903. Metin
الثناء على الله بصفاته التي كلّها أوصاف كمال، وبنعمه الظاهرة والباطنة، الدينية والدنيوية، الذي أنشأ السموات والأرض وما فيهن، وخلق الظلمات والنور، وذلك بتعاقب الليل والنهار. وفي هذا دلالة على عظمة الله تعالى، واستحقاقه وحده العبادة، فلا يجوز لأحد أن يشرك به غيره. ومع هذا الوضوح فإن الكافرين يسوون بالله غيره، ويشركون به.
Tamamı kemal sıfatları olan nitelikleriyle ve açık-gizli, dinî-dünyevî nimetleriyle Allah'a hamdolsun ki O, gökleri, yeri ve içindekileri var etmiş; gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesiyle de karanlıkları ve aydınlığı yaratmıştır. Bunda Allah Teâlâ'nın azametine ve yalnızca O'nun ibadete layık olduğuna bir delil vardır; bu yüzden hiç kimsenin O'na başkasını ortak koşması caiz değildir. Bu açıklığa rağmen inkârcılar, başkalarını Allah'a denk tutmakta ve O'na şirk koşmaktadırlar.
904. Metin
هو الذي خلق أباكم آدم من طين وأنتم سلالة منه، ثم كتب مدة بقائكم في هذه الحياة الدنيا، وكتب أجلا آخر محدَّدًا لا يعلمه إلا هو جل وعلا وهو يوم القيامة، ثم أنتم بعد هذا تشكُّون في قدرة الله تعالى على البعث بعد الموت.
Babanız Âdem'i balçıktan yaratan ve sizleri de onun neslinden var eden O'dur. Sonra bu dünya hayatında kalacağınız süreyi belirlemiş; O'ndan -celle ve alâ- başka hiç kimsenin bilmediği kıyamet günü olan diğer kesin eceli de takdir etmiştir. Sonra siz, bütün bunlardan sonra Allah Teâlâ'nın ölümden sonra diriltmeye olan gücünden şüphe etmektesiniz.
905. Metin
والله سبحانه هو الإله المعبود في السموات والأرض. ومن دلائل ألوهيته أنه يعلم جميع ما تخفونه -أيها الناس- وما تعلنونه، ويعلم جميع أعمالكم من خير أو شر; ولهذا فإنه -جلَّ وعلا- وحده هو الإله المستحق للعبادة.
Allah Sübhânehu, göklerde ve yerde ibadete layık tek ilahtır. O'nun ilahlığının delillerinden biri de -ey insanlar- gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz her şeyi bilmesi; hayır olsun şer olsun bütün amellerinizi hakkıyla bilmesidir. Bundan dolayı yalnız O -celle ve alâ- ibadete layık olan ilahtır.
906. Metin
هؤلاء الكفار الذين يشركون مع الله تعالى غيره قد جاءتهم الحجج الواضحة والدلالات البينة على وحدانية الله -جل وعلا- وصِدْقِ محمد ﷺ في نبوته، وما جاء به، ولكن ما إن جاءتهم حتى أعرضوا عن قبولها، ولم يؤمنوا بها.
Allah Teâlâ'ya başkalarını ortak koşan bu kâfirlere; Allah'ın -celle ve alâ- birliğine, Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberliğindeki doğruluğuna ve getirdiklerine dair apaçık deliller ve apaşikâr kanıtlar gelmiştir. Fakat bu deliller kendilerine gelir gelmez onları kabul etmekten yüz çevirmiş ve onlara iman etmemişlerdir.
907. Metin
لقد جحد هؤلاء الكفار الحقَّ الذي جاءهم به محمد ﷺ وسخروا من دعاته; جهلا منهم بالله واغترارًا بإمهاله إياهم، فسوف يرون ما استهزءوا به أنه الحق والصدق، ويبين الله للمكذبين كذبهم وافتراءهم، وسيجازيهم عليه.
Bu kâfirler, Allah'ı tanımamalarından ve O'nun kendilerine mühlet vermesine aldanmalarından ötürü Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendilerine getirdiği hakkı inkâr etmiş ve onun tebliğcileriyle alay etmişlerdir. Alaya aldıkları şeyin hak ve hakikat olduğunu yakında göreceklerdir. Allah o yalanlayıcılara yalanlarını ve iftiralarını açıkça gösterecek ve bunun cezasını kendilerine verecektir.
908. Metin
ألم يعلم هؤلاء الذين يجحدون وحدانية الله تعالى واستحقاقه وحده العبادة، ويكذبون رسوله محمدًا ﷺ ما حلَّ بالأمم المكذبة قبلهم من هلاك وتدمير، وقد مكنَّاهم في الأرض ما لم نمكن لكم أيها الكافرون، وأنعمنا عليهم بإنزال الأمطار وجريان الأنهار من تحت مساكنهم؛ استدراجًا وإملاءً لهم، فكفروا بنعم الله وكذبوا الرسل، فأهلكناهم بسبب ذنونهم، وأنشأنا من بعدهم أممًا أخرى خلفوهم في عمارة الأرض؟
Allah Teâlâ'nın birliğini ve yalnızca O'nun ibadete layık olduğunu inkâr eden, O'nun Resûlü Muhammed'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) yalanlayanlar; kendilerinden önce yalanlayan ümmetlerin başına gelen helak ve yıkımı görmediler mi? Ey kâfirler, size vermediğimiz imkân ve gücü yeryüzünde onlara vermiştik. Bir mühlet ve imtihan olarak üzerlerine bol yağmurlar indirmiş ve meskenlerinin altından nehirler akıtmıştık. Buna rağmen Allah'ın nimetlerine nankörlük edip peygamberleri yalanladılar; Biz de onları günahları sebebiyle helak ettik ve onların ardından, yeryüzünü imar etmede onların yerine geçen başka nesiller var ettik.
909. Metin
ولو نزَّلنا عليك -أيها الرسول- كتابًا من السماء في أوراق فلمسه هؤلاء المشركون بأيديهم لقالوا: إنَّ ما جئت به -أيها الرسول- سحر واضح بيِّن.
Eğer sana -ey Resul- gökten kâğıt üzerinde yazılı bir kitap indirseydik ve bu müşrikler ona elleriyle dokunsalardı bile kesinlikle şöyle derlerdi: “Ey Resul, senin getirdiğin bu şey apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.”
910. Metin
وقال هؤلاء المشركون: هلا أنزل الله تعالى على محمد مَلَكًا من السماء; ليصدقه فيما جاء به من النبوة، ولو أنزلنا مَلَكًّا من السماء إجابة لطلبهم لقضي الأمر بإهلاكهم، ثم لا يمهلون لتوبة، فقد سبق في علم الله أنهم لا يؤمنون.
Bu müşrikler: “Muhammed'e getirdiği peygamberliği tasdik etmesi için gökten bir melek indirilseydi ya!” dediler. Eğer Biz onların bu isteklerine karşılık gökten bir melek indirseydik, onların helakiyle iş bitirilmiş olurdu ve artık tevbe etmeleri için kendilerine mühlet de verilmezdi; nitekim onların iman etmeyecekleri Allah'ın ilminde ezelden takdir edilmiştir.
911. Metin
ولو جعلنا الرسول المرسل إليهم مَلَكًا إذ لم يقتنعوا بمحمد ﷺ، لجعلنا ذلك الملك في صورة البشر، حتى يستطيعوا السماع منه ومخاطبته; إذ ليس بإمكانهم رؤية الملك على صورته الملائكية، ولو جاءهم الملك بصورة رجل لاشتبه الأمر عليهم، كما اشتبه عليهم أمر محمد ﷺ.
Şayet Muhammed'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ikna olmadıkları için onlara gönderilen elçiyi bir melek yapsaydık, onu dinleyebilmeleri ve onunla muhatap olabilmeleri için o meleği insan suretine sokardık; çünkü meleği kendi melekî suretiyle görmeye güçleri yetmezdi. Melek onlara bir adam suretinde gelseydi, Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) durumunda düştükleri şüpheye yine düşerler ve iş onlara yine karmaşık gelirdi.
912. Metin
ولمَّا كان طلبهم إنزال الملك على سبيل الاستهزاء بمحمد ﷺ بيَّن الله تعالى له أن الاستهزاء بالرسل ﵈ ليس أمرا حادثا، بل قد وقع من الكفار السابقين مع أنبيائهم، فأحاط بهم العذاب الذي كانوا يهزؤون به وينكرون وقوعه.
Onların melek indirilmesini istemeleri Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile alay etmek maksatlı olduğu için, Allah Teâlâ peygamberlerle (aleyhimusselâm) alay edilmesinin yeni bir durum olmadığını, aksine geçmişteki kâfirlerin de kendi peygamberlerine bunu yaptıklarını ve alaya alıp vuku bulmasını inkâr ettikleri azabın kendilerini çepeçevre kuşattığını ona açıkladı.
913. Metin
قل لهم -أيها الرسول-: سيروا في الأرض ثم انظروا كيف أعقب الله المكذبين الهلاك والخزي؟ فاحذروا مثل مصارعهم، وخافوا أن يحلَّ بكم مثل الذي حل بهم.
Onlara de ki -ey Resul-: “Yeryüzünde gezip dolaşın, sonra da yalanlayanların sonunun Allah tarafından nasıl bir helak ve rezillik kılındığına bir bakın!” Onların uğradığı bu akıbetlerden sakının ve onların başına gelenlerin sizin de başınıza gelmesinden korkun.
914. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: لمن مُلكُ السموات والأرض وما فيهن؟ قل: هو لله كما تقرون بذلك وتعلمونه، فاعبدوه وحده. كتب الله على نفسه الرحمة فلا يعجل على عباده بالعقوبة. ليجمعنكم إلى يوم القيامة الذي لا شك فيه للحساب والجزاء. الذين أشركوا بالله أهلكوا أنفسهم، فهم لا يوحدون الله، ولا يصدقون بوعده ووعيده، ولا يقرون بنبوة محمد ﷺ.
Bu müşriklere de ki -ey Resul-: “Göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların mülkü kime aittir?” De ki: “Sizin de ikrar ettiğiniz ve bildiğiniz gibi Allah'ındır; öyleyse yalnız O'na kulluk edin.” Allah, rahmeti kendi üzerine yazmıştır; bu sebeple kullarına ceza vermede acele etmez. Hesap ve ceza için hakkında hiçbir şüphe bulunmayan kıyamet gününde sizi mutlaka bir araya toplayacaktır. Allah'a ortak koşanlar kendilerini hüsrana uğratmışlardır; zira onlar Allah'ı birlemezler, O'nun vaadine ve tehdidine inanmazlar ve Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberliğini kabul etmezler.
915. Metin
ولله ملك كل شيء في السموات والأرض، سكن أو تحرك، خفي أو ظهر، الجميع عبيده وخلقه، وتحت قهره وتصرفه وتدبيره، وهو السميع لأقوال عباده، الحليم بحركاتهم وسرائرهم.
Göklerde ve yerde duran veya hareket eden, gizli kalan veya açığa çıkan her şeyin mülkü Allah'ındır. Hepsi O'nun kulları ve yarattıklarıdır; O'nun kahredici gücü, tasarrufu ve tedbiri altındadır. O, kullarının sözlerini hakkıyla işiten, onların hareketlerini ve gizlediklerini hakkıyla bilendir.
916. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين مع الله تعالى غيره: أغير الله تعالى أتخذ وليًّا ونصيرًا، وهو خالق السموات والأرض وما فيهن، وهو الذي يرزق خلقه ولا يرزقه أحد؟ قل -أيها الرسول-: إني أُمِرْتُ أن أكون أول مَن خضع وانقاد له بالعبودية من هذه الأمة، ونهيت أن أكون من المشركين معه غيره.
Allah Teâlâ'ya başkalarını ortak koşan bu müşriklere de ki -ey Resul-: “Göklerin, yerin ve içindekilerin yaratıcısı olan, yarattıklarını rızıklandıran ve kendisi hiç kimse tarafından rızıklandırılmayan Allah Teâlâ'dan başkasını mı dost ve yardımcı edineyim?” De ki -ey Resul-: “Bana bu ümmetten boyun eğip kullukla O'na teslim olanların ilki olmam emredildi ve O'na başkasını ortak koşan müşriklerden olmam yasaklandı.”
917. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين مع الله غيره: إني أخاف إن عصيت ربي، فخالفت أمره، وأشركت معه غيره في عبادته، أن ينزل بي عذاب عظيم يوم القيامة.
Allah'a başkalarını ortak koşan bu müşriklere de ki -ey Resul-: “Eğer Rabbime isyan eder, O'nun emrine karşı gelir ve O'na ibadette başkasını ortak koşarsam, kıyamet gününde başıma büyük bir azabın gelmesinden korkarım.”
918. Metin
من يصرف الله عنه ذلك العذاب الشديد فقد رحمه، وذلك الصرف هو الظفر البين بالنجاة من العذاب العظيم.
Allah o şiddetli azabı kimden savıp uzaklaştırırsa, ona kesinlikle merhamet etmiştir. Bu azabın savuşturulması ise, büyük azaptan kurtuluşa ermenin ta kendisi olan apaçık bir zaferdir.
919. Metin
وإن يصبك الله تعالى -أيها الإنسان- بشيء يضرك كالفقر والمرض فلا كاشف له إلا هو، وإن يصبك بخير كالغنى والصحة فلا راد لفضله ولا مانع لقضائه، فهو -جل وعلا- القادر على كل شيء.
Allah Teâlâ sana -ey insan- fakirlik ve hastalık gibi sana zarar veren bir durum dokundurursa, onu O'ndan başka giderecek hiçbir güç yoktur. Eğer sana zenginlik ve sağlık gibi bir hayır dokundurursa, O'nun lütfunu geri çevirecek ve hükmüne engel olacak kimse yoktur. Çünkü O -celle ve alâ- her şeye gücü yetendir.
920. Metin
والله سبحانه هو الغالب القاهر فوق عباده; خضعت له الرقاب وذَلَّتْ له الجبابرة، وهو الحكيم الذي يضع الأشياء مواضعها وَفْق حكمته، الخبير الذي لا يخفى عليه شيء. ومن اتصف بهذه الصفات يجب ألا يشرك به. وفي هذه الآية إثبات الفوقية لله -تعالى- على جميع خلقه، فوقية مطلقة تليق بجلاله سبحانه.
Allah Sübhânehu, kullarının üstünde mutlak galip ve kahredicidir; boyunlar O'na eğilmiş, zorbalar O'nun karşısında zelil olmuştur. O, hikmetine uygun olarak her şeyi yerli yerine koyan Hakîm'dir, Kendisine hiçbir şey gizli kalmayan Habîr'dir. Bu sıfatlara sahip olan bir Zât'a hiçbir şey ortak koşulmamalıdır. Bu ayette, Allah Teâlâ'nın şanına layık, mutlak bir yücelikle bütün yarattıklarının üstünde olduğuna (fevkiyyet) dair kesin bir ispat vardır.
921. Metin
قل -أيها الرسول لهؤلاء المشركين-: أيُّ شيء أعظم شهادة في إثبات صدقي فيما أخبرتكم به أني رسول الله؟ قل: الله شهيد بيني وبينكم أي: هو العالم بما جئتكم به وما أنتم قائلونه لي، وأوحى الله إليَّ هذا القرآن مِن أجل أن أنذركم به عذابه أن يحلَّ بكم، وأنذر به مَن وصل إليه من الأمم. إنكم لتقرون أن مع الله معبودات أخرى تشركونها به. قل لهم -أيها الرسول-: إني لا أشهد على ما أقررتم به، إنما الله إله واحد لا شريك له، وإنني بريء من كل شريك تعبدونه معه.
Bu müşriklere de ki -ey Resul-: “Benim Allah'ın elçisi olduğumu size haber vermem hususundaki doğruluğumu kanıtlamada en büyük şahitlik hangisidir?” De ki: “Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Yani O, size getirdiğim şeyleri ve bana söylediklerinizi hakkıyla bilendir. Sizi O'nun azabının başınıza gelmesiyle uyarmam ve ulaştığı bütün ümmetleri de kendisiyle uyarmam için bu Kur'an bana vahyolundu. Siz gerçekten Allah ile beraber O'na ortak koştuğunuz başka ilahlar bulunduğunu mu ikrar ediyorsunuz?” Onlara de ki -ey Resul-: “Ben sizin ikrar ettiğiniz şeye şahitlik etmem. O ancak tek bir ilahtır, O'nun hiçbir ortağı yoktur ve şüphesiz ben, sizin O'na ortak koşarak taptığınız şeylerden tamamen uzağım.”
922. Metin
الذين آتيناهم التوراة والإنجيل، يعرفون محمدًا ﷺ بصفاته المكتوبة عندهم كمعرفتهم أبناءهم، فكما أن أبناءهم لا يشتبهون أمامهم بغيرهم، فكذلك محمد ﷺ لا يشتبه بغيره لدقة وصفه في كتبهم، ولكنهم اتبعوا أهواءهم، فخسروا أنفسهم حين كفروا بمحمد ﷺ وبما جاء به.
Kendilerine Tevrat ve İncil'i verdiğimiz kimseler, Muhammed'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) yanlarındaki kitaplarda yazılı olan nitelikleriyle tıpkı öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Nasıl ki oğullarını başkalarıyla karıştırmazlarsa, kitaplarındaki vasıflarının kesinliği sebebiyle Muhammed'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) de başkasıyla karıştırmazlar. Fakat onlar hevalarına uydular; Muhammed'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve getirdiklerini inkâr ettiklerinde kendilerini hüsrana uğrattılar.
923. Metin
لا أحد أشد ظلمًا ممَّن تَقَوَّلَ الكذب على الله تعالى، فزعم أن له شركاء في العبادة، أو ادَّعى أن له ولدًا أو صاحبة، أو كذب ببراهينه وأدلته التي أيَّد بها رسله ﵈. إنه لا يفلح الظالمون الذين افتروا الكذب على الله، ولا يظفرون بمطالبهم في الدنيا ولا في الآخرة.
Allah Teâlâ'ya karşı yalan uydurarak O'nun ibadette ortakları olduğunu öne süren, bir çocuğu veya eşi olduğunu iddia eden yahut peygamberlerini (aleyhimusselâm) desteklediği açık delil ve kanıtlarını yalanlayan kimseden daha zalim kim olabilir? Allah'a karşı yalan uyduran o zalimler asla kurtuluşa eremezler ve dünyada da ahirette de emellerine ulaşamazlar.
924. Metin
وليحذر هؤلاء المشركون المكذبون بآيات الله تعالى يوم نحشرهم ثم نقول لهم: أين آلهتكم التي كنتم تدَّعون أنهم شركاء مع الله تعالى ليشفعوا لكم؟
Allah Teâlâ'nın ayetlerini yalanlayan o müşrikler, onları toplayacağımız ve ardından kendilerine: “Size şefaat etsinler diye Allah Teâlâ'ya ortak olduklarını iddia ettiğiniz ilahlarınız nerede?” diyeceğimiz günden sakınsınlar.
925. Metin
ثم لم تكن إجابتهم حين فتنوا واختبروا بالسؤال عن شركائهم إلا أن تبرؤوا منهم، وأقسموا بالله ربهم أنهم لم يكونوا مشركين مع الله غيره.
Sonra ortak koştukları şeyler hakkında sorgulanıp imtihan edildiklerinde onların vereceği cevap, sadece onlardan teberri etmek (uzaklaşmak) ve Rableri olan Allah'a yemin ederek O'na başkasını ortak koşan müşriklerden olmadıklarını söylemekten ibaret olacaktır.
926. Metin
تأمل -أيها الرسول- كيف كذب هؤلاء المشركون على أنفسهم وهم في الآخرة قد تبرؤوا من الشرك؟ وذهب وغاب عنهم ما كانوا يظنونه من شفاعة آلهتهم.
Bak -ey Resul-, ahirette şirkten uzak olduklarını iddia ederek bu müşriklerin kendi aleyhlerine nasıl yalan söylediklerine bir dikkat et! İlahlarının şefaatine dair zannettikleri şeyler ise kaybolup onlardan uzaklaşmıştır.
927. Metin
ومن هؤلاء المشركين من يستمع إليك القرآن -أيها الرسول-، فلا يصل إلى قلوبهم; لأنهم بسبب اتباعهم أهواءهم جعلنا على قلوبهم أغطية; لئلا يفقهوا القرآن، وجعلنا في آذانهم ثقلا وصممًا فلا تسمع ولا تعي شيئًا، وإن يروا الآيات الكثيرة الدالة على صدق محمد ﷺ لا يصدقوا بها، حتى إذا جاؤوك -أيها الرسول- بعد معاينة الآيات الدالة على صدقك يخاصمونك: يقول الذين جحدوا آيات الله: ما هذا الذي نسمع إلا ما تناقله الأولون من حكايات لا حقيقة لها.
Bu müşriklerden seni Kur'an okurken dinleyenler vardır -ey Resul-, ancak bu onların kalplerine ulaşmaz; çünkü hevalarına uymaları sebebiyle Kur'an'ı anlamasınlar diye kalplerinin üzerine örtüler, kulaklarına da hiçbir şeyi işitip kavramayacak bir ağırlık ve sağırlık koyduk. Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) doğruluğuna delalet eden pek çok ayet görseler bile yine de inanmazlar. Hatta senin doğruluğuna işaret eden delilleri bizzat gördükten sonra seninle tartışmak üzere sana geldiklerinde -ey Resul-, Allah'ın ayetlerini inkâr edenler şöyle derler: “Bu dinlediğimiz şey, öncekilerin dilden dile aktardığı asılsız masallardan başka bir şey değildir.”
928. Metin
وهؤلاء المشركون ينهون الناس عن اتباع محمد ﷺ والاستماع إليه، ويبتعدون بأنفسهم عنه، وما يهلكون -بصدهم عن سبيل الله- إلا أنفسهم، وما يحسون أنهم يعملون لهلاكها.
Bu müşrikler insanları Muhammed'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) uymaktan ve onu dinlemekten alıkoyarlar, kendileri de ondan uzak dururlar. Onlar Allah'ın yolundan alıkoymakla ancak kendilerini helak ederler ama onun helakine çalıştıklarının farkında bile varmazlar.
929. Metin
ولو ترى -أيها الرسول- هؤلاء المشركين يوم القيامة لرأيت أمرًا عظيمًا، وذلك حين يُحْبَسون على النار، ويشاهدون ما فيها من السلاسل والأغلال، ورأوا بأعينهم تلك الأمور العظام والأهوال، فعند ذلك قالوا: ياليتنا نُعاد إلى الحياة الدنيا، فنصدق بآيات الله ونعمل بها، ونكون من المؤمنين.
Kıyamet gününde bu müşrikleri görseydin -ey Resul- gerçekten çok dehşetli bir durum görürdün. Ateşin başında durdurulup oradaki zincirleri ve bukağıları gördüklerinde, o büyük işleri ve korkuları gözleriyle müşahede ettiklerinde şöyle derler: “Keşke dünya hayatına geri döndürülseydik de Allah'ın ayetlerini tasdik edip onlarla amel etseydik ve müminlerden olsaydık!”
930. Metin
ليس الأمر كذلك، بل ظهر لهم يوم القيامة ما كانوا يعلمونه من أنفسهم من صدق ما جاءت به الرسل في الدنيا، وإن كانوا يظهرون لأتباعه خلافه. ولو فرض أن أعيدوا إلى الدنيا فأمهلوا لرجعوا إلى العناد بالكفر والتكذيب. وإنهم لكاذبون في قولهم: لو رددنا إلى الدنيا لم نكذب بآيات ربنا، وكنا من المؤمنين.
İş onların dediği gibi değildir; bilakis dünyada peygamberlerin getirdiği hakikatlerin doğruluğunu içten içe bildikleri halde taraftarlarına bunun aksini göstermiş oldukları şeyler kıyamet gününde önlerine serilmiştir. Dünyaya geri döndürülüp kendilerine mühlet verilseydi bile, inatla yine inkâra ve yalanlamaya dönerlerdi. Onlar: “Keşke dünyaya döndürülseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamayıp müminlerden olsaydık” sözlerinde kesinlikle yalancıdırlar.
931. Metin
وقال هؤلاء المشركون المنكرون للبعث: ما الحياة إلا هذه الحياة التي نحن فيها، وما نحن بمبعوثين بعد موتنا.
Yeniden dirilmeyi inkâr eden bu müşrikler şöyle dediler: “Hayat, içinde bulunduğumuz bu dünya hayatından başkası değildir ve biz ölümümüzden sonra asla diriltilecek de değiliz.”
932. Metin
ولو ترى -أيها الرسول- منكري البعث إذ حُبسوا بين يدي الله تعالى لقضائه فيهم يوم القيامة، لرأيت أسوأ حال، إذ يقول الله جل وعلا أليس هذا بالحق، أي: أليس هذا البعث الذي كنتم تنكرونه في الدنيا حقًّا؟ قالوا: بلى وربنا إنه لحق، قال الله تعالى: فذوقوا العذاب بما كنتم تكفرون أي: العذاب الذي كنتم تكذبون به في الدنيا بسبب جحودكم بالله تعالى ورسوله محمد ﷺ.
Kıyamet gününde haklarında hüküm vermesi için Allah Teâlâ'nın huzurunda durdurulduklarında o yeniden dirilişi inkâr edenleri bir görseydin -ey Resul-, en kötü hâli görürdün. Allah -celle ve alâ- onlara: “Bu hak değil miymiş?” yani “Dünyadayken inkâr ettiğiniz bu diriliş gerçek değil miymiş?” buyurur. Onlar: “Rabbimize andolsun ki evet, kesinlikle haktır” derler. Allah Teâlâ: “Öyleyse inkâr etmekte olduğunuzdan ötürü azabı tadın!” yani “Allah Teâlâ'yı ve O'nun Resûlü Muhammed'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) inkâr etmeniz sebebiyle dünyada yalanladığınız azabı tadın” buyurur.
933. Metin
قد خسر الكفار الذين أنكروا البعث بعد الموت، حتى إذا قامت القيامة، وفوجئوا بسوء المصير، نادَوا على أنفسهم بالحسرة على ما ضيَّعوه في حياتهم الدنيا، وهم يحملون آثامهم على ظهورهم، فما أسوأ الأحمال الثقيلة السيئة التي يحملونها!!
Ölümden sonra dirilişi inkâr eden kâfirler hüsrana uğramışlardır; nihayet kıyamet kopup kötü akıbetle aniden karşılaştıklarında, günahlarını sırtlarında taşır bir halde dünya hayatında kaçırdıkları fırsatlara hayıflanarak: “Yazıklar olsun bize!” diye feryat ederler. Taşıdıkları o ağır ve kötü yükler ne kadar da fenadır!
934. Metin
وما الحياة الدنيا في غالب أحوالها إلا غرور وباطل، والعمل الصالح للدار الآخرة خير للذين يخشون الله، فيتقون عذابه بطاعته واجتناب معاصيه. أفلا تعقلون -أيها المشركون المغترون بزينة الحياة الدنيا- فتقدِّموا ما يبقى على ما يفنى؟
Dünya hayatı, hallerinin çoğunda ancak bir aldanış ve batıldan ibarettir. Ahiret yurdu için yapılan salih amel ise Allah'tan korkan, O'na itaat edip günahlarından kaçınarak azabından korunanlar için daha hayırlıdır. Dünya hayatının süsüne aldanan ey müşrikler, aklınızı kullanıp da baki olanı fani olana tercih etmez misiniz?
935. Metin
إنا نعلم إنه ليُدْخل الحزنَ إلى قلبك تكذيبُ قومك لك في الظاهر، فاصبر واطمئن; فإنهم لا يكذبونك في قرارة أنفسهم، بل يعتقدون صدقك، ولكنهم لظلمهم وعدوانهم يجحدون البراهين الواضحة على صدقك، فيكذبونك فيما جئت به.
Kavminin seni zahirde yalanlamasının kalbine hüzün verdiğini elbette biliyoruz. Sabret ve gönlünü ferah tut; zira onlar iç dünyalarında seni yalanlamıyorlar, bilakis senin doğru sözlü olduğuna inanıyorlar. Fakat onlar zulümleri ve düşmanlıkları yüzünden senin doğruluğuna dair apaçık delilleri inkâr ediyor ve getirdiğin şey hususunda seni yalanlıyorlar.
936. Metin
ولقد كذَّب الكفارُ رسلا من قبلك أرسلهم الله تعالى إلى أممهم وأوذوا في سبيله، فصبروا على ذلك ومضوا في دعوتهم وجهادهم حتى أتاهم نصر الله. ولا مبدل لكلمات الله، وهي ما أنزل على نبيه محمد ﷺ مِن وعده إياه بالنصر على مَن عاداه. ولقد جاءك -أيها الرسول- مِن خبر مَن كان قبلك من الرسل، وما تحقق لهم من نصر الله، وما جرى على مكذبيهم من نقمة الله منهم وغضبه عليهم، فلك فيمن تقدم من الرسل أسوة وقدوة. وفي هذا تسلية للرسول ﷺ.
Andolsun ki senden önceki peygamberler de kâfirler tarafından yalanlanmış; Allah Teâlâ onları kendi ümmetlerine göndermiş ve O'nun yolunda eziyete uğramışlardı. Buna rağmen sabrettiler, Allah'ın yardımı kendilerine ulaşıncaya kadar davetlerine ve cihatlarına devam ettiler. Allah'ın kelimelerini -ki bu, Peygamberi Muhammed'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisine düşmanlık edenlere karşı verdiği zafer vaadidir- değiştirebilecek hiçbir güç yoktur. -Ey Resul-, senden önceki peygamberlerin haberi, Allah'ın yardımının onlar için nasıl gerçekleştiği ve onları yalanlayanların başına Allah'ın intikamı ve gazabının nasıl indiği sana gelmiştir; dolayısıyla geçmiş peygamberlerde senin için güzel bir örnek ve rehberlik vardır. Bunda Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) için bir teselli bulunmaktadır.
937. Metin
وإن كان عَظُمَ عليك -أيها الرسول- صدود هؤلاء المشركين وانصرافهم عن الاستجابة لدعوتك، فإن استطعت أن تتخذ نفقًا في الأرض، أو مصعدًا تصعد فيه إلى السماء، فتأتيهم بعلامة وبرهان على صحة قولك غير الذي جئناهم به فافعل. ولو شاء الله لَجَمعهم على الهدى الذي أنتم عليه ووفَّقهم للإيمان، ولكن لم يشأ ذلك لحكمة يعلمها سبحانه، فلا تكونن -أيها الرسول- من الجاهلين الذين اشتد حزنهم، وتحسَّروا حتى أوصلهم ذلك إلى الجزع الشديد.
Eğer bu müşriklerin yüz çevirmeleri ve davetine icabet etmekten kaçınmaları sana ağır geldiyse -ey Resul-, şayet yerde bir tünel açmaya veya göğe çıkacak bir merdiven bulup da onlara kendilerine getirdiğimizden başka, sözünün doğruluğuna dair bir mucize ve kanıt getirmeye gücün yetiyorsa bunu yap! Eğer Allah dileseydi onları sizin üzerinde bulunduğunuz hidayet üzere toplar ve imana muvaffak kılardı. Fakat Kendisinin bildiği bir hikmetten ötürü bunu dilememiştir. Öyleyse -ey Resul- hüznü şiddetlenen, derin kederlere kapılıp bu durumu aşırı bir telaşa ve tahammülsüzlüğe vardıran cahillerden sakın olma!
938. Metin
إنما يجيبك -أيها الرسول- إلى ما دعوت إليه من الهدى الذين يسمعون الكلام سماع قبول. أما الكفار فهم في عداد الموتى; لأن الحياة الحقيقية إنما تكون بالإسلام. والموتى يخرجهم الله من قبورهم أحياء، ثم يعودون إليه يوم القيامة ليوفوا حسابهم وجزاءهم.
-Ey Resul- senin davet ettiğin hidayete ancak sözü kabul kulağıyla dinleyenler icabet eder. Kâfirlere gelince, onlar ölüler hükmündedir; çünkü gerçek hayat ancak İslam ile mümkündür. Ölüleri ise Allah kabirlerinden diri olarak çıkaracak, sonra da hesaplarının ve cezalarının eksiksiz verilmesi için kıyamet gününde O'na döndürüleceklerdir.
939. Metin
وقال المشركون -تعنتًا واستكبارًا-: هلا أنزل الله علامة تدل على صدق محمد ﷺ من نوع العلامات الخارقة، قل لهم -أيها الرسول-: إن الله قادر على أن ينزل عليهم آية، ولكن أكثرهم لا يعلمون أن إنزال الآيات إنما يكون وَفْق حكمته تعالى.
Müşrikler inat ve kibirlerinden ötürü şöyle dediler: “Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) doğruluğuna delalet eden olağanüstü türden bir mucize Allah tarafından indirilseydi ya!” Onlara de ki -ey Resul-: “Şüphesiz Allah onların üzerine bir mucize indirmeye kâdirdir; fakat onların çoğu mucizelerin indirilmesinin ancak O'nun -Teâlâ- hikmetine uygun şekilde gerçekleştiğini bilmezler.”
940. Metin
ليس في الأرض حيوان يَدِبُّ على الأرض أو طائر يطير في السماء بجناحيه إلا جماعات متجانسة الخلق مثلكم. ما تركنا في اللوح المحفوظ شيئًا إلا أثبتناه، ثم إنهم إلى ربهم يحشرون يوم القيامة، فيحاسب الله كلا بما عمل.
Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı ve gökte iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi yaratılış bakımından kendi aralarında birer topluluk olmasınlar. Biz Levh-i Mahfûz'da hiçbir şeyi eksik bırakmayıp kaydettik; sonra onlar kıyamet gününde Rablerinin huzurunda toplanacaklar ve Allah herkesi ameline göre hesaba çekecektir.
941. Metin
والذين كذبوا بحجج الله تعالى صمٌّ لا يسمعون ما ينفعهم، بُكْمٌ لا يتكلمون بالحق، فهم حائرون في الظلمات، لم يختاروا طريقة الاستقامة. من يشأ الله إضلاله يضلله، ومن يشأ هدايته يجعله على صراط مستقيم.
Allah Teâlâ'nın delillerini yalanlayanlar, kendilerine fayda verecek şeyleri işitmeyen sağırlardır; hakkı konuşmayan dilsizlerdir. Onlar karanlıklar içinde şaşkınca bocalamaktadırlar, istikamet yolunu seçmemişlerdir. Allah kimi dilerse onu saptırır, kimi de dilerse onu dosdoğru bir yol üzere kılar.
942. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: أخبروني إن جاءكم عذاب الله في الدنيا أو جاءتكم الساعة التي تبعثون فيها: أغير الله تدعون هناك لكشف ما نزل بكم من البلاء، إن كنتم محقين في زعمكم أن آلهتكم التي تعبدونها من دون الله تنفع أو تضر؟
Bu müşriklere de ki -ey Resul-: “Bana haber verin; eğer dünyada Allah'ın azabı başınıza gelirse yahut diriltileceğiniz kıyamet saati size ulaşırsa, Allah'tan başka ibadet ettiğiniz ilahlarınızın fayda veya zarar verdiğine dair iddianızda haklıysanız, başınıza gelen bu belayı kaldırması için orada Allah'tan başkasına mı yalvaracaksınız?”
943. Metin
بل تدعون -هناك- ربكم الذي خلقكم لا غيره، وتستغيثون به، فيفرج عنكم البلاء العظيم النازل بكم إن شاء; لأنه القادر على كل شيء، وتتركون حينئذ أصنامكم وأوثانكم وأولياءكم.
Aksine, orada başkasına değil yalnız sizi yaratan Rabbinize dua eder ve O'ndan yardım dilersiniz; O da dilerse başınıza inen o büyük belayı sizden kaldırır; zira O, her şeye gücü yetendir. O vakit putlarınızı, heykellerinizi ve önder edindiklerinizi terk edip unutursunuz.
944. Metin
ولقد بعثنا -أيها الرسول- إلى جماعات من الناس من قبلك رسلا يدعونهم إلى الله تعالى، فكذَّبوهم، فابتليناهم في أموالهم بشدة الفقر وضيق المعيشة، وابتليناهم في أجسامهم بالأمراض والآلام; رجاء أن يتذللوا لربهم، ويخضعوا له وحده بالعبادة.
Andolsun ki senden önce de -ey Resul- insan topluluklarına, kendilerini Allah Teâlâ'ya davet eden peygamberler gönderdik; fakat onları yalanladılar. Biz de Rablerine boyun eğip yalvarsınlar ve ibadette yalnız O'na itaat etsinler diye onları mallarında şiddetli fakirlik ve geçim darlığıyla, bedenlerinde ise hastalıklar ve acılarla imtihan ettik.
945. Metin
فهلا إذ جاء هذه الأمم المكذبة بلاؤنا تذللوا لنا، ولكن قست قلوبهم، وزيَّن لهم الشيطان ما كانوا يعملون من المعاصي، ويأتون من الشرك.
O yalanlayıcı ümmetlere azabımız geldiğinde Bize boyun eğip yalvarsalardı ya! Fakat kalpleri katılaştı ve şeytan onlara işlemekte oldukları günahları ve işledikleri şirki süslü gösterdi.
946. Metin
فلما تركوا العمل بأوامر الله تعالى معرضين عنها، فتحنا عليهم أبواب كل شيء من الرزق فأبدلناهم بالبأساء رخاءً في العيش، وبالضراء صحة في الأجسام; استدراجا منا لهم، حتى إذا بطروا، وأعجبوا بما أعطيناهم من الخير والنعمة أخذناهم بالعذاب فجأة، فإذا هم آيسون منقطعون من كل خير.
Allah Teâlâ'nın emirleriyle amel etmeyi bırakıp onlardan yüz çevirdiklerinde, bir tedricî helak (istidrac) olarak rızıktan her şeyin kapılarını onlara açtık; darlığı geniş bir geçimle, hastalığı da beden sağlığıyla değiştirdik. Nihayet kendilerine verdiğimiz bu hayır ve nimetlerle şımarıp böbürlendiklerinde onları ansızın azapla yakaladık; böylece onlar bütün ümitlerini yitirip her türlü hayırdan mahrum kaldılar.
947. Metin
فاستؤصل هؤلاء القوم وأُهلكوا إذ كفروا بالله وكذَّبوا رسله، فلم يبق منهم أحد. والشكر والثناء لله تعالى -خالق كل شيء ومالكه- على نصرة أوليائه وهلاك أعدائه.
Allah'ı inkâr edip peygamberlerini yalanladıkları için o kavmin kökü kazındı ve helak edildiler; böylece onlardan geriye hiçbir kimse kalmadı. Dostlarına yardım ettiği ve düşmanlarını helak ettiği için her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allah Teâlâ'ya şükür ve hamdolsun.
948. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: أخبروني إن أذهب الله سمعكم فأصمَّكم، وذهب بأبصاركم فأعماكم، وطبع على قلوبكم فأصبحتم لا تفقهون قولا أيُّ إله غير الله جل وعلا يقدر على ردِّ ذلك لكم؟! انظر -أيها الرسول- كيف ننوِّع لهم الحجج، ثم هم بعد ذلك يعرضون عن التذكر والاعتبار؟
Bu müşriklere de ki -ey Resul-: “Bana haber verin; eğer Allah işitmenizi giderip sizi sağır yapsa, gözlerinizi alıp sizi kör etse ve hiçbir sözü anlamayacak şekilde kalplerinizi mühürlese, bunları size geri getirebilecek Allah'tan -celle ve alâ- başka hangi ilah vardır?!” Bak -ey Resul-, delilleri onlara nasıl türlü türlü açıklıyoruz; sonra onlar bütün bunlardan sonra yine de düşünüp ibret almaktan yüz çeviriyorlar!
949. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: أخبروني إن نزل بكم عقاب الله فجأة وأنتم لا تشعرون به، أو ظاهرًا عِيانًا وأنتم تنظرون إليه: هل يُهلك إلا القوم الظالمون الذين تجاوزوا الحد، بصرفهم العبادة لغير الله تعالى وبتكذيبهم رسله؟
Bu müşriklere de ki -ey Resul-: “Bana haber verin; eğer Allah'ın azabı siz hiç farkında değilken ansızın veya göz göre göre, bizzat bakıp dururken başınıza inecek olsa, ibadeti Allah Teâlâ'dan başkasına yönelterek ve peygamberlerini yalanlayarak haddi aşan o zalimler topluluğundan başkası mı helak edilir?”
950. Metin
وما نرسل رسلنا إلا مبشرين أهل طاعتنا بالنعيم المقيم، ومنذرين أهل المعصية بالعذاب الأليم، فمن آمن وصدَّق الرسل وعمل صالحًا فأولئك لا يخافون عند لقاء ربهم، ولا يحزنون على شيء فاتهم من حظوظ الدنيا.
Biz peygamberlerimizi ancak Bize itaat edenleri ebedî nimetlerle müjdeleyiciler, isyan edenleri de can yakıcı azapla uyarıcılar olarak göndeririz. Artık kim iman eder, peygamberleri tasdik eder ve salih amel işlerse, Rablerine kavuştukları anda onlara hiçbir korku yoktur ve onlar kaçırdıkları dünya menfaatleri için de asla üzülmeyeceklerdir.
951. Metin
والذين كذَّبوا بآياتنا من القرآن والمعجزات فأولئك يصيبهم العذاب يوم القيامة، بسبب كفرهم وخروجهم عن طاعة الله تعالى.
Kur'an'dan ve mucizelerden oluşan ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; inkârları ve Allah Teâlâ'ya itaatin dışına çıkmaları sebebiyle kıyamet gününde onlara azap dokunacaktır.
952. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: إني لا أدَّعي أني أملك خزائن السموات والأرض، فأتصرف فيها، ولا أدَّعي أني أعلم الغيب، ولا أدَّعي أني ملك، وإنما أنا رسول من عند الله، أتبع ما يوحى إليَّ، وأبلِّغ وحيه إلى الناس، قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: هل يستوي الكافر الذي عَمِي عن آيات الله تعالى فلم يؤمن بها والمؤمن الذي أبصر آيات الله فآمن بها؟ أفلا تتفكرون في آيات الله; لتبصروا الحق فتؤمنوا به؟
Bu müşriklere de ki -ey Resul-: “Ben size göklerin ve yerin hazinelerine sahip olduğumu ve onlarda dilediğim gibi tasarruf ettiğimi iddia etmiyorum. Gaybı bildiğimi de iddia etmiyorum. Bir melek olduğumu da öne sürmüyorum. Ben ancak Allah katından gönderilmiş bir elçiyim; bana vahyolunana uyarım ve O'nun vahyini insanlara tebliğ ederim.” Bu müşriklere de ki -ey Resul-: “Allah Teâlâ'nın ayetlerine karşı körleşip onlara iman etmeyen kâfir ile Allah'ın ayetlerini görüp idrak ederek iman eden mümin bir olur mu? Hakkı görüp ona iman etmek için Allah'ın ayetleri üzerinde hiç düşünmez misiniz?”
953. Metin
وخوِّف -أيها النبي- بالقرآن الذين يعلمون أنهم يُحشرون إلى ربهم، فهم مصدِّقون بوعد الله ووعيده، ليس لهم غير الله وليّ ينصرهم، ولا شفيع يشفع لهم عنده تعالى، فيخلصهم من عذابه; لعلهم يتقون الله تعالى بفعل الأوامر واجتناب النواهي.
Rablerinin huzurunda toplanacaklarını bilenleri Kur'an ile uyar -ey Peygamber-. Zira onlar Allah'ın vaadine ve tehdidine inanırlar. Onlar için Allah'tan başka ne kendilerine yardım edecek bir dost ne de O'nun katında kendilerine şefaat edip azabından kurtaracak bir şefaatçi vardır; ta ki emirlere uyup yasaklardan kaçınarak Allah Teâlâ'dan sakınsınlar.
954. Metin
ولا تُبْعد -أيها النبي- عن مجالستك ضعفاء المسلمين الذين يعبدون ربهم أول النهار وآخره، يريدون بأعمالهم الصالحة وجه الله، ما عليك من حساب هؤلاء الفقراء من شيء، إنما حسابهم على الله، وليس عليهم شيء من حسابك، فإن أبعدتهم فإنك تكون من المتجاوزين حدود الله، الذين يضعون الشيء في غير موضعه.
Sabah akşam Rablerine ibadet eden ve salih amelleriyle O'nun rızasını dileyen zayıf Müslümanları meclisinden uzaklaştırma -ey Peygamber-. O fakirlerin hesabından sana hiçbir sorumluluk yoktur; onların hesabı ancak Allah'a aittir. Senin hesabından da onlara hiçbir sorumluluk yoktur. Şayet onları uzaklaştırırsan, eşyayı yerli yerine koymayan ve Allah'ın sınırlarını aşanlardan olursun.
955. Metin
وكذلك ابتلى الله تعالى بعض عباده ببعض بتباين حظوظهم من الأرزاق والأخلاق، فجعل بعضهم غنيًّا وبعضهم فقيرًا، وبعضهم قويًّا وبعضهم ضعيفًا، فأحوج بعضهم إلى بعض اختبارًا منه لهم بذلك; ليقول الكافرون الأغنياء: أهؤلاء الضعفاء مَنَّ الله عليهم بالهداية إلى الإسلام مِن بيننا؟ أليس الله تعالى بأعلم بمن يشكرون نعمته، فيوفقهم إلى الهداية لدينه؟
İşte böylece Allah Teâlâ, rızık ve ahlak bakımından nasiplerini farklı kılarak kullarından bazısını bazısıyla imtihan etti; kimini zengin kimini fakir, kimini güçlü kimini zayıf yaptı ve bu vesileyle onları sınamak için birbirlerine muhtaç kıldı. Ta ki zengin kâfirler: “Aramızdan Allah'ın İslam hidayetiyle lütufta bulunduğu kimseler bunlar mı?” desinler. Allah Teâlâ, nimetine şükredenleri ve bu sebeple dinine hidayet edilmeye muvaffak kılacağı kimseleri en iyi bilen değil midir?
956. Metin
وإذا جاءك -أيها النبي- الذين صَدَّقوا بآيات الله الشاهدة على صدقك من القرآن وغيره مستفتين عن التوبة من ذنوبهم السابقة، فأكرِمْهم بردِّ السلام عليهم، وبَشِّرهم برحمة الله الواسعة; فإنه جلَّ وعلا قد كتب على نفسه الرحمة بعباده تفضلا أنه من اقترف ذنبًا بجهالة منه لعاقبتها وإيجابها لسخط الله -فكل عاص لله مخطئًا أو متعمدًا فهو جاهل بهذا الاعتبار وإن كان عالمًا بالتحريم- ثم تاب من بعده وداوم على العمل الصالح، فإنه تعالى يغفر ذنبه، فهو غفور لعباده التائبين، رحيم بهم.
Kur'an ve diğer delillerden senin doğruluğuna şahitlik eden Allah'ın ayetlerine inananlar, geçmiş günahlarından tövbe etmeyi sormak üzere sana geldiklerinde -ey Peygamber-, onlara selam vererek ikramda bulun ve onları Allah'ın engin rahmetiyle müjdele. Şüphesiz O -celle ve alâ-, bir lütuf olarak kullarına merhamet etmeyi kendi üzerine yazmıştır: Kim bir günahın akıbetini ve Allah'ın gazabını gerektirdiğini bilmeyerek (cehaletle) bir kötülük işlerse -ki hataen veya kasten Allah'a isyan eden herkes, haram olduğunu bilse bile bu açıdan cahildir-, sonra ardından tövbe eder ve salih amele devam ederse, şüphesiz Allah Teâlâ onun günahını bağışlar. Zira O, tövbe eden kullarını çok bağışlayandır, onlara çok merhamet edendir.
957. Metin
ومثل هذا البيان الذي بيَّنَّاه لك -أيها الرسول- نبيِّن الحجج الواضحة على كل حق ينكره أهل الباطل; ليتبين الحق، وليظهر طريق أهل الباطل المخالفين للرسل.
Sana yaptığımız bu açıklama gibi -ey Resul-, bâtıl ehlinin inkâr ettiği her hakikate dair apaçık delilleri de açıklarız; ta ki hak tecelli etsin ve peygamberlere muhalefet eden bâtıl ehlinin yolu ortaya çıksın.
958. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: إن الله ﷿ نهاني أن أعبد الأوثان التي تعبدونها من دونه، وقل لهم: لا أتبع أهواءكم قد ضللت عن الصراط المستقيم إن اتبعت أهواءَكم، وما أنا من المهتدين.
Bu müşriklere de ki -ey Resul-: “Şüphesiz Allah -azze ve celle-, O'ndan başka taptığınız putlara ibadet etmemi bana yasakladı.” Ve onlara de ki: “Ben sizin heva ve heveslerinize uymam; şayet heva ve heveslerinize uyarsam dosdoğru yoldan sapmış olurum ve doğru yolda bulunanlardan olmam.”
959. Metin
قل -أيها الرسول لهؤلاء المشركين-: إني على بصيرة واضحة من شريعة الله التي أوحاها إليَّ، وذلك بإفراده وحده بالعبادة، وقد كذَّبتم بهذا، وليس في قدرتي إنزال العذاب الذي تستعجلون به، وما الحكم في تأخر ذلك إلا إلى الله تعالى، يقصُّ الحقَّ، وهو خير مَن يفصل بين الحق والباطل بقضائه وحكمه.
Bu müşriklere de ki -ey Resul-: “Ben, Rabbimin bana vahyettiği şeriatından -ki o da ibadeti yalnızca O'na tahsis etmektir- apaçık bir delil (basiret) üzerindeyim; siz ise bunu yalanladınız. Çabucak gelmesini istediğiniz azabı indirmek benim elimde değildir. Bunun gecikmesindeki hüküm ancak Allah Teâlâ'ya aittir; O hakkı anlatır ve O, hükmü ve kazasıyla hak ile bâtılın arasını ayıranların en hayırlısıdır.”
960. Metin
قل -أيها الرسول-: لو أنني أملك إنزال العذاب الذي تستحجلونه لأنزلته بكم، وقضي الأمر بيني وبينكم، ولكن ذلك إلى الله تعالى، وهو أعلم بالظالمين الذين تجاوزوا حدَّهم فأشركوا معه غيره.
De ki -ey Resul-: “Eğer aceleyle istediğiniz o azabı indirmek benim elimde olsaydı, elbette benimle sizin aranızdaki iş bitirilmiş olurdu. Fakat bu Allah Teâlâ'ya aittir; O, haddi aşıp Kendisine başkalarını ortak koşan zalimleri en iyi bilendir.”
961. Metin
وعند الله -جل وعلا- مفاتح الغيب أي: خزائن الغيب، لا يعلمها إلا هو، ومنها: علم الساعة، ونزول الغيث، وما في الأرحام، والكسب في المستقبل، ومكان موت الإنسان، ويعلم كل ما في البر والبحر، وما تسقط من ورقة من نبتة إلا يعلمها، فكل حبة في خفايا الأرض، وكل رطب ويابس، مثبت في كتاب واضح لا لَبْس فيه، وهو اللوح المحفوظ.
Gaybın anahtarları, yani gayb hazineleri Allah'ın -celle ve alâ- katındadır; onları O'ndan başkası bilmez. Kıyametin vakti, yağmurun yağması, rahimlerde olanlar, gelecekte kazanılacak şeyler ve insanın nerede öleceğine dair bilgi bunlardandır. O, karada ve denizde olan her şeyi bilir; hiçbir bitkiden bir yaprak düşmez ki O bunu bilmesin. Yerin karanlıklarındaki tek bir dane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık ve şüpheye yer bırakmayan bir kitapta, yani Levh-i Mahfuz'da yazılıdır.
962. Metin
وهو سبحانه الذي يقبض أرواحكم بالليل بما يشبه قبضها عند الموت، ويعلم ما اكتسبتم في النهار من الأعمال، ثم يعيد أرواحكم إلى أجسامكم باليقظة من النوم نهارًا بما يشبه الأحياء بعد الموت; لتُقضى آجالكم المحددة في الدنيا، ثم إلى الله تعالى معادكم بعد بعثكم من قبوركم أحياءً، ثم يخبركم بما كنتم تعملون في حياتكم الدنيا، ثم يجازيكم بذلك.
Geceleyin ölüm anındaki kabzedişe benzeyen bir tutuşla ruhlarınızı kabzeden ve gündüzün amellerden ne kazandığınızı bilen O Sübhân'dır. Sonra dünyadaki belirlenmiş ecelleriniz tamamlansın diye, ölümden sonra diriltilmeye benzeyen bir uyanışla gündüzleri ruhlarınızı bedenlerinize geri döndürür. Sonra kabirlerinizden diri olarak diriltilmenizin ardından dönüşünüz yine Allah Teâlâ'yadır; sonra O, dünya hayatında yaptıklarınızı size haber verecek ve ardından bunlarla sizi cezalandırıp mükâfatlandıracaktır.
963. Metin
والله تعالى هو القاهر فوق عباده، فوقية مطلقة من كل وجه، تليق بجلاله ﷾. كل شيء خاضع لجلاله وعظمته، ويرسل على عباده ملائكة، يحفظون أعمالهم ويُحْصونها، حتى إذا نزل الموت بأحدهم قبض روحَه مَلكُ الموت وأعوانه، وهم لا يضيعون ما أُمروا به.
Allah Teâlâ, kullarının üstünde mutlak hâkimdir (el-Kâhir); O'nun celaline yaraşır şekilde her bakımdan mutlak bir üstünlüğe sahiptir -azze ve celle-. Her şey O'nun celaline ve azametine boyun eğmiştir. O, kullarının üzerine amellerini koruyan ve sayıp kaydeden melekler gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiğinde, ölüm meleği ve yardımcıları onun ruhunu kabzeder ve onlar emrolundukları görevde hiçbir kusur yapmazlar.
964. Metin
ثم أعيد هؤلاء المتوفون إلى الله تعالى مولاهم الحق. ألا له القضاء والفصل يوم القيامة بين عباده وهو أسرع الحاسبين.
Sonra vefat eden bu kimseler, gerçek mevlaları olan Allah Teâlâ'ya döndürülürler. Dikkat edin! Kıyamet gününde kulları arasında hüküm ve kaza yetkisi yalnızca O'nundur ve O, hesap görenlerin en süratlisidir.
965. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: من ينقذكم من مخاوف ظلمات البر والبحر؟ أليس هو الله تعالى الذي تدعونه في الشدائد متذللين جهرًا وسرًّا؟ تقولون: لئن أنجانا ربنا من هذه المخاوف لنكونن من الشاكرين بعبادته ﷿ وحده لا شريك له.
Bu müşriklere de ki -ey Resul-: “Karanın ve denizin karanlıklarındaki korkulardan sizi kim kurtarır? Darda kaldığınızda gizli ve açıkça boyun büküp yalvararak dua ettiğiniz Allah Teâlâ değil midir?” Siz: “Eğer Rabbimiz bizi bu korkulardan kurtarırsa, O'na -azze ve celle- hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O'na ibadet ederek elbette şükredenlerden olacağız” dersiniz.
966. Metin
قل لهم -أيها الرسول-: الله وحده هو الذي ينقذكم من هذه المخاوف ومن كل شدة، ثم أنتم بعد ذلك تشركون معه في العبادة غيره.
Onlara de ki -ey Resul-: “Sizi bu korkulardan ve her türlü sıkıntıdan kurtaran yalnızca Allah'tır; sonra siz yine de ibadette O'na başkasını ortak koşuyorsunuz.”
967. Metin
قل -أيها الرسول-: الله ﷿ هو القادر وحده على أن يرسل عليكم عذابًا مِن فوقكم كالرَّجْم أو الطوفان، وما أشبه ذلك، أو من تحت أرجلكم كالزلازل والخسف، أو يخلط أمركم عليكم فتكونوا فرقًا متناحرة يقتل بعضكم بعضًا. انظر -أيها الرسول- كيف نُنوِّع حججنا الواضحات لهؤلاء المشركين لعلهم يفهمون فيعتبروا؟
De ki -ey Resul-: “Üstünüzden taş yağmuru, tufan ve benzeri bir azap ya da ayaklarınızın altından depremler ve yere batma gibi bir felaket göndermeye veya sizi birbirinize düşürüp fırkalara ayırarak kiminize kiminizin şiddetini tattırmaya gücü yeten yalnızca Allah'tır -azze ve celle-.” Bak -ey Resul-, bu müşriklere apaçık delillerimizi nasıl türlü türlü açıklıyoruz; umulur ki anlar da ibret alırlar!
968. Metin
وكذَّب بهذا القرآن الكفارُ مِن قومك أيها الرسول، وهو الكتاب الصادق في كل ما جاء به. قل لهم: لست عليكم بحفيظ ولا رقيب، وإنما أنا رسول الله أبلغكم ما أرسلت إليكم.
Kavminin kâfirleri, getirdiği her şeyde dosdoğru bir kitap olan bu Kur'an'ı yalanladılar -ey Resul-. Onlara de ki: “Ben sizin üzerinize bir bekçi ve gözetleyici değilim; ben sadece size gönderileni tebliğ eden Allah'ın bir elçisiyim.”
969. Metin
لكل خبر قرار يستقر عنده، ونهاية ينتهي إليها، فيتبيَّن الحق من الباطل، وسوف تعلمون -أيها الكفار- عاقبة أمركم عند حلول عذاب الله بكم.
Her haberin kararlaştırılmış bir vakti ve varacağı bir sonu vardır; böylece hak bâtıldan ayırt edilir. Allah'ın azabı başınıza indiğinde işinizin akıbetini pek yakında bileceksiniz -ey kâfirler-.
970. Metin
وإذا رأيت -أيها الرسول- المشركين الذين يتكلمون في آيات القرآن بالباطل والاستهزاء، فابتعد عنهم حتى يأخذوا في حديث آخر، وإن أنساك الشيطان هذا الأمر فلا تقعد بعد تذكرك مع القوم المعتدين، الذين تكلموا في آيات الله بالباطل.
Kur'an ayetleri hakkında bâtıl sözler söyleyip alay eden müşrikleri gördüğün zaman -ey Resul-, onlar başka bir söze dalıncaya kadar kendilerinden uzaklaş. Eğer şeytan sana bu emri unutturursa, hatırladıktan sonra Allah'ın ayetleri hakkında bâtılca konuşan o haddi aşmış zalimler topluluğu ile beraber oturma.
971. Metin
وما على المؤمنين الذين يخافون الله تعالى، فيطيعون أوامره، ويجتنبون نواهيه من حساب الله للخائضين المستهزئين بآيات الله من شيء، ولكن عليهم أن يعظوهم ليمسكوا عن ذلك الكلام الباطل، لعلهم يتقون الله تعالى.
Allah Teâlâ'dan korkup emirlerine itaat eden ve yasaklarından sakınan müminlere, Allah'ın ayetlerine dalıp alay edenlerin hesabından hiçbir sorumluluk yoktur. Fakat Allah Teâlâ'dan sakınırlar ümidiyle, o bâtıl sözü terk etmeleri için onları uyarıp öğüt vermeleri gerekir.
972. Metin
واترك -أيها الرسول- هؤلاء المشركين الذين جعلوا دين الإسلام لعبًا ولهوًا; مستهزئين بآيات الله تعالى، وغرَّتهم الحياة الدنيا بزينتها، وذكّر بالقرآن هؤلاء المشركين وغيرهم; كي لا ترتهن نفس بذنوبها وكفرها بربها، ليس لها غير الله ناصر ينصرها، فينقذها من عذاب، ولا شافع يشفع لها عنده، وإن تَفْتَدِ بأي فداء لا يُقْبَل منها. أولئك الذين ارتُهِنوا بذنوبهم، لهم في النار شراب شديد الحرارة وعذاب موجع; بسبب كفرهم بالله تعالى ورسوله محمَّد ﷺ وبدين الإسلام.
Allah Teâlâ'nın ayetleriyle alay ederek İslam dinini oyun ve eğlence edinen ve dünya hayatının süsüyle aldattığı o müşrikleri kendi hallerine bırak -ey Resul-. Bir nefis, işlediği günahlar ve Rabbini inkâr etmesi sebebiyle helake sürüklenmesin (rehin kalmasın) diye bu müşriklere ve başkalarına Kur'an ile öğüt ver. O nefis için Allah'tan başka ne yardım edip azaptan kurtaracak bir yardımcı ne de O'nun katında şefaat edecek bir şefaatçi vardır. O nefis her türlü fidyeyi verse bile kendisinden kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları günahlar yüzünden helake teslim edilmiş kimselerdir. Allah Teâlâ'yı, Resulü Muhammed'i ﷺ ve İslam dinini inkâr etmeleri sebebiyle onlar için kaynar sudan bir içecek ve can yakıcı bir azap vardır.
973. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: أنعبد من دون الله تعالى أوثانًا لا تنفع ولا تضر؟ ونرجع إلى الكفر بعد هداية الله تعالى لنا إلى الإسلام، فنشبه -في رجوعنا إلى الكفر- مَن فسد عقله باستهواء الشياطين له، فَضَلَّ في الأرض، وله رفقة عقلاء مؤمنون يدعونه إلى الطريق الصحيح الذي هم عليه فيأبى. قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: إنَّ هدى الله الذي بعثني به هو الهدى الحق، وأُمِرنا جميعًا لنسلم لله تعالى رب العالمين بعبادته وحده لا شريك له، فهو رب كل شيء ومالكه.
Bu müşriklere de ki -ey Resul-: “Allah Teâlâ'yı bırakıp bize ne fayda ne de zarar veremeyen putlara mı tapalım? Allah Teâlâ bizi İslam'a ilettikten sonra tekrar küfre mi dönelim? Böylece küfre dönmekle; şeytanların ayartıp aklını çeldiği, yeryüzünde şaşkınca dolaşan, kendisini üzerinde bulundukları dosdoğru yola çağıran akıllı mümin arkadaşları olduğu halde bu çağrıyı reddeden kimseye benzeriz.” Bu müşriklere de ki -ey Resul-: “Şüphesiz Allah'ın beni kendisiyle gönderdiği hidayeti, tek gerçek hidayettir. Hepimize, âlemlerin Rabbi olan Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O'na ibadet ederek teslim olmamız emredildi; zira O her şeyin Rabbi ve malikidir.”
974. Metin
وكذلك أُمرنا بأن نقيم الصلاة كاملة، وأن نخشاه بفعل أوامره واجتناب نواهيه. وهو -جل وعلا- الذي إليه تُحْشَرُ جميع الخلائق يوم القيامة.
Aynı şekilde namazı tastamam kılmamız ve emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınarak O'ndan korkmamız emrolundu. Kıyamet gününde bütün mahlukatın huzurunda toplanacağı zat ancak O'dur -celle ve alâ-.
975. Metin
والله سبحانه هو الذي خلق السموات والأرض بالحق، واذكر -أيها الرسول- يوم القيامة إذ يقول الله: «كن» ، فيكون عن أمره كلمح البصر أو هو أقرب، قوله هو الحق الكامل، وله الملك سبحانه وحده، يوم ينفخ المَلَك في «القرن» النفخة الثانية التي تكون بها عودة الأرواح إلى الأجسام. وهو سبحانه الذي يعلم ما غاب عن حواسكم -أيها الناس - وما تشاهدونه، وهو الحكيم الذي يضع الأمور في مواضعها، الخبير بأمور خلقه. والله تعالى هو الذي يختص بهذه الأمور وغيرها بدءًا ونهاية، نشأة ومصيرًا، وهو وحده الذي يجب على العباد الانقياد لشرعه، والتسليم لحكمه، والتطلع لرضوانه ومغفرته.
Gökleri ve yeri hak ile yaratan O Sübhân'dır. Hatırla -ey Resul- kıyamet gününü; o gün Allah «Ol!» der ve O'nun emriyle göz açıp kapayıncaya kadar yahut daha kısa bir sürede her şey oluverir. O'nun sözü tam ve kâmil haktır. Meleğin Sur'a ikinci kez üfleyeceği ve ruhların bedenlere geri döneceği gün mülk yalnızca O Sübhân'a aittir. Duyularınızdan gizli olanı da -ey insanlar- müşahede ettiğinizi de bilen O Sübhân'dır. O, her şeyi yerli yerine koyan Hâkim'dir, yarattıklarının durumlarından hakkıyla haberdar olan Habîr'dir. Başlangıçta ve sonda, var edilişte ve varışta bu ve benzeri hususlara özgü olan yalnızca Allah Teâlâ'dır; kullara düşen yalnızca O'nun şeriatına boyun eğmek, hükmüne teslim olmak, rızasını ve bağışlamasını ummaktır.
976. Metin
واذكر -أيها الرسول- مُحاجَّة إبراهيم ﵇ لأبيه آزر، إذ قال له: أتجعل من الأصنام آلهة تعبدها من دون الله تعالى؟ إني أراك وقومك في ضلال بيِّن عن طريق الحق.
İbrahim'in -aleyhisselâm- babası Âzer ile olan münazarasını hatırla -ey Resul-; hani ona şöyle demişti: “Putları ilahlar edinip Allah Teâlâ'yı bırakarak onlara mı tapıyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.”
977. Metin
وكما هدينا إبراهيم ﵇ إلى الحق في أمر العبادة نُريه ما تحتوي عليه السموات والأرض من ملك عظيم، وقدرة باهرة، ليكون من الراسخين في الإيمان.
İbrahim'i -aleyhisselâm- ibadet hususunda hakka ilettiğimiz gibi, imanda sebat eden ve yakîne erenlerden olsun diye ona göklerin ve yerin içerdiği büyük mülk ve hâkimiyeti, göz kamaştırıcı kudreti de gösteriyoruz.
978. Metin
فلما أظلم على إبراهيم ﵇ الليل وغطَّاه ناظر قومه; ليثبت لهم أن دينهم باطل، وكانوا يعبدون النجوم. رأى إبراهيم ﵇ كوكبًا، فقال -مستدرجا قومه لإلزامهم بالتوحيد-: هذا ربي، فلما غاب الكوكب، قال: لا أحب الآلهة التي تغيب.
Gece İbrahim'in -aleyhisselâm- üzerine basıp onu bürüyünce, dinlerinin bâtıl olduğunu onlara kanıtlamak için kavmiyle münazara etti; onlar yıldızlara tapıyorlardı. İbrahim -aleyhisselâm- bir yıldız gördü ve -kavmini adım adım tevhide mecbur etmek üzere- şöyle dedi: “Bu benim Rabbimdir.” Yıldız batınca: “Ben batan ilahları sevmem” dedi.
979. Metin
فلما رأى إبراهيم القمر طالعًا قال لقومه -على سبيل استدراج الخصم-: هذا ربي، فلما غاب، قال -مفتقرا إلى هداية ربه-: لئن لم يوفقني ربي إلى الصواب في توحيده، لأكونن من القوم الضالين عن سواء السبيل بعبادة غير الله تعالى.
İbrahim ayı doğarken görünce -hasmını ikna etmek için adım adım ilerleme kabilinden- kavmine: “Bu benim Rabbimdir” dedi. Ay batınca -Rabbinin hidayetine muhtaç olduğunu belirterek- şöyle dedi: “Eğer Rabbim beni tevhidinde doğruya muvaffak kılmazsa, Allah Teâlâ'dan başkasına ibadet ederek doğru yoldan sapan kavimden olurum.”
980. Metin
فلما رأى الشمس طالعة قال لقومه: هذا ربي، هذا أكبر من الكوكب والقمر، فلما غابت، قال لقومه: إني بريء مما تشركون من عبادة الأوثان والنجوم والأصنام التي تعبدونها من دون الله تعالى.
Güneşi doğarken görünce kavmine: “Bu benim Rabbimdir; bu yıldızdan da aydan da daha büyüktür” dedi. Güneş de batınca kavmine şöyle dedi: “Şüphesiz ben, Allah Teâlâ'yı bırakıp taptığınız putlara, yıldızlara ve heykellere ibadet ederek koştuğunuz ortaklardan uzağım.”
