7479. Metin
أدلّة قدرة الله تعالى
Yüce Allah'ın Kudretinin Delilleri
7480. Metin
تعدّدت البراهين الدّالة على قدرة الله تعالى من إنزال القرآن المجيد، وإبداع السماوات والأرض، وتدبير الخلق، وتسخير الشمس والقمر، وإيجاد أنواع الجبال والأشجار والزروع والثمار وكروم العنب وبساتين النّخيل ذات الطعوم والألوان المختلفة. وهذه أدلّة حسّية مشاهدة تثبت القدرة الإلهية لمن كان له عقل أو فكر أو سمع أو بصر، أشار إليها القرآن في آيات ومناسبات متعددة، كما في مطلع سورة الرّعد المدنيّة:
Yüce Allah'ın kudretine delalet eden deliller pek çoktur: Yüce Kur'an'ın indirilmesi, göklerin ve yerin eşsiz bir şekilde yaratılması, yaratılışın idare edilmesi, Güneş'in ve Ay'ın [insanın] hizmetine sunulması; tatları ve renkleri farklı çeşit çeşit dağların, ağaçların, ekinlerin, meyvelerin, üzüm bağlarının ve hurma bahçelerinin var edilmesi bunlardandır. Bunlar; aklı, düşüncesi, işitmesi veya görmesi olan kimseler için ilahi kudreti ispat eden, duyularla idrak edilen ve bizzat müşahede edilen delillerdir. Kur'an, Medine döneminde inen Ra'd suresinin başında olduğu gibi, birçok ayette ve münasebette bunlara işaret etmiştir:
7481. Metin
[سورة الرعد (١٣) : الآيات ١ الى ٤]
[Ra'd Suresi (13), Ayetler 1-4]
7482. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
7483. Metin
المر تِلْكَ آياتُ الْكِتابِ وَالَّذِي أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ وَلكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لا يُؤْمِنُونَ (١) اللَّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّماواتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَها ثُمَّ اسْتَوى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِأَجَلٍ مُسَمًّى يُدَبِّرُ الْأَمْرَ يُفَصِّلُ الْآياتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ (٢) وَهُوَ الَّذِي مَدَّ الْأَرْضَ وَجَعَلَ فِيها رَواسِيَ وَأَنْهاراً وَمِنْ كُلِّ الثَّمَراتِ جَعَلَ فِيها زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهارَ إِنَّ فِي ذلِكَ لَآياتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ (٣) وَفِي الْأَرْضِ قِطَعٌ مُتَجاوِراتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ أَعْنابٍ وَزَرْعٌ وَنَخِيلٌ صِنْوانٌ وَغَيْرُ صِنْوانٍ يُسْقى بِماءٍ واحِدٍ وَنُفَضِّلُ بَعْضَها عَلى بَعْضٍ فِي الْأُكُلِ إِنَّ فِي ذلِكَ لَآياتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ (٤)
Elif-lâm-mîm-râ. Bunlar Kitab'ın ayetleridir. Rabbinden sana indirilen haktır, fakat insanların çoğu iman etmezler. (1) Görebileceğiniz bir direk olmaksızın gökleri yükselten, sonra Arş'a istiva eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah'tır. Her biri belirlenmiş bir süreye kadar akıp gider. O, işi düzenleyip idare eder; Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için ayetleri açıklar. (2) Yeri yayıp döşeyen, onda sarsılmaz dağlar ve ırmaklar kılan, her türlü meyveden ikişer çift yaratan O'dur. O, geceyi gündüzün üzerine örter. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ayetler vardır. (3) Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar/toprak parçaları, üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ancak tat bakımından bir kısmını diğerine üstün kılarız. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir topluluk için ayetler vardır. (4)
7484. Metin
«١» «٢» «٣» »
«1» «2» «3» »
7485. Metin
«٥» «٦» «٧» [الرّعد: ١٣/ ١- ٤] .
5 6 7 [er-Ra‘d: 13/1-4].
7486. Metin
افتتحت هذه السورة كسورة البقرة بأحرف هجائية للتّنبيه والتّحدي والدّلالة على إعجاز القرآن المتكوّن من حروف هجائية هي مادّة لغة العرب التي يتفاخرون أنهم سادة البيان فيها. وآيات هذه السورة وآيات القرآن كلها آيات عظام القدر والشّأن، أنزلها الله تعالى على قلب نبيّه محمد ﷺ، وهي حقّ لا شكّ فيه، تمثّل جميع الشريعة القرآنية، ولكن أكثر الناس لا يصدّقون بالمنزل إليك من ربّك، ولا يقدرون ما في القرآن من سمو التشريع والأحكام، ورعاية المصالح المناسبة لكل عصر وزمان. وهذا إخبار واقعي عن علم إلهي غيبي دالّ على إعجاز القرآن، ينبئ عن أحوال الناس.
Bu sure, tıpkı Bakara suresi gibi, dikkat çekmek, meydan okumak ve Kur'an'ın mucizeliğini göstermek amacıyla hece harfleriyle başlamıştır. Bu harfler, beyan konusunda önder olduklarıyla övünen Arapların dilinin hammaddesidir. Bu surenin ayetleri ve Kur'an'ın bütün ayetleri, Yüce Allah'ın Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in kalbine indirdiği, kadri ve şanı yüce ayetlerdir. Bunlar, Kur'an şeriatının tamamını temsil eden ve şüphe barındırmayan haktır. Fakat insanların çoğu Rabbinden sana indirileni tasdik etmez; Kur'an'daki yasama ve hükümlerin yüceliğini, her çağa ve zamana uygun maslahatların gözetildiğini takdir etmezler. Bu, Kur'an'ın mucizeliğine delalet eden ve insanların durumlarını haber veren ilahi bir gayb ilmine dayalı gerçekçi bir bildirimdir.
7487. Metin
وإنزال القرآن مظهر من مظاهر القدرة الإلهية.
Kur'an'ın indirilmesi, ilahi kudretin tecellilerinden biridir.
7488. Metin
ومن مظاهر قدرة الله تعالى وعظيم سلطانه: أنه سبحانه هو الذي خلق السماوات بغير أعمدة نشاهدها بالعين المجردة، ثم استوى الله على أعظم المخلوقات وهو العرش استواء يليق به، وسخّر أي ذلّل الشمس والقمر، وجعلهما طائعين لما أريد منهما من المنافع للناس، من دوران وضياء، وظهور واختفاء، وكل منهما كغيرهما من الكواكب السّيارة يجري لأجل مسمى، أي لمدة معينة، هي نهاية الدنيا ومجيء القيامة، أو أن الشمس تتم دورتها في خلال سنة، والقمر في أثناء الشهر، قال الله تعالى: وَيُمْسِكُ السَّماءَ أَنْ تَقَعَ عَلَى الْأَرْضِ إِلَّا بِإِذْنِهِ [الحجّ: ٢٢/ ٦٥] .
Yüce Allah'ın kudretinin ve muazzam hakimiyetinin tecellilerindendir ki: Çıplak gözle gördüğümüz hiçbir direk olmaksızın gökleri yaratan O'dur. Sonra Allah, mahlûkatın en büyüğü olan Arş'a, zatına yakışır bir şekilde istiva etmiştir. Güneşi ve Ay'ı emrine boyun eğdirmiş, yani insanların yararı için dönmeleri, ışık saçmaları, doğup batmaları bakımından kendilerinden murat edilen şeye itaatkâr kılmıştır. Diğer gezegenler gibi bu ikisinin her biri de belirlenmiş bir süreye kadar, yani dünyanın sonu ve kıyametin kopuş vaktine kadar akıp gitmektedir. Yahut Güneş döngüsünü bir yılda, Ay ise bir ay zarfında tamamlamaktadır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutar." [el-Hac: 22/65].
7489. Metin
يدبّر الله أمر الكون ويصرّفه على وفق إرادته ومقتضى حكمته، فيحيي ويميت، ويعزّ ويذلّ، ويغني ويفقر، ويهيّئ الأسباب للنتائج والمسبّبات، يفصّل الآيات، أي يبيّن الدلائل الدّالة على وجوده تعالى، ووحدانيته، وقدرته، وحكمته وعلمه ورحمته، رجاء أن تتيقّنوا أيها الناس، أو لتعلموا علم اليقين أن القرآن حقّ، وأن الله قادر على البعث والإعادة، والحساب والجزاء يوم القيامة. فالذي قدر على خلق السماوات والأرض وما بينهما، ودبّر نظام الكون والحياة وشؤون الخلق بدقّة
Allah kâinatın işini idare eder ve onu iradesi doğrultusunda, hikmetinin gereğince çekip çevirir; diriltir, öldürür, aziz kılar, zelil kılar, zengin eder, fakirleştirir ve sebeplerle sonuçları birbirine hazırlar. Ayetleri açıklar; yani Yüce Zatının varlığına, birliğine, kudretine, hikmetine, ilmine ve rahmetine delalet eden delilleri açıkça ortaya koyar. Ta ki ey insanlar, kesin bir inanca ulaşasınız veya Kur'an'ın hak olduğunu, Allah'ın kıyamet gününde öldükten sonra diriltmeye, varlığı yeniden yaratmaya, hesaba çekmeye ve karşılığını vermeye kadir olduğunu kesin bir bilgiyle bilesiniz. Zira gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri yaratmaya kadir olan, kâinatın, hayatın düzenini ve yaratılmışların durumlarını üstün bir incelikle
7490. Metin
فائقة، قادر على إحياء الموتى، وإعادة الأرواح إلى أجسادها مرة أخرى، وحساب أصحابها.
idare eden [Allah], ölüleri diriltmeye, ruhları tekrar bedenlerine döndürmeye ve sahiplerini hesaba çekmeye de elbette kadirdir.
7491. Metin
والله تعالى أيضا هو الذي بسط الأرض وفرشها ومهّدها، وجعل فيها رواسي، أي جبالا شامخة، وأجرى فيها الأنهار والجداول والعيون، لسقاية ما فيها من الثمرات المختلفة الألوان والأشكال، والطعوم والرّوائح. وجعل في كل صنف من أصناف الثمار زوجين اثنين، أي ذكرا وأنثى، ليتم التّلاقح وحمل الثمرات، يغطّي الله ضوء النهار بظلمة الليل، ويطرد ظلام الليل بنور النهار، كما في آية أخرى:
Yeryüzünü yayıp döşeyen, onu yerleşmeye elverişli kılan, onda sarsılmaz dağlar (revâsî) yani yüksek dağlar yerleştiren, renkleri, şekilleri, tatları ve kokuları farklı çeşitli meyveleri sulamak için onda nehirler, ırmaklar ve pınarlar akıtan da yine Yüce Allah'tır. Aşılama gerçekleşsin ve meyveler oluşsun diye her türlü meyveden ikişer çift, yani erkek ve dişi var etmiştir. Allah gecenin karanlığı ile gündüzün ışığını örter, gündüzün aydınlığı ile de gecenin karanlığını kovar. Nitekim başka bir ayette şöyle buyrulur:
7492. Metin
وَجَعَلْنا نَوْمَكُمْ سُباتاً (٩) وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ لِباساً (١٠) وَجَعَلْنَا النَّهارَ مَعاشاً (١١) [النّبأ: ٧٨/ ٩- ١١] ، إن في مخلوقات الله، وعجائب خلقه لدلائل وبراهين لمن يتفكّر فيها، ويتأمّل في عظمتها، فيستدلّ بها على وجود الله تعالى، وقدرته، وكمال علمه وإرادته.
