782. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، أتِمُّوا عهود الله الموثقة، من الإيمان بشرائع الدين، والانقياد لها، وأَدُّوا العهود لبعضكم على بعض من الأمانات، والبيوع وغيرها، مما لم يخالف كتاب الله، وسنة رسوله محمد ﷺ. وقد أحَلَّ الله لكم البهيمة من الأنعام، وهي الإبلُ والبقر والغنم، إلا ما بيَّنه لكم من تحريم الميتة والدم وغير ذلك، ومن تحريم الصيد وأنتم محرمون. إن الله يحكم ما يشاء وَفْق حكمته وعدله.
Ey Allah'a ve Resulüne iman edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Dinin hükümlerine inanmak ve onlara boyun eğmek şeklindeki Allah'ın kesin ahitlerini tastamam yerine getirin. Birbirinize karşı emanetler, alışverişler ve diğer konularda, Allah'ın Kitabı'na ve Resulü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in sünnetine aykırı olmayan sözleşmelerinizi ifa edin. Allah; leşin, kanın ve diğer şeylerin haram kılındığına dair size açıklananlar ile ihramlıyken avlanmanın haram kılınması müstesna, davar cinsinden olan develeri, sığırları ve davarları (koyun-keçi) size helal kılmıştır. Şüphesiz Allah, hikmeti ve adaleti gereğince dilediği hükmü verir.
783. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه لا تتعدَّوا حدود الله ومعالمه، ولا تستحِلُّوا القتال في الأشهر الحرم، وهي: ذو القعدة وذو الحجة والمحرم ورجب، وكان ذلك في صدر الإسلام، ولا تستحِلُّوا حرمة الهَدْي، ولا ما قُلِّدَ منه; إذ كانوا يضعون القلائد، وهي ضفائر من صوف أو وَبَر في الرقاب علامةً على أن البهيمة هَدْيٌ وأن الرجل يريد الحج، ولا تَسْتَحِلُّوا قتال قاصدي البيت الحرام الذين يبتغون من فضل الله ما يصلح معايشهم ويرضي ربهم. وإذا حللتم من إحرامكم حلَّ لكم الصيد، ولا يحمِلَنَّكم بُغْض قوم من أجل أن منعوكم من الوصول إلى المسجد الحرام -كما حدث عام «الحديبية» - على ترك العدل فيهم. وتعاونوا -أيها المؤمنون فيما بينكم- على فِعْل الخير، وتقوى الله، ولا تعاونوا على ما فيه إثم ومعصية وتجاوز لحدود الله، واحذروا مخالفة أمر الله فإنه شديد العقاب.
Ey Allah'a ve Resulüne iman edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Allah'ın koyduğu sınırları ve dini alametlerini çiğnemeyin. Haram aylarda -ki bunlar Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb'dir ve bu [yasak] İslam'ın ilk dönemindeydi- savaşı helal saymayın. Kurbanlık hedy kurbanının ve boyunlarına takılan gerdanlıkların hürmetini helal saymayın; zira onlar, hayvanın hedy kurbanı olduğuna ve kişinin hac yapmak istediğine işaret olarak boyunlarına yün veya kıldan örülmüş bağlar takarlardı. Rablerinin rızasını ve maişetlerini düzeltecek Allah'ın lütfunu arzulayarak Beyt-i Haram'a yönelenlerle savaşmayı da helal saymayın. İhramdan çıktığınızda artık avlanabilirsiniz. Bir topluluğun -Hudeybiye yılında olduğu gibi- sizi Mescid-i Haram'dan alıkoymasından ötürü duyduğunuz öfke, sakın sizi onlara karşı adaleti terk etmeye sevk etmesin. [Ey müminler!] Aranızda iyilik ve takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın; günah, isyan ve Allah'ın sınırlarını aşma konusunda yardımlaşmayın. Allah'ın emrine karşı gelmekten sakının; çünkü O'nun cezası pek çetindir.
784. Metin
حرَّم الله عليكم الميتة، وهي الحيوان الذي تفارقه الحياة بدون ذكاة، وحرَّم عليكم الدم السائل المُراق، ولحم الخنزير، وما ذُكِر عليه غير اسم الله عند الذبح، والمنخنقة التي حُبِس نَفَسُها حتى ماتت، والموقوذة وهي التي ضُربت بعصا أو حجر حتى ماتت، والمُتَرَدِّية وهي التي سقطت من مكان عال أو هَوَت في بئر فماتت، والنطيحة وهي التي ضَرَبَتْها أخرى بقرنها فماتت، وحرَّم الله عليكم البهيمة التي أكلها السبُع، كالأسد والنمر والذئب، ونحو ذلك. واستثنى -سبحانه- مما حرَّمه من المنخنقة وما بعدها ما أدركتم ذكاته قبل أن يموت فهو حلال لكم، وحرَّم الله عليكم ما ذُبِح لغير الله على ما يُنصب للعبادة من حجر أو غيره، وحرَّم الله عليكم أن تطلبوا عِلْم ما قُسِم لكم أو لم يقسم بالأزلام، وهي القداح التي كانوا يستقسمون بها إذا أرادوا أمرًا قبل أن يقدموا عليه. ذلكم المذكور في الآية من المحرمات -إذا ارتُكبت- خروج عن أمر الله وطاعته إلى معصيته. الآن انقطع طمع الكفار من دينكم أن ترتدوا عنه إلى الشرك بعد أن نصَرْتُكم عليهم، فلا تخافوهم وخافوني. اليوم أكملت لكم دينكم دين الإسلام بتحقيق النصر وإتمام الشريعة، وأتممت عليكم نعمتي بإخراجكم من ظلمات الجاهلية إلى نور الإيمان، ورضيت لكم الإسلام دينًا فالزموه، ولا تفارقوه. فمن اضطرَّ في مجاعة إلى أكل الميتة، وكان غير مائل عمدًا لإثم، فله تناوله، فإن الله غفور له، رحيم به.
Allah size leşi -ki o, usulünce boğazlanmadan canı çıkan hayvandır-, akıtılmış kanı, domuz etini, kesilirken üzerine Allah'tan başkasının adı anılanı, boğularak ölen (münhanika) hayvanı, sopa veya taşla vurularak öldürülen (mevkûze) hayvanı, yüksek bir yerden yuvarlanıp veya kuyuya düşüp ölen (mütereddiye) hayvanı, başka bir hayvanın boynuzuyla vurup öldürdüğü (natîha) hayvanı haram kıldı. Aslan, kaplan, kurt gibi yırtıcı hayvanların yediği hayvanları da size haram kıldı. Ancak -Subhânehu- boğulmuş ve sonrakilerden haram kıldıkları arasından ölmeden önce yetişip usulünce kestikleriniz müstesnadır; onlar size helaldir. İbadet için dikilen taşlar (dikili taşlar) veya benzerleri üzerinde Allah'tan başkası adına kesilen hayvanlar da size haram kılınmıştır. Bir işe girişmeden önce fal oklarıyla kısmet aramanız da size haram kılınmıştır; bunlar, bir işe kalkışmadan önce kısmet çekmekte kullandıkları oklardır. Ayette zikredilen bu haramlar -işlendikleri takdirde- Allah'ın emrinden ve O'na itaatten çıkıp isyana düşmektir. Bugün kâfirler, onlara karşı size yardım etmemden sonra dininizden dönüp şirke düşmenizden ümitlerini kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün zaferi gerçekleştirerek ve şeriatı ikmal ederek sizin için dininizi, yani İslam dinini kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi sizi cahiliye karanlıklarından imanın nuruna çıkararak tamamladım ve sizin için din olarak İslam'dan razı oldum; artık ona sımsıkı sarılın ve ondan ayrılmayın. Kim açlık sebebiyle leş yemek zorunda kalırsa, günaha kasten meyletmeksizin ondan yiyebilir; zira Allah, ona karşı çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
785. Metin
يسألك أصحابك -أيها النبي-: ماذا أُحِلَّ لهم أَكْلُه؟ قل لهم: أُحِلَّ لكم الطيبات وصيدُ ما دَرَّبتموه من ذوات المخالب والأنياب من الكلاب والفهود والصقور ونحوها مما يُعَلَّم، تعلمونهن طلب الصيد لكم، مما علمكم الله، فكلوا مما أمسكن لكم، واذكروا اسم الله عند إرسالها للصيد، وخافوا الله فيما أمركم به وفيما نهاكم عنه. إن الله سريع الحساب.
[Ey Peygamber!] Ashabın sana kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. Onlara de ki: “Size temiz ve helal olanlar ile Allah'ın size öğrettiği bilgilerle sizin için av tutmak üzere eğittiğiniz köpek, çita, doğan ve eğitilen benzeri pençeli ve azı dişli av hayvanlarının yakaladıkları helal kılınmıştır. Onların sizin için tuttuklarından yiyin ve onları ava salarken üzerine Allah'ın adını anın. Size emrettiği ve yasakladığı hususlarda Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, hesabı pek çabuk görendir.”
786. Metin
ومن تمام نعمة الله عليكم اليوم -أيها المؤمنون- أن أَحَلَّ لكم الحلال الطيب، وذبائحُ اليهود والنصارى -إن ذكَّوها حَسَبَ شرعهم- حلال لكم وذبائحكم حلال لهم. وأَحَلَّ لكم -أيها المؤمنون- نكاح المحصنات، وهُنَّ الحرائر من النساء المؤمنات، العفيفات عن الزنى، وكذلك نكاحَ الحرائر العفيفات من اليهود والنصارى إذا أعطيتموهُنَّ مهورهن، وكنتم أعِفَّاء غير مرتكبين للزنى، ولا متخذي عشيقات، وأمِنتم من التأثر بدينهن. ومن يجحد شرائع الإيمان فقد بطل عمله، وهو يوم القيامة من الخاسرين.
Ey müminler! Allah'ın bugün üzerinizdeki nimetinin tamamlanmasından biri de, size temiz ve helal olan şeyleri helal kılmasıdır. Yahudi ve Hristiyanların kestikleri -şayet kendi şeriatlarına göre kesmişlerse- size helaldir; sizin kestikleriniz de onlara helaldir. Ey müminler! Mehirlerini vermeniz, iffetli yaşayıp zina etmemeniz, gizli dost tutmamanız ve onların dinlerinden etkilenmekten güvende olmanız şartıyla; hür ve iffetli mümin kadınlarla ve Yahudi ile Hristiyanlardan olan hür ve iffetli kadınlarla evlenmek de size helal kılınmıştır. Kim imanın hükümlerini inkâr ederse, onun ameli boşa gitmiştir ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
787. Metin
يا أيها الذين آمنوا إذا أردتم القيام إلى الصلاة، وأنتم على غير طهارة فاغسلوا وجوهكم وأيديكم مع المرافق (والمِرْفَق: المِفْصَل الذي بين الذراع والعَضُد) وامسحوا رؤوسكم، واغسلوا أرجلكم مع الكعبين (وهما: العظمان البارزان عند ملتقى الساق بالقدم) . وإن أصابكم الحدث الأكبر فتطهروا بالاغتسال منه قبل الصلاة. فإن كنتم مرضى، أو على سفر في حال الصحة، أو قضى أحدكم حاجته، أو جامع زوجته فلم تجدوا ماء فاضربوا بأيديكم وجه الأرض، وامسحوا وجوهكم وأيديكم منه. ما يريد الله في أمر الطهارة أن يُضَيِّق عليكم، بل أباح التيمم توسعةً عليكم، ورحمة بكم، إذ جعله بديلا للماء في الطهارة، فكانت رخصة التيمُّم من تمام النعم التي تقتضي شكر المنعم; بطاعته فيما أمر وفيما نهى.
Ey iman edenler! Abdestsiz olduğunuz hâlde namaza kalkmak istediğiniz zaman yüzlerinizi ve dirseklerinizle birlikte ellerinizi yıkayın (dirsek: ön kol ile pazı arasındaki eklemdir), başlarınızı meshedin ve topuklarınızla birlikte ayaklarınızı yıkayın (topuklar: bacak ile ayağın birleştiği yerdeki çıkıntılı iki kemiktir). Eğer cünüp olursanız, namazdan önce boy abdesti alarak temizlenin. Eğer hasta iseniz yahut sıhhatli hâldeyken yolculukta bulunursanız veya biriniz tuvaletten gelirse ya da kadınlarla cinsel ilişkide bulunup da su bulamazsanız, temiz toprağa ellerinizi vurun; onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah temizlik konusunda sizi zora koşmak istemez; bilakis temizlikte suyu yerine koyarak size genişlik sağlamak ve size merhamet etmek için teyemmümü mubah kılmıştır. Dolayısıyla teyemmüm ruhsatı, emrettiği ve nehyettiği şeylerde O'na itaat etmek suretiyle Nimet Veren'e şükrü gerektiren nimetlerin tamamlayıcısı olmuştur.
788. Metin
واذكروا نعمة الله عليكم فيما شَرَعه لكم، واذكروا عهده الذي أخذه تعالى عليكم من الإيمان بالله ورسوله محمد ﷺ، والسمع والطاعة لهما، واتقوا الله فيما أمركم به ونهاكم عنه. إن الله عليمٌ بما تُسِرُّونه في نفوسكم.
