608. Metin
يا أيها الناس خافوا الله والتزموا أوامره، واجتنبوا نواهيه; فهو الذي خلقكم من نفس واحدة هي آدم ﵇، وخلق منها زوجها وهي حواء، ونشر منهما في أنحاء الأرض رجالا كثيرًا ونساء كثيرات، وراقبوا الله الذي يَسْأل به بعضكم بعضًا، واحذروا أن تقطعوا أرحامكم. إن الله مراقب لجميع أحوالكم.
Ey insanlar! Allah'tan korkun, O'nun emirlerine sarılın ve yasaklarından kaçının. Zira O, sizi tek bir nefisten -ki o Âdem aleyhisselâm'dır- yaratan, ondan da eşini -ki o Havva'dır- yaratan ve her ikisinden yeryüzünün dört bir yanına pek çok erkek ve kadın yayan [Rabbiniz]dir. Adıyla birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten sakının ve akrabalık bağlarını koparmaktan kaçının. Şüphesiz Allah, bütün hâllerinizi gözetleyendir.
609. Metin
وأعطوا مَن مات آباؤهم وهم دون البلوغ، -وكنتم عليهم أوصياء- أموالهم إذا وصلوا سن البلوغ، ورأيتم منهم قدرة على حفظ أموالهم، ولا تأخذوا الجيِّد من أموالهم، وتجعلوا مكانه الرديء من أموالكم، ولا تخلطوا أموالهم بأموالكم; لتحتالوا بذلك على أكل أموالهم. إن من تجرأ على ذلك فقد ارتكب إثمًا عظيمًا.
Buluğ çağına ermeden önce babaları vefat eden [ve] sizin de üzerlerine vasi olduğunuz kimselere, buluğ çağına ulaştıklarında ve kendilerinde mallarını koruma yeteneği gördüğünüzde mallarını verin. Onların mallarından iyi olanı alıp yerine kendi mallarınızdan kötü olanı koymayın; onların mallarını kendi mallarınıza katarak mallarını yemeye hile kurmayın. Şüphesiz buna cüret eden kimse büyük bir günah işlemiş olur.
610. Metin
وإن خفتم ألا تعدلوا في يتامى النساء اللاتي تحت أيديكم بأن لا تعطوهن مهورهن كغيرهن، فاتركوهن وانكحوا ما طاب لكم من النساء من غيرهن: اثنتين أو ثلاثًا أو أربعًا، فإن خشيتم ألا تعدلوا بينهن فاكتفوا بواحدة، أو بما عندكم من الإماء. ذلك الذي شرعته لكم في اليتيمات والزواج من واحدة إلى أربع، أو الاقتصار على واحدة أو ملك اليمين، أقرب إلى عدم الجَوْرِ والتعدي.
Eğer gözetiminiz altında bulunan yetim kadınlara, diğer kadınlar gibi mehirlerini vermemek suretiyle adaletli davranamamaktan korkarsanız onları bırakın ve sizin için uygun olan diğer kadınlardan ikişer, üçer veya dörder nikâhlayın. Şayet aralarında adaleti sağlayamamaktan endişe ederseniz bir kadınla veya sahip olduğunuz cariyelerle yetinin. Yetimler, birden dörde kadar evlenme, tek eşle yetinme yahut mülk-i yemîn (cariyeler) hususunda sizin için meşru kıldığım bu [hükümler], haksızlık ve zulüm etmemenize en yakın olanıdır.
611. Metin
وأعطوا -أيها الأزواج- النساء مهورهن، عطية واجبة وفريضة لازمة عن طيب نفس منكم. فإن طابت أنفسهن لكم عن شيء من المهر فوهَبْنه لكم فخذوه، وتصرَّفوا فيه، فهو حلال طيب.
Ey kocalar! Kadınlara mehirlerini, gönül hoşluğuyla vacip bir bağış ve zorunlu bir farz olarak verin. Eğer mehirlerinden bir kısmını kendi rızalarıyla size bağışlarlarsa onu alın ve harcayın; o, helal ve tertemizdir.
612. Metin
ولا تؤتوا -أيها الأولياء- من يُبَذِّر من الرجال والنساء والصبيان أموالهم التي تحت أيديكم فيضعوها في غير وجهها، فهذه الأموال هي التي عليها قيام حياة الناس، وأنفقوا عليهم منها واكسوهم، وقولوا لهم قولا معروفًا من الكلام الطيب والخلق الحسن.
Ey vasiler! Gözetiminiz altında bulunan ve gereksiz yere harcayacak olan erkek, kadın ve çocuklardan aklı ermezlere, yerli yerinde kullanmayacakları mallarını vermeyin. Zira bu mallar, insanların hayatının kendisiyle ayakta durduğu [kaynaklar]dır. Bu mallardan onları yedirip giydirin ve onlara güzel söz ve iyi ahlaktan oluşan tatlı sözler söyleyin.
613. Metin
واختبروا مَن تحت أيديكم من اليتامى لمعرفة قدرتهم على حسن التصرف في أموالهم، حتى إذا وصلوا إلى سن البلوغ، وعَلمتم منهم صلاحًا في دينهم، وقدرة على حفظ أموالهم، فسلِّموها لهم، ولا تعتدوا عليها بإنفاقها في غير موضعها إسرافًا ومبادرة لأكلها قبل أن يأخذوها منكم. ومَن كان صاحب مال منكم فليستعفف بغناه، ولا يأخذ من مال اليتيم شيئًا، ومن كان فقيرًا فليأخذ بقدر حاجته عند الضرورة. فإذا علمتم أنهم قادرون على حفظ أموالهم بعد بلوغهم الحُلُم وسلمتموها إليهم، فأَشْهِدوا عليهم; ضمانًا لوصول حقهم كاملا إليهم; لئلا ينكروا ذلك. ويكفيكم أن الله شاهد عليكم، ومحاسب لكم على ما فعلتم.
Gözetiminiz altındaki yetimleri, mallarını iyi yönetme kabiliyetlerini anlamak için sınayın. Nihayet buluğ çağına ulaştıklarında ve dinlerinde bir olgunluk ile mallarını koruma yeteneği gördükten sonra mallarını kendilerine teslim edin. Onlar mallarını sizden almadan önce acele ederek ve israf ederek yerli yersiz harcamak suretiyle onlara tecavüz etmeyin. Sizden zengin olan kimse, zenginliğiyle yetinip iffetli davransın ve yetimin malından hiçbir şey almasın; fakir olan ise zaruret hâlinde ihtiyacı kadar alsın. Ergenlik çağına girdikten sonra mallarını koruyabileceklerini anlayıp da mallarını kendilerine teslim ettiğiniz zaman, haklarının kendilerine eksiksiz ulaştığının teminatı olsun [ve] bunu inkâr etmesinler diye onların aleyhine şahit tutun. Yaptıklarınıza Allah'ın şahit olması ve sizi hesaba çekmesi size yeter.
614. Metin
للذكور -صغارًا أو كبارًا- نصيب شرعه الله فيما تركه الوالدان والأقربون من المال، قليلا كان أو كثيرًا، في أنصبة محددة واضحة فرضها الله ﷿ لهؤلاء، وللنساء كذلك.
Ana babanın ve akrabaların geride bıraktığı maldan -az olsun çok olsun- Allah azze ve celle'nin bunlara farz kıldığı belirli ve açık paylar hâlinde, erkekler için -küçük olsun büyük olsun- Allah'ın meşru kıldığı bir pay vardır; kadınlar için de aynı şekilde [bir pay vardır].
615. Metin
وإذا حضر قسمةَ الميراث أقاربُ الميت ممن لا حقَّ لهم في التركة، أو حضرها من مات آباؤهم وهم صغار دون سن البلوغ، أو مَن لا يملكون ما يكفيهم ويسد حاجتهم فأعطوهم شيئًا من المال على وجه الاستحباب قبل تقسيم التركة على أصحابها، وقولوا لهم قولا حسنًا غير فاحش ولا قبيح.
Miras taksiminde, ölenin mirasta hakkı olmayan akrabaları veya babaları küçükken henüz buluğ çağına ermeden vefat etmiş olanlar yahut kendilerine yetecek ve ihtiyaçlarını karşılayacak bir şeye sahip olmayan kimseler hazır bulunursa, tereke sahiplerine paylaştırılmadan önce onlara müstehab olarak bir miktar mal verin ve onlara çirkin ve kaba olmayan güzel söz söyleyin.
616. Metin
ولْيَخَفِ الذين لو ماتوا وتركوا من خلفهم أبناء صغارًا ضعافًا خافوا عليهم الظلم والضياع، فليراقبوا الله فيمن تحت أيديهم من اليتامى وغيرهم، وذلك بحفظ أموالهم، وحسن تربيتهم، ودَفْع الأذى عنهم، وليقولوا لهم قولا موافقا للعدل والمعروف.
Arkalarında küçük ve aciz çocuklar bırakıp vefat etselerdi onlar hakkında haksızlığa ve perişanlığa uğramaktan korkacak olanlar çekinsinler. Gözetimleri altındaki yetimler ve diğerleri hususunda onların mallarını koruyarak, onları güzelce terbiye ederek ve onlardan zararı defederek Allah'tan sakınsınlar ve onlara adalete ve meşru ölçülere uygun söz söylesinler.
617. Metin
إن الذين يعْتَدون على أموال اليتامى، فيأخذونها بغير حق، إنما يأكلون نارًا تتأجّج في بطونهم يوم القيامة، وسيدخلون نارا يقاسون حرَّها.
Yetimlerin mallarına haksız yere el uzatarak onları alanlar, kıyamet gününde karınlarında alev alev yanan bir ateşten başka bir şey yemezler. Onlar, sıcağını çekecekleri alevli bir ateşe gireceklerdir.
618. Metin
يوصيكم الله ويأمركم في شأن أولادكم: إذا مات أحد منكم وترك أولادًا: ذكورًا وإناثًا، فميراثه كله لهم: للذكر مثل نصيب الأنثيين، إذا لم يكن هناك وارث غيرهم. فإن ترك بنات فقط فللبنتين فأكثر ثلثا ما ترك، وإن كانت ابنة واحدة، فلها النصف. ولوالِدَي الميت لكل واحد منهما السدس إن كان له ولد: ذكرًا كان أو أنثى، واحدًا أو أكثر. فإن لم يكن له ولد وورثه والداه فلأمه الثلث ولأبيه الباقي. فإن كان للميت إخوة اثنان فأكثر، ذكورًا كانوا أو إناثًا، فلأمه السدس، وللأب الباقي ولا شيء للإخوة. وهذا التقسيم للتركة إنما يكون بعد إخراج وصية الميت في حدود الثلث أو إخراج ما عليه من دَيْن. آباؤكم وأبْناؤكم الذين فُرِض لهم الإرث لا تعرفون أيهم أقرب لكم نفعًا في دنياكم وأخراكم، فلا تفضلوا واحدًا منهم على الآخر. هذا الذي أوصيتكم به مفروض عليكم من الله. إن الله كان عليمًا بخلقه، حكيمًا فيما شرعه لهم.
Allah çocuklarınız hakkında size tavsiyede bulunur ve emreder: Sizden biri ölür ve geride erkek ve kız çocukları bırakırsa, onların dışında başka bir vâris bulunmadığı takdirde mirasının tamamı onlarındır; erkeğe, iki dişinin payı kadar verilir. Şayet sadece kız çocukları bırakırsa, iki veya daha fazla kız için bıraktığı [malın] üçte ikisi vardır. Eğer tek bir kız çocuğu ise yarısı onundur. Ölenin çocuğu -erkek veya kız, bir veya daha fazla- varsa, ana babasının her birine altıda bir verilir. Şayet çocuğu yoksa ve ona yalnızca ana babası vâris oluyorsa, annesine üçte bir, babasına ise kalan [verilir]. Eğer ölenin iki veya daha fazla erkek ya da kız kardeşi varsa, annesine altıda bir verilir, kalan babasınındır, kardeşlere ise bir şey verilmez. Terekenin bu taksimi, ancak ölenin üçte bir sınırındaki vasiyetinin yerine getirilmesinden veya üzerindeki borcun ödenmesinden sonra yapılır. Kendilerine miras tayin edilen babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin dünya ve ahiretinizde size fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz; öyleyse birini diğerine üstün tutmayın. Size tavsiye edilen bu [hükümler], Allah tarafından üzerinize farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla bilendir, onlar için meşru kıldığı şeylerde hikmet sahibidir.
619. Metin
ولكم -أيها الرجال- نصف ما ترك أزواجكم بعد وفاتهن إن لم يكن لهن ولد ذكرًا كان أو أنثى، فإن كان لهن ولد فلكم الربع مما تركن، ترثونه من بعد إنفاذ وصيتهن الجائزة، أو ما يكون عليهن من دَيْن لمستحقيه. ولأزواجكم -أيها الرجال- الربع مما تركتم، إن لم يكن لكم ابن أو ابنة منهن أو من غيرهن، فإن كان لكم ابن أو ابنة فلهن الثمن مما تركتم، يقسم الربع أو الثمن بينهن، فإن كانت زوجة واحدة كان هذا ميراثًا لها، من بعد إنفاذ ما كنتم أوصيتم به من الوصايا الجائزة، أو قضاء ما يكون عليكم من دَيْن. وإن مات رجل أو امراة وليس له أو لها ولد ولا والد، وله أو لها أخ أو أخت من أم فلكل واحد منهما السدس. فإن كان الإخوة أو الأخوات لأم أكثر من ذلك فهم شركاء في الثلث يقسم بينهم بالسوية لا فرق بين الذكر والأنثى، وهذا الذي فرضه الله للإخوة والأخوات لأم يأخذونه ميراثًا لهم من بعد إنفاذ وصيته إن كان قد أوصى بشيء، أو قضاء ديون الميت، لا ضرر فيه على الورثة. بهذا أوصاكم ربكم وصية نافعة لكم. والله عليم بما يصلح خلقه، حليم لا يعاجلهم بالعقوبة.