"Uykunuzu bir dinlenme kıldık. (9) Geceyi bir örtü yaptık. (10) Gündüzü de bir geçim zamanı kıldık. (11)" [en-Nebe': 78/9-11]. Şüphesiz Allah'ın yarattıklarında ve yaratılışının harikalarında, üzerinde düşünen, onların büyüklüğünü tefekkür eden ve bunlarla Yüce Allah'ın varlığına, kudretine, ilminin ve iradesinin kemaline delil getiren kimseler için deliller ve burhanlar vardır.
7493. Metin
ومن الآيات الأرضية أجزاء فيها يجاور بعضها بعضا، ويقترب بعضها من بعض، تربتها واحدة، وماؤها واحد، وهي مع تجاورها مختلفة متغايرة الخواص، فيها بساتين الأعناب، والزروع المختلفة ذات الحبوب المتنوعة للإنسان والحيوان، وفيها أنواع النّخيل المتماثلات وغير المتماثلات صِنْوانٌ وَغَيْرُ صِنْوانٍ يسقى كله بماء واحد، ويتغذى بغذاء واحد، ويتفاضل بعضها على بعض في الأشكال والطّعوم ومذاق الأكل، إن في هذا التّفاوت مع وجود مصادر التّشابه لأدلّة باهرة على قدرة الله، لقوم يتدبّرون ويفكّرون فيها ويعقلون أنّ لها خالقا أوجدها ورتّبها. والتّفضيل في الأكل يشمل الأذواق والألوان والملمس وغير ذلك.
Yeryüzündeki ayetlerden biri de toprağı ve suyu bir olduğu hâlde birbirine komşu olan, birbirine yakın bulunan, fakat komşu olmalarına rağmen özellikleri farklı ve değişken olan kara parçalarıdır. Orada üzüm bağları, insanlar ve hayvanlar için çeşitli tanelere sahip ekinler, çatallı ve çatalsız (sınvân ve gayru sınvân) birbirine benzeyen ve benzemeyen hurma türleri vardır. Bunların hepsi tek bir su ile sulanır, tek bir gıda ile beslenir; fakat şekillerde, tatlarda ve yenen lezzetlerde bir kısmı diğerine üstün kılınır. Benzerlik kaynakları mevcutken görülen bu farklılıkta; düşünen, tefekkür eden ve bunları var edip düzene koyan bir Yaratıcının bulunduğunu akleden bir topluluk için Allah'ın kudretine dair apaçık deliller vardır. Yeme konusundaki üstünlük tatları, renkleri, dokuyu ve benzeri hususları kapsar.
7494. Metin
إنكار البعث
Öldükten Sonra Dirilmeyi (Ba's) İnkâr Etmek
7495. Metin
من المشكلات الكبرى عند الماديين والملحدين والمشركين إنكار وجود عالم آخر بعد عالم الدنيا، لظنهم أن الإنسان مخلوق مادي بالطبيعة، وينتهي وجوده من العالم بالموت، والموت فناء لا رجعة بعده في زعمهم، قائلين كما حكى القرآن عنهم: إِنْ هِيَ إِلَّا حَياتُنَا الدُّنْيا نَمُوتُ وَنَحْيا وَما نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ (٣٧) [المؤمنون: ٢٣/ ٣٧] .
Maddecilerin, mülhitlerin ve müşriklerin en büyük problemlerinden biri, insanın fıtraten maddi bir varlık olduğunu ve dünyadaki varlığının ölümle sona erdiğini, ölümün ise iddialarına göre geriye dönüşü olmayan bir yok oluş olduğunu zannetmeleri sebebiyle dünya âleminden sonra başka bir âlemin varlığını inkâr etmeleridir. Kur'an'ın kendilerinden naklettiği üzere şöyle derler: "O, bizim dünya hayatımızdan başkası değildir. Ölürüz ve yaşarız; biz yeniden diriltilecek de değiliz." (37) [el-Mü'minûn: 23/37].
7496. Metin
ونسوا أن الله الذي خلقهم أول مرة قادر على إعادة خلقهم وإحيائهم مرة أخرى، كما جاء في قول الله سبحانه: أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ الَّذِي خَلَقَ السَّماواتِ وَالْأَرْضَ وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ بِقادِرٍ عَلى أَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتى [الأحقاف: ٤٦/ ٣٣] .
Kendilerini ilk defa yaratan Allah'ın, onları yeniden yaratmaya ve tekrar diriltmeye kadir olduğunu unuttular. Nitekim Yüce Allah'ın şu sözünde bildirildiği gibidir: "Gökleri ve yeri yaratan ve bunları yaratmaktan yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de kadir olduğunu görmediler mi?" [el-Ahkâf: 46/33].
7497. Metin
وتعددت ألوان التقريع والتهديد بالعذاب والاستغراب في آي القرآن من مواقف هؤلاء المنكرين ليوم البعث، كما جاء في الآيات التالية:
Kur'an ayetlerinde, öldükten sonra diriliş gününü inkâr eden bu kimselerin tutumlarına yönelik azarlama, azapla tehdit etme ve şaşkınlık ifadeleri çeşitli şekillerde yer almıştır; nitekim gelen ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
7498. Metin
[سورة الرعد (١٣) : الآيات ٥ الى ٧]
[Ra'd Suresi (13), Ayetler 5-7]
7499. Metin
وَإِنْ تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ أَإِذا كُنَّا تُراباً أَإِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ أُولئِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ وَأُولئِكَ الْأَغْلالُ فِي أَعْناقِهِمْ وَأُولئِكَ أَصْحابُ النَّارِ هُمْ فِيها خالِدُونَ (٥) وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلاتُ وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلى ظُلْمِهِمْ وَإِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ الْعِقابِ (٦) وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلا أُنْزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِنْ رَبِّهِ إِنَّما أَنْتَ مُنْذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هادٍ (٧)
Eğer şaşacaksan, asıl şaşılacak şey onların: "Biz toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışta olacağız?" demeleridir. İşte onlar, Rablerini inkâr edenlerdir. İşte onlar, boyunlarında demir halkalar bulunanlardır. Ve işte onlar, cehennemliklerdir; onlar orada ebedî kalacaklardır. (5) Senden, iyilikten önce kötülüğü acele istiyorlar. Oysa onlardan önce nice ibret verici cezalar gelip geçmiştir. Şüphesiz Rabbin, zulümlerine rağmen insanlara karşı mağfiret sahibidir. Ve şüphesiz Rabbin, cezası pek şiddetli olandır. (6) İnkâr edenler derler ki: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!" Sen ancak bir uyarıcısın ve her kavim için bir yol gösterici vardır. (7)
7500. Metin
«١» «٢» [الرّعد: ١٣/ ٥- ٧] .
«1» «2» [er-Ra'd: 13/ 5-7].
7501. Metin
المؤمن في هذا العالم مطمئن مستقر مرتاح، والكافر قلق متردد يحس بالضيق ويشعر بالمرارة والتأنيب الداخلي، فلا عجب أن يصدر من الكفار حماقات ومكابرات وألوان من العناد، فتراهم كما تصور هذه الآيات، بالإضافة لإنكارهم البعث والقيامة، يستعجلون العذاب والانتقام في الدنيا، ويطالبون بآيات تعجيزية.
Mümin bu dünyada mutmain, huzurlu [ve] rahattır; kâfir ise endişeli, tereddüt içindedir, darlık hisseder, acılık ve içsel bir vicdan azabı duyar. Dolayısıyla kâfirlerden ahmaklıkların, büyüklük taslamaların ve türlü inatçılıkların sadır olmasına şaşmamak gerekir. Nitekim bu ayetlerin tasvir ettiği üzere onların, ba's (yeniden dirilme) ve kıyameti inkâr etmelerinin yanı sıra dünyada azap ve cezanın çarçabuk gelmesini istediklerini ve aciz bırakan mucizeler talep ettiklerini görürsün.
7502. Metin
لذا بدئت هذه الآيات بأنه إن تعجب أيها الرسول النبي من تكذيب المشركين لك، وعبادتهم مالا يضر ومالا ينفع من الأصنام، مع ما يشاهدونه في واقعهم من آيات الله الكونية الدالة على قدرته التي لا حدود لها، فالأدعى للعجب والأغرب تكذيبهم بالبعث والقيامة، وقولهم: هل تمكن الإعادة بعد الفناء، أو التفتت ترابا؟ وهل يمكن أن نعود لخلق جديد؟! فحكم الله تعالى عليهم بأحكام ثلاثة لا نجدها في غير هذه الآيات:
Bu sebeple bu ayetler şu hususla başlamıştır: Ey Peygamber Resul! Şayet müşriklerin seni yalanlamasına, kendi gerçekliklerinde Allah'ın sınırsız kudretine delalet eden kevnî ayetlerini müşahede etmelerine rağmen putlardan hiçbir zarar ve fayda vermeyen şeylere tapmalarına şaşıyorsan; asıl şaşılacak ve en garip olan şey, onların ba's ve kıyameti yalanlamaları ve: "Yok olup toprak olduktan sonra tekrar var edilmek mümkün mü? Yeniden yaratılışa dönmemiz mümkün müdür?" demeleridir. Yüce Allah, bu ayetler dışında bir arada bulamayacağımız üç hükümle haklarında hüküm vermiştir:
7503. Metin
الحكم الأول: أنهم أولئك الكافرون الذين جحدوا بربهم وكذبوا رسله، وتمادوا في عنادهم وضلالهم، لأن إنكار قدرة الله تعالى إنكار لوجوده ووحدانيته.
Birinci hüküm: Onlar Rablerini inkâr eden, elçilerini yalanlayan, inatlarında ve sapıklıklarında ısrar eden kâfirlerdir; çünkü Yüce Allah'ın kudretini inkâr etmek, O'nun varlığını ve birliğini inkâr etmektir.
7504. Metin
والحكم الثاني: وصف لأحوال عذابهم، فهم أولئك المقيدون بالسلاسل والأغلال، يسحبون بها سحبا في غاية القهر والذل والمهانة.
