8584. Metin
معجزة الإسراء
İsra Mucizesi
8585. Metin
تقترن نبوة النبي أو إرسال الرسول عادة بمعجزة: وهي الأمر الخارق للعادة، لإثبات النبي أو الرسول صدقه أمام قومه، وأنه نزل عليه الوحي من ربه، ومن المعروف أن الله تعالى أيّد نبينا محمدا ﷺ بمعجزات مثل معجزات الأنبياء قبله، وقد ينفرد بمعجزة لا يماثله فيها نبي سابق، مثل انشقاق القمر، والإسراء والمعراج. وكان حادث الإسراء قبل الهجرة بعام أو بعام ونصف، وكان ذلك في رجب، والنبي ﷺ ابن إحدى وخمسين سنة وتسعة أشهر وعشرين يوما، والمتحقق أن ذلك كان بعد شقّ الصحيفة: وثيقة مقاطعة قبائل قريش لبني هاشم وبني المطلب. وافتتح الله تعالى سورة الإسراء بخبره الموجز في الآية التالية من سورة الإسراء المكية:
Peygamberin peygamberliği veya elçinin gönderilmesi, peygamberin yahut elçinin kavmi karşısında doğruluğunu ve kendisine Rabbinden vahiy indiğini kanıtlamak için adet gereği mucizeyle —ki o da harikulade (olağanüstü) bir olaydır— birlikte olur. Bilindiği üzere Yüce Allah, Peygamberimiz Muhammed'i sallallâhu aleyhi ve sellem kendisinden önceki peygamberlerin mucizeleri gibi mucizelerle desteklemiştir; bazen de ayın yarılması, İsra ve Miraç gibi önceki hiçbir peygamberin benzerine sahip olmadığı bir mucizede tek kalmıştır. İsra hadisesi hicretten bir yıl veya bir buçuk yıl önce meydana gelmiştir. Bu olay Recep ayında, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem elli bir yaş, dokuz ay ve yirmi günlük iken gerçekleşmiştir. Kesin olan şudur ki bu hadise, sahifenin yırtılmasından —yani Kureyş kabilelerinin Hâşimoğulları ve Muttaliboğullarına yönelik boykot belgesinden— sonra olmuştur. Yüce Allah İsra Suresi'ne, Mekkî olan bu surenin şu ayetindeki özlü haberiyle başlamıştır:
8586. Metin
[سورة الإسراء (١٧) : آية ١]
[İsrâ Suresi (17): Ayet 1]
8587. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
8588. Metin
سُبْحانَ الَّذِي أَسْرى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بارَكْنا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آياتِنا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ (١)
{ سُبْحانَ الَّذِي أَسْرى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بارَكْنا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آياتِنا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ (١) } “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. (1)”
8589. Metin
«١» «٢» «٣» [الإسراء: ١٧/ ١] .
«1» «2» «3» [el-İsrâ: 17/1].
8590. Metin
لفظ الآية يقتضي أن الله ﷿ أسرى بعبده: وهو محمد ﷺ. والمعنى: تنزه الله تعالى من كل سوء أو عجز أو نقص أو شريك أو ولد، فهو كامل الصفات تام القدرة، فهو الذي أسرى بعبده محمد بواسطة الملائكة، في جزء من الليل، وبشخصه
Ayetin lafzı, Azîz ve Celîl olan Allah'ın kulunu -ki o Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'dir- gece yürüttüğünü iktiza etmektedir. [Ayetin] manası [ise şöyledir]: Yüce Allah her türlü kötülükten, acizlikten, eksiklikten, ortaktan veya çocuktan münezzehtir; O, sıfatları tam, kudreti eksiksiz olandır. İşte O, melekler vasıtasıyla, gecenin bir cüzünde ve bizzat şahsıyla
8591. Metin
جسدا وروحا، في تمام اليقظة، لا في المنام، من المسجد الحرام في مكة المكرمة إلى المسجد الأقصى، في بيت المقدس، وعاد إلى بلده في ليلته لأن الله تعالى قادر قدرة تامة على فعل العجائب والمعجزات.
beden ve ruh olarak, uykuda değil tam bir uyanıklık hâlindeyken, Mekke-i Mükerreme'deki Mescid-i Haram'dan Beytülmakdis'teki Mescid-i Aksa'ya kulu Muhammed'i gece yürüten ve aynı gecede onu memleketine geri döndürendir. Zira Yüce Allah acayip şeyleri ve mucizeleri yapmaya tam anlamıyla kadirdir.
8592. Metin
وأكثر المفسرين اتفقوا على أن الإسراء حدث بالجسد والروح، المعبر عنه بكلمة «عبده» وهو مجموع الروح والجسد فركب على البراق يقظة، لا في الرؤيا والمنام، ولو كان مناما لقال الله تعالى: بروح عبده، ولم يقل: «بعبده» ولو كان مناما، لما كانت فيه آية ولا معجزة. ثم عرج بالنبي ﷺ إلى السموات وإلى ما فوق العرش، حيث فرضت في المعراج الصلاة على المؤمنين، وكانت بحق معراج المؤمن، وصلة بين العبد وربه، ولا خلاف أن في الإسراء والمعراج فرضت الصلوات الخمس على هذه الأمة.
Müfessirlerin çoğu, İsra'nın ruh ve bedenin bütünü olan ve «kulu» kelimesiyle ifade edilen şekilde, beden ve ruhla gerçekleştiği hususunda ittifak etmişlerdir. Dolayısıyla [Peygamber], rüyada ve uykuda değil uyanıkken Burak'a binmiştir. Şayet bir rüya olsaydı Yüce Allah: «kulunun ruhunu» derdi, «kulunu» demezdi; ve şayet bir rüya olsaydı onda bir ayet ve mucize bulunmazdı. Sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem göklere ve Arş'ın fevkine çıkarıldı; nitekim Miraç'ta müminlere namaz farz kılındı. Namaz, hakkıyla müminin miracı, kul ile Rabbi arasındaki bağ oldu. Bu ümmete beş vakit namazın İsra ve Miraç'ta farz kılındığı hususunda hiçbir ihtilaf yoktur.
8593. Metin
ووصف الله تعالى ما حول الأقصى بالبركة من ناحيتين:
Yüce Allah, Aksa'nın çevresini iki yönden bereketle nitelendirmiştir:
8594. Metin
إحداهما- النبوة والشرائع وإرسال الرسل الذين كانوا في ذلك القطر، وفي نواحيه ونواديه.
Birincisi: O bölgede, çevrelerinde ve meclislerinde bulunan peygamberlik, şeriatler ve peygamberlerin gönderilmesidir.
8595. Metin
الناحية الثانية- النّعم من الأشجار والمياه والأرض الخصبة ذات الأنهار والأشجار والثمار، التي خص الله الشام بها.
İkinci yön: Allah'ın Şam bölgesine has kıldığı ağaçlar, sular, ırmaklara sahip bereketli topraklar, ağaçlar ve meyveler gibi nimetlerdir.
8596. Metin
روى ابن عساكر عن زهير بن محمد عن النبي ﷺ أنه قال: «إن الله تعالى بارك ما بين العريش والفرات، وخص فلسطين بالتقديس»
İbn Asâkir, Züheyr b. Muhammed'den Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: «Şüphesiz Yüce Allah Ariş ile Fırat arasını bereketli kılmış ve Filistin'i kutsallığa hasretmiştir.»
8597. Metin
وهو ضعيف.
Bu [hadis] zayıftır.
8598. Metin
وكان القصد من الإسراء: هو ما قاله الله تعالى: لِنُرِيَهُ مِنْ آياتِنا أي لنري محمدا بعينيه آياتنا الكبرى في السماوات، والملائكة، والجنة، وسدرة المنتهى وغير ذلك. مما رآه تلك الليلة من العجائب. وقوله تعالى في نهاية الآية: إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ وعيد من الله ﵎ للكفار على تكذيبهم محمدا ﷺ في أمر الإسراء، فهي إشارة لطيفة بليغة إلى ذلك، معناها: إن الله هو السميع لما تقولون، البصير
İsra'nın maksadı, Yüce Allah'ın buyurduğu şu husustur: { لِنُرِيَهُ مِنْ آياتِنا } “Ona ayetlerimizden gösterelim diye” yani Muhammed'e göklerdeki büyük ayetlerimizi, melekleri, cenneti, Sidretü'l-Müntehâ'yı ve o gece gördüğü diğer harikaları gözleriyle gösterelim diye [yürüttük]. Ayetin sonundaki { إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ } “Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir” buyruğu, İsra hususunda Muhammed'i sallallâhu aleyhi ve sellem yalanlamaları sebebiyle kâfirlere Allah celle celâluhû tarafından bir tehdittir. Bu, söz konusu duruma yönelik latif ve beliğ bir işarettir; manası şudur: Şüphesiz Allah söylediklerinizi işiten, yaptıklarınızı gören
8599. Metin
بأفعالكم، يسمع الله أقوال المشركين وتعليقاتهم على حادث الإسراء واستهجانهم لوقوعه، واستهزاءهم بالنبي ﷺ في إسرائه من مكة إلى القدس، والله يبصر ما فعل أولئك المشركون، وبما يكيدون لنبي الله ورسالته.
