408. Metin
سبق الكلام عليها في أول سورة البقرة.
Bununla ilgili açıklama Bakara Suresi'nin başında geçmişti.
409. Metin
هو الله، لا معبود بحق إلا هو، المتصف بالحياة الكاملة كما يليق بجلاله، القائم على كل شيء.
O Allah'tır; O'ndan başka hak ilah yoktur. Celaline yaraşır şekilde eksiksiz bir hayat sıfatına sahip olandır, her şeyin yöneticisi ve koruyucusudur.
410. Metin
نَزَّل عليك -أيها الرسول- القرآن بالحق الذي لا ريب فيه، مصدِّقًا لما قبله من كتب ورسل، وأنزل التوراة على موسى ﵇، والإنجيل على عيسى ﵇ من قبل نزول القرآن; لإرشاد المتقين إلى الإيمان، وصلاح دينهم ودنياهم، وأنزل ما يفرق بين الحق والباطل. والذين كفروا بآيات الله المنزلة، لهم عذاب عظيم. والله عزيز لا يُغَالَب، ذو انتقام بمن جحد حججه وأدلته، وتفرُّده بالألوهية.
[Ey Peygamber!] Kendisinden önceki kitapları ve peygamberleri tasdik edici olarak, içinde hiçbir şüphe bulunmayan hak ile bu Kur'an'ı sana indirdi. Kur'an'ın indirilmesinden önce de, takva sahiplerini imana, din ve dünya işlerinin salahına iletmek üzere Musa'ya aleyhisselâm Tevrat'ı, İsa'ya aleyhisselâm İncil'i indirdi ve hak ile batılı ayıran [hükümleri] indirdi. Allah'ın indirilen ayetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, asla mağlup edilemeyen mutlak galiptir (Azîz), delillerini, bürhanlarını ve ilahlıkta tek oluşunu inkâr edenlerden intikam alandır.
411. Metin
إن الله محيط علمه بالخلائق، لا يخفى عليه شيء في الأرض ولا في السماء، قلَّ أو كثر.
Şüphesiz Allah'ın ilmi bütün yaratılmışları kuşatmıştır; az olsun çok olsun yerde ve gökte hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
412. Metin
هو وحده الذي يخلقكم في أرحام أمهاتكم كما يشاء، من ذكر وأنثى، وحسن وقبيح، وشقي وسعيد، لا معبود بحق سواه، العزيز الذي لا يُغالَب، الحكيم في أمره وتدبيره.
Annelerinizin rahimlerinde sizi dilediği gibi; erkek ve dişi, güzel ve çirkin, bedbaht ve mutlu olarak şekillendiren yalnızca O'dur. O'ndan başka hak ilah yoktur. O, asla mağlup edilemeyen mutlak galiptir (Azîz), emrinde ve takdirinde tam hüküm ve hikmet sahibidir (Hakîm).
413. Metin
هو وحده الذي أنزل عليك القرآن: منه آيات واضحات الدلالة، هن أصل الكتاب الذي يُرجع إليه عند الاشتباه، ويُرَدُّ ما خالفه إليه، ومنه آيات أخر متشابهات تحتمل بعض المعاني، لا يتعيَّن المراد منها إلا بضمها إلى المحكم، فأصحاب القلوب المريضة الزائغة، لسوء قصدهم يتبعون هذه الآيات المتشابهات وحدها; ليثيروا الشبهات عند الناس، كي يضلوهم، ولتأويلهم لها على مذاهبهم الباطلة. ولا يعلم حقيقة معاني هذه الآيات إلا الله. والمتمكنون في العلم يقولون: آمنا بهذا القرآن، كله قد جاءنا من عند ربنا على لسان رسوله محمد ﷺ، ويردُّون متشابهه إلى محكمه، وإنما يفهم ويعقل ويتدبر المعاني على وجهها الصحيح أولو العقول السليمة.
Sana Kur'an'ı indiren yalnızca O'dur. Ondan bir kısım ayetler anlamı açık (muhkem) ayetlerdir ki onlar, şüphe anında kendisine başvurulan ve aykırı olanın kendisine döndürüldüğü Kitap'ın esasıdır. Diğer bir kısmı ise birtakım manalara ihtimali olan müteşabih ayetlerdir; bunlardan kastedilen mana ancak muhkeme bağlanarak belirlenebilir. Kalplerinde eğrilik ve hastalık bulunanlar, kötü niyetleri sebebiyle sırf insanları saptırmak amacıyla fitne çıkarmak ve kendi batıl mezheplerine göre yorumlamak (tevil etmek) için bu müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Oysa bu ayetlerin gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar ise: "Biz bu Kur'an'a inandık; hepsi Rabbimiz katından elçisi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in diliyle bize gelmiştir" derler ve onun müteşabihini muhkemine döndürürler. Manaları hakkıyla ve doğru şekilde ancak selim akıl sahipleri anlayıp kavrar ve tefekkür eder.
414. Metin
ويقولون: يا ربنا لا تَصْرِف قلوبنا عن الإيمان بك بعد أن مننت علينا بالهداية لدينك، وامنحنا من فضلك رحمة واسعة، إنك أنت الوهاب: كثير الفضل والعطاء، تعطي مَن تشاء بغير حساب.
[Onlar] şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bizi dinine hidayet etmekle lütufta bulunduktan sonra kalplerimizi Sana imandan saptırma ve bize Kendi katından geniş bir rahmet bağışla. Şüphesiz Sen Vehhâb'sın; lütfu ve ihsanı bol olansın, dilediğine hesapsızca verirsin."
415. Metin
يا ربنا إنا نُقِرُّ ونشهد بأنك ستجمع الناس في يوم لا شَكَّ فيه، وهو يوم القيامة، إنَّك لا تُخلف ما وعَدْتَ به عبادك.
"Ey Rabbimiz! Gerçekleşmesinde hiçbir şüphe bulunmayan günde, yani kıyamet gününde insanları mutlaka toplayacağını ikrar ve itiraf ediyoruz. Şüphesiz Sen kullarına olan vaadinden asla dönmezsin."
416. Metin
إن الذين جحدوا الدين الحق وأنكروه، لن تنفعهم أموالهم ولا أولادهم من عذاب الله شيئًا إن وقع بهم في الدنيا، ولن تدفعه عنهم في الآخرة، وهؤلاء هم حطب النار يوم القيامة.
Hak dini inkâr edip reddedenlerin ne malları ne de çocukları, dünyada başlarına gelmesi halinde Allah'ın azabından onları hiçbir şekilde kurtaramaz; ahirette de ondan hiçbir şeyi savamaz. İşte onlar, kıyamet gününde cehennemin yakıtıdırlar.
417. Metin
شأن الكافرين في تكذيبهم وما ينزل بهم، شأن آل فرعون والذين من قبلهم من الكافرين، أنكروا آيات الله الواضحة، فعاجلهم بالعقوبة بسبب تكذيبهم وعنادهم. والله شديد العقاب لمن كفر به وكذَّب رسله.
Kâfirlerin yalanlamaları ve başlarına gelenler konusundaki durumu, Firavun ailesinin ve onlardan önceki kâfirlerin durumu gibidir. Onlar Allah'ın apaçık ayetlerini inkâr ettiler, Allah da onları yalanlamaları ve inatları sebebiyle hemen cezalandırdı. Allah, Kendisini inkâr eden ve peygamberlerini yalanlayanlara karşı cezası pek şiddetli olandır.
418. Metin
قل -أيها الرسول-، للذين كفروا من اليهود وغيرهم والذين استهانوا بنصرك في «بَدْر» : إنكم ستُهْزَمون في الدنيا وستموتون على الكفر، وتحشرون إلى نار جهنم; لتكون فراشًا دائمًا لكم، وبئس الفراش.
[Ey Peygamber!] Yahudilerden ve diğerlerinden inkâr edenlere, Bedir'deki zaferini küçümseyenlere de ki: "Siz dünyada mutlaka yenilgiye uğratılacaksınız, küfür üzere öleceksiniz ve sürekli bir döşek olmak üzere cehennem ateşine sürüleceksiniz; orası ne kötü bir döşektir!"
419. Metin
قد كان لكم -أيها اليهود المتكبرون المعاندون- دلالة عظيمة في جماعتين تقابلتا في معركة «بَدْر» : جماعة تقاتل من أجل دين الله، وهم محمد ﷺ وأصحابه، وجماعة أخرى كافرة بالله، تقاتل من أجل الباطل، ترى المؤمنين في العدد مثليهم رأي العين، وقد جعل الله ذلك سببًا لنصر المسلمين عليهم. والله يؤيِّد بنصره من يشاء من عباده. إن في هذا الذي حدث لَعِظة عظيمة لأصحاب البصائر الذين يهتدون إلى حكم الله وأفعاله.
Ey inatçı ve kibirli Yahudiler! Bedir Savaşı'nda karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için büyük bir ibret ve delil vardı: Bir topluluk Allah'ın dini uğrunda savaşıyordu ki onlar Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashabı idi. Diğer bir topluluk ise Allah'ı inkâr eden ve batıl uğrunda savaşan topluluktu; müminleri göz göre göre kendi sayılarının iki katı görüyorlardı. Allah bunu Müslümanların onlara karşı galip gelmesine bir vesile kıldı. Allah dilediği kulunu yardımıyla destekler. Şüphesiz bunda, Allah'ın hükümlerine ve fiillerine hidayet bulan basiret sahipleri için büyük bir ibret vardır.
420. Metin
حُسِّن للناس حبُّ الشهوات من النساء والبنين، والأموال الكثيرة من الذهب والفضة، والخيل الحسان، والأنعام من الإبل والبقر والغنم، والأرض المتَّخَذة للغراس والزراعة. ذلك زهرة الحياة الدنيا وزينتها الفانية. والله عنده حسن المرجع والثواب، وهو الجنَّة.
Kadınlar ve oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüş, soylu ve güzel atlar, deve, sığır ve koyun gibi davarlar, ekim ve ziraat için edinilen araziler gibi şehvet duyulan şeylerin sevgisi insanlara süslü gösterildi. İşte bunlar, dünya hayatının geçici menfaati ve yok olup gidecek süsüdür. Oysa Allah katında varılacak güzel yer ve sevap ise Cennettir.