İkinci hüküm: Azap durumlarının nitelenmesidir. Onlar boyunları zincirlerle ve prangalarla bağlanmış kimselerdir; son derece kahredici, zelil ve aşağılayıcı bir şekilde bunlarla sürüklenirler.
7505. Metin
والحكم الثالث: زجهم في نار جهنم، أولئك هم أصحاب النار خالدون فيها في الآخرة، ملازمون لها، يمكثون فيها على الدوام، لا يحولون عنها ولا يزولون، بسبب كفرهم، وإنكارهم البعث وتكذيبهم الرسول.
Üçüncü hüküm: Cehennem ateşine atılmalarıdır. İşte onlar ateş ehlidir; inkârları, ba'sı reddetmeleri ve Peygamber'i yalanlamaları sebebiyle ahirette orada ebedî kalıcıdırlar, oradan ayrılmazlar, devamlı orada ikamet ederler, oradan başka yere geçemezler ve yok olmazlar.
7506. Metin
ولم يقتصر إنكارهم على عذاب الآخرة، وإنما تهكموا وأنكروا أيضا عذاب الدنيا، فقال الله تعالى: وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ أي ويستعجلك هؤلاء المكذبون بالعقوبة في دار الدنيا، وهذا غاية الحماقة والتحدي والإمعان في الكفر، فهم يكذبونك أيها النبي بالعذاب الذي أنذرتهم به استهزاء، قبل الحسنة من الإمهال أو الإيمان، والسلامة والعافية من البلاء.
Onların inkârı sadece ahiret azabıyla sınırlı kalmamış, aynı zamanda dünya azabıyla da alay edip onu da inkâr etmişlerdir. Yüce Allah: "Senden, iyilikten önce kötülüğü acele istiyorlar" buyurmuştur; yani bu yalanlayıcılar dünya yurdunda cezanın çarçabuk gelmesini senden isterler. Bu ise ahmaklığın, meydan okumanın ve küfürde aşırı gitmenin son noktasıdır. Onlar mühlet verilmesi veya iman, esenlik ve beladan afiyette olma gibi bir iyilik gelmeden önce, alay ederek seni uyardığın azap hususunda yalanlamaktadırlar.
7507. Metin
علما بأن هناك أمثلة واقعية يعرفونها، فقد خلت من قبلهم المثلات، وأوقعنا أنواع النقم، وشدائد العقاب بالأمم الخالية، وجعلناهم عبرة لمن اعتبر، وعظة لمن اتعظ. وهذا تبيين لخطئهم في أن يتمنوا المصائب، ويطلبوا إنزال أو إسقاط جزء من
Kaldı ki bildikleri somut örnekler bulunmaktadır; zira onlardan önce ibret verici cezalar gelip geçmiş, geçmiş ümmetlerin başına türlü intikamlar ve şiddetli azaplar indirmiş ve onları ibret alanlar için birer ibret, öğüt alanlar için birer nasihat kılmışızdır. Bu, onların musibetleri temenni etmelerindeki ve
7508. Metin
السماء، أو إرسال حجارة تمطر عليهم، ولو كان ذلك لم يحدث قط، لكان لهم العذر.
göğün üzerlerine düşürülmesini veya başlarına taş yağdırılmasını istemelerindeki hatalarını bir açıklamadır. Şayet bu [daha önce] hiç gerçekleşmemiş olsaydı, bir mazeretleri olabilirdi.
7509. Metin
ثم فتح الله لهم باب الأمل، ورجّاهم بقوله: وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلى ظُلْمِهِمْ أي إن الله تعالى صاحب عفو وصفح وستر للناس على ذنوبهم في الآخرة، مع أنهم ظلموا أنفسهم، وأخطئوا بالليل والنهار، ولكن الله حليم رؤف بالناس، فهو سبحانه يمهل مع ظلم الكفرة، ويعفو عند التوبة، وهو أيضا شديد العقاب للعصاة الذين أصروا على الكفر والعصيان.
Sonra Allah onlara ümit kapısını açmış ve: "Şüphesiz Rabbin, zulümlerine rağmen insanlara karşı mağfiret sahibidir" buyurarak onları ümitlendirmiştir. Yani Yüce Allah, insanlar kendilerine zulmetmiş, gece ve gündüz hata işlemiş olsalar da ahirette günahlarını bağışlayan, affeden ve örten zatın sahibidir. Zira Allah insanlara karşı hilim sahibidir, çok şefkatlidir; kâfirlerin zulmüne rağmen mühlet tanır, tövbe edildiğinde affeder. Aynı zamanda O, küfür ve isyanda ısrar eden asiler için cezası pek şiddetli olandır.
7510. Metin
قال ابن المسيب: لما نزلت هذه الآية، قال رسول الله ﷺ: «لولا عفو الله لما تمنى أحد عيشا، ولولا عقابه لا تكل كل أحد» .
İbnü'l-Müseyyeb şöyle demiştir: Bu ayet indiğinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Allah'ın affı olmasaydı kimse yaşamayı arzu etmezdi; O'nun cezalandırması olmasaydı herkes gevşeyip güvene düşerdi.»
7511. Metin
وقال ابن عباس: «وليس في القرآن أرجى من هذه الآية» .
İbn Abbas da şöyle demiştir: «Kur'an'da bu ayetten daha ümit verici bir ayet yoktur.»
7512. Metin
ث م ازداد إمعان المشركين في الكفر والعناد، فطلبوا معجزات مادية على وفق هواهم، وميولهم، وقالوا: لولا يأتينا محمد بآية حسية من ربه، كما أرسل الأولون، مثل عصا موسى، وناقة صالح، ومائدة عيسى، فيجعل لنا جبل الصفا ذهبا، وأن يزيح عنا الجبال، ويجعل مكانها مروجا وأنهارا. فرد الله عليهم متجاوزا مطالبهم، بأن النبي مجرد منذر لقومه من العذاب، وهاد للخير والسداد، ولكل قوم داعية من الأنبياء، يدعوهم إلى الله ﷿ وإلى الدين الحق، وسبيل الخير والرشاد، كما قال تعالى: وَإِنْ مِنْ أُمَّةٍ إِلَّا خَلا فِيها نَذِيرٌ [فاطر: ٣٥/ ٢٤] .
Daha sonra müşriklerin küfür ve inattaki taşkınlıkları arttı; heva ve arzularına göre somut mucizeler talep ettiler ve dediler ki: Muhammed bize, öncekilere gönderildiği gibi Rabbinden hissî bir mucize getirse ya; Musa'nın asası, Sâlih'in devesi ve İsa'nın sofrası gibi. Safa tepesini bizim için altına çevirse, dağları önümüzden kaldırıp yerlerine çayırlar ve ırmaklar koysa ya. Allah onların bu taleplerini aşarak cevap verdi ve Peygamber'in yalnızca kavmini azaptan sakındıran bir uyarıcı, hayra ve doğruluğa yönlendiren bir rehber olduğunu bildirdi. Her kavim için peygamberlerden, onları Azîz ve Celîl olan Allah'a, hak dine, hayır ve doğruluk yoluna davet eden bir davetçi vardır; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Hiçbir ümmet yoktur ki içinde bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın." [Fâtır: 35/24].
7513. Metin
علم الغيب
Gayb İlmi
7514. Metin
هناك صفات تختصّ بالله ﷿، لا يعلم بها البشر، ولا يقدرون على علمها، بسبب كون عقولهم محدودة، وأفكارهم قاصرة، ومن أهم تلك الصفات التي تحدّى الله بها البشر، وأثبت عجزهم وضعفهم: هو علم الغيب في المستقبل القريب أو
Azîz ve Celîl olan Allah'a mahsus öyle sıfatlar vardır ki, akıllarının sınırlı ve fikirlerinin yetersiz olması sebebiyle insanlar bunları bilemezler ve bilmeye güç yetiremezler. Allah'ın insanlara meydan okuduğu, onların acziyetini ve zayıflığını ispat ettiği bu sıfatların en önemlilerinden biri: Yakın veya
7515. Metin
البعيد، فالله سبحانه عالم الغيب (ما وراء الطبيعة) والشهادة (عالم المحسوسات المرئية والمسموعة) ليكون ذلك دليلا على ألوهية الله ووحدانيته، دون شريك ولا منافس أو معارض أو شبيه ونظير، قال الله تعالى مبيّنا بعض مظاهر علمه الغيبي:
uzak gelecekteki gaybı bilmektir. Yüce Allah, hiçbir ortağı, rakibi, muhalifi, benzeri ve dengi olmaksızın, uluhiyetine ve birliğine delil olsun diye gaybı (doğa ötesini) ve şehadeti (görülen ve işitilen duyular âlemini) bilendir. Yüce Allah, gayb ilminin bazı tecellilerini açıklayarak şöyle buyurmuştur:
7516. Metin
[سورة الرعد (١٣) : الآيات ٨ الى ١١]
[Ra'd Suresi (13), Ayetler 8-11]
7517. Metin
اللَّهُ يَعْلَمُ ما تَحْمِلُ كُلُّ أُنْثى وَما تَغِيضُ الْأَرْحامُ وَما تَزْدادُ وَكُلُّ شَيْءٍ عِنْدَهُ بِمِقْدارٍ (٨) عالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهادَةِ الْكَبِيرُ الْمُتَعالِ (٩) سَواءٌ مِنْكُمْ مَنْ أَسَرَّ الْقَوْلَ وَمَنْ جَهَرَ بِهِ وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍ بِاللَّيْلِ وَسارِبٌ بِالنَّهارِ (١٠) لَهُ مُعَقِّباتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ لا يُغَيِّرُ ما بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُوا ما بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذا أَرادَ اللَّهُ بِقَوْمٍ سُوْءاً فَلا مَرَدَّ لَهُ وَما لَهُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ والٍ (١١)
Allah, her dişinin ne taşıdığını, rahimlerin neyi eksiltip neyi artırdığını bilir. O'nun katında her şey bir ölçü iledir. (8) Gaybı da görünen âlemi de bilendir, çok büyüktür, pek yücedir. (9) Sizden sözü gizleyen ile onu açığa vuran, geceleyin gizlenen ile gündüzün serbestçe gezen [O'nun ilminde] birdir. (10) Onun önünden ve arkasından takip eden [melekler] vardır; onu Allah'ın emriyle korurlar. Şüphesiz Allah, bir topluluk kendi nefislerindekini değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez. Allah bir topluluğa bir kötülük diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onlar için O'ndan başka bir koruyucu/yönetici de yoktur. (11)
7518. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» «٧» «٨» [الرّعد: ١٣/ ٨- ١١] .
«1» «2» «3» «4» «5» «6» «7» «8» [er-Ra'd: 13/ 8-11].
7519. Metin
أبانت هذه الآيات تمام علم الله تعالى وعلمه بدقائق الأشياء وعظائمها، فهو سبحانه يعلم ما في بطون الأجنّة من ذكورة وأنوثة، ووحدة وتعدّد، وأوصاف وخصائص، وآجال لها، وكل ما يطرأ على ما في الأرحام من بدء تخلّق الحمل، وولادة، وهو ما تغيض به الأرحام، أي ما تنقصه في زمن أو جسم، وما تزداد من نموّ الجنين ومدة مكثه في البطن ووقت ولادته، وكل شيء يدخله التقدير، عند الله تعالى، بأجل معيّن، وبمقدار محدد، لا يزيد عنه ولا ينقص. وجمهور المتأوّلين على أن غيض الرحم إرسال الدّم على الحمل. وقال الضّحاك: غيض الرّحم: أن تسقط المرأة الولد، والزيادة: أن تضعه لمدة كاملة، تامّا في خلقه. ودلّ الإحصاء العلمي على أن الجنين لا يزيد بقاؤه في بطن أمه عن ٣٠٥ أو ٣٠٨ أيام.
Bu ayetler, Yüce Allah'ın ilminin eksiksizliğini, şeylerin inceliklerini ve büyüklüklerini bildiğini açıklamıştır. Zira O; ceninlerin erkeklik veya dişiliğini, tek veya çok oluşunu, niteliklerini ve özelliklerini, ecellerini, gebeliğin başlangıcından doğuma kadar rahimde cereyan eden her durumu bilir. Bu da rahimlerin eksilttiği (zaman veya beden olarak noksan bıraktığı) ve artırdığı (ceninin gelişimi, karında kalma süresi ve doğum vakti) şeylerdir. Allah katında takdire dâhil olan her şey, belirlenmiş bir ecel ve sınırlandırılmış bir ölçü iledir; ne artar ne de eksilir. Müfessirlerin çoğunluğu, rahmin eksiltmesini hamilelik esnasında kan akması olarak açıklamıştır. Dahhâk ise şöyle demiştir: Rahmin eksiltmesi kadının çocuğunu düşürmesidir; artırması ise tam süresinde, yaratılışı eksiksiz olarak doğurmasıdır. Bilimsel istatistikler de ceninin anne karnında kalma süresinin 305 veya 308 günü aşmadığını göstermiştir.
7520. Metin
والله سبحانه عالم الغيب، أي ما غاب عن الإدراكات، وعالم الشهادة: ما
Yüce Allah gaybı -yani algılardan gizli kalan şeyleri- bilendir; şehâdeti de -yani
7521. Metin
شوهد من الأمور، وهو الكبير الأكبر من كل شيء، المتعال على كل شيء، قد أحاط بكل شيء علما، أي شمل علمه كل شيء، وقهر كل شيء، فخضعت له الرّقاب، وذلّ له العباد طوعا وكرها.
görülen hususları bilendir. O, her şeyden daha büyük olan Kebîr'dir; her şeyin üzerinde olan Müteâl'dir. Her şeyi ilmiyle kuşatmıştır; yani ilmi her şeyi içine almıştır ve her şeyi kahretmiştir. Böylece boyunlar O'na eğilmiş, kullar ister istemez O'na boyun bükmüştür.
7522. Metin
والآية تشمل علم الله بالجزئيات والمفردات والدقائق، وتشمل علم الله بمقادير الأشياء وحدودها، وما يتخصص به كل شيء من أوصاف، ويعلم أشياء خفية لا يعلمها إلا هو، وهو ما غاب عن الحس، وما حضر من المحسوسات.
Ayet; Allah'ın cüz'iyata, tekillere ve inceliklere dair ilmini, varlıkların miktarlarına, sınırlarına ve her varlığa özgü sıfatlara dair ilmini kapsar. O, duyulardan gizli olanı da hazır bulunan duyulur varlıkları da kendisinden başka kimsenin bilmediği gizli şeyleri de bilir.
7523. Metin
والله تعالى عالم علما تامّا بأحوال جميع مخلوقاته، سواء ما أسرّوه منها وأخفوه، أو ما أعلنوه وأظهروه، وما هو مختف في ظلام الليل في قعر البيت وجوانبه، وما هو ظاهر ماش بسرعة في ضوء النهار، فإن كلاهما في علم الله على السواء. فكل ما هو بالليل في غاية الاختفاء، وما هو متصرّف بالنهار، ذاهب لوجهته، سواء في علم الله تعالى وإحاطته بهما.
Yüce Allah bütün yaratılmışların durumlarını tam bir ilimle bilir; gizledikleri ve sakladıkları şeyler ile ilan ettikleri ve açığa vurdukları şeyler, gecenin karanlığında evin derinliklerinde ve köşelerinde gizlenen kimse ile gündüzün aydınlığında serbestçe ve hızla yürüyen kimse O'nun ilminde tamamen eşittir. Gecenin içinde son derece gizli kalan her şey ile gündüzün hareket edip yönüne giden her şey, Yüce Allah'ın ilmi ve onları kuşatması bakımından birdir.
7524. Metin
ولله تعالى وسائل تخزين للمعلومات والمعارف وهم الملائكة الحفظة على العباد أعمالهم، والحفظة لهم، فمن حكمته ورحمته تعالى أن جعل للإنسان ملائكة حفظة، يتعاقبون على حفظ الإنسان في الليل والنهار، لحمايته وصونه من المضارّ والطوارئ الجسام، وملائكة آخرون يتعقّبون أعمال العباد ويتّبعونها بالحفظ والتّدوين وكتابة كل ما يصدر عنهم من خير أو شرّ. فالمعقّبات: الجماعات التي يعقب بعضها بعضا، وهم الملائكة.
Yüce Allah'ın bilgileri depolama vasıtaları vardır ki onlar da kulların amellerini gözeten ve onları koruyan meleklerdir. İnsanı zararlardan ve büyük tehlikelerden muhafaza edip korumak amacıyla gece ve gündüz nöbetleşe insanın korunmasında vazife yapan koruyucu melekler kılması O'nun hikmet ve rahmetindendir. Diğer melekler ise kulların amellerini takip eder; onları koruyarak, kaydederek ve onlardan sadır olan her hayır ve şerri yazarak izlerler. Takipçiler (muakkibât); melekler olup birbirini ardı ardına takip eden topluluklar demektir.
7525. Metin
روى البخاري ومسلم وغيرهما عن أبي هريرة ﵁ أن رسول الله ﷺ قال: «يتعاقبون فيكم ملائكة بالليل، وملائكة بالنهار، ويجتمعون في صلاة الفجر وصلاة العصر، ثم يعرج الذين باتوا فيكم، فيسألهم ربّهم وهو أعلم بهم:
Buhârî, Müslim ve diğerleri Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'tan Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: «Gece melekleri ile gündüz melekleri aranızda nöbetleşe bulunurlar; sabah namazı ile ikindi namazında bir araya gelirler. Sonra aranızda geceleyenler [göğe] yükselirler. Onları en iyi bilen olduğu hâlde Rableri onlara sorar:
7526. Metin
كيف تركتم عبادي؟ فيقولون: تركناهم وهم يصلّون، وأتيناهم وهم يصلّون» .
Kullarımı nasıl bıraktınız? Onlar da: Biz onları namaz kılarken bıraktık ve yanlarına da namaz kılarken varmıştık, derler.»
7527. Metin
ثم أوضح الله تعالى مبدءا إلهيّا عظيما: وهو أنه لا عقاب بدون جريمة، فقال:
Sonra Yüce Allah, suçsuz ceza olmayacağı şeklindeki büyük bir ilahi prensibi açıklayarak şöyle buyurdu:
7528. Metin
إِنَّ اللَّهَ لا يُغَيِّرُ ما بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُوا ما بِأَنْفُسِهِمْ ... أي إن الله لا يبدّل ما بقوم من
"Şüphesiz Allah, bir topluluk kendi nefislerindekini değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez..." Yani Allah bir topluluktaki
7529. Metin
نعمة وعافية، وراحة وسلامة، فيزيلها عنهم إلا بتغيير ما بأنفسهم، بأن يصدر منهم الظلم والعصيان والفساد وارتكاب الشرور والآثام.
nimet, afiyet, huzur ve esenliği, zulüm, isyan, fesat, kötülük ve günahlar işlemeleri suretiyle kendi nefislerindekini değiştirmedikçe ellerinden alıp yok etmez.
7530. Metin
وإذا أراد الله تعالى بقوم سوءا من فقر أو مرض أو احتلال وغير ذلك من أنواع البلاء، فلا يستطيع أحد أن يدفع ذلك عنهم، وما لهم من غير الله تعالى ناصر يلي أمورهم، ويدفع عنهم الضّرر، فلا أحد يجلب لهم النفع، ويدفع عنهم الضّرّ. وهذا دليل واضح على أن الله قادر على كل شيء، ومتمكّن من إيقاع العذاب بالناس في أي زمن ومكان، فليس من الحكمة والمصلحة في شيء استعجال العذاب، فلكل أجل كتاب، ولكل عمل ميعاد. والشّر والخير بمنزلة واحدة، إذا أرادهما الله بعبد لم يردّ، وهذا تخويف وإنذار.
Allah Teâlâ bir topluluğa fakirlik, hastalık, işgal ve benzeri bela çeşitlerinden bir kötülük murat ettiği zaman, hiç kimse bunu onlardan savmaya güç yetiremez. Onların Allah Teâlâ'dan başka işlerini üstlenecek ve onlardan zararı savacak bir yardımcısı da yoktur. Dolayısıyla onlara fayda sağlayacak ve onlardan zararı defedecek hiç kimse bulunmaz. Bu durum, Allah'ın her şeye kadir olduğuna, insanları herhangi bir zaman ve mekânda cezalandırmaya muktedir bulunduğuna açık bir delildir. Dolayısıyla azabın acele gelmesini istemekte hiçbir hikmet ve maslahat yoktur; zira her ecelin bir yazısı (takdiri), her işin bir vakti vardır. Şer de hayır da aynı konumdadır; Allah bir kul hakkında bunları dilediğinde geri çevrilemez. Bu ise bir korkutma ve uyarıdır.
7531. Metin
قدرة الله تعالى
Yüce Allah'ın Kudreti
7532. Metin
أقام الله تعالى في قرآنه أدلّة واضحة قاطعة على قدرته وحكمته، منها نعمة وإحسان أحيانا، ومنها عذاب ونقمة وقهر أحيانا أخرى، والتّردد بين الحالين: حال النعمة وحال النقمة دليل على الشمول والعموم، لكل حال من الأحوال، ليعرف العبد أن الله ربّ العالمين صاحب السلطان المطلق، والإرادة النافذة التامّة في كل أمر من الأمور، وفي كل شأن من الشؤون. والتذكير بهذا لفت نظر إلى أن الله تعالى لا يغيب وجوده وتأثيره عن أي شيء. قال الله تعالى مبيّنا هذا التّلازم بين الوجود الإلهي في جميع الأشياء وبين مختلف الأشياء:
Allah Teâlâ Kur'an'ında kudretine ve hikmetine dair açık ve kesin deliller ortaya koymuştur; bunlardan bazısı kimi zaman nimet ve ihsandır, bazısı ise kimi zaman azap, ceza ve kahırdır. İki durum arasındaki bu geçiş, yani nimet hâli ile ceza hâli, her türlü durumu kapsayıp kuşattığının delilidir; ta ki kul, Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın her emirde ve her işte mutlak hükümranlık ile tam ve geçerli bir iradeye sahip olduğunu bilsin. Bunun hatırlatılması, Allah Teâlâ'nın varlığının ve tesirinin hiçbir şeyden gâip olmadığına dikkat çekmektir. Allah Teâlâ, her şeydeki ilahi varlık ile muhtelif varlıklar arasındaki bu ayrılmaz bağı açıklayarak şöyle buyurmuştur:
7533. Metin
[سورة الرعد (١٣) : الآيات ١٢ الى ١٥]
[Ra'd Suresi (13), Ayetler 12-15]
7534. Metin
هُوَ الَّذِي يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنْشِئُ السَّحابَ الثِّقالَ (١٢) وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلائِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ وَيُرْسِلُ الصَّواعِقَ فَيُصِيبُ بِها مَنْ يَشاءُ وَهُمْ يُجادِلُونَ فِي اللَّهِ وَهُوَ شَدِيدُ الْمِحالِ (١٣) لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لا يَسْتَجِيبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ إِلاَّ كَباسِطِ كَفَّيْهِ إِلَى الْماءِ لِيَبْلُغَ فاهُ وَما هُوَ بِبالِغِهِ وَما دُعاءُ الْكافِرِينَ إِلاَّ فِي ضَلالٍ (١٤) وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّماواتِ وَالْأَرْضِ طَوْعاً وَكَرْهاً وَظِلالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْآصالِ (١٥)
{ هُوَ الَّذِي يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنْشِئُ السَّحابَ الثِّقالَ (١٢) وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلائِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ وَيُرْسِلُ الصَّواعِقَ فَيُصِيبُ بِها مَنْ يَشاءُ وَهُمْ يُجادِلُونَ فِي اللَّهِ وَهُوَ شَدِيدُ الْمِحالِ (١٣) لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لا يَسْتَجِيبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ إِلاَّ كَباسِطِ كَفَّيْهِ إِلَى الْماءِ لِيَبْلُغَ فاهُ وَما هُوَ بِبالِغِهِ وَما دُعاءُ الْكافِرِينَ إِلاَّ فِي ضَلالٍ (١٤) وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّماواتِ وَالْأَرْضِ طَوْعاً وَكَرْهاً وَظِلالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْآصالِ (١٥) } “O, korku ve ümit vermek için size şimşeği gösteren ve yağmur yüklü ağır bulutları meydana getirendir. (12) Gök gürültüsü O'nu hamd ile, melekler de O'nun korkusundan tesbih ederler. O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele edip dururlar. Hâlbuki O'nun cezalandırması pek çetindir. (13) Hak olan dua/çağrı yalnızca O'nadır. O'ndan başka yalvardıkları ise onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. [Onların durumu,] ancak ağzına ulaşsın diye iki avucunu suya doğru açan, fakat ona asla ulaşamayacak olan kimse gibidir. İnkârcıların duası ise sapıklıktan/boşa çıkmaktan başka bir şey değildir. (14) Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam, ister istemez Allah'a secde ederler. (15)”
7535. Metin
«١»
«1»
7536. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» [الرّعد: ١٣/ ١٢- ١٥] .
«1» «2» «3» «4» «5» [er-Ra'd: 13/12-15].
7537. Metin
هذه ألوان ملموسة محسوسة من مظاهر وآثار القدرة الإلهية، وتنبيه عليها وتذكير بها، فالله بإرادته وتدبيره يري الناس ظاهرة البرق والرّعد، تخويفا وتحذيرا، أما البرق: فهو ما يرى من النّور اللامع ساطعا من خلال السحاب، بسبب تقارب سحابتين في الشحنة الكهربائية، فيحدث الخوف من صواعق البرق، ويظهر الطمع في المطر. والله سبحانه هو الذي يوجد السّحب المحملة المترعة بالماء، فهي ثقال ببخار الماء وما يعقبه من أمطار.
Bunlar, ilahi kudretin somut ve hissedilir tezahürleri ile eserlerinden çeşitler olup, bunlara dikkat çekme ve hatırlatmadır. Zira Allah, korkutmak ve uyarmak üzere kendi iradesi ve tedbiriyle insanlara şimşek ve gök gürültüsü hadisesini gösterir. Şimşek ise, iki bulutun elektriksel yük bakımından birbirine yaklaşması sebebiyle bulutların arasından parıldayan parlak ışıktan görünen şeydir; böylece yıldırım çarpmasından korku meydana gelir ve yağmura dair umut belirir. Su ile dopdolu, yüklü bulutları var eden de Allah Teâlâ'dır; onlar su buharı ve ardından gelen yağmurlar sebebiyle ağırdırlar.
7538. Metin
وأما الرّعد: فهو الصوت المسموع خلال السحاب بسبب احتكاك الأجرام السماوية، وتصادم سحابتين مختلفي الشحنة الكهربائية. والرعد بصوته الهادر المخيف يسبح الله تعالى وينزهه، ويعلن بلسان الحال خضوعه لله، وانقياده لقدرته وحكمته.
Gök gürültüsüne (ra'd) gelince: O da semavi kütlelerin sürtünmesi ve farklı elektrik yüküne sahip iki bulutun çarpışması sebebiyle bulutlar arasından işitilen sestir. Gök gürültüsü o gürleyen, ürkütücü sesiyle Allah Teâlâ'yı tesbih ve tenzih eder, hâl diliyle Allah'a boyun eğişini, O'nun kudretine ve hikmetine teslimiyetini ilan eder.
7539. Metin
وتسبّح الملائكة ربّهم وتنزهه عن الصاحبة والولد، لما يرون من جلال الله وهيبته.
Melekler de Allah'ın celâl ve heybetini gördükleri için Rablerini tesbih eder ve O'nu eş ve çocuk edinmekten tenzih ederler.
7540. Metin
روى الإمام أحمد والبخاري في الأدب وغيرهما عن ابن عمر ﵄ عن النّبي ﷺ: أنه كان إذا سمع الرّعد قال: «اللهم لا تهلكنا بغضبك، ولا تقتلنا بعذابك، وعافنا قبل ذلك» .
İmam Ahmed, Buhârî el-Edebü'l-Müfred'de ve diğerleri İbn Ömer radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiklerine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem gök gürültüsünü işittiği zaman şöyle derdi: «Allahım, bizi gazabınla helak etme, azabınla öldürme ve bundan önce bize afiyet ver.»
7541. Metin
فالرّعد والبرق إما بشير خير أو نذير شرّ.
Gök gürültüsü ve şimşek ya bir hayrın müjdecisi ya da bir şerrin uyarıcısıdır.
7542. Metin
والله تعالى يرسل الصواعق للتّنبيه على القدرة والتّذكير بالنقمة، ينتقم الله بها
Yüce Allah yıldırımları kudretine dikkat çekmek ve [hak edenleri] cezalandıracağını hatırlatmak üzere gönderir; Allah bunlarla...
7543. Metin
ممن يشاء. وسبب الصواعق: أن السّحب قد تمتلئ بكهربة شديدة، والأرض بكهربة أخرى مخالفة، فإذا قاربت السّحب من الأرض، حصل احتكاك كهربائي تنشأ عنه صاعقة، إذا صادفت شيئا أحرقته. فالله يصيب بالصواعق من يشاء، وعلى الرغم من هذه الأدلة الدالة على قدرة الله وألوهيته، يجادل الكفار، ويشكّون في عظمة الله تعالى وفي توحيده، والله سبحانه هو شديد المحال، أي شديد القوة والأخذ، وهو قادر على مكايدة الأعداء، وعلى إنزال العذاب في أي وقت يشاء.
dilediği kimseden [intikam alır]. Yıldırımların sebebi şudur: Bulutlar yoğun bir elektrikle, yer de buna zıt başka bir elektrikle dolabilir; bulutlar yere yaklaştığında elektriksel bir sürtünme meydana gelir ve bundan bir yıldırım doğar, bir şeye rastlarsa onu yakar. Allah yıldırımları dilediği kimseye isabet ettirir. Allah'ın kudretine ve uluhiyetine delalet eden bu delillere rağmen kâfirler tartışır, Allah Teâlâ'nın büyüklüğü ve tevhidi hakkında şüpheye düşerler. Allah Teâlâ ise «şedîdü'l-mihâl»dir; yani kuvveti ve yakalaması pek çetindir. O, düşmanların tuzaklarını boşa çıkarmaya ve dilediği her vakitte azap indirmeye kadirdir.
7544. Metin
ولله وحده دعوة الحق، أي لا إله إلا الله أي التوحيد، وله دعوة العباد بالحق، ودعوة الصدق والدعاء والتّضرع، لا لغيره من الأصنام والأوثان، والملائكة والبشر الذين اتّخذهم الناس آلهة، فدعاء غير الله من الأوثان باطل.
Hak olan davet yalnızca Allah'adır, yani 'Lâ ilâhe illallâh'tır, yani tevhiddir. Kulların hak ile daveti, doğruluk daveti, dua ve yakarış yalnızca O'nadır; insanların ilah edindikleri putlara, heykellere, meleklere ve insanlara değil. Dolayısıyla Allah'tan başkasına, putlara yapılan dua bâtıldır.
7545. Metin
والذين يدعون الأصنام والأوثان والمعبودات الباطلة: لا يجيبونهم إطلاقا، ولا يستجيبون لهم دعاء، ولا يسمعون لهم نداء، ولا يحقّقون لهم نفعا، ولا يدفعون عنهم ضرّا. وما استجابتهم إلا كاستجابة الماء لمن بسط كفّيه إليه من بعيد، ليشرب منه وهو عطشان فهو لا يبلغ فمه أبدا. وليست عبادة الكافرين الأصنام إلا في خسار وضياع وبطلان لأن دعاءهم لهم غير مجاب، كما أن دعاءهم الله غير مجاب أيضا لأنهم مشركون، وتكون إجابة الأصنام ونحوها والانتفاع بها غير واقعة.
