سرورًا، بأن لهم في الآخرة حدائق عجيبة، تجري الأنهار تحت قصورها العالية وأشجارها الظليلة. كلَّما رزقهم الله فيها نوعًا من الفاكهة اللذيذة قالوا: قد رَزَقَنا الله هذا النوع من قبل، فإذا ذاقوه وجدوه شيئًا جديدًا في طعمه ولذته، وإن تشابه مع سابقه في اللون والمنظر والاسم. ولهم في الجنَّات زوجات مطهَّرات من كل ألوان الدنس الحسيِّ كالبول والحيض، والمعنوي كالكذب وسوء الخُلُق. وهم في الجنة ونعيمها دائمون، لا يموتون فيها ولا يخرجون منها.
Ey Resûl! İman edip salih amel işleyenlere, kendilerini sevince boğacak şu müjdeyi ver: Âhirette onlar için, yüksek saraylarının ve gölgeli ağaçlarının altından ırmaklar akan eşsiz bahçeler vardır. Allah onlara oradan lezzetli bir meyveden her rızık verdiğinde: «Daha önce de Allah bize bu türden rızık vermişti» derler. Onu tattıklarında ise renk, görünüm ve isim bakımından öncekine benzese de tat ve lezzetçe yepyeni bir şey olduğunu görürler. Cennetlerde onlar için idrar ve hayız gibi maddî, yalan ve kötü ahlâk gibi mânevî her türlü kirden arındırılmış tertemiz eşler vardır. Onlar cennette ve onun nimetleri içinde ebedî kalacaklar, orada ölmezler ve oradan çıkarılmazlar.
146. Metin
إن الله تعالى لا يستحيي من الحق أن يذكر شيئًا ما، قلَّ أو كثر، ولو كان تمثيلا بأصغر شيء، كالبعوضة والذباب ونحو ذلك، مما ضربه الله مثلا لِعَجْز كل ما يُعْبَد من دون الله. فأما المؤمنون فيعلمون حكمة الله في التمثيل بالصغير والكبير من خلقه، وأما الكفار فَيَسْخرون ويقولون: ما مراد الله مِن ضَرْب المثل بهذه الحشرات الحقيرة؟ ويجيبهم الله بأن المراد هو الاختبار، وتمييز المؤمن من الكافر; لذلك يصرف الله بهذا المثل ناسًا كثيرين عن الحق لسخريتهم منه، ويوفق به غيرهم إلى مزيد من الإيمان والهداية. والله تعالى لا يظلم أحدًا; لأنه لا يَصْرِف عن الحق إلا الخارجين عن طاعته.
Şüphesiz Yüce Allah, sivrisinek, karasinek ve benzeri Allah'tan başka tapılan her şeyin âcizliğini göstermek için O'nun misal olarak getirdiği en küçük bir varlıkla dahi temsil getirmekten; az olsun çok olsun hakkı zikretmekten hayâ etmez. Müminlere gelince, onlar yaratılanların küçüğüyle ve büyüğüyle misal getirilmesindeki Allah'ın hikmetini bilirler. Kâfirler ise alay ederek: «Allah bu değersiz haşerelerle misal getirmekle neyi murat etti?» derler. Allah onlara bununla muradın imtihan etmek, mümini kâfirden ayırt etmek olduğunu bildirir. Bu yüzden Allah bu misalle, onunla alay etmeleri sebebiyle birçok insanı haktan saptırır; başkalarını ise daha fazla iman ve hidâyete muvaffak kılar. Yüce Allah kimseye zulmetmez; zira O, ancak Kendi taatinden çıkanları haktan saptırır.
147. Metin
الذين ينكثون عهد الله الذي أخذه عليهم بالتوحيد والطاعة، وقد أكَّده بإرسال الرسل، وإنزال الكتب، ويخالفون دين الله كقطع الأرحام ونشر الفساد في الأرض، أولئك هم الخاسرون في الدنيا والآخرة.
Onlar, peygamberler gönderip kitaplar indirerek pekiştirdiği, tevhid ve itaat hususunda Allah'ın kendilerinden aldığı ahdi bozan, akrabalık bağlarını koparmak ve yeryüzünde fesat çıkarmak suretiyle Allah'ın dinine muhalefet eden kimselerdir. İşte onlar, dünyada da âhirette de hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
148. Metin
كيف تنكرون -أيُّها المشركون- وحدانية الله تعالى، وتشركون به غيره في العبادة مع البرهان القاطع عليها في أنفسكم؟ فلقد كنتم أمواتًا فأوجدكم ونفخ فيكم الحياة، ثم يميتكم بعد انقضاء آجالكم التي حددها لكم، ثم يعيدكم أحياء يوم البعث، ثم إليه ترجعون للحساب والجزاء.
Ey müşrikler! Kendi nefislerinizde buna dair kesin delil varken Yüce Allah'ın birliğini nasıl inkâr eder ve ibadette O'na başkalarını ortak koşarsınız? Siz ölüler idiniz; O sizi var etti ve size hayat üfledi. Sonra sizin için belirlediği ecelleriniz sona erince sizi öldürecek, ardından yeniden dirilme gününde sizi diri olarak diriltecek, sonra da hesap ve ceza/mükâfat için O'na döndürüleceksiniz.
149. Metin
اللهُ وحده الذي خَلَق لأجلكم كل ما في الأرض من النِّعم التي تنتفعون بها، ثم قصد إلى خلق السموات، فسوَّاهنَّ سبع سموات، وهو بكل شيء عليم. فعِلْمُه -سبحانه- محيط بجميع ما خلق.
Faydalanmanız için yeryüzündeki bütün nimetleri sizin için yaratan yalnızca Allah'tır. Sonra gökleri yaratmaya yöneldi de onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi hakkıyla bilendir. Nitekim O Sübhân'ın ilmi, yarattığı her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.
150. Metin
واذكر -أيها الرسول- للناس حين قال ربك للملائكة: إني جاعل في الأرض قومًا يخلف بعضهم بعضًا لعمارتها. قالت: يا ربَّنا علِّمْنا وأَرْشِدْنا ما الحكمة في خلق هؤلاء، مع أنَّ من شأنهم الإفساد في الأرض واراقة الدماء ظلما وعدوانًا ونحن طوع أمرك، ننزِّهك التنزيه اللائق بحمدك وجلالك، ونمجِّدك بكل صفات الكمال والجلال؟ قال الله لهم: إني أعلم ما لا تعلمون من المصلحة الراجحة في خلقهم.
Ey Resûl! İnsanlara, Rabbinin meleklere: «Ben yeryüzünde onu imar etmek üzere birbirinin ardınca gelecek bir topluluk var edeceğim» dediği vakti hatırlat. [Melekler]: «Rabbimiz! Yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak, haksızlık ve düşmanlıkla kanlar dökecek kimseleri yaratmandaki hikmet nedir, bize öğret ve bizi irşad et? Oysa biz Senin emrine boyun eğmiş olarak hamdine ve celaline lâyık tenzihle Seni tenzih ediyor, bütün kemal ve celal sıfatlarıyla Seni yüceltiyoruz» dediler. Allah onlara: «Ben onların yaratılmasındaki üstün maslahata dair sizin bilmediklerinizi bilirim» buyurdu.
151. Metin
وبيانًا لفضل آدم ﵇ علَّمه الله أسماء الأشياء كلها، ثم عرض مسمياتها على الملائكة قائلا لهم: أخبروني بأسماء هؤلاء الموجودات، إن كنتم صادقين في أنكم أَوْلى بالاستخلاف في الأرض منهم.
Âdem aleyhisselâm'ın üstünlüğünü açıklamak üzere Allah ona bütün eşyanın isimlerini öğretti, sonra o isimlerin sahiplerini meleklere arz ederek onlara: «Eğer yeryüzünde halife olmaya onlardan daha lâyık olduğunuz iddianızda doğru sözlü iseniz, şu varlıkların isimlerini bana haber verin» buyurdu.
152. Metin
قالت الملائكة: ننزِّهك يا ربَّنا، ليس لنا علم إلا ما علَّمتنا إياه. إنك أنت وحدك العليم بشئون خلقك، الحكيم في تدبيرك.
Melekler: «Seni tenzih ederiz Rabbimiz! Bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir ilmimiz yoktur. Şüphesiz yarattıklarının işlerini hakkıyla bilen, tedbirinde hikmet sahibi olan yalnız Sensin» dediler.