421. Metin
قل -أيها الرسول-: أأخبركم بخير مما زُيِّن للنَّاس في هذه الحياة الدنيا، لمن راقب الله وخاف عقابه جنات تجري من تحت قصورها وأشجارها الأنهار، خالدين فيها، ولهم فيها أزواج مطهرات من الحيض والنفاس وسوء الخلق، ولهم أعظم من ذلك: رضوان من الله. والله مطَّلِع على سرائر خلقه، عالم بأحوالهم، وسيجازيهم على ذلك.
De ki [ey Peygamber!]: "Bu dünya hayatında insanlara süslü gösterilen şeylerden daha hayırlısını size haber vereyim mi? Allah'tan sakınan ve O'nun azabından korkanlar için, köşklerinin ve ağaçlarının altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, hayız, nifas ve kötü ahlaktan arındırılmış tertemiz eşler ve hepsinden daha büyüğü Allah'tan bir rıza vardır." Allah, kullarının gizlediklerini hakkıyla görendir, durumlarını bilendir ve onları buna göre cezalandırıp mükâfatlandıracaktır.
422. Metin
هؤلاء العباد المتقون يقولون: إننا آمنا بك، واتبعنا رسولك محمدًا ﷺ، فامْحُ عنا ما اقترفناه من ذنوب، ونجنا من عذاب النار.
Bu takva sahibi kullar derler ki: "Biz Sana iman ettik ve peygamberin Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e uyduk. Artık işlediğimiz günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru!"
423. Metin
هم الذين اتصفوا بالصبر على الطاعات، وعن المعاصي، وعلى ما يصيبهم من أقدار الله المؤلمة، وبالصدق في الأقوال والأفعال وبالطاعة التامة، وبالإنفاق سرا وعلانية، وبالاستغفار في آخر الليل; لأنه مَظِنَّة القبول وإجابة الدعاء.
Onlar; itaatlere, günahlardan kaçınmaya ve başlarına gelen acı kader tecellilerine karşı sabreden, söz ve fiillerinde dosdoğru olan, tam bir itaat içinde bulunan, gizli ve açık infak eden ve duaların kabul olunma vakti olması sebebiyle gecenin son vakitlerinde (seherlerde) bağışlanma dileyen kimselerdir.
424. Metin
شهد الله أنه المتفرد بالإلهية، وقَرَنَ شهادته بشهادة الملائكة وأهل العلم، على أجلِّ مشهود عليه، وهو توحيده تعالى وقيامه بالعدل، لا إله إلا هو العزيز الذي لا يمتنع عليه شيء أراده، الحكيم في أقواله وأفعاله.
Allah, ilahlıkta tek olduğuna şahitlik etmiştir; O'nun bu şahitliği meleklerin ve ilim ehlinin şahitliğiyle birlikte, şahitlik edilenlerin en yücesi üzerine gerçekleşmiştir ki o da Yüce Allah'ın tevhidi ve adaleti ayakta tutmasıdır. O'ndan başka hak ilah yoktur. O, dilediği hiçbir şeye engel olunamayan mutlak galiptir (Azîz), söz ve fiillerinde hikmet sahibidir (Hakîm).
425. Metin
إن الدين الذي ارتضاه الله لخلقه وأرسل به رسله، ولا يَقْبَل غيره هو الإسلام، وهو الانقياد لله وحده بالطاعة والاستسلام له بالعبودية، واتباع الرسل فيما بعثهم الله به في كل حين حتى خُتموا بمحمد ﷺ، الذي لا يقبل الله مِن أحد بعد بعثته دينًا سوى الإسلام الذي أُرسل به. وما وقع الخلاف بين أهل الكتاب من اليهود والنصارى، فتفرقوا شيعًا وأحزابًا إلا من بعد ما قامت الحجة عليهم بإرسال الرسل وإنزال الكتب; بغيًا وحسدًا طلبًا للدنيا. ومن يجحد آيات الله المنزلة وآياته الدالة على ربوبيته وألوهيته، فإن الله سريع الحساب، وسيجزيهم بما كانوا يعملون.
Şüphesiz Allah'ın yaratılmışlar için razı olduğu, peygamberlerini kendisiyle gönderdiği ve başkasını kabul etmeyeceği tek din İslam'dır. O da itaatle yalnızca Allah'a boyun eğmek, kullukla O'na teslim olmak ve her dönemde Allah'ın kendisiyle gönderdiği peygamberlere uymaktır; nihayet peygamberler Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ile son bulmuştur ve Allah, onun peygamber olarak gönderilmesinden sonra hiç kimseden onunla gönderilen İslam'dan başka bir dini kabul etmez. Ehl-i Kitap olan Yahudi ve Hristiyanlar, peygamberler gönderilip kitaplar indirilmek suretiyle aleyhlerine hüccet ikame edildikten sonra, sırf aralarındaki hırs, haset ve dünyalık talebi yüzünden fırkalara ve gruplara ayrılarak ihtilafa düştüler. Kim Allah'ın indirilen ayetlerini, O'nun rububiyet ve uluhiyetine delalet eden delillerini inkâr ederse, şüphesiz Allah hesabı pek çabuk görendir ve onları yaptıklarının karşılığıyla cezalandıracaktır.
426. Metin
فإن جادلك -أيها الرسول- أهل الكتاب في التوحيد بعد أن أقمت الحجة عليهم فقل لهم: إنني أخلصت لله وحده فلا أشرك به أحدًا، وكذلك من اتبعني من المؤمنين، أخلصوا لله وانقادوا له. وقل لهم ولمشركي العرب وغيرهم: إن أسلمتم فأنتم على الطريق المستقيم والهدى والحق، وإن توليتم فحسابكم على الله، وليس عليَّ إلا البلاغ، وقد أبلغتكم وأقمت عليكم الحجة. والله بصير بالعباد، لا يخفى عليه من أمرهم شيء.
[Ey Peygamber!] Kendilerine delilleri ortaya koyduktan sonra Ehl-i Kitap tevhid konusunda seninle tartışırsa onlara de ki: "Ben kendimi yalnızca Allah'a teslim ettim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmam; bana uyan müminler de Allah'a ihlasla bağlandılar ve O'na teslim oldular." Onlara, Arap müşriklerine ve diğerlerine de ki: "Eğer İslam'a girerseniz dosdoğru yol, hidayet ve hak üzerindesiniz demektir. Şayet yüz çevirirseniz, hesabınız Allah'a aittir; bana düşen sadece tebliğdir. Ben de size tebliğ ettim ve aleyhinize delili ortaya koydum." Allah kullarını hakkıyla görendir, onların hiçbir işi O'na gizli kalmaz.
427. Metin
إن الذين يجحدون بالدلائل الواضحة وما جاء به المرسلون، ويقتلون أنبياء الله ظلمًا بغير حق، ويقتلون الذين يأمرون بالعدل واتباع طريق الأنبياء، فبشِّرهم بعذاب موجع.
Apaçık delilleri ve peygamberlerin getirdiklerini inkâr edenleri, Allah'ın peygamberlerini haksız yere zulümle öldürenleri ve adaleti emredip peygamberlerin yoluna uymayı isteyenleri öldürenleri can yakıcı bir azapla müjdele.
428. Metin
أولئك الذين بطلت أعمالهم في الدنيا والآخرة، فلا يُقبل لهم عمل، وما لهم من ناصرٍ ينصرهم من عذاب الله.
Onlar, amelleri dünyada da ahirette de boşa çıkmış kimselerdir; hiçbir amelleri kabul edilmez ve kendilerini Allah'ın azabından kurtaracak hiçbir yardımcıları da yoktur.
429. Metin
أرأيت -أيها الرسول- أعجب من حال هؤلاء اليهود الذين أتاهم الله حظا من الكتاب فعلموا أن ما جئت به هو الحق، يُدْعون إلى ما جاء في كتاب الله -وهو القرآن- ليفصل بينهم فيما اختلفوا فيه، فإن لم يوافق أهواءهم يَأْبَ كثير منهم حكم الله; لأن من عادتهم الإعراض عن الحق؟
[Ey Peygamber!] Kendilerine Kitap'tan bir pay verilen, böylece senin getirdiğinin hak olduğunu bilen şu Yahudilerin durumundan daha şaşırtıcısını gördün mü? Aralarında ihtilaf ettikleri hususlarda hüküm vermesi için Allah'ın Kitabı'na —ki o Kur'an'dır— çağrılırlar; fakat bu onların hevalarına uymazsa pek çoğu Allah'ın hükmünü reddeder, çünkü haktan yüz çevirmek onların âdetidir.
430. Metin
ذلك الانصراف عن الحق سببه اعتقاد فاسد لدى أهل الكتاب; بأنهم لن يعذَّبوا إلا أيامًا قليلة، وهذا الاعتقاد أدى إلى جرأتهم على الله واستهانتهم بدينه، واستمرارهم على دينهم الباطل الذي خَدَعوا به أنفسهم.
Haktan bu şekilde yüz çevirmenin sebebi, Ehl-i Kitap'ın 'kendilerinin ancak sayılı birkaç gün azap görecekleri' yönündeki batıl inançlarıdır. Bu inanç onların Allah'a karşı cüretkâr davranmalarına, O'nun dinini hafife almalarına ve kendilerini aldattıkları batıl dinlerinde ısrar etmelerine yol açmıştır.
431. Metin
فكيف يكون حالهم إذا جمعهم الله ليحاسَبوا في يوم لا شك في وقوعه -وهو يوم القيامة-، وأخذ كل واحد جزاءَ ما اكتسب، وهم لا يظلمون شيئا؟
Vuku bulacağında hiçbir şüphe olmayan bir günde —ki o kıyamet günüdür— Allah onları hesaba çekmek üzere topladığında ve kendilerine hiçbir haksızlık yapılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam verildiğinde halleri nice olur?
432. Metin
قل -أيها النبي متوجها إلى ربك بالدعاء-: يا مَن لك الملك كلُّه، أنت الذي تمنح الملك والمال والتمكين في الأرض مَن تشاء مِن خلقك، وتسلب الملك ممن تشاء، وتهب العزة في الدنيا والآخرة مَن تشاء، وتجعل الذلَّة على من تشاء، بيدك الخير، إنك -وحدك- على كل شيء قدير. وفي الآية إثبات لصفة اليد لله تعالى على ما يليق به سبحانه.
[Ey Peygamber!] Rabbine dua ile yönelerek de ki: "Ey bütün mülkün sahibi olan [Allah'ım]! Sen yaratılmışlarından dilediğine mülkü, serveti ve yeryüzünde iktidarı verirsin, dilediğinden de mülkü çekip alırsın. Dünyada ve ahirette dilediğine izzet bağışlar, dilediğini de zelil kılarsın. Hayır yalnız Senin elindedir. Şüphesiz Sen —tek başına— her şeye hakkıyla güç yetirensin." Bu ayette, Yüce Allah'ın şanına yaraşır şekilde O'na el (yed) sıfatının varlığı sabit kılınmaktadır.
433. Metin
ومن دلائل قدرتك أنك تُدخل الليل في النهار، وتُدخل النهار في الليل، فيطول هذا ويقصر ذاك، وتُخرج الحي من الميت الذي لا حياة فيه، كإخراج الزرع من الحب، والمؤمن من الكافر، وتُخرج الميت من الحي كإخراج البيض من الدجاج، وترزق من تشاء مَن خلقك بغير حساب.
Senin kudretinin delillerindendir ki; geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın; böylece biri uzar, diğeri kısalır. Tohumdan bitkiyi, kâfirden mümini çıkardığın gibi cansız olan ölüden diriyi çıkarırsın; tavuktan yumurtayı çıkardığın gibi diriden de ölüyü çıkarırsın. Yarattıklarından dilediğine hesapsız rızık verirsin.
434. Metin
ينهى الله المؤمنين أن يتخذوا الكافرين أولياء بالمحبة والنصرة من دون المؤمنين، ومَن يتولهم فقد برِئ من الله، والله برِيء منه، إلا أن تكونوا ضعافًا خائفين فقد رخَّص الله لكم في مهادنتهم اتقاء لشرهم، حتى تقوى شوكتكم، ويحذركم الله نفسه، فاتقوه وخافوه. وإلى الله وحده رجوع الخلائق للحساب والجزاء.
Allah, müminlerin müminleri bırakıp da kâfirleri sevgi ve yardım ile veli edinmelerini yasaklar. Kim onları veli edinirse Allah ile olan bağını koparmış olur, Allah da ondan uzaktır. Ancak zayıf ve korku içinde olursanız, gücünüz kuvvetiniz yerine gelene kadar onların şerrinden korunmak için kendileriyle barışık görünmenize Allah ruhsat vermiştir. Allah sizi Kendi azabından sakındırır; O'ndan sakının ve O'ndan korkun. Bütün yaratılmışların dönüşü hesap ve ceza için yalnızca Allah'adır.
435. Metin
قل -أيها النبي- للمؤمنين: إن تكتموا ما استقر في قلوبكم من موالاة الكافرين ونصرتهم أو تظهروا ذلك لا يَخْفَ على الله منه شيء، فإنَّ علمه محيط بكل ما في السماوات وما في الأرض، وله القدرة التامة على كل شيء.
[Ey Peygamber!] Müminlere de ki: "Kâfirleri veli edinme ve onlara yardım etme hususunda kalplerinizde gizlediğinizi saklasanız da açığa vursanız da Allah'a ondan hiçbir şey gizli kalmaz. Şüphesiz O'nun ilmi göklerde ve yerde olan her şeyi kuşatmıştır ve O'nun her şeye tam bir gücü yeter."
436. Metin
وفي يوم القيامة يوم الجزاء تجد كل نفس ما عملت من خير ينتظرها موفرًا لتُجزَى به، وما عملت من عمل سيِّئ تجده في انتظارها أيضًا، فتتمنى لو أن بينها وبين هذا العمل زمنًا بعيدًا. فاستعدوا لهذا اليوم، وخافوا بطش الإله الجبار. ومع شدَّة عقابه فإنه سبحانه المتصف بكمال الرحمة بالعباد.
Karşılık günü olan kıyamet gününde her nefis, yaptığı hayrı karşılığını almak üzere eksiksiz hazırlanmış olarak bulur; işlediği kötü ameli de aynı şekilde karşısında bulur da kendisiyle o amel arasında uzun bir mesafe olmasını temenni eder. O halde bu güne hazırlanın ve mutlak kudret sahibi olan Allah'ın yakalamasından korkun. O, azabının şiddetli olmasıyla beraber kullarına karşı kemal mertebesinde merhamet sahibidir.
437. Metin
قل -أيها الرسول-: إن كنتم تحبون الله حقا فاتبعوني وآمنوا بي ظاهرًا وباطنًا، يحببكم الله، ويمحُ ذنوبكم، فإنه غفور لذنوب عباده المؤمنين، رحيم بهم.
De ki [ey Peygamber!]: "Eğer Allah'ı gerçekten seviyorsanız bana uyun ve zahiren de batınen de bana iman edin ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü O, mümin kullarının günahlarını çok bağışlayandır, onlara çok merhamet edendir."
438. Metin
وهذه الآية الكريمة حاكمة على كل من ادعى محبة الله -تعالى- وليس متبعًا لنبيه محمد صلى الله عيه وسلم حق الاتباع، مطيعًا له في أمره ونهيه، فإنه كاذب في دعواه حتى يتابع الرسول ﷺ حق الاتباع.
Bu yüce ayet; Yüce Allah'ı sevdiğini iddia ettiği halde O'nun Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e hakkıyla uymayan, onun emir ve yasaklarında ona itaat etmeyen herkes aleyhine kesin bir hükümdür. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e hakkıyla tabi olmadıkça o kimse iddiasında yalancıdır.
439. Metin
قل -أيها الرسول-: أطيعوا الله باتباع كتابه، وأطيعوا الرسول باتباع سنته في حياته وبعد مماته، فإن هم أعرضوا عنك، وأصروا على ما هم عليه مِن كفر وضلال، فليسوا أهلا لمحبة الله; فإن الله لا يحب الكافرين.
De ki [ey Peygamber!]: "Kitabına uyarak Allah'a itaat edin; hayatında ve vefatından sonra sünnetine uyarak Peygamber'e de itaat edin." Şayet senden yüz çevirir ve içinde bulundukları inkâr ve sapıklıkta ısrar ederlerse, onlar Allah'ın sevgisine layık değillerdir; zira Allah kâfirleri sevmez.
440. Metin
إن الله اختار آدم ونوحًا وآل إبراهيم وآل عمران، وجعلهم أفضل أهل زمانهم.
Şüphesiz Allah Âdem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçti ve onları kendi dönemlerinin insanlarına üstün kıldı.
441. Metin
هؤلاء الأنبياء والرسل سلسلة طُهْر متواصلة في الإخلاص لله وتوحيده والعمل بوحيه. والله سميع لأقوال عباده، عليم بأفعالهم، وسيجازيهم على ذلك.
Bu peygamberler ve elçiler; Allah'a ihlasta, O'nun tevhidinde ve vahyine uygun amel etmede birbirini izleyen tertemiz bir silsiledir. Allah kullarının sözlerini hakkıyla işiten, fiillerini hakkıyla bilendir ve onları buna göre cezalandırıp mükâfatlandıracaktır.
442. Metin
اذكر -أيها الرسول- ما كان من أمر مريم وأمها وابنها عيسى ﵇; لتردَّ بذلك على من ادعوا أُلوهية عيسى أو بنوَّته لله سبحانه، إذ قالت امرأة عمران حين حملت: يا ربِّ إني جعلت لك ما في بطني خالصا لك، لخدمة «بيت المقدس» ، فتقبَّل مني; إنك أنت وحدك السميع لدعائي، العليم بنيتي.
[Ey Peygamber!] İsa'nın ilahlığını veya Allah'ın oğlu olduğunu iddia edenlere cevap vermek üzere Meryem'in, annesinin ve oğlu İsa'nın aleyhisselâm durumunu hatırla: İmran'ın karısı hamile kaldığında şöyle demişti: "Rabbim! Karnımdakini Beytülmakdis'e hizmet etmek üzere sırf Senin rızan için adadım. Benden bunu kabul buyur; şüphesiz dualarımı hakkıyla işiten, niyetimi hakkıyla bilen yalnız Sensin."
443. Metin
فلما تمَّ حملها ووضعت مولودها قالت: ربِّ إني وضعتها أنثى لا تصلح للخدمة في «بيت المقدس» -والله أعلم بما وضَعَتْ، وسوف يجعل الله لها شأنًا- وقالت: وليس الذكر الذي أردت للخدمة كالأنثى في ذلك; لأن الذكر أقوى على الخدمة وأقْوَم بها، وإني سمَّيتها مريم، وإني حصَّنتها بك هي وذريَّتها من الشيطان المطرود من رحمتك.
Hamileliği tamamlanıp çocuğunu dünyaya getirince: "Rabbim! Onu kız olarak doğurdum —oysa Allah onun ne doğurduğunu çok iyi biliyordu ve Allah ona büyük bir şan takdir edecekti— hizmet için istediğim erkek, kız gibi değildir; zira erkek hizmete daha kuvvetli ve daha elverişlidir. Ben ona Meryem adını verdim. Onu da soyunu da rahmetinden kovulmuş şeytandan Korumana bırakıyorum" dedi.
444. Metin
فاستجاب الله دعاءها وقبل منها نَذْرها أحسن قَبول، وتولَّى ابنتها مريم بالرعاية فأنبتها نباتًا حسنًا، ويسَّر الله لها زكريا ﵇ كافلا فأسكنها في مكان عبادته، وكان كلَّما دخل عليها هذا المكان وجد عندها رزقًا هنيئًا معدّاً قال: يا مريم من أين لكِ هذا الرزق الطيب؟ قالت: هو رزق من عند الله. إن الله -بفضله- يرزق مَن يشاء مِن خلقه بغير حساب.
Allah onun duasını kabul etti, adağını en güzel şekilde benimsedi ve kızı Meryem'i gözetimi altına alıp onu güzel bir fidan gibi yetiştirdi. Allah Zekeriyya'yı aleyhisselâm ona kefil kıldı, o da Meryem'i kendi ibadet yerine yerleştirdi. Zekeriyya bu yere onun yanına her girdiğinde yanında hazır, tertemiz ve afiyetli bir rızık bulurdu. "Ey Meryem! Bu güzel rızık sana nereden geliyor?" derdi. O da: "Bu, Allah katındandır. Şüphesiz Allah, lütfuyla dilediği kuluna hesapsız rızık verir" derdi.
445. Metin
عندما رأى زكريا ما أكرم الله به مريم مِن رزقه وفضله توجه إلى ربه قائلا يا ربِّ أعطني من عندك ولدًا صالحًا مباركًا، إنك سميع الدعاء لمن دعاك.
Zekeriyya, Allah'ın Meryem'e lütfettiği rızık ve fazileti görünce Rabbine yönelerek: "Ey Rabbim! Bana katından salih ve mübarek bir çocuk bağışla; şüphesiz Sen, Sana dua edenin duasını hakkıyla işitensin" dedi.
446. Metin
فنادته الملائكة وهو واقف بين يدي الله في مكان صلاته يدعوه: أن الله يخبرك بخبر يسرُّك، وهو أنك سترزق بولد اسمه يحيى، يُصَدِّق بكلمة من الله -وهو عيسى بن مريم ﵇، ويكون يحيى سيدًا في قومه، له المكانة والمنزلة العالية، وحصورًا لا يأتي الذنوب والشهوات الضارة، ويكون نبيّاً من الصالحين الذين بلغوا في الصَّلاح ذروته.
Zekeriyya namaz kıldığı yerde Allah'ın huzurunda durup O'na dua ederken melekler ona şöyle seslendi: "Allah sana seni sevindirecek bir müjde veriyor: Allah'tan bir kelimeyi —ki o Meryem oğlu İsa'dır aleyhisselâm— tasdik eden, kavmi içinde şerefli, yüce makam ve mevki sahibi olan, günahlardan ve zararlı şehvetlerden sakınan (hasûr) ve salihliğin zirvesine ulaşmış salihlerden bir peygamber olan Yahya adında bir erkek çocukla müjdeleniyorsun."
447. Metin
قال زكريا فرحًا متعجبًا: ربِّ أنَّى يكون لي غلام مع أن الشيخوخة قد بلغت مني مبلغها، وامرأتي عقيم لا تلد؟ قال: كذلك يفعل الله ما يشاء من الأفعال العجيبة المخالفة للعادة.
Zekeriyya sevinç ve hayretle: "Rabbim! İhtiyarlık bana iyice çökmüşken ve karım da kısırken benim nasıl bir oğlum olabilir?" dedi. [Melek de] dedi ki: "Öyledir, ancak Allah dilediği gibi âdete aykırı harika işler yapar."
448. Metin
قال زكريَّا: رب اجعل لي علامةً أستدلُّ بها على وجود الولد مني; ليحصل لي السرور والاستبشار، قال: علامتك التي طلبتها: ألا تستطيع التحدث إلى الناس ثلاثة أيام إلا بإشارة إليهم، مع أنك سويٌّ صحيح، وفي هذه المدة أكثِرْ من ذكر ربك، وصلِّ له أواخر النهار وأوائله.
Zekeriyya: "Rabbim! Benden bir çocuk olacağına delalet eden, böylece bana sevinç ve müjde verecek bir alamet kıl" dedi. [Allah da] şöyle buyurdu: "İstediğin alamet; sıhhatli ve sağlam olmana rağmen üç gün boyunca insanlarla ancak işaretle konuşabilmendir. Bu süre zarfında Rabbini çokça zikret ve günün sonunda ve başında O'na ibadet et (namaz kıl)."
449. Metin
واذكر -أيها الرسول- حين قالت الملائكة: يا مريم إن الله اختاركِ لطاعته وطهَّركِ من الأخلاق الرذيلة، واختاركِ على نساء العالمين في زمانك.
[Ey Peygamber!] Meleklerin şöyle dediğini hatırla: "Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni Kendisine itaat için seçti, seni kötü ahlaktan arındırdı ve seni kendi zamanındaki bütün âlemlerin kadınlarına üstün kıldı."
450. Metin
يا مريم داومي على الطاعة لربك، وقومي في خشوع وتواضع، واسجدي واركعي مع الراكعين; شكرًا لله على ما أولاكِ من نعمه.
"Ey Meryem! Rabbine itaat etmeye devam et, huşu ve tevazu ile kıyama dur; sana bahşettiği nimetlere şükran olarak secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et."
451. Metin
ذلك الذي قصصناه عليك -أيها الرسول- من أخبار الغيب التي أوحاها الله إليك، إذ لم تكن معهم حين اختلفوا في كفالة مريم أيُّهم أحق بها وأولى، ووقع بينهم الخصام، فأجْرَوْا القرعة بإلقاء أقلامهم، فأصابت زكريا ﵇، ففاز بكفالتها.
[Ey Peygamber!] Sana anlattığımız bu kıssa, Allah'ın sana vahyettiği gayb haberlerindendir. Zira Meryem'in bakımını kimin üstleneceğine, hangisinin buna daha layık ve öncelikli olduğuna dair ihtilaf edip aralarında çekişme çıktığında ve kalemlerini atarak kura çektiklerinde sen onların yanında değildin; kura Zekeriyya'ya aleyhisselâm isabet etti de onun bakımını o üstlendi.
452. Metin
وما كنت -يا نبي الله- هناك حين قالت الملائكة: يا مريم إن الله يُبَشِّرْكِ بولد يكون وجوده بكلمة من الله، أي يقول له: «كن» ، فيكون، اسمه المسيح عيسى ابن مريم، له الجاه العظيم في الدنيا والآخرة، ومن المقربين عند الله يوم القيامة.
Ey Allah'ın Peygamberi! Meleklerin şöyle dediği vakitte de sen orada değildin: "Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni, varlığı Allah'tan bir kelime ile olacak —yani ona 'Ol' diyecek ve o da hemen oluverecektir— adı Meryem oğlu İsa Mesih olan, dünyada da ahirette de pek büyük şeref sahibi ve kıyamet gününde Allah katında yakın kılınmışlardan (mukarrebûn) olacak bir çocukla müjdeliyor."
453. Metin
ويكلم الناس وهو رضيع قبل أوان الكلام، ويدعوهم إلى الله وهو كبير قد اجتمعت قوته وكمل شبابه بما أوحاه الله إليه. وهذا تكليم النبوَّة والدعوة والإرشاد، وهو معدود من أهل الصلاح والفضل في قوله وعمله.
"O, konuşma çağı gelmeden önce beşikte iken insanlarla konuşacak; yetişkin olup gücü kuvveti kemale erdiğinde ve gençliği tamamlandığında da Allah'ın kendisine vahyettikleriyle insanları Allah'a davet edecektir. Bu konuşma, peygamberlik, davet ve irşat konuşmasıdır; o, söz ve fiillerinde salah ve fazilet ehlinden sayılacaktır."
454. Metin
قالت مريم متعجبة من هذا الأمر: أنَّى يكون لي ولد وأنا لست بذات زوج ولا بَغِيٍّ؟ قال لها المَلَك: هذا الذي يحدث لكِ ليس بمستبعد على الإله القادر، الذي يوجِد ما يشاء من العدم، فإذا أراد إيجاد شيء فإنما يقول له: «كُن» فيكون.
Meryem bu duruma hayret ederek: "Benimle hiçbir erkek evlenmemişken ve ben iffetsiz de değilken benim nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. Melek ona dedi ki: "Sana gerçekleşecek olan bu durum, dilediğini yoktan var eden mutlak kudret sahibi İlah için uzak bir şey değildir. O, bir şeyin var olmasını dilediğinde ona sadece 'Ol' der, o da hemen oluverir."
455. Metin
ويعلمه الكتابة، والسداد في القول والفعل، والتوراة التي أوحاها الله إلى موسى ﵇، والإنجيل الذي أنزل الله عليه.
Ona yazmayı, söz ve fiilde isabetli olmayı (hikmeti), Allah'ın Musa'ya aleyhisselâm vahyettiği Tevrat'ı ve kendisine indirdiği İncil'i öğretir.
456. Metin
ويجعله رسولا إلى بني إسرائيل، ويقول لهم: إني قد جئتكم بعلامة من ربكم تدلُّ على أني مرسل من الله، وهي أني أصنع لكم من الطين مثل شكل الطير، فأنفخ فيه فيكون طيرًا حقيقيا بإذن الله، وأَشفي مَن وُلِد أعمى، ومَن به برص، وأُحيي من كان ميتًا بإذن الله، وأخبركم بما تأكلون وتدَّخرون في بيوتكم من طعامكم. إن في هذه الأمور العظيمة التي ليست في قدرة البشر لدليلا على أني نبي الله ورسوله، إن كنتم مصدِّقين حجج الله وآياته، مقرِّين بتوحيده.
Onu İsrailoğullarına bir peygamber kılar ve o onlara şöyle der: "Ben size Rabbinizden, Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğumu gösteren bir mucize ile geldim: Ben size çamurdan kuş suretinde bir şey yaparım, sonra ona üflerim de Allah'ın izniyle gerçek bir kuş oluverir; anadan doğma körü ve alacalıyı (abraş) iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde yediklerinizi ve biriktirdiğiniz yiyecekleri de size haber veririm. Eğer Allah'ın delillerini ve ayetlerini tasdik eden, O'nun birliğini kabul eden kimseler iseniz, insanların gücünün yetmeyeceği bu büyük işlerde şüphesiz benim Allah'ın peygamberi ve elçisi olduğuma kesin bir delil vardır."
457. Metin
وجئتكم مصدقًا بما في التوراة، ولأحلَّ لكم بوحي من الله بعض ما حرَّمه الله عليكم تخفيفًا من الله ورحمة، وجئتكم بحجة من ربكم على صدق ما أقول لكم، فاتقوا الله ولا تخالفوا أمره، وأطيعوني فيما أبلغكم به عن الله.
"Benden önceki Tevrat'ı tasdik edici olarak ve Allah'tan bir hafifletme ve rahmet olmak üzere, O'nun vahyiyle size haram kılınan şeylerin bir kısmını helal kılmak için geldim. Size söylediklerimin doğruluğuna dair Rabbinizden kesin bir delil getirdim. Artık Allah'tan sakının, O'nun emrine aykırı davranmayın ve Allah'tan size tebliğ ettiklerimde bana itaat edin."
458. Metin
إن الله الذي أدعوكم إليه هو وحده ربي وربكم فاعبدوه، فأنا وأنتم سواء في العبودية والخضوع له، وهذا هو الطريق الذي لا اعوجاج فيه.