Putlara, heykellere ve bâtıl mabutlara dua eden kimselere [o taptıkları]: Kesinlikle karşılık veremezler, hiçbir duaya icabet edemezler, onlardan gelen hiçbir nidayı işitemezler, onlara bir fayda sağlayamazlar ve onlardan bir zararı savamazlar. Onların icabeti, ancak susuz olup uzaktan suya doğru ağzına ulaşsın diye iki avucunu açan kimseye suyun icabeti gibidir ki su onun ağzına asla ulaşmaz. Kâfirlerin putlara ibadeti ise hüsran, ziyan ve bâtıldan başka bir şey değildir; çünkü onların putlara duası karşılıksızdır, nitekim müşrik oldukları için Allah'a yaptıkları dua da karşılıksızdır ve putların ve benzerlerinin karşılık vermesi ile bunlardan faydalanılması vaki değildir.
7546. Metin
ومن كمال الله وقدرته وتسخير الأشياء له فقط أنه يسجد له أي يخضع وينقاد له كل شيء طوعا من المؤمنين والملائكة في حال الشّدة والرّخاء، وكرها من الكافرين في حال الشّدة، بل كل شيء في الكون خاضع منقاد لله الخالق الموجد، طواعية واختيارا أو قهرا وإكراها. وكذلك تسجد وتخضع لله ظلال الأشياء كلها بالغدوّ والآصال، أي في الصباح الباكر، وفي المساء المتأخّر.
Allah'ın kemalinden, kudretinden ve varlıkların yalnızca O'na boyun eğmesindendir ki; müminler ve melekler darlık ve genişlik hâlinde gönüllü olarak, kâfirler ise darlık hâlinde zoraki olarak, yani her şey O'na secde eder; O'na boyun eğer ve itaat eder. Hatta kâinattaki her şey, Yaratan ve Var Eden Allah'a, isteyerek ve seçerek yahut kahır ve zorlamayla boyun eğmiş ve itaat etmiştir. Aynı şekilde bütün varlıkların gölgeleri de sabah akşam, yani sabahın erken vakitlerinde ve akşamın geç vakitlerinde Allah'a secde ve boyun eğer.
7547. Metin
والسّجود لله دالّ على الرّبوبية، فلا يستحقّ العبادة سوى الله تعالى. قال مجاهد:
Allah'a secde etmek rubûbiyete delalet eder; dolayısıyla Allah Teâlâ'dan başkası ibadete layık değildir. Mücâhid şöyle demiştir:
7548. Metin
«ظلّ الكافر يسجد طوعا وهو كاره» وقال ابن عباس: «يسجد ظلّ الكافر حين يفيء عن يمينه وشماله» .
«Kâfirin kendisi hoşlanmadığı hâlde gölgesi gönüllü olarak secde eder.» İbn Abbas da şöyle demiştir: «Kâfirin gölgesi sağına ve soluna uzandığı zaman secde eder.»
7549. Metin
وجود الله ووحدانيته
Allah'ın Varlığı ve Birliği
7550. Metin
لا سبيل للعقلاء إلا الإقرار أو الاعتراف بوجود الله وتوحيده، فلو تأمّل الإنسان بفكر هادئ، وموازنة بسيطة بين الأشياء، وحال الكون، لأدرك في النهاية الحتمية، أن الله موجود متصرّف في العالم، قادر على كل شيء، واحد لا إله غيره، ولا سلطان في السماوات والأرض لأحد سواه. وعلى الرغم من أن الله تعالى يسجد له جميع من في السماوات والأرض ويخضع لقدرته وعظمته، فإن عبدة الأصنام ينكرون الوحدانية، فناقشهم القرآن لإثبات وحدانية الألوهية والرّبوبية، حتى لا يجدوا مناصا من إعلان التصديق بها، قال الله تعالى واصفا هذا النقاش:
Akıl sahipleri için Allah'ın varlığını ve birliğini ikrar veya itiraf etmekten başka yol yoktur. Şayet insan sakin bir tefekkürle ve eşya ile kâinatın hâli arasında basit bir mukayese ile düşünecek olsa, neticede kaçınılmaz olarak Allah'ın var olduğunu, âlemde tasarruf ettiğini, her şeye kadir olduğunu, O'ndan başka ilah bulunmayan tek bir ilah olduğunu, göklerde ve yerde O'ndan başka hiç kimsenin hükümranlığının bulunmadığını anlardı. Göklerde ve yerde bulunan herkesin Allah Teâlâ'ya secde etmesine, O'nun kudret ve azametine boyun eğmesine rağmen putperestler tevhidi inkâr etmektedirler. Bu sebeple Kur'an, uluhiyet ve rubûbiyet tevhidini ispat etmek için onlarla tartışmaya girmiştir; ta ki bunu tasdik ettiklerini ilan etmekten başka bir çıkar yol bulamasınlar. Allah Teâlâ bu tartışmayı vasfederek şöyle buyurmuştur:
7551. Metin
[سورة الرعد (١٣) : آية ١٦]
[Ra'd Suresi (13), Ayet 16]
7552. Metin
قُلْ مَنْ رَبُّ السَّماواتِ وَالْأَرْضِ قُلِ اللَّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِهِ أَوْلِياءَ لا يَمْلِكُونَ لِأَنْفُسِهِمْ نَفْعاً وَلا ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُماتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِهِ فَتَشابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللَّهُ خالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْواحِدُ الْقَهَّارُ (١٦)
{ قُلْ مَنْ رَبُّ السَّماواتِ وَالْأَرْضِ قُلِ اللَّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِهِ أَوْلِياءَ لا يَمْلِكُونَ لِأَنْفُسِهِمْ نَفْعاً وَلا ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُماتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِهِ فَتَشابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللَّهُ خالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْواحِدُ الْقَهَّارُ (١٦) } “De ki: «Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?» De ki: «Allah'tır.» De ki: «Öyleyse O'nu bırakıp da kendilerine bile bir fayda ve zarar veremeyen birtakım veliler/ilahlar mı edindiniz?» De ki: «Hiç kör ile gören bir olur mu? Yahut karanlıklar ile aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah'a, O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma kendilerince birbirine benzer mi göründü?» De ki: «Her şeyin yaratıcısı Allah'tır. O, tektir, mutlak galiptir.» (16)”
7553. Metin
[الرّعد: ١٣/ ١٦] .
[er-Ra'd: 13/16].
7554. Metin
إن من أبسط الأمور والبديهيات أن الله وحده هو خالق السماء والأرض وما فيهما، وكل شيء في الوجود يعلن أنه مربوب لله، خاضع لسلطانه. ومع هذا جاء السؤال للتقرير والتثبيت، يأمر الله رسوله بسؤال المشركين، من خالق السماوات والأرض؟ وبما أن السؤال عن أمر وتقرير الجواب عنه واضح كل الوضوح، لا مجال لأحد بدفعه والجدال فيه، وإلزام الحجة به، جاء الجواب من غير انتظار:
Göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların yegâne yaratıcısının Allah olduğu en basit meselelerden ve bedihî gerçeklerdendir. Varlıktaki her şey Allah'ın kulu olduğunu ve O'nun otoritesine boyun eğdiğini ilan etmektedir. Bununla birlikte soru, ikrar ve pekiştirme amacıyla gelmiştir. Allah, Resulüne müşriklere göklerin ve yerin yaratıcısının kim olduğunu sormasını emretmektedir. Bir hususu sormak ve cevabını ikrar etmek son derece açık olduğu, hiç kimsenin bunu savuşturma ve tartışma imkânı bulunmadığı ve hüccet bağlayıcı olduğu için cevap beklemeden gelmiştir:
7555. Metin
الله هو ربّ السماوات والأرض، كما قال تعالى في آية أخرى: وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّماواتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ [لقمان: ٣١/ ٢٥] . وقل لهم: آن لكم إذن أن تقولوا:
Göklerin ve yerin Rabbi Allah'tır; nitekim Allah Teâlâ başka bir ayette şöyle buyurmuştur: { وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّماواتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ } “Andolsun onlara: «Gökleri ve yeri kim yarattı?» diye sorsan, mutlaka «Allah» derler.” [Lokmân: 31/25]. Onlara de ki: O hâlde şöyle deme vaktiniz geldi:
7556. Metin
الله خالقهما وربّهما ومدبّرهما، وهو الإله الواحد فيهما لا ندّ له ولا شريك ولا نظير.
Allah ikisinin de yaratıcısı, Rabbi ve idarecisidir; O, ikisinde de dengi, ortağı ve benzeri olmayan tek ilahtır.
7557. Metin
ثم أمر الله رسوله أن يقول للمشركين بعد هذا التقرير وإثبات ألوهية الله ووحدانيته: فلم اتّخذتم لأنفسكم من دون الله معبودات جوفاء هي جمادات، لا حركة فيها ولا عقل ولا وعي، ولا تفعل شيئا، ولا تمنع شيئا؟ ومع ذلك تجعلونها أنصارا؟! وإذا كانت تلك الآلهة لا تملك لنفسها نفعا ولا ضرّا، فهي لا تملك لعابديها بطريق الأولى نفعا ولا ضرّا. فهل يستوي من عبد هذه الآلهة المزيفة مع الله الخالق القادر، ومن عبد الله وحده لا شريك له، فهو على نور من ربّه، وهو البصير المتفتح على الأشياء، المدرك حقائق الأمور. وأما من عبد غير الله فهو أعمى القلب والبصيرة، فاقد العقل والوعي، وهو في ظلمات يتخبّط، وفي متاهات يدور.
Sonra Allah, bu ikrar ve Allah'ın uluhiyetinin ve birliğinin ispatından sonra Resulüne müşriklere şöyle demesini emretti: O hâlde Allah'ı bırakıp da hareketsiz, akılsız ve şuursuz cansız varlıklar olan, hiçbir şey yapamayan ve hiçbir şeye engel olamayan kof mabutlar mı edindiniz? Buna rağmen onları yardımcılar mı kılıyorsunuz?! Bu ilahlar kendilerine bile fayda ve zarar vermeye malik değillerken, öncelikle tapanlarına hiçbir fayda ve zarar veremezler. Bu sahte ilahlara tapan kimse ile her şeyi Yaratan ve her şeye Gücü yeten Allah'a tapan kimse bir olur mu? Allah'a tek olarak, O'na hiçbir ortak koşmaksızın ibadet eden kimse Rabbinden bir nur üzeredir; o, varlıklara karşı basireti açık, işlerin hakikatlerini kavrayan görendir. Allah'tan başkasına ibadet eden ise kalbi ve basireti kör, aklı ve şuuru yitmiş, karanlıklar içinde bocalayan ve labirentlerde dönüp duran kimsedir.
7558. Metin
وكيف يتساوى الأعمى الذي لا يبصر شيئا، والبصير الذي يدرك الحق، ويهدي الأعمى إليه، وهل يعقل أن تتساوى الظلمات الدامسة العمياء، والنّور الأبلج الواضح، وما مثل الكافر إلا كالأعمى والكفر كالظّلمات، وأما مثل المؤمن فهو كالبصير المدرك، والإيمان كالنّور المبين الذي يضيء الآفاق ودروب الحياة.
Hiçbir şey görmeyen kör ile hakkı idrak eden ve köre ona giden yolu gösteren gören nasıl bir olur? Kör edici zifiri karanlıklar ile apaçık parıldayan nurun eşit olması akla sığar mı? Kâfirin misali ancak kör gibidir, küfür de karanlıklar gibidir. Müminin misali ise kavrayış sahibi gören gibidir; iman da ufukları ve hayat yollarını aydınlatan apaçık nur gibidir.
7559. Metin
ثم قال تعالى: أَمْ جَعَلُوا أي بل جعل هؤلاء المشركون مع الله آلهة تناظر الرّبّ وتماثله في الخلق، فيتشابه خلق الشركاء بخلق الله، وهذا محض الباطل، ومجرد الوهم القاتم، فإن معبودات المشركين إذا زعموا أنها تخلق شيئا، وهم يعبدونها، فإنهم ضالّون مخطئون، إنهم لا يخلقون شيئا، وهم يخلقون، فكيف يشركونها في العبادة؟
Sonra Allah Teâlâ: { أَمْ جَعَلُوا } “Yoksa ortaklar mı buldular?” buyurdu; yani bilakis bu müşrikler yaratmada Rabbe denk ve benzer ilahlar kıldılar da ortakların yaratması Allah'ın yaratmasına benzer mi göründü? Bu, tamamen bâtıl ve koyu bir vehimden ibarettir. Çünkü müşrikler taptıkları şeylerin bir şey yarattığını iddia ediyor ve onlara tapıyorlarsa, şüphesiz sapmış ve yanılmışlardır. Onlar hiçbir şey yaratamazlar, bilakis kendileri yaratılırlar; öyleyse onları nasıl ibadette ortak koşuyorlar?
7560. Metin
أفمن يخلق كمن لا يخلق أفلا تذكرون. هل رأوا خلقا لغير الله، فحملهم ذلك ودعاهم اشتباهه بما خلق الله، على أن جعلوا إلها غير الله؟!
Yaratan, yaratmayan gibi olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz? Yoksa Allah'tan başkasına ait bir yaratma gördüler de, bunun Allah'ın yarattığına benzemesi onları Allah'tan başka bir ilah edinmeye mi sevk etti ve çağırdı?!
7561. Metin
ليس الأمر كما زعموا، فإن الله تعالى لا يشبهه شيء من خلقه، ولا يماثله شيء، ولا ندّ له ولا وزير، ولا نظير ولا شبيه، ولا والد له ولا ولد ولا صاحبة، وهؤلاء المشركون عبدوا آلهة مزيّفة عاجزة، وهم معترفون أنها مخلوقة لله، وهم عبيد له، بإقرارهم وقولهم كما حكى القرآن عنهم: ما نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونا إِلَى اللَّهِ زُلْفى [الزّمر: ٣٩/ ٣] . ثم أمر الله نبيّه محمدا ﵊ أن يعلن بكل فصاحة عن صفات الله تعالى في أنه خالق كل شيء، خالق السماء والأرض، والإنسان والحيوان، والأشياء الحيّة والجامدة، وهو الإله الواحد، الغالب على كل شيء، فكيف تعبدون أصناما لا تنفع ولا تضرّ؟!
Durum onların iddia ettiği gibi değildir. Çünkü Allah Teâlâ'ya yarattıklarından hiçbir şey benzemez, hiçbir şey O'na denk olamaz; O'nun ne bir dengi ne bir veziri, ne bir benzeri ne bir eşi, ne bir babası, ne bir çocuğu ne de bir zevcesi vardır. Bu müşrikler ise âciz, sahte ilahlara tapmışlardır; üstelik onların Allah'ın yarattığı varlıklar olduğunu ve O'nun kulları bulunduğunu bizzat ikrarları ve Kur'an'ın onlardan naklettiği şu sözleriyle kabul etmektedirler: { ما نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونا إِلَى اللَّهِ زُلْفى } “Biz bunlara sırf bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.” [ez-Zümer: 39/3]. Sonra Allah, Peygamberi Muhammed aleyhisselâm'a Allah Teâlâ'nın göğün, yerin, insanın, hayvanın, canlı ve cansız varlıkların, her şeyin yaratıcısı olduğuna dair sıfatlarını en beliğ şekilde ilan etmesini emretti. O, tek ilahtır, her şeye galiptir; öyleyse nasıl olur da ne fayda ne de zarar veren putlara taparsınız?!
7562. Metin
مثل الحقّ والباطل
Hak ile Bâtılın Misali
7563. Metin
على الرغم من أن الحقّ قوي واضح ومطابق للواقع، والباطل واه ضعيف مغاير للواقع، فإن بعض الناس- جهلا وحماقة منهم أو ضعف إدراك أو مكابرة وعنادا، أو تأثّرا بأهواء وميول ومصالح معينة- يتنكرون للحق والإيمان وأهل كلّ منهما، ويؤازرون الباطل والضّلال والشّك في الدين والإيمان وحقائق كلّ منهما بسبب سوء الاستعداد وتأييد الانحراف والميل مع أهواء الشيطان. ولقد أحسن القرآن العظيم حين جعل مثل الحق وأهله في ثباته وبقائه وشبّهه بالماء النازل من السماء، الذي ينفع الأرض والناس، وشبّهه أيضا بالمعدن الذي ينتفعون به في صياغة الحلي المعتاد واتّخاذ الأواني والآلات المختلفة، وجعل مثل الباطل في اضمحلاله وفنائه وسرعة زواله وانعدام منفعته، وشبّهه بزبد السّيل أو رغوته الذي يرمي به، وزبد المعدن أو شوائبه، الذي يطفو فوقه إذا أذيب. قال الله تعالى:
Hakkın güçlü, açık ve gerçeğe uygun, bâtılın ise çürük, zayıf ve gerçeğe aykırı olmasına rağmen, bazı insanlar -cahillikleri ve ahmaklıkları, yahut kavrayış zayıflıkları, yahut kibir ve inatları, yahut belirli heva, eğilim ve menfaatlerin etkisiyle- hakka, imana ve bunların ehline sırt çevirir; bâtılı, sapıklığı, dinde ve imanda şüpheyi ve bunların hakikatlerini kötü niyetleri, sapmayı desteklemeleri ve şeytanın hevalarına meyletmeleri sebebiyle desteklerler. Yüce Kur'an, hakkın ve ehlinin sebat ve bekasını gökten inip yere ve insanlara fayda sağlayan suya benzetmekle, yine insanların mutat süs eşyalarını yapmada ve muhtelif kap kacak ve aletler edinmede faydalandıkları madenlere benzetmekle ne güzel buyurmuştur! Bâtılın misalini de yok oluşu, zevalinin çabukluğu ve faydasızlığı bakımından selin kenara attığı köpüğe, eritildiğinde madenin üzerine çıkan köpük veya cürufa benzetmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
7564. Metin
[سورة الرعد (١٣) : الآيات ١٧ الى ١٩]
[Ra'd Suresi (13), Ayetler 17-19]
7565. Metin
أَنْزَلَ مِنَ السَّماءِ ماءً فَسالَتْ أَوْدِيَةٌ بِقَدَرِها فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَداً رابِياً وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ ابْتِغاءَ حِلْيَةٍ أَوْ مَتاعٍ زَبَدٌ مِثْلُهُ كَذلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْحَقَّ وَالْباطِلَ فَأَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفاءً وَأَمَّا ما يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الْأَرْضِ كَذلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثالَ (١٧) لِلَّذِينَ اسْتَجابُوا لِرَبِّهِمُ الْحُسْنى وَالَّذِينَ لَمْ يَسْتَجِيبُوا لَهُ لَوْ أَنَّ لَهُمْ ما فِي الْأَرْضِ جَمِيعاً وَمِثْلَهُ مَعَهُ لافْتَدَوْا بِهِ أُولئِكَ لَهُمْ سُوءُ الْحِسابِ وَمَأْواهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهادُ (١٨) أَفَمَنْ يَعْلَمُ أَنَّما أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ أَعْمى إِنَّما يَتَذَكَّرُ أُولُوا الْأَلْبابِ (١٩)
{ أَنْزَلَ مِنَ السَّماءِ ماءً فَسالَتْ أَوْدِيَةٌ بِقَدَرِها فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَداً رابِياً وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ ابْتِغاءَ حِلْيَةٍ أَوْ مَتاعٍ زَبَدٌ مِثْلُهُ كَذلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْحَقَّ وَالْباطِلَ فَأَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفاءً وَأَمَّا ما يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الْأَرْضِ كَذلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثالَ (١٧) لِلَّذِينَ اسْتَجابُوا لِرَبِّهِمُ الْحُسْنى وَالَّذِينَ لَمْ يَسْتَجِيبُوا لَهُ لَوْ أَنَّ لَهُمْ ما فِي الْأَرْضِ جَمِيعاً وَمِثْلَهُ مَعَهُ لافْتَدَوْا بِهِ أُولئِكَ لَهُمْ سُوءُ الْحِسابِ وَمَأْواهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهادُ (١٨) أَفَمَنْ يَعْلَمُ أَنَّما أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ أَعْمى إِنَّما يَتَذَكَّرُ أُولُوا الْأَلْبابِ (١٩) } “O, gökten bir su indirdi de vadiler kendi miktarlarınca sel olup aktı. Sel de üste çıkan bir köpük yüklenip taşıdı. Bir süs veya bir eşya yapmak isteyerek ateşte erittikleri şeylerden de bunun gibi bir köpük çıkar. İşte Allah, hak ile bâtılı böyle misallendirir. Köpüğe gelince, o atılır gider. İnsanlara fayda veren ise yerde kalır. İşte Allah böyle misaller verir. (17) Rablerinin çağrısına uyanlara en güzel karşılık vardır. O'na uymayanlar ise, yeryüzünde bulunanların hepsi ve bir katı daha kendilerinin olsa, [kurtulmak için] onu fidye verirlerdi. İşte onlar için hesabın kötüsü vardır. Onların barınakları cehennemdir. O ne kötü bir yataktır! (18) Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, kör olan kimse gibi olur mu? Ancak akıl sahipleri ibret alır. (19)”
7566. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» [الرّعد: ١٣/ ١٧- ١٩] .
«1» «2» «3» «4» «5» [er-Ra'd: 13/17-19].