153. Metin
قال الله: يا آدم أخبرهم بأسماء هذه الأشياء التي عجَزوا عن معرفتها. فلما أخبرهم آدم بها، قال الله للملائكة: لقد أخبرتكم أني أعلم ما خفي عنكم في السموات والأرض، وأعلم ما تظهرونه وما تخفونه.
Allah: «Ey Âdem! Bilmekten âciz kaldıkları bu şeylerin isimlerini onlara haber ver» buyurdu. Âdem onları haber verince Allah meleklere: «Göklerde ve yerde sizden gizli kalan şeyleri bildiğimi, açığa vurduğunuz ve gizlediğiniz şeyleri de bildiğimi size söylememiş miydim?» buyurdu.
154. Metin
واذكر -أيها الرسول- للناس تكريم الله لآدم حين قال سبحانه للملائكة: اسجدوا لآدم إكرامًا له وإظهارًا لفضله، فأطاعوا جميعًا إلا إبليس امتنع عن السجود تكبرًا وحسدًا، فصار من الجاحدين بالله، العاصين لأمره.
Ey Resûl! İnsanlara, Sübhân olan Allah'ın meleklere: «Âdem'e ikramda bulunmak ve onun üstünlüğünü ortaya koymak üzere ona secde edin» buyurarak Âdem'i şereflendirdiği vakti hatırlat. İblis hariç hepsi itaat etti; o ise kibirlenerek ve haset ederek secdeden kaçındı ve Allah'ı inkâr edenlerden, O'nun emrine isyan edenlerden oldu.
155. Metin
وقال الله: يا آدم اسكن أنت وزوجك حواء الجنة، وتمتعا بثمارها تمتعًا هنيئًا واسعًا في أي مكان تشاءان فيها، ولا تقربا هذه الشجرة حتى لا تقعا في المعصية، فتصيرا من المتجاوزين أمر الله.
Allah: «Ey Âdem! Sen ve eşin Havva cennete yerleşin, orada dilediğiniz yerde afiyetle bol bol meyvelerinden yiyin. Günaha düşüp Allah'ın emrini çiğneyenlerden olmamanız için şu ağaca yaklaşmayın» buyurdu.
156. Metin
فأوقعهما الشيطان في الخطيئة: بأنْ وسوس لهما حتى أكلا من الشجرة، فتسبب في إخراجهما من الجنة ونعيمها. وقال الله لهم: اهبطوا إلى الأرض، يعادي بعضكم بعضًا -أي آدم وحواء والشيطان- ولكم في الأرض استقرار وإقامة، وانتفاع بما فيها إلى وقت انتهاء آجالكم.
Şeytan, o ağaçtan yemeleri için kendilerine vesvese vererek onları hataya düşürdü ve cennetten ve onun nimetlerinden çıkarılmalarına sebep oldu. Allah onlara: «Birbirinize —yani Âdem, Havva ve Şeytan— düşman olarak yeryüzüne inin. Yeryüzünde sizin için bir yerleşme, kalma ve ecellerinizin son bulacağı vakte kadar oradaki şeylerden faydalanma vardır» buyurdu.
157. Metin
فتلقى آدمُ بالقبول كلماتٍ، ألهمه الله إياها توبة واستغفارًا، وهي قوله تعالى: {رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ} فتاب الله عليه، وغفر له ذنبه إنه تعالى هو التواب لمن تاب مِن عباده، الرحيم بهم.
Âdem, tevbe ve istiğfar olarak Allah'ın kendisine ilham ettiği kelimeleri kabulle karşıladı; o kelimeler Yüce Allah'ın şu âyetidir: { رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ } “Ey Rabbimiz! Kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.” Bunun üzerine Allah onun tevbesini kabul etti ve günahını bağışladı. Şüphesiz O, kullarından tevbe edenlerin tevbesini çokça kabul eden Tevvâb'dır, onlara merhamet eden Rahîm'dir.
158. Metin
قال الله لهم: اهبطوا من الجنة جميعًا، وسيأتيكم أنتم وذرياتكم المتعاقبة ما فيه هدايتكم إلى الحق. فمن عمل بها فلا خوف عليهم فيما يستقبلونه من أمر الآخرة ولا هم يحزنون على ما فاتهم من أمور الدنيا.
Allah onlara: «Hep birlikte cennetten inin. Size ve birbirini takip eden nesillerinize Benden hakka ulaştıracak hidâyet gelecektir. Kim ona uyarsa âhiret işlerinden karşılarına çıkacak şeyler hususunda onlara hiçbir korku yoktur ve dünya işlerinden kaçırdıklarına da üzülmeyeceklerdir» buyurdu.
159. Metin
والذين جحدوا وكذبوا بآياتنا المتلوة ودلائل توحيدنا، أولئك الذين يلازمون النار، هم فيها خالدون، لا يخرجون منها.
İnkâr edip okunan âyetlerimizi ve tevhidimizin delillerini yalanlayanlar ise ateş ehlidirler; orada ebedî kalıcıdırlar, oradan çıkarılmazlar.
160. Metin
يا ذرية يعقوب اذكروا نعمي الكثيرة عليكم، واشكروا لي، وأتموا وصيتي لكم: بأن تؤمنوا بكتبي ورسلي جميعًا، وتعملوا بشرائعي. فإن فعلتم ذلك أُتمم لكم ما وعدتكم به من الرحمة في الدنيا، والنجاة في الآخرة. وإيَّايَ -وحدي- فخافوني، واحذروا نقمتي إن نقضتم العهد، وكفرتم بي.
Ey Yakub'un soyu! Üzerinizdeki bunca nimetimi hatırlayın, Bana şükredin ve size olan ahdimi yerine getirin: Bütün kitaplarıma ve peygamberlerime iman edin, şeriatlarımla amel edin. Eğer bunu yaparsanız, dünyada rahmet ve âhirette kurtuluş olarak size vaad ettiğim şeyi tamamlarım. Yalnızca Benden korkun; ahdi bozar ve Beni inkâr ederseniz azabımdan sakının.
161. Metin
وآمنوا -يا بني إسرائيل- بالقرآن الذي أنزَلْتُه على محمد نبي الله ورسوله، موافقًا لما تعلمونه من صحيح التوراة، ولا تكونوا أول فريق من أهل الكتاب يكفر به، ولا تستبدلوا بآياتي ثمنًا قليلا من حطام الدنيا الزائل، وإياي وحدي فاعملوا بطاعتي واتركوا معصيتي.
Ey İsrailoğulları! Allah'ın peygamberi ve elçisi Muhammed'e indirdiğim, Tevrat'ın sahih olanından bildiklerinizi doğrulayıcı Kur'an'a iman edin. Ehl-i Kitap içinde onu ilk inkâr eden topluluk siz olmayın. Âyetlerimi geçici dünya metâından az bir bedele değişmeyin. Yalnızca Bana itaatle amel edin ve Bana isyan etmekten kaçının.
162. Metin
ولا تخلِطوا الحق الذي بيَّنته لكم بالباطل الذي افتريتموه، واحذروا كتمان الحق الصريح من صفة نبي الله ورسوله محمد ﷺ التي في كتبكم، وأنتم تجدونها مكتوبة عندكم، فيما تعلمون من الكتب التي بأيديكم.
Size açıkladığım hakkı kendi uydurduğunuz bâtılla karıştırmayın. Kitaplarınızda bulunan, Allah'ın peygamberi ve elçisi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in açık niteliğine dair hakkı gizlemekten sakının; oysa siz elinizdeki kitaplardan bildikleriniz arasında onun yazılı olduğunu görüyorsunuz.
163. Metin
وادخلوا في دين الإسلام: بأن تقيموا الصلاة على الوجه الصحيح، كما جاء بها نبي الله ورسوله محمد ﷺ، وتؤدوا الزكاة المفروضة على الوجه المشروع، وتكونوا مع الراكعين من أمته ﷺ.
İslâm dinine girin: Namazı Allah'ın peygamberi ve elçisi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in getirdiği gibi dosdoğru kılın, farz kılınan zekâtı meşru kılındığı şekilde verin ve O'nun sallallâhu aleyhi ve sellem ümmetinden rükû edenlerle beraber rükû edin.
164. Metin
ما أقبح حالَكم وحالَ علمائكم حين تأمرون الناس بعمل الخيرات، وتتركون أنفسكم، فلا تأمرونها بالخير العظيم، وهو الإسلام، وأنتم تقرءون التوراة، التي فيها صفات محمد ﷺ، ووجوب الإيمان به!! أفلا تستعملون عقولكم استعمالا صحيحًا؟
İnsanlara iyilik yapmayı emredip kendinizi unuttuğunuz, içinde Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in nitelikleri ve O'na imanın farz olduğu bulunan Tevrat'ı okuduğunuz halde kendi nefislerinize o büyük hayrı —yani İslâm'ı— emretmediğiniz zaman haliniz ve âlimlerinizin hali ne kadar da çirkindir! Hiç aklınızı doğru dürüst kullanmıyor musunuz?