[ve bilendir]. Allah, müşriklerin sözlerini, İsra hadisesine dair yorumlarını, onun vuku bulmasını yadırgamalarını ve Mekke'den Kudüs'e gece yürütülmesi konusunda Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile alay etmelerini işitmektedir; Allah, o müşriklerin yaptıklarını ve Allah'ın peygamberine ve risaletine kurdukları tuzakları görmektedir.
8600. Metin
وقد تواترت بذلك الأخبار والأحاديث النبوية في مصنفات الحديث الثابتة، وروي عن الصحابة في كل أقطار الإسلام، حيث روي عن عشرين صحابيا. وجلّ العلماء على أن الإسراء كان بشخصه ﷺ، وأنه ركب البراق من مكة، ووصل إلى بيت المقدس وصلّى فيه. والحديث مطوّل في البخاري ومسلم وغيرهما. والبراق كما جاء في كتاب الطبري: هو دابة إبراهيم ﵇ الذي كان يزور عليه البيت الحرام.
Bu hususta haberler ve nebevî hadisler, muteber hadis musanneflerinde tevatür derecesine ulaşmıştır; İslam'ın bütün beldelerindeki sahabelerden rivayet edilmiş olup yirmi sahabiden nakledilmiştir. Âlimlerin ekseriyeti, İsra'nın bizzat onun sallallâhu aleyhi ve sellem şahsıyla gerçekleştiği, Mekke'den Burak'a bindiği, Beytülmakdis'e ulaşıp orada namaz kıldığı görüşündedir. Bu hadis Buhârî, Müslim ve diğer kaynaklarda uzundur. Taberî'nin kitabında geçtiği üzere Burak: İbrahim'in aleyhisselâm üzerine binerek Beyt-i Haram'ı ziyaret ettiği binektir.
8601. Metin
والإسراء بكامل شخص النبي ﷺ هو الصحيح، ولو كانت الحادثة منامية، ما أمكن قريشا أن تشنّع، ولا فضّل أبو بكر ﵁ بالتصديق، لأنه كان أول المصدّقين، ولا قالت له أم هانئ: لا تحدث الناس بهذا، فيكذبوك. وأما المراد بقوله تعالى: وَما جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْناكَ إِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ [الإسراء: ١٧/ ٦٠] . فهي رؤيا بصرية لا منامية، لأنه يقال لرؤية العين: رؤيا. وأما ما نقل عن عائشة ﵂ بأن الإسراء رؤيا منامية، فهو لم يصح، لأن عائشة كانت صغيرة، لم تشاهد الحادث، ولا حدّثت بذلك عن النبي ﷺ.
Doğru olan, İsra'nın bütünüyle Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem şahsıyla gerçekleştiğidir. Şayet hadise rüyada olsaydı, Kureyş bunu dillerine dolayamazdı; Ebû Bekir radıyallâhu anh ilk tasdik eden olduğu için «Sıddîk» olmakla üstün kılınmazdı; Ümmü Hânî de ona: «Bunu insanlara anlatma, seni yalanlarlar» demezdi. Yüce Allah'ın: { وَما جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْناكَ إِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ } “Sana gösterdiğimiz rüyayı (görüntüyü) ancak insanları sınamak için bir imtihan kıldık” [el-İsrâ: 17/60] buyruğundaki murat ise, rüya (uyku) değil gözle görüştür; zira gözle görmeye de rü'yet/rüya denir. Âişe'den radıyallâhu anhâ İsra'nın bir uyku rüyası olduğuna dair nakledilen rivayete gelince, bu sahih değildir; çünkü Âişe o sırada küçüktü, hadiseye şahit olmamıştı ve bunu Peygamber'den sallallâhu aleyhi ve sellem rivayet etmiş de değildir.
8602. Metin
إنزال التوراة على موسى ﵇
Musa'ya aleyhisselâm Tevrat'ın İndirilmesi
8603. Metin
إن من أصول الإيمان في ديننا: هو الإيمان بالكتب السماوية المنزلة على الرسل الكرام عليهم الصلاة والسلام، وهي مائة وأربعة كتب: صحف شيث ستون، وصحف إبراهيم ثلاثون، وصحف موسى قبل التوراة عشر، والتوراة والزبور
Dinimizdeki imanın esaslarından biri de kerim elçilere —aleyhimüssalâtü vesselâm— indirilen semavi kitaplara inanmaktır. Bunlar yüz dört kitaptır: Şît'in sayfaları altmış, İbrahim'in sayfaları otuz, Musa'nın Tevrat'tan önceki sayfaları on, Tevrat, Zebur,
8604. Metin
والإنجيل والفرقان، وقد أخبر الله تعالى في أوائل سورة الإسراء بإنزال التوراة على موسى ﵇ أحد الأنبياء والرسل الخمسة أولي العزم، فقال سبحانه:
İncil ve Furkan (Kur'an)'dır. Yüce Allah, İsrâ Suresi'nin başlarında, ulü'l-azm (azim sahibi) beş peygamber ve elçiden biri olan Musa'ya aleyhisselâm Tevrat'ın indirildiğini haber vererek şöyle buyurmuştur:
8605. Metin
[سورة الإسراء (١٧) : الآيات ٢ الى ٣]
[İsrâ Suresi (17): Ayetler 2'den 3'e]
8606. Metin
وَآتَيْنا مُوسَى الْكِتابَ وَجَعَلْناهُ هُدىً لِبَنِي إِسْرائِيلَ أَلاَّ تَتَّخِذُوا مِنْ دُونِي وَكِيلاً (٢) ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنا مَعَ نُوحٍ إِنَّهُ كانَ عَبْداً شَكُوراً (٣)
{ وَآتَيْنا مُوسَى الْكِتابَ وَجَعَلْناهُ هُدىً لِبَنِي إِسْرائِيلَ أَلاَّ تَتَّخِذُوا مِنْ دُونِي وَكِيلاً (٢) ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنا مَعَ نُوحٍ إِنَّهُ كانَ عَبْداً شَكُوراً (٣) } “Musa'ya Kitab'ı verdik ve onu: «Benden başkasını vekil edinmeyin» diye İsrailoğullarına bir hidayet rehberi kıldık. (2) Ey Nuh ile birlikte [gemide] taşıdıklarımızın soyundan olanlar! Şüphesiz o, çok şükreden bir kuldu. (3)”
8607. Metin
«١» «٢» [الإسراء: ١٧/ ٢- ٣] .
«1» «2» [el-İsrâ: 17/2-3].
8608. Metin
عطف الله تعالى بقوله: وَآتَيْنا على حادث الإسراء في قوله: أَسْرى بِعَبْدِهِ لعقد الصلة بين الخبرين، كأنه سبحانه قال: أسرينا بعبدنا وأريناه آياتنا، وآتينا موسى كتاب التوراة، فلقد أكرم الله تعالى موسى ﵇، قبل محمد ﷺ، بالكتاب المنزل الذي آتاه أو أعطاه إياه، وهو التوراة الذي جعله الله هداية لبني إسرائيل، يخرجهم بواسطة ذلك الكتاب، من ظلمات الجهل والضلال والكفر، إلى نور العلم والمعرفة والدين الحق. وقد جعلنا ذلك الإنزال لئلا تتخذوا يا ذرية نوح من دون الله وكيلا تفوضون إليه أموركم، فقوله سبحانه: وَكِيلًا أي ربّا تكلون إليه أموركم.
