7141. Metin
الوحي القرآني
Kur'an Vahyi
7142. Metin
يظل الوحي القرآني الإلهي حجة الله تعالى على خلقه، ومنار السبيل إلى عباده، وطريق الإنقاذ من الضلالة والرّدى إلى الهداية والحياة السوية، وتميز هذا الوحي بالبيان العربي الواضح المشرق، وبالثروة المعرفية الخصبة التي تزداد نموّا واتّساعا كلما تقدم العلم والمدنية، وكلما ازداد التأمل والتفكر في عظمة البيان الإلهي واتّساعه وشموله، وخلوده مع ممرّ الزمان، وإعرابه وإفصاحه عن أسرار الكون والإنسان والحياة. ولقد تبدلت حياة الأمة العربية تبدّلا جذريّا وشاملا بالهدي القرآني والبيان الرّباني الرفيع، فقال الله تعالى مبيّنا خواص هذا التبدل السريع في مطلع سورة يوسف المكية على المعتمد:
İlâhî Kur'an vahyi, Yüce Allah'ın yaratılmışları üzerindeki hücceti, kullarına giden yolun aydınlatıcısı, dalaletten ve helakten hidayete ve dosdoğru bir hayata kurtuluş yolu olmaya devam etmektedir. Bu vahiy; açık, parlak Arapça beyanıyla, ilim ve medeniyet ilerledikçe, ilâhî beyanın büyüklüğü, genişliği, kapsamı, zamanın akışıyla birlikte ebedîliği, kâinatın, insanın ve hayatın sırlarını açıkça ortaya koyması üzerinde tefekkür ve düşünme arttıkça sürekli gelişen ve genişleyen verimli bilgi zenginliğiyle temayüz etmiştir. Nitekim Arap ümmetinin hayatı, Kur'an hidayeti ve yüce Rabbânî beyan ile köklü ve kapsamlı bir şekilde değişmiştir. Nitekim Yüce Allah, en muteber görüşe göre Mekkî olan Yûsuf sûresinin başında bu hızlı değişimin özelliklerini açıklayarak şöyle buyurmuştur:
7143. Metin
[سورة يوسف (١٢) : الآيات ١ الى ٣]
[Yûsuf Sûresi (12), Âyetler 1-3]
7144. Metin
﷽
Bismillâhirrahmânirrahîm
7145. Metin
الر تِلْكَ آياتُ الْكِتابِ الْمُبِينِ (١) إِنَّا أَنْزَلْناهُ قُرْآناً عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ (٢) نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ الْقَصَصِ بِما أَوْحَيْنا إِلَيْكَ هذَا الْقُرْآنَ وَإِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الْغافِلِينَ (٣)
{ الر تِلْكَ آياتُ الْكِتابِ الْمُبِينِ (١) إِنَّا أَنْزَلْناهُ قُرْآناً عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ (٢) نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ الْقَصَصِ بِما أَوْحَيْنا إِلَيْكَ هذَا الْقُرْآنَ وَإِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الْغافِلِينَ (٣) } “Elif. Lâm. Râ. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir. (1) Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik. (2) Biz, bu Kur'an'ı sana vahyetmekle sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce [bu kıssalardan] kesinlikle habersiz olanlardandın. (3)”
7146. Metin
«١» [يوسف: ١٢/ ١- ٣] .
«١» [Yûsuf: 12/ 1-3].
7147. Metin
روى ابن جرير عن ابن مسعود: أن أصحاب رسول الله ﷺ ملّوا ملّة، فقالوا:
İbn Cerîr, İbn Mes'ûd'dan rivayet etmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashâbı bir defasında usanç hissedip şöyle dediler:
7148. Metin
لو قصصت علينا يا رسول الله، فنزلت هذه الآية: نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ الْقَصَصِ بِما أَوْحَيْنا إِلَيْكَ هذَا الْقُرْآنَ وَإِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الْغافِلِينَ
“Ey Allah'ın Resûlü, bize kıssa anlatsan ya!” Bunun üzerine şu ayet indi: { نَحْنُ نَقُصُّ1 عَلَيْكَ أَحْسَنَ الْقَصَصِ بِما أَوْحَيْنا إِلَيْكَ هذَا الْقُرْآنَ وَإِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الْغافِلِينَ } “Biz bu Kur'an'ı sana vahyetmekle en güzel kıssaları sana anlatıyoruz. Hâlbuki sen, bundan önce [bunlardan] elbette habersiz olanlardandın.”
7149. Metin
ثم ملّوا ملّة أخرى، فقالوا: لو حدثتنا يا رسول الله، فنزلت: اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتاباً مُتَشابِهاً مَثانِيَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلى ذِكْرِ اللَّهِ ذلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشاءُ وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَما لَهُ مِنْ هادٍ (٢٣) [الزّمر: ٣٩/ ٢٣] .
Sonra başka bir zaman yine usandılar ve: "Ey Allah'ın Resûlü, bize söz söyleseydin ya!" dediler. Bunun üzerine şu âyet indi: { اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتاباً مُتَشابِهاً مَثانِيَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلى ذِكْرِ اللَّهِ ذلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشاءُ وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَما لَهُ مِنْ هادٍ (٢٣) } “Allah, sözün en güzelini; [âyetleri] birbirine benzeyen ve mükerrer anlatımlı bir Kitap hâlinde indirmiştir. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir; sonra derileri de kalpleri de Allah'ın zikrine yumuşar. İşte bu, Allah'ın hidayetidir ki dilediğini onunla doğru yola iletir. Allah kimi de saptırırsa artık ona doğru yolu gösteren bulunmaz. (23)” [ez-Zümer: 39/ 23].
7150. Metin
سمي القرآن قرآنا لأنه يقرأ، وهو اسم جنس يقع على القليل والكثير، وقال أبو عبيد: سمّي قرآنا لأنه يجمع السور، فيضمّها.
Kur'an, okunduğu için Kur'an olarak isimlendirilmiştir; azına da çoğuna da delalet eden bir cins ismidir. Ebû Ubeyde ise şöyle demiştir: Sûreleri toplayıp bir araya getirdiği (içine aldığı) için ona Kur'an adı verilmiştir.
7151. Metin
وسميت سورة يوسف بأنها أحسن القصص لأسباب ذكرها العلماء منها: أن كل من ذكر فيها كان مآله إلى السعادة، يتبين ذلك من أحوال يوسف وأبيه وإخوته وامرأة العزيز والملك والساقي مستعبر الرؤيا. ومنها: انفراد السورة بما فيها من أخبار لم تتكرر في غيرها، ومنها أنها ذكرت جملة من الفوائد التي تصلح الدنيا والدين، كالتوحيد، والفقه، والسّير، والسياسة، والمعاشرة، وتعبير الرؤيا، وتدبير المعاش.
Âlimlerin zikrettiği birtakım sebeplerden dolayı Yûsuf sûresi kıssaların en güzeli (ahsenü'l-kasas) olarak isimlendirilmiştir. Bu sebeplerden bazıları şunlardır: Orada zikredilen herkesin akıbeti mutluluğa ulaşmıştır; bu durum Yûsuf'un, babasının, kardeşlerinin, Azîz'in karısının, kralın ve rüya tabiri isteyen sakînin hallerinden açıkça anlaşılmaktadır. Bir diğeri: Sûrenin, başka sûrelerde tekrarlanmayan haberleri ihtiva etmesiyle müstakil olmasıdır. Yine bir başkası da: Tevhid, fıkıh, siyer, siyaset, muaşeret, rüya tabiri ve maişet tedbiri gibi dünya ve dini ıslah eden birçok faydayı bir arada zikretmiş olmasıdır.
7152. Metin
ومعنى الآيات في مطلع سورة يوسف: التنبيه بحروف الر إلى إعجاز القرآن، وتحدّي العرب بالإتيان بمثله، ما دام مكونا من الحروف نفسها التي تتألف منها لغتهم، ويصوغون بها بيانهم الفصيح خطابة وشعرا ونثرا. والآيات التي أنزلت عليك أيها النّبي في هذه السورة آيات ظاهرة الإعجاز، وهي آيات القرآن البيّن في نفسه، الظاهر في إعجازه، الواضح الجلي الذي يفصح عن الأشياء المبهمة ويفسرها ويبيّنها، ويوضح الحلال والحرام، والحدود والأحكام، والهدى والبركة والنور.
Yûsuf sûresinin başındaki âyetlerin anlamı şudur: "Elif, Lâm, Râ" harfleriyle Kur'an'ın mucizeliğine dikkat çekilmesi ve dilleri bu harflerden meydana geldiği, hitabet, şiir ve nesir halindeki fasih beyanlarını bunlarla oluşturdukları halde Kur'an'ın bir benzerini getirmeleri hususunda Araplara meydan okunmasıdır. Bu sûrede sana indirilen âyetler, ey Peygamber, i'câzı apaçık olan âyetlerdir; bunlar, bizzat kendisi apaçık, i'câzı zâhir, kapalı şeyleri açıklayıp tefsir eden ve beyan eden, helali, haramı, hadleri, hükümleri, hidayeti, bereketi ve nuru izah eden Kur'an'ın âyetleridir.
7153. Metin
يقرر الله تعالى أنا أنزلنا هذا القرآن على النّبي محمد العربي الهاشمي، بلغة العرب أفصح اللغات وأبينها وأوسعها وأكثرها تأدية للمعاني التي تقوم بالنفوس، لتتعلموا ما لم تكونوا تعلمون من قصص وأخبار، وآداب وأخلاق، وأحكام وتشريعات،
Yüce Allah; daha önce bilmediğiniz kıssaları, haberleri, edep ve ahlakı, hükümleri ve teşrîleri bilesiniz diye,
7154. Metin
ومناهج سياسة واجتماع واقتصاد، ولتتدبروا وتتأملوا ما فيها من معان وأهداف، تبني الفرد والجماعة على أقوم بنيان، وأثبت أساس.
siyaset, sosyoloji ve iktisat usullerini öğrenesiniz ve ferdi de toplumu da en sağlam bina ve en muhkem temel üzerine inşa eden anlam ve hedefleri tefekkür edip düşünesiniz diye bu Kur'an'ı Hâşimî olan Arap Peygamber Muhammed'e, dillerin en fasihi, en açığı, en kapsamlısı ve nefislerde yer eden manaları ifade etmeye en elverişlisi olan Arap diliyle indirdiğini beyan buyurmaktadır.
7155. Metin
قال ابن كثير: فلهذا أنزل أشرف الكتب، بأشرف اللغات، على أشرف الرّسل، بسفارة أشرف الملائكة، وكان ذلك في أشرف بقاع الأرض، وابتدئ إنزاله في أشرف شهور السنة، فكمل من كل الوجوه.
İbn Kesîr şöyle demiştir: Bundan dolayı en şerefli kitap, en şerefli dille, en şerefli elçiye, meleklerin en şereflisinin vasıtasıyla indirilmiş; bu da yeryüzünün en şerefli beldesinde vuku bulmuş ve indirilmesine yılın en şerefli aylarında başlanmıştır. Böylece o, her bakımdan kemale ermiştir.
7156. Metin
ثم يتابع الله إخباره لنبيّه بأنا نحن نخبرك بأحسن الأخبار، بسبب إيحائنا إليك هذا القرآن، الذي جاء تامّا كاملا، مفصّلا كل شيء، وجاءت قصة يوسف كاملة تامة، مفصلة، ذات أهداف سامية، وعبر كثيرة، وإن كنت من قبل ما أوحينا، أي من قبل إيحائنا إليك، من الغافلين عما عرّفناك به من القصص وأعلمناك من شؤون الأمم، أي من الجاهلين به، فلا علم لك به قط، شأنك شأن قومك، لا يعلمون من قصص الماضين وأخبارهم شيئا.