165. Metin
واستعينوا في كل أموركم بالصبر بجميع أنواعه، وكذلك الصلاة. وإنها لشاقة إلا على الخاشعين.
Bütün işlerinizde her türlü sabırla ve aynı şekilde namazla yardım dileyin. Şüphesiz bu, huşû sahiplerinden başkasına pek ağır gelir.
166. Metin
الذين يخشون الله ويرجون ما عنده، ويوقنون أنهم ملاقو ربِّهم جلَّ وعلا بعد الموت، وأنهم إليه راجعون يوم القيامة للحساب والجزاء.
Onlar; Allah'tan korkan, O'nun katındakileri ümit eden, ölümden sonra Rableri celle ve alâ'ya kavuşacaklarına ve kıyamet günü hesap ve mükâfat için O'na döneceklerine kesin olarak inanan kimselerdir.
167. Metin
يا ذرية يعقوب تذكَّروا نعمي الكثيرة عليكم، واشكروا لي عليها، وتذكروا أني فَضَّلْتكم على عالَمي زمانكم بكثرة الأنبياء، والكتب المنزَّلة كالتوراة والإنجيل.
Ey Yakub'un soyu! Üzerinizdeki bunca nimetimi hatırlayın, bunlardan dolayı Bana şükredin ve peygamberlerin çokluğu, Tevrat ve İncil gibi indirilen kitaplarla sizi kendi zamanınızın âlemlerine üstün kıldığımı hatırlayın.
168. Metin
وخافوا يوم القيامة، يوم لا يغني أحد عن أحد شيئًا، ولا يقبل الله شفاعة في الكافرين، ولا يقبل منهم فدية، ولو كانت أموال الأرض جميعًا، ولا يملك أحد في هذا اليوم أن يتقدم لنصرتهم وإنقاذهم من العذاب.
Hiç kimsenin kimseden yana bir şey ödeyemeyeceği, Allah'ın kâfirler hakkında hiçbir şefaati kabul etmeyeceği, yeryüzündeki bütün mallar olsa bile onlardan hiçbir fidyenin alınmayacağı ve o gün azaptan kurtarmak ve yardım etmek üzere kimsenin öne çıkmaya güç yetiremeyeceği kıyamet gününden korkun.
169. Metin
واذكروا نعمتنا عليكم حين أنقذناكم من بطش فرعون وأتباعه، وهم يُذيقونكم أشدَّ العذاب، فيُكثِرون مِن ذَبْح أبنائكم، ويستبقون نساءكم للخدمة والامتهان. وفي ذلك اختبار لكم من ربكم، وفي إنجائكم منه نعمة عظيمة، تستوجب شكر الله تعالى في كل عصوركم وأجيالكم.
Firavun ve adamları size azabın en şiddetlisini tattırırken, oğullarınızı alabildiğine boğazlayıp kadınlarınızı hizmet ve aşağılanma için sağ bırakırken sizi onların zorbalığından kurtardığımız zamanki üzerinizdeki nimetimizi hatırlayın. Bunda sizin için Rabbinizden bir imtihan, kurtarılmanızda ise bütün çağlarınız ve nesilleriniz boyunca Yüce Allah'a şükretmeyi gerektiren büyük bir nimet vardır.
170. Metin
واذكروا نعمتنا عليكم، حين فَصَلْنا بسببكم البحر، وجعلنا فيه طرقًا يابسةً، فعبرتم، وأنقذناكم من فرعون وجنوده، ومن الهلاك في الماء. فلما دخل فرعون وجنوده طرقكم أهلكناهم في الماء أمام أعينكم.
Sizin için denizi yarıp içinde kuru yollar kıldığımız, böylece karşıya geçtiğiniz, sizi Firavun ve ordusundan ve suda boğulmaktan kurtardığımız zamanki üzerinizdeki nimetimizi hatırlayın. Firavun ve ordusu sizin yollarınıza girdiğinde ise gözlerinizin önünde onları suda helak ettik.
171. Metin
واذكروا نعمتنا عليكم: حين واعدنا موسى أربعين ليلة لإنزال التوراة هدايةً ونورًا لكم، فإذا بكم تنتهزون فرصة غيابه هذه المدة القليلة، وتجعلون العجل الذي صنعتموه بأيديكم معبودًا لكم من دون الله -وهذا أشنع الكفر بالله- وأنتم ظالمون باتخاذكم العجل إلهًا.
Sizin için bir hidayet ve nur olmak üzere Tevrat'ı indirmek için Mûsâ ile kırk geceye sözleştiğimiz zamanki üzerinizdeki nimetimizi hatırlayın. Bir de baktınız ki onun bu azıcık yokluğunu fırsat bilip ellerinizle yaptığınız buzağıyı Allah'tan başka bir ilah ediniyorsunuz —ki bu, Allah'a karşı küfrün en çirkinidir— ve sizler buzağıyı ilah edinmekle zalimlerdiniz.
172. Metin
ثمَّ تجاوزنا عن هذه الفعلة المنكرة، وقَبِلْنَا توبتكم بعد عودة موسى; رجاءَ أن تشكروا الله على نعمه وأفضاله، ولا تتمادوا في الكفر والطغيان.
Sonra Mûsâ döndükten sonra, Allah'ın nimetlerine ve lütuflarına şükredesiniz, küfür ve azgınlıkta haddi aşmayasınız ümidiyle bu çirkin fiilinizi bağışladık ve tövbenizi kabul ettik.
173. Metin
واذكروا نعمتنا عليكم حين أعطينا موسى الكتاب الفارق بين الحق والباطل -وهو التوراة-; لكي تهتدوا من الضلالة.
Sapıklıktan kurtulup doğru yolu bulasınız diye Mûsâ'ya hak ile batılı ayıran Kitab'ı —yani Tevrat'ı— verdiğimiz zamanki üzerinizdeki nimetimizi hatırlayın.
174. Metin
واذكروا نعمتنا عليكم حين قال موسى لقومه: إنكم ظلمتم أنفسكم باتخاذكم العجل إلهًا، فتوبوا إلى خالقكم: بأن يَقْتل بعضكم بعضًا، وهذا خير لكم عند خالقكم من الخلود الأبدي في النار، فامتثلتم ذلك، فمنَّ الله عليكم بقَبول توبتكم. إنه تعالى هو التواب لمن تاب مِن عباده، الرحيم بهم.
Mûsâ'nın kavmine: «Şüphesiz sizler buzağıyı ilah edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen Yaratıcınıza tövbe edin: Birbirinizi öldürün. Bu, Yaratıcınız katında ateşte ebedi kalmaktan sizin için daha hayırlıdır» dediği zamanki üzerinizdeki nimetimizi hatırlayın. Siz de buna boyun eğdiniz ve Allah tövbenizi kabul etmekle size lütufta bulundu. Şüphesiz O Teâlâ, kullarından tövbe edenlerin tövbesini çokça kabul eden, onlara çok merhamet edendir.
175. Metin
واذكروا إذ قلتم: يا موسى لن نصدقك في أن الكلام الذي نسمعه منك هو كلام الله، حتى نرى الله عِيَانًا، فنزلت نار من السماء رأيتموها بأعينكم، فقَتَلَتْكم بسبب ذنوبكم، وجُرْأتكم على الله تعالى.
Hani şöyle demiştiniz: «Ey Mûsâ! Allah'ı apaçık görünceye kadar, senden işittiğimiz bu sözün Allah'ın sözü olduğuna asla inanmayacağız.» Bunun üzerine gözlerinizin önünde gökten bir ateş indi ve günahlarınız ile Yüce Allah'a karşı cüretkârlığınız sebebiyle sizi helak etti.
176. Metin
ثم أحييناكم مِن بعد موتكم بالصاعقة; لتشكروا نعمة الله عليكم، فهذا الموت عقوبة لهم، ثم بعثهم الله لاستيفاء آجالهم.
Sonra, Allah'ın üzerinizdeki nimetine şükredesiniz diye o yıldırım çarpmasıyla ölümünüzün ardından sizi dirilttik. Bu ölüm onlar için bir cezaydı, ardından Allah ecellerini tamamlamaları için onları diriltti.