Yüce Allah: { وَآتَيْنا } “Ve verdik” buyruğunu, iki haber arasında bağ kurmak için { أَسْرى بِعَبْدِهِ } “Kulunu gece yürüttü” buyruğundaki İsra hadisesine atfetmiştir; sanki O celle celâluhû şöyle buyurmuştur: Kulumuzu gece yürüttük ve ona ayetlerimizi gösterdik, Musa'ya da Tevrat kitabını verdik. Nitekim Yüce Allah, Muhammed'den sallallâhu aleyhi ve sellem önce Musa'yı aleyhisselâm, ona vahyettiği veya verdiği indirilmiş Kitap ile —ki o, Allah'ın İsrailoğulları için bir hidayet kıldığı Tevrat'tır— şereflendirmiştir; o Kitap vasıtasıyla onları cehalet, sapıklık ve küfür karanlıklarından ilim, marifet ve hak dinin nuruna çıkarmıştır. Biz o indirmeyi, ey Nuh'un zürriyeti, Allah'tan başkasını işlerinizi havale edeceğiniz bir vekil edinmeyesiniz diye yaptık. Nitekim O'nun { وَكِيلًا } “Bir vekil” buyruğu; işlerinizi kendisine bırakacağınız bir rab demektir.
8609. Metin
والمقصود: لا تتخذوا ربا تفوضون إليه أموركم، فأنتم من ذرية أو بني نوح لصلبه، لأن نوحا ﵇، آدم الأصغر، وأبو البشر الثاني، وكل من على الأرض من نسله، وتلك الذرية: هم الذين نجاهم الله من الغرق مع نوح، وهداهم إلى طريق التوحيد والحق والخير، وتعداد هذه النعم على الناس في الإنجاء المؤدي إلى وجودهم، يقتضي قبح الكفر والعصيان منهم، كما أن أصلهم وهو نوح كان عبدا شاكرا لأنعم الله وكثير الشكر في أحواله، يحمد الله في كل حال، وعلى كل نعمة، على المطعم والمشرب والملبس وقضاء الحاجة ونحو ذلك. فما على الذرية إلا أن يقتفوا أثر نوح، ويتبعوا منهجه وسنته في توحيد الله وعبادته، والاقتداء به.
Kastedilen mana şudur: İşlerinizi kendisine havale edeceğiniz bir rab edinmeyin1; zira siz, Nuh'un sulbünden gelen zürriyettensiniz2 veya onun evlatlarısınız. Çünkü Nuh aleyhisselâm küçük Âdem ve ikinci insanlığın atasıdır; yeryüzündeki herkes onun soyundandır. Bu zürriyet ise Allah'ın Nuh ile birlikte boğulmaktan kurtardığı ve tevhid, hak ve hayır yoluna ilettiği kimselerdir. İnsanların var olmasına vesile olan [bu] kurtarma hususunda bu nimetlerin sayılması, onlardan küfür ve isyanın sadır olmasının çirkinliğini gerektirir. Nitekim onların aslı olan Nuh da Allah'ın nimetlerine çok şükreden ve hâllerinde şükrü bol bir kuldu; her hâlükârda; yeme, içme, giyinme, ihtiyacını giderme ve benzeri her nimette Allah'a hamdederdi. Dolayısıyla zürriyete düşen, Nuh'un izinden gitmek, Allah'ı birleme ve O'na kulluk etmede onun menhecine ve sünnetine uymak ve ona iktida etmektir.
8610. Metin
ووصف نوح بكونه (عبدا) ، ووصف نبينا محمد أيضا بأنه (عبد الله) دليل واضح على مرتبة الأنبياء، وهي مرتبة العبودية الخالصة لله تعالى، فإن معجزة الإسراء والمعراج الخارقة لنبينا، لا يصح وصفها بغير حقيقتها، ولا إنزال النبي في منزلة تتجاوز موضعه الحقيقي، وهو كونه عبدا لله، أي خاضعا لعزة الله وسلطانه.
Nuh'un «kul» olarak nitelenmesi ve Peygamberimiz Muhammed'in de «Allah'ın kulu» olarak nitelenmesi, peygamberlerin mertebesine açık bir delildir; o da Yüce Allah'a halis kulluk mertebesidir. Zira Peygamberimize ait harikulade İsra ve Miraç mucizesini hakikatinin dışında nitelemek veya Peygamber'i gerçek makamını aşan bir konuma yerleştirmek caiz değildir; o makam da onun Allah'ın kulu olması, yani Allah'ın izzet ve hâkimiyetine boyun eğmiş bulunmasıdır.
8611. Metin
وإن إنزال التوراة على موسى ﵇ إنما هو من أجل الالتزام بأحكامها والاهتداء بهديها، والتقاء أتباعها مع دعوة الحق، ودعوات الأنبياء جميعا، ومنهم نوح ﵇ وخاتم النبيين محمد ﷺ. وهذا المنهاج الموحد للأنبياء: هو الذي ينبغي أن يقتدي به الناس، فإن الدعوة إلى توحيد الله وعبادته واحدة في كل الشرائع، ولا يصح أن يكون بين أتباع الأنبياء اختلاف وأحقاد، وكراهية وعداوة، فذلك شأن من لا يؤمن بالله وكتبه ورسله واليوم الآخر.
Musa'ya aleyhisselâm Tevrat'ın indirilmesi, ancak onun hükümlerine bağlı kalmak, hidayetiyle hidayete ermek ve ona tabi olanların hak davayla ve Nuh aleyhisselâm ile peygamberlerin sonuncusu Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem dâhil bütün peygamberlerin davalarıyla buluşması içindir. Peygamberlerin bu birleştirici menheci: insanların uyması gereken şeydir; zira Allah'ı birleme ve O'na ibadet etme çağrısı bütün şeriatlerde birdir. Peygamberlerin takipçileri arasında ihtilaf, kin, nefret ve düşmanlık olması caiz değildir; bu durum ancak Allah'a, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanmayanların işidir.
8612. Metin
وتوحيد هذا المنهاج يفهم مما ربط الله تعالى به النهي عن الإشراك واتباع ذرية نوح الموحدة لله، والمراد الحمل على التوحيد لله، بذكر إنعامه تعالى عليهم المتضمن إنجاء آباء البشرية من الغرق في سفينة نوح ﵇، حين لم يكن لهم وكيل يتوكلون عليه، سوى الله تعالى.
Bu menhecin birliği; Yüce Allah'ın, şirkten sakındırmayı Allah'ı birleyen Nuh zürriyetine uymaya bağlamasından anlaşılmaktadır. Buradaki maksat, insanlığın atalarının Nuh aleyhisselâm'ın gemisinde boğulmaktan kurtarılmasını içeren nimetini hatırlatarak Allah'ı birlemeye teşvik etmektir; o vakit onlar için Yüce Allah'tan başka tevekkül edecekleri hiçbir vekil yoktu.
8613. Metin
وينبني على منهج التوحيد لله رب العالمين ألا يتخذ البشر أحدا منهم إلها من دون الله، أو أربابا من دون الله، فإن المنعم الحقيقي هو الله تعالى، والناس بسبب ضعفهم وحاجتهم إلى الله سبحانه أجدر بهم أن يتجهوا نحو ربهم الذي خلقهم وهداهم وأنعم عليهم، وهو وحده الذي يحاسبهم في الدار الآخرة على كل ما قدموه من خير أو شر.
Âlemlerin Rabbi olan Allah'a yönelik tevhit menhecinin gereği; insanların içlerinden hiçbirini Allah'tan başka ilah veya Allah'tan başka rabler edinmemeleridir. Zira gerçek nimet verici Yüce Allah'tır. İnsanlar, zayıflıkları ve Yüce Allah'a olan muhtaçlıkları sebebiyle, kendilerini yaratan, hidayete erdiren ve kendilerine nimet veren Rablerine yönelmeye daha layıktırlar; ahiret yurdunda sundukları her hayır veya şerden ötürü onları hesaba çekecek olan yalnızca O'dur.
8614. Metin
إفساد الإسرائيليين وتشريدهم مرتين
İsrailoğullarının İki Kez Fesat Çıkarması ve Sürgün Edilmesi
8615. Metin
إن جزاء الأمم في ميزان العدل الإلهي يكون بحسب الطاعة أو العصيان، ولا يكون عقاب من الله تعالى لأحد إلا بسبب جرمه وجحوده، أو تحديه وعناده ومعارضته دعوة الرسل، وخروجه عن هدي الله تعالى. وهكذا كان الحال مع بني إسرائيل في التاريخ، أفسدوا في الأرض، فشردوا فيها مرتين بسبب فسادهم، ويتكرر العقاب أو الثواب عادة بتكرر سببه. قال الله تعالى واصفا هذه الأحوال:
İlahi adalet terazisinde milletlerin karşılığı, itaat veya isyana göredir. Yüce Allah'tan gelen bir ceza, hiç kimseye cürmü ve inkârı ya da meydan okuması, inadı, peygamberlerin davetine karşı çıkması ve Yüce Allah'ın hidayetinden ayrılması dışında verilmez. Tarihte İsrailoğullarının durumu da böyle olmuştur; yeryüzünde fesat çıkarmışlar, fesatları yüzünden iki kez sürgün edilmişlerdir. Ceza veya mükâfat, adet gereği sebebinin tekrarlanmasıyla tekrarlanır. Yüce Allah bu durumları nitelendirerek şöyle buyurmuştur:
8616. Metin
[سورة الإسراء (١٧) : الآيات ٤ الى ٨]
[İsrâ Suresi (17): Ayetler 4'ten 8'e]
8617. Metin
وَقَضَيْنا إِلى بَنِي إِسْرائِيلَ فِي الْكِتابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيراً (٤) فَإِذا جاءَ وَعْدُ أُولاهُما بَعَثْنا عَلَيْكُمْ عِباداً لَنا أُولِي بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجاسُوا خِلالَ الدِّيارِ وَكانَ وَعْداً مَفْعُولاً (٥) ثُمَّ رَدَدْنا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَأَمْدَدْناكُمْ بِأَمْوالٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْناكُمْ أَكْثَرَ نَفِيراً (٦) إِنْ أَحْسَنْتُمْ أَحْسَنْتُمْ لِأَنْفُسِكُمْ وَإِنْ أَسَأْتُمْ فَلَها فَإِذا جاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوؤُا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَما دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا ما عَلَوْا تَتْبِيراً (٧) عَسى رَبُّكُمْ أَنْ يَرْحَمَكُمْ وَإِنْ عُدْتُمْ عُدْنا وَجَعَلْنا جَهَنَّمَ لِلْكافِرِينَ حَصِيراً (٨)
{ وَقَضَيْنا إِلى بَنِي إِسْرائِيلَ فِي الْكِتابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيراً (٤) فَإِذا جاءَ وَعْدُ أُولاهُما بَعَثْنا عَلَيْكُمْ عِباداً لَنا أُولِي بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجاسُوا خِلالَ الدِّيارِ وَكانَ وَعْداً مَفْعُولاً (٥) ثُمَّ رَدَدْنا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَأَمْدَدْناكُمْ بِأَمْوالٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْناكُمْ أَكْثَرَ نَفِيراً (٦) إِنْ أَحْسَنْتُمْ أَحْسَنْتُمْ لِأَنْفُسِكُمْ وَإِنْ أَسَأْتُمْ فَلَها فَإِذا جاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوؤُا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَما دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا ما عَلَوْا تَتْبِيراً (٧) عَسى رَبُّكُمْ أَنْ يَرْحَمَكُمْ وَإِنْ عُدْتُمْ عُدْنا وَجَعَلْنا جَهَنَّمَ لِلْكافِرِينَ حَصِيراً (٨) } “Biz Kitap'ta İsrailoğullarına: «Muhakkak ki yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve muhakkak ki büyük bir azgınlıkla kibirleneceksiniz» diye bildirdik. (4) Bu ikiden birincisinin vakti geldiğinde, üzerinize pek çetin güç sahibi kullarımızı gönderdik de yurtların aralarına kadar girip araştırdılar. Bu, yerine getirilmiş bir vaatti. (5) Sonra onlara karşı size tekrar üstünlük verdik; mallarla ve oğullarla size yardım ettik ve sayınızı daha çok kıldık. (6) Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz; kötülük ederseniz o da kendi aleyhinedir. İkincisinin vakti gelince, yüzlerinizi kötü duruma düşürsünler, ilk defa girdikleri gibi Mescid'e girsinler ve ele geçirdikleri her şeyi büsbütün helak edip yıksınlar [diye düşmanlarınızı üzerinize göndeririz]. (7) Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder; fakat siz tekrar dönerseniz biz de döneriz. Biz cehennemi kâfirler için bir zindan kıldık. (8)”
8618. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» «٧» «٨» «٩» «١٠» [الإسراء: ١٧/ ٤- ٨] .
«1» «2» «3» «4» «5» «6» «7» «8» «9» «10» [el-İsrâ: 17/4-8].
8619. Metin
هذه الآيات: إخبار عن أحوال بني إسرائيل وتاريخهم القديم، ومضمون الخبر:
Bu ayetler: İsrailoğullarının durumları ve eski tarihleri hakkında bir haberdir; haberin içeriği şudur:
8620. Metin
أن الله أعلمهم في التوراة على لسان موسى، وقضى عليهم في أم الكتاب أنهم سيفسدون في الأرض التي يحلّون فيها مرتين، ويخالفون مخالفتين: مخالفة ما جاء في التوراة وتغييرها، وقتل بعض الأنبياء مثل أشعيا وزكريا ويحيى، ويتكبرون عن طاعة
Allah'ın, Tevrat'ta Mûsâ'nın diliyle onlara bildirdiği ve Ümmü'l-Kitâb'da (ana kitapta / Levh-i Mahfûz'da), yerleşecekleri yurtta iki defa fesat çıkaracaklarını, iki defa [emre] aykırı davranacaklarını —[ki bunlar] Tevrat'ta gelen şeylere muhalefet edip onu tahrif etmek ve İşaya, Zekeriyyâ ile Yahyâ gibi bazı peygamberleri öldürmektir— ve [elçilere] itaat etmekten kibirlenip...
8621. Metin
الرسل، ويطلبون في الأرض العلو والفساد، ويظلمون من قدروا على ظلمه، وهذا مطابق لما هم عليه الآن.
itaatten yüz çevirip kibirlenecekler, yeryüzünde üstünlük ve fesat arayacaklar ve zulmetmeye güç yetirebildikleri kimselere zulmedeceklerdir; bu da onların şu anki durumlarına tamamen uygundur.
8622. Metin
فإذا حان موعد المرة الأولى من الإفساد والشر، وحل وقت العقاب، سلط الله عليهم جندا أولي بأس شديد، أي قوة وشدة، فتوغلوا في بلادهم وتملكوها، وقاموا بتخريب مدنهم، وإحراق التوراة، وسبي كثير منهم، وكان هذا وعدا حتمي الوقوع، نافذ المفعول، بسبب تمردهم عن طاعة الله، وقتلهم الأنبياء.
Fesat ve şerrin birinci vaktinin zamanı gelip ceza vakti çattığında, Allah onların üzerine pek çetin güç sahibi —yani kuvvetli ve şiddetli— bir ordu musallat etmiştir; onlar da memleketlerine girip oraları mülk edinmiş, şehirlerini tahrip etmiş, Tevrat'ı yakmış ve onların birçoğunu esir almışlardır. Bu, Allah'a itaatten sapmaları ve peygamberleri öldürmeleri sebebiyle gerçekleşmesi kaçınılmaz, geçerli bir vaat olmuştur.
8623. Metin
ثم رد الله تعالى لهم القوة، وأهلك أعداءهم، وجعلهم أكثر نفيرا أي عددا من الرجال، وأمدهم الله بالأموال والأولاد، في حال الطاعة والاستقامة على أمر الله.
Sonra Yüce Allah, Allah'ın emrine itaat ve istikamet hâlindeyken onlara gücü geri vermiş, düşmanlarını helak etmiş, onları nefir bakımından —yani erkeklerin sayısı bakımından— daha çok kılmış ve onlara mallar ve evlatlarla yardım etmiştir.
8624. Metin
وتبدّل هذه الحال للعبرة والعظة.
Bu durum ibret ve öğüt alınması için değişmiştir.
8625. Metin
وبما أن شرع الله وقانونه عادل، فإن الله سبحانه أوضح لهم أنه إن أحسنوا العمل، وأطاعوا الله، واتبعوا الأوامر، واجتنبوا النواهي، فإنهم يحسنون لأنفسهم لأن الطاعة تنفعهم، وإن أساؤوا بفعل المحرّمات، أساؤوا لأنفسهم، لأن وباء المعصية يضرهم، ويمنع عنهم الخير، ويؤدي إلى تسلط الأعداء في الدنيا، وإيقاع العذاب في الآخرة.
Allah'ın şeriatı ve kanunu adil olduğu için Yüce Allah onlara şunu açıklamıştır: Şayet ameli güzel yaparlar, Allah'a itaat eder, emirlere uyar ve yasaklardan kaçınırlarsa, kendilerine iyilik etmiş olurlar; çünkü itaat onlara fayda verir. Şayet haramları işleyerek kötülük yaparlarsa, kendi aleyhlerine kötülük etmiş olurlar; çünkü günahın vebali onlara zarar verir, onlardan hayrı engeller, dünyada düşmanların musallat olmasına ve ahirette azabın vuku bulmasına yol açar.
8626. Metin
وإذا حان موعد الإفساد الثاني، وحل أجل العقاب عليه، بعث الله عليهم الأشداء، وتعرضوا لإظهار الإساءة في وجوههم بالقهر والإهانة من أولي البأس الشديد، ودخول مسجد بيت المقدس قاهرين مفسدين، كما حدث في المرة الأولى، ولتدمير وتخريب ما ظهروا عليه تخريبا وهلاكا شديدا، بإزالة آثار الحضارة والعمران، وإبادة السكان، وإتلاف الحرث والزرع والثمر.
İkinci fesadın vakti gelip bunun üzerindeki ceza eceli çattığında, Allah onların üzerine güçlü kimseleri göndermiştir; o pek çetin güç sahipleri tarafından ezilme ve aşağılanmayla yüzlerinde kötülüğün belirtileri ortaya çıkmış, ilk seferde olduğu gibi Beytülmakdis Mescidi'ne zorla ve tahrip edici olarak girmişler, medeniyet ve imar izlerini silip süpürerek, ahaliyi yok ederek, ekini, ziraatı ve meyveleri telef ederek ele geçirdikleri her şeyi şiddetli bir yıkım ve helak ile yerle bir etmişlerdir.
8627. Metin
ثم يفتح الله تعالى باب الأمل أمام المفسدين من بني إسرائيل، ومضمونه: لعل الله أن يرحمهم، ويعفو عنهم بعد انتقامه منهم في المرة الثانية من تسليط الأعداء، إن
Sonra Yüce Allah, İsrailoğullarının bozguncularına ümit kapısını açmaktadır; bunun içeriği şudur: Düşmanları musallat ederek ikinci seferdeki intikamından sonra, şayet
8628. Metin
تابوا وأقلعوا عن المعاصي، فإن عادوا إلى الإفساد والعصيان في مرة ثالثة، أعاد الله عليهم تسليط الأعداء، وإنزال العقاب بهم، بأشد مما مضى سابقا، مع ادخار العذاب لهم أيضا في الآخرة.
tövbe eder ve günahlardan vazgeçerlerse, umulur ki Allah onlara merhamet eder ve onları affeder. Fakat üçüncü bir seferde tekrar fesat ve isyana dönerlerse, Allah da onların üzerine düşmanları musallat etmeyi ve onlara —ahirette de azabı kendilerine saklamakla birlikte— geçmişte olandan daha şiddetli bir azap indirmeyi tekrar eder.
8629. Metin
والله تعالى جعل جهنم للكافرين مستقرا وسجنا لا محيد عنه، كما جعلها مهادا ومستقرا لهم، ومحطة تشوى فيها جباههم وجنوبهم وظهورهم، وهذا تصوير لشمول العذاب لهم، كما جاء في آية أخرى: لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَواشٍ [الأعراف: ٧/ ٤١] أي أغطية.
Yüce Allah cehennemi kâfirler için bir yerleşim yeri ve kaçışı olmayan bir zindan kılmıştır; nitekim orayı onlar için bir döşek, kalacak bir yer ve alınlarının, yanlarının ve sırtlarının dağlanacağı bir durak yapmıştır. Bu, başka bir ayette geldiği üzere azabın onları kuşatmasının bir tasviridir: { لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَواشٍ } “Onlar için cehennemden bir döşek ve üstlerinde de örtüler vardır” [el-A'râf: 7/41] yani örtüler.
8630. Metin
وتكون العبرة في سرد وقائع التاريخ الإسرائيلي في القرآن واضحة، وهي أن التنكيل والعذاب شأنهم في الدنيا إذا أدمنوا الفساد والإفساد، والإنقاذ والرحمة كغيرهم يشملهم إذا استقاموا على طاعة الله والتزموا أوامره.
Kur'an'da İsrail tarihinin olaylarının anlatılmasındaki ibret gayet açıktır: O da fesat ve bozgunculuğa dadandıkları takdirde dünyada paylarının ceza ve azap olmasıdır; Allah'a itaat üzere dosdoğru olur ve O'nun emirlerine bağlı kalırlarsa, diğerleri gibi kurtuluş ve merhamet onları da kapsar.
8631. Metin
الغاية من إنزال القرآن
Kur'an'ın İndiriliş Gayesi
8632. Metin
لكل شيء حكمة وغاية، وأفعال الله تعالى تهدف إلى تحقيق غاية، وترشد إلى مصلحة، وتدعو إلى ما فيه خير، وتمنع كل ما هو شر، وإنزال القرآن الكريم والدعوات الإلهية والرسالية أو النبوية من أجل تحقيق غايات كبري وأهداف سامية، لمصلحة البشرية جمعاء، وللمسلمين والمسلمات بصفة خاصة، وأهداف القرآن: عامة وخاصة، وعمومها: الهداية للطريق التي هي أقوم، وخاصة: تبشير الطائعين بالجنة، وإنذار العصاة بالنار، قال الله تعالى مبينا هذه الأهداف:
Her şeyin bir hikmeti ve gayesi vardır; Yüce Allah'ın fiilleri bir gayeyi gerçekleştirmeyi hedefler, bir maslahata rehberlik eder, hayır olan şeye çağırır ve şer olan her şeyi engeller. Kur'ân-ı Kerîm'in indirilmesi, ilahi, risalete dair veya nebevî davetler; bütün insanlığın maslahatı, özelde ise Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar için büyük gayeleri ve yüce hedefleri gerçekleştirmek içindir. Kur'an'ın hedefleri genel ve özeldir; genel olanı: en doğru yola iletmektir, özel olanı ise: itaat edenleri cennetle müjdelemek ve isyankârları cehennem ateşiyle uyarmaktır. Yüce Allah bu hedefleri açıklayarak şöyle buyurmuştur:
8633. Metin
[سورة الإسراء (١٧) : الآيات ٩ الى ١١]
[İsrâ Suresi (17): Ayetler 9'dan 11'e]
8634. Metin
إِنَّ هذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْراً كَبِيراً (٩) وَأَنَّ الَّذِينَ لا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ أَعْتَدْنا لَهُمْ عَذاباً أَلِيماً (١٠) وَيَدْعُ الْإِنْسانُ بِالشَّرِّ دُعاءَهُ بِالْخَيْرِ وَكانَ الْإِنْسانُ عَجُولاً (١١)
{ إِنَّ هذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْراً كَبِيراً (٩) وَأَنَّ الَّذِينَ لا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ أَعْتَدْنا لَهُمْ عَذاباً أَلِيماً (١٠) وَيَدْعُ الْإِنْسانُ بِالشَّرِّ دُعاءَهُ بِالْخَيْرِ وَكانَ الْإِنْسانُ عَجُولاً (١١) } “Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru yola iletir; salih ameller işleyen müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler. Ahirete inanmayanlara gelince, onlar için de can yakıcı bir azap hazırlamışızdır. İnsan, hayrı istediği gibi şerri de ister. İnsan pek acelecidir.”
8635. Metin
«١» [الإسراء: ١٧/ ٩- ١١] .
«١» [el-İsrâ: 17/9-11].
8636. Metin
هذه الآيات دعوة صريحة قاطعة مقنعة للناس جميعا، للإيمان بالقرآن الكريم الذي أنزله الله على رسوله، لإنقاذهم من الظلمات إلى النور، وإسعادهم في الدنيا والآخرة، وأسباب هذه الدعوة ثلاثة:
Bu ayetler, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak, dünyada ve ahirette mutlu kılmak için Allah'ın Resulü'ne indirdiği Kur'ân-ı Kerîm'e iman etmeleri hususunda bütün insanlara açık, kesin ve ikna edici bir davettir. Bu davetin sebepleri üçtür:
8637. Metin
أولا- إن القرآن الكريم يرشد ويدعو للحال والطريقة التي هي أقوم وأصلح، وأسدّ وأحكم، وهي الدين القويم، وملة التوحيد الخالص لله: (لا إله إلا الله) والأقوال والأفعال السديدة الرشيدة.
Birincisi: Kur'ân-ı Kerîm en doğru, en uygun, en isabetli ve en muhkem olan duruma ve yola iletir ve [buna] çağırır. O da dosdoğru din, Allah için ihlaslı tevhid inancı (Lâ ilâhe illallâh) ile doğru ve hikmetli sözler ve fiillerdir.
8638. Metin
ثانيا- إن القرآن العظيم ذو هدف إصلاحي جذري في الحياة الإنسانية، فهو يبشر المؤمنين الذين يعملون الصالحات من فرائض ومندوبات وأعمال خيّرة، يبشرهم بالثواب العظيم أو الأجر الكبير وهو الجنة يوم القيامة، جزاء عملهم. وعمل الصالحات إنما هو لكمال الإيمان، وترجمة المصداقية والانسجام مع العقيدة.
İkincisi: Yüce Kur'an, insan hayatında köklü bir ıslah hedefine sahiptir. O, farzlardan, menduplardan ve hayırlı işlerden oluşan salih ameller işleyen müminleri, amellerinin karşılığı olarak kıyamet gününde büyük bir mükâfat veya büyük bir ecirle, yani cennetle müjdeler. Salih ameller işlemek, ancak imanın kemali ve inançla olan uyumun ve samimiyetin bir tercümesidir.
8639. Metin
ثالثا- إن القرآن المجيد ينذر الذين لا يصدقون بوجود الله وتوحيده، ولا بوجود البعث والآخرة، والثواب والعقاب، ينذرهم بالعذاب الشديد الموجع أو المؤلم، جزاء ما قدموا من سوء الاعتقاد وفساد الأعمال.
Üçüncüsü: Yüce Kur'an; Allah'ın varlığını ve birliğini, yeniden dirilişi, ahireti, mükâfatı ve cezayı tasdik etmeyenleri, geçmişteki kötü inançları ve bozuk amellerinin cezası olarak şiddetli, acı verici veya elem dolu bir azapla uyarır.
8640. Metin
فيكون للقرآن هدف إيجابي وسلبي معا في آن واحد، فهو يبشر المؤمنين العاملين عملا صالحا بالجنة، وينذر الكافرين بالعذاب الأليم، وفي هذا التوجه المزدوج مسرّة لأهل الإيمان، ووعيد للكفار والعصاة.
Böylece Kur'an'ın aynı anda hem müspet hem de menfi bir hedefi olur. Zira o, salih amel işleyen müminleri cennetle müjdelerken, kâfirleri can yakıcı bir azapla uyarır. Bu ikili yönelişte müminler için bir sevinç, kâfirler ve isyankârlar için ise bir tehdit vardır.
8641. Metin
ولكن الإنسان ظالم لنفسه عادة، ويتعجل النتائج، مما استدعى أن تكون هذه
Fakat insan, tabiatı gereği nefsine zulmetmekte ve neticeleri aceleyle istemektedir; bu durum şu [ayetin gelmesini] gerektirmiştir:1
8642. Metin
الآية: وَيَدْعُ الْإِنْسانُ بِالشَّرِّ دُعاءَهُ بِالْخَيْرِ ذامّة لما يفعله الناس من الدعاء على أموالهم وأولادهم في وقت الغضب والتضجر، فهم يدعون بالشّر في ذلك الوقت، كما يدعون بالخير في وقت التثبت، فلو أجاب الله دعاءهم في وقت الشر لأهلكهم، ولكن الله تعالى يصفح ولا يجيب دعاء الضّجر المستعجل.
ayeti gerekli kılmıştır: { وَيَدْعُ الْإِنْسانُ بِالشَّرِّ دُعاءَهُ بِالْخَيْرِ } “İnsan, hayrı istediği gibi şerri de ister.” [Bu ayet], insanların öfke ve can sıkıntısı anında mallarına ve çocuklarına beddua etmelerini yermektedir. Zira onlar, sükûnet vaktinde hayır diledikleri gibi o [öfke] vaktinde de şer dilerler. Eğer Allah şer anındaki dualarına icabet etseydi onları helak ederdi; fakat Yüce Allah affeder ve canı sıkılıp acele edenin [bed]duasına icabet etmez.
8643. Metin
إن الله لطيف بعباده، لا يجيب دعاء المتعجل بالموت أو الهلاك والدمار واللعنة، كما يدعو ربّه بالخير، أي بالعافية والسلامة والرزق، ولو استجيب دعاؤه لهلك، ولكن الله بفضله ورحمته لا يستجيب دعاءه، كما قال الله سبحانه في آية أخرى:
Şüphesiz Allah kullarına karşı lütufkârdır; Rabbinden afiyet, esenlik ve rızık gibi hayır dilediği gibi aceleyle ölüm, helak, yıkım ve lanet dileyen kimsenin duasına icabet etmez. Şayet duası kabul edilseydi helak olurdu; fakat Allah, lütfu ve rahmetiyle onun duasına icabet etmez. Nitekim Allah Teâlâ başka bir ayette şöyle buyurmuştur:
8644. Metin
وَلَوْ يُعَجِّلُ اللَّهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ إِلَيْهِمْ أَجَلُهُمْ [يونس: ١٠/ ١١] .
{ وَلَوْ يُعَجِّلُ اللَّهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ إِلَيْهِمْ أَجَلُهُمْ } “Eğer Allah insanlara, hayrı çarçabuk istedikleri gibi şerri de alelacele verseydi, elbette ecelleri kendilerine yetmiş olurdu” [Yûnus: 10/11].
8645. Metin
وروى أبو داود عن جابر بن عبد الله ﵁: أن النبي ﷺ قال: «لا تدعو على أنفسكم، ولا على أموالكم، أن توافقوا من الله ساعة إجابة، يستجيب فيها» .
Ebû Dâvûd'un Câbir b. Abdillâh radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Kendinize ve mallarınıza beddua etmeyiniz; Allah'tan duaların kabul edildiği bir icabet vaktine denk gelirsiniz de [Allah] onu kabul ediverir.»
8646. Metin
والذي يحمل الإنسان على ذلك مع الأسف: هو قلقه وعجلته، وطمعه وحرصه، كما صوّر القرآن هذا الطبع في قوله تعالى: وَكانَ الْإِنْسانُ عَجُولًا أي يتعجل تحصيل المطلوب، دون تفكير في عواقبه.
Ne yazık ki insanı buna sevk eden şey: onun endişesi, aceleciliği, tamahı ve hırsıdır. Nitekim Kur'an bu tabiatı Yüce Allah'ın şu sözünde tasvir etmiştir: { وَكانَ الْإِنْسانُ عَجُولًا } “İnsan pek acelecidir” yani neticelerini düşünmeksizin istenen şeyi hemen elde etmeye acele eder.
8647. Metin
وكلمة: (الإنسان) في الآية يراد بها الجنس (وهو أيّ إنسان) بحسب ما في الخلق من ذلك. وما على الإنسان إلا أن يتعقل ويصبر ولا يتعجل، ويفوض الأمر للخالق البارئ المقدر، ويهتدي بهداية القرآن في الإرشاد لما فيه حسن الختام والعاقبة، ولما يتفق مع الواقع، فليست الحياة جنة طافحة بالنعم والخير، وإنما فيها الشر والشدة أحيانا، كما أن فيها الخير واليسر والسعة أحيانا أخرى.
Ayetteki “insan” (el-İnsân) kelimesiyle, yaratılışında bu özellik bulunması hasebiyle cins (yani herhangi bir insan) kastedilmektedir. İnsana düşen ise aklını kullanmak, sabretmek, acele etmemek, işi her şeyi takdir eden Yaratıcı'ya bırakmak, sonun ve akıbetin güzel olması hususunda ve gerçeğe uygun olan şeylerde Kur'an'ın rehberliğiyle hidayet bulmaktır. Çünkü hayat nimet ve hayırla dolup taşan bir cennet değildir; aksine onda bazen şer ve sıkıntı olduğu gibi, bazen de hayır, kolaylık ve bolluk vardır.
8648. Metin
المسؤولية الشخصية
Kişisel Sorumluluk
8649. Metin
الحياة ابتلاء واختبار، والإنسان يتقلب في المعاش والكسب مستفيدا من ظرف الليل والنهار، وما فيهما من فوائد تدل على قيمة الوقت وحساب الزمان، ومقتضى العدل والحق أن يستقل كل إنسان في عمله والمسؤولية عنه، لأن له ثمرته، وعليه تبعاته، ويكون حسابه في الدنيا والآخرة حسابا فرديا شخصيا، لا يسأل عن عمل غيره، وهو الذي يسطّر لنفسه النتائج، فمن اهتدى إلى الحق والخير، وعمل بموجبها، كان نفع الهداية لنفسه، ومن تنكر للحق وسلك طريق الشر، كان وبال الضلال على نفسه، فالمسئولية شخصية، ولا ثواب ولا عقاب إلا بعد البيان والإنذار، قال الله تعالى مبينا هذه القواعد:
Hayat bir imtihan ve denemedir. İnsan, vaktin kıymetine ve zamanın hesabına delalet eden faydaları barındıran gece ve gündüz ortamından istifade ederek geçim ve kazanç peşinde koşar. Adaletin ve hakkın gereği, her insanın kendi amelinde ve onun sorumluluğunda bağımsız olmasıdır; zira [amelin] semeresi kendisinedir, vebali de kendi üzerinedir. Onun dünyadaki ve ahiretteki hesabı bireysel ve kişisel bir hesaptır; başkasının amelinden sorumlu tutulmaz. Kendi sonuçlarını bizzat kendisi yazar. Dolayısıyla kim hakka ve hayra yönelir ve bunun gereğince amel ederse, hidayetin faydası kendisinedir. Kim de hakkı inkâr edip şer yoluna girerse, sapkınlığın vebali kendi aleyhinedir. Zira sorumluluk kişiseldir; açıklama ve uyarı yapılmadan da hiçbir mükâfat ve ceza yoktur. Yüce Allah bu ilkeleri açıklayarak şöyle buyurmuştur:
8650. Metin
[سورة الإسراء (١٧) : الآيات ١٢ الى ١٥]
[İsrâ Suresi (17): Ayetler 12'den 15'e]
8651. Metin
وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ وَالنَّهارَ آيَتَيْنِ فَمَحَوْنا آيَةَ اللَّيْلِ وَجَعَلْنا آيَةَ النَّهارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسابَ وَكُلَّ شَيْءٍ فَصَّلْناهُ تَفْصِيلاً (١٢) وَكُلَّ إِنسانٍ أَلْزَمْناهُ طائِرَهُ فِي عُنُقِهِ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيامَةِ كِتاباً يَلْقاهُ مَنْشُوراً (١٣) اقْرَأْ كِتابَكَ كَفى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيباً (١٤) مَنِ اهْتَدى فَإِنَّما يَهْتَدِي لِنَفْسِهِ وَمَنْ ضَلَّ فَإِنَّما يَضِلُّ عَلَيْها وَلا تَزِرُ وازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرى وَما كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً (١٥)
{ وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ وَالنَّهارَ آيَتَيْنِ فَمَحَوْنا آيَةَ اللَّيْلِ وَجَعَلْنا آيَةَ النَّهارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسابَ وَكُلَّ شَيْءٍ فَصَّلْناهُ تَفْصِيلاً (١٢) وَكُلَّ إِنسانٍ أَلْزَمْناهُ طائِرَهُ فِي عُنُقِهِ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيامَةِ كِتاباً يَلْقاهُ مَنْشُوراً (١٣) اقْرَأْ كِتابَكَ كَفى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيباً (١٤) مَنِ اهْتَدى فَإِنَّما يَهْتَدِي لِنَفْسِهِ وَمَنْ ضَلَّ فَإِنَّما يَضِلُّ عَلَيْها وَلا تَزِرُ وازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرى وَما كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً (١٥) } “Biz geceyi ve gündüzü iki ayet yaptık. Gece ayetini silip, Rabbinizden bir lütuf aramanız, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için gündüz ayetini aydınlatıcı kıldık. Biz her şeyi ayrıntılı olarak açıkladık. Her insanın amelini kendi boynuna doladık. Kıyamet günü onun için, açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız. 'Kitabını oku! Bugün hesap sorucu olarak sana kendi nefsin yeter.' Kim hidayete ererse, ancak kendi lehine hidayete ermiş olur; kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz bir peygamber göndermedikçe azap edici de değiliz.”
8652. Metin
«١» «٢» »
«١» «٢» »
8653. Metin
«٤» «٥» «٦» [الإسراء: ١٧/ ١٢- ١٥] .
«٤» «٥» «٦» [el-İsrâ: 17/12-15].
8654. Metin
هذه الآيات تبين بعض نعم الحياة الدنيوية، وهي أيضا تدل على قدرة الله العظمى وحكمته البالغة، فالله سبحانه جعل الليل والنهار علامتين دالتين على قدرته وبديع صنعه، وفي تعاقبهما تحقيق مصلحة الإنسان والحيوان والنبات، أما الليل وظلامه، ففيه الراحة والسكون، وأما النهار وضوؤه بالشمس، ففيه التقلب في أنحاء
Bu ayetler, dünya hayatının birtakım nimetlerini açıklamaktadır; bunlar aynı zamanda Allah’ın yüce kudretine ve üstün hikmetine de delalet etmektedir. Zira Allah Sübhânehu [ve Teâlâ], geceyi ve gündüzü kudretine ve eşsiz yaratışına delalet eden iki alamet kılmıştır. Bu ikisinin ardı ardına gelmesinde insanın, hayvanın ve bitkinin yararının gerçekleşmesi vardır. Geceye ve onun karanlığına gelince, onda dinlenme ve sükûnet vardır. Gündüze ve onun güneşle aydınlanmasına gelince, onda da [dünyanın] dört bir tarafında
8655. Metin
الدنيا للعمل والعيش والكسب، والضوء يناسبه الحركة والانتقال وإتقان الأعمال، والظلام في الليل يناسبه هدوء الأعصاب، وراحة الجسد، ومتعة العقل والفكر. وفي تعاقب الليل والنهار ابتغاء الرزق والتمكن من التخطيط ليلا، وإنجاز العمل نهارا.
dolaşmak vardır. Işığa uygun olan şey hareket etmek, yer değiştirmek ve işleri sağlam yapmaktır; gecenin karanlığına uygun olan şey ise sinirlerin yatışması, bedenin dinlenmesi, akıl ve düşüncenin huzur bulmasıdır. Gece ile gündüzün birbirini izlemesinde rızık aramak, geceleyin planlama yapabilmek ve gündüzün işi tamamlayabilmek imkânı vardır.
8656. Metin
وفي دوران الليل والنهار تعريف بحساب الزمان ومرور الأيام والشهور والأعوام، والتعرف على المصالح في الدورات الزراعية، وتحديد الآجال والأعمار، والديون والمعاملات، ومعرفة حساب وقت العبادات من صلاة وصيام، وحجّ وزكاة، ولو لم يتغاير الليل والنهار لما تحققت الراحة، ولما عرف مقدار الوقت، وعاش الإنسان في عماية وجهالة، أو في تعب وعناء، لحساب الأشياء وتقدير الأزمان.
Gece ile gündüzün dönüşümünde zamanın hesabını, günlerin, ayların ve yılların geçişini bilmek; tarım döngülerindeki faydaları öğrenmek, vadeleri, ömürleri, borçları ve muameleleri belirlemek; namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetlerin vakit hesabını bilmek vardır. Şayet gece ile gündüz farklılaşmasaydı ne dinlenme gerçekleşir ne de vaktin miktarı bilinirdi; insan bir şeylerin hesabını yapmak ve zamanları tayin etmek hususunda körlük ve cehalet içinde yahut yorgunluk ve meşakkat içinde yaşardı.
8657. Metin
ومن كرم الله وفضله: أنه سبحانه أبان للإنسان كل شيء به حاجة في مصالح الدين والدنيا والآخرة، وعرّفه طريق الحياة، ودستور المعيشة، وأسلوب المعاملة، بتفصيل دقيق، وبيان واف.
Allah'ın lütuf ve ihsanındandır ki O, din, dünya ve ahiret maslahatları hususunda insana ihtiyaç duyduğu her şeyi açıklamış; ona hayat yolunu, geçim nizamını ve muamele tarzını dakik bir tafsilat ve eksiksiz bir beyan ile tanıtmıştır.
8658. Metin
وجعل الله عمل كل إنسان ملازما له، بخيره وشره، فيكون المراد بقوله سبحانه:
Allah her insanın amelini, hayrıyla ve şerriyle kendisine ayrılmaz bir bağ kılmıştır. Dolayısıyla Yüce Allah'ın şu sözünden murad:
8659. Metin
وَكُلَّ إِنسانٍ أَلْزَمْناهُ طائِرَهُ هو عمله، فالطائر: هو العمل الصادر عن الإنسان، وملازمته له كملازمة الطائر لصاحبه.
{ وَكُلَّ إِنسانٍ أَلْزَمْناهُ طائِرَهُ } “Her insanın amelini kendi boynuna doladık” onun amelidir. Tâir (طائِر): İnsandan sadır olan ameldir; amelin ona yapışması ise kuşun sahibine yapışması gibidir.
8660. Metin
قال ابن عباس: (طائره) : ما قدّر عليه وله. وخاطب الله العرب في هذه الآية بما تعرف من عادة زجر الطير تيامنا وتشاؤما وسيخرج الله لكل إنسان يوم القيامة كتابا يراه، ويستقبله منشورا أمامه، فيه جميع أعماله خيرها وشرها. ويقال له حين تلقّي الكتاب: اقرأ كتاب عملك في الدنيا، كفى بنفسك حاسبا تحسب أعمالك وتحصيها. قال الحسن البصري: قد عدل، والله فيك، من جعلك حسيب نفسك.
İbn Abbâs şöyle demiştir: (طائره / Tâiruhu): Aleyhine ve lehine takdir edilen şeydir. Allah bu ayette Araplara, uğur veya uğursuzluk sayarak kuş uçurma âdetinden bildikleri şeyle hitap etmiştir. Kıyamet gününde Allah her insan için, göreceği ve önünde açılmış olarak karşılayacağı, içinde hayrı ve şerriyle bütün amellerinin bulunduğu bir kitap çıkaracaktır. Kitabı teslim alırken kendisine şöyle denir: Dünyadaki amel defterini oku; amellerini hesaplayıp saymak için bugün hesap sorucu olarak sana kendi nefsin yeter. Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: 'Vallahi seni kendi nefsine hesap sorucu kılan kimse, sana karşı tam adaletli davranmıştır.'
8661. Metin
وإذا كان كل واحد مختصا بعمل نفسه، فمن اهتدى إلى الحق والصواب، واتبع
Herkes kendi ameline mahsus olduğuna göre; kim hakka ve doğruya yönelir,
8662. Metin
شرع الله وهدي النبوة، فإنما ينفع نفسه، ومن ضل في عمله، وحاد عن شرع الله، وجحد به وبرسله، فإنما يضر نفسه. نزلت هذه الآية في الوليد بن المغيرة حين قال: يا أهل مكة، اكفروا بمحمد، وإثمكم علي.
Allah'ın şeriatına ve nübüvvet hidayetine uyarsa, ancak kendi lehine fayda sağlamış olur. Kim de amelinde sapar, Allah'ın şeriatından ayrılır, O'nu ve peygamberlerini inkâr ederse, ancak kendi aleyhine zarar vermiş olur. Bu ayet, Velîd b. Mugîre'nin: 'Ey Mekke halkı! Muhammed'i inkâr edin, günahınız benim üzerime olsun' dediği zaman inmiştir.
8663. Metin
وأعلن الحق سبحانه مبدأ عظيما من مفاخر الإسلام وهو أنه لا تتحمل نفس آثمة إثم نفس أخرى، بل على كل نفس إثمها دون إثم غيرها، وهذا مبدأ المسؤولية الفردية أو الشخصية، وهو رد على أهل الجاهلية والأمم السابقة الذين يوجهون المسؤولية لغير الجاني أو المخطئ.
Cenâb-ı Hak, İslam'ın iftihar vesilelerinden olan yüce bir ilkeyi ilan etmiştir: Hiçbir günahkâr nefis, başka bir nefsin günahını yüklenmez; bilakis her nefis başkasının günahını değil, sadece kendi günahını çeker. Bu, bireysel veya kişisel sorumluluk ilkesidir ve sorumluluğu suçlu veya hatalı olandan başkasına yükleyen Câhiliye ehline ve geçmiş ümmetlere bir reddiyedir.
8664. Metin
ومبدأ آخر نص عليه القرآن عملا بمقتضى العدل والحكمة والرحمة وهو أنه لا عقاب ولا عذاب إلا بعد بيان وإنذار، وإرسال رسول، سواء في الدنيا والآخرة، وهو المبدأ القانوني المشهور: لا جريمة ولا عقوبة إلا بنص. وهذا يتطابق مع معنى آية أخرى: وَإِنْ مِنْ أُمَّةٍ إِلَّا خَلا فِيها نَذِيرٌ [فاطر: ٣٥/ ٢٤] .
Kur'an'ın adaletin, hikmetin ve rahmetin gereği olarak açıkça belirttiği diğer bir ilke de şudur: İster dünyada ister ahirette olsun, açıklama ve uyarı yapılmadan ve bir peygamber gönderilmeden hiçbir ceza ve azap yoktur. Bu da meşhur hukuki ilkedir: 'Kanunsuz suç ve ceza olmaz.' Bu, başka bir ayetin manasıyla da örtüşmektedir: { وَإِنْ مِنْ أُمَّةٍ إِلَّا خَلا فِيها نَذِيرٌ } “Hiçbir ümmet yoktur ki, içinden bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın” [Fâtır: 35/24].
8665. Metin
أسباب الهلاك والدمار
Helak ve Yıkım Sebepleri
8666. Metin
لقد بعث الله الرسل والأنبياء لمهمة إنسانية سامية: وهي الإرشاد للدين الحق، فأرسل الله آدم ﵇ بالتوحيد، وغرس المعتقدات الدينية في بنيه، وأقام الله الأدلة الكثيرة الدالة على الإله الصانع. فإذا توافر البصر الصحيح والعقل السديد، وجب على كل أحد من العالم الإيمان واتباع شريعة الله، ثم تجدد ذلك على يد نوح ﵇، بعد غرق الكفار، ثم تتابع الرسل الكرام إلى خاتم النبيين بالدعوة إلى توحيد الله وطاعته، وتجنب الشرك ومعصية الله، فإذا قابل الناس هذه الدعوة بالرفض، استحقوا الدمار والهلاك، وتلك سنة الله تعالى المعبر عنها في هذه الآيات:
Allah peygamberleri ve nebileri yüce bir insani görev için göndermiştir: O da hak dine rehberlik etmektir. Allah, Âdem aleyhisselâm'ı tevhid ile göndermiş ve çocuklarına dini inançları aşılamıştır. Allah, Yaratan İlaha delalet eden pek çok delil ikame etmiştir. Dolayısıyla doğru bir basiret ve isabetli bir akıl mevcut olduğunda, âlemden her bir ferdin iman etmesi ve Allah'ın şeriatına uyması vacip olmuştur. Sonra bu durum, kâfirlerin boğulmasından sonra Nûh aleyhisselâm vasıtasıyla yenilenmiş; ardından kerim peygamberler, peygamberlerin sonuncusuna kadar Allah'ın birliğine ve O'na itaate davet etmek, şirkten ve Allah'a isyandan sakındırmak üzere birbirini takip etmiştir. İnsanlar bu daveti reddettiklerinde yıkım ve helaki hak etmişlerdir; işte bu, şu ayetlerde ifade edilen Allah Teâlâ'nın sünnetidir:
8667. Metin
[سورة الإسراء (١٧) : الآيات ١٦ الى ١٧]
[İsrâ Suresi (17): Ayetler 16'dan 17'ye]
8668. Metin
وَإِذا أَرَدْنا أَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً أَمَرْنا مُتْرَفِيها فَفَسَقُوا فِيها فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْناها تَدْمِيراً (١٦) وَكَمْ أَهْلَكْنا مِنَ الْقُرُونِ مِنْ بَعْدِ نُوحٍ وَكَفى بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبادِهِ خَبِيراً بَصِيراً (١٧)
{ وَإِذا أَرَدْنا أَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً أَمَرْنا مُتْرَفِيها فَفَسَقُوا فِيها فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْناها تَدْمِيراً (١٦) وَكَمْ أَهْلَكْنا مِنَ الْقُرُونِ مِنْ بَعْدِ نُوحٍ وَكَفى بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبادِهِ خَبِيراً بَصِيراً (١٧) } “Biz bir şehri helak etmek istediğimiz zaman, oranın varlıklı ve şımarık kimselerine emrederiz; onlar orada yoldan çıkarlar. