Tevbe Suresi Tefsiri

Vehbe Zühaylî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

5531. Metin

نقض عهود المشركين

Müşriklerin Antlaşmalarının Bozulması

5532. Metin

اختصت سورة التوبة أو سورة براءة المدنية النزول بترك البسملة في أولها لأنها نزلت في السنة التاسعة من الهجرة في غزوة تبوك لرفع الأمان ونقض العهود مع المشركين بسبب نقض الكثيرين منهم عهودهم مع النبي ﷺ.

Medine'de inmiş olan Tevbe Suresi veya diğer adıyla Berâe Suresi, hicretin dokuzuncu yılında Tebük Gazvesi sırasında, müşriklerin birçoğunun Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile olan antlaşmalarını bozmaları sebebiyle emânın kaldırılması ve müşriklerle yapılan ahitlerin hükümsüz kılınması için indiğinden, başında besmelenin terk edilmesiyle tebarüz etmiştir.

5533. Metin

قال علي بن أبي طالب لابن عباس ﵄: بسم الله الرحمن الرحيم (١) أمان وبشارة، و (براءة) نزلت بالسيف ونبذ العهود، فلذلك لم تبدأ بالأمان.

Ali b. Ebî Tâlib, İbn Abbâs'a (radıyallâhu anhümâ) şöyle demiştir: "Bismillâhirrahmânirrahîm (١) bir güvence ve müjdedir; (Berâe) ise kılıçla ve antlaşmaların feshedilmesiyle inmiştir. Bu sebeple güven ile başlamamıştır."

5534. Metin

قال الله تعالى:

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

5535. Metin

[سورة التوبة (٩) : الآيات ١ الى ٤]

[Tevbe Suresi (9): Ayet 1-4]

5536. Metin

بَراءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ (١) فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ وَأَنَّ اللَّهَ مُخْزِي الْكافِرِينَ (٢) وَأَذانٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ أَنَّ اللَّهَ بَرِيءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ فَإِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُوا بِعَذابٍ أَلِيمٍ (٣) إِلاَّ الَّذِينَ عاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْئاً وَلَمْ يُظاهِرُوا عَلَيْكُمْ أَحَداً فَأَتِمُّوا إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلى مُدَّتِهِمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ (٤)

{ بَراءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ (١) فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُrٍ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ وَأَنَّ اللَّهَ مُخْزِي الْكافِرِينَ (٢) وَأَذانٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ أَنَّ اللَّهَ بَرِيءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ فَإِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُوا بِعَذابٍ أَلِيمٍ (٣) إِلاَّ الَّذِينَ عاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْئاً وَلَمْ يُظاهِرُوا عَلَيْكُمْ أَحَداً فَأَتِمُّوا إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلى مُدَّتِهِمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ (٤) } “Müşriklerden kendileriyle antlaşma yaptıklarınıza Allah ve Resûlü'nden kesin bir ültimatomdur! (1) Artık yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki siz Allah'ı aciz bırakamazsınız; şüphesiz Allah, kâfirleri rezil ve perişan edendir. (2) Hacc-ı Ekber gününde Allah ve Resûlü'nden bütün insanlara bir ilandır ki, muhakkak Allah müşriklerden uzaktır; Resûlü de [öyledir]. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Şayet yüz çevirirseniz bilin ki siz Allah'ı aciz bırakamazsınız. İnkâr edenleri acı bir azapla müjdele! (3) Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden daha sonra size karşı hiçbir taahhütlerini eksiltmeyen ve aleyhinizde kimseye yardım etmeyenler müstesnadır. Onların antlaşmalarını süreleri bitene kadar tamamlayınız. Muhakkak ki Allah muttakileri sever. (4)”

5537. Metin

«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» [التوبة: ٩/ ١- ٤] .

«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» [et-Tevbe: 9/1-4] .

5538. Metin

كان النبي ﷺ والمسلمون عاهدوا المشركين العرب من أهلة مكة وغيرهم في صلح الحديبية سنة ست هجرية، ثم بادر المشركون إلى نقض العهد إلا بني ضمرة وبني

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ve Müslümanlar, hicretin altıncı yılında Hudeybiye Barışı'nda Mekke halkından ve diğerlerinden olan Arap müşriklerle antlaşma yapmışlardı. Daha sonra Benî Damre ve Benî

5539. Metin

كنانة، فأمر الله تعالى بإعلان انتهاء المعاهدات مع المشركين الناكثين عهودهم، وإمهالهم أربعة أشهر ليسيروا أين شاؤوا، فإذا انتهت هذه المدة وانقضت الهدنة قاتلوهم في أي مكان.

Kinâne dışındaki müşrikler antlaşmayı bozmaya giriştiler. Bunun üzerine Allah Teâlâ, antlaşmalarını bozan müşriklerle yapılan antlaşmaların sona erdiğinin ilan edilmesini ve diledikleri yere gitmeleri için onlara dört ay süre tanınmasını; bu süre bitip mütareke sona erdiğinde ise onları nerede bulurlarsa savaşılmasını emretti.

5540. Metin

هذه الآية حكم من الله ﷿ بنقض العهود والموادعات التي كانت بين رسول الله ﷺ، وبين طوائف المشركين الذين ظهر منهم بوادر نقض العهد. واستمر حكم العهد والميثاق مع المشركين الذين لم ينقضوا العهد.

Bu ayet, Allah Azze ve Celle'den; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile aralarında antlaşmayı bozma emareleri beliren müşrik gruplar arasındaki ahitlerin ve barış antlaşmalarının bozulmasına dair bir hükümdür. Antlaşmayı bozmamış olan müşriklerle yapılan ahit ve sözleşme hükmü ise devam etmiştir.

5541. Metin

ومعنى الآية: تبرؤ وتخلص صادر من الله ورسوله واصل إلى الذين عاهدتم من المشركين، ونسبت البراءة إلى الله والرسول لأنها تشريع جديد من الله، وأمر لرسوله بتنفيذه. والمقصود: أن الله في حكمه وشرعه بريء من عهود المشركين وأديانهم براءة عامة تقتضي المحاربة وإعمال السيف، بعد أن رفضوا أمان الإسلام، ونقضوا عهدهم مع المسلمين. وبادر النبي ﷺ إلى إعلام المشركين بنقض العهد، فأمّر أبا بكر في السنة التاسعة على إمارة الحج، وقام علي ﵁ بإعلام الناس يوم عرفة بهذه الآية، إثر خطبة أبي بكر، ثم رأى الرسول أنه لم يعلم الناس بالإعلان، فتتبعهم بالأذان بهذه الآية وإعلامهم بها يوم النحر، وبعث أبو بكر مع علي من يعينه بذلك كأبي هريرة ﵁ وغيره، فأعلموهم بها في أسواق العرب كذي المجاز وغيره، وحددت لهم مدة الهدنة بأربعة أشهر وهي عشرون من ذي الحجة والمحرّم وصفر وشهر ربيع الأول وعشر من ربيع الآخر. وكان تحديد هذه المدة ليفكروا في أمرهم، فيختاروا إما الإسلام وإما القتال. وأنذرهم الله بأن يعلموا علم اليقين أنهم لن يفلتوا من عذاب الله بالهرب والتحصين إن بقوا على الشرك وعداوة الإسلام، وأن الله مخزيهم، أي مذلهم في الدنيا بالقتل، وفي الآخرة بالعذاب في النار.

Ayetin anlamı şudur: Allah ve Resûlü'nden sâdır olup müşriklerden kendileriyle antlaşma yaptıklarınıza ulaşan bir berâet (ilişiği kesme) ve kurtulmadır. Beraat Allah'a ve Resûlü'ne nispet edilmiştir; çünkü bu Allah'tan yeni bir teşri (hüküm koyma) ve Resûlü'ne de bunu tatbik etmesi için bir emirdir. Kastedilen şudur: Allah hükmünde ve şeriatında, müşriklerin İslam'ın emanını reddetmelerinden ve Müslümanlarla olan ahitlerini bozmalarından sonra, müşriklerin antlaşmalarından ve dinlerinden, savaşmayı ve kılıç kullanmayı gerektiren genel bir berâet ile berîdir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem antlaşmanın bozulduğunu müşriklere bildirmeye girişti; dokuzuncu yılda Ebû Bekir'i hac emirliğine tayin etti. Ali radıyallâhu anh da Arefe günü Ebû Bekir'in hutbesinin ardından bu ayeti insanlara bildirdi. Daha sonra Resûlullah, insanların bu ilandan tam haberdar olmadığını görerek kurban kesim gününde bu ayeti ilan etmek ve onlara bildirmek suretiyle tebliğin peşini bırakmadı. Ebû Bekir, Ali'ye bu hususta yardımcı olması için Ebû Hüreyre radıyallâhu anh ve diğerlerini gönderdi; onlar da Zü'l-Mecâz ve diğerleri gibi Arap panayırlarında bu ayeti bildirdiler. Onlara tanınan mütareke süresi dört ay olarak belirlendi; bunlar da Zilhicce'nin yirmi günü, Muharrem, Safer, Rebiülevvel ve Rebiülâhir'in on günüdür. Bu sürenin belirlenmesi durumlarını düşünüp ya İslam'ı ya da savaşı seçmeleri içindi. Allah, şayet şirkte ve İslam düşmanlığında kalırlarsa kaçarak ve tahkimat yaparak Allah'ın azabından asla kurtulamayacaklarını kesin bir bilgiyle bilmeleri konusunda onları uyardı ve Allah'ın onları perişan edeceğini, yani dünyada öldürülmekle, ahirette ise cehennem azabıyla zelil kılacağını bildirdi.

5542. Metin

وتضمنت الآية إعلان براءتين: البراءة الأولى مختصة بالمعاهدين والناقضين العهد

Ayet iki beraat ilanını içermektedir: Birinci beraat antlaşma yapmış olanlara ve bunlardan antlaşmayı bozanlara mahsustur.

5543. Metin

منهم، والبراءة الثانية المعبر عنها بالأذان من الله ورسوله عامة لجميع الناس، من عاهد ومن لم يعاهد، ومن نكث عهده من المعاهدين ومن لم ينكث، وكان إعلان البراءتين يوم الحج الأكبر وهو يوم عرفة، حيث وقع أول الأذان أي الاعلام، ثم يوم النحر حيث وقع إكمال الأذان.

Allah ve Resûlü'nden bir ezan (duyuru) olarak ifade edilen ikinci beraat ise antlaşma yapan ve yapmayan, antlaşma yapanlardan ahdini bozan ve bozmayan bütün insanlara şamildir. İki beraatin ilanı Hacc-ı Ekber gününde gerçekleşmiştir; o da Arefe günüdür ki ilk duyuru yani ilan o gün yapılmış, ardından duyurunun tamamlanması kurban kesim gününde vuku bulmuştur.

5544. Metin

وصيغة الإعلان هي كما روى البخاري ومسلم عن أبي هريرة قال: «بعثني أبو بكر في تلك الحجة في مؤذنين بعثهم يوم النحر يؤذنون بمنى: «ألا لا يحج بعد العام مشرك، ولا يطوف بالبيت عريان»

İlanın metni, Buhârî ve Müslim'in Ebû Hüreyre'den rivayet ettiği şekildedir; o şöyle demiştir: "Ebû Bekir, beni o hacda kurban kesim günü Mina'da şu duyuruyu yapacak münadiler arasında gönderdi: 'Dikkat edin! Bu yıldan sonra hiçbir müşrik hac yapamaz ve hiçbir çıplak Beyt'i tavaf edemez.'"

5545. Metin

وقال علي أيضا: «ولا يدخل الجنة إلا كل نفس مؤمنة، ومن كان بينه وبين رسول الله ﷺ عهد فهو إلى مدته، ومن لم يكن له عهد، فأجله أربعة أشهر، وأن يتم إلى كل ذي عهده عهده» .

Ali de ayrıca şöyle demiştir: "Cennete ancak mümin olan nefisler girer. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile arasında bir antlaşma bulunan kimsenin antlaşması süresine kadardır. Antlaşması olmayan kimseye ise dört ay mühlet verilmiştir; her antlaşma sahibinin antlaşması tamamlanacaktır."

5546. Metin

ثم أكد الله تعالى الاعلام أو التبليغ الفوري فقال: فَإِنْ تُبْتُمْ.. أي فإن تاب المشركون بعد هذا الإعلان عن الشرك فهو خير لهم، أي أنفع لهم في الدنيا والآخرة، وإن تولوا عن الإيمان وأعرضوا عن الإسلام، فليعلموا أنهم غير معجزي الله، أي غير فائتي عذابه، فإنهم لن يفلتوا منه، فإنه محيط بهم، ومنزل عقابه عليهم، ولا طاقة لهم بحرب الله في الدنيا، وأمر النبي أن يبشرهم- على سبيل التهكم- بعذاب مؤلم شديد في الآخرة.

Sonra Allah Teâlâ derhal yapılacak bildiriyi veya tebliği teyit ederek { فَإِنْ تُبْتُمْ } “Eğer tövbe ederseniz...” buyurdu. Yani eğer müşrikler bu ilandan sonra şirkten tövbe ederlerse bu onlar için daha hayırlıdır, yani dünyada ve ahirette kendilerine daha faydalıdır. Şayet imandan yüz çevirir ve İslam'dan geri dururlarsa, bilsinler ki onlar Allah'ı aciz bırakamazlar; yani O'nun azabından kurtulup kaçamazlar; çünkü O onları kuşatmıştır ve cezasını üzerlerine indirecektir. Onların dünyada Allah ile savaşmaya güçleri yetmez. Allah, Peygamber'e -istihza yoluyla- ahirette can yakıcı, şiddetli bir azapla onları müjdelemesini emretmiştir.

5547. Metin

ثم استثنى الله تعالى من مدة الأربعة الأشهر أصحاب العهود المؤقتة بمدة معينة، فإن عهدهم ينتهى بانتهاء المدة التي عوهدوا عليها، فهؤلاء تحترم عهودهم، ما داموا لم يخلّوا بشيء من شروط العهد، ولم يعاونوا على المسلمين عدوا، كبني ضمرة وبني كنانة، لأن الله يحب المتقين، أي الموفين بعهدهم. قال ابن عباس: بقي لحي من كنانة من عهدهم تسعة أشهر، فأتم إليهم عهدهم.

Sonra Allah Teâlâ, dört aylık süreden belirli bir vakte bağlanmış antlaşma sahiplerini istisna etmiştir; zira onların antlaşması kendileriyle ahitleşilen sürenin bitmesiyle sona erer. Benî Damre ve Benî Kinâne gibi antlaşma şartlarından hiçbirini ihlal etmedikleri ve Müslümanlara karşı hiçbir düşmana yardımda bulunmadıkları müddetçe bunların antlaşmalarına riayet edilir; çünkü Allah muttakileri, yani antlaşmalarına vefa gösterenleri sever. İbn Abbâs şöyle demiştir: "Kinâne'den bir kabilenin antlaşmasından geriye dokuz ay kalmıştı; onların antlaşması tamamlandı."

5548. Metin

قتال مشركي العرب وأمانهم

Arap Müşrikleriyle Savaşılması ve Onlara Emân Verilmesi

5549. Metin

أوجب الله تعالى على المؤمنين قتال مشركي العرب في أي مكان إذا لم يؤمنوا لأنهم عدة الإسلام وقاعدته، ومنطلق الدعوة الإسلامية إلى الناس قاطبة وعليهم مسئولية تبليغ الرسالة الإلهية، فإما أن يكونوا على مستوى المسؤولية أو يبادوا، ويتحمل الأمانة جيل آخر يكون أقدر على فهم الواجب والتفاعل مع متطلبات المهام الكبرى المنوطة بهم، وقد فتح الله باب الأمل أمامهم، فسمح لهم بالمجيء إلى ساحة القرآن والوحي الإلهي ليفكروا فيما أنزل الله، عن طريق منح الأمان المشروع لكل طالب سماع كلام الله، قال الله تعالى مبينا هذين الحكمين المتلازمين: وهما القتال والأمان:

Allah Teâlâ müminlere, iman etmedikleri takdirde Arap müşrikleriyle nerede olursa olsun savaşmayı farz kılmıştır; çünkü onlar İslam'ın hazırlığı, esası ve İslam davetinin bütün insanlığa ulaştığı çıkış noktasıdır. İlahi mesajı tebliğ etme mesuliyeti onların üzerindedir. Onlar ya bu mesuliyetin seviyesinde olacaklar ya da yok edilecekler; bu emaneti ise görevi anlamaya ve kendilerine tevdi edilen büyük vazifelerin gerekleriyle etkileşim kurmaya daha muktedir olan başka bir nesil yüklenecektir. Allah onların önünde ümit kapısını açmış, Allah'ın kelamını dinlemek isteyen her talep sahibine meşru bir emân tanımak suretiyle, Allah'ın indirdiği üzerinde düşünsünler diye Kur'an ve ilahi vahyin sahasına gelmelerine müsaade etmiştir. Allah Teâlâ bu iki mütekabiliyet arz eden hükmü, yani savaş ve emânı açıklayarak şöyle buyurmuştur:

5550. Metin

[سورة التوبة (٩) : الآيات ٥ الى ٦]

[Tevbe Suresi (9): Ayet 5-6]

5551. Metin

فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَإِنْ تابُوا وَأَقامُوا الصَّلاةَ وَآتَوُا الزَّكاةَ فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (٥) وَإِنْ أَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ اسْتَجارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّى يَسْمَعَ كَلامَ اللَّهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ ذلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لا يَعْلَمُونَ (٦)

{ فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَإِنْ تابُوا وَأَقامُوا الصَّلاةَ وَآتَوُا الزَّكاةَ فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (٥) وَإِنْ أَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ اسْتَجارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّى يَسْمَعَ كَلامَ اللَّهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ ذلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لا يَعْلَمُونَ (٦) } “Haram aylar çıkınca artık o müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayın, onları kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini tutun! Eğer tövbe ederler, namazı kılarlar ve zekâtı verirlerse yollarını serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (5) Eğer müşriklerden biri senden sığınma hakkı dilerse, Allah'ın kelamını işitinceye kadar ona eman ver; sonra onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir topluluk olmaları sebebiyledir. (6)”

5552. Metin

«١» «٢» «٣» [التوبة: ٩/ ٥- ٦] .

«١» «٢» «٣» [et-Tevbe: 9/5-6] .

5553. Metin

تسمى الآية الأولى فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ.. آية السيف، إذ جاء فيها الأمر بالقتال العام، ومعناها إذا انقضت الأشهر الأربعة الحرم، أي التي حرم فيها القتال بين المسلمين والمشركين، وهي مدة الهدنة، من يوم النحر (الأضحى) إلى العاشر من ربيع الآخر، فافعلوا أيها المؤمنون مع المشركين ما يحقق المصلحة، ويهيئ للمسؤولية والمهام العظمى الملقاة على عاتق الأمة العربية، واتّخذوا معهم أحد التدابير الآتية:

Birinci ayet olan { فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ } “Haram aylar çıkınca...” kılıç ayeti olarak adlandırılır; zira onda genel savaş emri gelmiştir. Anlamı şudur: Haram kılınan dört ay, yani Müslümanlar ile müşrikler arasında savaşın haram kılındığı mütareke süresi olan kurban gününden Rebiülâhir'in onuna kadarki süre çıktığında, ey müminler, müşriklere karşı maslahatı gerçekleştirecek ve Arap ümmetinin omuzlarına yüklenen büyük sorumluluk ve görevlere hazırlık teşkil edecek olanı yapın ve onlara karşı şu tedbirlerden birini uygulayın:

5554. Metin

إما القتال والقتل في أي مكان وجدوا فيه، من حرم مكة أو غيره، وإما أخذهم أسرى إن شئتم، وإما محاصرتهم في قلاعهم وحصونهم ومنعهم من الخروج منها حتى

Ya Mekke Haremi'nde veya başka bir yerde olsun, bulundukları her yerde [onlarla] savaşmak ve [onları] öldürmek; ya dilerseniz onları esir almak; ya da kalelerinde ve hisarlarında onları kuşatıp...

5555. Metin

يسلموا، وإما القعود لهم في كل مرصد، أي مراقبتهم في كل موضع حتى يختاروا إما الإسلام أو القتال، وهذا خاص بمشركي العرب فقط. فإن تابوا عن الشرك الذي حملهم على قتال المسلمين وعداوتهم، وأعلنوا الإسلام وأدوا أركانه من إقام الصلاة وإيتاء الزكاة، فخلّوا سبيلهم، واتركوهم وشأنهم واعلموا أن الله غفور لمن استغفره، رحيم بمن تاب إليه، وهذا وعد بالمغفرة في صيغة الخبر عن أوصافه تعالى، لمن تاب وآمن وعمل صالحا.

Müslüman oluncaya kadar oradan çıkmalarına engel olmak; yahut her gözetleme yerinde onlar için pusu kurmak, yani ya İslam'ı ya da savaşı seçinceye kadar onları her noktada gözetlemektir; bu da sadece Arap müşriklerine mahsustur. Şayet onları Müslümanlarla savaşmaya ve düşmanlık yapmaya sevk eden şirkten tövbe eder, İslam'ı ilan edip namaz kılmak ve zekât vermek gibi onun rükünlerini ifa ederlerse, yollarını serbest bırakın, onları kendi hallerine terk edin ve bilin ki Allah, kendisinden bağışlanma dileyeni bağışlayıcı, kendisine tövbe edene merhamet edicidir. Bu, tövbe edip iman eden ve salih amel işleyen kimse için Yüce Allah'ın sıfatlarını haber verme formunda bir mağfiret vaadidir.

5556. Metin

والتنبيه بالذات على إقامة الصلاة، لأنها أشرف أركان الإسلام الذاتية بعد الشهادتين، وبعدها أداء الزكاة التي هي أشرف الأفعال الاجتماعية، التي تحقق مضمون التكافل أو التضامن الاجتماعي، وتعالج مشكلة الفقر، حتى تتقوى الأمة كلها. قال أنس بن مالك: هذا هو دين الله الذي جاءت به الرسل، وهو من آخر ما نزل قبل اختلاف الأهواء،

Özellikle namazın kılınmasına dikkat çekilmesi, onun kelime-i şehadetten sonra İslam'ın en şerefli ferdi rüknü olmasındandır. Ondan sonra da bütün ümmetin güçlenmesi için toplumsal dayanışmayı ve yardımlaşmayı sağlayan, fakirlik problemini çözen ve en şerefli ictimai fiil olan zekâtın ödenmesi gelir. Enes b. Mâlik şöyle demiştir: "Bu, elçilerin getirdiği Allah'ın dinidir ve hevaların ihtilafından önce en son inenlerdendir."

5557. Metin

وفيه قال النبي ﷺ فيما رواه ابن ماجه والحاكم عن أنس: «من فارق الدنيا على الإخلاص لله وحده لا شريك له، وأقام الصلاة، وآتى الزكاة، فارقها والله عنه راض» .

Bu hususta Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, İbn Mâce ve Hâkim'in Enes'ten rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuştur: «Kim dünyadan tek ve ortaksız olan Allah'a ihlasla, namazı kılmış ve zekâtı vermiş olarak ayrılırsa, Allah kendisinden razı olduğu halde dünyadan ayrılmış olur.»

5558. Metin

وليست العلاقة مع البلاد الإسلامية مغلقة، تحكم من وراء ستار حديدي، وإنما هي مفتوحة، فمطالبة المشركين بعد انتهاء مهلة الهدنة أو الأمان مدة أربعة أشهر بالإسلام أو القتال، لا تعني عدم تمكين المشركين من سماع أدلة الإيمان، فلو طلب أحد من المشركين الدليل على الإيمان والحجة على الإسلام، أو جاء طالبا استماع القرآن، أو جاء برسالة أو سفارة لإمام المسلمين، أو أراد الدخول بقصد التجارة، فإنه لا يمنع ويجب إمهاله، ويحرم قتله، ويسمح له بالتنقل في ديار الإسلام، ويجب بعد انتهاء مدة أمانه إيصاله إلى مأمنه، أو دياره ووطنه، ليكون على بيّنة من أمره، مختارا حرا فيما يقرره لأن المهم نشر الدعوة الإسلامية بالطرق السلمية، وبالإقناع

İslam diyarı ile olan ilişki kapalı ve demir bir perdenin arkasından yönetilen bir ilişki değildir; aksine açıktır. Dört aylık mütareke veya emân süresi bittikten sonra müşriklerden İslam'ı veya savaşı seçmelerini talep etmek, müşriklerin imanın delillerini duymalarına imkân tanınmayacağı anlamına gelmez. Müşriklerden biri imana dair bir delil ve İslam'a dair bir hüccet talep ederse veya Kur'an dinlemeyi isteyerek gelirse yahut Müslümanların devlet başkanına bir mesaj ya da elçilikle gelirse veya ticaret maksadıyla girmek isterse, engellenmez; ona mühlet verilmesi vacip, öldürülmesi haram olur; İslam diyarlarında dolaşmasına izin verilir ve emân süresi bittikten sonra kendi durumunu açıkça görmesi, vereceği kararda hür bir şekilde seçici olması için güven içinde olacağı yere veya kendi diyarına ve vatanına ulaştırılması vacip olur. Çünkü önemli olan, İslam davetini barışçıl yollarla, aklî ikna,

5559. Metin

العقلي، والحجة والبرهان، لأنه ليس الهدف من تشريع الجهاد سفك الدماء، أو جلب الغنائم، وإنما المهم الوصول إلى الإيمان بالله وتوحيده، وترك الكفر والجحود، وإقرار السلم والأمن، ونشر ألوية الحرية، وتهيئة مناخ المعرفة والعلم، وإطلاق حرية الفكر والرأي. وهذا الاتجاه السلمي وإيثار الأمن والسلام وإعلان مبدأ التسامح والمحبة وترك التعصب والانغلاق بسبب أن هؤلاء المشركين قوم جهلة، لا يعلمون حقيقة الإسلام وما يدعو إليه، ومن جهل شيئا عاداه، فلا بد من إعطائهم الأمان حتى يسمعوا كلام الله، ويفهموا الحق الذي أنزله.

hüccet ve burhan ile yaymaktır. Zira cihat teşriinin gayesi kan dökmek veya ganimet elde etmek değildir; aksine asıl maksat Allah'a imana ve tevhidine ulaşmak, küfür ve inkârı bırakmak, barış ve güveni tesis etmek, hürriyet bayraklarını dalgalandırmak, ilim ve marifet iklimini hazırlamak, fikir ve kanaat hürriyetini serbest bırakmaktır. Bu barışçıl yöneliş, güven ve barışı önceleme, hoşgörü ve sevgi ilkesini ilan etme, taassup ve kapalılığı terk etme hali; bu müşriklerin İslam'ın hakikatini ve neye davet ettiğini bilmeyen cahil bir topluluk olmaları sebebiyledir. İnsan bir şeyi bilmediğinde ona düşman olur. Bu sebeple Allah'ın kelamını işitmeleri ve O'nun indirdiği hakkı anlamaları için onlara emân verilmesi şarttır.

5560. Metin

وهذه الآية آية منح الأمان لغير المسلمين ذات حكم عام تشمل جميع الأهداف الدينية والسياسية والتجارية، وتعلّم وسائل المعرفة والبراهين العلمية، والاسترشاد بالأدلة العقلية الناصعة.

Müslüman olmayanlara emân vermeyi bildiren bu ayet; bütün dini, siyasi ve ticari hedefleri, marifet vasıtalarını ve ilmi burhanları öğrenmeyi, açık aklî delillerden istifade etmeyi içine alan genel bir hükme sahiptir.

5561. Metin

أسباب البراءة من عهود المشركين

Müşriklerin Antlaşmalarından Berî Olmanın (İlişiği Kesmenin) Sebepleri

5562. Metin

لا نجد في شرعة الإسلام أي حكم تشريعي غير قائم على أسس عقلية سليمة، وحجج منطقية رصينة، فالإسلام كله دين المنطق والعقل والحكمة، فهو حين يقرر حكما نجده منسجما مع الفطرة والأصول الفكرية والمنهجية السديدة، وحين يشتد أحيانا على قوم فبسبب ظلم هؤلاء الناس وخروجهم على مقتضى الحكمة والمصلحة، بل إنهم يعادون أنفسهم حين يتركون ما يسعدها، ويسيرون في فلك أهوائهم وشهواتهم حين يعطلون مفاتيح المعرفة والإدراك والحواس، لذا أبان القرآن أسباب إعلان البراءة من معاهدات المشركين، ورتّب على ذلك قتالهم، وتتلخص تلك الأسباب في تهورهم ومبادرتهم لنقض عهودهم، قال الله تعالى:

İslam şeriatında sağlam aklî temellere ve tutarlı mantıki delillere dayanmayan hiçbir teşriî hüküm bulamayız; zira İslam bütünüyle mantık, akıl ve hikmet dinidir. O bir hüküm koyduğunda bunun fıtratla, isabetli fikrî ve metodolojik esaslarla uyumlu olduğunu görürüz. Bazen bir topluma karşı sert davrandığında bu, o insanların zulmü ve hikmetin ve maslahatın gereğinin dışına çıkmaları sebebiyledir. Hatta onlar, kendilerini mutlu edecek şeyleri terk ettiklerinde kendi nefislerine düşmanlık etmekte; marifet, idrak ve duyu anahtarlarını devre dışı bıraktıklarında ise heva ve heveslerinin peşinden gitmektedirler. Bu sebeple Kur'an, müşriklerin antlaşmalarından berî olunduğunun ilan edilme sebeplerini açıklamış ve buna bağlı olarak onlarla savaşmayı hükme bağlamıştır. Bu sebepler onların tehevvürlerinde ve antlaşmalarını bozmada acele etmelerinde özetlenir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

5563. Metin

[سورة التوبة (٩) : الآيات ٧ الى ١٠]

[Tevbe Suresi (9): Ayet 7-10]

5564. Metin

كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعِنْدَ رَسُولِهِ إِلاَّ الَّذِينَ عاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرامِ فَمَا اسْتَقامُوا لَكُمْ فَاسْتَقِيمُوا لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ (٧) كَيْفَ وَإِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لا يَرْقُبُوا فِيكُمْ إِلاًّ وَلا ذِمَّةً يُرْضُونَكُمْ بِأَفْواهِهِمْ وَتَأْبى قُلُوبُهُمْ وَأَكْثَرُهُمْ فاسِقُونَ (٨) اشْتَرَوْا بِآياتِ اللَّهِ ثَمَناً قَلِيلاً فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِهِ إِنَّهُمْ ساءَ ما كانُوا يَعْمَلُونَ (٩) لا يَرْقُبُونَ فِي مُؤْمِنٍ إِلاًّ وَلا ذِمَّةً وَأُولئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ (١٠)

{ كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعِنْدَ رَسُولِهِ إِلاَّ الَّذِينَ عاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرامِ فَمَا اسْتَقامُوا لَكُمْ فَاسْتَقِيمُوا لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ (٧) كَيْفَ وَإِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لا يَرْقُبُوا فِيكُمْ إِلاًّ وَلا ذِمَّةً يُرْضُونَكُمْ بِأَفْواهِهِمْ وَتَأْبى قُلُوبُهُمْ وَأَكْثَرُهُمْ فاسِقُونَ (٨) اشْتَرَوْا بِآياتِ اللَّهِ ثَمَناً قَلِيلاً فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِهِ إِنَّهُمْ ساءَ ما كانُوا يَعْمَلُونَ (٩) لا يَرْقُبُونَ فِي مُؤْمِنٍ إِلاًّ وَلا ذِمَّةً وَأُولئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ (١٠) } “Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız müstesna, müşriklerin Allah katında ve Resûlü katında nasıl bir antlaşması olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara karşı dürüst davranın. Şüphesiz Allah muttakileri sever. (7) Nasıl olabilir ki! Eğer size üstün gelselerdi hakkınızda ne bir akrabalık bağı ne de bir antlaşma gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi razı etmeye çalışırlar, kalpleri ise direnir. Onların çoğu fasıklardır. (8) Allah'ın ayetlerini az bir bedel karşılığında sattılar da O'nun yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yapmakta oldukları şey ne kötüdür! (9) Bir mümin hakkında ne bir akrabalık bağı ne de bir antlaşma gözetirler. İşte onlar haddi aşanların ta kendileridir. (10)”

5565. Metin

«١» «٢» «٣» [التوبة: ٩/ ٧- ١٠] .

«١» «٢» «٣» [et-Tevbe: 9/7-10] .

5566. Metin

هذه الآيات الكريمة بيان سبب البراءة من عهود المشركين وإمهالهم أربعة أشهر، ثم مناجزتهم بكل أنواع القتال، لتطهير الجزيرة العربية من الوثنية والفوضى والهمجية، والسبب واضح من جانب المشركين وهو نقضهم العهود ومعاملتهم بالمثل.

Bu yüce ayetler; Arap Yarımadası'nı putperestlikten, kargaşadan ve vahşilikten temizlemek için müşriklerin antlaşmalarından berî olmanın, onlara dört ay süre tanımanın ve ardından her türlü savaş yöntemiyle onlarla mücadele etmenin sebebinin beyanıdır. Sebep müşrikler açısından açıktır; o da onların antlaşmaları bozmaları ve kendilerine misliyle muamele edilmesidir.

5567. Metin

وجاء البيان على سبيل الاستفهام الإنكاري والتعجب والاستبعاد لأن يكون لهم عهد، وهم أعداء حاقدون، مضمرون الغدر، مشركون بالله، كافرون به وبرسوله، والشرك وكر الخرافات والأباطيل، ومهد التخلف والفوضى، أي محال أن يثبت لهم عهد، فلا تطمعوا أيها المؤمنون في ذلك. وعلى أي وجه يكون للمشركين عهد، وهم قد نقضوا العهود، وجاهروا بالتعدي.

Bu beyan, inkârî soru (istifhâm-ı inkârî), şaşkınlık ve onların bir antlaşmaya sahip olmalarını uzak görme üslubuyla gelmiştir. Zira onlar kin dolu düşmanlardır, içlerinde hıyanet saklamaktadırlar, Allah'a şirk koşmakta, O'nu ve Resûlü'nü inkâr etmektedirler. Şirk ise hurafelerin ve batılların yuvası, geriliğin ve anarşinin beşiğidir; yani onların bir antlaşmaya bağlı kalmaları imkânsızdır, ey müminler bunda bir ümide kapılmayın. Antlaşmaları bozmuş ve haddi aşmayı aleni hale getirmişlerken müşriklerin nasıl muteber bir antlaşması olabilir ki!

5568. Metin

ثم استثنى الله من نبذ العهد مع عموم المشركين: الذين عوهدوا عند المسجد الحرام، وهو الحرم كله، أي في ناحيته وجهته، وهم قبائل بني بكر وبني ضمرة الذين لم ينقضوا عهودهم المعقودة معهم يوم الحديبية، فهؤلاء حكمهم أنهم ما استقاموا لكم فاستقيموا لهم، أي حافظوا على عهدهم ما داموا محافظين عليه، قائمين على الوفاء به. فأما من لا عهد له، فقاتلوه حيث وجدتموه إلا أن يتوب.

Sonra Allah, müşriklerin geneliyle yapılan antlaşmanın bozulup atılması [hükmünden], Mescid-i Harâm'ın yanında -ki burası bütün Harem bölgesidir, yani onun civarında ve yönündedir- kendileriyle antlaşma yapılan kimseleri istisna kıldı. Bunlar, Hudeybiye günü kendileriyle yapılan antlaşmaları bozmayan Benî Bekr ve Benî Damre kabileleridir. Bunların hükmü; onlar size karşı dürüst davrandıkları sürece1 sizin de onlara dürüst davranmanızdır; yani onlar [antlaşmayı] korudukları ve ona vefaya bağlı kaldıkları müddetçe siz de onların antlaşmasını koruyun. Antlaşması bulunmayan kimseye gelince, tevbe etmesi müstesna, onu nerede bulursanız öldürün.23

5569. Metin

ثم أكد الله تعالى ضرورة الحفاظ على العهد والوفاء بالعقد لهؤلاء بقوله تعالى:

Ardından Allah Teâlâ, şu buyruğuyla bunlar için ahdi koruma ve sözleşmeye vefa gösterme zorunluluğunu teyit etmiştir:

5570. Metin

إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ أي يرضى عن الذين يوفون بالعهد، ويتقون الغدر ونقض العهد. وهذا تعليل لوجوب امتثال المؤمنين لما يأمرهم به ربهم، وتبيان بأن مراعاة العهد من باب التقوى، حتى وإن كان المعاهد مشركا.

{ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ } “Şüphesiz Allah muttakileri sever.” Yani ahde vefa gösterenlerden, hıyanet etmekten ve antlaşmayı bozmaktan sakınanlardan razı olur. Bu, müminlerin Rablerinin kendilerine emrettiği şeylere uymalarının gerekliliğine bir gerekçedir ve antlaşmaya riayet etmenin -antlaşma yapılan taraf müşrik bile olsa- takvadan olduğunu beyan eder.

5571. Metin

وكرر الله تعالى في قوله: كَيْفَ وَإِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ.. استبعاد ثبات المشركين على العهد، فكيف يكون لهم عهد محترم، والحال أنهم إن يظفروا بكم، لم يراعوا حلفا ولا قرابة ولا عهدا، وهذا تحريض للمؤمنين على معاداتهم والتبري منهم، بل وأكثر من هذا، فمن خبثهم وضغينتهم أنهم قوم مخادعون، يظهرون الكلام الحسن بأفواههم، وقلوبهم مملوءة حقدا وحسدا وكراهية: يَقُولُونَ بِأَلْسِنَتِهِمْ ما لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ [الفتح: ٤٨/ ١١] وأكثرهم فاسقون، أي متمردون لا عقيدة تزعهم، ولا مروءة تردعهم، خارجون من أصول الدين والمروءة والأخلاق. وعبر تعالى بقوله: وَأَكْثَرُهُمْ فاسِقُونَ لأن نقض العهد كان من الأكثرين.

Allah Teâlâ { كَيْفَ وَإِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ } “Nasıl olabilir ki! Eğer size üstün gelselerdi...” buyruğunda, müşriklerin antlaşmada sebat etmelerini uzak görmeyi tekrar etmiştir. Durum şu ki şayet size üstün gelseler ne bir yemini (il) ne bir akrabalığı ne de bir ahdi gözetirler; böyleyken onların nasıl saygıdeğer bir antlaşması olabilir! Bu, müminleri onlara düşman olmaya ve onlardan beri durmaya teşviktir. Hatta bundan da öte, onların habisliğinden ve kinindendir ki onlar aldatıcı bir topluluktur; ağızlarıyla güzel sözler söylerler, kalpleri ise kin, haset ve nefretle doludur: { يَقُولُونَ بِأَلْسِنَتِهِمْ ما لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ } “Dilleriyle kalplerinde olmayanı söylerler.” [el-Feth: 48/11]. { وَأَكْثَرُهُمْ فاسِقُونَ } “Onların çoğu fasıklardır.” Yani ne kendilerini alıkoyan bir inançları ne de onları meneden bir mürüvvetleri olan isyankârlardır; dinin, mürüvvetin ve ahlakın esaslarının dışına çıkmışlardır. Yüce Allah { وَأَكْثَرُهُمْ فاسِقُونَ } “Onların çoğu fasıklardır.” buyurmuştur; zira antlaşmayı bozma eylemi çoğunluktan sâdır olmuştur.

5572. Metin

وأردف الله تعالى بيان سببين آخرين للبراءة من عهود المشركين وإيجاب قتالهم وهما أولا- أنهم اشتروا بآيات الله ثمنا قليلا، أي استبدلوا بآيات الله الدالة على الحق والخير والتوحيد عوضا قليلا حقيرا من متاع الدنيا، وهو اتباع الأهواء والشهوات، والطمع بالأموال متاع الدنيا الخسيسة، فمنعوا الناس من اتباع الدين الحق فبئس العمل عملهم، وقبح ما ارتضوه لأنفسهم من الكفر والضلالة وترك الإيمان.

Allah Teâlâ, müşriklerin antlaşmalarından berî olmanın ve onlarla savaşmayı farz kılmanın iki sebebini daha peş peşe zikretmiştir. Bunlardan birincisi: Onların Allah'ın ayetlerini az bir bedel karşılığında satmalarıdır; yani hakka, hayra ve tevhide delalet eden Allah'ın ayetlerini, dünya menfaatinin değersiz ve az bir karşılığıyla -ki o da heva ve heveslere uymak ve alçak dünya metaı olan mallara tamah etmektir- değiştirmeleridir. Böylece insanları hak dine uymaktan alıkoymuşlardır. Yaptıkları amel ne kötü bir ameldir ve küfürden, dalaletten ve imanı terk etmekten yana kendi nefisleri için razı oldukları şey ne çirkindir!

5573. Metin

وثانيا- أنهم من أجل كفرهم لا يراعون في شأن مؤمن قدروا على الفتك به حلفا ولا قرابة ولا عهدا على الإطلاق، وأولئك هم المعتدون، أي المجاوزون الغاية في الظلم والشر، فأصبحوا لا يفهمون بغير لغة السيف، والخضوع للقوة، لا للعهد والذمة، والقيم والأخلاق والمبادئ.

İkincisi ise: İnkârları sebebiyle, alt etmeye güç yetirdikleri bir mümin hakkında hiçbir şekilde ne bir yemini ne bir akrabalığı ne de bir ahdi gözetmeleridir. İşte onlar haddi aşanların ta kendileridir; yani zulümde ve şerde son noktayı geçenlerdir. Böylece kılıç dilinden, güce boyun eğmekten başka bir şey anlamaz hale gelmişlerdir; ahde, zimmete, değerlere, ahlaka ve ilkelere değil.

5574. Metin

مستقبل المشركين العرب

Arap Müşriklerinin Geleceği

5575. Metin

أبان الله تعالى مصير المشركين العرب وحالهم في المستقبل بعد إعلان عداوتهم للإسلام، فإما أن يختاروا التوبة وقبول الإسلام، أو يلجأوا إلى القتال. ودخولهم في الإسلام إيثار للسلام وحقن للدماء وبناء مستقبل زاهر حافل بالأمجاد والمفاخر، واحتكامهم للقتال انتحار ودمار وتحطيم لقواهم المادية والمعنوية، قال الله تعالى مبينا كيفية معاملتهم في كلا الحالين:

Allah Teâlâ, İslam'a olan düşmanlıklarını ilan ettikten sonra Arap müşriklerinin akıbetini ve gelecekteki hallerini beyan etmiştir: Onlar ya tövbeyi ve İslam'ı kabul etmeyi seçecekler ya da savaşa başvuracaklardır. İslam'a girmeleri barışı tercih etmek, kan dökmeyi engellemek ve şereflerle, övgülerle dolu parlak bir gelecek inşa etmektir. Savaşa başvurmaları ise bir intihar, yıkım ve maddi-manevi güçlerinin yok edilmesidir. Allah Teâlâ her iki durumda da onlara nasıl muamele edileceğini açıklayarak şöyle buyurmuştur:

5576. Metin

[سورة التوبة (٩) : الآيات ١١ الى ١٥]

[Tevbe Suresi (9): Ayet 11-15]

5577. Metin

فَإِنْ تابُوا وَأَقامُوا الصَّلاةَ وَآتَوُا الزَّكاةَ فَإِخْوانُكُمْ فِي الدِّينِ وَنُفَصِّلُ الْآياتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ (١١) وَإِنْ نَكَثُوا أَيْمانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا فِي دِينِكُمْ فَقاتِلُوا أَئِمَّةَ الْكُفْرِ إِنَّهُمْ لا أَيْمانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ (١٢) أَلا تُقاتِلُونَ قَوْماً نَكَثُوا أَيْمانَهُمْ وَهَمُّوا بِإِخْراجِ الرَّسُولِ وَهُمْ بَدَؤُكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ أَتَخْشَوْنَهُمْ فَاللَّهُ أَحَقُّ أَنْ تَخْشَوْهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ (١٣) قاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللَّهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ (١٤) وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلى مَنْ يَشاءُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ (١٥)

{ فَإِنْ تابُوا وَأَقامُوا الصَّلاةَ وَآتَوُا الزَّكاةَ فَإِخْوانُكُمْ فِي الدِّينِ وَنُفَصِّلُ الْآياتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ (١١) وَإِنْ نَكَثُوا أَيْمانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا فِي دِينِكُمْ فَقاتِلُوا أَئِمَّةَ الْكُفْرِ إِنَّهُمْ لا أَيْمانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ (١٢) أَلا تُقاتِلُونَ قَوْماً نَكَثُوا أَيْمانَهُمْ وَهَمُّوا بِإِخْراجِ الرَّسُولِ وَهُمْ بَدَؤُكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ أَتَخْشَوْنَهُمْ فَاللَّهُ أَحَقُّ أَنْ تَخْشَوْهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ (١٣) قاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللَّهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ (١٤) وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلى مَنْ يَشاءُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ (١٥) } “Eğer tövbe ederler, namazı kılarlar ve zekâtı verirlerse dinde sizin kardeşlerinizdir. Biz ayetleri bilen bir kavim için ayrıntılı olarak açıklarız. (11) Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar ve dininize dil uzatırlarsa, küfrün önderleriyle savaşın! Çünkü onların yeminleri [hükümsüzdür]; umulur ki vazgeçerler. (12) Yeminlerini bozan, Resûl'ü çıkarmaya yeltenen ve üstelik sizinle [savaşa] ilk defa kendileri başlayan bir toplulukla savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer müminler iseniz, kendisinden korkmanıza Allah daha layıktır. (13) Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin ve mümin bir topluluğun göğüslerine şifa versin; (14) Kalplerinin öfkesini gidersin. Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. (15)”

5578. Metin

«١» «٢» [التوبة: ٩/ ١١- ١٥] .

«١» «٢» [et-Tevbe: 9/11-15] .

5579. Metin

أوضح الله تعالى حال الكفار المشركين بعد أن اختاروا موقف العداء للمسلمين، فهم بين أمرين:

Allah Teâlâ, Müslümanlara karşı düşmanlık tavrını seçtikten sonra kâfir müşriklerin halini açıklamıştır; zira onlar iki durum arasındadır:

5580. Metin

أحدهما: التوبة عن كفرهم والرجوع عن حالهم، والتوبة تتضمن معنى الإيمان بالله ورسوله ودينه، ثم قرن الله تعالى مع إيمانهم إقامة الصلاة وإيتاء الزكاة. إن فعلوا ذلك، فهم إخوانكم في الدين، لهم ما لكم، وعليهم ما عليكم، ونبين الآيات لقوم يعلمون، أي نوضح الأدلة والبراهين على وجودنا الحق، لقوم يعلمون ما نبين لهم،

Bu iki durumdan biri: Küfürlerinden tövbe etmeleri ve bulundukları halden vazgeçmeleridir. Tövbe; Allah’a, Resûlü’ne ve O'nun dinine iman etme manasını içerir. Ardından Allah Teâlâ, onların imanlarıyla birlikte namazı dosdoğru kılmayı ve zekâtı vermeyi de zikretmiştir. Şayet bunu yaparlarsa onlar dinde sizin kardeşlerinizdir; sizin lehinize olan [haklar] onların da lehinize, sizin aleyhinize olan [sorumluluklar] onların da aleyhinedir. { وَنُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ } “Bilen bir topluluk için ayetleri etraflıca açıklarız”, yani kendilerine açıkladığımız şeyleri anlayan bir topluluk için hak olan varlığımıza dair delilleri ve bürhanları etraflıca beyan ederiz,

5581. Metin

فيفهمون ويتفقهون. والأخوة في الدين: هي أخوة الإسلام وهي أقوى من أخوة النسب.

Böylece anlar ve kavrarlar. Dindeki kardeşlik, İslam kardeşliğidir ve nesep (soy) kardeşliğinden daha güçlüdür.

5582. Metin

والأمر الثاني: القتال بعد نكث أيمانهم، أي بعد نقض عهودهم، وطعنهم في الدين، أي بالتعييب والاستنقاص والحرب وغير ذلك مما يفعله المشرك. وحينئذ فقاتلوا أئمة الكفر، أي رؤوسهم وأعيانهم الذين يقودون الناس إليه، والمراد بهذا أبو جهل بن هشام وعتبة بن ربيعة وغيرهم، إنهم لا عهود لهم ولا ذمة، لعلهم بالقتال ينتهون عن كفرهم وباطلهم وإيذائهم المسلمين، والصحيح أن الآية عامة لمشركي العرب ولغيرهم، كما ذكر ابن كثير، والمراد بقوله: لا أَيْمانَ لَهُمْ أي لا أيمان لهم يوفّى بها ويبرّ.

İkinci durum ise: Yeminlerini bozmalarından yani antlaşmalarını çiğnemelerinden ve dine dil uzatmalarından -ki bu ayıplamak, küçümsemek, savaş açmak ve müşrikin yaptığı benzeri şeylerdir- sonra onlarla savaşmaktır. İşte o zaman küfrün önderleriyle, yani insanları küfre sürükleyen elebaşıları ve ileri gelenleriyle savaşın. Bununla kastedilen Ebû Cehil b. Hişâm, Utbe b. Rebîa ve diğerleridir. Onların hiçbir antlaşması ve ahdi yoktur; umulur ki savaş sebebiyle küfürlerinden, batıllarından ve Müslümanlara eziyet etmekten vazgeçerler. İbn Kesîr'in de belirttiği gibi doğru olan, ayetin hem Arap müşriklerini hem de diğerlerini kapsayan genel bir hüküm ifade etmesidir. { لا أَيْمانَ لَهُمْ } "onların yeminleri [hükümsüzdür]" sözüyle kastedilen ise yerine getirilecek ve bağlı kalınacak hiçbir yeminlerinin olmadığıdır.

5583. Metin

ثم حرض الله تعالى على قتال مشركي العرب، قال قتادة فيما رواه أبو الشيخ:

Sonra Allah Teâlâ Arap müşrikleriyle savaşa teşvik etti. Katâde, Ebu'ş-Şeyh'in rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

5584. Metin

ذكر لنا أن هذه الآية نزلت في خزاعة حين جعلوا يقتلون بني بكر بمكة، وأسباب التحريض على قتالهم ثلاثة:

Bize bu ayetin, Mekke'de Benî Bekir'i öldürmeye başladıklarında Huzâa hakkında indiği zikredildi. Onlarla savaşa teşvik edilmesinin üç sebebi vardır:

5585. Metin

الأول- نكثهم العهد والأيمان التي أقسموا عليها. والعهد الذي نقضوه هو صلح الحديبية، لمناصرة قريش حلفاءهم بني بكر على خزاعة حلفاء النبي ﷺ ليلا بالقرب من مكة، على ماء يسمى (الهجير) فسار إليهم الرسول وفتح مكة سنة ثمان هجرية في العشرين من رمضان.

Birincisi: Üzerine yemin ettikleri antlaşmayı ve yeminleri bozmalarıdır. Çiğnedikleri antlaşma Hudeybiye Barışı'dır. Zira Kureyş, Mekke yakınlarında (el-Hüceyr) denilen bir su başında, geceleyin müttefikleri olan Benî Bekir'e, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in müttefiki olan Huzâa'ya karşı yardım etmişti. Bunun üzerine Resûl [aleyhisselam] onların üzerine yürüdü ve hicretin sekizinci yılı Ramazan'ın yirmisinde Mekke'yi fethetti.

5586. Metin

والسبب الثاني- إخراجهم الرسول ﷺ من مكة، فقد أخرجوه من بلده: مكة، أي إنهم هموا وفعلوا.

İkinci sebep: Resûl sallallâhu aleyhi ve sellem'i Mekke'den çıkarmalarıdır; nitekim onu kendi memleketi olan Mekke'den çıkardılar, yani buna yeltendiler ve yaptılar.

5587. Metin

والسبب الثالث- إنهم بدؤوا بقتال المؤمنين يوم بدر حين صمموا على المعركة، وفي مكة، وعاونوا بني بكر حلفاءهم على خزاعة حلفاء المؤمنين، فكان هذا بدء النقض. وكذلك في أحد والخندق وغيرهما.

Üçüncü sebep: Bedir günü savaşa kesin karar verdiklerinde, Mekke'de ve müttefikleri olan Benî Bekir'e müminlerin müttefiki olan Huzâa'ya karşı yardım ettiklerinde müminlerle savaşı ilk başlatanların kendileri olmasıdır. Antlaşmayı ilk bozan hareket bu olmuştu. Aynı şekilde Uhud'da, Hendek'te ve diğerlerinde de [böyle yaptılar].

5588. Metin

ثم ذكر الله بعد هذه الأسباب الثلاثة دواعي أربعة للقتال: وهي تعداد موجبات القتال، والتحريض على الإغارة في قوله تعالى: أَتَخْشَوْنَهُمْ وكون الله أحق بالخشية لأنه صاحب القدرة المطلقة التي تدفع الضرر المتوقع وهو القتل، والإيمان بقوله إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ فالإيمان قوة دافعة على الإقدام، والخلاصة: لا تخشوا أيها المؤمنون أعداءكم، واخشوا الله وحده، فهو أحق بالخشية منهم، إن كنتم مؤمنين بالله.

Sonra Allah bu üç sebebin ardından savaşı gerektiren dört gerekçeyi zikretti: Bunlar savaşı gerektiren durumların sayılması, Allah Teâlâ'nın { أَتَخْشَوْنَهُمْ } “Yoksa onlardan korkuyor musunuz?” kavlinde hücuma teşvik edilmesi, beklenen zarar olan öldürülmeyi savuşturacak mutlak güç sahibi olması hasebiyle Allah'ın korkulmaya daha layık bulunması ve { إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ } “Eğer müminler iseniz” kavliyle imandır; zira iman, ileri atılmayı sağlayan itici bir güçtür. Özetle: Ey müminler, düşmanlarınızdan korkmayın; sadece Allah'tan korkun. Eğer Allah'a iman ediyorsanız, O kendisinden korkulmaya onlardan daha layıktır.

5589. Metin

ثم أمر الله تعالى المؤمنين بالقتال أمرا صريحا حاسما بقوله: قاتِلُوهُمْ أي قاتلوا أيها المؤمنون أعداءكم، فإن قاتلتموهم يعذبهم الله بأيديكم، ويخزهم بالقتل والأسر والهزيمة، وينصركم عليهم، ويشف صدور قوم مؤمنين امتلأت غيظا من أفعال المشركين بهم في مكة، وهم بنو خزاعة حلفاء الرسول ﷺ الذين بيتهم بنو بكر والمشركون ليلا، وأعملوا فيهم السيف قتلا وذبحا بالوتير، قائمين وقاعدين، راكعين وساجدين.

Sonra Allah Teâlâ müminlere { قاتِلُوهُمْ } “Onlarla savaşın” kavliyle açık ve kesin bir şekilde savaşmayı emretti. Yani ey müminler, düşmanlarınızla savaşın; şayet onlarla savaşırsanız Allah sizin ellerinizle onlara azap eder, öldürme, esir alma ve hezimet ile onları rezil eder, onlara karşı size yardım eder ve Mekke'de müşriklerin kendilerine yaptıklarından ötürü kalpleri öfkeyle dolmuş olan mümin bir topluluğun göğüslerine şifa verir. Bunlar, Resûl sallallâhu aleyhi ve sellem'in müttefiki olan Huzâaoğulları'dır; nitekim Benî Bekir ve müşrikler geceleyin onlara baskın yapmış ve Vetîr mevkiinde ayakta, otururken, rükûda ve secdede iken kılıçtan geçirip öldürmüş ve boğazlamışlardı.

5590. Metin

وبالرغم من شناعة فعل المشركين بالمؤمنين، فإن الله تعالى يقبل توبة من يتوب عن كفره منهم، وقد حدث ذلك فعلا، فأسلم أناس منهم، وحسن إسلامهم، مثل أبي سفيان وعكرمة بن أبي جهل، وسليم بن أبي عمرو. والله عليم بما يصلح عباده، حكيم في أفعاله وأقواله الكونية والشرعية، فيفعل ما يشاء، ويحكم ما يريد، وهو العادل الحكيم الذي لا يجور أبدا، ولا يفعل إلا ما اقتضته الحكمة، ويجازي كل إنسان بما قدم من خير أو شر، في الدنيا والآخرة.

Müşriklerin müminlere yaptığı bu çirkin fiile rağmen Allah Teâlâ, onlardan küfründen tövbe edenin tövbesini kabul eder. Nitekim bu fiilen gerçekleşmiş; Ebû Süfyân, İkrime b. Ebî Cehil ve Süleym b. Ebî Amr gibi kimseler Müslüman olmuş ve İslamları da güzel olmuştur. Allah kullarının ıslahına neyin vesile olacağını çok iyi bilendir; kevnî ve şer'î fiillerinde ve sözlerinde hikmet sahibidir. Dilediğini yapar, dilediği gibi hükmeder. O, asla zulmetmeyen adil ve hikmet sahibidir; ancak hikmetin gerektirdiğini yapar ve dünyada da ahirette de her insana işlediği hayır veya şerrin karşılığını verir.

5591. Metin

التحريض على الجهاد وعمارة المساجد

Cihada ve Mescitleri İmar Etmeye Teşvik

5592. Metin

إن إعداد الأمة إعدادا قويا، وبناء قوتها الذاتية، يتطلب عملا متواصلا من الجهاد، والاعتماد على الذات وثقات الناس، والإقبال على عمارة المساجد عمارة مادية بالبناء والترميم، ومعنوية بالصلاة والعبادة والخدمة، وعقد حلقات العلم

Ümmeti güçlü bir şekilde hazırlamak ve öz gücünü inşa etmek; cihattan, öz güvene ve güvenilir insanlara dayanmaktan, mescitleri inşa ve onarımla maddeten, namaz, ibadet, hizmet, ilim halkaları kurmakla,

5593. Metin

والإرشاد والتوجيه، والإخلاص في العمل وبناء العقيدة الراسخة في النفوس. قال الله تعالى مبينا هذه الخطوات البناءة لإصلاح الفرد والجماعة:

irşat ve yönlendirmeyle manen imar etmeye yönelmekten, amelde ihlastan ve nefislerde sarsılmaz bir akide inşa etmekten oluşan kesintisiz bir çalışmayı gerektirir. Allah Teâlâ ferdin ve toplumun ıslahına yönelik bu yapıcı adımları açıklayarak şöyle buyurmuştur:

5594. Metin

[سورة التوبة (٩) : الآيات ١٦ الى ١٨]

[Tevbe Suresi (9): Ayet 16-18]

5595. Metin

أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تُتْرَكُوا وَلَمَّا يَعْلَمِ اللَّهُ الَّذِينَ جاهَدُوا مِنْكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلا رَسُولِهِ وَلا الْمُؤْمِنِينَ وَلِيجَةً وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِما تَعْمَلُونَ (١٦) ما كانَ لِلْمُشْرِكِينَ أَنْ يَعْمُرُوا مَساجِدَ اللَّهِ شاهِدِينَ عَلى أَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِ أُولئِكَ حَبِطَتْ أَعْمالُهُمْ وَفِي النَّارِ هُمْ خالِدُونَ (١٧) إِنَّما يَعْمُرُ مَساجِدَ اللَّهِ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَأَقامَ الصَّلاةَ وَآتَى الزَّكاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلاَّ اللَّهَ فَعَسى أُولئِكَ أَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَدِينَ (١٨)

{ أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تُتْرَكُوا وَلَمَّا يَعْلَمِ اللَّهُ الَّذِينَ جاهَدُوا مِنْكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلا رَسُولِهِ وَلا الْمُؤْمِنِينَ وَلِيجَةً وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِما تَعْمَلُونَ (١٦) ما كانَ لِلْمُشْرِكِينَ أَنْ يَعْمُرُوا مَساجِدَ اللَّهِ شاهِدِينَ عَلى أَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِ أُولئِكَ حَبِطَتْ أَعْمالُهُمْ وَفِي النَّارِ هُمْ خالِدُونَ (١٧) إِنَّما يَعْمُرُ مَساجِدَ اللَّهِ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَأَقامَ الصَّلاةَ وَآتَى الزَّكاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلاَّ اللَّهَ فَعَسى أُولئِكَ أَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَدِينَ (١٨) } “Yoksa siz, Allah içinizden cihat edenleri ve Allah'tan, Resûlü'nden ve müminlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri bilip ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (16) Müşriklerin, kendi küfürlerine bizzat kendileri şahitlik edip dururken Allah'ın mescitlerini imar etmeleri olacak şey değildir. Onların amelleri boşa gitmiştir ve onlar ateşte ebedî kalacaklardır. (17) Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yolda olmaları umulanlar bunlardır. (18)”

5596. Metin

«١» «٢» [التوبة: ٩/ ١٦- ١٨] .

«١» «٢» [et-Tevbe: 9/16-18] .

5597. Metin

تضمنت الآيات الكريمة طريق الحفاظ على كيان الأمة وصدّ عدوان المعتدين عليها، وبناء شخصيات المؤمنين بروحانية عالية ومعنويات رفيعة بالصلاة والزكاة، ليظفروا بجنان الخلد، وينعموا بالهداية والرشاد.

Yüce ayetler; ümmetin varlığını korumanın, ona saldıranların düşmanlığını savuşturmanın, ebedî cennetlere kavuşmaları, hidayet ve esenliğe ermeleri için namaz ve zekâtla yüksek bir maneviyat ve yüce bir ahlak üzere müminlerin şahsiyetlerini inşa etmenin yolunu içermiştir.

5598. Metin

ليعلم المؤمنون أن الجهاد طريق الجنة، ولن يصح في موازين الأشياء ترك جماعة المسلمين من دون تمحيص ولا اختبار، ففي الجهاد يتبين أهل العزم والإخلاص الذين يجاهدون بالأموال والأنفس، ولم يتخذوا بطانة (أمناء سر) من الأعداء، يسرّون إليهم بأحوال المسلمين وأمورهم وأسرارهم، بل هم في الظاهر والباطن على النصح لله ولرسوله، وبه يتميزون عن المنافقين الذين يطلعون الأعداء على أسرار الأمة وسياستها وخططها، فلا بد من اختبار أهل الإيمان في عالم الدنيا، ولا سيما عند فرض القتال وفي كل شؤون الحياة، كما جاء في آية أخرى: الم (١) أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لا يُفْتَنُونَ «٣» (٢) [العنكبوت: ٢٩/ ١- ٢] .

Müminler bilsinler ki cihat cennetin yoludur. Eşyanın tabiatı gereği Müslümanlar topluluğunun bir arınma ve sınanma olmaksızın bırakılması asla doğru olmaz. Zira cihatta mallarıyla ve canlarıyla cihat eden, düşmanlardan Müslümanların hallerini, işlerini ve sırlarını kendilerine açacakları bir sırdaş (güvenilir sır ortakları) edinmeyen azim ve ihlas ehli kimseler açığa çıkar; aksine onlar zahirde ve batında Allah ve Resûlü için samimiyet üzeredirler. Ümmetin sırlarını, siyasetini ve planlarını düşmanlara bildiren münafıklardan da bununla ayrılırlar. Bu sebeple dünya âleminde, bilhassa savaş farz kılındığında ve hayatın her alanında iman ehlinin sınanması kaçınılmazdır; nitekim diğer bir ayette şöyle buyrulmuştur: { الم (١) أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لا يُفْتَنُونَ «٣» (٢) } “Elif. Lâm. Mîm. (1) İnsanlar 'İman ettik' demekle, imtihana çekilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? (2)” [el-Ankebût: 29/1-2].

5599. Metin

والله خبير في كل وقت بأعمالكم أيها الناس، فيجازيكم عليها، ومن المعلوم أن

Allah her an amellerinizden haberdardır ey insanlar! Dolayısıyla bunlara göre size karşılığını verecektir. Şurası bilinmektedir ki

5600. Metin

التكليف الشاق على الأنفس كالجهاد هو الذي يحقق الغرض من الاختبار، ويظهر المخلص من المنافق.

cihat gibi nefislere ağır gelen sorumluluklar, imtihanın amacını gerçekleştiren ve ihlaslı olanı münafıktan ayırt eden şeydir.

5601. Metin

ففي الحفاظ على الأسرار الخاصة بالأمة دليل على صدق الإيمان، لذا حذر القرآن من تسريب الأخبار إلى العدو، كما جاء في قوله سبحانه: يا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَتَّخِذُوا بِطانَةً مِنْ دُونِكُمْ لا يَأْلُونَكُمْ خَبالًا وَدُّوا ما عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضاءُ مِنْ أَفْواهِهِمْ وَما تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ.. [آل عمران: ٣/ ١١٨] .

Ümmete ait özel sırları korumakta imanın doğruluğuna dair bir delil vardır. Bu yüzden Kur'an düşmana haber sızdırmaktan sakındırmıştır; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: { يا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَتَّخِذُوا بِطانَةً مِنْ دُونِكُمْ لا يَأْلُونَكُمْ خَبالًا وَدُّوا ما عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضاءُ مِنْ أَفْواهِهِمْ وَما تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ.. } “Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten kinleri ağızlarından dökülmüştür, sinelerinin gizlediği ise daha büyüktür...” [Âl-i İmrân: 3/118].

5602. Metin

ثم أناط الله تعالى أهلية عمارة المساجد بالمؤمنين، وسلبها من المشركين، فقال تعالى: ما كانَ لِلْمُشْرِكِينَ أَنْ يَعْمُرُوا مَساجِدَ اللَّهِ.. أي ما ينبغي وما يصح لهم وما يستقيم أن يعمروا مساجد الله ومنها المسجد الحرام بالإقامة فيه للعبادة، أو للخدمة والولاية عليه، ولا أن يدخلوه حجاجا أو عمّارا، وهم شاهدون على أنفسهم بالكفر، بشهادة الحال والمقال، بعبادة الأصنام، والطواف بالبيت الحرام عراة، وكلما طافوا بالكعبة شوطا سجدوا لها. فهم بهذا جمعوا بين الضدين: عمارة بيت الله والكفر به. أولئك المشركون بالله حبطت أعمالهم بشركهم، فلا ثواب لهم، وهم في نار جهنم خالدون لعظم ما ارتكبوه، فإن الكفر محبط للعمل، ولا ثواب لصاحبه في الآخرة. قال تعالى: وَقَدِمْنا إِلى ما عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْناهُ هَباءً مَنْثُوراً (٢٣) [الفرقان: ٢٥/ ٢٣] .

Sonra Allah Teâlâ mescitleri imar etme ehliyetini müminlere bağlamış, müşriklerden ise bunu çekip almıştır. Nitekim Allah Teâlâ: { ما كانَ لِلْمُشْرِكِينَ أَنْ يَعْمُرُوا مَساجِدَ اللَّهِ.. } “Müşriklerin... Allah'ın mescitlerini imar etmeleri olacak şey değildir...” buyurmuştur. Yani müşriklerin putlara taparak, Beytullah'ı çıplak tavaf ederek ve Kâbe'yi her tavaf edişlerinde ona secde ederek hal ve kâl (söz) diliyle küfürlerine bizzat kendileri şahitlik edip dururken; ibadet için orada ikamet ederek, hizmet ve yöneticiliğini üstlenerek Allah'ın mescitlerini -ki bunlardan biri Mescid-i Haram'dır- imar etmeleri ve oraya hacı yahut umreci olarak girmeleri ne yakışık alır, ne doğru olur ne de caizdir. Onlar bu tutumlarıyla iki zıt şeyi bir araya getirmişlerdir: Allah'ın evini imar etmek ve O'nu inkâr etmek. Allah'a ortak koşan bu kimselerin amelleri şirkleri sebebiyle boşa gitmiştir; dolayısıyla onlara hiçbir sevap yoktur. İşledikleri günahın büyüklüğü sebebiyle onlar cehennem ateşinde ebedî kalıcıdırlar; zira küfür ameli boşa çıkarır ve ahirette sahibine hiçbir mükâfat kazandırmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: { وَقَدِمْنا إِلى ما عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْناهُ هَباءً مَنْثُوراً (٢٣) } “Onların yaptıkları her amelin önüne geçtik ve onu saçılmış toz zerreleri haline getirdik. (23)” [el-Furkân: 25/23].

5603. Metin

وإذا كان المشركون غير أهل لعمارة المساجد، بسبب كفرهم، فإنما الذي يستحق عمارة المساجد بالحق والواجب وهو أهل لها من اتصف حقا بالإيمان بالله تعالى إيمانا صحيحا، بالاعتراف بوجوده وتوحيده، وتخصيصه بالعبادة والتوكل عليه، وآمن أيضا باليوم الآخر الذي يحاسب الله فيه العباد، ويجزي فيه بالثواب للمحسنين وبالعقاب للمسيئين، وأقام الصلاة المفروضة على الوجه الأكمل بأركانها وشروطها

Eğer müşrikler küfürleri sebebiyle mescitleri imar etmeye ehil değillerse, mescitleri hak ve görev olarak imar etmeyi hak eden ve buna ehil olan kimse; ancak varlığını ve birliğini ikrar ederek, ibadeti sadece O'na has kılıp O'na tevekkül ederek Allah Teâlâ'ya sahih bir imanla hakkıyla inanan, Allah'ın kulları hesaba çekeceği, iyilik yapanları mükâfatlandırıp kötülük yapanları cezalandıracağı ahiret gününe de inanan, farz kılınan namazı rükünleri ve şartlarıyla en mükemmel şekilde ikame eden,

5604. Metin

وتدبر تلاوتها وأذكارها، وخشوع القلب لله فيها، وآتى الزكاة المفروضة لمستحقيها المعروفين، كالفقراء والمساكين وأبناء السبيل، ولم يخش في قوله إلا الله وحده، دون غيره من الأصنام والعظماء الذين لا ينفعون ولا يضرون في الحقيقة، وإنما النفع والضر بيد الله، وهؤلاء هم الذين يرجى بحق أن يكونوا من المهتدين إلى الخير دائما، وإلى ما يحب الله ويرضيه، المستحقون الثواب على أعمالهم، لا أولئك المشركون الضالون الذين يجمعون بين الأضداد، فيشركون بالله، ويكفرون بما جاء به رسوله، ويسجدون للطواغيت (الأصنام) ثم يقدمون بعض الخدمات للمسجد الحرام كسقاية الحاج وتأمين الحرم.

kıraatini ve zikirlerini tefekkür eden, içinde Allah'a karşı kalbi huşû duyan, farz kılınan zekâtı fakirler, miskinler ve yolda kalmışlar gibi bilinen hak sahiplerine veren ve sözünde gerçekte hiçbir fayda ve zarar veremeyen putlar ve büyük adamlar gibi O'ndan başkasından değil, sadece Allah'tan korkan kimsedir. Zira fayda ve zarar yalnızca Allah'ın elindedir. İşte daima hayra, Allah'ın sevip razı olduğu şeylere hidayet bulanlardan olmaları ve amellerine karşılık sevabı hak etmeleri gerçekten umulan kimseler bunlardır. Yoksa zıtlıkları bir araya getirip Allah'a ortak koşan, Resûlü'nün getirdiğini inkâr eden, tağutlara (putlara) secde edip ardından da hacılara su dağıtmak ve Harem'in güvenliğini sağlamak gibi Mescid-i Haram'a bazı hizmetler sunan o sapkın müşrikler değildir.

5605. Metin

أخرج الإمام أحمد عن أبي سعيد الخدري أن النبي ﷺ قال: «إذا رأيتم الرجل يعتاد المساجد فاشهدوا له بالإيمان» .

İmam Ahmed'in Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayet ettiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Bir adamın mescitlere devam ettiğini görürseniz, onun imanına şahitlik ediniz.»

5606. Metin

فضل الإيمان بالله والجهاد

Allah'a İmanın ve Cihadın Fazileti

5607. Metin

ليس هناك أفضل ولا أكرم ولا أولى من الإيمان الخالص بالله تعالى، والجهاد في سبيله لإعلاء كلمة الحق ونشر دعوة الله في الأرض، فبالإيمان تنتعش النفوس وتسعد، وتقدم على الحياة بروح وثابة عالية ومنهج عقلاني صحيح، وبالجهاد تعتز الأمة وتعلو كلمتها وترهب أعداءها الطامعين في خيراتها، وسلب مقدراتها وإذلالها، لذا حرّض القرآن على الإيمان أولا والجهاد ثانيا في قوله تعالى:

Allah Teâlâ'ya ihlasla iman etmekten ve hak kelimesini yüceltip Allah'ın davetini yeryüzünde yaymak için O'nun yolunda cihat etmekten daha faziletli, daha şerefli ve daha öncelikli hiçbir şey yoktur. Zira imanla nefisler canlanır, mutlu olur, dinamik ve yüce bir ruhla, sahih ve akılcı bir yöntemle hayata atılır. Cihatla da ümmet izzet bulur, sözü yücelir ve onun zenginliklerine göz diken, imkânlarını gasp etmek ve onu zelil kılmak isteyen düşmanlarına korku salar. Bu sebeple Kur'an, Allah Teâlâ'nın şu kavlinde öncelikle imana, ikinci olarak da cihada teşvik etmiştir:

5608. Metin

[سورة التوبة (٩) : الآيات ١٩ الى ٢٢]

[Tevbe Suresi (9): Ayet 19-22]

5609. Metin

أَجَعَلْتُمْ سِقايَةَ الْحاجِّ وَعِمارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَجاهَدَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ لا يَسْتَوُونَ عِنْدَ اللَّهِ وَاللَّهُ لا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ (١٩) الَّذِينَ آمَنُوا وَهاجَرُوا وَجاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ أَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللَّهِ وَأُولئِكَ هُمُ الْفائِزُونَ (٢٠) يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ فِيها نَعِيمٌ مُقِيمٌ (٢١) خالِدِينَ فِيها أَبَداً إِنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ (٢٢)

{ أَجَعَلْتُمْ سِقايَةَ الْحاجِّ وَعِمارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَجاهَدَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ لا يَسْتَوُونَ عِنْدَ اللَّهِ وَاللَّهُ لا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ (١٩) الَّذِينَ آمَنُوا وَهاجَرُوا وَجاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ أَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللَّهِ وَأُولئِكَ هُمُ الْفائِزُونَ (٢٠) يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ فِيها نَعِيمٌ مُقِيمٌ (٢١) خالِدِينَ فِيها أَبَداً إِنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ (٢٢) } “Hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram'ı imar etmeyi, Allah'a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda cihat eden kimse ile bir mi tuttunuz? Bunlar Allah katında eşit olmazlar. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (19) İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat edenlerin Allah katındaki dereceleri çok daha büyüktür. İşte kurtuluşa erenler onlardır. (20) Rableri onlara kendisinden bir rahmet, bir rıza ve içinde kendileri için ebedî nimetler bulunan cennetler müjdeler. (21) Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz büyük mükâfat Allah katındadır. (22)”

5610. Metin

»

»1

5611. Metin

[التوبة: ٩/ ١٩- ٢٢] .

[et-Tevbe: 9/19-22] .

5612. Metin

سبب نزول الآية- فيما

Ayetin nüzul sebebi:

5613. Metin

رواه مسلم وغيره عن النعمان بن بشير- قال: كنت عند منبر رسول الله ﷺ في نفر من أصحابه، فقال رجل منهم: ما أبالي أن لا أعمل لله عملا بعد الإسلام إلا أن أسقي الحاج، وقال آخر: بل عمارة المسجد الحرام، وقال آخر: بل الجهاد في سبيل الله خير مما قلتم، فزجرهم عمر، وقال: لا ترفعوا أصواتكم عند منبر رسول الله ﷺ، وذلك يوم الجمعة، ولكن إذا صليت الجمعة، دخلت على رسول الله ﷺ، فاستفتيته فيما اختصمتم، فأنزل الله: أَجَعَلْتُمْ سِقايَةَ الْحاجِّ.. الآية.

Müslim ve diğerlerinin Nu'mân b. Beşîr'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in minberinin yanında sahabilerinden bir grubun içindeydim. Onlardan bir adam: «İslam'dan sonra hacılara su vermekten başka Allah için hiçbir amel işlememeyi dert etmem» dedi. Diğeri: «Hayır, Mescid-i Haram'ı imar etmek [daha hayırlıdır]» dedi. Bir başkası ise: «Hayır, Allah yolunda cihat etmek söylediklerinizden daha hayırlıdır» dedi. Bunun üzerine Ömer onları azarladı ve: «Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in minberinin yanında sesinizi yükseltmeyin» dedi -bu cuma günüydü- «Fakat cuma namazını kıldıktan sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına gireceğim ve tartıştığınız konuda ona fetva soracağım.» [Böyle yaptı] ve Allah Teâlâ: { أَجَعَلْتُمْ سِقايَةَ الْحاجِّ.. } “Hacılara su vermeyi... bir mi tuttunuz?” ayetini indirdi.

5614. Metin

ومن المعلوم أن السقاية والحجابة أفضل مآثر قريش، وقد أقرهما الإسلام، وكانت سقاية الحاج في بني هاشم، وكان العباس يتولاها،

Şurası bilinmektedir ki sikâye (hacılara su sağlama) ve hicâbe (Kâbe'nin bakımı ve anahtarlarını koruma) Kureyş'in en üstün meziyetlerindendi ve İslam bunları onaylamıştı. Hacılara su sağlama görevi Hâşimoğulları'ndaydı ve bu görevi Abbas yürütüyordu.

5615. Metin

ولما نزلت هذه الآية قال العباس: ما أراني إلا أترك السقاية، فقال النبي ﷺ: «أقيموا عليها فإنها لكم خير» .

Bu ayet inince Abbas: «Artık sikâye görevini bırakacağımı düşünüyorum» dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: «Görevinize devam ediniz, zira o sizin için hayırlıdır» buyurdu.

5616. Metin

وعمارة المسجد: هي حفظه من الظلم فيه أو يقال هجرا، وكان ذلك إلى العباس.

Mescidin imarı: Mescidi orada zulüm işlenmesinden veya çirkin söz söylenmesinden korumaktır; bu görev de Abbas'a aitti.

5617. Metin

أو هي السدانة: وهي خدمة البيت خاصة، وكانت في بني عبد الدار، وكان يتولاها عثمان بن طلحة بن أبي طلحة، وشيبة بن عثمان بن أبي طلحة، وهما اللذان دفع إليهما رسول الله ﷺ مفتاح الكعبة في ثاني يوم الفتح بعد أن طلبه العباس وعلي ﵄.

Veya bu sidânedir: Sidâne bizzat Beytullah'ın hizmetidir ve Abdüddâroğulları'ndaydı. Bu görevi Osmân b. Talha b. Ebî Talha ile Şeybe b. Osmân b. Ebî Talha yürütüyordu. Bunlar, fethin ikinci günü Abbas ve Ali radıyallâhu anhümâ istedikten sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Kâbe'nin anahtarını kendilerine teslim ettiği iki kimsedir.

5618. Metin

وقال ﷺ لعثمان وشيبة: «يوم وفاء وبرّ، خذوها خالدة تالدة، لا ينازعكموها إلا ظالم» .

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Osmân ve Şeybe'ye: «Bugün vefa ve iyilik günüdür; onu ebedî ve kalıcı olarak alınız, zalim olandan başkası onu sizden çekip almaz» buyurdu.

5619. Metin

والراجح أن عمارة المسجد الحرام هي السدانة.

Tercih edilen görüşe göre Mescid-i Haram'ın imarı, sidânedir.

5620. Metin

ومعنى الآيات: أجعلتم أهل السقاية وعمارة المسجد الحرام كمن آمن بالله واليوم الآخر، وجاهد في سبيل الله سواء في الفضيلة والدرجة؟! فإن السقاية والعمارة، وإن كانتا من أعمال الخير، فأصحابهما لا يساوون في المنزلة أهل الإيمان

Ayetlerin manası şudur: Fazilet ve derece bakımından su sağlayan ve Mescid-i Haram'ı imar eden kimseleri, Allah'a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda cihat eden kimse gibi mi kıldınız?! Zira su sağlama ve imar etme hayırlı amellerden olsa da, bu amellerin sahipleri mertebe bakımından iman

5621. Metin

والجهاد، ثم بيّن تعالى عدم تساوي الفريقين بقوله: وَاللَّهُ لا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ أي لا يهدي القوم الكافرين في أعمالهم إلى ما هو الأفضل والأرقى رتبة، إذ قد طمس على قلوبهم، والآية إنكار صريح على تشبيه المشركين وأعمالهم المحبطة بالمؤمنين وأعمالهم المثبتة، وأن يسوى بينهم، وجعل تسويتهم ظلما، بعد ظلمهم بالكفر.

ve cihat ehline denk olamazlar. Sonra Allah Teâlâ: { وَاللَّهُ لا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ } “Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” kavliyle iki grubun eşit olmadığını açıklamıştır. Yani amellerinde inkârcı olan bir topluluğu, kalpleri perdelendiği için en üstün ve en yüce mertebeye ulaştırmaz. Bu ayet; müşrikleri ve boşa gitmiş amellerini, müminlere ve kabul görmüş amellerine benzetmeyi, onları birbirine denk tutmayı açıkça reddetmekte ve küfürle yaptıkları zulmün ardından onları eşit kılmayı da bir zulüm saymaktadır.

5622. Metin

فالإيمان بالله واليوم الآخر والجهاد في سبيل الله بالمال والنفس أفضل وأعظم درجة عند الله من أعمال السقاية والسدانة أو العمارة.

Allah'a ve ahiret gününe iman etmek ve Allah yolunda malla ve canla cihat etmek, Allah katında su sağlama, sidâne veya imar amellerinden daha faziletli ve derece bakımından daha büyüktür.

5623. Metin

ثم بيّن الله مراتب التفاضل بين المؤمنين أنفسهم، فإنها تتفاوت بحسب التفاوت في الإيمان، والهجرة، والجهاد بالمال والنفس، وحكم الله أن أهل هذه الخصال أعظم درجة عند الله من جميع الخلق، ثم حكم لهم بالفوز برحمته ورضوانه، والفوز: بلوغ البغية، إما في نيل رغبة، أو نجاة من مهلكة.

Sonra Allah müminlerin bizzat kendi aralarındaki üstünlük derecelerini açıklamıştır; nitekim bu dereceler iman, hicret, malla ve canla cihattaki farklılığa göre değişir. Allah Teâlâ bu vasıflara sahip olanların bütün yaratılmışlardan Allah katında daha yüce dereceye sahip olduğuna hükmetmiş, ardından rahmetine ve rızasına nail olarak kurtuluşa ereceklerini bildirmiştir. Fevz (kurtuluş): İster arzu edilen şeye kavuşmakla isterse helak edici şeyden kurtulmakla olsun, gayeye ulaşmaktır.

5624. Metin

وهذا الفوز: هو أنه تعالى يبشرهم في كتابه المنزل على رسوله برحمة واسعة، ورضوان كامل، وجنات لهم فيها نعيم دائم، وهم في هذا النعيم خالدون على الدوام إلى ما شاء الله تعالى.

Bu kurtuluş şudur: Allah Teâlâ, Resûlü'ne indirdiği Kitabı'nda onları geniş bir rahmetle, tam bir rıza ile ve içinde daimi nimetler bulunan cennetlerle müjdeler. Onlar bu nimetin içinde Allah Teâlâ dilediği müddetçe sürekli ve ebedî kalacaklardır.

5625. Metin

وإن الله عنده الثواب العظيم على الإيمان والعمل الصالح ومنه الهجرة، والجهاد في سبيل الله ومن أجل مرضاته، كما جاء في آية أخرى:

Şüphesiz Allah katında imana ve aralarında hicretin de bulunduğu salih amele, Allah yolunda ve O'nun rızası uğruna cihada karşılık pek büyük bir mükâfat vardır; nitekim diğer bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

5626. Metin

وَعَدَ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِناتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهارُ خالِدِينَ فِيها وَمَساكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ وَرِضْوانٌ مِنَ اللَّهِ أَكْبَرُ ذلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ (٧٢) [التوبة: ٩/ ٧٢] . والرضوان: نهاية الإحسان، وهو شيء روحي، والنعيم في الجنة شيء مادي، فهو لين العيش ورغده.

{ وَعَدَ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِناتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهارُ خالِدِينَ فِيها وَمَساكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ وَرِضْوانٌ مِنَ اللَّهِ أَكْبَرُ ذلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ (٧٢) } “Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaat etmiştir. Allah'ın rızası ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş budur. (72)” [et-Tevbe: 9/72]. Rıdvân (rıza): İhsanın nihai noktasıdır ve manevi bir şeydir; cennetteki nimet ise maddi bir şeydir, yani hayatın yumuşaklığı ve bolluğudur.

5627. Metin

والصحب الكرام سلف هذه الأمة هم أصحاب هذه الخصال، فعلى سيوفهم انبنى الإسلام، وهم ردوا الناس إلى الشرع، وأشادوا صرح الأمة ورفعوا عزة مجدها، لذا

Bu ümmetin selefi olan değerli sahabiler bu vasıfların sahipleridir. Zira İslam onların kılıçları üzerinde inşa edilmiş, insanları şeriata onlar döndürmüş, ümmetin binasını yükseltmiş ve onun şanının izzetini onlar yüceltmiştir. Bu yüzden

5628. Metin

قال النبي ﷺ فيما رواه الإمام أحمد في مسنده عن أنس ﵁:

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, İmam Ahmed'in Müsned'inde Enes radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuştur:

5629. Metin

«دعوا لي أصحابي: فو الذي نفسي بيده لو أنفقتم مثل أحد ذهبا ما بلغتم أعمالهم»

«Ashabımı bana bırakın! Nefsim elinde olan [Allah]'a yemin ederim ki Uhud kadar altın infak etseniz, onların amellerine ulaşamazsınız.»

5630. Metin

فهل يجوز لأحد النيل من أصحاب الرسول أو سبهم أو الطعن بهم؟! فمن فعل ذلك فهو من أفسق الفاسقين وأجهل الجاهلين والحاقدين.

Hiç kimsenin Resûl'ün ashabını küçümsemesi, onlara sövmesi veya dil uzatması caiz olur mu?! Bunu yapan kimse, fasıkların en fasığı, cahillerin ve kin güdenlerin en cahilidir.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.