177. Metin
واذكروا نعمتنا عليكم حين كنتم تتيهون في الأرض; إذ جعلنا السحاب مظللا عليكم من حَرِّ الشمس، وأنزلنا عليكم المنَّ، وهو شيء يشبه الصَّمغ طعمه كالعسل، وأنزلنا عليكم السَّلوى وهو طير يشبه السُّمانَى، وقلنا لكم: كلوا من طيِّبات ما رزقناكم، ولا تخالفوا دينكم، فلم تمتثلوا. وما ظلمونا بكفران النعم، ولكن كانوا أنفسهم يظلمون; لأن عاقبة الظلم عائدة عليهم.
Tîh çölünde şaşkın şaşkın dolaştığınız sırada üzerinizdeki nimetimizi hatırlayın; nitekim bulutu güneşin sıcağından sizi koruyan bir gölgelik kıldık, size tadı bala benzeyen sakız gibi bir madde olan kudret helvasını ve bıldırcına benzeyen bir kuş olan bıldırcını indirdik ve size: «Size rızık olarak verdiğimiz tertemiz şeylerden yiyin ve dininize karşı gelmeyin» dedik. Fakat siz uymadınız. Nimetleri inkâr etmekle Bize zulmetmediler, lakin kendi nefislerine zulmediyorlardı; çünkü zulmün vebali kendilerine döner.
178. Metin
واذكروا نعمتنا عليكم حين قلنا: ادخلوا مدينة «بيت المقدس» فكلوا من طيباتها في أي مكان منها أكلا هنيئًا، وكونوا في دخولكم خاضعين لله، ذليلين له، وقولوا: ربَّنا ضَعْ عنَّا ذنوبنا، نستجب لكم ونعف عنكم ونسترها عليكم، وسنزيد المحسنين بأعمالهم خيرًا وثوابًا.
Hani şöyle demiştik: «Beytülmakdis şehrine girin, oranın her neresinde olursa olsun tertemiz nimetlerinden afiyetle yiyin; girerken Allah'a boyun eğen, O'na karşı zelil kimseler olun ve: “Rabbimiz, günahlarımızı bağışla!” deyin ki dualarınıza icabet edelim, sizi affedelim ve günahlarınızı örtelim. Amelleriyle iyilik yapanların mükâfatını ve hayrını ise daha da artıracağız.» İşte o zamanki üzerinizdeki nimetimizi hatırlayın.
179. Metin
فبدَّل الجائرون الضالون من بني إسرائيل قول الله، وحرَّفوا القول والفعل جميعًا، إذ دخلوا يزحفون على أستاههم وقالوا: حبة في شعرة، واستهزءوا بدين الله. فأنزل الله عليهم عذابًا من السماء; بسبب تمردهم وخروجهم عن طاعة الله.
İsrâiloğullarından o zalim ve sapkınlar, Allah'ın sözünü değiştirdiler; hem sözü hem de fiili tahrif ettiler. Nitekim kıçları üzerinde sürünerek girdiler ve: «Kılda buğday tanesi» dediler ve Allah'ın diniyle alay ettiler. Allah da azgınlıkları ve Allah'a itaatten çıkmaları sebebiyle onların üzerine gökten bir azap indirdi.
180. Metin
واذكروا نعمتنا عليكم -وأنتم عطاش في التِّيْه- حين دعانا موسى -بضراعة- أن نسقي قومه، فقلنا: اضرب بعصاك الحجر، فضرب، فانفجرت منه اثنتا عشرة عينًا، بعدد القبائل، مع إعلام كل قبيلة بالعين الخاصة بها حتى لا يتنازعوا. وقلنا لهم: كلوا واشربوا من رزق الله، ولا تسعوا في الأرض مفسدين.
Siz Tîh çölünde susuz kaldığınızda Mûsâ'nın, kavmine su vermemiz için Bize yalvararak dua ettiği zamanki üzerinizdeki nimetimizi hatırlayın. Biz de: «Asânı taşa vur» dedik; vurunca kabileler sayısınca ondan on iki pınar fışkırdı ve çekişmesinler diye her kabileye kendine ait pınar bildirildi. Onlara: «Allah'ın rızkından yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak dolaşmayın» dedik.
181. Metin
واذكروا حين أنزلنا عليكم الطعام الحلو، والطير الشهي، فبطِرتم النعمة كعادتكم، وأصابكم الضيق والملل، فقلتم: يا موسى لن نصبر على طعام ثابت لا يتغير مع الأيام، فادع لنا ربك يخرج لنا من نبات الأرض طعامًا من البقول والخُضَر، والقثاء والحبوب التي تؤكل، والعدس، والبصل. قال موسى -مستنكرًا عليهم-: أتطلبون هذه الأطعمة التي هي أقل قدرًا، وتتركون هذا الرزق النافع الذي اختاره الله لكم؟ اهبطوا من هذه البادية إلى أي مدينة، تجدوا ما اشتهيتم كثيرًا في الحقول والأسواق. ولما هبطوا تبيَّن لهم أنهم يُقَدِّمون اختيارهم -في كل موطن- على اختيار الله، ويُؤْثِرون شهواتهم على ما اختاره الله لهم; لذلك لزمتهم صِفَةُ الذل وفقر النفوس، وانصرفوا ورجعوا بغضب من الله; لإعراضهم عن دين الله، ولأنهم كانوا يكفرون بآيات الله ويقتلون النبيين ظلمًا وعدوانًا; وذلك بسبب عصيانهم وتجاوزهم حدود ربهم.
Hani size o tatlı yiyeceği ve lezzetli kuşu indirdiğimizde, her zamanki adetiniz üzere nimete karşı nankörlük edip içinize bir darlık ve bıkkınlık gelmişti de şöyle demiştiniz: «Ey Mûsâ! Günler geçse de değişmeyen tek çeşit bir yemeğe asla katlanamayacağız; Rabbine bizim için dua et de bize yerin bitirdiği sebzelerden, yeşilliklerden, acurdan, yenilen tahıllardan, mercimekten ve soğandan çıkarsın.» Mûsâ da onları kınayarak: «Daha değersiz olan bu yiyecekleri istiyor da Allah'ın sizin için seçtiği bu faydalı rızkı bırakıyor musunuz? Bu çölden herhangi bir şehre inin; tarlalarda ve çarşılarda arzuladığınız şeyleri bolca bulursunuz» dedi. Şehre indiklerinde her durumda kendi tercihlerini Allah'ın tercihine öncelledikleri ve kendi heva ve heveslerini Allah'ın onlar için seçtiğine tercih ettikleri apaçık ortaya çıktı. Bu yüzden zillet ve nefis fakirliği sıfatı yakalarına yapıştı; Allah'ın dininden yüz çevirdikleri, Allah'ın ayetlerini inkâr ettikleri ve peygamberleri haksız yere ve düşmanca katlettikleri için Allah'tan bir gazap ile dönüp geldiler. Bu, onların isyan etmeleri ve Rablerinin sınırlarını aşmaları sebebiyledir.
182. Metin
إن المؤمنين من هذه الأمة، الذين صدَّقوا بالله ورسله، وعملوا بشرعه، والذين كانوا قبل بعثة محمد ﷺ من الأمم السالفة من اليهود، والنصارى، والصابئين -وهم قوم باقون على فطرتهم، ولا دين مقرر لهم يتبعونه- هؤلاء جميعًا إذا صدَّقوا بالله تصديقًا صحيحًا خالصًا، وبيوم البعث والجزاء، وعملوا عملا مرضيًا عند الله، فثوابهم ثابت لهم عند ربهم، ولا خوف عليهم فيما يستقبلونه من أمر الآخرة، ولا هم يحزنون على ما فاتهم من أمور الدنيا. وأما بعد بعثة محمد ﷺ خاتمًا للنبيين والمرسلين إلى الناس كافة، فلا يقبل الله من أحد دينًا غير ما جاء به، وهو الإسلام.
Şüphesiz bu ümmetten Allah'a ve elçilerine inanıp O'nun şeriatıyla amel eden müminler ile Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in peygamber olarak gönderilmesinden önce geçmiş ümmetlerden olan Yahudiler, Hristiyanlar ve Sâbiîler —ki onlar fıtratları üzere kalmış, tabi oldukları belirlenmiş bir dinleri bulunmayan bir topluluktur— işte bunların hepsi Allah'a ve ahiret gününe tam ve ihlaslı bir şekilde inanıp Allah katında makbul olan salih amel işlerlerse, onların mükâfatları Rableri katında sabittir. Ahirete dair karşılaşacakları şeylerde onlara hiçbir korku yoktur ve onlar dünyadan kaçırdıkları şeylere de üzülmeyeceklerdir. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem bütün insanlara peygamberlerin ve elçilerin sonuncusu olarak gönderildikten sonra ise, Allah hiç kimseden O'nun getirdiği dinden —yani İslâm'dan— başkasını kabul etmez.