981. Metin
إني توجَّهت بوجهي في العبادة لله ﷿ وحده، فهو الذي خلق السموات والأرض، مائلا عن الشرك إلى التوحيد، وما أنا من المشركين مع الله غيره.
“Ben, şirkten tevhidi tercih ederek yüzümü tamamen gökleri ve yeri yaratan Allah'a -azze ve celle- çevirdim. Ben Allah'a başkasını ortak koşan müşriklerden değilim.”
982. Metin
وجادله قومه في توحيد الله تعالى قال: أتجادلونني في توحيدي لله بالعبادة، وقد وفقني إلى معرفة وحدانيته، فإن كنتم تخوفونني بآلهتكم أن توقع بي ضررًا فإنني لا أرهبها فلن تضرني، إلا أن يشاء ربي شيئًا. وسع ربي كل شيء علمًا. أفلا تتذكرون فتعلموا أنه وحده المعبود المستحق للعبودية؟
Kavmi, Allah Teâlâ'nın tevhidi konusunda onunla tartışmaya girişti. İbrahim dedi ki: “Beni birliğini bilmeye muvaffak kılmışken, Allah'a ibadetteki tevhidim hakkında benimle mi tartışıyorsunuz? Eğer beni ilahlarınızın bana bir zarar dokundurmasıyla korkutuyorsanız, ben onlardan korkmam; Rabbim dilemedikçe onlar bana hiçbir zarar veremezler. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almaz mısınız ki ibadete layık yegâne mabudun O olduğunu bilesiniz?”
983. Metin
وكيف أخاف أوثانكم وأنتم لا تخافون ربي الذي خلقكم، وخلق أوثانكم التي أشركتموها معه في العبادة، من غير حجة لكم على ذلك؟ فأي الفريقين: فريق المشركين وفريق الموحدين أحق بالطمأنينة والسلامة والأمن من عذاب الله؟ إن كنتم تعلمون صدق ما أقول فأخبروني.
“Siz, haklarında hiçbir deliliniz olmadığı halde ibadette O'na ortak koştuğunuz putlarınızı ve sizi yaratan Rabbimden korkmazken, ben sizin putlarınızdan nasıl korkarım? Eğer söylediğimin doğruluğunu biliyorsanız bana haber verin; bu iki topluluktan -müşrikler topluluğu ile muvahhidler topluluğundan- hangisi huzur, esenlik ve Allah'ın azabından güvende olmaya daha layıktır?”
984. Metin
الذين صدَّقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه ولم يخلطوا إيمانهم بشرك، أولئك لهم الطمأنينة والسلامة، وهم الموفقون إلى طريق الحق.
Allah'ı ve Resulünü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel eden ve imanlarına şirk karıştırmayanlar var ya; işte huzur ve esenlik onlar içindir ve onlar hak yola muvaffak kılınmış kimselerdir.
985. Metin
وتلك الحجة التي حاجَّ بها إبراهيم ﵇ قومه هي حجتنا التي وفقناه إليها حتى انقطعت حجتهم. نرفع مَن نشاء من عبادنا مراتب في الدنيا والآخرة. إن ربك حكيم في تدبير خلقه، عليم بهم.
İşte İbrahim'in -aleyhisselâm- kavmine karşı getirdiği bu delil, delilleri tükenene kadar kendisini muvaffak kıldığımız Bizim hüccetimizdir. Kullarımızdan dilediğimizi dünyada ve ahirette derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin, yarattıklarını sevk ve idare etmede Hîkmet sahibidir (Hakîm), onları hakkıyla bilendir (Alîm).
986. Metin
ومننَّا على إبراهيم ﵇ بأن رزقناه إسحاق ابنًا ويعقوب حفيدًا، ووفَّقنا كلا منهما لسبيل الرشاد، وكذلك وفَّقنا للحق نوحًا -من قبل إبراهيم وإسحاق ويعقوب- وكذلك وفَّقنا للحق من ذرية نوح داود وسليمان وأيوب ويوسف وموسى وهارون ﵈، وكما جزينا هؤلاء الأنبياء بإحسانهم نجزي كل محسن.
İbrahim'e -aleyhisselâm- lütufta bulunarak ona evlat olarak İshak'ı, torun olarak da Yakub'u bahşettik ve her birini doğru yola muvaffak kıldık. Nitekim İbrahim, İshak ve Yakub'dan önce Nuh'u da hakka muvaffak kılmıştık. Nuh'un soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u -aleyhimüsselâm- da hakka muvaffak kıldık. Biz bu peygamberleri güzel amelleri sebebiyle mükâfatlandırdığımız gibi, her iyilik yapanı (muhsini) da böyle mükâfatlandırırız.
987. Metin
وكذلك هدينا زكريا ويحيى وعيسى وإلياس، وكل هؤلاء الأنبياء ﵈ من الصالحين.
Aynı şekilde Zekeriyya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da hidayete erdirdik. Bu peygamberlerin -aleyhimüsselâm- hepsi salihlerdendir.
988. Metin
وهدينا كذلك إسماعيل واليسع ويونس ولوطا، وكل هؤلاء الرسل فضَّلناهم على أهل زمانهم.
İsmail'i, Elyesa'ı, Yunus'u ve Lut'u da hidayete erdirdik. Bu peygamberlerin hepsini kendi dönemlerindeki insanlara üstün kıldık.
989. Metin
وكذلك وفَّقنا للحق من شئنا هدايته من آباء هؤلاء وذرياتهم وإخوانهم، واخترناهم لديننا وإبلاغ رسالتنا إلى مَن أرسلناهم إليهم، وأرشدناهم إلى طريق صحيح، لا عوج فيه، وهو توحيد الله تعالى وتنزيهه عن الشرك.
Aynı şekilde bunların babalarından, zürriyetlerinden ve kardeşlerinden hidayetini dilediğimiz kimseleri de hakka muvaffak kıldık. Onları dinimiz için ve elçi olarak gönderdiğimiz kimselere mesajımızı tebliğ etmeleri için seçtik; onları hiçbir eğriliği bulunmayan dosdoğru bir yola, yani Allah Teâlâ'yı birlemeye ve O'nu şirkten tenzih etmeye ilettik.
990. Metin
ذلك الهدى هو توفيق الله، الذي يوفق به من يشاء من عباده. ولو أن هؤلاء الأنبياء أشركوا بالله -على سبيل الفرض والتقدير- لبطل عملهم; لأن الله تعالى لا يقبل مع الشرك عملا.
Bu hidayet, Allah'ın kullarından dilediğini kendisiyle muvaffak kıldığı bir hidayettir. Şayet bu peygamberler -farzımuhal- Allah'a ortak koşsalardı, yaptıkları ameller kesinlikle boşa giderdi; zira Allah Teâlâ şirk ile birlikte hiçbir ameli kabul etmez.
991. Metin
أولئك الأنبياء الذين أنعمنا عليهم بالهداية والنبوة هم الذين آتيناهم الكتاب كصحف إبراهيم وتوراة موسى وزبور داود وإنجيل عيسى، وآتيناهم فَهْمَ هذه الكتب، واخترناهم لإبلاغ وحينا، فإن يجحد -أيها الرسول- بآيات هذا القرآن الكفارُ من قومك، فقد وكلنا بها قومًا آخرين -أي: المهاجرين والأنصار وأتباعهم إلى يوم القيامة- ليسوا بها بكافرين، بل مؤمنون بها، عاملون بما تدل عليه.
Hidayet ve peygamberlikle kendilerine nimet verdiğimiz o peygamberler; İbrahim'in sahifeleri, Musa'nın Tevrat'ı, Davud'un Zebur'u ve İsa'nın İncil'i gibi kendilerine kitap verdiklerimiz, bu kitapları anlama kabiliyeti bahşettiklerimiz ve vahyimizi tebliğ etmek üzere seçtiğimiz kimselerdir. Kavminin kâfirleri bu Kur'an ayetlerini inkâr ederlerse -ey Resul-, Biz onu inkâr etmeyen, aksine ona iman edip gösterdiği hakikatlerle amel eden başka bir topluluğa -yani Muhacirlere, Ensar'a ve kıyamete kadar onlara tâbi olanlara- emanet etmişizdir.
992. Metin
أولئك الأنبياء المذكورون هم الذين وفقهم الله تعالى لدينه الحق، فاتبع هداهم -أيها الرسول- واسلك سبيلهم. قل للمشركين: لا أطلب منكم على تبليغ الإسلام عوضًا من الدنيا، إنْ أجري إلا على الله، وما الإسلام إلا دعوة جميع الناس إلى الطريق المستقيم وتذكير لكم ولكل مَن كان مثلكم، ممن هو مقيم على باطل، لعلكم تتذكرون به ما ينفعكم.
Zikredilen bu peygamberler, Allah Teâlâ'nın dosdoğru dinine muvaffak kıldığı kimselerdir; öyleyse sen de onların hidayetine uy -ey Resul- ve onların yolundan git. Müşriklere de ki: “İslam'ı tebliğ etme karşılığında sizden dünyalık bir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah'a aittir. İslam, bütün insanları dosdoğru yola bir davetten ve sizin gibi bâtıl üzerinde ısrar eden herkese bir öğütten ibarettir; ta ki onunla size fayda verecek şeyleri düşünüp hatırlayasınız.”
993. Metin
وما عَظَّم هؤلاء المشركون الله حق تعظيمه; إذ أنكروا أن يكون الله تعالى قد أنزل على أحد من البشر شيئًا من وحيه. قل لهم -أيها الرسول-: إذا كان الأمر كما تزعمون، فمن الذي أنزل الكتاب الذي جاء به موسى إلى قومه نورًا للناس وهداية لهم؟ ثم توجه الخطاب إلى اليهود زَجْرًا لهم بقوله: تجعلون هذا الكتاب في قراطيس متفرقة، تظهرون بعضها، وتكتمون كثيرًا منها، ومما كتموه الإخبار عن صفة محمد ﷺ ونبوته، وعلَّمكم الله معشر العرب بالقرآنِ -الذي أنزله عليكم، فيه خبر مَن قبلكم ومَن بعدكم، وما يكون بعد موتكم- ما لم تعلموه أنتم ولا آباؤكم، قل: الله هو الذي أنزله، ثم دع هؤلاء في حديثهم الباطل يخوضون ويلعبون.
Bu müşrikler, Allah Teâlâ'nın insanlardan hiçbir kimseye vahiyden bir şey indirmediğini inkâr etmekle Allah'ı gereği gibi takdir edemediler. Onlara de ki -ey Resul-: “Eğer durum iddia ettiğiniz gibiyse, Musa'nın kavmine insanlar için bir nur ve hidayet olarak getirdiği Kitab'ı kim indirdi?” Sonra hitap, bir azarlama olarak Yahudilere yöneltilerek şöyle buyruldu: Siz o Kitab'ı parça parça kâğıtlar haline getirip bir kısmını açıklıyor, birçoğunu ise gizliyorsunuz; gizledikleri şeylerden biri de Muhammed'in ﷺ vasfı ve peygamberliğidir. Allah, size indirdiği ve içinde sizden öncekilerin, sizden sonrakilerin ve ölümünüzden sonra olacakların haberleri bulunan Kur'an ile siz Arap topluluğuna ne sizin ne de atalarınızın bildiği şeyleri öğretti. De ki: “Onu indiren Allah'tır.” Sonra onları bırak, daldıkları bâtıl sözlerinde oynayıp dursunlar.