Şüphesiz sizi kendisine davet ettiğim Allah, yalnızca O benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; öyleyse O'na kulluk edin. Ben ve siz, O'na kulluk ve boyun eğmede eşitiz. İşte bu, içinde hiçbir eğrilik olmayan dosdoğru yoldur.
459. Metin
فلما استشعر عيسى منهم التصميم على الكفر نادى في أصحابه الخُلَّص: مَن يكون معي في نصرة دين الله؟ قال أصفياء عيسى: نحن أنصار دين الله والداعون إليه، صدَّقنا بالله واتبعناك، واشهد أنت يا عيسى بأنا مستسلمون لله بالتوحيد والطاعة.
İsa onlardan küfürdeki kararlılığı hissedince, samimi dostlarına şöyle seslendi: "Allah'ın dinine yardım etmede kim benimle beraber olacak?" İsa'nın seçkin havarileri dediler ki: "Biz Allah'ın dininin yardımcıları ve O'na davet edenleriz; Allah'a iman ettik ve sana tabi olduk. Sen de şahit ol ki ey İsa, biz tevhid ve itaat ile Allah'a teslim olmuş kimseleriz."
460. Metin
ربنا صدَّقنا بما أنزلت من الإنجيل، واتبعنا رسولك عيسى ﵇، فاجعلنا ممن شهدوا لك بالوحدانية ولأنبيائك بالرسالة، وهم أمة محمد ﷺ الذين يشهدون للرسل بأنهم بلَّغوا أممهم.
"Rabbimiz! İndirdiğin İncil'e iman ettik ve elçin İsa'ya aleyhisselâm tabi olduk; bizi Senin birliğine, peygamberlerinin de elçiliğine şahitlik edenlerle beraber kıl!" —ki onlar, peygamberlerin ümmetlerine tebliğde bulunduklarına şahitlik edecek olan Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem ümmetidir.
461. Metin
ومكر الذين كفروا من بني إسرائيل بعيسى ﵇، بأن وكَّلوا به من يقتله غِيْلة، فألقى الله شَبَه عيسى على رجل دلَّهم عليه فأمسكوا به، وقتلوه وصلبوه ظناً منهم أنه عيسى ﵇، والله خير الماكرين. وفي هذا إثبات صفة المكر لله -تعالى- على ما يليق بجلاله وكماله; لأنه مكر بحق، وفي مقابلة مكر الماكرين.
İsrailoğullarından inkâr edenler, İsa'yı aleyhisselâm gizlice öldürmesi için birini görevlendirerek tuzak kurdular. Bunun üzerine Allah, İsa'nın benzerliğini onlara İsa'nın yerini gösteren adamın üzerine attı; onlar da onu yakalayıp İsa aleyhisselâm olduğunu zannederek öldürdüler ve astılar. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır. Bunda, celaline ve kemaline layık bir şekilde Yüce Allah için mekir (tuzak bozan karşılık) sıfatının ispatı vardır; zira bu hak bir tuzaktır ve tuzak kuranların tuzağına karşılıktır.
462. Metin
ومكر الله بهم حين قال الله لعيسى: إني قابضك من الأرض من غير أن ينالك سوء، ورافعك إليَّ ببدنك وروحك، ومخلصك من الذين كفروا بك، وجاعل الذين اتبعوك -أي على دينك وما جئت به عن الله من الدين والبشارة بمحمد ﷺ وآمَنوا بمحمد ﷺ، بعد بعثته، والتزموا شريعته- ظاهرين على الذين جحدوا نبوتك إلى يوم القيامة، ثم إليّ مصيركم جميعًا يوم الحساب، فأفصِل بينكم فيما كنتم فيه تختلفون من أمر عيسى ﵇.
Allah İsa'ya şöyle dediğinde onlara tuzak kurmuştu: "Sana hiçbir kötülük erişmeksizin seni yeryüzünden kabzedecek, beden ve ruhunla Kendi katıma yükseltecek, seni inkâr edenlerden kurtaracak ve sana tabi olanları —yani senin dinin ve Allah'tan getirdiğin din ile Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem müjdesi üzere olan, o peygamber olarak gönderildikten sonra Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem iman edip şeriatına bağlananları— kıyamet gününe kadar senin peygamberliğini inkâr edenlere üstün kılacağım. Sonra hesap gününde hepinizin dönüşü banadır; İsa aleyhisselâm konusunda ihtilaf edip durduğunuz hususlarda aranızda hükmü Ben vereceğim."
463. Metin
فأمَّا الذين كفروا بالمسيح من اليهود أو غَلَوا فيه من النصارى، فأعذبهم عذابًا شديدًا في الدنيا: بالقتل وسلْبِ الأموال وإزالة الملك، وفي الآخرة بالنار، وما لهم مِن ناصر ينصرهم ويدفع عنهم عذاب الله.
Yahudilerden Mesih'i inkâr edenlere veya Hristiyanlardan onun hakkında aşırı gidenlere gelince; onlara dünyada öldürülme, mallarının ellerinden alınması ve hükümranlıklarının yok edilmesiyle, ahirette de ateşle şiddetli bir şekilde azap edeceğim. Onlara yardım edecek ve Allah'ın azabını kendilerinden savacak hiçbir yardımcı da olmayacaktır.
464. Metin
وأما الذين آمنوا بالله ورسله وعملوا الأعمال الصالحة، فيعطيهم الله ثواب أعمالهم كاملا غير منقوص. والله لا يحب الظالمين بالشرك والكفر.
Allah'a ve peygamberlerine iman edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların amellerinin mükâfatını eksiksiz ve tam olarak verecektir. Allah, şirk ve küfürle zulmedenleri sevmez.
465. Metin
ذلك الذي نقصُّه عليك في شأن عيسى، من الدلائل الواضحة على صحة رسالتك، وصحة القرآن الحكيم الذي يفصل بين الحق والباطل، فلا شك فيه ولا امتراء.
İsa hakkında sana anlattığımız bu hususlar; senin peygamberliğinin doğruluğuna ve hak ile batılı birbirinden ayıran hikmet dolu Kur'an'ın sıhhatine dair apaçık delillerdendir; onda hiçbir şüphe ve tereddüt yoktur.
466. Metin
إنَّ خَلْقَ الله لعيسى من غير أب مثَلُه كمثل خلق الله لآدم من غير أب ولا أم، إذ خلقه من تراب الأرض، ثم قال له: «كن بشرًا» فكان. فدعوى إلهية عيسى لكونه خلق من غير أب دعوى باطلة; فآدم ﵇ خلق من غير أب ولا أم، واتفق الجميع على أنه عَبْد من عباد الله.
Şüphesiz Allah'ın İsa'yı babasız yaratmasının misali, Allah'ın Âdem'i ne bir baba ne de bir anne olmadan yaratmasının misali gibidir; zira onu yerin toprağından yarattı, sonra ona "Bir insan ol" dedi, o da hemen oluverdi. Dolayısıyla İsa'nın babasız yaratılmış olmasından ötürü ilah olduğunu iddia etmek batıl bir iddiadır; çünkü Âdem aleyhisselâm da anne ve babasız yaratılmıştır ve herkes onun Allah'ın kullarından bir kul olduğu hususunda ittifak etmiştir.
467. Metin
الحق الذي لا شك فيه في أمر عيسى هو الذي جاءك -أيها الرسول- من ربك، فدم على يقينك، وعلى ما أنت عليه من ترك الافتراء، ولا تكن من الشاكِّين، وفي هذا تثبيت وطمأنة لرسول الله ﷺ.
İsa konusunda şüphe götürmeyen hakikat, [ey Elçi], Rabbinden sana gelendir. Sen kesin inancını ve iftiradan uzak durduğun mevcut halini sürdür, sakın şüpheye düşenlerden olma! Bunda Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem için bir pekiştirme ve gönül yatışması vardır.
468. Metin
فمَن جادلك -أيها الرسول- في المسيح عيسى ابن مريم من بعد ما جاءك من العلم في أمر عيسى ﵇، فقل لهم: تعالوا نُحْضِر أبناءنا وأبناءكم، ونساءنا ونساءكم، وأنفسنا وأنفسكم، ثم نتجه إلى الله بالدعاء أن يُنزل عقوبته ولعنته على الكاذبين في قولهم، المصرِّين على عنادهم.
Sana İsa aleyhisselâm hakkındaki ilim geldikten sonra, Meryem oğlu İsa Mesih konusunda seninle tartışana, [ey Elçi], de ki: "Gelin, çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra sözlerinde yalancı olan ve inatlarında ısrar edenlerin üzerine Allah'ın azabını ve lanetini indirmesi için O'na içtenlikle dua edelim."
469. Metin
إن هذا الذي أنبأتك به -أيها الرسول- من أمر عيسى لهو النبأ الحق الذي لا شك فيه، وما من معبود يستحق العبادة إلا الله وحده، وإن الله لهو العزيز في ملكه، الحكيم في تدبيره وفعله.
[Ey Elçi], İsa hakkında sana haber verdiğim bu hususlar, şüphe götürmeyen gerçek haberdir. İbadet edilmeye hak kazanan hiçbir mabut yoktur, ancak tek başına Allah vardır. Şüphesiz Allah, mülkünde mutlak galip (Azîz), tedbir ve fiilinde hikmet sahibidir (Hakîm).
470. Metin
فإن أعرضوا عن تصديقك واتباعك فهم المفسدون، والله عليم بهم، وسيجازيهم على ذلك.
Eğer seni tasdik etmekten ve sana tabi olmaktan yüz çevirirlerse, işte bozguncular onlardır. Allah onları hakkıyla bilendir ve bunun karşılığını onlara verecektir.
471. Metin
قل -أيها الرسول- لأهل الكتاب من اليهود والنصارى: تعالَوْا إلى كلمة عدل وحق نلتزم بها جميعًا: وهي أن نَخُص الله وحده بالعبادة، ولا نتخذ أي شريك معه، من وثن أو صنم أو صليب أو طاغوت أو غير ذلك، ولا يدين بعضنا لبعض بالطاعة من دون الله. فإن أعرضوا عن هذه الدعوة الطيبة فقولوا لهم -أيها المؤمنون-: اشهدوا علينا بأنا مسلمون منقادون لربنا بالعبودية والإخلاص. والدعوة إلى كلمة سواء، كما تُوجَّه إلى اليهود والنصارى، توجَّه إلى من جرى مجراهم.
[Ey Elçi], Yahudi ve Hristiyanlardan oluşan Ehl-i Kitab'a de ki: "Hepimizin bağlanacağı adalet ve hak olan bir kelimeye gelin: Yalnızca Allah'a ibadet edelim; put, heykel, haç, tağut veya başka herhangi bir şeyi O'na ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp da birbirimizi rabler edinerek itaat etmeyelim." Eğer bu güzel davetten yüz çevirirlerse [ey müminler], onlara deyin ki: "Bizim kulluk ve ihlas ile Rabbimize teslim olmuş Müslümanlar olduğumuza şahit olun!" Ortak bir kelimeye davet, Yahudi ve Hristiyanlara yöneltildiği gibi, onların yolundan gidenlere de yöneltilir.
472. Metin
يا أصحاب الكتب المنزلة من اليهود والنصارى، كيف يجادل كل منكم في أن إبراهيم ﵇ كان على ملَّته، وما أُنزلت التوراة والإنجيل إلا من بعده؟ أفلا تفقهون خطأ قولكم: إن إبراهيم كان يهودياً أو نصرانياً، وقد علمتم أن اليهودية والنصرانية حدثت بعد وفاته بحين؟
Ey Yahudi ve Hristiyanlardan kendilerine kitap indirilenler! İbrahim aleyhisselâm hakkında Tevrat ve İncil ancak ondan sonra indirilmişken, her biriniz nasıl olur da onun kendi dininde olduğunu iddia ederek tartışırsınız? Yahudilik ve Hristiyanlığın onun vefatından bir süre sonra ortaya çıktığını bildiğiniz halde, "İbrahim bir Yahudi veya Hristiyandı" şeklindeki sözünüzün yanlışlığını kavramıyor musunuz?
473. Metin
ها أنتم يا هؤلاء جادلتم رسول الله محمدًا ﷺ فيما لكم به علم مِن أمر دينكم، مما تعتقدون صحته في كتبكم، فلِمَ تجادلون فيما ليس لكم به علم من أمر إبراهيم؟ والله يعلم الأمور على خفائها، وأنتم لا تعلمون.
İşte siz ey kimseler! Kitaplarınızda doğruluğuna inandığınız dininize dair bilginiz olan konularda Resulullah Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ile tartıştınız. Peki, İbrahim konusunda hiçbir bilginiz olmayan şeyde niçin tartışıyorsunuz? Oysa Allah işleri bütün gizlilikleriyle bilir, siz ise bilmezsiniz.
474. Metin
ما كان إبراهيم يهودياً ولا نصرانياً، فلم تكن اليهودية ولا النصرانية إلا من بعده، ولكن كان متبعًا لأمر الله وطاعته، مستسلمًا لربه، وما كان من المشركين.
İbrahim ne bir Yahudi ne de bir Hristiyandı; zira Yahudilik ve Hristiyanlık ancak ondan sonra ortaya çıkmıştır. Fakat o, Allah'ın emrine ve itaatine tabi olan, Rabbine teslim olmuş bir hanifti ve müşriklerden de değildi.
475. Metin
إنَّ أحق الناس بإبراهيم وأخصهم به، الذين آمنوا به وصدقوا برسالته واتبعوه على دينه، وهذا النبي محمد ﷺ والذين آمنوا به. والله وليُّ المؤمنين به المتبعين شرعه.
Şüphesiz insanların İbrahim'e en layık ve ona en yakın olanları; ona inanıp peygamberliğini tasdik eden ve onun dini üzere ona tabi olanlar, şu Peygamber Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ve ona iman edenlerdir. Allah, Kendisine iman edip şeriatına tabi olan müminlerin velisidir (dostu ve yardımcısıdır).
476. Metin
تمنَّت جماعة من اليهود والنصارى لو يضلونكم -أيها المسلمون- عن الإسلام، وما يضلون إلا أنفسهم وأتباعهم، وما يدرون ذلك ولا يعلمونه.
Yahudi ve Hristiyanlardan bir grup, [ey Müslümanlar], sizi İslam'dan saptırmayı çok arzu etti. Oysa onlar sadece kendilerini ve kendilerine uyanları saptırırlar da bunun farkında olmazlar ve bilmezler.
477. Metin
يا أهل التوراة والإنجيل لم تجحدون آيات الله التي أنزلها على رسله في كتبهم، وفيها أن محمدًا ﷺ هو الرسول المنتظر، وأن ما جاءكم به هو الحق، وأنتم تشهدون بذلك؟ ولكنكم تنكرونه.
Ey Tevrat ve İncil ehli! Kitaplarında Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem beklenen elçi olduğuna ve size getirdiğinin hak olduğuna dair peygamberlerine indirdiği Allah'ın ayetlerini, bizzat buna şahit olduğunuz halde niçin inkâr ediyorsunuz? Oysa siz bunu bile bile reddediyorsunuz.
478. Metin
يا أهل التوراة والإنجيل لِمَ تخلطون الحق في كتبكم بما حرفتموه وكتبتموه من الباطل بأيديكم، وتُخْفون ما فيهما من صفة محمد ﷺ، وأن دينه هو الحق، وأنتم تعلمون ذلك؟
Ey Tevrat ve İncil ehli! Niçin kitaplarınızdaki hakkı kendi ellerinizle tahrif edip yazdığınız batılla karıştırıyor ve Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem o iki kitaptaki sıfatını ve dininin hak olduğunu bildiğiniz halde gizliyorsunuz?
479. Metin
وقالت جماعة من أهل الكتاب من اليهود: صدِّقوا بالذي أُنزل على الذين آمنوا أول النهار واكفروا آخره; لعلهم يتشككون في دينهم، ويرجعون عنه.
Ehl-i Kitab'ın Yahudilerinden bir grup şöyle dedi: "İman edenlere indirilene günün başında inanın, günün sonunda ise onu inkâr edin; belki onlar da dinleri hakkında şüpheye düşer ve ondan dönerler."
480. Metin
ولا تصدِّقوا تصديقًا صحيحًا إلا لمَن تبع دينكم فكان يهودياً، قل لهم -أيها الرسول-: إن الهدى والتوفيق هدى الله وتوفيقه للإيمان الصحيح. وقالوا: لا تظهروا ما عندكم من العلم للمسلمين فيتعلمون منكم فيساووكم في العلم به، وتكون لهم الأفضلية عليكم، أو أن يتخذوه حجة عند ربكم يغلبونكم بها. قل لهم -أيها الرسول-: إن الفضل والعطاء والأمور كلها بيد الله وتحت تصرفه، يؤتيها من يشاء ممن آمن به وبرسوله. والله واسع عليم، يَسَعُ بعلمه وعطائه جميع مخلوقاته، ممن يستحق فضله ونعمه.
"Ve sizin dininize tabi olup Yahudi olandan başkasına hakiki manada inanmayın." [Ey Elçi], onlara de ki: "Şüphesiz hidayet ve muvaffakiyet, Allah'ın hidayeti ve doğru imana muvaffak kılmasıdır." Onlar [şöyle de] dediler: "Elinizdeki ilmi Müslümanlara açıklamayın ki sizden öğrenip bu ilimde size eşit olmasınlar, size karşı bir üstünlükleri bulunmasın yahut bunu Rabbinizin katında sizi alt edecekleri bir delil olarak kullanmasınlar." [Ey Elçi], onlara de ki: "Lütuf, ihsan ve bütün işler Allah'ın elindedir ve O'nun tasarrufundadır; onu Kendisine ve Elçisine iman edenlerden dilediğine verir. Allah Vâsi'dir (lütfu geniştir), Alîm'dir (her şeyi bilendir); ilmi ve ihsanı, fazlına ve nimetlerine layık olan bütün mahlukatını kuşatır."
481. Metin
إن الله يختص مِن خلقه مَن يشاء بالنبوة والهداية إلى أكمل الشرائع، والله ذو الإحسان والعطاء الكثير الواسع.
Şüphesiz Allah, peygamberlikle ve en kâmil şeriatlara hidayet etmekle mahlukatından dilediğini özel kılar. Allah, pek çok ve geniş ihsan ve lütuf sahibidir.
482. Metin
ومن أهل الكتاب من اليهود مَن إنْ تأمنه على كثير من المال يؤدِّه إليك من غير خيانة، ومنهم مَن إنْ تأمنه على دينار واحد لا يؤدِّه اليك، إلا إذا بذلت غاية الجهد في مطالبته. وسبب ذلك عقيدة فاسدة تجعلهم يستحلُّون أموال العرب بالباطل، ويقولون: ليس علينا في أكل أموالهم إثم ولا حرج; لأن الله أحلَّها لنا. وهذا كذب على الله، يقولونه بألسنتهم، وهم يعلمون أنهم كاذبون.
Ehl-i Kitab'ın Yahudilerinden öylesi vardır ki, ona çok miktarda mal emanet etsen, hiçbir hıyanet etmeksizin onu sana geri öder. Onlardan öylesi de vardır ki, ona tek bir dinar emanet etsen, başında dikilip ısrarla istemedikçe onu sana geri vermez. Bunun sebebi; Arapların mallarını haksız yere yemeyi kendilerine helal kılan ve "Onların mallarını yemede bize hiçbir günah ve sorumluluk yoktur; çünkü Allah onları bize helal kılmıştır" dedirten bozuk inançlarıdır. Bu, dilleriyle söyledikleri Allah'a karşı bir yalandır ve onlar yalancı olduklarını bilmektedirler.
483. Metin
ليس الأمر كما زعم هؤلاء الكاذبون، فإن المتقي حقاً هو من أوفى بما عاهد الله عليه من أداء الأمانة والإيمان به وبرسله والتزم هديه وشرعه، وخاف الله ﷿ فامتثل أمره وانتهى عما نهى عنه. والله يحب المتقين الذين يتقون الشرك والمعاصي.
İş bu yalancıların iddia ettiği gibi değildir! Bilakis gerçek takva sahibi; emaneti yerine getirme, Allah'a ve elçilerine iman etme hususunda Allah'a verdiği ahdi yerine getiren, O'nun hidayet ve şeriatına bağlanan, Azîz ve Celîl olan Allah'tan korkarak emrine uyan ve yasakladıklarından kaçınan kimsedir. Şüphesiz Allah, şirkten ve günahlardan sakınan takva sahiplerini sever.
484. Metin
إن الذين يستبدلون بعهد الله ووصيته التي أوصى بها في الكتب التي أنزلها على أنبيانهم، عوضًا وبدلا خسيسًا من عرض الدنيا وحطامها، أولئك لا نصيب لهم من الثواب في الآخرة، ولا يكلمهم الله بما يسرهم، ولا ينظر إليهم يوم القيامة بعين الرحمة، ولا يطهرهم من دنس الذنوب والكفر، ولهم عذاب موجع.
Peygamberlerine indirdiği kitaplarda tavsiye ettiği Allah'ın ahdini ve vasiyetini dünyanın geçici menfaati ve değersiz metaı karşılığında satanlar var ya; işte onların ahirette sevaptan hiçbir nasipleri yoktur. Allah onlarla kendilerini sevindirecek bir sözle konuşmaz, kıyamet gününde onlara rahmet nazarıyla bakmaz, onları günahların ve küfrün kirinden arındırmaz; onlar için can yakıcı bir azap vardır.
485. Metin
وإن مِن اليهود لَجماعةً يحرفون الكلام عن مواضعه، ويبدلون كلام الله; ليوهموا غيرهم أن هذا من الكلام المنزل، وهو التوراة، وما هو منها في شيء، ويقولون: هذا من عند الله أوحاه الله إلى نبيه موسى، وما هو من عند الله، وهم لأجل دنياهم يقولون على الله الكذب وهم يعلمون أنهم كاذبون.
Şüphesiz Yahudilerden öyle bir grup vardır ki, başkalarına bunun indirilmiş sözden —yani Tevrat'tan— olduğunu zannettirmek için kelimeleri yerlerinden kaydırıp Allah'ın sözünü değiştirirler; oysa o asla Tevrat'tan değildir. Ve "Bu Allah katındandır, Allah bunu peygamberi Musa'ya vahyetmiştir" derler; oysa o Allah katından değildir. Onlar dünyalıkları uğruna bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.
486. Metin
ما ينبغي لأحد من البشر أن يُنزِّل الله عليه كتابه ويجعله حكمًا بين خلقه ويختاره نبياً، ثم يقول للناس: اعبدوني من دون الله، ولكن يقول: كونوا حكماء فقهاء علماء بما كنتم تُعَلِّمونه غيركم من وحي الله تعالى، وبما تدرسونه منه حفظًا وعلمًا وفقهًا.
İnsanlardan hiçbir kimseye yakışmaz ki, Allah ona Kitab'ı indirsin, onu kulları arasında bir hakem kılsın ve peygamber seçsin de, sonra o insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kul olun" desin. Aksine o şöyle der: "Yüce Allah'ın vahyinden başkalarına öğrettiğiniz ve ezber, ilim ve derin anlayış ile ders alıp okuduğunuz şeyler sebebiyle hikmet ve ilim sahibi rabbanî âlimler olun!"
487. Metin
وما كان لأحد منهم أن يأمركم باتخاذ الملائكة والنبيين أربابًا تعبدونهم من دون الله. أَيُعْقَلُ -أيها الناس- أن يأمركم بالكفر بالله بعد انقيادكم لأمره؟
Onlardan hiçbirinin size melekleri ve peygamberleri Allah'ı bırakıp kendilerine tapacağınız rabler edinmenizi emretmesi de mümkün değildir. [Ey insanlar], siz O'nun emrine boyun eğip teslim olduktan sonra, size Allah'ı inkâr etmeyi emretmesi hiç akla sığar mı?
488. Metin
واذكر -أيها الرسول- إذ أخذ الله سبحانه العهد المؤكد على جميع الأنبياء: لَئِنْ آتيتكم من كتاب وحكمة، ثم جاءكم رسول من عندي، مصدق لما معكم لتؤمنن به ولتنصرنَّه. فهل أقررتم واعترفتم بذلك وأخذتم على ذلك عهدي الموثق؟ قالوا: أقررنا بذلك، قال: فليشهدْ بعضكم على بعض، واشهدوا على أممكم بذلك، وأنا معكم من الشاهدين عليكم وعليهم. وفي هذا أن الله أخذ الميثاق على كل نبي أن يؤمن بمحمد ﷺ، وأخذ الميثاق على أمم الأنبياء بذلك.
[Ey Elçi], hani Sübhan olan Allah bütün peygamberlerden şu kesin sözü almıştı: "Andolsun ki size kitap ve hikmet verdikten sonra, yanınızdakini tasdik eden bir elçi katımdan size geldiğinde, ona kesinlikle iman edecek ve ona mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu ikrar edip kabul ettiniz ve bu hususta Benim bağlayıcı ahdimi aldınız mı?" Onlar: "Bunu ikrar ettik" dediler. Allah buyurdu ki: "Öyleyse birbirinize şahit olun, ümmetlerinize karşı da buna şahitlik edin; Ben de sizinle beraber size ve onlara şahitlik edenlerdenim." Bunda, Allah'ın her peygamberden Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem iman etmesi hususunda kesin söz aldığı ve peygamberlerin ümmetlerinden de bu hususta kesin söz aldığı bildirilmektedir.
489. Metin
فمن أعرض عن دعوة الإسلام بعد هذا البيان وهذا العهد الذي أخذه الله على أنبيائه، فأولئك هم الخارجون عن دين الله وطاعة ربهم.
Bu apaçık açıklamadan ve Allah'ın peygamberlerinden aldığı bu sözden sonra kim İslam davetinden yüz çevirirse, işte onlar Allah'ın dininden ve Rablerinin itaatinden çıkanların ta kendileridir.
490. Metin
أيريد هؤلاء الفاسقون من أهل الكتاب غير دين الله -وهو الإسلام الذي بعث الله به محمدا ﷺ، مع أن كل مَن في السموات والأرض استسلم وانقاد وخضع لله طواعية -كالمؤمنين- ورغمًا عنهم عند الشدائد، حين لا ينفعهم ذلك وهم الكفار، كما خضع له سائر الكائنات، وإليه يُرجَعون يوم المعاد، فيجازي كلا بعمله. وهذا تحذير من الله تعالى لخلقه أن يرجع إليه أحد منهم على غير ملة الإسلام.
Göklerde ve yerde olan herkes —müminler gibi— isteyerek yahut kâfirler gibi fayda vermeyeceği zor anlarda istemeyerek teslim olmuş, boyun eğmiş ve Allah'a itaat etmişken ve diğer bütün varlıklar O'na boyun bükmüşken, Ehl-i Kitab'ın bu fasıkları Allah'ın dininden —ki o da Allah'ın Muhammed'i sallallâhu aleyhi ve sellem ile gönderdiği İslam'dır— başkasını mı arıyorlar? Oysa dönüş gününde O'na döndürülecekler ve O da herkese ameline göre karşılık verecektir. Bu, Yüce Allah'tan mahlukatına, hiçbirinin Kendisine İslam dininden başka bir din üzere dönmemesi hususunda bir uyarıdır.
491. Metin
قل لهم -أيها الرسول-: صدَّقنا بالله وأطعنا، فلا رب لنا غيره، ولا معبود لنا سواه، وآمنَّا بالوحي الذي أنزله الله علينا، والذي أنزله على إبراهيم خليل الله، وابنيه إسماعيل وإسحاق، وابن ابنه يعقوب بن إسحاق، والذي أنزله على الأسباط -وهم الأنبياء الذين كانوا في قبائل بني إسرائيل الاثنتي عشرة مِن ولد يعقوب- وما أوتي موسى وعيسى من التوراة والإنجيل، وما أنزله الله على أنبيائه، نؤمن بذلك كله، ولا نفرق بين أحد منهم، ونحن لله وحده منقادون بالطاعة، مُقِرُّون له بالربوبية والألوهية والعبادة.
[Ey Elçi], onlara de ki: "Allah'a iman ettik ve itaat ettik; bizim O'ndan başka Rabbimiz, O'ndan gayrı mabudumuz yoktur. Allah'ın bize indirdiği vahye, Allah'ın dostu İbrahim'e, iki oğlu İsmail ve İshak'a, torunu İshak oğlu Yakub'a indirdiğine, Esbât'a —ki onlar Yakub'un soyundan gelen İsrailoğullarının on iki kabilesindeki peygamberlerdir— indirilenlere, Musa'ya ve İsa'ya verilen Tevrat ve İncil'e ve Allah'ın peygamberlerine indirdiklerine iman ettik. Bunların hiçbirinin arasında ayrım yapmayız. Biz yalnızca Allah'a itaatle boyun eğen, O'nun Rabliğini, İlahlığını ve ibadete layık olduğunu ikrar eden kimseleriz."
492. Metin
ومن يطلب دينًا غير دين الإسلام الذي هو الاستسلام لله بالتوحيد والانقياد له بالطاعة، والعبودية، ولرسوله النبي الخاتم محمد ﷺ بالإيمان به وبمتابعته ومحبته ظاهرًا وباطنًا، فلن يُقبل منه ذلك، وهو في الآخرة من الخاسرين الذين بخسوا أنفسهم حظوظها.
Kim tevhid ile Allah'a teslim olmak, itaat ve kulluk ile O'na boyun eğmek ve son peygamber Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem iman etmek, zahiren ve batınen ona tabi olup onu sevmek demek olan İslam dininden başka bir din ararsa, bu ondan asla kabul edilmeyecektir. O, ahirette de kendilerini nasiplerinden mahrum bırakan hüsrana uğramışlardan olacaktır.
493. Metin
كيف يوفق الله للإيمان به وبرسوله قومًا جحدوا نبوة محمد ﷺ بعد إيمانهم به، وشهدوا أن محمدًا ﷺ حق وما جاء به هو الحق، وجاءهم الحجج من عند الله والدلائل بصحة ذلك؟ والله لا يوفق للحق والصواب الجماعة الظلمة، وهم الذين عدلوا عن الحق إلى الباطل، فاختاروا الكفر على الإيمان.
Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem iman ettikten, Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem hak ve getirdiğinin de gerçek olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine bunun doğruluğuna dair Allah katından kesin deliller geldikten sonra onun peygamberliğini inkâr eden bir topluluğu Allah nasıl hidayete erdirir? Allah haktan batıla sapıp küfrü imana tercih eden o zalimler topluluğunu hakka ve doğruya muvaffak kılmaz.
494. Metin
أولئك الظالمون جزاؤهم أنَّ عليهم لعنة الله والملائكة والناسِ أجمعين، فهم مطرودون من رحمة الله.
İşte o zalimlerin cezası; Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin onların üzerine olmasıdır. Onlar Allah'ın rahmetinden kovulmuşlardır.
495. Metin
ماكثين في النار، لا يُرفع عنهم العذاب قليلا ليستريحوا، ولا يُؤخر عنهم لمعذرة يعتذرون بها.
Ateşte kalacaklardır; dinlenmeleri için azap kendilerinden bir an olsun hafifletilmeyecek ve ileri sürecekleri bir mazeret sebebiyle de ertelenmeyecektir.
496. Metin
إلا الذين رجعوا إلى ربهم بالتوبة النصوح من بعد كفرهم وظلمهم، وأصلحوا ما أفسدوه بتوبتهم فإن الله يقبلها، فهو غفور لذنوب عباده، رحيم بهم.
Ancak inkâr ve zulümlerinden sonra nasuh bir tövbe ile Rablerine dönen ve tövbeleriyle bozdukları şeyleri ıslah edenler müstesnadır. Şüphesiz Allah onların tövbesini kabul eder; zira O, kullarının günahlarını çok bağışlayandır, onlara çok merhamet edendir.
497. Metin
إن الذين كفروا بعد إيمانهم واستمروا على الكفر إلى الممات لن تُقبل لهم توبة عند حضور الموت، وأولئك هم الذين ضلُّوا السبيل، فأخطَؤُوا منهجه.
Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden ve ölümlerine kadar küfürde ısrar eden kimselerin ölüm anında tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar doğru yoldan sapan ve onun metodunu şaşıranların ta kendileridir.
498. Metin
إن الذين جحدوا نبوة محمد ﷺ، وماتوا على الكفر بالله ورسوله، فلن يُقبل من أحدهم يوم القيامة ملء الأرض ذهبًا; ليفتدي به نفسه من عذاب الله، ولو افتدى به نفسه فِعْلا. أولئك لهم عذاب موجع، وما لهم من أحد ينقذهم من عذاب الله.
Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem peygamberliğini inkâr edip Allah'a ve elçisine küfür üzere ölenlerin hiçbirinden, kendisini Allah'ın azabından kurtarmak için yeryüzü dolusu altın fidye verse dahi kıyamet gününde asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar için can yakıcı bir azap vardır ve kendilerini Allah'ın azabından kurtaracak hiç kimseleri de yoktur.
499. Metin
لن تدركوا الجنة حتى تتصدقوا مما تحبون، وأي شيء تتصدقوا به مهما كان قليلا أو كثيرًا فإن الله به عليم، وسيجازي كل منفق بحسب عمله.
Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe cennete asla erişemezsiniz. Az veya çok her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilir ve infak eden herkese ameline göre karşılığını verecektir.
500. Metin
كل الأطعمة الطيِّبة كانت حلالا لأبناء يعقوب ﵇ إلا ما حرَّم يعقوب على نفسه لمرض نزل به، وذلك مِن قبل أن تُنَزَّل التوراة. فلما نُزِّلت التوراة حرَّم الله على بني إسرائيل بعض الأطعمة التي كانت حلالا لهم; وذلك لظلمهم وبغيهم. قل لهم -أيها الرسول-: هاتوا التوراة، واقرؤوا ما فيها إن كنتم محقين في دعواكم أن الله أنزل فيها تحريم ما حرَّمه يعقوب على نفسه، حتى تعلموا صدق ما جاء في القرآن من أن الله لم يحرم على بني إسرائيل شيئًا من قبل نزول التوراة، إلا ما حرَّمه يعقوب على نفسه.
Tevrat indirilmeden önce, Yakub'un aleyhisselâm başına gelen bir hastalık sebebiyle kendi nefsine haram kıldığı şeyler müstesna, bütün temiz yiyecekler Yakub'un aleyhisselâm oğullarına helaldi. Tevrat indirildiğinde ise Allah, zulümleri ve taşkınlıkları sebebiyle daha önce kendilerine helal olan bazı yiyecekleri İsrailoğullarına haram kıldı. [Ey Elçi], onlara de ki: "Eğer Yakub'un kendi nefsine haram kıldığı şeyin haramlığını Allah'ın Tevrat'ta indirdiği iddianızda haklı iseniz, Tevrat'ı getirin de içindekileri okuyun!" Böylece Tevrat'ın indirilişinden önce Yakub'un kendi nefsine haram kıldığından başka Allah'ın İsrailoğullarına hiçbir şeyi haram kılmadığı hususunda Kur'an'da gelenlerin doğruluğunu öğrenmiş olursunuz.
501. Metin
فمَن كذب على الله من بعد قراءة التوراة ووضوح الحقيقة، فأولئك هم الظالمون القائلون على الله بالباطل.
Tevrat'ın okunup gerçeğin apaçık ortaya çıkmasından sonra kim Allah'a karşı yalan uydurursa, işte onlar Allah hakkında batıl söz söyleyen zalimlerin ta kendileridir.
502. Metin
قل لهم -أيها الرسول- صَدَق الله فيما أخبر به وفيما شرعه. فإن كنتم صادقين في محبتكم وانتسابكم لخليل الله إبراهيم ﵇ فاتبعوا ملَّته التي شرعها الله على لسان محمد ﷺ، فإنها الحق الذي لا شك فيه. وما كان إبراهيم ﵇ من المشركين بالله في توحيده وعبادته أحدًا.
[Ey Elçi], onlara de ki: "Allah, haber verdiği ve hükme bağladığı şeylerde doğru söylemiştir. Eğer Allah'ın dostu İbrahim'e aleyhisselâm olan sevginizde ve ona mensubiyetinizde samimi iseniz, Allah'ın Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem diliyle teşri kıldığı onun dinine tabi olun; zira o, şüphe götürmeyen haktır. İbrahim aleyhisselâm, tevhidinde ve ibadetinde Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşan müşriklerden değildi."
503. Metin
إن أول بيت بُني لعبادة الله في الأرض لهو بيت الله الحرام الذي في «مكة» ، وهذا البيت مبارك تضاعف فيه الحسنات، وتتنزل فيه الرحمات، وفي استقباله في الصلاة، وقصده لأداء الحج والعمرة، صلاح وهداية للناس أجمعين.
Yeryüzünde Allah'a ibadet edilmek üzere inşa edilen ilk ev, şüphesiz Mekke'deki Beytullah'tır (Mescid-i Haram). Bu ev mübarektir; onda iyilikler kat kat artırılır, rahmetler iner. Namazda ona yönelmekte, hac ve umre yapmak için onu kastetmekte bütün insanlar için salah ve hidayet vardır.
504. Metin
في هذا البيت دلالات ظاهرات أنه من بناء إبراهيم، وأن الله عظَّمه وشرَّفه، منها: مقام إبراهيم ﵇، وهو الحَجَر الذي كان يقف عليه حين كان يرفع القواعد من البيت هو وابنه إسماعيل، ومن دخل هذا البيت أَمِنَ على نفسه فلا يناله أحد بسوء. وقد أوجب الله على المستطيع من الناس في أي مكان قَصْدَ هذا البيت لأداء مناسك الحج. ومن جحد فريضة الحج فقد كفر، والله غني عنه وعن حجِّه وعمله، وعن سائر خَلْقه.
Bu evde onun İbrahim tarafından inşa edildiğine, Allah'ın onu yüceltip şereflendirdiğine dair apaçık deliller vardır. Bunlardan biri: İbrahim'in aleyhisselâm oğlu İsmail ile birlikte Beyt'in temellerini yükseltirken üzerinde durduğu taş olan Makâm-ı İbrahim'dir. Kim bu eve girerse canı güvende olur, hiç kimse ona kötülük yapamaz. Allah, nerede olursa olsun gücü yeten insanlara hac menasikini eda etmek üzere bu evi kastetmelerini farz kılmıştır. Kim hac farizasını inkâr ederse kâfir olur; Allah ise ondan da onun haccından ve amelinden de bütün mahlukattan da müstağnidir (hiçbir şeye muhtaç değildir).
505. Metin
قل -أيها الرسول- لأهل الكتاب من اليهود والنصارى: لِمَ تجحدون حجج الله التي دلَّتْ على أن دين الله هو الإسلام، وتنكرون ما في كتبهم من دلائل وبراهين على ذلك، وأنتم تعلمون؟ والله شهيد على صنيعكم. وفي ذلك تهديد ووعيد لهم.
[Ey Elçi], Yahudi ve Hristiyanlardan oluşan Ehl-i Kitab'a de ki: "Allah'ın dininin İslam olduğuna delalet eden Allah'ın delillerini niçin inkâr ediyor ve bildiğiniz halde kendi kitaplarınızda buna dair bulunan delil ve bürhanları reddediyorsunuz?" Allah yaptıklarınıza şahittir. Bunda onlar için bir tehdit ve uyarı vardır.
506. Metin
قل -أيها الرسول- لليهود والنصارى: لِمَ تمنعون من الإسلام من يريد الدخول فيه تطلبون له زيغًا وميلا عن القصد والاستقامة، وأنتم تعلمون أن ما جئتُ به هو الحق؟ وما الله بغافل عما تعملون، وسوف يجازيكم على ذلك.
[Ey Elçi], Yahudi ve Hristiyanlara de ki: "Benim getirdiğimin hak olduğunu bildiğiniz halde, niçin İslam'a girmek isteyen kimseyi onda eğrilik ve istikametten sapma arayarak engelliyorsunuz?" Allah yaptıklarınızdan gafil değildir ve bunun karşılığını size verecektir.
507. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، إن تطيعوا جماعة من اليهود والنصارى ممن آتاهم الله التوراة والإنجيل، يضلوكم، ويلقوا إليكم الشُّبَه في دينكم; لترجعوا جاحدين للحق بعد أن كنتم مؤمنين به، فلا تأمنوهم على دينكم، ولا تقبلوا لهم رأيًا أو مشورة.
Ey Allah'ı ve Elçisini tasdik edip şeriatıyla amel edenler! Eğer kendilerine Allah'ın Tevrat ve İncil'i verdiği Yahudi ve Hristiyanlardan bir gruba itaat ederseniz, sizi saptırırlar ve ona inanmışken tekrar hakkı inkâr edenler haline dönmeniz için dininiz hakkında size şüpheler fırlatırlar. Artık dininiz hususunda onlara güvenmeyin, onların hiçbir fikrini veya tavsiyesini kabul etmeyin.