Ey erkekler! Eşlerinizin -erkek olsun kız olsun- bir çocuğu yoksa, ölümlerinden sonra bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet bir çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir; bunu, yaptıkları meşru vasiyetin yerine getirilmesinden veya hak sahiplerine ait borçlarının ödenmesinden sonra miras alırsınız. Ey erkekler! Kendilerinden veya başkalarından bir oğlunuz yahut kızınız yoksa bıraktığınız [malın] dörtte biri eşlerinizindir. Şayet bir oğlunuz veya kızınız varsa, bıraktığınız [malın] sekizde biri onlarındır; bu dörtte bir veya sekizde bir aralarında paylaştırılır, eğer tek bir eş varsa bu onun mirası olur. [Bu taksim], yaptığınız meşru vasiyetlerin yerine getirilmesinden veya üzerinizdeki borcun ödenmesinden sonradır. Şayet çocuğu ve ana babası olmayan (kelâle) bir erkek veya kadın vefat eder de anne bir erkek yahut kız kardeşi bulunursa, her birine altıda bir verilir. Eğer anne bir kardeşler bundan fazla ise, erkek ve dişi ayrımı olmaksızın aralarında eşit olarak paylaştırılmak üzere üçte birde ortaktırlar. Allah'ın anne bir kardeşlere farz kıldığı bu payı, eğer bir vasiyette bulunmuşsa vasiyetinin yerine getirilmesinden veya ölenin borçlarının ödenmesinden sonra, vârislere zarar vermeksizin miras olarak alırlar. Rabbiniz size yararınıza olan böyle bir tavsiyede bulunmuştur. Allah, kullarının iyiliğine olanı hakkıyla bilendir, cezalandırmada acele etmeyen hilim sahibidir.
620. Metin
تلك الأحكام الإلهية التي شرعها الله في اليتامى والنساء والمواريث، شرائعه الدالة على أنها مِن عند الله العليم الحكيم. ومَن يطع الله ورسوله فيما شرع لعباده من هذه الأحكام وغيرها، يدخله جنات كثيرة الأشجار والقصور، تجري من تحتها الأنهار بمياهها العذبة، وهم باقون في هذا النعيم، لا يخرجون منه، وذلك الثواب هو الفلاح العظيم.
Allah'ın yetimler, kadınlar ve miraslar hakkında meşru kıldığı bu ilahî hükümler, her şeyi bilen ve hikmet sahibi olan Allah katından olduğuna delalet eden şeriatleridir. Kim bu hükümlerde ve diğer hususlarda Allah'ın kulları için meşru kıldığı şeylerde Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse, [Allah] onu ağaçları ve köşkleri bol, altından tatlı sularıyla nehirler akan cennetlere koyar; onlar bu nimet içinde ebedî kalıcıdırlar, oradan çıkarılmazlar. İşte bu mükâfat, en büyük kurtuluştur.
621. Metin
ومَن يَعْصِ الله ورسوله، بإنكاره لأحكام الله، وتجاوزه ما شرعه الله لعباده بتغييرها، أو تعطيل العمل بها، يدخله نارًا ماكثًا فيها، وله عذاب يخزيه ويهينه.
Kim Allah'ın hükümlerini inkâr ederek, Allah'ın kulları için meşru kıldıklarını değiştirip yahut onlarla amel etmeyi bırakarak sınırları aşmak suretiyle Allah'a ve Resûlü'ne isyan ederse, [Allah] onu içinde ebedî kalacağı bir ateşe sokar; onun için rezil ve rüsva edici bir azap vardır.
622. Metin
واللاتي يزنين من نسائكم، فاستشهدوا -أيها الولاة والقضاة- عليهن أربعة رجال عدول من المسلمين، فإن شهدوا عليهن بذلك فاحبسوهن في البيوت حتى تنتهي حياتهن بالموت، أو يجعل الله لهن طريقًا للخلاص من ذلك.
Kadınlarınızdan zina edenlere karşı -ey yöneticiler ve hâkimler- Müslümanlardan adil dört erkeği şahit tutun. Şayet aleyhlerine şahitlik ederlerse, hayatları ölümle son buluncaya yahut Allah kendilerine [bu durumdan] kurtuluş için bir yol açıncaya kadar onları evlerde alıkoyun.
623. Metin
واللذان يقعان في فاحشة الزنى، فآذُوهما بالضرب والهجر والتوبيخ، فإن تابا عمَّا وقع منهما وأصلحا بما يقدِّمان من الأعمال الصالحة فاصفحوا عن أذاهما. ويستفاد من هذه الآية والتي قبلها أن الرجال إذا فعلوا الفاحشة يُؤْذَوْن، والنساء يُحْبَسْنَ ويُؤذَيْنَ، فالحبس غايتة الموت، والأذية نهايتها إلى التوبة والصلاح. وكان هذا في صدر الإسلام، ثم نُسخ بما شرع الله ورسوله، وهو الرجم للمحصن والمحصنة، وهما الحران البالغان العاقلان، اللذان جامعا في نكاح صحيح، والجلدُ مائة جلدة، وتغريب عام لغيرهما. إن الله كان توابا على عباده التائبين، رحيمًا بهم.
Zina fuhşiyatını işleyen iki kişiye dayak, terk etme ve azarlama ile eziyet edin. Şayet işlediklerinden tövbe eder ve ortaya koydukları salih amellerle durumlarını düzeltirlerse onlara eziyet etmekten vazgeçin. Bu ayetten ve bir önceki ayetten anlaşıldığına göre, erkekler çirkin bir iş yaptıklarında eziyet görürler, kadınlar ise hem hapsedilir hem de eziyet görürler; hapsin sonu ölümdür, eziyetin sonu ise tövbe ve ıslaha varır. Bu durum İslam'ın ilk dönemindeydi; daha sonra Allah ve Resûlü'nün meşru kıldığı hükümle nesh (hükmün kaldırılması) edildi. Bu hüküm; hür, akil baliğ olan ve sahih bir nikâhla cinsel ilişkide bulunan muhsan ve muhsana (evli erkek ve kadın) için recm; diğerleri için ise yüz celde (sopa) ve bir yıl sürgündür. Şüphesiz Allah, tövbe eden kullarının tövbesini çokça kabul eden ve onlara merhamet edendir.
624. Metin
إنَّما يقبل الله التوبة من الذين يرتكبون المعاصي والذنوب بجهل منهم لعاقبتها، وإيجابها لسخط الله -فكل عاص لله مخطئًا أو متعمِّدًا فهو جاهل بهذا الاعتبار، وإن كان عالمًا بالتحريم- ثم يرجعون إلى ربهم بالإنابة والطاعة قبل معاينة الموت، فأولئك يقبل الله توبتهم. وكان الله عليمًا بخلقه، حكيمًا في تدبيره وتقديره.
Allah, ancak sonucunu ve Allah'ın gazabını gerektireceğini bilmeksizin -zira haram olduğunu bilse bile hataen veya kasten Allah'a isyan eden herkes bu bakımdan cahildir- günah ve kötülük işleyen, sonra da ölümle yüz yüze gelmeden önce yönelerek ve itaatle Rablerine dönen kimselerin tövbesini kabul eder. İşte Allah, onların tövbesini kabul eder. Allah, yarattıklarını hakkıyla bilendir, tedbir ve takdirinde hikmet sahibidir.
625. Metin
وليس قَبول التوبة للذين يُصِرُّون على ارتكاب المعاصي، ولا يرجعون إلى ربهم إلى أن تأتيهم سكرات الموت، فيقول أحدهم: إني تبت الآن، كما لا تُقبل توبة الذين يموتون وهم جاحدون، منكرون لوحدانية الله ورسالة رسوله محمد ﷺ. أولئك المصرُّون على المعاصي إلى أن ماتوا، والجاحدون الذين يموتون وهم كفار، أعتدنا لهم عذابًا موجعًا.
Günah işlemekte ısrar eden, ölüm sarhoşluğu kendilerine gelinceye kadar Rablerine dönmeyip de içlerinden biri 'Ben şimdi tövbe ettim' diyenlerin tövbesi kabul edilmez. Aynı şekilde Allah'ın birliğini ve Resûlü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in risaletini inkâr eden kâfirler olarak ölenlerin tövbesi de kabul olunmaz. Ölünceye kadar günahlarda ısrar edenler ve kâfir olarak ölen inkârcılar için can yakıcı bir azap hazırladık.
626. Metin
يا أيها الذين آمنوا لا يجوز لكم أن تجعلوا نساء آبائكم من جملة تَرِكتهم، تتصرفون فيهن بالزواج منهن، أو المنع لهن، أو تزويجهن للآخرين، وهن كارهات لذلك كله، ولا يجوز لكم أن تضارُّوا أزواجكم وأنتم كارهون لهن; ليتنازلن عن بعض ما آتيتموهن من مهر ونحوه، إلا أن يرتكبن أمرا فاحشا كالزنى، فلكم حيننذ إمساكهن حتى تأخذوا ما أعطيتموهن. ولتكن مصاحبتكم لنسائكم مبنية على التكريم والمحبة، وأداء ما لهن من حقوق. فإن كرهتموهن لسبب من الأسباب الدنيوية فاصبروا; فعسى أن تكرهوا أمرًا من الأمور ويكون فيه خير كثير.
Ey iman edenler! Babalarınızın kadınlarını onların rızası olmaksızın terekelerinin bir parçası kılarak kendileriyle evlenmek, [evlenmelerine] engel olmak veya başkalarıyla evlendirmek suretiyle tasarrufta bulunmanız size helal değildir. Kendilerinden hoşlanmadığınız hâlde, verdiğiniz mehir ve benzeri şeylerin bir kısmından vazgeçsinler diye eşlerinize zarar vermeniz de caiz değildir; meğerki zina gibi açık bir hayasızlık işlemiş olsunlar. O takdirde onlara verdiklerinizi geri alıncaya kadar onları tutabilirsiniz. Kadınlarınızla beraberliğiniz ikram, sevgi ve haklarını eksiksiz yerine getirme esasına dayalı olsun. Şayet dünyevi sebeplerden ötürü onlardan hoşlanmazsanız sabredin; zira olabilir ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız da onda pek çok hayır bulunur.
627. Metin
وإن أردتم استبدال زوجة مكان أخرى، وكنتم قد أعطيتم مَن تريدون طلاقها مالا كثيرًا مهرًا لها، فلا يحل لكم أن تأخذوا منه شيئًا، أتأخذونه كذبًا وافتراءً واضحًا؟
Bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz ve boşamak istediğiniz kadına mehir olarak pek çok mal vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şey almanız size helal olmaz. Onu açık bir yalan ve iftira ile mi alacaksınız?
628. Metin
وكيف يحلُّ لكم أن تأخذوا ما أعطيتموهن من مهر، وقد استمتع كل منكما بالآخر بالجماع، وأخَذْنَ منكم ميثاقًا غليظًا من إمساكهن بمعروف أو تسريحهن بإحسان؟
Birbirinizle cinsel birliktelik yoluyla baş başa kalıp faydalandığınız ve onlar da sizden güzellikle tutmak veya iyilikle salıvermek hususunda sağlam bir teminat almışken onlara verdiğiniz mehri geri almanız size nasıl helal olabilir?
629. Metin
ولا تتزوجوا مَن تزوجه آباؤكم من النساء إلا ما قد سلف منكم ومضى في الجاهلية فلا مؤاخذة فيه. إن زواج الأبناء من زوجات آبائهم أمر قبيح يفحش ويعظم قبحه، وبغيض يمقت الله فاعله، وبئس طريقًا ومنهجًا ما كنتم تفعلونه في جاهليتكم.
Babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin; ancak Cahiliye döneminde geçmişte yaptığınız şeyler müstesnadır, bundan dolayı bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz oğulların babalarının eşleriyle evlenmesi çirkin, fenalığı pek büyük, Allah'ın yapanına gazap ettiği nefret verici bir iştir; Cahiliye döneminizde yaptıklarınız ne kötü bir yol ve yöntemdir!