Sonra Allah, Peygamberine bildirmeye şöyle devam eder: Biz sana, her şeyi ayrıntılı olarak açıklayan tam ve kamil olarak gelmiş bu Kur'an'ı vahyetmemiz sebebiyle haberlerin en güzelini bildiriyoruz. Yûsuf kıssası da eksiksiz, tastamam, ayrıntılı, yüce hedeflere ve pek çok ibretlere sahip olarak gelmiştir. Bizim vahyetmemizden önce, yani sana vahyetmemizden önce sen, sana tanıttığımız kıssalardan ve bildirdiğimiz ümmetlerin hallerinden habersiz olanlardandın; yani bu hususta hiçbir bilgin yoktu. Tıpkı geçmiştekilerin kıssalarından ve haberlerinden hiçbir şey bilmeyen kavminin durumu gibi senin de bu konuda hiçbir bilgin yoktu.
7157. Metin
إن قصة يوسف قصة جامعة، شاملة للدين والدنيا، والحياة الاجتماعية، والاقتصادية، والسياسية، والأدبية الخلقية، الملأى بالعبر والعظات، ومن أهمها الصبر على الأذى، والعفو عند المقدرة.
Yûsuf kıssası; dini ve dünyayı, sosyal, ekonomik, siyasî, ahlakî ve edebî hayatı kuşatan, dersler ve öğütlerle dolu, toparlayıcı ve kapsamlı bir kıssadır. Bunların en önemlileri ise eziyete sabretmek ve gücü yettiğinde affetmektir.
7158. Metin
رؤيا يوسف ﵇
Yûsuf aleyhisselâm'ın Rüyası
7159. Metin
قد تكون الرؤيا المنامية الروحانية عجيبة جدا، لا مثيل لها في الكتب المدونة، ويصعب تصورها في اليقظة والوجود الواعي، ومن الرؤى ما هو إخبار عن مشاهد ستقع حتما، أو تصورات عن كوارث مستقبلية، يستغربها الرّائي والسامع، ويتخوف منها صاحبها، إذ يرى ما لا تتصوره العقول البشرية أو الأفكار العلمية، لأنها غير خاضعة لموازين الحس الواقع أو الأمر المشاهد. ومن غرائب الرؤى ما رآه يوسف
Uykudaki ruhanî rüya, yazılı kitaplarda benzeri bulunmayan derecede çok şaşırtıcı olabilir; uyanıklık ve bilinçli varlık halinde bunu tasavvur etmek güçtür. Rüyalardan bazıları, kesin olarak gerçekleşecek sahnelere dair bir haber veya gelecekteki felaketlere ilişkin tasavvurlar olup görenin ve işitenin hayretini celbeder, rüya sahibi bundan korkuya kapılır. Çünkü o, beşer akıllarının veya ilmî düşüncelerin tasavvur edemeyeceği şeyleri görür; zira bu rüyalar, yaşanan hissin veya müşahede edilen durumun ölçülerine tâbi değildir. Şaşırtıcı rüyalardan biri de Yûsuf
7160. Metin
عليه السّلام في طفولته ليلة القدر، ليلة الجمعة، ثم تحققت رؤياه بعد أربعين سنة أو بعد ثمانين سنة.
aleyhisselâm'ın çocukluğunda Kadir gecesinde, cuma gecesi gördüğü rüyadır; daha sonra onun bu rüyası kırk yıl yahut seksen yıl sonra gerçekleşmiştir.
7161. Metin
أخبر القرآن الصادق: كلام الله اليقيني عن رؤيا يوسف في هذه الآيات، فقال تعالى:
Doğru sözlü Kur'an -yani Allah'ın kesin kelamı-, bu âyetlerde Yûsuf'un rüyasını haber vererek şöyle buyurmuştur:
7162. Metin
[سورة يوسف (١٢) : الآيات ٤ الى ٦]
[Yûsuf Sûresi (12), Âyetler 4-6]
7163. Metin
إِذْ قالَ يُوسُفُ لِأَبِيهِ يا أَبَتِ إِنِّي رَأَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوْكَباً وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَأَيْتُهُمْ لِي ساجِدِينَ (٤) قالَ يا بُنَيَّ لا تَقْصُصْ رُؤْياكَ عَلى إِخْوَتِكَ فَيَكِيدُوا لَكَ كَيْداً إِنَّ الشَّيْطانَ لِلْإِنْسانِ عَدُوٌّ مُبِينٌ (٥) وَكَذلِكَ يَجْتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْوِيلِ الْأَحادِيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلى آلِ يَعْقُوبَ كَما أَتَمَّها عَلى أَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ إِبْراهِيمَ وَإِسْحاقَ إِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ (٦)
{ إِذْ قالَ يُوسُفُ لِأَبِيهِ يا أَبَتِ إِنِّي رَأَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوْكَباً وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَأَيْتُهُمْ لِي ساجِدِينَ (٤) قالَ يا بُنَيَّ لا تَقْصُصْ رُؤْياكَ عَلى إِخْوَتِكَ فَيَكِيدُوا لَكَ كَيْداً إِنَّ الشَّيْطانَ لِلْإِنْسانِ عَدُوٌّ مُبِينٌ (٥) وَكَذلِكَ يَجْتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْوِيلِ الْأَحادِيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلى آلِ يَعْقُوبَ كَما أَتَمَّها عَلى أَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ إِبْراهِيمَ وَإِسْحاقَ إِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ (٦) } “Hani Yûsuf babasına: «Babacığım! Doğrusu ben [rüyada] on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederken gördüm» demişti. (4) [Babası] şöyle dedi: «Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insana apaçık bir düşmandır. (5) İşte böylece Rabbin seni seçecek, sana rüyaların tabirini öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a tamamladığı gibi sana ve Yakub hanedanına da nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.» (6)”
7164. Metin
«١» «٢» [يوسف: ١٢/ ٤- ٦] .
«١» «٢» [Yûsuf: 12/ 4-6].
7165. Metin
تتحدث هذه الآيات عن رؤيا يوسف الطفل، وقد نزل بها وحي دائم لما فيها من العظات والعبر للأمم والآباء والأبناء، لذا بدئت بالتذكير، فاذكر أيها الرسول محمد لقومك قصة يوسف حين قال لأبيه يعقوب ﵇: إني رأيت في منامي أن أحد عشر كوكبا أو نجما، والشمس والقمر تسجد لي، سجود احترام وتقدير، لا سجود عبادة وتقديس، والأحد عشر كوكبا تبيّن فيما بعد: أنهم إخوة يوسف الأحد عشر نفرا، والشمس والقمر أبوه وأمه، لأن الكواكب لا تسجد في الحقيقة، فيحمل الكلام على الرؤيا، لذا قال يعقوب ﵇: لا تَقْصُصْ رُؤْياكَ عَلى إِخْوَتِكَ.
Bu âyetler, çocuk yaştaki Yûsuf'un rüyasından bahsetmektedir; ümmetler, babalar ve evlatlar için ibretler ve öğütler taşıdığı için kalıcı bir vahiy olarak inmiştir. Bu sebeple hatırlatmayla başlamıştır: Ey Peygamber Muhammed! Yûsuf'un, babası Ya'kūb aleyhisselâm'a: "Ben rüyamda on bir yıldızın yahut gezegenin, güneşin ve ayın bana ibadet ve takdis secdesi değil, saygı ve hürmet secdesiyle secde ettiklerini gördüm" dediği andaki kıssasını kavmine hatırlat. On bir yıldızın daha sonra Yûsuf'un on bir erkek kardeşi, güneş ve ayın ise babası ile annesi olduğu anlaşılmıştır. Çünkü gök cisimleri gerçekte secde etmez; bu sebeple söz rüyaya hamledilir. Bundan dolayı Ya'kūb aleyhisselâm: { لا تَقْصُصْ رُؤْياكَ عَلى إِخْوَتِكَ } “Rüyanı kardeşlerine anlatma” demiştir.
7166. Metin
وقد أخبر نبيّنا ﵊ بتعليم جبريل عن أسماء هذه الكواكب التي طالب يهودي ببيان أسمائها.
Bir Yahudinin isimlerini açıklamasını talep ettiği bu yıldızların isimlerini Peygamberimiz aleyhisselâm Cebrâil'in bildirmesiyle haber vermiştir.
7167. Metin
والظاهر الراجح أن إخوة يوسف لم يكونوا أنبياء، لما وقع منهم من صفات لا تتفق مع عصمة الأنبياء، كالحسد الدنيوي، وعقوق الآباء، وتعريض مؤمن للهلاك والقتل. وبما أن هذه الرؤيا غريبة عجيبة، وتحتاج إلى وقت طويل لتحققها في
Açık ve kuvvetli olan görüşe göre Yûsuf'un kardeşleri, kendilerinden peygamberlerin ismet (masumiyet) sıfatıyla bağdaşmayan dünyevî haset, anne babaya karşı gelme ve bir mümini helake ve öldürülmeye maruz bırakma gibi durumlar sâdır olduğu için peygamber değillerdi. Bu rüya son derece garip ve şaşırtıcı olduğundan ve onun gerçekleşmesi için uzun bir vakte ihtiyaç duyulduğundan dolayı... 12
7168. Metin
الواقع، وهو أربعون سنة أو أكثر، قال يعقوب لابنه يوسف حين قصّ عليه ما رأى: لا تخبر إخوتك بما رأيت، حتى لا يحسدوك، ويحتالوا لك حيلة توقعك في مكروه، فإن الشيطان عدوّ واضح العداوة للإنسان. وقد أدرك يعقوب من هذه الرؤيا أنه سيكون ليوسف شأن عظيم، ويسود قومه حتى أباه وأمه وإخوته، فحذر يوسف من التحدث بهذه الرؤيا.
gerçekleşmesi için kırk yıl veya daha fazla gibi uzun bir zamana ihtiyaç duyulduğu için, Ya'kūb oğlu Yûsuf'a gördüğü şeyi kendisine anlattığında şöyle dedi: Sana haset etmesinler ve seni hoş olmayan bir duruma düşürecek bir hile kurmasınlar diye gördüğün şeyi kardeşlerine anlatma. Zira şeytan, insana düşmanlığı apaçık bir düşmandır. Ya'kūb bu rüyadan Yûsuf'un büyük bir konuma erişeceğini, babası, annesi ve kardeşleri dahil olmak üzere kavmine efendi olacağını anlamış; bu yüzden Yûsuf'u bu rüyayı anlatmaktan sakındırmıştır.
7169. Metin
روى الإمام أحمد وغيره عن معاوية القشيري أنه قال: قال رسول الله ﷺ: «الرؤيا على رجل طائر ما لم تعبّر، فإذا عبّرت وقعت» .
İmam Ahmed ve diğerleri Muâviye el-Kuşeyrî'den rivayet ettiklerine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Rüya, tabir edilmediği sürece bir kuşun ayağındadır; tabir edildiğinde ise vuku bulur."
7170. Metin
وأضاف يعقوب مبشرا ابنه يوسف ببشارة عظيمة، وهي النّبوة وتعبير الرؤيا، فقال له: وكما اختارك ربّك، وأراك هذه الكواكب، مع الشمس والقمر ساجدة لك، يختارك لنفسه ويصطفيك لنبوّته على آلك وغيرهم، ويعلّمك تعبير الرؤيا.
Ya'kūb, oğlu Yûsuf'u peygamberlik ve rüya tabiri gibi büyük bir müjdeyle müjdeleyerek sözlerine şunları ekledi: Rabbin seni seçtiği ve sana bu yıldızları, güneş ve ay ile birlikte secde ederken gösterdiği gibi; seni kendisi için seçecek, ailene ve başkalarına karşı peygamberliği için seni mümtaz kılacak ve sana rüya tabirini öğretecektir.
7171. Metin
والرؤيا: وإن كان مصدرا في الأصل، لكن كثر إطلاقه على المتخيّل في النوم، فجرى مجرى الأسماء. وتعبير الرؤيا: الإخبار بما تؤول إليه في الوجود، وتعليم الله يوسف التأويل: إلهامه الصواب فيها، أو صدق الفراسة.
Rüya (rü'yâ): Aslında bir masdar olmakla birlikte, uykuda hayal edilen şey için çokça kullanılmış ve isim mertebesine geçmiştir. Rüyanın tabir edilmesi: Varlık aleminde varacağı akıbeti haber vermektir. Allah'ın Yûsuf'a tevili öğretmesi ise: Bu hususta ona doğruyu ilham etmesi yahut doğru feraset vermesidir.
7172. Metin
والله سبحانه يتم نعمته عليك يا يوسف، بإرسالك رسولا، وجعلك نبيّا وإيحائه إليك، ويتم هذه النعمة أيضا على آل يعقوب وأسرته، وهم أبوك وإخوتك وذريتك، فآل الإنسان: أهله، وهو خاص بمن لهم مجد وشرف، وإتمام هذه النعمة على آل يعقوب، كإتمامها من قبل هذا الوقت على جدّك إسحاق وجدّ أبيك إبراهيم، وقدّم إبراهيم في البيان الإلهي على إسحاق لأنه الأشرف وأبو الأنبياء، إن ربّك عليم بخلقه وبمن يستحق الاجتباء والاصطفاء، فهو أعلم حيث يجعل رسالته، إنّ ربّك حكيم في صنعه وتدبيره، يفعل الأشياء على ما ينبغي ويتفق مع المناسبات والأوضاع الصحيحة.
Yüce Allah; seni elçi olarak göndermek, peygamber yapmak ve sana vahyetmek suretiyle senin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır ey Yûsuf! Bu nimeti Ya'kūb hanedanı ve ailesi üzerinde de tamamlayacaktır; onlar da senin baban, kardeşlerin ve neslindir. İnsanın "âl"i, ailesidir ve bu kelime şan ve şeref sahipleri için kullanılır. Bu nimetin Ya'kūb hanedanı üzerinde tamamlanması, bu vakitten önce deden İshak ve babanın dedesi İbrahim üzerinde tamamlandığı gibidir. İbrahim ilâhî beyanda İshak'tan önce zikredilmiştir; çünkü o daha şereflidir ve peygamberlerin babasıdır. Şüphesiz Rabbin, yarattıklarını ve seçilip mümtaz kılınmayı kimin hak ettiğini hakkıyla bilendir; O, elçiliğini nereye vereceğini en iyi bilendir. Şüphesiz Rabbin, yaratmasında ve tedbirinde hikmet sahibidir; işleri gerektiği gibi, münasip ve doğru durumlara uygun olarak yapar.
7173. Metin
والنعمة على يوسف: تخلصه من السجن وعصمته، والملك الذي نال، وعلى إبراهيم: اتّخاذه خليلا، وعلى إسحاق: فديته على قول ضعيف بالذّبح العظيم، مضافا ذلك كله إلى النّبوة.
Yûsuf'a yönelik nimet: Zindandan kurtulması, masumiyeti ve elde ettiği hükümdarlıktır. İbrahim'e yönelik nimet: Kendisinin dost (halil) edinilmesidir. İshak'a yönelik nimet ise: Zayıf bir kavle göre büyük bir kurbanlıkla fidye verilmesidir; bütün bunlar peygamberliğe ilave olarak verilmiştir.
7174. Metin
مؤامرة إخوة يوسف
Yûsuf'un Kardeşlerinin Komplosu
7175. Metin
إن ضعف الإنسان وعجزه، وقلقه ومخاوفه، وحرصه على حبّ الذات والظفر بأعظم المغانم وأكثرها، يجعله يقع في أحوال لا تتفق مع أصول الأخلاق، ولا تنسجم مع الطبائع السوية. وهكذا كانت تصرفات إخوة يوسف معه مثلا غريبا في الكيد والحسد والتآمر الدنيء، فلم يتورعوا أن عرّضوا أخاهم للموت البطيء، أو القتل بالتسبب، فتآمروا على إلقائه في بئر، فإما أن يموت أو يلتقطه مسافر، فيجعله عبدا خادما لسيّده، وينتهي في كلا الحالين وجوده. وهذا تصوير المؤامرة، قال الله تعالى:
İnsanın zayıflığı ve acziyeti, kaygıları ve korkuları, bencil olma ve en büyük, en çok kazanımları elde etme hırsı; onu ahlak ilkeleriyle bağdaşmayan ve düzgün fıtratlarla uyuşmayan durumlara düşürür. Nitekim Yûsuf'un kardeşlerinin ona karşı tutumları, tuzak, haset ve alçakça komplo konusunda şaşırtıcı bir örnek teşkil etmiştir. Kardeşlerini yavaş bir ölüme maruz bırakmaktan yahut sebep olarak öldürmekten çekinmediler; onu bir kuyuya atmak üzere anlaştılar; böylece o ya ölecek ya da bir yolcu onu bulup efendisine hizmet eden bir köle yapacak, her iki durumda da onun varlığı son bulacaktı. İşte bu komplonun tasviri; Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
7176. Metin
[سورة يوسف (١٢) : الآيات ٧ الى ١٠]
[Yûsuf Sûresi (12), Âyetler 7-10]
7177. Metin
لَقَدْ كانَ فِي يُوسُفَ وَإِخْوَتِهِ آياتٌ لِلسَّائِلِينَ (٧) إِذْ قالُوا لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إِلى أَبِينا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّ أَبانا لَفِي ضَلالٍ مُبِينٍ (٨) اقْتُلُوا يُوسُفَ أَوِ اطْرَحُوهُ أَرْضاً يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ أَبِيكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِهِ قَوْماً صالِحِينَ (٩) قالَ قائِلٌ مِنْهُمْ لا تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَأَلْقُوهُ فِي غَيابَتِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ إِنْ كُنْتُمْ فاعِلِينَ (١٠)
{ لَقَدْ كانَ فِي يُوسُفَ وَإِخْوَتِهِ آياتٌ لِلسَّائِلِينَ (٧) إِذْ قالُوا لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إِلى أَبِينا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّ أَبانا لَفِي ضَلالٍ مُبِينٍ (٨) اقْتُلُوا يُوسُفَ أَوِ اطْرَحُوهُ أَرْضاً يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ أَبِيكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِهِ قَوْماً صالِحِينَ (٩) قالَ قائِلٌ مِنْهُمْ لا تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَأَلْقُوهُ فِي غَيابَتِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ إِنْ كُنْتُمْ فاعِلِينَ (١٠) } “Andolsun ki Yûsuf ve kardeşlerinde, soranlar için ibretler vardır. (7) [Kardeşleri] demişlerdi ki: «Biz güçlü bir topluluk olduğumuz halde, Yûsuf ile kardeşi babamıza bizden daha sevimlidir. Gerçekten babamız apaçık bir yanılgı içindedir. (8) Yûsuf'u öldürün veya onu [ıssız] bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın; ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz.» (9) İçlerinden bir sözcü: «Yûsuf'u öldürmeyin; eğer mutlaka yapacaksanız onu bir kuyunun derinliklerine bırakın da geçen kafilelerden biri onu alsın» dedi. (10)”
7178. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» «٧» .
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» «٧».
7179. Metin
[يوسف: ١٢/ ٧- ١٠] .
[Yûsuf: 12/ 7-10].
7180. Metin
والمعنى: تالله، لقد كان في قصة يوسف مع إخوته لأبيه آيات وعبر وعظات للسائلين الذين سألوا عنهم، دالّة على قدرة الله تعالى وحكمته في كل شيء، ودالّة
Anlamı şudur: Allah'a yemin olsun ki Yûsuf'un baba bir kardeşleriyle olan kıssasında, onlar hakkında soru soranlar için Allah Teâlâ'nın her şeye yeten kudretine ve her şeydeki hikmetine delalet eden ve...
7181. Metin
على صدق الرسول يوسف وغيره، وموضحة عاقبة البغي عليه وصدق رؤياه وصحة تأويله، فذلك خبر عجيب يستحق الإخبار عنه.
elçi Yûsuf'un ve diğer peygamberlerin doğruluğunu gösteren, ona yapılan haksızlığın akıbetini, rüyasının doğruluğunu ve tabirinin sıhhatini açıklayan âyetler, ibretler ve öğütler vardır. Bu, anlatılmaya değer hayret verici bir haberdir.
7182. Metin
قال إخوة يوسف: والله ليوسف وأخوه بنيامين شقيقه أحبّ إلى أبينا منا، وهما صغيران، ونحن رجال عشرة، جماعة تضرّ وتنفع، وتحمي وتخذل، أي لنا كانت تنبغي المحبة والمراعاة، إن أبانا لفي خطأ واضح، مجاف للصواب، بإيثار يوسف وأخيه علينا بالمحبة، وتركه العدل والمساواة في المحبة، فكيف يفضّل ولدين صغيرين ضعيفين، لا كفاية فيهما ولا منفعة، على رجال أشداء، وكيف يحب الاثنين أكثر من الجماعة؟! وهذا خطأ منهم لأن يوسف وأخاه صغيران يتيمان، ماتت أمهما، والأب عادة يعطف على الصغير حتى يكبر، وعلى المريض حتى يشفى، وعلى الغائب حتى يعود. فهم لم يدركوا أسباب هذه العاطفة، وبيّتوا مؤامرة.
Yûsuf'un kardeşleri dediler ki: "Allah'a yemin olsun, Yûsuf ve öz kardeşi Bünyamin küçük oldukları halde, babamıza bizden daha sevimlidir; oysa biz on kişiden oluşan, zarar ve fayda verebilen, koruyup yardımsız bırakabilen güçlü bir topluluğuz. Yani sevgi ve gözetilmeye layık olan bizdik. Babamız, Yûsuf'u ve kardeşini bize sevgide tercih etmekle ve sevgide adaleti ve eşitliği terk etmekle apaçık, doğrudan uzak bir yanılgı içindedir. Hiçbir yeterliliği ve faydası olmayan iki küçük ve zayıf çocuğu güçlü adamlara nasıl üstün tutar ve iki kişiyi bir topluluktan nasıl daha çok sever?!" Bu, onların bir hatasıydı; zira Yûsuf ve kardeşi, anneleri ölmüş küçük yetimlerdi. Baba ise adet olduğu üzere büyüyene kadar küçüğe, iyileşene kadar hastaya ve dönene kadar uzaktakine şefkat gösterir. Onlar bu şefkatin sebeplerini kavrayamadılar ve gizli bir komplo kurdular.
7183. Metin
وهي أن بعضهم قال: اقتلوا يوسف حسما للمشكلة، أو أبعدوه وانبذوه في أرض مجهولة عن العمران، فلا يستطيع الرجوع إلى أبيه، وتتمحض محبّة أبينا لنا، ونكون بعد قتله أو طرحه أرضا قوما تائبين إلى الله من جنايتنا عليه، وهذا هو الأظهر من اللفظ، وهو قول الجمهور في أن المراد من قولهم: قَوْماً صالِحِينَ معناه التوبة.
O da şuydu: İçlerinden bazıları: "Sorunu kesin olarak çözmek için Yûsuf'u öldürün yahut onu yerleşim yerlerinden uzak, bilinmeyen bir yere atıp sürgün edin ki babasına dönmeye güç yetiremesin; böylece babamızın sevgisi yalnızca bize kalsın ve onu öldürdükten veya bir yere attıktan sonra ona karşı işlediğimiz günahtan dolayı Allah'a tövbe eden bir topluluk oluruz" dediler. Lafızdan en açık olan anlam budur; nitekim cumhurun görüşüne göre onların: { قَوْماً صالِحِينَ } “salih bir topluluk” sözünden maksat tövbedir.
7184. Metin
فقال أكبرهم سنّا وهو روبيل، أو أحلمهم وهو يهوذا، أو أشجعهم وهو شمعون:
Bunun üzerine yaşça en büyükleri olan Rûbîl yahut en hilim sahibi olanları Yehûdâ ya da en cesurları olan Şem'ûn şöyle dedi:
7185. Metin
لا تقدموا على قتل يوسف، فإن القتل جريمة عظيمة، وهو أخوكم، ولكن ألقوه في أسفل البئر، يلتقطه بعض المسافرين الذين يسيرون في الأرض للتجارة، فتستريحوا منه بهذا، ويتحقق غرضكم وهو إبعاده عن أبيه، ولا حاجة إلى قتله، إن كنتم فاعلين، أي عازمين على ما تقولون، وفاعلين ما هو الصواب، فهذا هو الرأي.
"Yûsuf'u öldürmeye kalkışmayın; zira öldürmek büyük bir cinayettir ve o sizin kardeşinizdir. Fakat onu kuyunun dibine bırakın da ticaret için yeryüzünde dolaşan bazı yolcular onu alsın; böylece bundan kurtulmuş olursunuz ve onu babasından uzaklaştırma maksadınız gerçekleşmiş olur, onu öldürmeye de gerek kalmaz. Eğer yapacaksanız, yani söylediğiniz şeyi yapmaya kararlıysanız ve doğru olanı yapacaksanız, işte doğru görüş budur."
7186. Metin
تمثّل هذه المؤامرة الطبيعة البشرية الدنية، فهؤلاء الإخوة دفعهم البغض والحسد والغيرة، على الإقدام على جريمة القتل أو التعريض للخطر، حرصا على المصلحة الذاتية، علما بأن الأب يعقوب ﵇ لم يفضّل يوسف وأخاه إلا في المحبة، والمحبة أمر قلبي ليست في طاقة البشر، فيكون معذورا فيها غير ملام عليها.
Bu komplo, alçak insan tabiatını temsil etmektedir; zira bu kardeşleri kin, haset ve kıskançlık, sırf kendi menfaatlerine düşkünlükleri yüzünden öldürme cinayetine veya tehlikeye maruz bırakmaya sevk etmiştir. Oysa baba Ya'kūb aleyhisselâm, Yûsuf ve kardeşini sadece sevgide üstün tutmuştu; sevgi ise kalbî bir durum olup insanın gücü dahilinde değildir; dolayısıyla o bunda mazurdur, kınanamaz.
7187. Metin
وأخطأ الإخوة إذ قالوا: نرتكب الجناية ثم نتوب، على شاكلة ما يفعله بعض الجهلة الطائشين الذين يقدمون على المعصية عمدا، ثم ينوون التوبة، وهذا عمل طائش وفعل يعدّ مهزلة واستهزاء وتهورا، لأن قبول التوبة لا يكون لمن صمم على الجناية، وتوغّل في سوئها وفحشها، وتعمد ارتكابها.
Kardeşler; bilerek günah işleyip ardından tövbe etmeye niyetlenen bazı düşüncesiz cahillerin yaptığı gibi, "Cinayeti işleriz sonra da tövbe ederiz" demekle hata ettiler. Bu, düşüncesizce bir iş ve maskaralık, alay ve pervasızlık sayılan bir davranıştır; çünkü tövbenin kabulü, suça kesin karar veren, onun kötülüğüne ve çirkinliğine dalan ve onu kasten irtikap eden kimse için geçerli değildir.
7188. Metin
وأخطأ الإخوة أيضا حين اتفقوا على قطيعة الرحم، وقسوة الفعل بأخيهم، وقلة الرأفة، وعقوق الوالد، وهم يعلمون أن أباهم يعقوب من الرسل الكرام، وربما يطلعه الله على فحش فعلهم وسوء صنيعهم. إنهم في الواقع كانوا متهورين، عميا عن تقدير النتائج، قصيري النظر، سذّجا في التفكير، بل كانوا قساة القلوب، عصاة للرّب، مسيئين للوالد الشيخ الكبير إساءة بالغة.
Kardeşler; akrabalık bağını koparma, kardeşlerine karşı acımasızca davranma, merhametsizlik ve babaya itaatsizlik hususunda anlaştıklarında da hata ettiler; halbuki onlar babaları Ya'kūb'un yüce peygamberlerden biri olduğunu ve Allah'ın onların çirkin fiilini ve kötü işlerini ona bildirebileceğini biliyorlardı. Gerçekte onlar pervasız, sonuçları takdir etmekten aciz körler, dar görüşlü ve sığ düşünceli kimselerdi; bilakis onlar taş kalpli, Rabbe isyankâr ve yaşlı büyük babalarına son derece saygısızlık eden kimselerdi.
7189. Metin
تنفيذ إخوة يوسف مؤامرتهم
Yûsuf'un Kardeşlerinin Komplolarını Uygulamaları
7190. Metin
تدارس إخوة يوسف فيما بينهم في أسلم الطرق التي ينجحون فيها في تنفيذ مؤامرتهم، حول أخيهم يوسف ﵇، والحاجز الوحيد أمامهم هو كيفية خداع أبيهم يعقوب ﵇، فتظاهروا مكرا بمحبته ومؤانسته لأخذه معهم، وأظهروا استعدادهم للحفاظ عليه، وقوتهم في الدفاع عنه، وأنهم قادرون على حراسته وحمايته من الذئب المفترس. ولما ألقوا يوسف في البئر وعادوا، زعموا أن الذئب أكله، ولطّخوا قميصه بدم كذب، فما انطلت الحيلة على أبيهم يعقوب،
Yûsuf'un kardeşleri, kardeşleri Yûsuf aleyhisselâm hakkındaki komplolarını uygulamada başarılı olacakları en güvenli yolları kendi aralarında müzakere ettiler. Önlerindeki tek engel, babaları Ya'kūb aleyhisselâm'ı nasıl aldatacakları idi. Onu yanlarına almak için hile ile sevgisini ve yakınlığını gösterdiler; onu korumaya hazır olduklarını, onu savunacak güçte bulunduklarını ve yırtıcı kurttan koruyup muhafaza edebileceklerini belirttiler. Yûsuf'u kuyuya atıp döndüklerinde ise onu kurdun yediğini iddia ettiler ve gömleğine yalan bir kan bulaştırdılar; fakat bu hile babaları Ya'kūb'a yutturulamadı,
7191. Metin
وادّرع بالصبر واستعان بالله تعالى على ما وصفوا من أكاذيب. قال الله تعالى مصوّرا هذه الفعلة الشنيعة:
sabra büründü ve uydurdukları yalanlara karşı Allah Teâlâ'dan yardım diledi. Allah Teâlâ bu çirkin fiili tasvir ederek şöyle buyurdu:
7192. Metin
[سورة يوسف (١٢) : الآيات ١١ الى ١٨]
[Yûsuf Suresi (12), Ayetler 11-18]
7193. Metin
قالُوا يا أَبانا ما لَكَ لا تَأْمَنَّا عَلى يُوسُفَ وَإِنَّا لَهُ لَناصِحُونَ (١١) أَرْسِلْهُ مَعَنا غَداً يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَإِنَّا لَهُ لَحافِظُونَ (١٢) قالَ إِنِّي لَيَحْزُنُنِي أَنْ تَذْهَبُوا بِهِ وَأَخافُ أَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَأَنْتُمْ عَنْهُ غافِلُونَ (١٣) قالُوا لَئِنْ أَكَلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّا إِذاً لَخاسِرُونَ (١٤) فَلَمَّا ذَهَبُوا بِهِ وَأَجْمَعُوا أَنْ يَجْعَلُوهُ فِي غَيابَتِ الْجُبِّ وَأَوْحَيْنا إِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِأَمْرِهِمْ هذا وَهُمْ لا يَشْعُرُونَ (١٥)
{ قالُوا يا أَبانا ما لَكَ لا تَأْمَنَّا عَلى يُوسُفَ وَإِنَّا لَهُ لَناصِحُونَ (١١) أَرْسِلْهُ مَعَنا غَداً يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَإِنَّا لَهُ لَحافِظُونَ (١٢) قالَ إِنِّي لَيَحْزُنُنِي أَنْ تَذْهَبُوا بِهِ وَأَخافُ أَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَأَنْتُمْ عَنْهُ غافِلُونَ (١٣) قالُوا لَئِنْ أَكَلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّا إِذاً لَخاسِرُونَ (١٤) فَلَمَّا ذَهَبُوا بِهِ وَأَجْمَعُوا أَنْ يَجْعَلُوهُ فِي غَيابَتِ الْجُبِّ وَأَوْحَيْنا إِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِأَمْرِهِمْ هذا وَهُمْ لا يَشْعُرُونَ (١٥) } “(Kardeşleri) dediler ki: 'Ey babamız! Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Oysa biz onun için gerçekten samimi öğüt verenleriz.' (11) 'Yarın onu bizimle gönder de gezip oynasın; biz onu kesinlikle koruruz.' (12) (Ya'kūb) dedi ki: 'Onu götürmeniz beni gerçekten üzer ve siz ondan habersizken onu bir kurdun yemesinden korkarım.' (13) Dediler ki: 'Biz güçlü bir topluluk olduğumuz halde onu kurt yerse, o takdirde biz gerçekten hüsrana uğrayanlardan oluruz.' (14) Onu alıp götürdüklerinde ve onu kuyunun derinliklerine bırakmakta görüş birliğine vardıklarında (bunu yaptılar). Biz de ona: 'Andolsun ki sen onlara, hiç farkında olmadıkları bir sırada bu yaptıklarını haber vereceksin' diye vahyettik. (15)”
7194. Metin
وَجاؤُ أَباهُمْ عِشاءً يَبْكُونَ (١٦) قالُوا يا أَبانا إِنَّا ذَهَبْنا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنا يُوسُفَ عِنْدَ مَتاعِنا فَأَكَلَهُ الذِّئْبُ وَما أَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنا وَلَوْ كُنَّا صادِقِينَ (١٧) وَجاؤُ عَلى قَمِيصِهِ بِدَمٍ كَذِبٍ قالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنْفُسُكُمْ أَمْراً فَصَبْرٌ جَمِيلٌ وَاللَّهُ الْمُسْتَعانُ عَلى ما تَصِفُونَ (١٨)
{ وَجاؤُ أَباهُمْ عِشاءً يَبْكُونَ (١٦) قالُوا يا أَبانا إِنَّا ذَهَبْنا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنا يُوسُفَ عِنْدَ مَتاعِنا فَأَكَلَهُ الذِّئْبُ وَما أَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنا وَلَوْ كُنَّا صادِقِينَ (١٧) وَجاؤُ عَلى قَمِيصِهِ بِدَمٍ كَذِبٍ قالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنْفُسُكُمْ أَمْراً فَصَبْرٌ جَمِيلٌ وَاللَّهُ الْمُسْتَعانُ عَلى ما تَصِفُونَ (١٨) } “Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler. (16) Dediler ki: 'Ey babamız! Biz yarış yapmak üzere gittik ve Yûsuf'u eşyamızın yanında bıraktık; derken onu kurt yemiş! Biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanacak değilsin.' (17) Gömleğinin üzerinde de sahte bir kan getirdiler. (Babaları) dedi ki: 'Hayır! Nefisleriniz sizi (kötü) bir işe sürüklemiş. Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu anlattıklarınıza karşı ancak Allah'tan yardım istenir.' (18)”
7195. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» [يوسف: ١٢/ ١١- ١٨] .
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» [Yûsuf: 12/11-18].
7196. Metin
هذا النّص القرآني واضح كل الوضوح، ولكنا نستلهم منه مواقف معينة وأخلاقا بشرية ملتوية، لا يرضاها أحد من البشر الأسوياء، وتسخط المولى ﷿. أظهر إخوة يوسف أنهم ناصحون لأخيهم مشفقون محبّون للخير، فلم لا يرسله أبوه معهم للهو والتسلية، وتناول طيبات الفاكهة والبقول. وكان هذا التظاهر بالحبّ والشفقة وإعطاء العهد بالمحافظة عليه، في مقابل معرفتهم أن أباهم يحبّ يوسف، وأن هذا الحبّ يغضبهم، فما كان يطمئن لهم، وهم يعرفون حرص أبيهم على يوسف.
Bu Kur'an metni son derece açıktır; ancak biz bundan belirli tutumları ve aklı başında hiçbir insanın razı olmayacağı, Mevlâ celle celâlühû'yu da gazaplandıran çarpık beşerî ahlakı anlıyoruz. Yûsuf'un kardeşleri; kardeşlerine samimi öğüt veren, ona şefkat gösteren ve iyiliğini isteyen kimseler olduklarını, babasının onu eğlenmek, vakit geçirmek ve güzel meyvelerden, yeşilliklerden yemek üzere neden kendileriyle göndermediğini gösterdiler (öne sürdüler). Sevgi ve şefkat gösterisinde bulunmaları ve onu koruyacaklarına dair söz vermeleri; babalarının Yûsuf'u sevdiğini ve bu sevginin kendilerini öfkelendirdiğini bilmelerine ve babalarının Yûsuf'a olan düşkünlüğünü bildikleri için babalarının kendilerine güvenmediğini bilmelerine karşılık yapılmıştı.
7197. Metin
فبادرهم الأب الشيخ الكبير بإبداء المخاوف وإظهار الحزن على أخذهم يوسف للنزهة والاستجمام، واحتمال أكل الذئب له، فأجابوه بأساليب المكر والخداع بأنهم
Yaşlı pir baba da Yûsuf'u gezinti ve dinlenme amacıyla götürmelerinden duyduğu endişeleri, hüznü ve kurdun onu yeme ihtimalini hemen ortaya koydu. Onlar ise hile ve aldatma yöntemleriyle kendilerinin
7198. Metin
جماعة عشرة من الرجال الأشداء الأقوياء، فكيف يعجزون عن مقاومة الذئاب والوحوش الضارية؟! تضمن اعتذار يعقوب ﵇ أمرين: أن فراقه يوسف مما يحزنه، وخوفه عليه من الذئب إذا غفلوا عنه أثناء لهوهم. وكأنه لقّنهم الحجة والجواب، فلا يليق بهم التفريط بأخيهم، ولو حدث ذلك لكانوا خاسرين أي هالكين عاجزين، لا خير فيهم ولا نفع.
on kişilik güçlü kuvvetli adamlardan oluşan bir topluluk olduğunu, dolayısıyla kurtlara ve yırtıcı hayvanlara karşı koymaktan nasıl aciz kalacaklarını söyleyerek cevap verdiler! Ya'kūb aleyhisselâm'ın mazereti iki hususu içeriyordu: Yûsuf'tan ayrılmanın kendisini üzecek olması ve eğlenceleri esnasında ondan gafil kalırlarsa kurdun onu yemesinden duyduğu korku. Sanki onlara delili ve cevabı telkin etmiş gibi oldu; zira kardeşlerini ihmal etmek onlara yakışmazdı ve eğer böyle bir şey olursa hüsrana uğrayan, yani helak olan, aciz, kendilerinde hiçbir hayır ve fayda bulunmayan kimseler olurlardı.
7199. Metin
ولكنهم غفلوا عن إحاطة علم الله بأحوالهم، وحدثت المفاجأة أنهم لما صمموا على إلقاء يوسف في الجبّ، أي البئر المعروف لديهم، أوحى الله ليعقوب أنه ليخبرنهم بما فعلوا، وهم لا يشعرون بما أوحى الله لنبيّه، لهول الموقف، وقصر نظرهم، وقلّة وعيهم ومعرفتهم.
Fakat onlar Allah'ın ilminin durumlarını kuşattığından gafil kaldılar. Beklenmedik bir şekilde, Yûsuf'u cübbe, yani bildikleri kuyuya atmaya kesin karar verdiklerinde, durumun dehşetinden, dar görüşlülüklerinden, bilinç ve bilgi azlıklarından dolayı Allah'ın peygamberine vahyettiğini onlar hiç fark etmezlerken, Allah Ya'kūb'a [veya Yûsuf'a] onların yaptıklarını kendilerine mutlaka haber vereceğini vahyetti.
7200. Metin
وينتهي المشهد المخزي والمفضوح، ويعود الإخوة الجناة في آخر اليوم إلى أبيهم، منتحلين الأعذار الكاذبة والواهية معا، فتباكوا في العشاء بالدموع الكاذبة، وكذبوا على أبيهم يعقوب أنهم أثناء لعبهم وتسابقهم وتركهم يوسف حارسا عند أمتعتهم، ودلّت أقوالهم بنحو سافر على كذبهم وسخفهم، وزعموا أن الذئب المفترس أكل أخاهم، وأحسّوا ضمنا بالكذب حين قالوا لوالدهم: وَما أَنْتَ بِمُؤْمِنٍ- أي مصدق- لَنا وَلَوْ كُنَّا صادِقِينَ قال المبرد: كأنهم أخبروا عن أنفسهم أنهم صادقون في هذه النازلة، فهو تماد منهم في الكذب.
Bu utanç verici ve rezil sahne sona erer; suçlu kardeşler günün sonunda hem yalan hem de çürük mazeretler ileri sürerek babalarına dönerler. Yatsı vaktinde yalandan gözyaşları dökerek ağlaştılar ve babaları Ya'kūb'a oyun oynayıp yarışırken Yûsuf'u eşyalarının başında bekçi bıraktıklarını söyleyerek yalan söylediler. Sözleri onların yalanını ve saçmalığını açıkça gösteriyordu; yırtıcı kurdun kardeşlerini yediğini iddia ettiler ve babalarına: { وَما أَنْتَ بِمُؤْمِنٍ } -yani tasdik edici- { لَنا وَلَوْ كُنَّا صادِقِينَ } “Biz doğru söylesek de sen bize inanacak değilsin” dediklerinde yalan söylediklerini zımnen hissettiler. el-Müberred şöyle demiştir: "Sanki bu olayda kendilerinin doğru söylediklerini haber vermiş gibi oldular; bu ise onların yalanda ileri gitmeleridir."
7201. Metin
وزادوا في التدليس والتمويه أنهم كما روي: أخذوا سخلة (ولد ضأن) أو جديا، فذبحوه ولطّخوا به قميص يوسف، وقالوا ليعقوب: هذا قميصه، فأخذه ولطّخ به وجهه وبكى. ثم تأمّله، فلم ير خرقا ولا أثر ناب، فاستدلّ بذلك على كذبهم، وقال لهم: متى كان الذئب حليما، يأكل يوسف، ولا يخرق قميصه؟ وهذا دليل على أن
Hile ve aldatmayı daha da ileri götürerek rivayet edildiğine göre bir kuzu (koyun yavrusu) veya oğlak alıp boğazladılar ve Yûsuf'un gömleğine onun kanını bulaştırdılar. Ya'kūb'a: "İşte bu onun gömleğidir" dediler. Ya'kūb onu alıp yüzüne sürdü ve ağladı. Sonra gömleği inceledi; ne bir yırtık ne de bir diş izi gördü. Bundan onların yalan söylediği sonucunu çıkardı ve onlara: "Kurt ne zamandan beri bu kadar yumuşak huylu oldu da Yûsuf'u yiyor da gömleğini yırtmıyor?" dedi. Bu da
7202. Metin
القرائن والأمارات معتبرة في الفقه والقضاء. وقوله تعالى: بِدَمٍ كَذِبٍ أي بدم ذي كذب، أو مكذوب عليه.
karinelerin ve emarelerin fıkıhta ve yargıda muteber olduğuna bir delildir. Allah Teâlâ'nın: { بِدَمٍ كَذِبٍ } “sahte bir kan” buyruğu; yalan sahibi bir kan veya üzerine yalan söylenmiş [bir kan] demektir.
7203. Metin
فقال يعقوب لهم: بل زيّنت لكم أنفسكم السّيئة أمرا منكرا غير ما تصفون وتذكرون، فسأصبر صبرا جميلا على هذا الأمر الذي اتّفقتم عليه، وأستعين بالله على وصفكم، حتى يأتي الفرج ويزول الكرب. وهذا تسليم لأمر الله تعالى وتوكل عليه.
Bunun üzerine Ya'kūb onlara şöyle dedi: "Aksine, kötü nefisleriniz size anlattığınız ve zikrettiğinizden başka çirkin bir işi süslemiş gösterdi. Artık üzerinde anlaştığınız bu işe karşı güzel bir sabırla sabredeceğim; kurtuluş gelip sıkıntı kalkıncaya kadar sizin bu anlattıklarınıza karşı Allah'tan yardım dileyeceğim." Bu, Allah Teâlâ'nın emrine bir teslimiyet ve O'na tevekküldür.
7204. Metin
والصبر الجميل: هو الذي لا شكوى معه. والصبر مفتاح الفرج، وطريق التغلب على المصاعب والمشاق والأزمات.
Güzel sabır (sabr-ı cemîl); beraberinde hiçbir şikâyetin bulunmadığı sabırdır. Sabır, kurtuluşun anahtarı; zorlukların, meşakkatlerin ve krizlerin üstesinden gelmenin yoludur.
7205. Metin
نجاة يوسف من الهلاك في البئر
Yûsuf'un Kuyuda Helak Olmaktan Kurtulması
7206. Metin
يخطئ البشر كثيرا حين يظنون أن تدابيرهم وخططهم لا تصطدم بشيء أقوى منهم، وبتدبير أحكم وأنفذ، فإن قدرة الله وإرادته وتدابيره تحيط بكل شيء، ولا يتحقق أمر في الكون إلا بمراد الله، فإرادته هي النافذة، ومشيئته هي الغالبة، وتدبيره هو المحكم لأنه القابض المهيمن على مقاليد السماوات والأرض. وهكذا خطّط إخوة يوسف للتخلص نهائيا من أخيهم، فباؤوا بالخيبة والفشل لأن الله تعالى هو الإله القادر المنفّذ لما يريد، قال الله تعالى واصفا كيفية نجاة يوسف ﵇ من الموت في البئر المظلمة العميقة:
İnsanlar, kendi tedbir ve planlarının kendilerinden daha güçlü bir şeyle, daha muhkem ve daha geçerli bir tedbirle çatışmayacağını zannettiklerinde çok yanılırlar. Zira Allah'ın kudreti, iradesi ve tedbirleri her şeyi kuşatır; evrende hiçbir iş Allah'ın muradı olmaksızın gerçekleşmez. O'nun iradesi geçerlidir, dilemesi galiptir ve tedbiri muhkemdir; çünkü O, göklerin ve yerin anahtarlarını elinde tutan ve her şeye hükmedendir. İşte Yûsuf'un kardeşleri de kardeşlerinden tamamen kurtulmayı böyle planlamış, ancak hüsran ve başarısızlıkla dönmüşlerdi; çünkü Allah Teâlâ dilediğini gerçekleştiren mutlak kudret sahibi İlah'tır. Allah Teâlâ, Yûsuf aleyhisselâm'ın karanlık ve derin kuyuda ölümden nasıl kurtulduğunu tasvir ederek şöyle buyurmuştur:
7207. Metin
[سورة يوسف (١٢) : الآيات ١٩ الى ٢٢]
[Yûsuf Suresi (12), Ayetler 19-22]
7208. Metin
وَجاءَتْ سَيَّارَةٌ فَأَرْسَلُوا وارِدَهُمْ فَأَدْلى دَلْوَهُ قالَ يا بُشْرى هذا غُلامٌ وَأَسَرُّوهُ بِضاعَةً وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِما يَعْمَلُونَ (١٩) وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَراهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكانُوا فِيهِ مِنَ الزَّاهِدِينَ (٢٠) وَقالَ الَّذِي اشْتَراهُ مِنْ مِصْرَ لامْرَأَتِهِ أَكْرِمِي مَثْواهُ عَسى أَنْ يَنْفَعَنا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَداً وَكَذلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْأَرْضِ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَأْوِيلِ الْأَحادِيثِ وَاللَّهُ غالِبٌ عَلى أَمْرِهِ وَلكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لا يَعْلَمُونَ (٢١) وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ آتَيْناهُ حُكْماً وَعِلْماً وَكَذلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ (٢٢)
{ وَجاءَتْ سَيَّارَةٌ فَأَرْسَلُوا وارِدَهُمْ فَأَدْلى دَلْوَهُ قالَ يا بُشْرى هذا غُلامٌ وَأَسَرُّوهُ بِضاعَةً وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِما يَعْمَلُونَ (١٩) وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَراهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكانُوا فِيهِ مِنَ الزَّاهِدِينَ (٢٠) وَقالَ الَّذِي اشْتَراهُ مِنْ مِصْرَ لامْرَأَتِهِ أَكْرِمِي مَثْواهُ عَسى أَنْ يَنْفَعَنا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَداً وَكَذلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْأَرْضِ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَأْوِيلِ الْأَحادِيثِ وَاللَّهُ غالِبٌ عَلى أَمْرِهِ وَلكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لا يَعْلَمُونَ (٢١) وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ آتَيْناهُ حُكْماً وَعِلْماً وَكَذلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ (٢٢) } “Bir kervan geldi ve sucularını gönderdiler; o da kovasını sarkıttı. 'Müjde! İşte bir oğlan çocuğu!' dedi. Onu bir ticaret malı olarak gizlediler. Allah ise onların yaptıklarını hakkıyla bilendir. (19) Onu değersiz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar; ona karşı isteksiz idiler. (20) Mısır'dan onu satın alan kişi karısına dedi ki: 'Ona güzel bak; belki bize faydası dokunur ya da onu evlat ediniriz.' İşte böylece Yûsuf'u o yere yerleştirdik ve ona rüyaların tabirini öğretelim diye (bunu yaptık). Allah, emrini yerine getirendir; fakat insanların çoğu bilmezler. (21) O olgunluk çağına erişince ona hüküm ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükâfatlandırırız. (22)”
7209. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» »
«1» «2» «3» «4» «5» «6»
7210. Metin
«١» «٢» «٣» [يوسف: ١٢/ ١٩- ٢٢] .