Allah'ın size koyduğu şeriat konusundaki üzerinizdeki nimetini ve Allah'a ile Resulü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e iman etmek, her ikisini dinleyip itaat etmek üzere Yüce [Allah]'ın sizden aldığı ahdini hatırlayın. Size emrettiği ve yasakladığı şeylerde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, nefislerinizde gizlediğiniz şeyleri hakkıyla bilendir.
789. Metin
يا أيها الذين آمَنوا بالله ورسوله محمد ﷺ كونوا قوَّامين بالحق، ابتغاء وجه الله، شُهداء بالعدل، ولا يحملنكم بُغْضُ قوم على ألا تعدلوا، اعدِلوا بين الأعداء والأحباب على درجة سواء، فذلك العدل أقرب لخشية الله، واحذروا أن تجوروا. إن الله خبير بما تعملون، وسيجازيكم به.
Ey Allah'a ve Resulü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e iman edenler! Allah rızası için hakkı ayakta tutan ve adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sakın sizi adaletsizliğe sevk etmesin; düşmanlar ile dostlar arasında eşit derecede adil olun. Bu adalet, Allah korkusuna en yakın olanıdır. Haksızlık yapmaktan sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır ve karşılığını size tastamam verecektir.
790. Metin
وعد الله الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا الصالحات أن يغفر لهم ذنوبهم، وأن يثيبهم على ذلك الجنة، والله لا يخلف وعده.
Allah, Kendisine ve Resulüne inanıp salih ameller işleyenlere günahlarını bağışlayacağını ve buna karşılık onları cennetle ödüllendireceğini vadetmiştir. Allah asla vaadinden dönmez.
791. Metin
والذين جحدوا وحدانية الله الدالة على الحق المبين، وكذَّبوا بأدلته التي جاءت بها الرسل، هم أهل النار الملازمون لها.
Apaçık gerçeğe delalet eden Allah'ın birliğini inkâr edip peygamberlerin getirdiği delillerini yalanlayanlar ise, cehennemin ebedî sakinleridir.
792. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه اذكروا ما أنعم الله به عليكم من نعمة الأمنِ، وإلقاءِ الرعب في قلوب أعدائكم الذين أرادوا أن يبطشوا بكم، فصرفهم الله عنكم، وحال بينهم وبين ما أرادوه بكم، واتقوا الله واحذروه، وتوكلوا على الله وحده في أموركم الدينية والدنيوية، وثِقوا بعونه ونصره.
Ey Allah'a ve Resulüne iman edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Allah'ın size bahşettiği emniyet nimetini ve size el uzatmak (saldırmak) isteyen düşmanlarınızın kalplerine korku salmasını hatırlayın ki Allah onları sizden uzaklaştırmış ve size yapmak istedikleri şeyin önüne geçmiştir. Allah'tan korkun ve O'na karşı gelmekten sakının. Dini ve dünyevi işlerinizde yalnızca Allah'a tevekkül edin, O'nun yardımına ve zaferine güvenin.
793. Metin
ولقد أخذ الله العهد المؤكَّد على بني إسرائيل أن يخلصوا له العبادة وحده، وأمر الله موسى أن يجعل عليهم اثني عشر عريفًا بعدد فروعهم، يأخذون عليهم العهد بالسمع والطاعة لله ولرسوله ولكتابه، وقال الله لبني إسرائيل: إني معكم بحفظي ونصري، لئن أقمتم الصلاة، وأعطيتم الزكاة المفروضة مستحقيها، وصدَّقتم برسلي فيما أخبروكم به ونصرتموهم، وأنفقتم في سبيلي، لأكفِّرنَّ عنكم سيئاتكم، ولأدْخِلَنَّكُم جناتٍ تجري من تحت قصورها وأشجارها الأنهار، فمن جحد هذا الميثاق منكم فقد عدل عن طريق الحق إلى طريق الضلال.
Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından yalnızca Kendisine ihlasla ibadet etmeleri hususunda kesin bir söz almıştı. Allah, Musa'ya kabilelerinin sayısı kadar üzerlerine on iki temsilci tayin etmesini emretti; onlar da Allah'a, Resulüne ve Kitabına dinleyip itaat edeceklerine dair onlardan söz alıyorlardı. Allah İsrailoğullarına şöyle dedi: “Şüphesiz Ben korumam ve yardımımla sizinleyim. Eğer namazı dosdoğru kılarsanız, farz kılınan zekâtı hak sahiplerine verirseniz, peygamberlerimin size bildirdiklerine inanıp onlara yardım ederseniz ve Benim yolumda infak ederseniz; mutlaka sizin günahlarınızı örterim ve sizi köşklerinin ve ağaçlarının altından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Sizden her kim bu sözleşmeden sonra inkâr ederse, dosdoğru yoldan sapıp sapıklık yoluna girmiş olur.”
794. Metin
فبسبب نقض هؤلاء اليهود لعهودهم المؤكَّدة طردناهم من رحمتنا، وجعلنا قلوبهم غليظة لا تلين للإيمان، يبدلون كلام الله الذي أنزله على موسى، وهو التوراة، وتركوا نصيبًا مما ذُكِّروا به، فلم يعملوا به. ولا تزال -أيها الرسول- تجد من اليهود خيانةً وغَدرًا، فهم على منهاج أسلافهم إلا قليلا منهم، فاعف عن سوء معاملتهم لك، واصفح عنهم، فإن الله يحب مَن أحسن العفو والصفح إلى من أساء إليه. (وهكذا يجد أهل الزيغ سبيلا إلى مقاصدهم السيئة بتحريف كلام الله وتأويله على غير وجهه، فإن عجَزوا عن التحريف والتأويل تركوا ما لا يتفق مع أهوائهم مِن شرع الله الذي لا يثبت عليه إلا القليل ممن عصمه الله منهم) .
İşte bu Yahudilerin kesinleştirdikleri ahitlerini bozmaları sebebiyle onları rahmetimizden kovduk ve kalplerini imana karşı yumuşamayan katı [kalpler] kıldık. Allah'ın Musa'ya indirdiği kelamı -yani Tevrat'ı- tahrif edip değiştiriyorlar ve kendilerine hatırlatılan şeylerden bir payı terk edip onunla amel etmediler. [Ey Resul!] İçlerinden pek azı müstesna, onlardan sürekli bir hainlik ve vefasızlık görürsün. Yine de onların sana karşı kötü muamelelerini affet ve onları hoş gör. Şüphesiz Allah, kendisine kötülük edeni en güzel şekilde affeden ve bağışlayanları sever. (İşte sapkın kimseler, Allah'ın kelamını tahrif ederek ve onu asıl maksadının dışında tevil ederek kötü emellerine böyle yol bulurlar. Şayet tahrif ve tevil etmekten aciz kalırlarsa, Allah'ın şeriatından kendi hevalarına uymayan şeyleri terk ederler; ki Allah'ın kendilerini koruduğu pek az kimse dışında buna sebat eden yoktur).
795. Metin
وأخذنا على الذين ادَّعوا أنهم أتباع المسيح عيسى -وليسوا كذلك- العهد المؤكد الذي أخذناه على بني إسرائيل: بأن يُتابعوا رسولهم وينصروه ويؤازروه، فبدَّلوا دينهم، وتركوا نصيبًا مما ذكروا به، فلم يعملوا به، كما صنع اليهود، فألقينا بينهم العداوة والبغضاء إلى يوم القيامة، وسوف ينبئهم الله بما كانوا يصنعون يوم الحساب، وسيعاقبهم على صنيعهم.
Mesih İsa'nın tabileri olduklarını iddia eden -oysa öyle olmayan- kimselerden de, tıpkı İsrailoğullarından aldığımız gibi peygamberlerine tabi olmaları, ona yardım etmeleri ve onu desteklemeleri hususunda kesin söz almıştık. Fakat onlar dinlerini değiştirdiler ve kendilerine hatırlatılan şeylerden bir payı terk edip Yahudilerin yaptığı gibi onunla amel etmediler. Bu yüzden aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Hesap gününde Allah, yapmış oldukları şeyleri onlara haber verecek ve yaptıklarından ötürü onları cezalandıracaktır.
796. Metin
يا أهل الكتاب من اليهود والنصارى، قد جاءكم رسولنا محمد ﷺ يبيِّن لكم كثيرًا مما كنتم تُخْفونه عن الناس مما في التوراة والإنجيل، ويترك بيان ما لا تقتضيه الحكمة. قد جاءكم من الله نور وكتاب مبين: وهو القرآن الكريم.
Ey Yahudi ve Hristiyanlardan oluşan Kitap Ehli! Tevrat ve İncil'den insanlardan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi size açıklayan ve hikmetin gerektirmediği şeylerin açıklamasını da terk eden Resulümüz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem size gelmiştir. Şüphesiz size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap -ki o Kur'an-ı Kerim'dir- gelmiştir.
797. Metin
يهدي الله بهذا الكتاب المبين من اتبع رضا الله تعالى، طرق الأمن والسلامة، ويخرجهم بإذنه من ظلمات الكفر إلى نور الإيمان، ويوفقهم إلى دينه القويم.
Allah bu apaçık Kitap ile Yüce Allah'ın rızasına uyan kimseleri esenlik ve selamet yollarına iletir, izniyle onları küfrün karanlıklarından imanın nuruna çıkarır ve onları dosdoğru dinine muvaffak kılar.
798. Metin
لقد كفر النصارى القائلون بأن الله هو المسيح بن مريم، قل -أيها الرسول- لهؤلاء الجهلة من النصارى: لو كان المسيح إلهًا كما يدَّعون لقَدرَ أن يدفع قضاء الله إذا جاءه بإهلاكه وإهلاك أُمِّه ومَن في الأرض جميعًا، وقد ماتت أم عيسى فلم يدفع عنها الموت، كذلك لا يستطيع أن يدفع عن نفسه; لأنهما عبدان من عباد الله لا يقدران على دفع الهلاك عنهما، فهذا دليلٌ على أنه بشر كسائر بني آدم. وجميع الموجودات في السماوات والأرض ملك لله، يخلق ما يشاء ويوجده، وهو على كل شيء قدير. فحقيقة التوحيد توجب تفرُّد الله تعالى بصفات الربوبية والألوهية، فلا يشاركه أحد من خلقه في ذلك، وكثيرًا ما يقع الناس في الشرك والضلال بغلوهم في الأنبياء والصالحين، كما غلا النصارى في المسيح، فالكون كله لله، والخلق بيده وحده، وما يظهر من خوارق وآيات مَرَدُّه إلى الله. يخلق سبحانه ما يشاء، ويفعل ما يريد.
“Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir” diyen Hristiyanlar kesinlikle kâfir olmuşlardır. [Ey Resul!] Hristiyanlardan olan bu cahillere de ki: “Eğer Mesih iddia ettikleri gibi bir ilah olsaydı; Allah onu, annesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini helak etmek dilediğinde O'nun kaza ve takdirini savmaya güç yetirebilirdi. Oysa İsa'nın annesi vefat etti ve o ölümü ondan savamadı; aynı şekilde kendisinden de [ölümü] savamaz. Çünkü her ikisi de Allah'ın kullarından iki kuldur ve kendilerinden helaki savmaya güçleri yetmez. İşte bu, onun da diğer Âdemoğulları gibi bir beşer olduğunun delilidir.” Göklerdeki ve yerdeki bütün varlıklar Allah'ın mülküdür. O dilediğini yaratır ve var eder; O her şeye hakkıyla güç yetirendir. Tevhidin hakikati, Yüce Allah'ın Rablik ve İlahlık sıfatlarında bir ve tek olmasını, yaratılmışlarından hiçbirinin bu sıfatlarda O'na ortak olmamasını gerektirir. İnsanlar, Hristiyanların Mesih hakkında aşırıya gittikleri gibi, peygamberler ve salihler hakkında aşırıya gitmekle çoğunlukla şirke ve sapıklığa düşerler. Oysa bütün kâinat Allah'ındır, yaratma yalnızca O'nun elindedir ve ortaya çıkan olağanüstü hâller ile mucizeler Allah'a aittir. O -Subhânehu- dilediğini yaratır ve dilediğini yapar.
799. Metin
وزعم اليهود والنصارى أنهم أبناء الله وأحباؤه، قل لهم -أيها الرسول-: فَلأيِّ شيء يعذِّبكم بذنوبكم؟ فلو كنتم أحبابه ما عذبكم، فالله لا يحب إلا من أطاعه، وقل لهم: بل أنتم خلقٌ مثلُ سائر بني آدم، إن أحسنتُم جوزيتم بإحسانكم خيرا، وإن أسَأْتُم جوزيتم بإساءتكم شرًّا، فالله يغفر لمن يشاء، ويعذب من يشاء، وهو مالك الملك، يُصَرِّفه كما يشاء، وإليه المرجع، فيحكم بين عباده، ويجازي كلا بما يستحق.
Yahudiler ve Hristiyanlar, “Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz” iddiasında bulundular. [Ey Resul!] Onlara de ki: “O hâlde niçin [Allah] günahlarınız sebebiyle sizi cezalandırıyor? Eğer siz O'nun sevgilileri olsaydınız, size azap etmezdi; zira Allah ancak Kendisine itaat edenleri sever.” Onlara de ki: “Bilakis siz de diğer Âdemoğulları gibi birer yaratılmışsınız. İyilik ederseniz iyiliğinize karşılık hayırla mükâfatlandırılırsınız; kötülük ederseniz kötülüğünüze karşılık şer ile cezalandırılırsınız.” Allah dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder. Mülkün yegâne sahibi O'dur, onu dilediği gibi yönetir ve dönüş yalnız O'nadır. O, kulları arasında hüküm verecek ve herkesi hak ettiği şeyle cezalandıracak ya da mükâfatlandıracaktır.
800. Metin
يا أيها اليهود والنصارى قد جاءكم رسولنا محمد ﷺ، يُبيِّن لكم الحق والهدى بعد مُدَّة من الزمن بين إرساله بإرسال عيسى ابن مريم; لئلا تقولوا: ما جاءنا من بشير ولا نذير، فلا عُذرَ لكم بعد إرساله إليكم، فقد جاءكم من الله رسولٌ يبشِّر مَن آمن به، ويُنذِر مَن عصاه. والله على كل شيء قدير من عقاب العاصي وثواب المطيع.
Ey Yahudiler ve Hristiyanlar! “Bize ne bir müjdeleyici ne de bir uyarıcı geldi” demeyesiniz diye, Meryem oğlu İsa'nın gönderilişinden sonra peygamberlerin kesintiye uğradığı bir fetret döneminin ardından, size hakkı ve hidayeti açıklayan Resulümüz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem gelmiştir. Artık o size gönderildikten sonra hiçbir mazeretiniz kalmamıştır; zira size Allah'tan, iman edeni müjdeleyen ve isyan edeni uyaran bir elçi gelmiştir. Allah, isyankârı cezalandırmaya ve itaatkârı mükâfatlandırmaya her şeyiyle kadirdir.
801. Metin
واذكر -أيها الرسول- إذ قال موسى ﵇ لقومه: يا بني إسرائيل اذكروا نعمة الله عليكم، إذ جعل فيكم أنبياء، وجعلكم ملوكًا تملكون أمركم بعد أن كنتم مملوكين لفرعون وقومه، وقد منحكم من نعمه صنوفًا لم يمنحها أحدًا من عالَمي زمانكم.
[Ey Resul!] Hani Musa aleyhisselâm kavmine şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; zira O, içinizden peygamberler çıkardı ve Firavun ile kavmine köleyken sizi kendi işinize sahip hükümdarlar kıldı. Ayrıca kendi zamanınızdaki âlemlerden hiçbirine vermediği türlü nimetleri size bahşetti.”
802. Metin
يا قوم ادخلوا الأرض المقدسة -أي المطهرة، وهي «بيت المقدس» وما حولها- التي وعد الله أن تدخلوها وتقاتلوا مَن فيها من الكفار، ولا ترجعوا عن قتال الجبارين، فتخسروا خير الدنيا وخير الآخرة.
“Ey kavmim! Allah'ın girmenizi ve içindeki kâfirlerle savaşmanızı vadettiği mukaddes toprağa -yani Beytülmakdis ve çevresindeki arındırılmış yere- girin. O zorbalarla savaşmaktan geri dönmeyin, yoksa dünya ve ahiret hayrını kaybederek hüsrana uğrarsınız.”
803. Metin
قالوا: يا موسى، إن فيها قومًا أشداء أقوياء، لا طاقة لنا بحربهم، وإنَّا لن نستطيع دخولها وهم فيها، فإن يخرجوا منها فإنَّا داخلون.
Dediler ki: “Ey Musa! Orada pek zorba ve güçlü bir topluluk var; onlarla savaşmaya bizim gücümüz yetmez. Onlar oradan çıkmadıkça biz asla oraya giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, o zaman biz gireriz.”
804. Metin
قال رجلان من الذين يخشون الله تعالى، أنعم الله عليهما بطاعته وطاعة نبيِّه، لبني إسرائيل: ادخلوا على هؤلاء الجبارين باب مدينتهم، أخْذًا بالأسباب، فإذا دخلتم الباب غلبتموهم، وعلى الله وحده فتوكَّلوا، إن كنتم مُصدِّقين رسوله فيما جاءكم به، عاملين بشرعه.
Yüce Allah'tan korkan ve Allah'ın Kendisine ve Peygamberine itaatle nimetlendirdiği iki adam İsrailoğullarına şöyle dedi: “Sebeplere sarılarak o zorbaların üzerine şehrin kapısından girin. Kapıdan girdiğiniz an, muhakkak onlara galip gelirsiniz. Eğer peygamberinin size getirdiklerini tasdik eden ve şeriatıyla amel eden kimseler iseniz, yalnız Allah'a tevekkül edin.”
805. Metin
قال قوم موسى له: إنا لن ندخل المدينة أبدًا ما دام الجبارون فيها، فاذهب أنت وربك فقاتلاهم، أما نحن فقاعدون هاهنا ولن نقاتلهم. وهذا إصرارٌ منهم على مخالفة موسى ﵇.
Musa'nın kavmi ona şöyle dedi: “O zorbalar orada bulunduğu müddetçe biz o şehre asla girmeyiz. Sen ve Rabbin gidin, ikiniz savaşın! Biz burada oturucularız ve onlarla asla savaşmayacağız.” Bu onların Musa aleyhisselâm'a karşı gelmedeki ısrarlarıydı.
806. Metin
توجَّه موسى إلى ربه داعيًا: إني لا أقدر إلا على نفسي وأخي، فاحكم بيننا وبين القوم الفاسقين.
Musa Rabbine yönelerek şöyle dua etti: “Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına güç yetiremiyorum; artık bizimle o fasıklar topluluğunun arasını ayır.”
807. Metin
قال الله لنبيه موسى ﵇: إن الأرض المقدَّسة محرَّم على هؤلاء اليهود دخولها أربعين سنة، يتيهون في الأرض حائرين، فلا تأسف -يا موسى- على القوم الخارجين عن طاعتي.
Allah, Peygamberi Musa aleyhisselâm'a şöyle buyurdu: “Şüphesiz o mukaddes toprak bu Yahudilere kırk yıl boyunca haram kılınmıştır; yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp duracaklardır. Artık [ey Musa], Bana itaatten çıkan o fasıklar topluluğu için üzülme!”
808. Metin
واقصص -أيها الرسول- على بني إسرائيل خَبَر ابنَيْ آدم قابيل وهابيل، وهو خبرٌ حقٌ: حين قَدَّم كلٌّ منهما قربانًا -وهو ما يُتَقرَّب به إلى الله تعالى- فتقبَّل الله قُربان هابيل; لأنه كان تقيًّا، ولم يتقبَّل قُربان قابيل; لأنه لم يكن تقيًّا، فحسد قابيلُ أخاه، وقال: لأقتلنَّك، فَردَّ هابيل: إنما يتقبل الله ممن يخشونه.
[Ey Resul!] İsrailoğullarına Âdem'in iki oğlu Kabil ile Habil'in hak olan haberini oku: Hani ikisi de birer kurban -yani Yüce Allah'a yakınlaşmak için bir şey- sunmuşlardı; Allah, takva sahibi olduğu için Habil'in kurbanını kabul etmiş, takva sahibi olmadığı için Kabil'in kurbanını ise kabul etmemişti. Bunun üzerine Kabil kardeşini kıskandı ve “Seni mutlaka öldüreceğim!” dedi. Habil ise şöyle cevap verdi: “Allah ancak Kendisinden korkanların [amelini] kabul eder.”
809. Metin
وقال هابيلُ واعظًا أخاه: لَئنْ مَدَدْتَ إليَّ يدكَ لتقتُلني لا تَجِدُ مني مثل فعْلك، وإني أخشى الله ربَّ الخلائق أجمعين.
Habil kardeşine öğüt vererek şöyle dedi: “Beni öldürmek için elini bana uzatsan bile, benden senin yaptığın gibi bir hareket göremezsin. Şüphesiz ben, bütün yaratılmışların Rabbi olan Allah'tan korkarım.”
810. Metin
إني أريد أن ترجع حاملا إثم قَتْلي، وإثمك الذي عليك قبل ذلك، فتكون من أهل النار وملازميها، وذلك جزاء المعتدين.
“Ben, hem beni öldürmenin günahını hem de bundan önceki kendi günahını yüklenerek dönmeni ve böylece cehennem ehlinden ve onun daimi sakinlerinden olmanı isterim. İşte bu, haddi aşan zalimlerin cezasıdır.”
811. Metin
فَزَيَّنت لقابيلَ نفسُه أن يقتل أخاه، فقتله، فأصبح من الخاسرين الذين باعوا آخرتهم بدنياهم.
Nefsi Kabil'e kardeşini öldürmeyi süslü gösterdi; o da onu öldürdü ve böylece ahiretlerini dünyaları karşılığında satan hüsrana uğramışlardan oldu.
812. Metin
لما قتل قابيلُ أخاه لم يعرف ما يصنع بجسده، فأرسل الله غرابًا يحفر حفرةً في الأرض ليدفن فيها غرابًا مَيِّتًا; ليدل قابيل كيف يدفن جُثمان أخيه؟ فتعجَّب قابيل، وقال: أعجزتُ أن أصنع مثل صنيع هذا الغراب فأستُرَ عورة أخي؟ فدَفَنَ قابيل أخاه، فعاقبه الله بالندامة بعد أن رجع بالخسران.
Kabil kardeşini öldürdüğünde cesedini ne yapacağını bilemedi. Bunun üzerine Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini Kabil'e göstermek için ölü bir kargayı gömmek üzere yeri eşeleyen bir karga gönderdi. Kabil hayretler içinde kalarak şöyle dedi: “Yazıklar olsun bana! Kardeşimin cesedini örtmek için şu karga kadar bile olmaktan aciz mi kaldım?” Sonunda Kabil kardeşini gömdü; hüsrana uğradıktan sonra Allah onu pişmanlıkla cezalandırdı.
813. Metin
بسبب جناية القتل هذه شَرَعْنا لبني اسرائيل أنه من قتل نفسا بغير سبب من قصاص، أو فساد في الأرض بأي نوع من أنواع الفساد، الموجب للقتل كالشرك والمحاربة فكأنما قتل الناس جميعًا فيما استوجب من عظيم العقوبة من الله، وأنه من امتنع عن قَتْل نفس حرَّمها الله فكأنما أحيا الناس جميعًا; فالحفاظ على حرمة إنسان واحد حفاظ على حرمات الناس كلهم. ولقد أتت بني إسرائيل رسلُنا بالحجج والدلائل على صحة ما دعَوهم إليه من الإيمان بربهم، وأداء ما فُرِضَ عليهم، ثم إن كثيرًا منهم بعد مجيء الرسل إليهم لمتجاوزون حدود الله بارتكاب محارم الله وترك أوامره.
Bu cinayet sebebiyle İsrailoğullarına hükmettik ki: Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde şirk ve [dine karşı] savaş gibi öldürülmeyi gerektiren herhangi bir fesat çıkarmamış bir kimseyi öldürürse, Allah katında hak ettiği büyük ceza bakımından sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de Allah'ın haram kıldığı bir canı öldürmekten kaçınırsa, sanki bütün insanları diriltmiş (yaşatmış) gibi olur. Zira tek bir insanın can dokunulmazlığını gözetmek, bütün insanların dokunulmazlığını gözetmek gibidir. Andolsun ki resullerimiz İsrailoğullarına, Rablerine inanmaları ve üzerlerine farz kılınanları yerine getirmeleri yönündeki davetlerinin doğruluğuna dair açık deliller ve hüccetlerle geldiler. Sonra onların birçoğu, peygamberlerin kendilerine gelmesinden sonra bile Allah'ın haram kıldıklarını işleyip emirlerini terk ederek Allah'ın sınırlarını aşmaya devam ettiler.
814. Metin
إنما جزاء الذين يحاربون الله، ويبارزونه بالعداوة، ويعتدون على أحكامه، وعلى أحكام رسوله، ويفسدون في الأرض بقتل الأنفس، وسلب الأموال، أن يُقَتَّلوا، أو يُصَلَّبوا مع القتل (والصلب: أن يُشَدَّ الجاني على خشبة) أو تُقْطَع يدُ المحارب اليمنى ورجله اليسرى، فإن لم يَتُبْ تُقطعْ يدُه اليسرى ورجلُه اليمنى، أو يُنفَوا إلى بلد غير بلدهم، ويُحبسوا في سجن ذلك البلد حتى تَظهر توبتُهم. وهذا الجزاء الذي أعدَّه الله للمحاربين هو ذلّ في الدنيا، ولهم في الآخرة عذاب شديد إن لم يتوبوا.
Allah'a karşı savaş açan, O'na düşmanlıkla meydan okuyan, O'nun ve Resulünün hükümlerini çiğneyen, canlara kıyıp malları gasp ederek yeryüzünde fesat çıkaranların cezası; ancak öldürülmeleri veya öldürülmekle birlikte asılmaları (salb: suçlunun bir tahtaya/ağaca bağlanmasıdır) yahut [yol kesen] haydudun sağ elinin ve sol ayağının çaprazlama kesilmesi -eğer tövbe etmezse sol eli ve sağ ayağının kesilmesi- ya da bulundukları memleketten başka bir memlekete sürgün edilip tövbe ettikleri anlaşılıncaya kadar o beldenin zindanında hapsedilmeleridir. Allah'ın yol kesip terör estirenlere hazırladığı bu ceza, dünyada onlar için bir zillettir; şayet tövbe etmezlerse ahirette de onlar için büyük bir azap vardır.
815. Metin
لكن مَن أتى من المحاربين من قبل أن تقدروا عليهم وجاء طائعًا نادمًا فإنه يسقط عنه ما كان لله، فاعلموا -أيها المؤمنون- أن الله غفور لعباده، رحيم بهم.
Ancak siz kendilerine güç yetirmeden önce gelip teslim olan, itaat edip pişmanlık getiren haydutlardan Allah hakkı olan cezalar düşer. Ey müminler! Bilin ki şüphesiz Allah kullarına karşı çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
816. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، خافوا الله، وتَقَرَّبوا إليه بطاعته والعمل بما يرضيه، وجاهدوا في سبيله; كي تفوزوا بجناته.
Ey Allah'a ve Resulüne iman edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Allah'tan korkun, O'na itaat ederek ve O'nu razı edecek ameller işleyerek O'na yakınlaşmaya vesile arayın ve O'nun cennetlerine kavuşabilmek için yolunda cihad edin.
817. Metin
إن الذين جحدوا وحدانية الله، وشريعته، لو أنهم سلكوا جميع ما في الأرض، وملكوا مثله معه، وأرادوا أن يفتدوا أنفسهم يوم القيامة من عذاب الله بما ملكوا، ما تَقبَّل الله ذلك منهم، ولهم عذاب مُوجع.
Allah'ın birliğini ve şeriatını inkâr edenler var ya, yeryüzünde bulunan her şey ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için sahip oldukları şeyleri fidye olarak verseler, Allah bunu onlardan asla kabul etmez. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.
818. Metin
يريد هؤلاء الكافرون الخروج من النار لما يلاقونه من أهوالها، ولا سبيل لهم إلى ذلك، ولهم عذاب دائم.
Bu kâfirler, karşılaştıkları dehşetler sebebiyle ateşten çıkmak isterler; fakat oradan çıkışları mümkün değildir ve onlar için sürekli bir azap vardır.
819. Metin
والسارق والسارقة فاقطعوا -يا ولاة الأمر- أيديهما بمقتضى الشرع، مجازاة لهما على أَخْذهما أموال الناس بغير حق، وعقوبةً يمنع الله بها غيرهما أن يصنع مثل صنيعهما. والله عزيز في ملكه، حكيم في أمره ونهيه.
Hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadının -ey yöneticiler!- insanların mallarını haksız yere almalarına karşılık bir ceza ve başkalarının da benzeri bir fiili işlemesine Allah'ın mani olduğu ibret verici bir ceza olarak şeriat gereğince ellerini kesin. Allah mülkünde mutlak galiptir, emir ve yasaklarında hüküm ve hikmet sahibidir.
820. Metin
فمن تاب مِن بعد سرقته، وأصلح في كل أعماله، فإن الله يقبل توبته. إن الله غفور لعباده، رحيم بهم.
Kim hırsızlığından sonra tövbe eder ve bütün amellerini ıslah ederse, şüphesiz Allah onun tövbesini kabul eder. Muhakkak ki Allah kullarına karşı çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
821. Metin
ألم تعلم -أيها الرسول- أن الله خالق الكون ومُدبِّره ومالكه، وأنه تعالى الفعَّال لما يريد، يعذب من يشاء، ويغفر لمن يشاء، وهو على كل شيء قدير.
[Ey Resul!] Bilmez misin ki şüphesiz kâinatın yaratıcısı, yöneticisi ve maliki Allah'tır ve Yüce [Allah] dilediğini hakkıyla yapandır; dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. O her şeye hakkıyla güç yetirendir.
822. Metin
يا أيها الرسول لا يحزنك الذين يسارعون في جحود نبوتك من المنافقين الذين أظهروا الإسلام وقلوبهم خالية منه، فإني ناصرك عليهم. ولا يحزنك تسرُّع اليهود إلى إنكار نبوتك، فإنهم قوم يستمعون للكذب، ويقبلون ما يَفْتَريه أحبارُهم، ويستجيبون لقوم آخرين لا يحضرون مجلسك، وهؤلاء الآخرون يُبَدِّلون كلام الله من بعد ما عَقَلوه، ويقولون: إن جاءكم من محمد ما يوافق الذي بدَّلناه وحرَّفناه من أحكام التوراة فاعملوا به، وإن جاءكم منه ما يخالفه فاحذروا قبوله، والعمل به. ومن يشأ الله ضلالته فلن تستطيع -أيها الرسول- دَفْعَ ذلك عنه، ولا تقدر على هدايته. وإنَّ هؤلاء المنافقين واليهود لم يُرِدِ الله أن يطهِّر قلوبهم من دنس الكفر، لهم الذلُّ والفضيحة في الدنيا، ولهم في الآخرة عذاب عظيم.
Ey Peygamber! Kalpleri imandan yoksun olduğu hâlde dilleriyle Müslüman olduklarını söyleyen münafıklardan peygamberliğini inkâr etmede yarışanlar seni üzmesin; zira Ben sana onlara karşı yardım edeceğim. Yahudilerin peygamberliğini inkâr etmekte acele etmeleri de seni üzmesin. Zira onlar yalana kulak veren, hahamlarının uydurduklarını kabul eden ve senin meclisinde bulunmayan başka bir topluluğun sözünü dinleyen bir kavimdir. O diğerleri ise Allah'ın kelamını kavradıktan sonra onu tahrif ederler ve: “Eğer Muhammed'den Tevrat hükümlerinden değiştirip tahrif ettiğimiz şeye uygun bir hüküm gelirse onu kabul edip uygulayın; şayet size bundan farklı bir hüküm gelirse onu kabul etmekten ve uygulamaktan sakının” derler. Allah kimin sapıklığını murat etmişse, [ey Resul!] sen onu bundan kurtarmaya asla güç yetiremezsin ve onu hidayete erdirmeye muktedir olamazsın. İşte bu münafıklar ve Yahudiler, Allah'ın kalplerini küfür pisliğinden arındırmayı dilemediği kimselerdir. Dünyada onlar için zillet ve rezillik vardır, ahirette ise onlar için büyük bir azap vardır.
823. Metin
هؤلاء اليهود يجمعون بين استماع الكذب وأكل الحرام، فإن جاؤوك يتحاكمون إليك فاقض بينهم، أو اتركهم، فإن لم تحكم بينهم فلن يقدروا على أن يضروك بشيء، وإن حكمت فاحكم بينهم بالعدل. إن الله يحب العادلين.
Bu Yahudiler, yalana kulak verme ile haram yemeyi bir arada yaparlar. Şayet aralarında hüküm vermen için sana gelirlerse, ister aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Şayet hüküm verecek olursan aralarında adaletle hükmet. Muhakkak ki Allah adil olanları sever.
824. Metin
إنَّ صنيع هؤلاء اليهود عجيب، فهم يحتكمون إليك -أيها الرسول- وهم لا يؤمنون بك، ولا بكتابك، مع أن التوراة التي يؤمنون بها عندهم، فيها حكم الله، ثم يتولَّون مِن بعد حكمك إذا لم يُرضهم، فجمعوا بين الكفر بشرعهم، والإعراض عن حكمك، وليس أولئك المتصفون بتلك الصفات، بالمؤمنين بالله وبك وبما تحكم به.
Bu Yahudilerin yaptığı şey gerçekten pek şaşırtıcıdır! Yanlarında içinde Allah'ın hükmü bulunan ve inandıklarını iddia ettikleri Tevrat dururken, sana ve Kitabına inanmadıkları hâlde [ey Resul!] senin hakemliğine başvuruyorlar; sonra da verdiğin hüküm hoşlarına gitmeyince yüz çeviriyorlar. Böylece onlar hem kendi şeriatlarını inkâr etmeyi hem de senin hükmünden yüz çevirmeyi bir araya getirmişlerdir. Bu vasıflarla nitelenen kimseler asla Allah'a, sana ve verdiğin hükümlere iman eden kimseler değillerdir.
825. Metin
إنا أنزلنا التوراة فيها إرشاد من الضلالة، وبيان للأحكام، وقد حكم بها النبيُّون -الذين انقادوا لحكم الله، وأقروا به- بين اليهود، ولم يخرجوا عن حكمها ولم يُحَرِّفوها، وحكم بها عُبَّاد اليهود وفقهاؤهم الذين يربُّون الناس بشرع الله; ذلك أن أنبياءهم قد استأمنوهم على تبليغ التوراة، وفِقْه كتاب الله والعمل به، وكان الربانيون والأحبار شهداء على أن أنبياءهم قد قضوا في اليهود بكتاب الله. ويقول تعالى لعلماء اليهود وأحبارهم: فلا تخشوا الناس في تنفيذ حكمي; فإنهم لا يقدرون على نفعكم ولا ضَرِّكم، ولكن اخشوني فإني أنا النافع الضار، ولا تأخذوا بترك الحكم بما أنزلتُ عوضًا حقيرًا. الحكم بغير ما أنزل الله من أعمال أهل الكفر، فالذين يبدلون حكم الله الذي أنزله في كتابه، فيكتمونه ويجحدونه ويحكمون بغيره معتقدين حله وجوازه فأولئك هم الكافرون.
Şüphesiz Tevrat'ı Biz indirdik; onda sapıklıktan kurtaran bir hidayet ve hükümlerin açıklaması vardır. Allah'ın hükmüne boyun eğip onu ikrar eden peygamberler, Yahudiler arasında onunla hükmederlerdi; onun hükmünün dışına çıkmaz ve onu tahrif etmezlerdi. İnsanları Allah'ın şeriatıyla terbiye eden Yahudi âbidleri ve fakihleri de onunla hükmederlerdi. Çünkü peygamberleri, Tevrat'ı tebliğ etme, Allah'ın Kitabı'nı anlama ve onunla amel etme hususunda onları emin kılmışlardı. Rabbânîler (kendilerini ilme ve ibadete adayanlar) ve hahamlar da peygamberlerinin Yahudiler arasında Allah'ın Kitabı ile hükmettiğine şahit idiler. Yüce [Allah] Yahudi âlimlerine ve hahamlarına şöyle buyurur: “Hükmümü uygularken insanlardan korkmayın; zira onlar size ne bir fayda sağlayabilir ne de bir zarar verebilirler. Yalnızca Benden korkun; çünkü fayda ve zarar veren yalnız Benim. İndirdiğim hükümlerle hükmetmeyi terk etme karşılığında değersiz ve az bir bedel almayın.” Allah'ın indirdiğiyle hükmetmemek küfür ehlinin amellerindendir. Kim Allah'ın Kitabı'nda indirdiği hükmünü değiştirir, onu gizler, inkâr eder ve helal ile caiz olduğuna inanarak onun dışındakilerle hükmederse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
826. Metin
وفَرَضنا عليهم في التوراة أن النفس تُقْتَل بالنفس، والعين تُفْقَأ بالعين، والأنف يُجْدَع بالأنف، والأذُن تُقْطع بالأذُن، والسنَّ تُقْلَعُ بالسنِّ، وأنَّه يُقْتَصُّ في الجروح، فمن تجاوز عن حقه في الاقتصاص من المُعتدي فذلك تكفير لبعض ذنوب المعتدى عليه وإزالةٌ لها. ومن لم يحكم بما أنزل الله في القصاص وغيره، فأولئك هم المتجاوزون حدود الله.
Tevrat'ta onlara cana can, göze göz, burna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralarda da kısas olduğunu farz kıldık. Kim saldırgandan kısas alma hakkından vazgeçerse (bağışlarsa), bu durum haksızlığa uğrayanın bazı günahlarına kefaret olur ve onları siler. Kim kısas ve diğer konularda Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar Allah'ın sınırlarını aşan zalimlerin ta kendileridir.
827. Metin
وأتبعنا أنبياء بني إسرائيل عيسى بن مريم مؤمنًا بما في التوراة، عاملا بما فيها مما لم ينسخه كتابه، وأنزلنا إليه الإنجيل هاديا إلى الحق، ومبيِّنًا لما جهله الناس مِن حكم الله، وشاهدًا على صدق التوراة بما اشتمل عليه من أحكامها، وقد جعلناه بيانًا للذين يخافون الله وزاجرًا لهم عن ارتكاب المحرَّمات.
İsrailoğulları peygamberlerinin ardından, kendinden önceki Tevrat'ı tasdik edici ve kendi kitabı tarafından neshedilmeyen Tevrat hükümlerini uygulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Ona da hakka iletici, insanların Allah'ın hükmünden bilmediklerini açıklayıcı ve ihtiva ettiği hükümleriyle Tevrat'ın doğruluğuna şahitlik edici olarak İncil'i indirdik. Biz onu, Allah'tan korkanlar için bir hidayet rehberi ve haramları işlemekten alıkoyan bir öğüt kıldık.
828. Metin
وليحكم أهل الإنجيل الذين أُرسِل إليهم عيسى بما أنزل الله فيه. ومن لم يحكم بما أنزل الله فأولئك هم الخارجون عن أمره، العاصون له.
Kendilerine İsa'nın gönderildiği İncil ehli, Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar O'nun emrinden çıkan fasıkların, O'na isyan edenlerin ta kendileridir.
829. Metin
وأنزلنا إليك -أيها الرسول- القرآن، وكل ما فيه حقّ يشهد على صدق الكتب قبله، وأنها من عند الله، مصدقًا لما فيها من صحة، ومبيِّنًا لما فيها من تحريف، ناسخًا لبعض شرائعها، فاحكم بين المحتكمين إليك من اليهود بما أنزل الله إليك في هذا القرآن، ولا تنصرف عن الحق الذي أمرك الله به إلى أهوائهم وما اعتادوه، فقد جعلنا لكل أمة شريعة، وطريقة واضحة يعملون بها. ولو شاء الله لجعل شرائعكم واحدة، ولكنه تعالى خالف بينها ليختبركم، فيظهر المطيع من العاصي، فسارعوا إلى ما هو خير لكم في الدارين بالعمل بما في القرآن، فإن مصيركم إلى الله، فيخبركم بما كنتم فيه تختلفون، ويجزي كلا بعمله.
[Ey Resul!] Sana da, içindeki her şey hak olan, kendinden önceki kitapların doğruluğuna ve Allah katından olduğuna şahitlik eden, onlardaki doğruyu tasdik eden, tahrifatı açıklayan ve bazı şeriatlarını nesheden Kur'an'ı indirdik. Yahudilerden sana hüküm için başvuranların arasında Allah'ın bu Kur'an'da sana indirdiğiyle hükmet. Allah'ın sana emrettiği haktan ayrılıp onların hevalarına ve alışkanlıklarına uyma. Biz her bir ümmet için bir şeriat ve amel edecekleri apaçık bir yol kıldık. Eğer Allah dileseydi hepinizi tek bir şeriat üzere kılardı; fakat O, itaatkâr olan ile isyankâr olanı ortaya çıkarmak üzere sizi denemek için şeriatlarınızı farklı kılmıştır. O hâlde Kur'an'dakilerle amel ederek her iki cihanda da sizin için hayırlı olan şeylere koşuşun. Zira dönüşünüz yalnız Allah'adır; O, hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyleri size haber verecek ve herkese ameline göre karşılığını verecektir.
830. Metin
واحكم -أيها الرسول- بين اليهود بما أنزل الله إليك في القرآن، ولا تتبع أهواء الذين يحتكمون إليك، واحذرهم أن يصدُّوك عن بعض ما أنزل الله إليك فتترك العمل به، فإن أعرض هؤلاء عمَّا تحكم به فاعلم أن الله يريد أن يصرفهم عن الهدى بسبب ذنوبٍ اكتسبوها من قبل. وإن كثيرًا من الناس لَخارجون عن طاعة ربهم.
[Ey Resul!] Yahudiler arasında Allah'ın Kur'an'da sana indirdiğiyle hükmet, sana başvuranların hevalarına uyma ve Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırıp onunla amel etmeyi terk ettirmelerinden sakın. Eğer onlar senin verdiğin hükümden yüz çevirirlerse bil ki, Allah daha önce işledikleri günahlar sebebiyle onları hidayetten saptırmak istemektedir. Şüphesiz insanların birçoğu Rablerinin itaatinden çıkmış kimselerdir.
831. Metin
أيريد هؤلاء اليهود أن تحكم بينهم بما تعارف عليه المشركون عبدةُ الأوثان من الضلالات والجهالات؟! لا يكون ذلك ولا يليق أبدًا ومَن أعدل مِن الله في حكمه لمن عقل عن الله شَرْعه، وآمن به، وأيقن أن حكم الله هو الحق؟
Bu Yahudiler, putperest müşriklerin benimsediği sapıklık ve cehalet hükümleriyle aralarında hükmetmeni mi istiyorlar?! Bu asla olamaz ve asla yakışmaz! Allah'ın şeriatını kavrayan, O'na iman eden ve Allah'ın hükmünün hak olduğuna kesin olarak inanan bir topluluk için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?
832. Metin
يا أيها الذين آمنوا لا تتخذوا اليهود والنصارى حلفاءَ وأنصارًا على أهل الإيمان; ذلك أنهم لا يُوادُّون المؤمنين، فاليهود يوالي بعضهم بعضًا، وكذلك النصارى، وكلا الفريقين يجتمع على عداوتكم. وأنتم -أيها المؤمنون- أجدرُ بأن ينصر بعضُكم بعضًا. ومن يتولهم منكم فإنه يصير من جملتهم، وحكمه حكمهم. إن الله لا يوفق الظالمين الذين يتولون الكافرين.
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları, iman ehline karşı dost ve yardımcı edinmeyin. Çünkü onlar müminleri sevmezler; Yahudiler birbirlerinin dostudur, Hristiyanlar da böyledir ve her iki grup da size düşmanlıkta birleşir. [Ey müminler!] Birbirinize yardım etmeye siz daha layıksınız. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o da onlardan sayılır ve onun hükmü onların hükmü gibidir. Muhakkak ki Allah, kâfirleri dost edinen zalimleri muvaffak kılmaz.
833. Metin
يخبر الله تعالى عن جماعة من المنافقين أنهم كانوا يبادرون في موادة اليهود لما في قلوبهم من الشكِّ والنفاق، ويقولون: إنما نوادُّهم خشية أن يظفروا بالمسلمين فيصيبونا معهم، قال الله تعالى ذكره: فعسى الله أن يأتي بالفتح -أي فتح «مكة» - وينصر نَبِيَّه، ويُظْهِر الإسلام والمسلمين على الكفار، أو يُهيِّئ من الأمور ما تذهب به قوةُ اليهود والنَّصارى، فيخضعوا للمسلمين، فحينئذٍ يندم المنافقون على ما أضمروا في أنفسهم من موالاتهم.
Allah Teâlâ bir grup münafık hakkında haber vermektedir ki onlar, kalplerindeki şüphe ve nifak sebebiyle Yahudilere sevgi göstermeye koşuşuyor ve: "Biz onlarla ancak, Müslümanlara üstün gelirler de Müslümanlarla beraber bize de bir zarar dokunur korkusuyla dostluk kuruyoruz" diyorlardı. Şanı yüce olan Allah şöyle buyurdu: Olur ki Allah fethi -yani Mekke'nin fethini- getirir, Peygamberine yardım eder, İslam'ı ve Müslümanları kâfirlere üstün kılar ya da Yahudi ve Hristiyanların gücünü yok edecek ve Müslümanlara boyun eğdirecek işler takdir eder. İşte o zaman münafıklar, içlerinde gizledikleri dostluktan dolayı pişman olurlar.
834. Metin
وحينئذ يقول بعض المؤمنين لبعض مُتعجِّبين من حال المنافقين -إذا كُشِف أمرهم-: أهؤلاء الذين أقسموا بأغلظ الأيمان إنهم لَمَعَنا؟! بطلت أعمال المنافقين التي عملوها في الدنيا، فلا ثواب لهم عليها; لأنهم عملوها على غير إيمان، فخسروا الدنيا والآخرة.
İşte o zaman -durumları açığa çıktığında- müminlerden bazıları münafıkların hâline şaşırarak birbirlerine şöyle derler: "Bizimle beraber olduklarına dair en kesin yeminlerle yemin edenler bunlar mıydı?!" Münafıkların dünyada yaptıkları ameller boşa gitmiştir; dolayısıyla imansız yaptıkları için bu amellerden ötürü kendilerine hiçbir sevap yoktur ve böylece dünyayı da ahireti de kaybetmişlerdir.
835. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه من يرجع منكم عن دينه، ويستبدل به اليهودية أو النصرانية أو غير ذلك، فلن يضرُّوا الله شيئًا، وسوف يأتي الله بقوم خير منهم يُحِبُّهم ويحبونه، رحماء بالمؤمنين أشدَّاء على الكافرين، يجاهدون أعداء الله، ولا يخافون في ذات الله أحدًا. ذلك الإنعام مِن فضل الله يؤتيه من أراد، والله واسع الفضل، عليم بمن يستحقه من عباده.
Ey Allah'ı ve Resulü'nü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Sizden kim dininden döner ve onun yerine Yahudiliği, Hristiyanlığı veya başka bir şeyi seçerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah onların yerine, Kendilerini sevdiği ve Kendisini seven, müminlere karşı merhametli, kâfirlere karşı çetin, Allah'ın düşmanlarıyla cihad eden ve Allah yolunda hiçbir kimseden korkmayan, onlardan daha hayırlı bir topluluk getirecektir. Bu lütuf, Allah'ın dilediğine verdiği bir fazlıdır. Allah'ın lütfu geniştir; O, kullarından buna layık olanı hakkıyla bilendir.
836. Metin
إنما ناصركم -أيُّها المؤمنون- الله ورسوله، والمؤمنون الذين يحافظون على الصلاة المفروضة، ويؤدون الزكاة عن رضا نفس، وهم خاضعون لله.
[Ey müminler!] Sizin yardımcınız ancak Allah, O'nun Resulü ve farz namazı kılan, gönül rızasıyla zekâtı veren ve Allah'a boyun eğen müminlerdir.
837. Metin
ومن وثق بالله وتولَّى الله ورسوله والمؤمنين، فهو من حزب الله، وحزب الله هم الغالبون المنتصرون.
Kim Allah'a güvenir, Allah'ı, Resulü'nü ve müminleri dost edinirse, işte o Allah'ın taraftarlarındandır. Allah'ın taraftarları ise galip ve muzaffer olanların ta kendileridir.
838. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، لا تتخذوا الذين يستهزئون ويتلاعبون بدينكم من أهل الكتاب والكفارَ أولياءَ، وخافوا الله إن كنتم مؤمنين به وبشرعه.
Ey Allah'ı ve Resulü'nü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Ehl-i Kitap'tan dininizi alaya alıp eğlence edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Eğer O'na ve şeriatına inanıyorsanız Allah'tan korkun.
839. Metin
وإذا أذَّن مؤذنكم -أيها المؤمنون- بالصلاة سخر اليهود والنصارى والمشركون واستهزؤوا من دعوتكم إليها؛ وذلك بسبب جهلهم بربهم، وأنهم لا يعقلون حقيقة العبادة.
[Ey müminler!] Müezzininiz namaza ezan okuduğu zaman Yahudiler, Hristiyanlar ve müşrikler sizin namaza olan davetinizle alay eder ve onu eğlenceye alırlar. Bu, onların Rablerini bilmemelerinden ve ibadetin hakikatini akletmemelerinden kaynaklanmaktadır.
840. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المستهزئين من أهل الكتاب: ما تَجِدُونه مطعنًا أو عيبًا هو محمدة لنا: من إيماننا بالله وكتبه المنزلة علينا، وعلى من كان قبلنا، وإيماننا بأن أكثركم خارجون عن الطريق المستقيم!
[Ey Resul!] Ehl-i Kitap'tan olan o alaycılara de ki: "Sizin bir kusur veya ayıp olarak gördüğünüz şey, bizim için bir övgü kaynağıdır; zira biz Allah'a, bize ve bizden öncekilere indirilen kitaplara inanıyoruz ve çoğunuzun doğru yoldan çıkmış kimseler olduğuna iman ediyoruz!"
841. Metin
قل -أيها النبي- للمؤمنين: هل أخبركم بمن يُجازَى يوم القيامة جزاءً أشدَّ مِن جزاء هؤلاء الفاسقين؟
[Ey Peygamber!] Müminlere de ki: "Kıyamet gününde bu fasıkların cezasından daha şiddetli bir ceza ile cezalandırılacak kimseleri size haber vereyim mi?"
842. Metin
إنهم أسلافهم الذين طردهم الله من رحمته وغَضِب عليهم، ومَسَخَ خَلْقهم، فجعل منهم القردة والخنازير، بعصيانهم وافترائهم وتكبرهم، كما كان منهم عُبَّاد الطاغوت (وهو كل ما عُبِد من دون الله وهو راضٍ) ، لقد ساء مكانهم في الآخرة، وضلَّ سَعْيُهم في الدنيا عن الطريق الصحيح.
Onlar, isyanları, iftiraları ve kibirleri sebebiyle Allah'ın rahmetinden kovduğu, kendilerine gazap ettiği ve suretlerini değiştirip aralarından maymunlar ve domuzlar kıldığı atalarıdır; nitekim aralarında tağuta (Allah'tan başka kendisine razı olunarak ibadet edilen her şeye) tapanlar da vardı. Ahirette onların yeri pek kötü olmuştur ve dünyadaki çabaları da doğru yoldan sapmıştır.
843. Metin
وإذا جاءكم -أيها المؤمنون- منافقو اليهود، قالوا: آمنَّا، وهم مقيمون على كفرهم، قد دخلوا عليكم بكفرهم الذي يعتقدونه بقلوبهم، ثم خرجوا وهم مصرُّون عليه، والله أعلم بسرائرهم، وإن أظهروا خلاف ذلك.
[Ey müminler!] Yahudilerin münafıkları size geldiklerinde, küfürleri üzere kalmaya devam ettikleri hâlde: "İman ettik" derler. Hâlbuki onlar yanınıza kalplerinde inandıkları küfürle girmiş ve yine onda ısrar ederek çıkmışlardır. Onlar aksini gösterseler de Allah onların gizlediklerini en iyi bilendir.
844. Metin
وترى -أيها الرسول- كثيرًا من اليهود يبادرون إلى المعاصي من قول الكذب والزور، والاعتداء على أحكام الله، وأكْل أموال الناس بالباطل، لقد ساء عملهم واعتداؤهم.
[Ey Resul!] Yahudilerin birçoğunun yalan ve asılsız sözler söylemek, Allah'ın hükümlerini çiğnemek ve insanların mallarını haksız yollarla yemek gibi günahlara koşuştuklarını görürsün. Onların yaptıkları işler ve haddi aşmaları ne kötüdür!
845. Metin
هلا ينهى هؤلاء الذين يسارعون في الإثم والعدوان أئمتُهم وعلماؤهم، عن قول الكذب والزور، وأكل أموال الناس بالباطل، لقد ساء صنيعهم حين تركوا النهي عن المنكر.
Günaha ve haddi aşmaya koşan bu kimseleri, din önderleri ve âlimleri yalan ve asılsız söz söylemekten ve insanların mallarını haksız yollarla yemekten sakındırsalardı ya! Münkerden (kötülükten) nehyetmeyi terk ettiklerinde yaptıkları şey ne kötüdür!
846. Metin
يُطلع الله نَبِيَّه على شيء من مآثم اليهود -وكان مما يُسرُّونه فيما بينهم- أنهم قالوا: يد الله محبوسة عن فعل الخيرات، بَخِلَ علينا بالرزق والتوسعة، وذلك حين لحقهم جَدْب وقحط. غُلَّتْ أيديهم، أي: حبست أيديهم هم عن فِعْلِ الخيرات، وطردهم الله من رحمته بسبب قولهم. وليس الأمر كما يفترونه على ربهم، بل يداه مبسوطتان لا حَجْرَ عليه، ولا مانع يمنعه من الإنفاق، فإنه الجواد الكريم، ينفق على مقتضى الحكمة وما فيه مصلحة العباد. وفي الآية إثبات لصفة اليدين لله ﷾ كما يليق به من غير تشبيه ولا تكييف. لكنهم سوف يزدادون طغيانًا وكفرًا بسبب حقدهم وحسدهم; لأن الله قد اصطفاك بالرسالة. ويخبر تعالى أن طوائف اليهود سيظلون إلى يوم القيامة يعادي بعضهم بعضًا، وينفر بعضهم من بعض، كلما تآمروا على الكيد للمسلمين بإثارة الفتن وإشعال نار الحرب ردَّ الله كيدهم، وفرَّق شملهم، ولا يزال اليهود يعملون بمعاصي الله مما ينشأ عنها الفساد والاضطراب في الأرض. والله تعالى لا يحب المفسدين.
Allah, Yahudilerin kendi aralarında gizledikleri günahlarından birini Peygamberine bildirmektedir; onlar başlarına kuraklık ve kıtlık geldiğinde: "Allah'ın eli hayır yapmaktan bağlanmıştır, bize rızık ve bolluk vermede cimrilik etti" demişlerdi. Onların elleri bağlansın; yani bizzat kendi elleri hayır yapmaktan alıkonsun! Bu sözleri sebebiyle Allah onları rahmetinden kovmuştur. Durum, onların Rablerine iftira ettikleri gibi değildir; aksine O'nun iki eli de açıktır, O'na hiçbir kısıtlama yoktur ve O'nu infak etmekten alıkoyacak hiçbir engel bulunmaz. Zira O cömerttir, kerimdir; hikmetin ve kulların maslahatının gerektirdiği şekilde infak eder. Ayette, Allah celle celâluhu için şanına layık bir şekilde, teşbih (benzetme) ve tekyif (nasıllık tayini) olmaksızın iki el sıfatının ispatı vardır. Fakat Allah seni peygamberlikle seçtiği için onlar kin ve hasetleri sebebiyle azgınlık ve küfürlerini daha da artıracaklardır. Allah Teâlâ, Yahudi fırkalarının kıyamet gününe kadar birbirlerine düşman kalacağını ve birbirinden nefret edeceğini haber vermektedir. Müslümanlara fitne çıkarıp savaş ateşi yakarak tuzak kurmaya her kalkıştıklarında, Allah onların tuzaklarını boşa çıkarmış ve birliklerini dağıtmıştır. Yahudiler, yeryüzünde fesat ve kargaşaya yol açan Allah'a isyan niteliğindeki fiilleri işlemeye devam ederler. Allah Teâlâ ise bozguncuları sevmez.
847. Metin
ولو أن اليهود والنصارى صدَّقوا الله ورسوله، وامتثلوا أوامر الله واجتنبوا نواهيه، لكفَّرنا عنهم ذنوبهم، ولأدخلناهم جنات النعيم في الدار الآخرة.
Eğer Yahudiler ve Hristiyanlar Allah'ı ve Resulü'nü tasdik edip Allah'ın emirlerine uysalar ve yasaklarından kaçınsalardı, muhakkak onların günahlarını örter ve ahiret yurdunda onları Naim cennetlerine koyardık.
848. Metin
ولو أنَّهم عملوا بما في التوراة والإنجيل، وبما أُنْزِل عليك أيها الرسول -وهو القرآن الكريم- لرُزِقوا من كلِّ سبيلٍ، فأنزلنا عليهم المطر، وأنبتنا لهم الثمر، وهذا جزاء الدنيا. وإنَّ مِن أهل الكتاب فريقًا معتدلا ثابتًا على الحق، وكثير منهم ساء عملُه، وضل عن سواء السبيل.
Eğer onlar Tevrat'ta, İncil'de ve sana indirilen şeyde -ki o Kur'an-ı Kerim'dir- olanlarla amel etselerdi, her yönden rızıklanırlardı; biz de üzerlerine yağmur indirir ve onlar için meyveler bitirirdik. Bu, dünya mükâfatıdır. Ehl-i Kitap'tan hak üzere sebat eden ılımlı/orta yolu tutan bir topluluk vardır; ancak onların birçoğunun ameli kötüleşmiş ve doğru yoldan sapmışlardır.
849. Metin
يا أيها الرسول بلِّغ وحي الله الذي أنزِل إليك من ربك، وإن قصَّرت في البلاغ فَكَتَمْتَ منه شيئًا، فإنك لم تُبَلِّغ رسالة ربِّك، وقد بلَّغ ﷺ رسالة ربه كاملة، فمن زعم أنه كتم شيئًا مما أنزِل عليه، فقد أعظم على الله ورسوله الفرية. والله تعالى حافظك وناصرك على أعدائك، فليس عليك إلا البلاغ. إن الله لا يوفق للرشد مَن حاد عن سبيل الحق، وجحد ما جئت به من عند الله.
Ey Resul! Rabbinden sana indirilen Allah'ın vahyini tebliğ et. Eğer tebliğde kusur eder de ondan bir şeyi gizlersen, Rabbinin risaletini tebliğ etmemiş olursun. O sallallâhu aleyhi ve sellem Rabbinin risaletini eksiksiz tebliğ etmiştir; kim onun kendisine indirilen şeylerden birini gizlediğini iddia ederse, Allah'a ve Resulü'ne karşı büyük bir iftirada bulunmuş olur. Allah Teâlâ seni koruyacak ve düşmanlarına karşı sana yardım edecektir; sana düşen ancak tebliğdir. Şüphesiz Allah, hak yolundan sapan ve Allah katından getirdiğin şeyleri inkâr eden kimseleri doğru yola muvaffak kılmaz.
850. Metin
قل -أيها الرسول- لليهود والنصارى: إنكم لستم على حظٍّ من الدين ما دمتم لم تعملوا بما في التوراة والإنجيل، وما جاءكم به محمد ﷺ من القرآن، وإن كثيرًا من أهل الكتاب لا يزيدهم إنزالُ القرآن إليك إلا تجبُّرًا وجحودًا، فهم يحسدونك; لأن الله بعثك بهذه الرسالة الخاتمة، التي بَيَّن فيها معايبهم، فلا تحزن -أيها الرسول- على تكذيبهم لك.
[Ey Resul!] Yahudilere ve Hristiyanlara de ki: "Tevrat'ta, İncil'de ve Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem Kur'an'dan size getirdiklerinde olanlarla amel etmedikçe dinden hiçbir payınız yoktur." Ehl-i Kitap'tan birçoğuna, Kur'an'ın sana indirilmesi ancak azgınlık ve inkârı artırır; çünkü onlar, Allah'ın seni kusurlarını açıkladığı bu son risaletle göndermesinden ötürü seni kıskanmaktadırlar. [Ey Resul!] Onların seni yalanlamalarına üzülme.
851. Metin
إن الذين آمنوا (وهم المسلمون) واليهود، -والصابئون كذلك (وهم قوم باقون على فطرتهم، ولا دين مقرر لهم يتبعونه) - والنصارى (وهم أتباع المسيح) من آمن منهم بالله الإيمان الكامل، وهو توحيد الله والتصديق بمحمد ﷺ وبما جاء به، وآمن باليوم الآخر، وعمل العمل الصالح، فلا خوف عليهم من أهوال يوم القيامة، ولا هم يحزنون على ما تركوه وراءهم في الدنيا.
Şüphesiz iman edenler (yani Müslümanlar), Yahudiler, Sâbiîler (fıtratları üzere kalan ve tâbi oldukları belirlenmiş bir dinleri olmayan bir topluluk) ve Hristiyanlar (yani Mesih'in takipçileri); bunlardan her kim Allah'a kâmil manada iman eder -ki bu Allah'ı birlemek ve Muhammed'i sallallâhu aleyhi ve sellem ile getirdiklerini tasdik etmektir-, ahiret gününe inanır ve salih amel işlerse, kıyamet gününün dehşetlerinden onlara hiçbir korku yoktur ve onlar dünyada arkalarında bıraktıkları şeyler için de üzülmeyeceklerdir.
852. Metin
لقد أخذنا العهد المؤكَّد على بني إسرائيل في التوراة بالسمع والطاعة، وأرسلنا إليهم بذلك رسلنا، فَنَقَضوا ما أُخذ عليهم من العهد، واتبعوا أهواءهم، وكانوا كلما جاءهم رسول من أولئك الرسل بما لا تشتهيه أنفسهم عادَوْه: فكذبوا فريقًا من الرسل، وقتلوا فريقًا آخر.
Andolsun ki biz İsrailoğullarından Tevrat'ta işitip itaat edeceklerine dair kesin söz almış ve onlara bunun için elçilerimizi göndermiştik. Fakat onlar kendilerinden alınan ahdi bozdular ve hevalarına uydular. O elçilerden biri nefislerinin hoşlanmadığı bir şeyle kendilerine her geldiğinde ona düşmanlık ettiler: Peygamberlerden bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
853. Metin
وظنَّ هؤلاء العُصاة أن الله لن يأخذهم بالعذاب جزاء عصيانهم وعُتُوِّهم، فمضوا في شهواتهم، وعمُوا عن الهدى فلم يبصروه، وصَمُّوا عن سماع الحقِّ فلم ينتفعوا به، فأنزل الله بهم بأسه، فتابوا فتاب الله عليهم، ثم عَمِي كثيرٌ منهم، وصمُّوا، بعدما تبين لهم الحقُّ، والله بصير بأعمالهم خيرها وشرها وسيجازيهم عليها.
Bu isyankârlar, isyanları ve azgınlıklarının cezası olarak Allah'ın kendilerini azapla yakalamayacağını zannettiler; böylece şehvetlerinin peşinden gittiler, hidayete karşı körleştiler de onu göremediler, hakkı işitmeye karşı sağırlaştılar da ondan faydalanamadılar. Bunun üzerine Allah onlara azabını indirdi; onlar tevbe ettiler, Allah da tevbelerini kabul buyurdu. Sonra hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra onlardan birçoğu yine körleşti ve sağırlaştı. Allah onların hayır ve şer bütün amellerini hakkıyla görendir ve onlara karşılığını verecektir.
854. Metin
يقسم الله تعالى بأن الذين قالوا: إن الله هو المسيح بن مريم، قد كفروا بمقالتهم هذه، وأخبر تعالى أن المسيح قال لبني إسرائيل: اعبدوا الله وحده لا شريك له، فأنا وأنتم في العبودية سواء. إنه من يعبد مع الله غيره فقد حرَّم الله عليه الجنة، وجعل النار مُستَقَرَّه، وليس له ناصرٌ يُنقذُه منها.
Allah Teâlâ: "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenlerin bu sözleriyle kâfir olduklarına yemin etmektedir. Allah Teâlâ Mesih'in İsrailoğullarına şöyle dediğini haber vermiştir: "Ortağı olmayan tek bir Allah'a ibadet edin; kulluk hususunda ben de siz de biriz. Şüphesiz kim Allah ile birlikte başkasına ibadet ederse, Allah ona cenneti haram kılmış ve onun varacağı yeri cehennem yapmıştır. Onu oradan kurtaracak hiçbir yardımcı da yoktur."
855. Metin
لقد كفر من النصارى من قال: إنَّ الله مجموع ثلاثة أشياء: هي الأب، والابن، وروح القدس. أما عَلِمَ هؤلاء النصارى أنه ليس للناس سوى معبود واحد، لم يلد ولم يولد، وإن لم ينته أصحاب هذه المقالة عن افترائهم وكذبهم ليُصِيبَنَّهم عذاب مؤلم موجع بسبب كفرهم بالله.
Hristiyanlardan: "Allah üç şeyin toplamıdır: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'tur" diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. Bu Hristiyanlar, insanlar için doğurmamış ve doğurulmamış tek bir ilahtan başkası olmadığını bilmediler mi? Eğer bu sözün sahipleri iftiralarından ve yalanlarından vazgeçmezlerse, Allah'ı inkâr etmeleri sebebiyle onlara mutlaka can yakıcı ve acı verici bir azap dokunacaktır.
856. Metin
أفلا يرجع هؤلاء النصارى إلى الله تعالى، ويتوبون عمَّا قالوا، ويسألون الله تعالى المغفرة؟ والله تعالى متجاوز عن ذنوب التائبين، رحيمٌ بهم
Bu Hristiyanlar hâlâ Allah Teâlâ'ya dönüp söylediklerinden tevbe etmez ve Allah Teâlâ'dan bağışlanma dilemezler mi? Hâlbuki Allah Teâlâ tevbe edenlerin günahlarını bağışlayıcıdır, onlara çok merhametlidir.
857. Metin
ما المسيح ابن مريم ﵇ إلا رسولٌ كمن تقدمه من الرسل، وأُمُّه قد صَدَّقت تصديقًا جازمًا علمًا وعملا وهما كغيرهما من البشر يحتاجان إلى الطعام، ولا يكون إلهًا مَن يحتاج الى الطعام ليعيش. فتأمَّل -أيها الرسول- حال هؤلاء الكفار. لقد وضحنا العلاماتِ الدالةَ على وحدانيتنا، وبُطلان ما يَدَّعونه في أنبياء الله. ثم هم مع ذلك يَضِلُّون عن الحق الذي نَهديهم إليه، ثم انظر كيف يُصرفون عن الحق بعد هذا البيان؟
Meryem oğlu Mesih aleyhisselâm, kendisinden önce gelip geçen elçiler gibi sadece bir elçidir. Annesi de ilim ve amel bakımından kesin bir şekilde tasdik eden bir sıddîkadır. İkisi de diğer insanlar gibi yemeğe muhtaç idiler; yaşamak için yemeğe muhtaç olan biri ise ilah olamaz. [Ey Resul!] Bu kâfirlerin durumunu bir düşün. Biz birliğimize ve onların Allah'ın peygamberleri hakkında iddia ettikleri şeylerin batıl olduğuna delalet eden delilleri apaçık gösterdik. Buna rağmen onlar, kendilerini ilettiğimiz haktan sapıyorlar; sonra da bak, bunca açıklamadan sonra haktan nasıl çevriliyorlar?
858. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء الكفرة: كيف تشركون مع الله من لا يَقْدِرُ على ضَرِّكم، ولا على جَلْبِ نفع لكم؟ والله هو السميع لأقوال عباده، العليم بأحوالهم.
[Ey Resul!] Bu kâfirlere de ki: "Nasıl oluyor da size ne bir zarar vermeye ne de bir fayda sağlamaya gücü yetmeyen şeyleri Allah'a ortak koşuyorsunuz?" Hâlbuki Allah, kullarının sözlerini hakkıyla işiten, durumlarını hakkıyla bilendir.
859. Metin
قل -أيها الرسول- للنصارى: لا تتجاوزوا الحقَّ فيما تعتقدونه من أمر المسيح، ولا تتبعوا أهواءكم، كما اتَّبع اليهود أهواءهم في أمر الدين، فوقعوا في الضلال، وحملوا كثيرًا من الناس على الكفر بالله، وخرجوا عن طريق الاستقامة إلى طريق الغَواية والضلال.
[Ey Resul!] Hristiyanlara de ki: "Mesih meselesinde inandığınız hususlarda hakkın sınırını aşmayın ve din konusunda Yahudilerin hevalarına uydukları gibi hevalarınıza uymayın; zira onlar sapıklığa düştüler, insanların birçoğunu da Allah'ı inkâra sürüklediler ve dosdoğru yoldan çıkıp azgınlık ve sapıklık yoluna saptılar."
860. Metin
يخبر تعالى أنه طرد من رحمته الكافرين من بني إسرائيل في الكتاب الذي أنزله على داود ﵇ وهو الزَّبور، وفي الكتاب الذي أنزله على عيسى ﵇ وهو الإنجيل; بسبب عصيانهم واعتدائهم على حرمات الله.
Allah Teâlâ; isyanları ve Allah'ın haram kıldığı sınırları çiğnemeleri sebebiyle, Davud'a aleyhisselâm indirdiği kitap olan Zebur'da ve İsa'ya aleyhisselâm indirdiği kitap olan İncil'de, İsrailoğullarından kâfir olanları rahmetinden kovduğunu haber vermektedir.
861. Metin
كان هؤلاء اليهود يُجاهرون بالمعاصي ويرضونها، ولا يَنْهى بعضُهم بعضًا عن أيِّ منكر فعلوه، وهذا من أفعالهم السيئة، وبه استحقوا أن يُطْرَدُوا من رحمة الله تعالى.
Bu Yahudiler günahları açıktan işliyor, bunlardan hoşnut oluyor ve işledikleri hiçbir kötülükten birbirlerini sakındırmıyorlardı. Bu onların kötü fiillerindendir ve bu sebeple Allah Teâlâ'nın rahmetinden kovulmayı hak etmişlerdir.
862. Metin
تَرَى -أيها الرسول- كثيرًا من هؤلاء اليهود يتخذون المشركين أولياء لهم، ساء ما عملوه من الموالاة التي كانت سببًا في غضب الله عليهم، وخلودهم في عذاب الله يوم القيامة.
[Ey Resul!] Bu Yahudilerin birçoğunun müşrikleri dost edindiklerini görürsün. Allah'ın kendilerine gazap etmesine ve kıyamet gününde Allah'ın azabında ebedî kalmalarına sebep olan bu dostluk amelleri ne kötüdür!
863. Metin
ولو أن هؤلاء اليهود الذين يناصرون المشركين كانوا قد آمنوا بالله تعالى والنبي محمد ﷺ، وأقرُّوا بما أنزل إليه -وهو القرآن الكريم- ما اتخذوا الكفار أصحابًا وأنصارًا، ولكن كثيرًا منهم خارجون عن طاعة الله ورسوله.
Müşriklere destek veren bu Yahudiler şayet Allah Teâlâ'ya ve Peygamber Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem iman edip ona indirilen şeyi -ki o Kur'an-ı Kerim'dir- kabul etmiş olsalardı, kâfirleri dost ve yardımcı edinmezlerdi; fakat onların çoğu Allah'a ve Resulü'ne itaatten çıkmış kimselerdir.
864. Metin
لتجدنَّ -أيها الرسول- أشدَّ الناس عداوة للذين صدَّقوك وآمنوا بك واتبعوك، اليهودَ; لعنادهم، وجحودهم، وغمطهم الحق، والذين أشركوا مع الله غيره، كعبدة الأوثان وغيرهم، ولتجدنَّ أقربهم مودة للمسلمين الذين قالوا: إنا نصارى، ذلك بأن منهم علماء بدينهم متزهدين وعبَّادًا في الصوامع متنسكين، وأنهم متواضعون لا يستكبرون عن قَبول الحق، وهؤلاء هم الذين قبلوا رسالة محمد ﷺ، وآمنوا بها.
[Ey Resul!] İnatları, inkârları ve hakkı küçümsemeleri sebebiyle, seni tasdik edip sana inanan ve sana uyanlara karşı insanların en şiddetli düşmanı olarak Yahudileri ve putperestler gibi Allah'a başkasını ortak koşanları bulursun. Müslümanlara sevgi bakımından en yakın olarak da: "Biz Hristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onların içinde dinlerini bilen zahit âlimlerin ve manastırlarda ibadete çekilmiş abitlerin bulunması ve onların hakkı kabul etmekten büyüklenmeyen mütevazı kimseler olmasından ötürüdür. İşte bunlar, Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem risaletini kabul edip ona iman edenlerdir.
865. Metin
ومما يدل على قرب مودتهم للمسلمين أن فريقًا منهم (وهم وفد الحبشة لما سمعوا القرآن) فاضت أعينهم من الدمع فأيقنوا أنه حقٌّ منزل من عند الله تعالى، وصدَّقوا بالله واتبعوا رسوله، وتضرعوا إلى الله أن يكرمهم بشرف الشهادة مع أمَّة محمد ﵇ على الأمم يوم القيامة.
Müslümanlara olan sevgilerinin yakınlığına delalet eden hususlardan biri de, onlardan bir grubun (Kur'an'ı işittiklerinde Habeşistan heyetinin) gözlerinden yaşlar boşanmasıdır; zira onun Allah Teâlâ katından indirilmiş bir hak olduğuna kesin olarak inanmışlar, Allah'ı tasdik edip O'nun Resulü'ne uymuşlar ve kıyamet gününde Muhammed'in aleyhisselâm ümmeti ile birlikte diğer ümmetlere şahitlik etme şerefiyle kendilerini ikramlandırması için Allah'a yalvarmışlardır.
866. Metin
وقالوا: وأيُّ لوم علينا في إيماننا بالله، وتصديقنا بالحق الذي جاءنا به محمد ﷺ من عند الله، واتباعنا له، ونرجو أن يدخلنا ربنا مع أهل طاعته في جنته يوم القيامة؟
Şöyle dediler: "Rabbimizin bizi kıyamet gününde itaat ehliyle birlikte cennetine koymasını umarken, Allah'a iman etmemizden, Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem Allah katından bize getirdiği hakkı tasdik etmemizden ve ona uymamızdan dolayı bize ne kınama olabilir ki?"
867. Metin
فجزاهم الله بما قالوا من الاعتزاز بإيمانهم بالإسلام، وطلبهم أن يكونوا مع القوم الصالحين، جنات تجري من تحت قصورها وأشجارها الأنهار، ماكثين فيها لا يخرجون منها، ولا يُحوَّلون عنها، وذلك جزاء إحسانهم في القول والعمل.
İslam'a olan imanlarıyla izzet bulmaları ve salihler topluluğu ile beraber olmayı talep etmeleri sebebiyle söyledikleri bu sözlerden ötürü Allah onları, köşklerinin ve ağaçlarının altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları, oradan asla çıkarılmayacakları ve başka bir yere nakledilmeyecekleri cennetlerle mükâfatlandırdı. Bu, onların söz ve ameldeki ihsanlarının karşılığıdır.
868. Metin
والذين جحدوا وحدانية الله وأنكروا نبوة محمد ﷺ، وكذَّبوا بآياته المنزلة على رسله، أولئك هم أصحاب النار الملازمون لها.
Allah'ın birliğini inkâr eden, Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem peygamberliğini tanımayan ve peygamberlerine indirilen ayetlerini yalanlayanlara gelince; işte onlar, cehennemin ebedî ve ayrılmaz ashabıdırlar.
869. Metin
يا أيها الذين آمنوا لا تحرِّموا طيبات أحلَّها الله لكم من المطاعم والمشارب ونكاح النساء، فتضيقوا ما وسَّع الله عليكم، ولا تتجاوزوا حدود ما حرَّم الله. إن الله لا يحب المعتدين.
Ey iman edenler! Yiyeceklerden, içeceklerden ve kadınlarla evlenmekten Allah'ın sizin için helal kıldığı temiz şeyleri haram kılıp da Allah'ın size genişlettiği alanı daraltmayın ve Allah'ın haram kıldığı sınırları aşmayın. Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.
870. Metin
وتمتعوا -أيها المؤمنون- بالحلال الطيب مما أعطاكم الله ومنحكم إياه، واتقوا الله بامتثال أوامره، واجتناب نواهيه; فإن إيمانكم بالله يوجب عليكم تقواه ومراقبته.
[Ey müminler!] Allah'ın size verdiği ve bahşettiği helal ve temiz rızıklardan faydalanın; emirlerine uyup yasaklarından kaçınarak Allah'tan sakının. Çünkü Allah'a olan imanınız, O'ndan sakınmanızı ve O'nun murakabesinde olmanızı gerektirir.
871. Metin
لا يعاقبكم الله -أيها المسلمون- فيما لا تقصدون عَقْدَه من الأيمان، مثل قول بعضكم: لا والله، وبلى والله، ولكن يعاقبكم فيما قصدتم عقده بقلوبكم، فإذا لم تَفُوا باليمين فإثم ذلك يمحوه الله بما تقدِّمونه مما شرعه الله لكم كفارة من إطعام عشرة محتاجين لا يملكون ما يكفيهم ويسد حاجتهم، لكل مسكين نصف صاع من أوسط طعام أهل البلد، أو كسوتهم، لكل مسكين ما يكفي في الكسوة عُرفًا، أو إعتاق مملوك من الرق، فالحالف الذي لم يف بيمينه مخير بين هذه الأمور الثلاثة، فمن لم يجد شيئًا من ذلك فعليه صيام ثلاثة أيام. تلك مكفرات عدم الوفاء بأيمانكم، واحفظوا -أيها المسلمون- أيمانكم: باجتناب الحلف، أو الوفاء إن حلفتم، أو الكفارة إذا لم تفوا بها. وكما بيَّن الله لكم حكم الأيمان والتحلل منها يُبيِّن لكم أحكام دينه; لتشكروا له على هدايته إياكم إلى الطريق المستقيم.