994. Metin
وهذا القرآن كتاب أنزلناه إليك -أيها الرسول- عظيم النفع، يشهد على صدق ما تقدمه من الكتب المنزلة وأنها من عند الله، أنزلناه لنخوِّف به من عذاب الله وبأسه أهل «مكة» ومن حولها من أهل أقطار الأرض كلها. والذين يصدقون بالحياة الآخرة، يصدقون بأن القرآن كلام الله، ويحافظون على إقام الصلاة في أوقاتها.
Bu Kur'an, sana indirdiğimiz, faydası pek büyük, kendisinden önce indirilmiş kitapların doğruluğuna ve onların Allah katından olduğuna şahitlik eden bir Kitap'tır. Onu, «Mekke» halkını ve yeryüzünün dört bir yanında onun çevresinde bulunanları Allah'ın azabı ve şiddetli cezası ile uyarman için indirdik. Ahiret hayatına inananlar, Kur'an'ın Allah'ın kelamı olduğunu tasdik ederler ve namazlarını vakitlerinde kılmaya devam ederler.
995. Metin
ومَن أشدُّ ظلمَّا ممَّن اختلق على الله تعالى قولا كذبًا، فادعى أنه لم يبعث رسولا من البشر، أو ادعى كذبًا أن الله أوحى إليه ولم يُوحِ إليه شيئًا، أو ادَّعى أنه قادر على أن يُنْزل مثل ما أنزل الله من القرآن؟ ولو أنك أبصرت -أيها الرسول- هؤلاء المتجاوزين الحدَّ وهم في أهوال الموت لرأيت أمرًا هائلا والملائكة الذين يقبضون أرواحهم باسطو أيديهم بالعذاب قائلين لهم: أخرجوا أنفسكم، اليوم تهانون غاية الإهانة، كما كنتم تكذبون على الله، وتستكبرون عن اتباع آياته والانقياد لرسله.
Allah'ın insanlardan bir peygamber göndermediğini iddia ederek O'na yalan isnat eden veya kendisine hiçbir şey vahyedilmediği halde yalan yere Allah'ın kendisine vahiy indirdiğini öne süren yahut Allah'ın indirdiği Kur'an'ın bir benzerini indirebileceğini iddia eden kimseden daha zalim kim olabilir? Bu haddi aşan kimseleri ölümün şiddetli anlarında bir görseydin -ey Resul-, pek korkunç bir manzara görürdün! Ruhlarını kabzeden melekler, azapla ellerini uzatarak onlara: “Çıkarın canlarınızı! Allah'a karşı yalan söylediğiniz, O'nun ayetlerine uymaktan ve peygamberlerine boyun eğmekten büyüklük taslayarak kaçındığınız için bugün son derece alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız” derler.
996. Metin
ولقد جئتمونا للحساب والجزاء فرادى كما أوجدناكم في الدنيا أول مرة حفاة عراة، وتركتم وراء ظهوركم ما مكنَّاكم فيه مما تتباهون به من أموال في الدنيا، وما نرى معكم في الآخرة أوثانكم التي كنتم تعتقدون أنها تشفع لكم، وتَدَّعون أنها شركاء مع الله في العبادة، لقد زال تَواصُلُكم الذي كان بينكم في الدنيا، وذهب عنكم ما كنتم تَدَّعون من أن آلهتكم شركاء لله في العبادة، وظهر أنكم الخاسرون لأنفسكم وأهليكم وأموالكم.
Sizi dünyada ilk defa yarattığımız gibi, çıplak ve yalınayak tek başınıza hesap ve ceza için Bize geldiniz. Dünyada kendisiyle övündüğünüz ve size imkân verdiğimiz malları da arkanızda bıraktınız. Sizin için şefaatçi olacaklarını zannettiğiniz ve ibadette Allah'a ortak olduklarını iddia ettiğiniz putlarınızı da ahirette yanınızda görmüyoruz! Dünyada aranızda bulunan bütün bağlar kopmuş ve ilahlarınızın ibadette Allah'a ortak olduğuna dair iddialarınız sizden uzaklaşıp gitmiştir; böylece kendinizi, ailelerinizi ve mallarınızı hüsrana uğrattığınız apaçık ortaya çıkmıştır.
997. Metin
إن الله تعالى يشق الحب، فيخرج منه الزرع، ويشق النوى، فيخرج منه الشجر، يخرج الحي من الميت كالإنسان والحيوان مثلا من النطفة، ويخرج الميت من الحي كالنطفة من الإنسان والحيوان، ذلكم الله أي: فاعل هذا هو الله وحده لا شريك له المستحق للعبادة، فكيف تُصْرَفون عن الحق إلى الباطل فتعبدون معه غيره؟
Şüphesiz Allah Teâlâ tohumu yarıp ondan ekini çıkarır, çekirdeği yarıp ondan ağacı çıkarır. Ölüden diriyi çıkarır; nitekim nutfeden insanı ve hayvanı meydana getirir. Diriden de ölüyü çıkarır; insan ve hayvandan nutfeyi çıkardığı gibi. İşte bunları yapan, hiçbir ortağı bulunmayan ve ibadete layık olan tek Allah'tır. O halde haktan bâtıla nasıl çevriliyorsunuz da O'nunla beraber başkasına ibadet ediyorsunuz?
998. Metin
والله ﷾ هو الذي شق ضياء الصباح من ظلام الليل، وجعل الليل مستقرًا، يسكن فيه من يتعب بالنهار فيأخذ نصيبه من الراحة، وجعل الشمس والقمر يجريان في فلكيهما بحساب متقن مقدَّر، لا يتغير ولا يضطرب، ذلك تقدير العزيز الذي عزَّ سلطانه، العليم بمصالح خلقه وتدبير شئونهم. والعزيز والعليم من أسماء الله الحسنى يدلان على كمال العزة والعلم.
Gecenin karanlığından sabahın aydınlığını yarıp çıkaran Allah'tır -azze ve celle-. O, gündüz yorulan kimselerin dinlenip sükûnet bulması ve istirahat payını alması için geceyi bir sükûn vakti kıldı; güneşi ve ayı da şaşmayan ve değişmeyen dakik bir hesap üzere yörüngelerinde akıp gidecek şekilde yarattı. İşte bu, kudreti ve hâkimiyeti yüce olan Azîz'in, yarattıklarının menfaatlerini ve işlerinin idaresini hakkıyla bilen Alîm'in takdiridir. el-Azîz ve el-Alîm, Allah'ın en güzel isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) olup mutlak izzet ve ilme delalet ederler.
999. Metin
والله سبحانه هو الذي جعل لكم أيها الناس النجوم علامات، تعرفون بها الطرق ليلا إذا ضللتم بسبب الظلمة الشديدة في البر والبحر، قد بيَّنَّا البراهين الواضحة; ليتدبرها منكم أولو العلم بالله وشرعه.
Karada ve denizde koyu karanlıklar sebebiyle yolunuzu kaybettiğinizde, geceleyin yolları bulasınız diye yıldızları sizin için birer işaret kılan O Sübhân'dır. Şüphesiz Biz, aranızdan Allah'ı ve şeriatını bilen ilim sahipleri düşünüp ibret alsınlar diye apaçık delilleri ayrıntılı olarak açıkladık.
1000. Metin
والله سبحانه هو الذي ابتدأ خلقكم أيها الناس من آدم ﵇; إذ خلقه من طين، ثم كنتم سلالة ونسلا منه، فجعل لكم مستقَرًا تستقرون فيه، وهو أرحام النساء، ومُستودعًا تُحفَظُون فيه، وهو أصلاب الرجال، قد بينا الحجج وميزنا الأدلة، وأحكمناها لقوم يفهمون مواقع الحجج ومواضع العبر.
Sizi balçıktan yarattığı Âdem'den -aleyhisselâm- ilk olarak var eden O Sübhân'dır -ey insanlar-; sonra siz onun soyu ve zürriyeti oldunuz. Sizin için yerleşip kalacağınız bir karar yeri (müstakar) -ki o kadınların rahimleridir- ve emaneten saklanacağınız bir emanet yeri (müstevda') -ki o da erkeklerin sulbleridir- var etti. Delillerin yerini ve ibretlerin gayesini anlayan bir topluluk için hüccetleri apaçık beyan ettik, delilleri birbirinden ayırt edip sağlamlaştırdık.
1001. Metin
والله سبحانه هو الذي أنزل من السحاب مطرًا فأخرج به نبات كل شيء، فأخرج من النبات زرعًا وشجرًا أخضر، ثم أخرح من الزرع حَبًّا يركب بعضه بعضًا، كسنابل القمح والشعير والأرز، وأخرج من طلع النخل -وهو ما تنشأ فيه عذوق الرطب- عذوقًا قريبة التناول، وأخرج سبحانه بساتين من أعناب، وأخرج شجر الزيتون والرمان الذي يتشابه في ورقه ويختلف في ثمره شكلا وطعمًا وطبعًا. انظروا أيها الناس إلى ثمر هذا النبات إذا أثمر، وإلى نضجه وبلوغه حين يبلغ. إن في ذلكم - أيها الناس - لدلالات على كمال قدرة خالق هذه الأشياء وحكمته ورحمته لقوم يصدقون به تعالى ويعملون بشرعه.
Bulutlardan yağmuru indirip onunla her şeyin bitkisini çıkaran O Sübhân'dır. O bitkiden yemyeşil ekinler ve ağaçlar, ekinden de buğday, arpa ve pirinç başakları gibi birbiri üzerine binmiş daneler çıkardı. Hurma ağacının tomurcuğundan -ki taze hurma salkımlarının oluştuğu yerdir- kolayca devşirilebilen yakın salkımlar, üzüm bağları, yaprakları birbirine benzeyen fakat meyveleri şekil, tat ve tabiat bakımından birbirinden farklı zeytin ve nar ağaçları var etti. Bu bitkilerin meyve verdikleri andaki meyvesine ve olgunlaşıp kemale erdiği zamanki olgunluğuna bakın -ey insanlar-. Şüphesiz bütün bunlarda -ey insanlar-, Allah Teâlâ'yı tasdik eden ve O'nun şeriatıyla amel eden bir kavim için bu varlıkların Yaratıcısının kudretinin, hikmetinin ve rahmetinin kemaline dair kesin deliller vardır.
1002. Metin
وجعل هؤلاء المشركون الجن شركاء لله تعالى في العبادة; اعتقادًا منهم أنهم ينفعون أو يضرون، وقد خلقهم الله تعالى وما يعبدون من العدم، فهو المستقل بالخلق وحده، فيجب أن يستقل بالعبادة وحده لا شريك له. ولقد كذب هؤلاء المشركون على الله تعالى حين نسبوا إليه البنين والبنات; جهلا منهم بما يجب له من صفات الكمال، تنزَّه وعلا عما نسبه إليه المشركون من ذلك الكذب والافتراء.
Bu müşrikler, fayda veya zarar verebilecekleri zannıyla cinleri ibadette Allah Teâlâ'ya ortak koştular; halbuki onları da taptıkları şeyleri de yoktan var eden Allah Teâlâ'dır. Yaratmada tek ve eşsiz olan O olduğuna göre, ibadette de hiçbir ortağı bulunmaksızın tek ve eşsiz olması zorunludur. Bu müşrikler, Allah'ın layık olduğu kemal sıfatlarını bilmediklerinden ötürü O'na oğullar ve kızlar isnat ederek Allah Teâlâ'ya iftira attılar. O, müşriklerin isnat ettiği bu yalan ve iftiralardan münezzehtir ve yücedir.