«١» «٢» «٣» [Yûsuf: 12/19-22].
7211. Metin
قدّر الله تعالى ألا تطول غربة يوسف ومأساته ووحشته في البئر، فمرّت سيارة، أي قوم مسافرون معا من مدين إلى مصر، وأشدّ ما يحتاج إليه المسافرون عبر الصحراء والمسافات البعيدة هو الماء، فأرسلوا من يستقي لهم الماء من بئر وجدوها في الطريق في الأردن، على ثلاثة فراسخ من منزل يعقوب (أي حوالي ١٥ كم) ، فألقى دلوه في البئر ليملأها، فتدلى بها يوسف وتمسّك بالحبل، وصعد مع حبل الدلو، فقال الوارد المستقي المدلي مبشّرا نفسه وقومه: يا بشارتنا العظمى، يا بشراي، هذا غلام، وكان يوسف يومئذ ابن سبع سنين، فحملوه مع قافلتهم، وأخفوا أمره عن الرفاق المسافرين، جاعليه متاعا للتجارة، والله عليم بأفعالهم، لم يخف عليه إسرارهم في أنفسهم أنهم يتّخذونه بضاعة لأنفسهم. وفي ذلك تنبيه على إرادة الله ﵎ ليوسف، وسوق الأقدار بحسب بناء حاله، كما
Allah Teâlâ, Yûsuf'un gurbetinin, trajedisinin ve kuyudaki yalnızlığının uzun sürmemesini takdir etti; Medyen'den Mısır'a birlikte seyahat eden bir kervan, yani yolcu topluluğu geçti. Çölü ve uzak mesafeleri aşan yolcuların en çok ihtiyaç duyduğu şey sudur; bu sebeple Ürdün'de, Ya'kūb'un evine üç fersah (yaklaşık 15 km) mesafede yolda buldukları bir kuyudan kendilerine su çekmesi için birini gönderdiler. O kimse kovasını doldurmak için kuyuya sarkıttı; Yûsuf kovaya tutunup ipe sarıldı ve kovanın ipiyle birlikte yukarı çıktı. Su çeken ve kovayı sarkıtan kimse, kendisini ve kavmini müjdeleyerek: "Büyük müjdemiz, ey müjdem! İşte bir oğlan çocuğu!" dedi. Yûsuf o gün yedi yaşındaydı. Onu kervanlarına aldılar ve onu bir ticaret malı kılarak durumunu yol arkadaşı olan diğer yolculardan gizlediler. Allah onların yaptıklarını hakkıyla bilmektedir; onu kendilerine bir ticaret malı edineceklerini içlerinde gizlemeleri O'na gizli kalmamıştır. Bunda, Allah azze ve celle'nin Yûsuf hakkındaki iradesine ve kaderin onun durumunun inşasına göre sevk edilmesine bir dikkat çekme vardır; nitekim
7212. Metin
قال النّبي ﷺ كما جاء في حلية الأولياء ٨/ ٣٣٩: «يقدّر المقدرون، والقضاء يضحك» .
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Hilyetü'l-Evliyâ'da (8/339) geçtiği üzere şöyle buyurmuştur: "Takdir edenler takdir eder, kaza ise [onlara] güler."
7213. Metin
وفي ذلك إيناس أيضا للنّبي ﷺ عما يجري عليه من جهة قريش، فإن العاقبة التي هي للمتقين هي المراعاة والمنتظرة.
Bunda Kureyş tarafından başına gelenler konusunda Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem için bir teselli de vardır; zira muttakilere ait olan güzel akıbet, gözetilen ve beklenendir.
7214. Metin
وباعوا الغلام الجميل الحدث في مصر بثمن قليل ناقص عن ثمن المثل من الدراهم المعدودة عدّا، لا وزنا، وكانوا لا يزنون إلا ما بلغ الأوقية (أربعين درهما) فما فوقها. وكانوا في هذا البيع من الزاهدين، أي الراغبين عنه الذين لا يعرفون قدره،
O güzel ve genç çocuğu Mısır'da emsal değerinden eksik, tartıyla değil sayılarak [verilen] sayılı birkaç dirhem gibi az bir bedelle sattılar. Zira onlar ancak bir ukıyyeye (kırk dirhem) ve üzerine ulaşan miktarları tartarlardı. Onlar bu satışta zâhidlerden idiler; yani onun değerini bilmeyen, ona rağbet etmeyip [bir an önce elden çıkarmak isteyen] kimselerdi.123
7215. Metin
ويودّون التّخلص منه بأي حال، دون أن يعلموا منزلته عند الله تعالى، وقد اشتراه عزيز مصر رئيس الشرطة، واسمه (قطفير) كما قال ابن عباس.
ve Allah Teâlâ katındaki derecesini bilmeksizin ne pahasına olursa olsun ondan kurtulmak isteyen kimselerdi. Onu, İbn Abbâs'ın belirttiği üzere adı Kıtfîr olan Mısır azizi, yani emniyet müdürü satın aldı.
7216. Metin
وقال العزيز الذي كان واليا على خزائن الأرض، والذي اشتراه من مصر، لامرأته زليخة: أكرمي مقامه عندنا، يجعل مقامه حسنا مكرّما، أي أحسني تعهده، فلا يكون عبدا، عسى أن ينفعنا في ثروتنا ومصالحنا، أو نتبنّاه ولدا، لأنه كان عقيما، لما تفرّس به من الرشد وملامح النجابة والذكاء.
Yeryüzü hazinelerinden sorumlu olan ve onu Mısır'dan satın alan Aziz, karısı Zelîha'ya: "Bizim yanımızdaki yerini değerli kıl -onun yerini güzel ve saygın eyle-, yani ona iyi bak, köle gibi olmasın; onda gördüğü olgunluk, asalet ve zekâ belirtileri sebebiyle servetimizde ve işlerimizde bize faydası dokunur ya da kendisi kısır olduğu için onu evlat ediniriz" dedi.
7217. Metin
وإرادة الله ورعايته تحوط يوسف ﵇، فكما نجاه الله من القتل والبئر، وعطّف عليه قلب العزيز، مكّن له في أرض مصر، وجعل له مكانة رفيعة فيها، حتى تولى الحكم فيها إداريا وماليا، وعلّمه أيضا كيفية تأويل الأحاديث، أي الرؤيا في النوم، والله سبحانه هو الغلّاب القهّار، لا يعجزه شيء فلا يمنع عما يشاء، ولا ينازع فيما يريد.
Allah'ın iradesi ve inayeti Yûsuf aleyhisselâm'ı kuşatıyordu. Nitekim Allah onu öldürülmekten ve kuyudan kurtardığı, Aziz'in kalbini ona ısındırdığı gibi Mısır topraklarında ona güç ve imkân verdi; idari ve mali olarak orada yönetimi üstleninceye kadar ona yüksek bir mevki bahşetti. Ona sözlerin tevilini, yani uykudaki rüyaları yorumlamayı da öğretti. Allah Sübhânehu mutlak galip ve kahredendir; hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz, dilediği şeyden engellenemez ve murat ettiği şeyde O'na karşı çıkılamaz.
7218. Metin
ولما بلغ يوسف أشدّه، أي استكمل القوة والرجولة وتناهت بنيته، وكملت قواه الجسدية والعقلية، وهو ما بين الثلاثين إلى الأربعين، آتاه الله حكما أي حكمة وعلما، وسلطانا في الدنيا، وحكما بين الناس بالحق، ومثل ذلك الجزاء الحسن، يجزي الله الذين يحسنون لأنفسهم أعمالهم، وهذا دليل على أن يوسف ﵇ كان محسنا في عمله، عاملا بطاعة الله تعالى، فإحسان الجزاء له، جزاء على إحسانه في عمله، وتقواه في حال شبابه، فإن للإحسان والاستقامة تأثيرا في صفاء النفوس والعقول، كما أن للإساءة تأثيرا واضحا في تعكير النفوس وسوء فهم الأمور.
Yûsuf kemale erdiğinde, yani gücünü ve erkekliğini tamamlayıp yapısı kemale ulaştığında, bedenî ve aklî güçleri yetkinleştiğinde -ki bu otuz ile kırk yaş arasıdır-, Allah ona bir hüküm, yani hikmet, ilim, dünyada bir nüfuz ve insanlar arasında hak ile hükmetme yetkisi verdi. İşte bu güzel mükâfat gibi, Allah kendileri için amellerini güzel yapanları mükâfatlandırır. Bu da Yûsuf aleyhisselâm'ın amelinde muhsin (iyilik eden), Allah Teâlâ'ya itaatle amel eden biri olduğuna bir delildir. Ona mükâfatın güzel verilmesi, amelindeki ihsanına ve gençliğindeki takvasına bir karşılıktır; zira ihsan ve istikametin nefislerin ve akılların duruluğunda bir etkisi vardır; nitekim kötülüğün de nefisleri bulandırmada ve meseleleri yanlış anlamada açık bir etkisi bulunmaktadır.
7219. Metin
وما أجمل هذه الجملة وَكَذلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ ففيها وعد للنّبي ﷺ، فلا يهتم بفعل الكفرة به وتوهم عليه، وفيها البشارة لكل محسن بعاقبة طيبة حسنة، فالله تعالى يصنع للمحسنين أجمل صنع، ويتوّجهم بفضله وكرمه، ويفيض عليهم من خيراته ونعمه وإحسانه.
{ وَكَذلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ } “İşte güzel davrananları biz böyle mükâfatlandırırız” cümlesi ne kadar da güzeldir! Zira bu cümlede Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir vaat vardır; dolayısıyla kâfirlerin kendisine yaptıklarına ve aleyhine kurdukları vehimlere aldırış etmesin. Ayrıca bu cümlede her muhsin için güzel ve hayırlı bir akıbet müjdesi vardır. Çünkü Allah Teâlâ iyilik edenler için en güzel olanı yapar, onları lütfu ve keremiyle taçlandırır, üzerlerine hayırlarını, nimetlerini ve ihsanını bolca akıtır.
7220. Metin
قصة يوسف مع امرأة العزيز
Yûsuf'un Aziz'in Karısıyla Olan Kıssası
7221. Metin
لقد أوتي يوسف ﵇ نصف الجمال، فكان بهي الطلعة، جميل الوجه، جذاب الشخصية، حسن القامة والهيئة، ففتنت به امرأة عزيز مصر، وغازلته ولاطفته للوصول إلى غرض معين، ولكن الله عصم نبيّه يوسف من الوقوع في الفاحشة، ونجاه من الافتراء وسوء الاتّهام، وحماه من تلفيق التهمة، وأبعده عن مظانّ السوء، والتصقت التهمة بامرأة العزيز، وثبت الخطأ عليها. وهذا ما عبّر عنه القرآن المجيد بصورة قاطعة وبرهان حسّي عقلي، فقال الله تعالى:
Yûsuf aleyhisselâm'a güzelliğin yarısı verilmişti; nurlu yüzlü, güzel simalı, çekici kişilikli, boylu poslu ve güzel görünüşlü idi. Mısır azizinin karısı ona tutuldu ve belirli bir amaca ulaşmak için ona kur yaptı, iltifatlarda bulundu. Ancak Allah, peygamberi Yûsuf'u fuhşa düşmekten korudu; onu iftiradan ve kötü isnattan kurtardı, suç isnat edilmesinden muhafaza etti, kötülük zannı duyulacak yerlerden uzak tuttu. Suçlama ise Aziz'in karısına yapıştı ve hata onda sabit oldu. Kur'ân-ı Mecîd de bunu kesin bir surette, hissî ve aklî bir delille ifade ederek şöyle buyurmuştur:
7222. Metin
[سورة يوسف (١٢) : الآيات ٢٣ الى ٢٩]
[Yûsuf Suresi (12), Ayetler 23-29]
7223. Metin
وَراوَدَتْهُ الَّتِي هُوَ فِي بَيْتِها عَنْ نَفْسِهِ وَغَلَّقَتِ الْأَبْوابَ وَقالَتْ هَيْتَ لَكَ قالَ مَعاذَ اللَّهِ إِنَّهُ رَبِّي أَحْسَنَ مَثْوايَ إِنَّهُ لا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ (٢٣) وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهِ وَهَمَّ بِها لَوْلا أَنْ رَأى بُرْهانَ رَبِّهِ كَذلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّوءَ وَالْفَحْشاءَ إِنَّهُ مِنْ عِبادِنَا الْمُخْلَصِينَ (٢٤) وَاسْتَبَقَا الْبابَ وَقَدَّتْ قَمِيصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَأَلْفَيا سَيِّدَها لَدَى الْبابِ قالَتْ ما جَزاءُ مَنْ أَرادَ بِأَهْلِكَ سُوءاً إِلاَّ أَنْ يُسْجَنَ أَوْ عَذابٌ أَلِيمٌ (٢٥) قالَ هِيَ راوَدَتْنِي عَنْ نَفْسِي وَشَهِدَ شاهِدٌ مِنْ أَهْلِها إِنْ كانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكاذِبِينَ (٢٦) وَإِنْ كانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِقِينَ (٢٧)
{ وَراوَدَتْهُ الَّتِي هُوَ فِي بَيْتِها عَنْ نَفْسِهِ وَغَلَّقَتِ الْأَبْوابَ وَقالَتْ هَيْتَ لَكَ قالَ مَعاذَ اللَّهِ إِنَّهُ رَبِّي أَحْسَنَ مَثْوايَ إِنَّهُ لا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ (٢٣) وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهِ وَهَمَّ بِها لَوْلا أَنْ رَأى بُرْهانَ رَبِّهِ كَذلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّوءَ وَالْفَحْشاءَ إِنَّهُ مِنْ عِبادِنَا الْمُخْلَصِينَ (٢٤) وَاسْتَبَقَا الْبابَ وَقَدَّتْ قَمِيصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَأَلْفَيا سَيِّدَها لَدَى الْبابِ قالَتْ ما جَزاءُ مَنْ أَرادَ بِأَهْلِكَ سُوءاً إِلاَّ أَنْ يُسْجَنَ أَوْ عَذابٌ أَلِيمٌ (٢٥) قالَ هِيَ راوَدَتْنِي عَنْ نَفْسِي وَشَهِدَ شاهِدٌ مِنْ أَهْلِها إِنْ كانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكاذِبِينَ (٢٦) وَإِنْ كانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِقِينَ (٢٧) } “Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi, kapıları kilitledi ve: 'Haydi gelsene!' dedi. (Yûsuf): 'Allah'a sığınırım! Şüphesiz o (kocan) benim efendimdir, bana güzel baktı. Gerçek şu ki zalimler kurtuluşa eremez' dedi. (23) Andolsun kadın ona meyletti; eğer Rabbinin burhanını görmemiş olsaydı o da kadına meyledecekti. İşte biz ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştıralım diye böyle yaptık. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş kullarımızdandı. (24) İkisi de kapıya doğru koştular; kadın onun gömleğini arkadan yırttı ve kapının yanında kadının efendisine rastladılar. Kadın dedi ki: 'Senin ehline kötülük etmek isteyen birinin cezası, zindana atılmaktan veya can yakıcı bir azaptan başka nedir?' (25) (Yûsuf) dedi ki: 'Asıl kendisi benim nefsimden murat almak istedi.' Kadının ailesinden bir şahit de şöyle şahitlik etti: 'Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir, o ise yalancılardandır. (26) Yok eğer onun gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir, o ise doğru söyleyenlerdendir.' (27)”
7224. Metin
فَلَمَّا رَأى قَمِيصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قالَ إِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّ إِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظِيمٌ (٢٨) يُوسُفُ أَعْرِضْ عَنْ هذا وَاسْتَغْفِرِي لِذَنْبِكِ إِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخاطِئِينَ (٢٩)
{ فَلَمَّا رَأى قَمِيصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قالَ إِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّ إِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظِيمٌ (٢٨) يُوسُفُ أَعْرِضْ عَنْ هذا وَاسْتَغْفِرِي لِذَنْبِكِ إِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخاطِئِينَ (٢٩) } “(Kocası) gömleğin arkadan yırtıldığını görünce: 'Şüphesiz bu sizin tuzağınızdandır; gerçekten sizin tuzağınız pek büyüktür' dedi. (28) 'Yûsuf! Sen bundan vazgeç (bunu kimseye söyleme). (Ey kadın!) Sen de günahın için bağışlanma dile; çünkü sen gerçekten günahkârlardan oldun.' (29)”
7225. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» «٧» «٨» «٩» [يوسف: ١٢/ ٢٣- ٢٩] .
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» «٧» «٨» «٩» [Yûsuf: 12/23-29].
7226. Metin
تعرّض يوسف ﵇ لمحنة خطيرة أشدّ من محنة إخوته ومؤامرتهم عليه بالقتل أو الإبعاد والضياع، وتلك المحنة هي مراودة زليخة امرأة سيده العزيز وولي نعمته، والمراودة: الملاطفة في التوصل إلى هدف أو غرض معين، والمراد بها هنا:
Yûsuf aleyhisselâm, kardeşlerinin imtihanından ve onların kendisini öldürme ya da uzaklaştırıp kaybetme yönündeki tuzaklarından daha çetin ve tehlikeli bir imtihana maruz kaldı. Bu imtihan; efendisi Azîz'in ve velinimetinin eşi Zelîha'nın onu baştan çıkarma girişimi (murâvede) idi. Murâvede (مُرَاوَدَة); belirli bir hedefe veya amaca ulaşmak için dil döküp nezaketle ısrar etmektir. Burada kastedilen mana ise:
7227. Metin
دعوته إلى مخالطتها ومواقعتها، فبعد أن أغلقت الأبواب عليه، قالت: هيت لك، أي هلم أقبل وتعال وبادر إلى الوقاع، فقال مستعينا بربّه: معاذ الله، أي أعوذ بالله، وألتجئ إليه أن أكون من الجاهلين، إن سيدي ومالكي قطفير أحسن منزلي ومقامي، فلا أقابله بالخيانة، إنه لا يفلح الظالمون، الذين يقابلون أو يجازون الإحسان بالإساءة، والمعروف بالنكران، فلا يصلح أن أخونه وقد أكرم مثواي وائتمني، ومن حفظ حق الآدمي لإحسانه، فهو أحرى أن يحفظ ربّه، فلا يعصيه ولا يخالف أمره.
onu kendisiyle beraber olmaya ve cinsel ilişkiye çağırmasıdır. Kapıları üzerine kilitledikten sonra: "Hadi gelsene!" (Heyte lek), yani "Haydi yönel, gel ve ilişkiye koş!" dedi. [Yûsuf] ise Rabbine sığınarak: "Allah'a sığınırım!" (Meâzallâh), yani "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınır ve O'na iltica ederim. Efendim ve sahibim Kıtfîr benim konaklama yerimi ve mevkimi güzel kıldı; dolayısıyla ona hıyanetle karşılık veremem. İyiliğe kötülükle, lütfa nankörlükle karşılık veren ya da mükâfatlandıran o zalimler asla kurtuluşa eremez. O bana güzel bakmış ve bana güvenmişken ona hıyanet etmem uygun olmaz. İyiliğinden ötürü bir insanın hakkını gözeten kimse, Rabbini gözetmeye; O'na isyan etmeyip emrine muhalefet etmemeye çok daha layıktır" dedi.
7228. Metin
ولقد همت زليخة في أن يواقعها يوسف، وأما يوسف الذي لم يكن نبيّا في وقت هذه الحادثة، فلم يهمّ بها بسوء، لرؤيته برهان ربّه: وهو قانون الله تعالى في تحريم الزنى، والعلم بما يستحق الزاني من العقاب، والتفكّر في عذاب الله ووعيده على المعصية، فلولا رؤيته برهان ربّه، لفعل أو لارتكب المعصية، فذلك هو الذي منعه من هم السوء، لأن خشية الله الحقيقية تعصم الإنسان من الانزلاق والانحراف.
Zelîha, Yûsuf'un kendisiyle birlikte olmasını arzuladı. Bu hadise vaktinde henüz peygamber olmayan Yûsuf'a gelince; o, Rabbinin burhanını -ki o, Allah Teâlâ'nın zinayı haram kılma kanunu, zinanın hak ettiği cezayı bilmek, günah karşısında Allah'ın azabını ve tehdidini tefekkür etmektir- gördüğü için kadına kötülükle meyletmedi. Şayet Rabbinin burhanını görmemiş olsaydı, o günahı işler veya irtikap ederdi. İşte onu kötü bir meyil göstermekten alıkoyan şey bu olmuştur; çünkü gerçek Allah korkusu insanı kaymaktan ve sapmaktan korur.
7229. Metin
ومثل ذلك التثبيت على العفة أمام المغريات ودواعي الفتنة، ثبتناه ووقيناه من السوء والفحشاء في جميع أموره، إن يوسف من عباد الله الذين اصطفاهم واختارهم لوحيه ورسالته، فلا يتمكن الشيطان من إغوائهم.
Ayartıcı unsurlar ve fitne sebepleri karşısında iffet üzere böylesine sabit kıldığımız gibi, onu bütün işlerinde kötülükten ve fuhşiyattan sabit kılıp koruduk. Şüphesiz Yûsuf, Allah'ın vahyi ve elçiliği için seçip arındırdığı kullarındandır; dolayısıyla şeytan onları saptırmaya güç yetiremez.
7230. Metin
وحدثت المفاجأة المخجلة، وقدم زوج زليخة عزيز مصر، وتسابق يوسف وهي إلى الباب، يوسف يريد الفرار، وهي مسرعة لمنعه من الخروج. ولحقته في أثناء هربه، وقطّعت أو مزّقت قميصه من الخلف. ثم بادرت إلى الافتراء عليه، قائلة لزوجها:
Utanç verici sürpriz gerçekleşti ve Zelîha'nın kocası olan Mısır azizi çıkageldi. Yûsuf ile kadın kapıya doğru yarıştılar; Yûsuf kaçmak istiyor, kadın ise dışarı çıkmasını engellemek için acele ediyordu. Kaçışı esnasında ona yetişti ve gömleğini arkadan kesti yahut yırttı. Ardından kocasına şöyle diyerek derhal ona iftira atmaya başladı:
7231. Metin
ما جَزاءُ مَنْ أَرادَ بِأَهْلِكَ سُوءاً إِلَّا أَنْ يُسْجَنَ أَوْ عَذابٌ أَلِيمٌ فإنه يستحق إما السجن أو التعذيب المؤلم.
{ ما جَزاءُ مَنْ أَرادَ بِأَهْلِكَ سُوءاً إِلَّا أَنْ يُسْجَنَ أَوْ عَذابٌ أَلِيمٌ } “Senin ehline kötülük etmek isteyen birinin cezası, zindana atılmaktan veya can yakıcı bir azaptan başka nedir?” Zira o ya hapse atılmayı ya da can yakıcı bir azabı hak etmektedir.
7232. Metin
فقال يوسف مدافعا عن نفسه: هي التي راودتني عن نفسي، وشهد شاهد من أهلها إما إنسان خارج المكان، أو حال القميص وتخريقه، فإن كان شقّ القميص من
Bunun üzerine Yûsuf kendini savunarak: "Asıl kendisi benim nefsimden murat almak istedi" dedi. Kadının ailesinden bir şahit -ya mekânın dışından bir insan ya da gömleğin durumu ve yırtılması- şahitlik etti ki gömleğin yırtığı
7233. Metin
قدّام أو أمام، فهي صادقة وهو كاذب، وإن كان من خلف أو وراء فهو صادق، وهي كاذبة، وهذا دليل على الأخذ بالقرائن والأمارات في القضاء والحكم، ولما كانت القرينة في صالح يوسف وأنه بريء وتحقق الزوج من كذب امرأته، قال: إن هذا الاتهام من جملة كيدكن أيتها النسوة، إن كيد النساء ومكرهن شديد التأثير في النفوس، غريب لا يفطن له الرجال، وقد تنطلي الحيلة عليهم. وأما أنت يا يوسف فأعرض عن الكلام أو التّحدث في هذه الواقعة، واكتم خبرها عن الناس، واستغفري أيتها المرأة من ذنبك، إنك كنت من الخاطئين أي الآثمين المذنبين. ولم يقل (من الخاطئات) لأن الخاطئين أعم وأشمل للجنسين.
önden veya ön taraftan ise kadın doğru söylemiştir, o ise yalancıdır; şayet arkadan veya arka taraftan ise o doğru söylemiştir, kadın ise yalancıdır. Bu da yargıda ve hükümde karinelerin ve emarelerin dikkate alınacağına bir delildir. Karine Yûsuf'un lehine olup onun masum olduğu anlaşılınca ve koca, karısının yalanını kesin olarak anlayınca şöyle dedi: "Bu itham siz kadınların tuzağındandır; şüphesiz kadınların tuzağı ve hilesi nefisler üzerinde pek etkilidir, erkeklerin fark edemeyeceği kadar gariptir ve hile onlara yutturulabilir. Sen ise ey Yûsuf, bu olay hakkında konuşmaktan veya lafını etmekten vazgeç ve bunun haberini insanlardan gizle. Sen de ey kadın, günahın için bağışlanma dile; çünkü sen günahkârlardan, yani suçlu günahkârlardan oldun." "Hâtıât" (kadın günahkârlar) demeyip "hâtıîn" (erkek/genel günahkârlar) demesi, bunun her iki cins için daha umumi ve daha kapsamlı olmasındandır.
7234. Metin
هذه محنة عظيمة مرّ بها يوسف الشاب قبل النبوة، فحفظه ربّه، لأنه حفظ الله: «احفظ الله يحفظك» رواه الترمذي عن ابن عباس والله أراد له التطهير وكمال العفة والشرف، إعدادا له لشرف النبوة والرسالة، وإظهارا للعالمين أن الطاعة للرّب أمر ممكن غير مستحيل، وأن هذا المثل الرائع هو المثل الذي ينبغي أن يعتبر به الشباب والرجال والنساء، فإن العاقبة الحسنة والسمعة الطاهرة الخالدة إنما هي للمتقين المحسنين.
Bu, genç Yûsuf'un peygamberlikten önce geçirdiği büyük bir imtihandı; o Allah'ı koruduğu (hakkını gözettiği) için Rabbi de onu korudu: "Allah'ı koru ki O da seni korusun." (Tirmizî, İbn Abbâs'tan rivayet etmiştir). Allah onu peygamberlik ve elçilik şerefine hazırlamak, ayrıca Rabbe itaatin imkânsız olmayıp mümkün bir iş olduğunu ve bu harika örneğin gençler, erkekler ve kadınlar tarafından ibret alınması gereken bir örnek olduğunu bütün âlemlere göstermek üzere onun arınmasını, tam bir iffet ve şeref sahibi olmasını murat etmiştir; zira güzel akıbet ve ebedî temiz şöhret ancak takva sahibi muhsinlere aittir.
7235. Metin
موقف نساء مصر من امرأة العزيز
Mısır Kadınlarının Aziz'in Karısına Karşı Tutumu
7236. Metin
تأبى الفطرة السوية وقوانين العفة والعرض والشرف أن ينزلق الرجل أو المرأة في مزالق الفاحشة، ويزداد الاستهجان إذا كان الانحراف من نساء القادة والزعماء لأن رفعة المناصب ترفع من مواقف أصحابها، وتجعلهم يترفعون عن الدّنايا وسفساف الأمور لأنهم المثل الرفيع للناس الذين يتبعونهم. فكلما علا الإنسان وازدادت مرتبته، كبر خطؤه، وامتهنت كرامته. لذا استنكرت نساء مصر شيوع الخبر عن سقطة زليخة امرأة العزيز، فأرادت تسويغ فعلها ودفع الملامة عنها، وأبي يوسف
Düzgün fıtrat ile iffet, ırz ve şeref kuralları, erkeğin veya kadının fuhşiyat bataklığına kaymasını reddeder. Bu sapma, liderlerin ve yöneticilerin kadınlarından geldiğinde kınama daha da artar; zira makamların yüksekliği sahiplerinin tutumlarını da yükseltir ve onları alçaklıklardan, boş şeylerden uzaklaştırır; çünkü onlar kendilerine uyan insanlar için yüksek birer örnektirler. Dolayısıyla insan ne kadar yükselir ve mertebesi artarsa, hatası da o kadar büyür ve itibarı zedelenir. Bu sebeple Mısır kadınları Aziz'in karısı Zelîha'nın bu düşüşüyle ilgili haberin yayılmasını ayıpladılar; o da fiilini meşrulaştırmak ve üzerinden kınamayı defetmek istedi. Yûsuf
7237. Metin
عليه السّلام إلا الزّج به في قيعان السجون تخلّصا من فتنة النّساء. وصف الله تعالى هذه المواقف في قوله سبحانه:
aleyhisselâm ise kadınların fitnesinden kurtulmak için zindanların dibine atılmaktan başka bir şeyi kabul etmedi. Allah Teâlâ bu tutumları şöyle buyurarak tasvir etmiştir:
7238. Metin
[سورة يوسف (١٢) : الآيات ٣٠ الى ٣٥]
[Yûsuf Suresi (12), Ayetler 30-35]
7239. Metin
وَقالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَدِينَةِ امْرَأَتُ الْعَزِيزِ تُراوِدُ فَتاها عَنْ نَفْسِهِ قَدْ شَغَفَها حُبًّا إِنَّا لَنَراها فِي ضَلالٍ مُبِينٍ (٣٠) فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ أَرْسَلَتْ إِلَيْهِنَّ وَأَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَأً وَآتَتْ كُلَّ واحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكِّيناً وَقالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ فَلَمَّا رَأَيْنَهُ أَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حاشَ لِلَّهِ ما هذا بَشَراً إِنْ هذا إِلاَّ مَلَكٌ كَرِيمٌ (٣١) قالَتْ فَذلِكُنَّ الَّذِي لُمْتُنَّنِي فِيهِ وَلَقَدْ راوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِهِ فَاسْتَعْصَمَ وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ ما آمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُوناً مِنَ الصَّاغِرِينَ (٣٢) قالَ رَبِّ السِّجْنُ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَنِي إِلَيْهِ وَإِلاَّ تَصْرِفْ عَنِّي كَيْدَهُنَّ أَصْبُ إِلَيْهِنَّ وَأَكُنْ مِنَ الْجاهِلِينَ (٣٣) فَاسْتَجابَ لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ (٣٤)
{ وَقالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَدِينَةِ امْرَأَتُ الْعَزِيزِ تُراوِدُ فَتاها عَنْ نَفْسِهِ قَدْ شَغَفَها حُبًّا إِنَّا لَنَراها فِي ضَلالٍ مُبِينٍ (٣٠) فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ أَرْسَلَتْ إِلَيْهِنَّ وَأَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَأً وَآتَتْ كُلَّ واحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكِّيناً وَقالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ فَلَمَّا رَأَيْنَهُ أَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حاشَ لِلَّهِ ما هذا بَشَراً إِنْ هذا إِلاَّ مَلَكٌ كَرِيمٌ (٣١) قالَتْ فَذلِكُنَّ الَّذِي لُمْتُنَّنِي فِيهِ وَلَقَدْ راوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِهِ فَاسْتَعْصَمَ وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ ما آمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُوناً مِنَ الصَّاغِرِينَ (٣٢) قالَ رَبِّ السِّجْنُ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَنِي إِلَيْهِ وَإِلاَّ تَصْرِفْ عَنِّي كَيْدَهُنَّ أَصْبُ إِلَيْهِنَّ وَأَكُنْ مِنَ الْجاهِلِينَ (٣٣) فَاسْتَجابَ لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ (٣٤) } “Şehirdeki bazı kadınlar dediler ki: 'Aziz'in karısı, delikanlısının nefsinden murat almak istiyormuş; sevgi onun kalbine işlemiş! Gerçekten biz onu apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz.' (30) Kadın onların bu dedikodularını işitince kendilerine haber gönderdi, onlar için yaslanacak yerler hazırladı ve her birine birer bıçak verdi; (Yûsuf'a): 'Karşılarına çık!' dedi. Kadınlar onu görünce gözlerinde pek büyüttüler ve (şaşkınlıkla) ellerini kestiler. 'Hâşâ, Allah için! Bu bir insan değil, bu ancak değerli bir melektir!' dediler. (31) (Kadın) dedi ki: 'İşte hakkında beni kınadığınız kişi budur! Andolsun ben onun nefsinden murat almak istedim ama o iffetini korudu. Yemin ederim ki emrettiğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve mutlaka küçük düşenlerden olacaktır!' (32) (Yûsuf) dedi ki: 'Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettiği şeyden daha sevimlidir. Eğer sen onların tuzaklarını benden savmazsan onlara meyleder ve cahillerden olurum.' (33) Rabbi onun duasını kabul etti ve kadınların tuzağını ondan savdı. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (34)”
7240. Metin
ثُمَّ بَدا لَهُمْ مِنْ بَعْدِ ما رَأَوُا الْآياتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتَّى حِينٍ (٣٥)
{ ثُمَّ بَدا لَهُمْ مِنْ بَعْدِ ما رَأَوُا الْآياتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتَّى حِينٍ (٣٥) } “Sonra (onun suçsuzluğuna dair) delilleri gördükleri halde, onu bir süreye kadar mutlaka zindana atmaları kendilerine uygun göründü. (35)”