183. Metin
واذكروا -يا بني إسرائيل- حين أَخَذْنا العهد المؤكَّد منكم بالإيمان بالله وإفراده بالعبادة، ورفعنا جبل الطور فوقكم، وقلنا لكم: خذوا الكتاب الذي أعطيناكم بجدٍ واجتهاد واحفظوه، وإلا أطبقنا عليكم الجبل، ولا تنسوا التوراة قولا وعملا كي تتقوني وتخافوا عقابي.
Ey İsrâiloğulları! Allah'a inanacağınıza ve ibadeti yalnız O'na has kılacağınıza dair sizden kesin bir söz aldığımız, Tûr Dağı'nı üzerinize kaldırdığımız ve size: «Size verdiğimiz Kitab'ı ciddiyet ve gayretle alın, onu koruyun; aksi halde dağı üzerinize indiririz. Benden sakınasınız ve azabımdan korkasınız diye Tevrat'ı söz ve amel bakımından unutmayın» dediğimiz zamanı hatırlayın.
184. Metin
ثم خالفتم وعصيتم مرة أخرى، بعد أَخْذِ الميثاق ورَفْع الجبل كشأنكم دائمًا. فلولا فَضْلُ الله عليكم ورحمته بالتوبة، والتجاوز عن خطاياكم، لصرتم من الخاسرين في الدنيا والآخرة.
Sonra, kesin söz alındıktan ve dağ kaldırıldıktan sonra, her zamanki haliniz üzere yine muhalefet edip isyan ettiniz. Eğer Allah'ın tövbeyi nasip etmek ve günahlarınızı bağışlamak suretiyle üzerinizdeki lütfu ve merhameti olmasaydı, dünyada da ahirette de mutlaka hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.
185. Metin
ولقد علمتم -يا معشر اليهود- ما حلَّ من البأس بأسلافكم من أهل القرية التي عصت الله، فيما أخذه عليهم من تعظيم السبت، فاحتالوا لاصطياد السمك في يوم السبت، بوضع الشِّباك وحفر البِرَك، ثم اصطادوا السمك يوم الأحد حيلة إلى المحرم، فلما فعلوا ذلك، مسخهم الله قردة منبوذين.
Ey Yahudi topluluğu! Cumartesi gününe saygı gösterme hususunda kendilerinden söz alındığı halde Allah'a isyan eden o kasaba halkından olan atalarınızın başına gelen felaketi pekâlâ bildiniz. Onlar cumartesi günü balık avlamak için ağlar kurup havuzlar kazarak hileye başvurdular, sonra da harama ulaşmak için bir hile olarak balıkları pazar günü avladılar. Onlar bunu yapınca Allah da onları aşağılık maymunlara dönüştürdü.
186. Metin
فجعلنا هذه القرية عبرة لمن بحضرتها من القرى، يبلغهم خبرها وما حلَّ بها، وعبرة لمن يعمل بعدها مثل تلك الذُّنوب، وجعلناها تذكرة للصالحين; ليعلموا أنهم على الحق، فيثبتوا عليه.
Biz bu kasabayı, haberi ve başına gelenler kendilerine ulaşan civarındaki kasabalara bir ibret, ondan sonra benzer günahları işleyenlere bir ders ve salih kimselere de hak üzere olduklarını bilip onda sebat etsinler diye bir öğüt kıldık.
187. Metin
واذكروا -يا بني إسرائيل- جناية أسلافكم، وكثرة تعنتهم وجدالهم لموسى ﵊، حين قال لهم: إن الله يأمركم أن تذبحوا بقرة، فقالوا -مستكبرين-: أتجعلنا موضعًا للسخرية والاستخفاف؟ فردَّ عليهم موسى بقوله: أستجير بالله أن أكون من المستهزئين.
Ey İsrâiloğulları! Mûsâ aleyhisselâm'ın onlara: «Şüphesiz Allah bir inek kesmenizi emrediyor» dediğinde kibirlenerek: «Bizi alay ve eğlence konusu mu ediyorsun?» demeleri ve atalarınızın Mûsâ aleyhisselâm'a karşı cinayetlerini, aşırı inatçılıklarını ve tartışmalarını hatırlayın. Mûsâ da onlara: «Alay edenlerden olmaktan Allah'a sığınırım» diyerek karşılık vermişti.
188. Metin
قالوا: ادع لنا ربَّك يوضح لنا صفة هذه البقرة، فأجابهم: إن الله يقول لكم: صفتها ألا تكون مسنَّة هَرِمة، ولا صغيرة فَتِيَّة، وإنما هي متوسطة بينهما، فسارِعوا إلى امتثال أمر ربكم.
Onlar: «Bizim için Rabbine dua et de bu ineğin niteliğini bize açıklasın» dediler. Mûsâ onlara şöyle cevap verdi: «Allah size buyuruyor ki: O, ne yaşlı ve kart ne de körpe ve küçüktür; ikisi arasında orta yaştadır. Artık Rabbinizin emrini yerine getirmekte acele edin.»
189. Metin
فعادوا إلى جدالهم قائلين: ادع لنا ربك يوضح لنا لونها. قال: إنه يقول: إنها بقرة صفراء شديدة الصُّفْرة، تَسُرُّ مَن ينظر إليها.
Yine tartışmalarına dönüp: «Bizim için Rabbine dua et de rengini bize açıklasın» dediler. Mûsâ: «O buyuruyor ki: O, bakanların içini açan, sapsarı bir inektir» dedi.
190. Metin
قال بنو إسرائيل لموسى: ادع لنا ربك يوضح لنا صفات أخرى غير ما سبق; لأن البقر -بهذه الصفات- كثير فاشْتَبَهَ علينا ماذا نختار؟ وإننا -إن شاء الله- لمهتدون إلى البقرة المأمور بذبحها.
İsrâiloğulları Mûsâ'ya dediler ki: «Bizim için Rabbine dua et de öncekilerden başka niteliklerini bize açıklasın; çünkü bu niteliklerdeki inekler çoktur ve hangisini seçeceğimiz bize karışık geldi. İnşallah biz kesilmesi emredilen ineğe mutlaka ulaşırız.»
191. Metin
قال لهم موسى: إن الله يقول: إنها بقرة غير مذللة للعمل في حراثة الأرض للزراعة، وغير معدة للسقي من الساقية، وخالية من العيوب جميعها، وليس فيها علامة من لون غير لون جلدها. قالوا: الآن جئت بحقيقة وصف البقرة، فاضطروا إلى ذبحها بعد طول المراوغة، وقد قاربوا ألا يفعلوا ذلك لعنادهم. وهكذا شددوا فشدَّد الله عليهم.
Mûsâ onlara: «Allah buyuruyor ki: O; ziraat için toprağı sürmede boyunduruk altına alınmamış, su dolabından sulama işine koşulmamış, her türlü kusurdan uzak, derisinin renginden başka hiçbir alacası bulunmayan bir inektir» dedi. Onlar: «İşte şimdi ineğin niteliğini tam getirdin» dediler ve uzun uzadıya kıvrandıktan sonra onu kesmek zorunda kaldılar; oysa inatları yüzünden neredeyse bunu yapmayacaklardı. İşte onlar zorlaştırdılar, Allah da onların işini zorlaştırdı.
192. Metin
واذكروا إذ قتلتم نفسًا فتنازعتم بشأنها، كلٌّ يدفع عن نفسه تهمة القتل، والله مخرج ما كنتم تخفون مِن قَتْل القتيل.
Hani bir cana kıymıştınız da onun hakkında çekişmiştiniz; herkes öldürme suçlamasını kendisinden uzaklaştırıyordu. Oysa Allah, maktulü öldürme konusunda gizlemekte olduğunuz şeyi ortaya çıkarandı.
193. Metin
فقلنا: اضربوا القتيل بجزء من هذه البقرة المذبوحة، فإن الله سيبعثه حيًا، ويخبركم عن قاتله. فضربوه ببعضها فأحياه الله وأخبر بقاتله. كذلك يُحيي الله الموتى يوم القيامة، ويريكم -يا بني إسرائيل- معجزاته الدالة على كمال قدرته تعالى; لكي تتفكروا بعقولكم، فتمتنعوا عن معاصيه.
Biz de: «O maktule bu kesilen ineğin bir parçasıyla vurun» dedik; zira Allah onu diri olarak diriltecek ve size katilini bildirecektir. İneğin bir parçasıyla ona vurdular, Allah da onu diriltti ve katilini haber verdi. İşte Allah kıyamet günü ölüleri böyle diriltir ve aklınızı kullanasınız da O'na isyandan vazgeçesiniz diye —ey İsrâiloğulları— O Teâlâ'nın kemal kudretine delalet eden mucizelerini size gösterir.
194. Metin
ولكنكم لم تنتفعوا بذلك; إذ بعد كل هذه المعجزات الخارقة اشتدت قلوبكم وغلظت، فلم يَنْفُذ إليها خير، ولم تَلِنْ أمام الآيات الباهرة التي أريتكموها، حتى صارت قلوبكم مثل الحجارة الصمَّاء، بل هي أشد منها غلظة; لأن من الحجارة ما يتسع وينفرج حتى تنصبَّ منه المياه صبًا، فتصير أنهارًا جاريةً، ومن الحجارة ما يتصدع فينشق، فتخرج منه العيون والينابيع، ومن الحجارة ما يسقط من أعالي الجبال مِن خشية الله تعالى وتعظيمه. وما الله بغافل عما تعملون.
Fakat siz bundan yararlanmadınız; nitekim bütün bu harikulade mucizelerden sonra kalpleriniz katılaştı ve kabalaştı, öyle ki içine hiçbir hayır girmez oldu ve size gösterdiğim apaçık ayetler karşısında yumuşamadı. Hatta kalpleriniz kaskatı taşlar gibi, hatta taştan daha katı oldu; çünkü öyle taşlar vardır ki genişleyip yarılır da içinden gürül gürül sular boşanır ve akan ırmaklar haline gelir, öyle taşlar vardır ki çatlar ve yarılır da içinden pınarlar ve kaynaklar fışkırır, öyle taşlar da vardır ki Yüce Allah'ın korkusundan ve O'na tazimden dağların doruklarından aşağı yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan asla gafil değildir.
195. Metin
أيها المسلمون أنسيتم أفعال بني إسرائيل، فطمعت نفوسكم أن يصدِّق اليهودُ بدينكم؟ وقد كان علماؤهم يسمعون كلام الله من التوراة، ثم يحرفونه بِصَرْفِه إلى غير معناه الصحيح بعد ما عقلوا حقيقته، أو بتحريف ألفاظه، وهم يعلمون أنهم يحرفون كلام رب العالمين عمدًا وكذبًا.
Ey Müslümanlar! İsrâiloğullarının yaptıklarını unuttunuz da Yahudilerin sizin dininizi tasdik edeceğini mi umuyorsunuz? Oysa onların âlimleri Tevrat'tan Allah'ın kelamını dinler, sonra da onun hakikatini kavradıktan sonra onu doğru anlamından saptırarak veya lafızlarını tahrif ederek değiştirirlerdi; üstelik onlar Âlemlerin Rabbinin kelamını kasten ve yalan söyleyerek tahrif ettiklerini pekâlâ biliyorlardı.
196. Metin
هؤلاء اليهود إذا لقوا الذين آمنوا قالوا بلسانهم: آمنَّا بدينكم ورسولكم المبشَّر به في التوراة، وإذا خلا بعض هؤلاء المنافقين من اليهود إلى بعض قالوا في إنكار: أتحدِّثون المؤمنين بما بيَّن الله لكم في التوراة من أمر محمد; لتكون لهم الحجة عليكم عند ربكم يوم القيامة؟ أفلا تفقهون فتحذروا؟
Bu Yahudiler iman edenlerle karşılaştıklarında dilleriyle: «Sizin dininize ve Tevrat'ta müjdelenen peygamberinize inandık» derler. Yahudilerden bu münafıkların bazıları diğerleriyle baş başa kaldıklarında ise kınayarak şöyle derler: «Kıyamet günü Rabbiniz katında aleyhinize bir delil olsun diye mi Muhammed'in durumuna dair Allah'ın Tevrat'ta size açıkladığı şeyleri müminlere anlatıyorsunuz? Hiç aklınızı kullanıp da sakınmıyor musunuz?»
197. Metin
أيفعلون كلَّ هذه الجرائم، ولا يعلمون أن الله يعلم جميع ما يخفونه وما يظهرونه؟
Onlar bütün bu cinayetleri işliyorlar da Allah'ın gizledikleri ve açığa vurdukları her şeyi bildiğini bilmiyorlar mı?
198. Metin
ومن اليهود جماعة يجهلون القراءة والكتابة، ولا يعلمون التوراة وما فيها من صفات نبي الله ورسوله محمد ﷺ، وما عندهم من ذلك إلا أكاذيبُ وظنون فاسدة.
Yahudilerden bir kısmı okuma yazma bilmez; Tevrat'ı ve onda Allah'ın peygamberi ve elçisi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in niteliklerine dair bulunanları bilmezler. Onların bu konudaki bilgileri yalnızca yalanlar ve asılsız kuruntulardan ibarettir.
199. Metin
فهلاك ووعيد شديد لأحبار السوء من اليهود الذين يكتبون الكتاب بأيديهم، ثم يقولون: هذا من عند الله وهو مخالف لما أنزل الله على نبيِّه موسى ﵊; ليأخذوا في مقابل هذا عرض الدنيا. فلهم عقوبة مهلكة بسبب كتابتهم هذا الباطل بأيديهم، ولهم عقوبة مهلكة بسبب ما يأخذونه في المقابل من المال الحرام، كالرشوة وغيرها.
Bunun karşılığında değersiz dünya metaını elde etmek için kendi elleriyle kitabı yazıp sonra: «Bu Allah katındandır» diyen —oysa o, Allah'ın peygamberi Mûsâ aleyhisselâm'a indirdiğine aykırıdır— o kötü Yahudi din bilginlerine helak ve pek şiddetli bir tehdit vardır! Kendi elleriyle bu batılı yazmalarından ötürü onlara helak edici bir ceza vardır ve bunun karşılığında rüşvet ve benzeri haram mallardan aldıkları şeyler sebebiyle de onlara helak edici bir ceza vardır.
200. Metin
وقال بنو إسرائيل: لن تصيبنا النار في الآخرة إلا أيامًا قليلة العدد. قل لهم -أيها الرسول مبطلا دعواهم-: أعندكم عهد من الله بهذا، فإن الله لا يخلف عهده؟ بل إنكم تقولون على الله ما لا تعلمون بافترائكم الكذب.
İsrâiloğulları: «Ahirette ateş bize sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır» dediler. Ey Peygamber! Onların bu iddialarını boşa çıkararak de ki: «Bunun için Allah'tan bir söz mü aldınız —ki Allah asla sözünden dönmez—? Yoksa yalan uydurarak Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?»
201. Metin
فحُكْمُ الله ثابت: أن من ارتكب الآثام حتى جَرَّته إلى الكفر، واستولت عليه ذنوبه مِن جميع جوانبه -وهذا لا يكون إلا فيمن أشرك بالله- فأولئك هم المشركون والكفار هم الذين يلازمون نار جهنم ملازمة دائمةً لا تنقطع.
Allah'ın kesin hükmü şudur: Kim günahları işleyip nihayet bu günahlar onu küfre sürükler ve günahları kendisini her taraftan kuşatırsa —ki bu ancak Allah'a ortak koşan kimsede olur— işte onlar müşrikler ve kâfirlerdir; onlar cehennem ateşinde ebedi ve kesintisiz olarak kalacak olanlardır.
202. Metin
وحكم الله الثابتُ في مقابل هذا: أنَّ الذين صدَّقوا بالله ورسله تصديقًا خالصًا، وعملوا الأعمال المتفقة مع شريعة الله التي أوحاها إلى رسله، هؤلاء يلازمون الجنة في الآخرة ملازمةً دائمةً لا تنقطع.
Buna karşılık Allah'ın sabit hükmü ise şudur: Allah'a ve elçilerine ihlasla iman edenler ve Allah'ın elçilerine vahyettiği şeriatına uygun ameller işleyenler; işte bunlar ahirette cennette ebedi ve kesintisiz olarak kalacak olanlardır.
203. Metin
واذكروا يا بني إسرائيل حين أخَذْنا عليكم عهدًا مؤكدًا: بأن تعبدوا الله وحده لا شريك له، وأن تحسنوا للوالدين، وللأقربين، وللأولاد الذين مات آباؤهم وهم دون بلوغ الحلم، وللمحتاجين الذين لا يملكون ما يكفيهم ويسد حاجتهم، وأن تقولوا للناس أطيب الكلام، مع أداء الصلاة وإيتاء الزكاة، ثم أَعْرَضْتم ونقضتم العهد -إلا قليلا منكم ثبت عليه- وأنتم مستمرون في إعراضكم.
Ey İsrâiloğulları! Yalnızca Allah'a ibadet edip O'na hiçbir şeyi ortak koşmayacağınıza, ana-babaya, akrabalara, henüz ergenlik çağına ulaşmadan babaları vefat etmiş çocuklara ve kendilerine yetecek ve ihtiyaçlarını giderecek bir şeyi olmayan yoksullara iyilik edeceğinize, namazı kılıp zekâtı vermekle beraber insanlara en güzel sözü söyleyeceğinize dair sizden kesin söz aldığımız zamanı hatırlayın. Sonra pek azınız müstesna yüz çevirdiniz ve sözü bozdunuz; siz hâlâ yüz çevirmeye devam etmektesiniz.
204. Metin
واذكروا -يا بني إسرائيل- حين أَخَذْنا عليكم عهدًا مؤكدًا في التوراة: يحرم سفك بعضكم دم بعض، وإخراج بعضكم بعضًا من دياركم، ثم اعترفتم بذلك، وأنتم تشهدون على صحته.
Ey İsrâiloğulları! Tevrat'ta birbirinizin kanını dökmenizi ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmanızı haram kılan kesin bir sözü sizden aldığımız zamanı hatırlayın; sonra siz de bunu doğruluğuna şahitlik ederek ikrar etmiştiniz.
205. Metin
ثم أنتم يا هؤلاء يقتل بعضكم بعضًا، ويُخرج بعضكم بعضًا من ديارهم، ويَتَقَوَّى كل فريق منكم على إخوانه بالأعداء بغيًا وعدوانًا. وأن يأتوكم أسارى في يد الأعداء سعيتم في تحريرهم من الأسر، بدفع الفدية، مع أنه محرم عليكم إخراجهم من ديارهم. ما أقبح ما تفعلون حين تؤمنون ببعض أحكام التوراة وتكفرون ببعضها! فليس جزاء مَن يفعل ذلك منكم إلا ذُلا وفضيحة في الدنيا. ويوم القيامة يردُّهم الله إلى أفظع العذاب في النار. وما الله بغافل عما تعملون.
Sonra sizler öyle kimselersiniz ki birbirinizi öldürüyor, birbirinizi yurtlarından çıkarıyor ve sizden her bir fırka azgınlık ve düşmanlıkla kardeşlerine karşı düşmanlarla yardımlaşıyor. Onlar düşmanların elinde esir olarak size geldiklerinde ise, onları yurtlarından çıkarmak size haram kılınmışken fidyelerini ödeyerek esaretten kurtarmaya çalışıyorsunuz. Tevrat'ın hükümlerinin bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr ettiğinizde yaptığınız şey ne kadar da çirkindir! İçinizden bunu yapanların cezası, dünyada rezillik ve rüsvalıktan başka bir şey değildir. Kıyamet günü ise Allah onları ateşteki en korkunç azaba döndürecektir. Allah yaptıklarınızdan asla gafil değildir.
206. Metin
أولئك هم الذين آثروا الحياة الدنيا على الآخرة، فلا يخفف عنهم العذاب، وليس لهم ناصر ينصرهم مِن عذاب الله.
İşte onlar dünya hayatını ahirete tercih eden kimselerdir. Bu yüzden onlardan azap hafifletilmez ve Allah'ın azabından onları kurtaracak bir yardımcıları da yoktur.
207. Metin
ولقد أعطينا موسى التوراة، وأتبعناه برسل من بني إسرائيل، وأعطينا عيسى ابن مريم المعجزات الواضحات، وقوَّيناه بجبريل ﵇. أفكلما جاءكم رسول بوحي من عند الله لا يوافق أهواءكم، استعليتم عليه، فكذَّبتم فريقًا وتقتلون فريقًا؟
Andolsun ki Mûsâ'ya Tevrat'ı verdik ve ardından İsrâiloğullarından elçiler gönderdik; Meryem oğlu İsa'ya da apaçık mucizeler verdik ve onu Cebrail aleyhisselâm ile güçlendirdik. Size ne zaman bir elçi, Allah katından heva ve heveslerinize uymayan bir vahiy getirdiyse ona karşı büyüklük taslamadınız mı? Nitekim bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürüyorsunuz!
208. Metin
وقال بنو إسرائيل لنبي الله ورسوله محمد ﷺ: قلوبنا مغطاة، لا يَنْفُذ إليها قولك. وليس الأمر كما ادَّعَوْا، بل قلوبهم ملعونة، مطبوع عليها، وهم مطرودون من رحمة الله بسبب جحودهم، فلا يؤمنون إلا إيمانًا قليلا لا ينفعهم.
İsrâiloğulları, Allah'ın peygamberi ve elçisi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e: «Kalplerimiz örtülüdür, senin sözün oraya nüfuz etmez» dediler. Olay onların iddia ettiği gibi değildir; bilakis inkârları sebebiyle kalpleri lanetlenmiş, mühürlenmiştir ve onlar Allah'ın rahmetinden kovulmuşlardır. Bu yüzden pek azı müstesna inanmazlar, bu da kendilerine fayda vermez.
209. Metin
وحين جاءهم القرآن من عند الله مصدقا لما معهم من التوراة جحدوه، وأنكروا نبوة محمد ﷺ، وكانوا قبل بعثته يستنصرون به على مشركي العرب، ويقولون: قَرُبَ مبعث نبيِّ آخرِ الزمان، وسنتبعه ونقاتلكم معه. فلمَّا جاءهم الرسول الذي عرفوا صفاتِه وصِدْقَه كفروا به وكذبوه. فلعنةُ الله على كل مَن كفر بنبي الله ورسوله محمد ﷺ، وكتابه الذي أوحاه الله إليه.
Onlara Allah katından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayan Kur'an geldiğinde onu inkâr ettiler ve Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in peygamberliğini reddettiler. Oysa O gönderilmeden önce Arap müşriklerine karşı O'nunla yardım diliyor ve: «Ahir zaman peygamberinin gönderilmesi yaklaştı; biz O'na tabi olacağız ve sizinle O'nun beraberinde savaşacağız» diyorlardı. Niteliklerini ve doğruluğunu bildikleri Peygamber kendilerine gelince O'nu inkâr ettiler ve yalanladılar. Artık Allah'ın laneti, Allah'ın peygamberi ve elçisi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i ve Allah'ın O'na vahyettiği Kitab'ı inkâr edenlerin üzerine olsun!
210. Metin
قَبُحَ ما اختاره بنو إسرائيل لأنفسهم; إذ استبدلوا الكفر بالإيمان ظلمًا وحسدًا لإنزال الله من فضله القرآن على نبي الله ورسوله محمد ﷺ، فرجعوا بغضب من الله عليهم بسبب جحودهم بالنبي محمد ﷺ، بعد غضب الله كذلك عليهم بسبب تحريفهم التوراة. وللجاحدين نبوَّة محمد ﷺ عذابٌ يذلُّهم ويخزيهم.
İsrâiloğullarının kendileri için seçtikleri şey ne kötüdür! Zira Allah'ın lütfundan Kur'an'ı peygamberi ve elçisi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e indirmesine zulüm ve haset ederek küfrü imana tercih ettiler. Böylece Tevrat'ı tahrif etmeleri sebebiyle Allah'ın üzerlerindeki gazabının ardından, Peygamber Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i inkâr etmeleri sebebiyle de Allah'ın gazabıyla döndüler. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in peygamberliğini inkâr edenler için onları zelil ve perişan edecek bir azap vardır.
211. Metin
وإذا قال بعض المسلمين لليهود: صدِّقوا بما أنزل الله من القرآن، قالوا: نحن نصدِّق بما أنزل الله على أنبيائنا، ويجحدون ما أنزل الله بعد ذلك، وهو الحق مصدقًا لما معهم. فلو كانوا يؤمنون بكتبهم حقًا لآمنوا بالقرآن الذي صدَّقها. قل لهم -أيها الرسول-: إن كنتم مؤمنين بما أنزل الله عليكم، فلماذا قتلتم أنبياء الله مِن قبل؟
Müslümanlardan bazıları Yahudilere: «Allah'ın indirdiği Kur'an'ı tasdik edin» dediğinde onlar: «Biz kendi peygamberlerimize indirilenlere inanırız» derler ve ondan sonra Allah'ın indirdiğini inkâr ederler; oysa o, yanlarındakini doğrulayan haktır. Eğer kendi kitaplarına gerçekten inanıyor olsalardı, onu doğrulayan Kur'an'a da inanırlardı. Ey Peygamber! Onlara de ki: «Eğer Allah'ın size indirdiğine gerçekten inanıyorsanız, daha önce Allah'ın peygamberlerini niçin öldürüyordunuz?»
212. Metin
ولقد جاءكم نبي الله موسى بالمعجزات الواضحات الدالة على صدقه، كالطوفان والجراد والقُمَّل والضفادع، وغير ذلك مما ذكره الله في القرآن العظيم، ومع ذلك اتخذتم العجل معبودًا، بعد ذهاب موسى إلى ميقات ربه، وأنتم متجاوزون حدود الله.
Andolsun ki Allah'ın peygamberi Mûsâ size tufan, çekirge, haşere, kurbağalar ve Yüce Kur'an'da Allah'ın zikrettiği diğer şeyler gibi doğruluğuna delalet eden apaçık mucizelerle geldi. Buna rağmen Mûsâ Rabbinin belirlediği vakte gittikten sonra sizler Allah'ın sınırlarını aşarak buzağıyı ilah edindiniz.
213. Metin
واذكروا حين أَخَذْنا عليكم عهدًا مؤكدًا بقَبول ما جاءكم به موسى من التوراة، فنقضتم العهد، فرفعنا جبل الطور فوق رؤوسكم، وقلنا لكم: خذوا ما آتيناكم بجدٍّ، واسمعوا وأطيعوا، وإلا أسقطنا الجبل عليكم، فقلتم: سمعنا قولك وعصينا أمرك; لأن عبادة العجل قد امتزجت بقلوبكم بسبب تماديكم في الكفر. قل لهم -أيها الرسول-: قَبُحَ ما يأمركم به إيمانكم من الكفر والضلال، إن كنتم مصدِّقين بما أنزل الله عليكم.
Mûsâ'nın Tevrat'tan size getirdiği şeyleri kabul edeceğinize dair sizden kesin söz aldığımız zamanı hatırlayın; siz sözü bozdunuz, Biz de Tûr Dağı'nı başlarınızın üstüne kaldırdık ve size: «Size verdiğimiz şeyleri ciddiyetle tutun, dinleyin ve itaat edin; aksi takdirde dağı üzerinize düşürürüz» dedik. Siz ise: «Sözünü işittik ve emrine isyan ettik» dediniz; çünkü küfürde haddi aşmanız sebebiyle buzağıya ibadet kalplerinize işlemişti. Ey Peygamber! Onlara de ki: «Eğer Allah'ın size indirdiğine inanıyorsanız, imanınızın size emrettiği bu küfür ve sapıklık ne kötüdür!»
214. Metin
قل -أيها الرسول- لليهود الذين يدَّعون أن الجنة خاصة بهم; لزعمهم أنهم أولياء الله من دون الناس، وأنهم أبناؤه وأحباؤه: إن كان الأمر كذلك فادْعُوا على الكاذبين منكم أو من غيركم بالموت، إن كنتم صادقين في دعواكم هذه.
Ey Peygamber! İnsanlar arasından sadece kendilerinin Allah'ın dostları olduğunu, O'nun oğulları ve sevgilileri olduğunu iddia ederek cennetin yalnızca kendilerine ait olduğunu öne süren Yahudilere de ki: «Eğer bu iddianızda doğru sözlü iseniz, içinizden veya başkalarından yalancı olanların aleyhine ölüm dileyin!»
215. Metin
ولن يفعلوا ذلك أبدًا; لما يعرفونه من صدق النبي محمد ﷺ ومن كذبهم وافترائهم، وبسبب ما ارتكبوه من الكفر والعصيان، المؤَدِّيَيْن إلى حرمانهم من الجنة ودخول النار. والله تعالى عليم بالظالمين من عباده، وسيجازيهم على ذلك.
Peygamber Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in doğruluğunu, kendilerinin ise yalancı ve iftiracı olduğunu bildiklerinden ve cennetten mahrum kalmalarına ve cehenneme girmelerine sebep olan işledikleri küfür ve isyan yüzünden bunu asla yapamazlar. Yüce Allah kullarından zalim olanları hakkıyla bilendir ve onları bundan dolayı cezalandıracaktır.
216. Metin
ولتعلمَنَّ -أيها الرسول- أن اليهود أشد الناس رغبة في طول الحياة أيًّا كانت هذه الحياة من الذلَّة والمهانة، بل تزيد رغبتهم في طول الحياة على رغبات المشركين. يتمنى اليهودي أن يعيش ألف سنة، ولا يُبْعده هذا العمر الطويل -إن حصل- من عذاب الله. والله تعالى لا يخفى عليه شيء من أعمالهم وسيجازيهم عليها بما يستحقون من العذاب.
Ey Peygamber! Sen Yahudilerin, zillet ve aşağılanma içinde olsa bile her ne şekilde olursa olsun uzun yaşamaya insanların en düşkünü olduğunu mutlaka bilirsin; hatta onların uzun yaşama arzuları müşriklerin arzularından da fazladır. Onlardan her biri bin yıl yaşamayı ister; oysa bu uzun ömür —verilse bile— onu Allah'ın azabından uzaklaştırmaz. Yüce Allah onların yaptıklarından hiçbir şeyi gizli bırakmaz ve hak ettikleri azap ile onları cezalandıracaktır.
217. Metin
قل -أيها الرسول- لليهود حين قالوا: إن جبريل هو عدونا من الملائكة: من كان عدوًا لجبريل فإنه نزَّل القرآن على قلبك بإذن الله تعالى مصدِّقًا لما سبقه من كتب الله، وهاديًا إلى الحق، ومبشرًا للمصدِّقين به بكل خير في الدنيا والآخرة.
Ey Peygamber! «Meleklerden Cebrail bizim düşmanımızdır» dediklerinde Yahudilere de ki: «Kim Cebrail'e düşman ise bilsin ki o, Kur'an'ı Yüce Allah'ın izniyle, kendisinden önceki Allah'ın kitaplarını doğrulayıcı, hakka iletici ve ona inananlara dünyada ve ahirette her türlü hayrı müjdeleyici olarak senin kalbine indirmiştir.»
218. Metin
من عادى الله وملائكته، ورسله من الملائكة أو البشر، وبخاصة المَلَكان جبريلُ وميكالُ؛ لأن اليهود زعموا أن جبريل عدوهم، وميكال وليُّهم، فأعلمهم الله أنه من عادى واحدًا منهما فقد عادى الآخر، وعادى الله أيضًا، فإن الله عدو للجاحدين ما أنزل على رسوله محمد ﷺ.
Kim Allah'a, meleklerine, meleklerden veya insanlardan olan elçilerine ve özellikle de iki melek olan Cebrail ve Mikail'e düşman olursa bilsin ki —çünkü Yahudiler Cebrail'in düşmanları, Mikail'in ise dostları olduğunu iddia etmişlerdi; Allah da onlara bildirdi ki onlardan birine düşman olan diğerine de düşman olmuştur ve Allah'a da düşman olmuştur— şüphesiz Allah, elçisi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e indirdiğini inkâr edenlerin düşmanıdır.
219. Metin
ولقد أنزلنا إليك -أيها الرسول- آيات بينات واضحات تدل على أنّك رسول من الله صدقا وحقا، وما ينكر تلك الآيات إلا الخارجون عن دين الله.
Ey Peygamber! Andolsun ki sana, senin gerçekten ve hak olarak Allah'ın bir elçisi olduğuna delalet eden apaçık ayetler indirdik. O ayetleri ancak Allah'ın dininden çıkanlar inkâr eder.
220. Metin
ما أقبح حال بني إسرائيل في نقضهم للعهود!! فكلما عاهدوا عهدًا طرح ذلك العهد فريق منهم، ونقضوه، فتراهم يُبْرِمون العهد اليوم وينقضونه غدًا، بل أكثرهم لا يصدِّقون بما جاء به نبي الله ورسوله محمد ﷺ.
İsrâiloğullarının ahitleri bozmalarındaki halleri ne kadar da çirkindir! Ne zaman bir sözleşme yaptılarsa içlerinden bir fırka o sözleşmeyi fırlatıp attı ve onu bozdu. Onları bugün sözleşme yapıp yarın bozarken görürsün; bilakis onların çoğu Allah'ın peygamberi ve elçisi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in getirdiğine inanmazlar.