7567. Metin
هذه الآيات مثال واضح للحقّ والباطل، والإيمان والكفر، والشّك في الشّرع واليقين به، والحقّ هو القرآن والإيمان في ثباته ونفعه، والباطل هو الكفر في الاضمحلال والفناء. ومثل الحق كالمطر النازل من السماء الذي تسيل منه الأودية غزارة وضعفا بحسب صغرها وكبرها أو مقدارها، والقلوب كهذه الوديان تتفاوت في استيعاب الإيمان سعة وضيقا، وهذا هو الثابت النافع، وأما زبد السّيل الطّافي فوقه، فهو مثل الباطل في زواله وانعدام نفعه.
Bu ayetler hak ile bâtılın, iman ile küfrün, şeriattan şüphe etmek ile ona yakin duymanın açık bir misalidir. Hak, sebatı ve faydası bakımından Kur'an ve imandır; bâtıl ise yok olup gitmesi bakımından küfürdür. Hakkın misali, gökten inip vadilerin küçüklüğüne, büyüklüğüne yahut hacmine göre gür veya zayıf olarak akıp gittiği yağmur gibidir. Kalpler de imanı barındırma bakımından genişlik ve darlık yönüyle bu vadiler gibidir; işte sabit ve faydalı olan budur. Selin üzerinde yüzen köpük ise yok olup gitmesi ve faydasızlığı bakımından bâtılın misalidir.
7568. Metin
والمثل الثاني: هو أن الحقّ كالمعدن النافع من ذهب أو فضّة ونحوهما من المعادن التي يستفاد منها فوائد كثيرة، والباطل: هو ما يعلو تلك المعادن من شوائب وأخلاط طافية عند انصهارها أو إذابتها في النار.
İkinci misal şudur: Hak; altın, gümüş ve kendilerinden pek çok fayda elde edilen benzeri faydalı madenler gibidir. Bâtıl ise: Ateşte eritildikleri veya tasfiye edildikleri zaman bu madenlerin üzerine çıkan cüruf ve tortulardır.
7569. Metin
وعقّب الله تعالى على المثلين بقوله: كَذلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْحَقَّ وَالْباطِلَ أي إن التشبيه المذكور مثل الحقّ والباطل إذا اجتمعا، فالحق في استقراره ونفعه كالماء المستقرّ النافع، وكالمعدن النّقي الصّافي. والباطل في زواله وعدم نفعه كالرغوة التي يقذفها السّيل على جوانبه، وكشوائب المعدن التي يطرحها ويتخلّص منها عند انصهاره،
Allah Teâlâ iki misalin ardından şöyle buyurmuştur: { كَذلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْحَقَّ وَالْباطِلَ } “İşte Allah, hak ile bâtıla böyle misal verir.” Yani zikredilen bu teşbih, bir araya geldiklerinde hak ile bâtılın misalidir. Hak, yerleşip kalması ve faydası bakımından [yerde] kalan faydalı su gibi ve arı duru saf maden gibidir. Bâtıl ise yok olup gitmesi ve faydasızlığı bakımından selin kenarlarına fırlatıp attığı köpük ve madenin eritildiği zaman dışarı atıp kurtulduğu cürufu gibidir;
7570. Metin
فيبقى الحقّ ويثبت، ويزول الباطل ويتبدّد. وما أجمل وأحكم هذا التشبيه وبيان النتائج، فأما الزّبد الطّافي فوق الماء فيزول ويقف على جانبي السّيل وفوق قدور المراجل، وأما النافع من الماء والمعدن فيبقى مستقرّا في الأرض، فيشرب الإنسان والحيوان والنبات والزرع من الماء، وتستفيد البشرية من المعادن الصافية بالحلي والصناعات المختلفة.
böylece hak kalır ve sebat eder, bâtıl ise yok olur ve dağılır. Bu benzetme ve neticelerin beyanı ne kadar güzel ve ne kadar hikmetlidir! Suyun üzerinde yüzen köpük yok olur, selin iki yakasında ve kazanların üzerinde kalır; suya ve madene ait faydalı olan şey ise yeryüzünde yerleşip kalır; böylece insan, hayvan, bitki ve ekinler sudan içer, insanlık da saf madenlerden süs eşyası ve çeşitli sanayi ürünleriyle istifade eder.
7571. Metin
وعقّب الله تعالى على استقرار النافع وتبدّد الضّار بقوله: كَذلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثالَ أي إنه تعالى كما بيّن لكم هذه الأمثال، فكذلك يضربها بيّنات واضحات، لإيضاح الفارق المتميّز بين الإيمان والكفر، والحق والباطل.
Allah Teâlâ faydalı olanın kalmasını ve zararlı olanın dağılmasını şu buyruğu ile takip etmiştir: { كَذلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثالَ } “İşte Allah böyle misaller verir.” Yani O Teâlâ, size bu misalleri açıkladığı gibi, iman ile küfür ve hak ile bâtıl arasındaki belirgin farkı açıklamak için de apaçık misaller verir.
7572. Metin
والقرآن الكريم يجسّد الحق ونور الإيمان بإحياء القلوب، كما يحيي الماء الأرض بعد موتها ويبسها، وكما ينفع المعدن النّقي الناس في منافع كثيرة. وأما الكفر والضّلال والشّرك، فهو عديم النفع سريع الزوال، ويتبدّد فورا. وما ضرب هذا المثل إلا لخير الإنسان الذي كرّمه الله بالعقل ليختار النافع وهو الإيمان، ويترك الضّارّ المتلاشي وهو الكفر، فيكثر أهل الحق والإيمان بالحق والنّور، ويضعف أهل الضلال والكفران بالباطل والظلام.
Kur'ân-ı Kerîm, suyun ölümünden ve kurumasından sonra yeryüzünü dirilttiği gibi ve saf madenin pek çok menfaatle insanlara fayda sağladığı gibi kalpleri dirilterek hakkı ve imanın nurunu somutlaştırır. Küfür, sapıklık ve şirk ise faydasızdır, çabuk yok olur ve derhal dağılır. Bu misal, Allah'ın akıl ile şereflendirdiği insanın faydalı olanı yani imanı seçmesi ve yok olup giden zararlı olanı yani küfrü terk etmesi; böylece hak ve iman ehlinin hak ve nur ile çoğalması, sapıklık ve küfür ehlinin ise bâtıl ve karanlıkla zayıflaması gayesiyle verilmiştir.
7573. Metin
ثم ذكر الله تعالى مصير أهل الحق وأهل الباطل، ومآل السعداء والأشقياء، ترغيبا وترهيبا، فقال: لِلَّذِينَ اسْتَجابُوا لِرَبِّهِمُ الْحُسْنى أي إن الذين يطيعون الله ورسوله، وينقادون لأوامره، ويصدّقون أخباره، لهم الجزاء الحسن ونعيم الجنة، والخلود الأبدي في دار النعيم. والذين لم يستجيبوا لربّهم، فلم يطيعوا الله ورسوله، لا ينفعهم الفداء في الآخرة بجميع ما في الدنيا من أموال وأضعاف ما فيها، فلا يمكنهم أن يفتدوا من عذاب الله بملء الأرض ذهبا ومثله معه. ولو كان لهم كل ما في الدنيا، وقدّموا فداء من العذاب، لا يتقبّله الله منهم على الإطلاق. أولئك الذين
Sonra Allah Teâlâ, rağbet ettirmek ve sakındırmak amacıyla hak ehli ile bâtıl ehlinin varacağı yeri, bahtiyarlar ile bedbahtların akıbetini zikrederek şöyle buyurdu: { لِلَّذِينَ اسْتَجابُوا لِرَبِّهِمُ الْحُسْنى } “Rablerinin çağrısına uyanlara en güzel karşılık vardır.” Yani Allah'a ve Resulüne itaat eden, O'nun emirlerine boyun eğen ve haberlerini tasdik edenler için güzel bir mükâfat, cennet nimeti ve nimetler yurdunda ebedi kalış vardır. Rablerine icabet etmeyip Allah'a ve Resulüne itaat etmeyenlere ise, ahirette dünyadaki bütün mallar ve bunların katbekat fazlası fidye olarak verilse dahi fayda vermez; dünya dolusu altını ve bir o kadarını daha Allah'ın azabından kurtulmak için fidye olarak veremezler. Dünyadaki her şey onların olsa ve azaptan kurtulmak için fidye sunsalar, Allah bunu onlardan asla kabul etmez. İşte
7574. Metin
لم يطيعوا الله، لهم سوء الحساب والعذاب، ومرجعهم إلى النار ومستقرّهم فيها، وبئس المستقرّ والفراش تلك النار الموقدة التي تفوق بحرارتها كل ما عرفته البشرية من أفران عادية وذرّية عالية التّوتر تصهر كل شيء.
Allah'a itaat etmeyenler için hesabın ve azabın kötüsü vardır; dönecekleri ve kalacakları yer ateştir. Sıcaklığıyla insanlığın bildiği bütün adi ve her şeyi eriten yüksek enerjili nükleer fırınları geride bırakan o tutuşturulmuş ateş, ne kötü bir karargâh ve döşektir!
7575. Metin
بعد هذا البيان الرهيب والواضح سلفا لا يستوي من يعلم أن المنزل إليك من ربّك يا محمد هو الحقّ الثّابت الذي لا شكّ فيه، فأخباره وشرائعه كلها حقّ وعدل، لا يستوي هذا ومن لم يصدّق برسالتك يا محمد، وكان أعمى لا يبصر الحق ولا يدرك المصلحة الحقيقية، ولا يختار ما فيه خير وهداية، وسعادة وإنقاذ. قال تعالى:
Bu dehşetli ve önceden açık beyandan sonra; Rabbinden sana indirilenin, içinde şüphe bulunmayan sabit hak olduğunu, haberlerinin ve şeriatlarının hepsinin hak ve adalet olduğunu bilen kimse ile, senin peygamberliğini tasdik etmeyen, hakkı görmeyen, gerçek maslahatı idrak edemeyen, içinde hayır, hidayet, saadet ve kurtuluş olanı seçemeyen kör bir kimse eşit olmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
7576. Metin
لا يَسْتَوِي أَصْحابُ النَّارِ وَأَصْحابُ الْجَنَّةِ أَصْحابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفائِزُونَ (٢٠) [الحشر:
{ لا يَسْتَوِي أَصْحابُ النَّارِ وَأَصْحابُ الْجَنَّةِ أَصْحابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفائِزُونَ (٢٠) } “Cehennem ehli ile cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli, muratlarına erenlerin ta kendileridir. (20)” [el-Haşr:
7577. Metin
٥٩/ ٢٠] .
59/20].
7578. Metin
الأوصاف الاجتماعية لأولي الألباب
Akıl Sahiplerinin Sosyal Vasıfları