630. Metin
حرَّم الله عليكم نكاح أمهاتكم، ويدخل في ذلك الجدَّات مِن جهة الأب أو الأم، وبناتكم: ويشمل بنات الأولاد وإن نزلن، وأخواتكم الشقيقات أو لأب أو لأم، وعماتكم: أخوات آبائكم وأجدادكم، وخالاتكم: أخوات أمهاتكم وجداتكم، وبنات الأخ، وبنات الأخت: ويدخل في ذلك أولادهن، وأمهاتكم اللاتي أرضعنكم، وأخواتكم من الرضاعة -وقد حرَّم رسول الله ﷺ من الرضاع ما يحرم من النسب- وأمهات نسائكم، سواء دخلتم بنسائكم، أم لم تدخلوا بهن، وبنات نسائكم من غيركم اللاتي يتربَّيْنَ غالبًا في بيوتكم وتحت رعايتكم، وهن مُحرَّمَات وإن لم يكنَّ في حجوركم، ولكن بشرط الدخول بأمهاتهن، فإن لم تكونوا دخلتم بأمهاتهن وطلقتموهن أو متْنَ قبل الدخول فلا جناح عليكم أن تنكحوهن، كما حرَّم الله عليكم أن تنكحوا زوجات أبنائكم الذين من أصلابكم، ومن أُلحق بهم مِن أبنائكم من الرضاع، وهذا التحريم يكون بالعقد عليها، دخل الابن بها أم لم يدخل، وحرَّم عليكم كذلك الجمع في وقت واحد بين الأختين بنسب أو رضاع إلا ما قد سلف ومضى منكم في الجاهلية. ولا يجوز كذلك الجمع بين المرأة وعمتها أو خالتها كما جاء في السنة. إن الله كان غفورًا للمذنبين إذا تابوا، رحيمًا بهم، فلا يكلفهم ما لا يطيقون.
Allah size analarınızla -baba veya anne tarafından olan nineler de buna dâhildir-, kızlarınızla -ne kadar aşağı inerse insin çocukların kızları da buna dâhildir-, öz, baba bir veya anne bir kız kardeşlerinizle, halalarınızla -babalarınızın ve dedelerinizin kız kardeşleri-, teyzelerinizle -annelerinizin ve ninelerinizin kız kardeşleri-, erkek kardeş kızlarıyla, kız kardeş kızlarıyla -onların çocukları da buna dâhildir-, sizi emziren sütannelerinizle, sütkardeşlerinizle -ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem nesepten haram olanların sütten de haram olduğunu bildirmiştir-, kendileriyle zifafa girmiş olun veya olmayın eşlerinizin anneleriyle nikâhlanmayı haram kılmıştır. Kendileriyle zifafa girmiş olduğunuz eşlerinizden olup genellikle evlerinizde ve himayenizde büyüyen üvey kızlarınız da haramdır; onlar himayenizde olmasalar dahi haramdırlar, ancak anneleriyle zifafa girme şartı vardır. Eğer anneleriyle zifafa girmemişseniz, onları boşadığınızda veya zifaftan önce öldüklerinde onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Aynı şekilde Allah kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın ve onlara ilhak edilen süt oğullarınızın eşleriyle evlenmenizi de haram kılmıştır; bu haramlık, oğul onunla zifafa girsin veya girmesin nikâh kıyılmasıyla gerçekleşir. Ayrıca nesep veya süt bakımından iki kız kardeşi aynı anda nikâhınız altında birleştirmeyi de haram kılmıştır; ancak Cahiliye döneminde geçmişte kalanlar müstesnadır. Sünnette bildirildiği üzere bir kadın ile halasını veya teyzesini aynı nikâhta birleştirmek de caiz değildir. Şüphesiz Allah, tövbe ettiklerinde günahkârları bağışlayandır, onlara merhamet edendir; onlara güç yetiremeyecekleri şeyleri yüklemez.
631. Metin
ويحرم عليكم نكاح المتزوجات من النساء، إلا مَنْ سَبَيْتُم منهن في الجهاد، فإنه يحل لكم نكاحهن، بعد استبراء أرحامهن بحيضة، كتب الله عليكم تحريم نكاح هؤلاء، وأجاز لكم نكاح مَن سواهن، ممَّا أحله الله لكم أن تطلبوا بأموالكم العفة عن اقتراف الحرام. فما استمتعتم به منهن بالنكاح الصحيح، فأعطوهن مهورهن، التي فرض الله لهن عليكم، ولا إثم عليكم فيما تمَّ التراضي به بينكم، من الزيادة أو النقصان في المهر، بعد ثبوت الفريضة. إن الله تعالى كان عليمًا بأمور عباده، حكيما في أحكامه وتدبيره.
Evli kadınlarla evlenmek de size haram kılındı; ancak cihatta esir aldığınız cariyeler müstesnadır. Zira bir hayız müddeti rahimlerinin boş olduğu anlaşıldıktan sonra onlarla beraber olmanız size helaldir. Allah bu kadınlarla evlenmenin haram olduğunu üzerinize yazdı; bunların dışındakileri ise, harama düşmekten korunup iffetli yaşamak amacıyla mallarınızla istemeniz şartıyla size helal kıldı. Sahih bir nikâh ile kendilerinden faydalandığınız kadınlara, Allah'ın onlar için size farz kıldığı mehirlerini verin. Farz olan mehir belirlendikten sonra aranızda rıza ile anlaştığınız artırma veya eksiltme konusunda üzerinize bir günah yoktur. Şüphesiz Allah Teâlâ, kullarının işlerini hakkıyla bilendir, hükümlerinde ve tedbirinde hikmet sahibidir.
632. Metin
ومن لا قدرة له على مهور الحرائر المؤمنات، فله أن ينكح غيرهن، من فتياتكم المؤمنات المملوكات. والله تعالى هو العليم بحقيقة إيمانكم، بعضكم من بعض، فتزوجوهن بموافقة أهلهن، وأعطوهن مهورهن على ما تراضيتم به عن طيب نفس منكم، متعففات عن الحرام، غير مجاهرات بالزنى، ولا مسرات به باتخاذ أخلاء، فإذا تزوجن وأتين بفاحشة الزنى فعليهن من الحدِّ -وهو الجَلْدُ لا الرَّجْمُ- نصف ما على الحرائر. ذلك الذي أبيح مِن نكاح الإماء بالصفة المتقدمة إنما أبيح لمن خاف على نفسه الوقوع في الزنى، وشق عليه الصبر عن الجماع، والصبر عن نكاح الإماء مع العفة أولى وأفضل. والله تعالى غفور لكم، رحيم بكم إذ أذن لكم في نكاحهن عند العجز عن نكاح الحرائر.
Hür mümin kadınların mehirlerine gücü yetmeyen kimse, sahip olduğunuz mümin cariyelerinizden başkalarıyla evlenebilir. Allah Teâlâ, imanınızın hakikatini en iyi bilendir; siz birbirinizdensiniz. O hâlde sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, haramdan sakınan, zinayı açıkça yapmayan ve gizli dostlar tutmayan iffetli kimseler olmaları şartıyla mehirlerini gönül hoşluğuyla anlaştığınız şekilde verin. Evlendikten sonra zina fuhşiyatını işlerlerse, onlara hür kadınlara uygulanan haddin -ki o recm değil celdedir (sopadır)- yarısı uygulanır. Cariyelerle yukarıda belirtilen vasıfta evlenmenin mubah kılınması, zinaya düşmekten korkan ve cinsel ilişkiden sabretmekte zorlanan kimseler içindir. İffeti koruyarak cariyelerle evlenmeye sabretmek ise daha hayırlı ve daha faziletlidir. Hür kadınlarla evlenmekten aciz kaldığınızda onlarla evlenmenize izin verdiği için Allah Teâlâ sizi çok bağışlayandır, size çok merhamet edendir.
633. Metin
يريد الله تعالى بهذه التشريعات، أن يوضح لكم معالم دينه القويم، وشرعه الحكيم، ويدلكم على طرق الأنبياء والصالحين من قبلكم في الحلال والحرام، ويتوب عليكم بالرجوع بكم إلى الطاعات، وهو سبحانه عليم بما يصلح شأن عباده، حكيم فيما شرعه لكم.
Allah Teâlâ bu hükümlerle size dosdoğru dininin ve hikmet dolu şeriatinin esaslarını açıklamak, helal ve haram konusunda sizden önceki peygamberlerin ve salihlerin yollarını göstermek ve sizi itaatlere döndürerek tövbelerinizi kabul etmek ister. O Sübhânehu, kullarının durumunu düzeltecek şeyleri hakkıyla bilendir, sizin için meşru kıldığı hükümlerde hikmet sahibidir.
634. Metin
والله يريد أن يتوب عليكم، ويتجاوز عن خطاياكم، ويريد الذين ينقادون لشهواتهم وملذاتهم أن تنحرفوا عن الدين انحرافًا كبيرًا.
Allah tövbelerinizi kabul etmek ve günahlarınızı bağışlamak ister; şehvetlerine ve lezzetlerine boyun eğenler ise dinden büsbütün sapmanızı isterler.
635. Metin
يريد الله تعالى بما شرعه لكم التيسير، وعدم التشديد عليكم; لأنكم خلقتم ضعفاء.
Allah Teâlâ sizin için koyduğu hükümlerle kolaylık sağlamayı ve size zorluk çıkarmamayı diler; çünkü siz zayıf yaratıldınız.
636. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، لا يحل لكم أن يأكل بعضكم مال بعض بغير حق، إلا أن يكون وَفْقَ الشرع والكسب الحلال عن تراض منكم، ولا يقتل بعضكم بعضًا فتهلكوا أنفسكم بارتكاب محارم الله ومعاصيه. إن الله كان بكم رحيمًا في كل ما أمركم به، ونهاكم عنه.
Ey Allah'ı ve Resûlü'nü tasdik edip şeriatıyla amel edenler! Karşılıklı rıza ile şeriate ve helal kazanca uygun olanı müstesna, birbirinizin mallarını haksız yere yemeniz size helal değildir. Allah'ın haramlarını ve günahlarını işleyerek kendinizi helak edip birbirinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, size emrettiği ve sizi yasakladığı her şeyde size karşı pek merhametlidir.
637. Metin
ومن يرتكب ما نهى الله عنه من أخذ المال الحرام كالسرقة والغصب والغش معتديًا متجاوزًا حد الشرع، فسوف يدخله الله نارًا يقاسي حرَّها، وكان ذلك على الله يسيرًا.
Kim haddi aşıp şeriatın sınırlarını çiğneyerek hırsızlık, gasp ve hile gibi Allah'ın yasakladığı haram mal edinme yollarına başvurursa, Allah onu sıcağını çekeceği bir ateşe sokacaktır. Bu, Allah'a pek kolaydır.
638. Metin
إن تبتعدوا -أيها المؤمنون- عن كبائر الذنوب كالإشراك بالله وعقوق الوالدين وقَتْلِ النفس بغير الحق وغير ذلك، نكفِّر عنكم ما دونها من الصغائر، وندخلكم مدخلا كريمًا، وهو الجنَّة.
Ey müminler! Allah'a şirk koşmak, ana babaya itaatsizlik etmek, haksız yere cana kıymak ve benzeri büyük günahlardan kaçınırsanız, bunların dışındaki küçük günahlarınızı örter ve sizi şerefli bir makama, yani cennete girdiririz.
639. Metin
ولا تتمنوا ما فضَّل الله به بعضكم على بعض، في المواهب والأرزاق وغير ذلك، فقد جعل الله للرجال نصيبًا مقدَّرًا من الجزاء بحسب عملهم، وجعل للنساء نصيبًا مما عملن، واسألوا الله الكريم الوهاب يُعْطِكم من فضله بدلا من التمني. إن الله كان بكل شيء عليمًا، وهو أعلم بما يصلح عباده فيما قسمه لهم من خير.
Allah'ın kabiliyetler, rızıklar ve benzeri hususlarda kiminizi kiminize üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin. Zira Allah, amellerine göre erkekler için takdir edilmiş bir mükâfat payı kılmış, kadınlar için de yaptıklarından bir pay kılmıştır. [Sadece] temenni etmek yerine çok cömert ve lütufkâr olan Allah'tan O'nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir; kullarına taksim ettiği hayır hususunda onların durumunu neyin düzelteceğini en iyi O bilir.
640. Metin
ولكل واحد منكم جعلنا ورثة يرثون مما ترك الوالدان والأقربون، والذين تحالفتم معهم بالأيمان المؤكدة على النصرة وإعطائهم شيئًا من الميراث فأعطوهم ما قُدِّر لهم. والميراث بالتحالف كان في أول الإسلام، ثم رُفع حكمه بنزول آيات المواريث. إن الله كان مُطَّلِعًا على كل شيء من أعمالكم، وسيجازيكم على ذلك.
Sizin her biriniz için ana babanın ve akrabaların geride bıraktıklarından miras alacak vârisler kıldık. Yardımlaşmak ve kendilerine mirastan bir pay vermek üzere kesin yeminlerle antlaşma yaptığınız kimselere de kendileri için takdir edilen payı verin. Yeminleşme yoluyla miras alma uygulaması İslam'ın ilk dönemindeydi; daha sonra miras ayetlerinin inmesiyle bu hüküm kaldırıldı. Şüphesiz Allah, amellerinizden her şeye hakkıyla tanıktır ve sizi bununla cezalandıracaktır / mükâfatlandıracaktır.