[Ey Müslümanlar!] Allah sizi, birinizin: "Hayır vallahi", "Evet vallahi" demesi gibi kastetmeksizin ağızdan çıkan (lağv) yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizle kasıtlı olarak bağladığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Eğer yemininizi yerine getirmezseniz, bunun günahını Allah, O'nun sizin için meşru kıldığı şu kefaretle siler: Kendilerine yetecek ve ihtiyaçlarını giderecek şeylere sahip olmayan on yoksulu, o belde halkının yedirdiği orta halli yiyecekten her bir miskine yarım sa' (ölçü birimi) vermek suretiyle doyurmak veya her bir miskine örfen yeterli miktarda giysi giydirmek yahut bir köleyi hürriyetine kavuşturmaktır. Yeminini yerine getirmeyen yemin sahibi bu üç husus arasında muhayyerdir (serbesttir). Bunlardan hiçbirini bulamayan kimseye ise üç gün oruç tutmak gerekir. İşte yeminlerinizi yerine getirmemenin kefaretleri bunlardır. [Ey Müslümanlar!] Yemin etmekten kaçınarak, yemin ettiğinizde yerine getirerek veya yerine getirmediğinizde kefaret vererek yeminlerinizi koruyun. Allah yeminlerin ve onlardan kurtulmanın hükmünü açıkladığı gibi, sizi dosdoğru yola ilettiği için O'na şükredesiniz diye dininin hükümlerini de size böyle açıklar.
872. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، إنما الخمر: وهي كل مسكر يغطي العقل، والميسر: وهو القمار، وذلك يشمل المراهنات ونحوها، مما فيه عوض من الجانبين، وصدٌّ عن ذكر الله، والأنصاب: وهي الحجارة التي كان المشركون يذبحون عندها تعظيمًا لها، وما ينصب للعبادة تقربًا إليه، والأزلام: وهي القِداح التي يستقسم بها الكفار قبل الإقدام على الشيء، أو الإحجام عنه، إن ذلك كله إثمٌ مِن تزيين الشيطان، فابتعدوا عن هذه الآثام، لعلكم تفوزون بالجنة.
Ey Allah'ı ve Resulü'nü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Şarap (aklı örten her türlü sarhoş edici madde), kumar (her iki taraftan bedel içeren ve Allah'ın zikrinden alıkoyan bahisler ve benzerlerini kapsar), dikili taşlar (müşriklerin tazim amacıyla yanlarında kurban kestikleri taşlar ve yakınlaşmak amacıyla ibadet için dikilen putlar) ve fal okları (kâfirlerin bir işe girişmeden veya vazgeçmeden önce kısmet aradıkları oklar); şüphesiz bunların hepsi şeytanın süslemesinden ibaret birer günahtır. Cennete kavuşmanız için bu günahlardan uzak durun.
873. Metin
إنما يريد الشيطان بتزيين الآثام لكم أن يُلقِي بينكم ما يوجد العداوة والبغضاء، بسبب شرب الخمر ولعب الميسر، ويصرفكم عن ذكر الله وعن الصلاة بغياب العقل في شرب الخمر، والاشتغال باللهو في لعب الميسر، فانتهوا عن ذلك.
Şeytan günahları size süslü göstererek şarap içmek ve kumar oynamak sebebiyle aranıza sadece düşmanlık ve kin sokmak; şarap içmekte aklın gitmesiyle, kumarda ise boş eğlenceye dalmakla sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?
874. Metin
وامتثلوا -أيها المسلمون- طاعة الله وطاعة رسوله محمد ﷺ في كل ما تفعلون وتتركون، واتقوا الله وراقبوه في ذلك، فإن أعرضتم عن الامتثال فعملتم ما نهيتم عنه، فاعلموا أنما على رسولنا محمد ﷺ البلاغ المبين.
[Ey Müslümanlar!] Yaptığınız ve terk ettiğiniz her şeyde Allah'a itaat edin ve Resulü Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem itaat edin; bu hususta Allah'tan sakının ve O'nun murakabesinde olun. Şayet itaatten yüz çevirir ve menedildiğiniz şeyleri yaparsanız, biliniz ki Resulümüz Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem düşen ancak apaçık bir tebliğdir.
875. Metin
ليس على المؤمنين الذين شربوا الخمر قبل تحريمها إثم في ذلك، إذا تركوها واتقوا سخط الله وآمنوا به، وقدَّموا الأعمال الصالحة التي تدل على إيمانهم ورغبتهم في رضوان الله تعالى عنهم، ثم ازدادوا بذلك مراقبة لله ﷿ وإيمانا به، حتى أصبحوا مِن يقينهم يعبدونه، وكأنهم يرونه. وإن الله تعالى يحب الذين بلغوا درجة الإحسان حتى أصبح إيمانهم بالغيب كالمشاهدة.
Şarabın haram kılınmasından önce onu içmiş olan müminlere, onu terk ettikleri, Allah'ın gazabından sakındıkları, O'na iman ettikleri ve imanlarına ve Allah Teâlâ'nın rızasını kazanma arzularına delalet eden salih ameller işledikleri takdirde bundan dolayı bir günah yoktur. Sonra bununla Allah celle celâluhu için murakabelerini ve O'na olan imanlarını artırmışlar, öyle ki kesin inançları sayesinde O'na sanki O'nu görüyorlarmış gibi ibadet eder hâle gelmişlerdir. Şüphesiz Allah Teâlâ, gayba olan imanları müşahede (görür gibi) derecesine varan ihsan mertebesine ulaşmış kimseleri sever.
876. Metin
يا أيها الذين صدقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه، ليبلونكم الله بشيء من الصيد يقترب منكم على غير المعتاد حيث تستطيعون أَخْذَ صغاره بغير سلاح وأخذ كباره بالسلاح; ليعلم الله علمًا ظاهرًا للخلق الذين يخافون ربهم بالغيب، ليقينهم بكمال علمه بهم، وذلك بإمساكهم عن الصيد، وهم محرمون. فمن تجاوز حَدَّه بعد هذا البيان فأقدم على الصيد -وهو مُحْرِم- فإنه يستحق العذاب الشديد.
Ey Allah'ı ve Resulü'nü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Allah, ihramlı oldukları hâlde avlanmaktan geri durarak, O'nun kendilerini eksiksiz bildiğine dair kesin inançları sebebiyle gaybda Rablerinden korkanları mahlukata apaçık gösterecek şekilde bilsin diye, küçüklerini silahsız, büyüklerini ise silahla yakalayabileceğiniz, alışılmışın dışında size yaklaşan av hayvanlarından bir kısmıyla sizi mutlaka imtihan edecektir. Bu açıklamadan sonra kim haddini aşar da ihramlıyken ava kalkışırsa, o şiddetli bir azabı hak eder.
877. Metin
يا أيها الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه لا تقتلوا صيد البر، وأنتم محرمون بحج أو عمرة، أو كنتم داخل الحرم ومَن قتل أيَّ نوعٍ من صيد البرِّ متعمدًا فجزاء ذلك أن يذبح مثل ذلك الصيد من بهيمة الأنعام: الإبل أو البقر أو الغنم، بعد أن يُقَدِّره اثنان عدلان، وأن يهديه لفقراء الحرم، أو أن يشتري بقيمة مثله طعامًا يهديه لفقراء الحرم لكل مسكين نصف صاع، أو يصوم بدلا من ذلك يوما عن كل نصف صاع من ذلك الطعام، فَرَضَ الله عليه هذا الجزاء; ليلقى بإيجاب الجزاء المذكور عاقبة فِعْله. والذين وقعوا في شيء من ذلك قبل التحريم فإن الله تعالى قد عفا عنهم، ومَن عاد إلى المخالفة متعمدًا بعد التحريم، فإنه مُعَرَّض لانتقام الله منه. والله تعالى عزيز قويٌّ منيع في سلطانه، ومِن عزته أنه ينتقم ممن عصاه إذا أراد، لا يمنعه من ذلك مانع.
Ey Allah'ı ve Resulü'nü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler! Hac veya umre için ihramlıyken yahut Harem sınırları içindeyken kara avını öldürmeyin. Kim kara avından herhangi bir türü kasten öldürürse, bunun cezası; adalet sahibi iki kişinin takdir edeceği, öldürülen ava denk bir kurbanlık hayvanı (deve, sığır veya davar) kesip Harem yoksullarına hediye (kurban) etmesi yahut onun dengi bir değerle yiyecek satın alıp her bir yoksula yarım sa' düşecek şekilde Harem yoksullarına vermesi ya da bunun yerine o yiyeceğin her yarım sa'ı için bir gün oruç tutmasıdır. Allah bu cezayı, zikredilen cezanın vacip kılınmasıyla yaptığı işin vebalini tatsın diye farz kılmıştır. Haram kılınmadan önce bu tür bir duruma düşenleri Allah Teâlâ affetmiştir. Haram kılındıktan sonra kasten bu yasağı çiğnemeye dönen kimse ise Allah'ın intikamına maruz kalır. Allah Teâlâ mutlak güç sahibidir (Azîz), kuvvetlidir, hükümranlığında erişilmezdir; O'nun izzetindendir ki dilediğinde Kendisine isyan edenden intikam alır ve O'na hiçbir engel mani olamaz.
878. Metin
أحل الله لكم -أيها المسلمون- في حال إحرامكم صيد البحر، وهو ما يصاد منه حيًّا، وطعامه: وهو الميت منه; من أجل انتفاعكم به مقيمين أو مسافرين، وحرم عليكم صيد البَرِّ ما دمتم محرمين بحج أو عمرة. واخشوا الله ونفذوا جميع أوامِره، واجتنبوا جميع نواهيه; حتى تظفَروا بعظيم ثوابه، وتَسْلموا من أليم عقابه عندما تحشرون للحساب والجزاء.
[Ey Müslümanlar!] Mukim veya yolcu olarak faydalanmanız için ihramlı bulunduğunuz hâlde deniz avı -ki o denizden canlı avlanandır- ve onun yiyeceği -ki o denizdeki ölü hayvandır- size helal kılındı; hac veya umre için ihramlı olduğunuz müddetçe kara avı ise size haram kılındı. Hesap ve ceza için toplandığınızda O'nun büyük mükâfatına nail olasınız ve acı azabından kurtulasınız diye Allah'tan korkun, bütün emirlerini yerine getirin ve bütün yasaklarından kaçının.
879. Metin
امتنَّ الله على عباده بأن جعل الكعبة البيت الحرام صلاحًا لدينهم، وأمنًا لحياتهم; وذلك حيث آمنوا بالله ورسوله وأقاموا فرائضه، وحرَّم العدوان والقتال في الأشهر الحرم (وهي ذو القعدة وذو الحجة والمحرم ورجب) فلا يعتدي فيها أحد على أحد، وحرَّم تعالى الاعتداء على ما يُهدَى إلى الحرم من بهيمة الأنعام، وحرَّم كذلك الاعتداء على القلائد، وهي ما قُلِّد إشعارًا بأنه بقصد به النسك; ذلك لتعلموا أن الله يعلم جميع ما في السموات وما في الأرض، ومن ذلك ما شرعه لحماية خلقه بعضهم من بعض، وأن الله بكل شيء عليم، فلا تخفى عليه خافية.
Allah Teâlâ'ya ve Resulü'ne iman edip O'nun farzlarını ikame ettikleri için, Allah kullarına Kâbe'yi, yani Beyt-i Haram'ı dinlerinin salahı ve hayatlarının güvenliği kılarak lütufta bulunmuştur. Haram aylarda (Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep) düşmanlığı ve savaşı haram kılmıştır ki o aylarda kimse kimseye saldırmasın. Teâlâ, Harem'e hediye edilen kurbanlık hayvanlara (hedy) saldırılmasını ve ibadet kastı taşındığının bilinmesi için kurbanlıklara takılan gerdanlıklara (kalâid) dokunulmasını da haram kılmıştır. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olan her şeyi bildiğini -ki mahlukatını birbirinden korumak için teşri kıldığı hükümler de bundandır- ve Allah'ın her şeyi hakkıyla bildiğini, hiçbir şeyin O'na gizli kalmayacağını bilesiniz diyedir.
880. Metin
اعلموا -أيها الناس- أن الله جل وعلا شديد العقاب لمن عصاه، وأن الله غفور رحيم لمن تاب وأناب.
[Ey insanlar!] Biliniz ki Allah celle ve alâ Kendisine isyan edenler için cezası pek çetin olandır; tevbe edip O'na yönelenler için ise Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
881. Metin
يبيِّن الله تعالى أن مهمة رسوله ﷺ هداية الدلالة والتبليغ، وبيد الله -وحده- هداية التوفيق، وأن ما تنطوي عليه نفوس الناس مما يُسرون أو يعلنون من الهداية أو الضلال يعلمه الله.
Allah Teâlâ; Resulü'nün sallallâhu aleyhi ve sellem görevinin yol gösterme ve tebliğden ibaret olduğunu, muvaffak kılma hidayetinin ise yalnızca Allah'ın elinde olduğunu ve insanların nefislerinde gizledikleri yahut açığa vurdukları hidayet ve sapıklık namına her şeyi Allah'ın bildiğini açıklamaktadır.