641. Metin
الرجال قوَّامون على توجيه النساء ورعايتهن، بما خصهم الله به من خصائص القِوامَة والتفضيل، وبما أعطوهن من المهور والنفقات. فالصالحات المستقيمات على شرع الله منهن، مطيعات لله تعالى ولأزواجهن، حافظات لكل ما غاب عن علم أزواجهن بما اؤتمنَّ عليه بحفظ الله وتوفيقه، واللاتي تخشون منهن ترفُّعهن عن طاعتكم، فانصحوهن بالكلمة الطيبة، فإن لم تثمر معهن الكلمة الطيبة، فاهجروهن في الفراش، ولا تقربوهن، فإن لم يؤثر فعل الهِجْران فيهن، فاضربوهن ضربًا لا ضرر فيه، فإن أطعنكم فاحذروا ظلمهن، فإن الله العليَّ الكبير وليُّهن، وهو منتقم ممَّن ظلمهنَّ وبغى عليهن.
Erkekler; Allah'ın kendilerine yönetme ve üstün kılma hususiyetlerini vermesi ve kadınlara mehir ile nafakalarını ödemeleri sebebiyle kadınları yönlendirme ve gözetme sorumluluğuna sahiptirler. Kadınlardan Allah'ın şeriatı üzere dosdoğru olan salihalar; Allah Teâlâ'ya ve kocalarına itaatkârdırlar, kocalarının bilgisi dışında kalan her şeyi Allah'ın koruması ve muvaffak kılmasıyla kendilerine emanet edilen şekilde korurlar. Size itaat etmekten kibirlenip başkaldırmalarından endişe ettiğiniz kadınlara gelince; onlara tatlı dille öğüt verin. Şayet tatlı dil onlarda bir fayda sağlamazsa onları yataklarında yalnız bırakın ve kendilerine yaklaşmayın. Yatakta yalnız bırakmak da onlara tesir etmezse onları incitmeyecek şekilde dövün. Eğer size itaat ederlerse onlara haksızlık etmekten sakının; zira yüce ve büyük olan Allah onların koruyucusudur ve onlara zulmedip haksızlık yapanlardan intikam alandır.
642. Metin
وإن علمتم -يا أولياء الزوجين- شقاقًا بينهما يؤدي إلى الفراق، فأرسلوا إليهما حكمًا عدلا من أهل الزوج، وحكمًا عدلا من أهل الزوجة; لينظرا ويحكما بما فيه المصلحة لهما، وبسبب رغبة الحكمين في الإصلاح، واستعمالهما الأسلوب الطيب يوفق الله بين الزوجين. إن الله تعالى عليم، لا يخفى عليه شيء من أمر عباده، خبير بما تنطوي عليه نفوسهم.
Ey karı kocanın velileri! Şayet ikisinin arasında ayrılığa yol açacak bir geçimsizlik olduğunu anlarsanız, durumu inceleyip ikisinin maslahatına uygun şekilde hüküm vermeleri için kocanın ailesinden adil bir hakem, kadının ailesinden de adil bir hakem gönderin. İki hakemin arayı düzeltme arzusu ve güzel bir üslup kullanmaları sebebiyle Allah karı kocanın arasını uzlaştırır. Şüphesiz Allah Teâlâ her şeyi bilendir, kullarının hiçbir işi O'na gizli kalmaz; nefislerinin gizlediği şeylerden hakkıyla haberdardır.
643. Metin
واعبدوا الله وانقادوا له وحده، ولا تجعلوا له شريكًا في الربوبية والعبادة، وأحسنوا إلى الوالدين، وأدُّوا حقوقهما، وحقوق الأقربين، والأولاد الذين مات آباؤهم وهم دون سن البلوغ، والمحتاجين الذين لا يملكون ما يكفيهم ويسد حاجتهم، والجار القريب منكم والبعيد، والرفيق في السفر وفي الحضر، والمسافر المحتاج، والمماليك من فتيانكم وفتياتكم. إن الله تعالى لا يحب المتكبرين من عباده، المفتخرين على الناس.
Yalnızca Allah'a ibadet edin ve O'na boyun eğin; Rabliğinde ve ibadette O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya iyilik edin, onların haklarını yerine getirin. Akrabaların, henüz buluğ çağına ermeden babaları ölen çocukların, kendilerine yetecek ve ihtiyaçlarını karşılayacak bir şeye sahip olmayan muhtaçların, yakın ve uzak komşunun, yolculukta ve ikamette bulunan arkadaşın, yolda kalmış muhtaç yolcunun ve eliniz altındaki köle ve cariyelerinizin haklarını da gözetin. Şüphesiz Allah Teâlâ, kullarından kibirlenen ve insanlara karşı övünen kimseleri sevmez.
644. Metin
الذين يمتنعون عن الإنفاق والعطاء مما رزقهم الله، ويأمرون غيرهم بالبخل، ويجحدون نِعَمَ الله عليهم، ويخفون فضله وعطاءه. وأعددنا للجاحدين عذابًا مخزيًا.
Onlar, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerinden infak etmekten ve vermekten kaçınan, başkalarına da cimriliği emreden, Allah'ın üzerlerindeki nimetlerini inkâr edip O'nun lütfunu ve ihsanını gizleyen kimselerdir. Biz inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırladık.
645. Metin
وأعتدنا هذا العذاب كذلك للذين ينفقون أموالهم رياءً وسمعةً، ولا يصدقون بالله اعتقادًا وعملا ولا بيوم القيامة. وهذه الأعمال السيئة مما يدعو إليها الشيطان. ومن يكن الشيطان له ملازمًا فبئس الملازم والقرين.
Mallarını gösteriş ve şöhret için harcayan, inanç ve amel olarak ne Allah'a ne de kıyamet gününe iman eden kimseler için de bu azabı hazırladık. Bu kötü ameller, şeytanın davet ettiği şeylerdendir. Şeytan kime yoldaş olursa, o ne kötü bir yoldaş ve arkadaştır!
646. Metin
وأيُّ ضرر يلحقهم لو صدَّقوا بالله واليوم الآخر اعتقادًا وعملا وأنفقوا مما أعطاهم الله باحتساب وإخلاص، والله تعالى عليم بهم وبما يعملون، وسيحاسبهم على ذلك.
Şayet inanç ve amel bakımından Allah'a ve ahiret gününe iman edip Allah'ın kendilerine verdiklerinden sevap umarak ve ihlasla infak etselerdi onlara ne zarar gelirdi? Allah Teâlâ onları ve yaptıklarını hakkıyla bilendir; onları bunun hesabına çekecektir.
647. Metin
إن الله تعالى لا ينقص أحدًا من جزاء عمله مقدار ذرة، وإن تكن زنة الذرة حسنة فإنه سبحانه يزيدها ويكثرها لصاحبها، ويتفضل عليه بالمزيد، فيعطيه من عنده ثوابًا كبيرًا هو الجنة.
Şüphesiz Allah Teâlâ hiç kimsenin amelinin karşılığını bir zerre miktarı bile eksiltmez. Eğer zerre ağırlığındaki şey bir iyilik olursa, O Sübhânehu onu sahibi için kat kat artırır, çoğaltır ve ona fazlasıyla lütufta bulunarak katından büyük bir mükâfat olan cenneti verir.
648. Metin
فكيف يكون حال الناس يوم القيامة، إذا جاء الله من كل أمة برسولها ليشهد عليها بما عملت، وجاء بك -أيها الرسول- لتكون شهيدًا على أمتك أنك بلغتهم رسالة ربِّك؟
Kıyamet gününde Allah, her ümmetten yaptıklarına dair aleyhlerinde şahitlik etmesi için peygamberini getirdiği ve seni de -ey Peygamber- Rabbinin risaletini onlara tebliğ ettiğine dair ümmetine şahit olarak getirdiği zaman insanların hâli nasıl olacaktır?
649. Metin
يوم يكون ذلك، يتمنى الذين كفروا بالله تعالى وخالفوا الرسول ولم يطيعوه، لو يجعلهم الله والأرض سواء، فيصيرون ترابًا، حتى لا يبعثوا وهم لا يستطيعون أن يُخفوا عن الله شيئًا مما في أنفسهم، إذ ختم الله على أفواههم، وشَهِدَتْ عليهم جوارحهم بما كانوا يعملون.
Bu durum gerçekleştiği gün, Allah Teâlâ'yı inkâr edenler, Resûl'e karşı gelip ona itaat etmeyenler; Allah'ın kendilerini yerle bir etmesini, böylece yeniden diriltilmemek üzere toprak olmayı temenni ederler. Zira Allah onların ağızlarını mühürlemiş ve yaptıklarına uzuvları şahitlik etmiştir; dolayısıyla içlerinde bulunan hiçbir şeyi Allah'tan gizleyemezler.
650. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا بالله ورسوله وعملوا بشرعه، لا تقربوا الصلاة ولا تقوموا إليها حال السكر حتى تميزوا وتعلموا ما تقولون (وقد كان هذا قبل التحريم القاطع للخمر في كل حال) ، ولا تقربوا الصلاة إن أصابكم الحدث الأكبر، ولا تقربوا كذلك مواضعها وهي المساجد، إلا من كان منكم مجتازًا من باب إلى باب، حتى تتطهروا بالاغتسال. وإن كنتم في حال مرض لا تقدرون معه على استعمال الماء، أو حال سفر، أو جاء أحد منكم من الغائط، أو جامعتم النساء، فلم تجدوا ماء للطهارة فاقصدوا ترابًا طاهرًا، فامسحوا بوجوهكم وأيديكم منه. إن الله تعالى كان كثير العفو يتجاوز عن سيئاتكم، ويسترها عليكم.
Ey Allah'ı ve Resûlü'nü tasdik edip şeriatıyla amel edenler! Ne söylediğinizi ayırt edip bilinceye kadar sarhoş hâldeyken namaza yaklaşmayın ve ona kalkmayın -ki bu, içkinin her hâlükârda kesin olarak haram kılınmasından önceydi-. Size gusül gerektiren bir durum (cünüplük) isabet ettiğinde de gusül abdesti alarak temizleninceye kadar namaza yaklaşmayın; bir kapıdan diğerine sadece geçip gidenler müstesna, namaz kılınan yerler olan mescitlere de [cünüpken] yaklaşmayın. Şayet su kullanmaya güç yetiremeyeceğiniz bir hastalık hâlindeyseniz veya yolculukta bulunuyorsanız yahut sizden biri tuvaletten gelmişse ya da kadınlarla cinsel ilişkide bulunmuş da temizlik için su bulamamışsanız, temiz bir toprağa yönelin ve ondan yüzlerinize ve ellerinize sürün (teyemmüm edin). Şüphesiz Allah Teâlâ affı pek çok olandır; günahlarınızı bağışlar ve onları üzerinize örter.
651. Metin
ألم تعلم -أيها الرسول- أمر اليهود الذين أُعطوا حظًّا من العلم مما جاءهم من التوراة، يستبدلون الضلالة بالهدى، ويتركون ما لديهم من الحجج والبراهين، الدالة على صدق رسالة الرسول محمد ﷺ، ويتمنون لكم -أيها المؤمنون المهتدون- أن تنحرفوا عن الطريق المستقيم; لتكونوا ضالين مثلهم.
Ey Peygamber! Tevrat'tan kendilerine gelen ilimden bir pay verilen Yahudilerin durumunu görmedin mi? Onlar hidayet yerine sapıklığı satın alıyorlar ve Resûl Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in risaletinin doğruluğuna delalet eden ellerindeki delil ve hüccetleri terk ediyorlar. Ey doğru yolu bulmuş müminler, onlar kendileri gibi sapasınız diye dosdoğru yoldan sapmanızı temenni ederler.
652. Metin
والله ﷾ أعلم منكم -أيها المؤمنون- بعداوة هؤلاء اليهود لكم، وكفى بالله وليًّا يتولاكم، وكفى به نصيرًا ينصركم على أعدائكم.
Allah azze ve celle -ey müminler- bu Yahudilerin size olan düşmanlığını sizden daha iyi bilir. Size dost ve koruyucu olarak Allah yeter; düşmanlarınıza karşı size yardım edici olarak da Allah yeter.
653. Metin
من اليهود فريق دأبوا على تبديل كلام الله وتغييره عمَّا هو عليه افتراء على الله، ويقولون للرسول ﷺ: سمعنا قولك وعصينا أمرك واسمع منَّا لا سمعت، ويقولون: راعنا سمعك أي: افهم عنا وأفهمنا، يلوون ألسنتهم بذلك، وهم يريدون الدعاء عليه بالرعونة حسب لغتهم، والطعن في دين الإسلام. ولو أنهم قالوا: سمعنا وأطعنا، بدل و «عصينا» ، واسمع دون «غير مسمع» ، وانظرنا بدل «راعنا» لكان ذلك خيرًا لهم عند الله وأعدل قولا ولكن الله طردهم من رحمته; بسبب كفرهم وجحودهم نبوة محمد ﷺ، فلا يصدقون بالحق إلا تصديقًا قليلا لا ينفعهم.
Yahudilerden bir grup, Allah'a iftira ederek Allah'ın kelamını bulunduğu şekilden tahrif edip değiştirmeyi âdet edinmişlerdir. Resûl sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle derler: 'Sözünü işittik ve emrine isyan ettik. Bizi dinle, [dinlemez] işitmez olasıca!' Dillerini eğip bükerek 'Râinâ sem'ak' (bize kulak ver, yani bizi anla ve bize anlat) derler; oysa kendi dillerine göre ahmaklık isnadıyla ona beddua etmeyi ve İslam dinini karalamayı kastederler. Şayet onlar 'İsyan ettik' yerine 'İşittik ve itaat ettik', 'İşitmez olasıca' demeksizin 'Dinle' ve 'Râinâ' yerine de 'Unzurnâ' (bizi gözet) deselerdi, bu Allah katında kendileri için daha hayırlı ve daha dürüst bir söz olurdu. Fakat Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in peygamberliğini inkâr etmeleri ve küfürleri sebebiyle Allah onları rahmetinden kovmuştur; artık onlar kendilerine fayda vermeyecek pek az bir inanış dışında hakka inanmazlar.
654. Metin
يا أهل الكتاب، صدِّقوا واعملوا بما نزَّلنا من القرآن، مصدقًا لما معكم من الكتب من قبل أن نأخذكم بسوء صنيعكم، فنمحو الوجوه ونحولها قِبَلَ الظهور، أو نلعن هؤلاء المفسدين بمسخهم قردة وخنازير، كما لعنَّا اليهود مِن أصحاب السبت، الذين نُهوا عن الصيد فيه فلم ينتهوا، فغضب الله عليهم، وطردهم من رحمته، وكان أمر الله نافذًا في كل حال.
Ey Ehl-i Kitap! Kötü amelleriniz yüzünden sizi cezalandırıp yüzleri silerek arkalarına çevirmeden yahut cumartesi günü avlanmaktan menedildikleri hâlde vazgeçmeyen, bu yüzden Allah'ın kendilerine gazap edip rahmetinden kovduğu cumartesi ehlinden olan Yahudileri lanetlediğimiz gibi bu bozguncuları da maymunlara ve domuzlara dönüştürerek lanetlemeden önce, yanınızdaki kitapları doğrulayıcı olarak indirdiğimiz Kur'an'ı tasdik edin ve onunla amel edin. Allah'ın emri her hâlükârda yerine gelmiştir.
655. Metin
إن الله تعالى لا يغفر ولا يتجاوز عمَّن أشرك به أحدًا من مخلوقاته، أو كفر بأي نوع من أنواع الكفر الأكبر، ويتجاوز ويعفو عمَّا دون الشرك من الذنوب، لمن يشاء من عباده، ومن يشرك بالله غيره فقد اختلق ذنبًا عظيمًا.
Şüphesiz Allah Teâlâ, yaratıklarından herhangi birini kendisine ortak koşan veya büyük küfür çeşitlerinden herhangi bir türle inkâr eden kimseyi bağışlamaz ve affetmez; bunun dışındaki günahları ise kullarından dilediği kimse için bağışlar ve affeder. Kim Allah'a başkasını ortak koşarsa, muhakkak ki büyük bir günah uydurmuş olur.
656. Metin
ألم تعلم -أيها الرسول- أمر أولئك الذين يُثنون على أنفسهم وأعمالهم، ويصفونها بالطهر والبعد عن السوء؟ بل الله تعالى وحده هو الذي يثني على مَن يشاء مِن عباده، لعلمه بحقيقة أعمالهم، ولا يُنقَصون من أعمالهم شيئًا مقدار الخيط الذي يكون في شق نَواة التمرة.
Ey Peygamber! Kendilerini ve amellerini öven, nefislerini temiz ve kötülükten uzak sayan kimselerin durumunu görmedin mi? Bilakis kullarının amellerinin hakikatini bildiği için ancak Allah Teâlâ dilediği kulunu temize çıkarır. Onların amellerinden hurma çekirdeğinin yarığındaki iplik kadar bile bir şey eksiltilmez.
657. Metin
انظر إليهم -أيها الرسول- متعجبًا من أمرهم، كيف يختلقون على الله الكذب، وهو المنزَّه عن كل ما لا يليق به؟ وكفى بهذا الاختلاق ذنبًا كبيرًا كاشفًا عن فساد معتقدهم.
Ey Peygamber! Kendisine yakışmayan her şeyden münezzeh olan Allah'a karşı nasıl yalan uydurduklarına şaşırarak onlara bak! İnançlarının bozukluğunu açığa çıkaran büyük bir günah olarak bu uydurma yeter!
658. Metin
ألم تعلم -أيها الرسول- أمر أولئك اليهود الذين أُعطوا حظًّا من العلم يصدقون بكل ما يُعبد من دون الله من الأصنام وشياطين الإنس والجن تصديقا يحملهم على التحاكم إلى غير شرع الله، ويقولون للذين كفروا بالله تعالى وبرسوله محمد ﷺ: هؤلاء الكافرون أقْومُ، وأعدلُ طريقًا من أولئك الذين آمنوا؟
[Ey Peygamber!] Kendilerine ilimden bir pay verilen şu Yahudilerin durumunu görmedin mi? Allah'tan başka tapılan putlara, insan ve cin şeytanlarına, kendilerini Allah'ın şeriatından başkasına muhakeme olmaya sevk edecek derecede inanıyorlar ve Allah Teâlâ'yı ve O'nun Resulü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i inkâr edenler için, 'Bu kâfirler, iman edenlerden daha doğru ve daha adil bir yoldadır' diyorlar.
659. Metin
أولئك الذين كَثُرَ فسادهم وعمَّ ضلالهم، طردهم الله تعالى من رحمته، ومَن يطرده الله من رحمته فلن تجد له من ينصره، ويدفع عنه سوء العذاب.
İşte onlar, fesatları çoğalan ve sapıklıkları her yanı saran kimselerdir; Allah Teâlâ onları rahmetinden kovmuştur. Allah kimi rahmetinden kovarsa, artık ona yardım edecek ve kendisinden kötü azabı savacak hiçbir kimse bulamazsın.
660. Metin
بل ألهم حظ من الملك، ولو أوتوه لما أعطوا أحدًا منه شيئًا، ولو كان مقدار النقرة التي تكون في ظهر النَّواة؟
Yoksa onların hükümranlıktan bir payı mı var? Şayet onlara [böyle bir pay] verilmiş olsaydı, hurma çekirdeğinin arkasındaki çukurcuk kadar bile insanlara bir şey vermezlerdi.
661. Metin
بل أيحسدون محمدًا ﷺ على ما أعطاه الله من نعمة النبوة والرسالة، ويحسدون أصحابه على نعمة التوفيق إلى الإيمان، والتصديق بالرسالة، واتباع الرسول، والتمكين في الأرض، ويتمنون زوال هذا الفضل عنهم؟ فقد أعطينا ذرية إبراهيم ﵇ -من قَبْلُ- الكتب، التي أنزلها الله عليهم وما أوحي إليهم مما لم يكن كتابا مقروءا، وأعطيناهم مع ذلك ملكا واسعا.
Yoksa onlar, Allah'ın peygamberlik ve elçilik nimetinden Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e verdiğini ve ashabına da imana muvaffak kılınma, risaleti tasdik etme, Resul'e uyma ve yeryüzünde güç ve iktidar sahibi olma nimetini kıskanıyorlar ve bu lütfun onlardan yok olmasını mı temenni ediyorlar? Doğrusu biz, daha önce İbrahim aleyhisselâm'ın soyuna Allah'ın kendilerine indirdiği kitapları, kendilerine vahyedilen okunur bir kitap olmayan [hikmeti] vermiş ve bununla birlikte onlara büyük bir mülk bahşetmiştik.
662. Metin
فمن هؤلاء الذين أوتوا حظًّا من العلم، مَن صدَّق برسالة محمد ﷺ، وعمل بشرعه، ومنهم مَن أعرض ولم يستجب لدعوته، ومنع الناس من اتباعه. وحسبكم -أيها المكذبون- نار جهنم تسعَّر بكم.
Kendilerine ilimden bir pay verilen bu kimselerden kimi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in risaletini tasdik edip onun şeriatıyla amel etti; kimi de yüz çevirip onun davetine icabet etmedi ve insanları ona uymaktan alıkoydu. [Ey yalanlayanlar!] Sizinle alevlenen cehennem ateşi size yeter!
663. Metin
إن الذين جحدوا ما أنزل الله من آياته ووحي كتابه ودلائله وحججه، سوف ندخلهم نارًا يقاسون حرَّها، كلما احترقت جلودهم بدَّلْناهم جلودًا أخرى; ليستمر عذابهم وألمهم. إن الله تعالى كان عزيزًا لا يمتنع عليه شيء، حكيمًا في تدبيره وقضائه.
Şüphesiz Allah'ın indirdiği ayetlerini, kitabının vahyini, delillerini ve hüccetlerini inkâr edenleri, sıcağını tadacakları bir ateşe sokacağız. Azap ve acıları devam etsin diye, derileri yandıkça onları başka derilerle değiştireceğiz. Şüphesiz Allah Teâlâ Azîz'dir (hiçbir şey O'na engel olamaz), idaresinde ve hükmünde Hakîm'dir (hikmet sahibidir).
664. Metin
والذين اطمأنت قلوبهم بالإيمان بالله تعالى والتصديق برسالة رسوله محمد ﷺ، واستقاموا على الطاعة، سندخلهم جنات تجري من تحتها الأنهار، ينعمون فيها أبدًا ولا يخرجون منها، ولهم فيها أزواج طهرها الله مِن كل أذى، وندخلهم ظلا كثيفًا ممتدًا في الجنة.
Allah Teâlâ'ya iman edip Resulü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in peygamberliğini tasdik etmekle kalpleri huzur bulan ve itaatte dosdoğru olanları ise, altından ırmaklar akan, içinde ebedî olarak nimetlere erip oradan hiç çıkarılmayacakları cennetlere sokacağız. Orada onlar için Allah'ın her türlü eziyetten arındırdığı tertemiz eşler vardır ve onları cennette koyu, uzayıp giden bir gölgeye sokacağız.
665. Metin
إن الله تعالى يأمركم بأداء مختلف الأمانات، التي اؤتمنتم عليها إلى أصحابها، فلا تفرطوا فيها، ويأمركم بالقضاء بين الناس بالعدل والقسط، إذا قضيتم بينهم، ونِعْمَ ما يعظكم الله به ويهديكم إليه. إن الله تعالى كان سميعًا لأقوالكم، مُطَّلعًا على سائر أعمالكم، بصيرًا بها.
Şüphesiz Allah Teâlâ, size tevdi edilen çeşitli emanetleri ehline vermenizi, onlarda kusur etmemenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adalet ve hakkaniyetle hükmetmenizi emreder. Allah'ın size bununla öğüt vermesi ve sizi buna hidayet etmesi ne güzeldir! Şüphesiz Allah Teâlâ sözlerinizi işiten, bütün amellerinize vâkıf olan ve onları görendir.
666. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، استجيبوا لأوامر الله تعالى ولا تعصوه، واستجيبوا للرسول ﷺ فيما جاء به من الحق، وأطيعوا ولاة أمركم في غير معصية الله، فإن اختلفتم في شيء بينكم، فأرجعوا الحكم فيه إلى كتاب الله تعالى وسنة رسوله محمد ﷺ، إن كنتم تؤمنون حق الإيمان بالله تعالى وبيوم الحساب. ذلك الردُّ إلى الكتاب والسنة خير لكم من التنازع والقول بالرأي، وأحسن عاقبة ومآلا.
Ey Allah'ı ve Resulü'nü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Allah Teâlâ'nın emirlerine icabet edin ve O'na isyan etmeyin; getirdiği hak hususunda Resul sallallâhu aleyhi ve sellem'e icabet edin ve Allah'a isyan olmayan hususlarda idarecilerinize itaat edin. Eğer aranızda herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah Teâlâ'ya ve hesap gününe gerçekten inanıyorsanız, onun hükmünü Allah Teâlâ'nın Kitabına ve Resulü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in sünnetine götürün. Kitap ve Sünnet'e başvurmak, çekişmekten ve şahsi görüşe dayanmaktan sizin için daha hayırlı, sonuç ve akıbet bakımından da daha güzeldir.
667. Metin
ألم تعلم -أيها الرسول- أمر أولئك المنافقين الذين يدَّعون الإيمان بما أُنزل إليك -وهو القرآن- وبما أُنزل إلى الرسل من قبلك، وهم يريدون أن يتحاكموا في فَصْل الخصومات بينهم إلى غير ما شرع الله من الباطل، وقد أُمروا أن يكفروا بالباطل؟ ويريد الشيطان أن يبعدهم عن طريق الحق، بعدًا شديدًا. وفي هذه الآية دليل على أن الإيمان الصادق، يقتضي الانقياد لشرع الله، والحكم به في كل أمر من الأمور، فمن زعم أنه مؤمن واختار حكم الطاغوت على حكم الله، فهو كاذب في زعمه.
[Ey Peygamber!] Sana indirilen Kur'an'a ve senden önceki peygamberlere indirilenlere iman ettiklerini iddia eden, aralarındaki anlaşmazlıkların çözümünde bâtılı inkâr etmekle emrolundukları hâlde Allah'ın şeriatından başka bir bâtıla muhakeme olmak isteyen şu münafıkların durumunu görmedin mi? Şeytan ise onları haktan çok uzak bir sapıklıkla saptırmak ister. Bu ayette; samimi imanın, Allah'ın şeriatına boyun eğmeyi ve her meselede onunla hükmetmeyi gerektirdiğine delil vardır. Dolayısıyla kim mümin olduğunu iddia eder de tağutun hükmünü Allah'ın hükmüne tercih ederse, o iddiasında yalancıdır.
668. Metin
وإذا نُصح هؤلاء، وقيل لهم: تعالوا إلى ما أنزل الله، وإلى الرسول محمد ﷺ، وهديه، أبصَرْتَ الذين يظهرون الإيمان ويبطنون الكفر، يعرضون عنك إعراضًا.
Onlara nasihat edilip 'Allah'ın indirdiğine ve Peygamber Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e ve onun hidayetine gelin' denildiği zaman, imanı açığa vurup küfrü gizleyenlerin senden büsbütün yüz çevirdiklerini görürsün.
669. Metin
فكيف يكون حال أولئك المناففين، إذا حلَّت بهم مصيبة بسبب ما اقترفوه بأيديهم، ثم جاؤوك -أيها الرسول- يعتذرون، ويؤكدون لك أنهم ما قصدوا بأعمالهم تلك إلا الإحسان والتوفيق بين الخصوم؟
Kendi elleriyle işledikleri yüzünden başlarına bir musibet geldiğinde, sonra da sana gelip bu işleriyle sadece iyilik yapmayı ve hasımların arasını bulmayı kastettiklerine dair güvence vererek özür dilediklerinde o münafıkların hâli nasıl olur?
670. Metin
أولئك هم الذين يعلم الله حقيقة ما في قلوبهم من النفاق، فتولَّ عنهم، وحذِّرهم من سوء ما هم عليه، وقل لهم قولا مؤثرًا فيهم زاجرًا لهم.
İşte onlar, kalplerindeki nifakın hakikatini Allah'ın bildiği kimselerdir. Sen onlardan yüz çevir, bulundukları kötü hâlden onları sakındır ve onlara kendilerini etkileyecek, onları vazgeçirecek sözler söyle.
671. Metin
وما بعَثْنَا من رسول من رسلنا، إلا ليستجاب له، بأمر الله تعالى وقضائه. ولو أن هؤلاء الذين ظلموا أنفسهم باقتراف السيئات، جاؤوك -أيها الرسول- في حياتك تائبين سائلين الله أن يغفر لهم ذنوبهم، واستغفرت لهم، لوجدوا الله توابًا رحيمًا.
Biz peygamberlerimizden hiçbir peygamberi, Allah Teâlâ'nın emri ve kazası uyarınca kendisine itaat edilmesinden başka bir amaçla göndermedik. Eğer kötülükler işleyerek nefislerine zulmeden o kimseler, senin hayatında sana gelip tövbe ederek Allah'tan günahlarını bağışlamasını dileselerdi ve sen de onlar için bağışlanma dileseydin, Allah'ı tövbeleri kabul edici ve pek merhametli bulurlardı.
672. Metin
أقسم الله تعالى بنفسه الكريمة أن هؤلاء لا يؤمنون حقيقة حتى يجعلوك حكمًا فيما وقع بينهم من نزاع في حياتك، ويتحاكموا إلى سنتك بعد مماتك، ثم لا يجدوا في أنفسهم ضيقًا مما انتهى إليه حكمك، وينقادوا مع ذلك انقيادًا تاماً، فالحكم بما جاء به رسول الله ﷺ من الكتاب والسنة في كل شأن من شؤون الحياة من صميم الإيمان مع الرضا والتسليم.
Allah Teâlâ yüce zatına yemin etmiştir ki; onlar, hayatında aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin etmedikçe, vefatından sonra da senin sünnetine başvurmadıkça, sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymayıp tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmazlar. Zira rıza ve teslimiyetle birlikte hayatın her alanında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Kitap ve Sünnet'ten getirdiği hükümlere başvurmak imanın ta kendisidir.
673. Metin
ولو أوجبنا على هؤلاء المنافقين المتحاكمين إلى الطاغوت أن يقتل بعضهم بعضًا، أو أن يخرجوا من ديارهم، ما استجاب لذلك إلا عدد قليل منهم، ولو أنهم استجابوا لما يُنصحون به لكان ذلك نافعًا لهم، وأقوى لإيمانهم، ولأعطيناهم من عندنا ثوابًا عظيمًا في الدنيا والآخرة، ولأرشدناهم ووفقناهم إلى طريق الله القويم.
Eğer biz tağuta muhakeme olan bu münafıklara, birbirlerini öldürmelerini veya yurtlarından çıkmalarını farz kılsaydık, içlerinden pek azı müstesna buna icabet etmezlerdi. Şayet onlar kendilerine verilen öğütleri yerine getirselerdi, bu kendileri için elbette daha hayırlı ve imanları açısından daha pekiştirici olurdu; biz de onlara katımızdan dünyada ve ahirette büyük bir mükâfat verir ve onları Allah'ın dosdoğru yoluna iletip muvaffak kılardık.
674. Metin
ومن يستجب لأوامر الله تعالى وهدي رسوله محمد ﷺ فأولئك الذين عَظُمَ شأنهم وقدرهم، فكانوا في صحبة مَن أنعم الله تعالى عليهم بالجنة من الأنبياء والصديقين الذين كمُل تصديقهم بما جاءت به الرسل، اعتقادًا وقولا وعملا والشهداء في سبيل الله وصالح المؤمنين، وحَسُنَ هؤلاء رفقاء في الجنة.
Kim Allah Teâlâ'nın emirlerine ve Resulü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in hidayetine icabet ederse, işte onlar şan ve dereceleri yüce olan kimselerdir; Allah Teâlâ'nın kendilerine cenneti lütfettiği peygamberler, peygamberlerin getirdiklerini inanç, söz ve amel bakımından dosdoğru tasdik eden sıddîklar, Allah yolunda şehit olanlar ve salih müminlerle beraberdirler. Bunlar cennette ne güzel arkadaşlardır!
675. Metin
ذلك العطاء الجزيل من الله وحده. وكفى بالله عليما يعلم أحوال عباده، ومَن يَستحقُّ منهم الثواب الجزيل بما قام به من الأعمال الصالحة.
Bu bol lütuf yalnızca Allah'tandır. Kullarının hâllerini ve yaptıkları salih ameller sebebiyle içlerinden kimin bol mükâfatı hak ettiğini hakkıyla bilen olarak Allah yeter.
676. Metin
يا أيها الذين آمنوا خذوا حذركم بالاستعداد لعدوكم، فاخرجوا لملاقاته جماعة بعد جماعة أو مجتمعين.
Ey iman edenler! Düşmanınıza karşı hazırlıklı olarak tedbirinizi alın; sonra bölük bölük ya da hep birlikte [savaşa] çıkın.
677. Metin
وإنَّ منكم لنفرًا يتأخر عن الخروج لملاقاة الأعداء متثاقلا ويثبط غيره عن عمد وإصرار، فإن قُدِّر عليكم وأُصِبتم بقتل وهزيمة، قال مستبشرًا: قد حفظني الله، حين لم أكن حاضرًا مع أولئك الذين وقع لهم ما أكرهه لنفسي، وسرَّه تخلفه عنكم.
Şüphesiz aranızda düşmanla karşılaşmaya çıkmaktan ağır davranıp geri kalan ve kasıtlı olarak başkalarını da ısrarla vazgeçirmeye çalışan kimseler vardır. Eğer başınıza bir takdir gelir de öldürülme ve hezimete uğrarsanız, sevinçle: 'Nefsim için hoşlanmadığım şeyin başlarına geldiği o kimselerle beraber bulunmadığım zaman Allah beni korudu' der ve sizden geri kalmasına sevinir.
678. Metin
ولئن نالكم فضل من الله وغنيمة، ليقولن -حاسدًا متحسرًا، كأن لم تكن بينكم وبينه مودة في الظاهر-: يا ليتني كنت معهم فأظفر بما ظَفِروا به من النجاة والنصرة والغنيمة.
Eğer size Allah'tan bir lütuf ve ganimet erişirse -sanki sizinle onun arasında zahirde hiçbir sevgi yokmuş gibi- hasetle ve hayıflanarak mutlaka şöyle der: 'Keşke onlarla beraber olsaydım da onların elde ettiği kurtuluş, zafer ve ganimete ben de erişseydim!'
679. Metin
فليجاهد في سبيل نصرة دين الله، وإعلاء كلمته، الذين يبيعون الحياة الدنيا بالدار الآخرة وثوابها. ومن يجاهد في سبيل الله مخلصًا، فيُقْتَلْ أو يَغْلِبْ، فسوف نؤتيه أجرًا عظيمًا.
Dünya hayatını ahiret yurdu ve onun sevabı karşılığında satanlar, Allah'ın dinine yardım etmek ve O'nun kelimesini yüceltmek uğrunda cihad etsinler. Kim Allah yolunda ihlasla cihad eder de öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.
680. Metin
وما الذي يمنعكم -أيها المؤمنون- عن الجهاد في سبيل نصرة دين الله، ونصرة عباده المستضعفين من الرجال والنساء والصغار الذين اعتُدي عليهم، ولا حيلة لهم ولا وسيلة لديهم إلا الاستغاثة بربهم، يدعونه قائلين: ربنا أخرجنا من هذه القرية -يعني «مكة» - التي ظَلَم أهلها أنفسهم بالكفر والمؤمنين بالأذى، واجعل لنا من عندك وليّاً يتولى أمورنا، ونصيرًا ينصرنا على الظالمين؟
[Ey müminler!] Saldırıya uğrayan, hiçbir çareleri ve yolları kalmayıp Rablerine sığınmaktan başka çaresi olmayan ve 'Rabbimiz! Bizi halkı küfürle kendilerine, eziyetle de müminlere zulmeden bu şehirden -yani Mekke'den- çıkar; katından bize işlerimizi üstlenecek bir sahip ve bizi zalimlere karşı muzaffer kılacak bir yardımcı kıl!' diye dua eden zayıf bırakılmış erkekler, kadınlar ve çocuklar ile Allah'ın dinine yardım uğrunda cihad etmekten sizi alıkoyan nedir?
681. Metin
الذين صدَقُوا في إيمانهم اعتقادًا وعملا يجاهدون في سبيل نصرة الحق وأهله، والذين كفروا يقاتلون في سبيل البغي والفساد في الأرض، فقاتلوا أيها المؤمنون أهل الكفر والشرك الذين يتولَّون الشيطان، ويطيعون أمره، إن تدبير الشيطان لأوليائه كان ضعيفًا.
İnanç ve amel olarak imanlarında sadık olanlar, hakkın ve hak ehlinin zaferi uğrunda cihad ederler. İnkâr edenler ise yeryüzünde azgınlık ve bozgunculuk yolunda savaşırlar. O hâlde ey müminler! Şeytanı dost edinen ve onun emrine itaat eden küfür ve şirk ehline karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın dostları için kurduğu tuzak pek zayıftır.
682. Metin
ألم تعلم -أيها الرسول- أمر أولئك الذين قيل لهم قبل الإذن بالجهاد: امنعوا أيديكم عن قتال أعدائكم من المشركين، وعليكم أداء ما فرضه الله عليكم من الصلاة، والزكاة، فلما فرض عليهم القتال إذا جماعة منهم قد تغير حالهم، فأصبحوا يخافون الناس ويرهبونهم، كخوفهم من الله أو أشد، ويعلنون عما اعتراهم من شدة الخوف، فيقولون: ربنا لِمَ أَوْجَبْتَ علينا القتال؟ هلا أمهلتنا إلى وقت قريب، رغبة منهم في متاع الحياة الدنيا، قل لهم -أيها الرسول-: متاع الدنيا قليل، والآخرة وما فيها أعظم وأبقى لمن اتقى، فعمل بما أُمر به، واجتنب ما نُهي عنه. لا يظلم ربك أحدًا شيئًا، ولو كان مقدار الخيط الذي يكون في شق نَواة التمرة.
[Ey Peygamber!] Kendilerine cihada izin verilmeden önce: 'Müşriklerden olan düşmanlarınızla savaşmaktan ellerinizi çekin; Allah'ın size farz kıldığı namazı kılın ve zekâtı verin' denilen kimselerin durumunu görmedin mi? Üzerlerine savaş farz kılınınca, içlerinden bir grup hemen tutumunu değiştirdi; Allah'tan korkar gibi, hatta daha şiddetli bir korkuyla insanlardan korkar ve çekinir oldular. İçlerine düşen şiddetli korkuyu açığa vurarak: 'Rabbimiz! Üzerimize savaşı niçin farz kıldın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!' dediler. Onlara de ki [ey Peygamber]: 'Dünyanın geçimi azdır. Ahiret ve oradaki nimetler ise takva sahibi olan, emrolunduğu şeyleri yapıp yasaklananlardan sakınan kimse için daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Rabbiniz hiç kimseye hurma çekirdeğinin yarığındaki iplik kadar bile zulmetmez.'
683. Metin
أينما تكونوا يلحقكم الموت في أي مكان كنتم فيه عند حلول آجالكم، ولو كنتم في حصون منيعة بعيدة عن ساحة المعارك والقتال. وإن يحصل لهم ما يسرُّهم من متاع هذه الحياة، ينسبوا حصوله إلى الله تعالى، وإن يقع عليهم ما يكرهونه ينسبوه إلى الرسول محمد ﷺ جهالة وتشاؤمًا، وما علموا أن ذلك كله من عند الله وحده، بقضائه وقدره، فما بالهم لا يقاربون فَهْمَ أيِّ حديث تحدثهم به؟
Nerede olursanız olun, ecelleriniz geldiğinde hangi mekânda bulunursanız bulunun, savaş ve çarpışma meydanlarından uzak müstahkem kalelerde dahi olsanız ölüm size yetişir. Onlara bu hayatın metaından kendilerini sevindirecek bir şey ulaşsa bunu Allah Teâlâ'ya nispet ederler; başlarına hoşlanmadıkları bir şey gelse cehalet ve uğursuzluk sayarak bunu Peygamber Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e nispet ederler. Oysa bunların hepsinin Allah'ın kaza ve kaderiyle, yalnızca O'nun katından olduğunu bilmediler. Kendilerine söylediğin hiçbir sözü anlamaya yanaşmayan bu kimselere ne oluyor?
684. Metin
ما أصابك -أيها الإنسان- مِن خير ونعمة فهو من الله تعالى وحده، فضلا وإحسانًا، وما أصابك من جهد وشدة فبسبب عملك السيئ، وما اقترفته يداك من الخطايا والسيئات. وبعثناك -أيها الرسول- لعموم الناس رسولا تبلغهم رسالة ربك، وكفى بالله شهيدًا على صدق رسالتك.
[Ey insan!] Sana isabet eden her hayır ve nimet, bir lütuf ve ihsan olarak yalnızca Allah Teâlâ'dandır. Başına gelen her meşakkat ve sıkıntı ise kötü amelin ve ellerinle işlediğin hata ve günahlar sebebiyledir. [Ey Peygamber!] Seni bütün insanlara Rabbinin risaletini tebliğ eden bir elçi olarak gönderdik. Risaletinin doğruluğuna şahit olarak Allah yeter.
685. Metin
من يستجب للرسول ﷺ، ويعمل بهديه، فقد استجاب لله تعالى وامتثل أمره، ومن أعرض عن طاعة الله ورسوله فما بعثناك -أيها الرسول- على هؤلاء المعترضين رقيبًا تحفظ أعمالهم وتحاسبهم عليها، فحسابهم علينا.
Kim Resul sallallâhu aleyhi ve sellem'e icabet eder ve onun hidayetiyle amel ederse, muhakkak ki Allah Teâlâ'ya icabet etmiş ve O'nun emrine boyun eğmiş olur. Kim de Allah'a ve Resulü'ne itaatten yüz çevirirse; [bilsin ki ey Peygamber,] biz seni bu karşı çıkanların üzerine amellerini muhafaza edip onlardan hesap soracak bir bekçi olarak göndermedik; onların hesabı ancak bizedir.
686. Metin
ويُظْهر هؤلاء المعرضون -وهم في مجلس رسول الله ﷺ طاعتهم للرسول وما جاء به، فإذا ابتعدوا عنه وانصرفوا عن مجلسه، دبَّر جماعة منهم ليلا غير ما أعلنوه من الطاعة، وما علموا أن الله يحصي عليهم ما يدبرون، وسيجازيهم عليه أتم الجزاء، فتول عنهم -أيها الرسول- ولا تبال بهم، فإنهم لن يضروك، وتوكل على الله، وحسبك به وليّاً وناصرًا.
Bu yüz çevirenler Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in meclisindeyken Resul'e ve getirdiklerine itaat ettiklerini gösterirler. Fakat onun yanından uzaklaşıp meclisinden ayrıldıklarında, içlerinden bir grup geceleyin açığa vurdukları itaatin aksini kurup planlar. Oysa Allah'ın onların kurdukları planları kaydettiğini ve bunun cezasını eksiksiz vereceğini bilmezler. [Ey Peygamber!] Sen onlardan yüz çevir ve onlara aldırma; zira onlar sana asla zarar veremezler. Allah'a tevekkül et; dost ve yardımcı olarak Allah sana yeter.
687. Metin
أفلا ينظر هؤلاء في القرآن، وما جاء به من الحق، نظر تأمل وتدبر، حيث جاء على نسق محكم يقطع بأنه من عند الله وحده؟ ولو كان مِن عند غيره لوجدوا فيه اختلافًا كثيرًا.
Onlar Kur'an'a ve onun getirdiği hakka, yalnızca Allah katından olduğunu kesin olarak gösteren sağlam ve muhkem üslubuna derinlemesine düşünüp ibretle bakmazlar mı? Şayet o Allah'tan başkasının katından olsaydı, içinde elbette pek çok çelişki bulurlardı.
688. Metin
وإذا جاء هؤلاء الذين لم يستقر الإيمان في قلوبهم أمْرٌ يجب كتمانه متعلقًا بالأمن الذي يعود خيره على الإسلام والمسلمين، أو بالخوف الذي يلقي في قلوبهم عدم الاطمئنان، أفشوه وأذاعوا به في الناس، ولو ردَّ هؤلاء ما جاءهم إلى رسول الله ﷺ وإلى أهل العلم والفقه لَعَلِمَ حقيقة معناه أهل الاستنباط منهم. ولولا أنْ تَفَضَّلَ الله عليكم ورحمكم لاتبعتم الشيطان ووساوسه إلا قليلا منكم.
Kalplerine iman yerleşmemiş olan bu kimselere, hayrı İslam'a ve Müslümanlara dönecek olan güvenliğe veya kalplerine huzursuzluk salan korkuya dair gizlenmesi gereken bir haber geldiğinde, onu hemen etrafa yayıp insanlar arasında ilan ederler. Şayet onlar kendilerine gelen bu haberi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ve ilim ve fıkıh ehline götürselerdi, içlerinden hüküm çıkarabilenler (istinbat ehli) onun gerçek anlamını elbette bilirlerdi. Eğer üzerinizde Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna şeytana ve onun vesveselerine uyardınız.
689. Metin
فجاهد -أيها النبي- في سبيل الله لإعلاء كلمته، لا تلزم فعل غيرك ولا تؤاخذ به، وحُضَّ المؤمنين على القتال والجهاد، ورغِّبهم فيه، لعل الله يمنع بك وبهم بأس الكافرين وشدتهم. والله تعالى أشد قوة وأعظم عقوبة للكافرين.
[Ey Peygamber!] Allah'ın kelimesini yüceltmek için O'nun yolunda cihad et; sen başkasının fiilinden sorumlu tutulmazsın ve onunla hesaba çekilmezsin. Müminleri savaşa ve cihada teşvik et, onları buna isteklendir. Umulur ki Allah seninle ve onlarla kâfirlerin baskı ve şiddetini defeder. Allah Teâlâ kâfirlere karşı kuvvetçe daha çetin, ceza bakımından da daha büyüktür.
690. Metin
من يَسْعَ لحصول غيره على الخير يكن له بشفاعته نصيب من الثواب، ومن يَسْعَ لإيصال الشر إلى غيره يكن له نصيب من الوزر والإثم. وكان الله على كل شيء شاهدًا وحفيظًا.
Kim başkasının hayra ulaşması için aracılık ederse, bu şefaati sebebiyle sevaptan bir payı olur. Kim de başkasına şerrin ulaşması için aracılık ederse, günahtan ve vebalden bir payı olur. Allah her şeye şahit ve her şeyi gözetip koruyandır.
691. Metin
وإذا سلَّم عليكم المسلم فردُّوا عليه بأفضل مما سلَّم لفظًا وبشاشةً، أو ردوا عليه بمثل ما سلَّم، ولكل ثوابه وجزاؤه. إن الله تعالى كان على كل شيء مجازيًا.
Bir Müslüman size selam verdiğinde, onun verdiği selamdan lafız ve güler yüz bakımından daha güzeliyle karşılık verin veya aynı şekilde iade edin; her birinin ayrı mükâfatı ve karşılığı vardır. Şüphesiz Allah Teâlâ her şeyin karşılığını eksiksiz verendir.
692. Metin
الله وحده المتفرد بالألوهية لجميع الخلق، ليجمعنكم يوم القيامة، الذي لا شك فيه، للحساب والجزاء. ولا أحد أصدق من الله حديثًا فيما أخبر به.
Allah, bütün yaratılmışlar için ilahlıkta tek olandır. Şüphe olmayan kıyamet gününde hesap ve ceza için sizi mutlaka bir araya toplayacaktır. Bildirdiği haberler hususunda Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?
693. Metin
فما لكم -أيها المؤمنون- في شأن المنافقين إذ اختلفتم فرقتين: فرقة تقول بقتالهم وأخرى لا تقول بذلك؟ والله تعالى قد أوقعهم في الكفر والضلال بسبب سوء أعمالهم. أتودون هداية من صرف الله تعالى قلبه عن دينه؟ ومن خذله الله عن دينه، واتباع ما أمره به، فلا طريق له إلى الهدى.
[Ey müminler!] Bir grup onlarla savaşılmasını, diğeri ise savaşılmamasını söylerken, münafıklar hakkında iki fırkaya ayrılmanıza sebep nedir? Kötü amelleri sebebiyle Allah Teâlâ onları küfre ve sapıklığa düşürmüştür. Allah Teâlâ'nın kalbini dininden çevirdiği kimseyi siz mi hidayete erdirmek istiyorsunuz? Allah'ın dininden ve emrettiklerine uymaktan yüzüstü bıraktığı kimse için asla doğruya giden bir yol bulamazsın.
694. Metin
تمنَّى المنافقون لكم -أيها المؤمنون-، لو تنكرون حقيقة ما آمنت به قلوبكم، مثلما أنكروه بقلوبهم، فتكونون معهم في الإنكار سواء، فلا تتخذوا منهم أصفياء لكم، حتى يهاجروا في سبيل الله، برهانًا على صدق إيمانهم، فإن أعرضوا عما دعوا إليه، فخذوهم أينما كانوا واقتلوهم، ولا تتخذوا منهم وليّاً من دون الله ولا نصيرًا تستنصرونه به.
Münafıklar, kendi kalpleriyle inkâr ettikleri gibi [ey müminler] sizin de kalplerinizin inandığı hakikati inkâr etmenizi ve inkârda kendileriyle eşit olmanızı arzu ettiler. Bu sebeple, imanlarının doğruluğunu ispatlamak üzere Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan candan dostlar edinmeyin. Eğer davet edildikleri şeyden yüz çevirirlerse, onları nerede bulursanız yakalayıp öldürün; Allah'tan başka onlardan ne bir dost ne de kendisinden yardım isteyeceğiniz bir yardımcı edinin.
695. Metin
لكن الذين يتصلون بقوم بينكم وبينهم عهد وميثاق فلا تقاتلوهم، وكذلك الذين أتَوا إليكم وقد ضاقت صدورهم وكرهوا أن يقاتلوكم، كما كرهوا أن يقاتلوا قومهم، فلم يكونوا معكم ولا مع قومهم، فلا تقاتلوهم، ولو شاء الله تعالى لسلَّطهم عليكم، فلقاتلوكم مع أعدائكم من المشركين، ولكن الله تعالى صرفهم عنكم بفضله وقدرته، فإن تركوكم فلم يقاتلوكم، وانقادوا اليكم مستسلمين، فليس لكم عليهم من طريق لقتالهم.
Ancak sizinle aralarında antlaşma ve sözleşme bulunan bir topluluğa sığınanlarla savaşmayın. Keza sizinle savaşmaktan göğüsleri daralarak hoşlanmadıkları gibi kendi kavimleriyle de savaşmaktan hoşlanmayıp ne sizinle ne de kavimleriyle birlikte olmak istemeyerek size gelenlerle de savaşmayın. Eğer Allah Teâlâ dileseydi onları size musallat ederdi de müşriklerden olan düşmanlarınızla birlikte sizinle savaşırlardı. Fakat Allah Teâlâ lütfu ve kudretiyle onları sizden uzak tuttu. O hâlde eğer sizi bırakır, sizinle savaşmaz ve teslim olup size boyun eğerlerse, artık onlarla savaşmak için aleyhlerine bir yolunuz yoktur.
696. Metin
ستجدون قومًا آخرين من المنافقين يودون الاطمئنان على أنفسهم من جانبكم، فيظهرون لكم الإيمان، ويودون الاطمئنان على أنفسهم من جانب قومهم الكافرين، فيظهرون لهم الكفر، كلما أعيدوا إلى موطن الكفر والكافرين، وقعوا في أسوأ حال. فهؤلاء إن لم ينصرفوا عنكم، ويقدموا إليكم الاستسلام التام، ويمنعوا أنفسهم عن قتالكم فخذوهم بقوة واقتلوهم أينما كانوا، وأولئك الذين بلغوا في هذا المسلك السيِّئ حدّاً يميزهم عمَّن عداهم، فهم الذين جعلنا لكم الحجة البينة على قتلهم وأسرهم.
Münafıklardan sizden yana güvende olmak isteyip size imanı gösteren, kâfir kavimlerinden yana da güvende olmak isteyip onlara küfrü gösteren başka bir topluluk bulacaksınız. Ne zaman küfür ve kâfirlerin yurduna geri döndürülseler, en kötü hâle düşerler. Eğer bunlar sizden uzak durmaz, size tam bir teslimiyet göstermez ve ellerini sizden çekmezlerse, onları nerede bulursanız sımsıkı yakalayıp öldürün. İşte bu kötü yolda başkalarından ayrılacak dereceye varanlar var ya; onların öldürülmeleri ve esir alınmaları hususunda lehinize apaçık bir hüccet kıldığımız kimseler onlardır.
697. Metin
ولا يحق لمؤمن الاعتداء على أخيه المؤمن وقتله بغير حق، إلا أن يقع منه ذلك على وجه الخطأ الذي لا عمد فيه، ومن وقع منه ذلك الخطأ فعليه عتق رقبة مؤمنة، وتسليم دية مقدرة إلى أوليائه، إلا أن يتصدقوا بها عليه ويعفوا عنه. فإن كان المقتول من قوم كفار أعداء للمؤمنين، وهو مؤمن بالله تعالى، وبما أنزل من الحق على رسوله محمد ﷺ، فعلى قاتله عتق رقبة مؤمنة، وإن كان من قوم بينكم وبينهم عهد وميثاق، فعلى قاتله دية تسلم إلى أوليائه وعتق رقبة مؤمنة، فمن لم يجد القدرة على عتق رقبة مؤمنة، فعليه صيام شهرين متتابعين; ليتوب الله تعالى عليه. وكان الله تعالى عليما بحقيقة شأن عباده، حكيمًا فيما شرعه لهم.
Bir müminin, kasti olmayan bir hata dışında, mümin kardeşine saldırması ve onu haksız yere öldürmesi helal değildir. Kim böyle bir hatayla öldürürse, mümin bir köle azat etmesi ve mirasçılarına teslim edilecek belirlenmiş bir diyeti ödemesi gerekir; meğerki onlar bunu bağışlayıp vazgeçsinler. Eğer öldürülen kimse müminlere düşman kâfir bir topluluktan olup kendisi Allah Teâlâ'ya ve Resulü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e indirilen hakka inanmış bir mümin ise, katilin mümin bir köle azat etmesi gerekir. Şayet sizinle aralarında antlaşma ve sözleşme bulunan bir kavimden ise, katilin mirasçılarına teslim edilecek bir diyet ödemesi ve mümin bir köle azat etmesi gerekir. Mümin bir köle azat etmeye güç yetiremeyen kimse ise, Allah Teâlâ'nın tövbesini kabul etmesi için peş peşe iki ay oruç tutmalıdır. Allah Teâlâ kullarının durumunun hakikatini hakkıyla bilen ve onlar için koyduğu hükümlerde Hakîm olandır.
698. Metin
ومن يَعْتَدِ على مؤمن فيقتله عن عمد بغير حق فعاقبته جهنم، خالدًا فيها مع سخط الله تعالى عليه وطَرْدِهِ من رحمته، إن جازاه على ذنبه وأعدَّ الله له أشد العذاب بسبب ما ارتكبه من هذه الجناية العظيمة. ولكنه سبحانه يعفو ويتفضل على أهل الإيمان فلا يجازيهم بالخلود في جهنم.
Kim bir mümine saldırıp onu kasten ve haksız yere öldürürse, cezalandırıldığı takdirde onun cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir; Allah Teâlâ ona gazap etmiş, onu rahmetinden kovmuş ve işlediği bu büyük cinayet sebebiyle ona pek çetin bir azap hazırlamıştır. Fakat O Sübhânehu, iman ehlini affeder, onlara lütufta bulunur ve onları cehennemde ebedî kılmakla cezalandırmaz.
699. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه إذا خرجتم في الأرض مجاهدين في سبيل الله فكونوا على بينة مما تأتون وتتركون، ولا تنفوا الإيمان عمن بدا منه شيء من علامات الإسلام ولم يقاتلكم; لاحتمال أن يكون مؤمنًا يخفي إيمانه، طالبين بذلك متاع الحياة الدنيا، والله تعالى عنده من الفضل والعطاء ما يغنيكم به، كذلك كنتم في بدء الإسلام تخفون إيمانكم عن قومكم من المشركين فمَنَّ الله عليكم، وأعزَّكم بالإيمان والقوة، فكونوا على بيِّنة ومعرفة في أموركم. إن الله تعالى عليم بكل أعمالكم، مطَّلع على دقائق أموركم، وسيجازيكم عليها.
Ey Allah'ı ve Resulü'nü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Allah yolunda cihad etmek üzere yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, yapacağınız ve terk edeceğiniz hususlarda iyice araştırıp tetkik edin; dünya hayatının geçici menfaatini arzulayarak, imanını gizleyen bir mümin olma ihtimaline binaen, size İslam alametlerinden bir şey gösterip sizinle savaşmayan kimseye 'Sen mümin değilsin' demeyin. Allah Teâlâ'nın katında sizi zengin kılacak pek çok lütuf ve ihsan vardır. İslam'ın başlangıcında siz de müşrik olan kavminizden imanınızı böyle gizliyordunuz; derken Allah size lütufta bulundu ve sizi imanla ve güçle aziz kıldı. O hâlde işlerinizde iyice araştırıp kesin bilgiyle hareket edin. Şüphesiz Allah Teâlâ bütün amellerinizi hakkıyla bilen, işlerinizin inceliklerine vâkıf olandır ve size bunların karşılığını verecektir.
700. Metin
لا يتساوى المتخلفون عن الجهاد في سبيل الله -غير أصحاب الأعذار منهم- والمجاهدون في سبيل الله، بأموالهم وأنفسهم، فضَّل الله تعالى المجاهدين على القاعدين، ورفع منزلتهم درجة عالية في الجنة، وقد وعد الله كلا من المجاهدين بأموالهم وأنفسهم والقاعدين من أهل الأعذار الجنة لِما بذلوا وضحَّوا في سبيل الحق، وفضَّل الله تعالى المجاهدين على القاعدين ثوابًا جزيلا.
Özür sahipleri müstesna olmak üzere, Allah yolunda cihaddan geri kalanlarla mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah Teâlâ mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri, oturanlardan üstün kılmış ve cennette derecelerini yükseltmiştir. Allah, hak uğrunda sarf ettikleri ve fedakârlıkta bulundukları şeyler sebebiyle mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin her birine de, özür sahibi olup oturanlara da cenneti vadetmiştir. Allah Teâlâ cihad edenleri, oturanlara pek büyük bir mükâfatla üstün kılmıştır.
701. Metin
هذا الثواب الجزيل منازل عالية في الجنات من الله تعالى لخاصة عباده المجاهدين في سبيله، ومغفرة لذنوبهم ورحمة واسعة ينعمون فيها. وكان الله غفورًا لمن تاب إليه وأناب، رحيمًا بأهل طاعته، المجاهدين في سبيله.
Bu pek büyük mükâfat; Allah Teâlâ'dan O'nun yolunda cihad eden seçkin kulları için cennetlerde yüksek dereceler, günahları için bir bağışlanma ve içinde nimetlenecekleri geniş bir rahmettir. Allah, kendisine tövbe edip yönelenleri çok bağışlayandır; O'na itaat eden ve O'nun yolunda cihad edenlere pek merhametlidir.
702. Metin
إن الذين توفَّاهم الملائكة وقد ظلموا أنفسهم بقعودهم في دار الكفر وترك الهجرة، تقول لهم الملائكة توبيخًا لهم: في أي شيء كنتم من أمر دينكم؟ فيقولون: كنا ضعفاء في أرضنا، عاجزين عن دفع الظلم والقهر عنا، فيقولون لهم توبيخا: ألم تكن أرض الله واسعة فتخرجوا من أرضكم إلى أرض أخرى بحيث تأمنون على دينكم؟ فأولئك مثواهم النار، وقبح هذا المرجع والمآب.
Küfür diyarında oturup hicreti terk ederek nefislerine zulmetmiş olarak meleklerin canlarını aldığı kimselere melekler azarlayarak: 'Dini meselelerinizde ne durumdaydınız?' derler. Onlar: 'Biz yeryüzünde zayıf düşürülmüş kimselerdik; zulüm ve baskıyı kendimizden savmaktan acizdik' derler. Melekler de onları kınayarak: 'Allah'ın arzı geniş değil miydi ki dininiz hususunda emin olacağınız başka bir yere çıkıp hicret etseydiniz?' derler. İşte onların barınağı cehennemdir; o varılacak ve dönülecek ne kötü bir yerdir!
703. Metin
ويعذر من ذاك المصير العجزة من الرجال والنساء والصغار الذين لا يقدرون على دفع القهر والظلم عنهم، ولا يعرفون طريقًا يخلصهم مما هم فيه من المعاناة.
Baskı ve zulmü kendilerinden savmaya güç yetiremeyen, içinde bulundukları sıkıntıdan kendilerini kurtaracak hiçbir yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklardan aciz olanlar bu akıbetten müstesnadır.
704. Metin
فهؤلاء الضعفاء هم الذين يُرجى لهم من الله تعالى العفو; لعلمه تعالى بحقيقة أمرهم. وكان الله كثير العفو يتجاوز عن سيئاتهم، ويسترها عليهم.
İşte bu zayıf kimseler, Allah Teâlâ'nın onların durumunun hakikatini bilmesi sebebiyle kendileri için affı umulan kimselerdir. Allah affı çok olandır, onların kötülüklerini bağışlar ve üzerlerini örter.
705. Metin
ومَن يخرج من أرض الشرك إلى أرض الإسلام فرارًا بدينه، راجيًا فضل ربه، قاصدًا نصرة دينه، يجد في الأرض مكانًا ومتحولا ينعم فيه بما يكون سببًا في قوته وذلة أعدائه، مع السعة في رزقه وعيشه، ومن يخرج من بيته قاصدًا نصرة دين الله ورسوله ﷺ، وإعلاء كلمة الله، ثم يدركه الموت قبل بلوغه مقصده، فقد ثبت له جزاء عمله على الله، فضلا منه وإحسانًا. وكان الله غفورًا رحيمًا بعباده.
Kim dinini korumak üzere hicret ederek, Rabbinin lütfunu umarak ve dinine yardım etmeyi kastederek şirk diyarından İslam diyarına çıkarsa; yeryüzünde kendi gücüne ve düşmanlarının zilletine vesile olacak, rızkında ve geçiminde genişlikle nimetleneceği sığınılacak yerler ve bolluk bulur. Kim Allah'ın ve Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem'in dinine yardım etmek ve Allah'ın kelimesini yüceltmek kastıyla evinden çıkar da hedefine ulaşamadan ölüm ona erişirse, onun amelinin mükâfatı bir lütuf ve ihsan olarak muhakkak Allah'a aittir. Allah kullarına karşı çok bağışlayıcı ve pek merhametlidir.
706. Metin
وإذا سافرتم -أيها المؤمنون- في أرض الله، فلا حرج ولا إثم عليكم في قصر الصلاة إن خفتم من عدوان الكفار عليكم في حال صلاتكم، وكانت غالب أسفار المسلمين في بدء الإسلام مخوفة، والقصر رخصة في السفر حال الأمن أو الخوف. إن الكافرين مجاهرون لكم بعداوتهم، فاحذروهم.
[Ey müminler!] Allah'ın arzında sefere çıktığınızda, namaz kıldığınız esnada kâfirlerin size saldırmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda size hiçbir günah ve vebal yoktur. İslam'ın başlangıcında Müslümanların yolculuklarının çoğu korkulu idi; namazı kısaltmak ise hem güven hem de korku hâlindeki yolculukta bir ruhsattır. Şüphesiz kâfirler size olan düşmanlıklarını açıkça ilan etmişlerdir; o hâlde onlardan sakının.
707. Metin
وإذا كنت -أيها النبي- في ساحة القتال، فأردت أن تصلي بهم، فلتقم جماعة منهم معك للصلاة، وليأخذوا سلاحهم، فإذا سجد هؤلاء فلتكن الجماعة الأخرى من خلفكم في مواجهة عدوكم، وتتم الجماعة الأولى ركعتهم الثانية ويُسلِّمون، ثم تأتي الجماعة الأخرى التي لم تبدأ الصلاة فليأتموا بك في ركعتهم الأولى، ثم يكملوا بأنفسهم ركعتهم الثانية، وليحذروا مِن عدوهم وليأخذوا أسلحتهم. ودَّ الجاحدون لدين الله أن تغفُلوا عن سلاحكم وزادكم; ليحملوا عليكم حملة واحلة فيقضوا عليكم، ولا إثم عليكم حينئذ إن كان بكم أذى من مطر، أو كنتم في حال مرض، أن تتركوا أسلحتكم، مع أخذ الحذر. إن الله تعالى أعدَّ للجاحدين لدينه عذابًا يهينهم، ويخزيهم.
[Ey Peygamber!] Savaş meydanında bulunup onlara namaz kıldırmak istediğin zaman, içlerinden bir grup seninle beraber namaza dursun ve silahlarını yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer grup düşmanınızın karşısında arkanızda dursun. Birinci grup ikinci rekâtlarını tamamlayıp selam versin; sonra henüz namaza başlamamış olan diğer grup gelip ilk rekâtlarında sana uysunlar, sonra kendi başlarına ikinci rekâtlarını tamamlasınlar; düşmanlarından sakınsınlar ve silahlarını yanlarına alsınlar. Allah'ın dinini inkâr edenler, üzerinize tek bir baskın yapıp sizi yok etmek için silahlarınızdan ve teçhizatınızdan gafil olmanızı arzu ettiler. Yağmurdan dolayı bir eziyetle karşılaşırsanız veya hasta olursanız, tedbirinizi almak şartıyla silahlarınızı bırakmanızda üzerinize bir günah yoktur. Şüphesiz Allah Teâlâ dinini inkâr edenlere kendilerini küçük düşürecek ve rezil edecek bir azap hazırlamıştır.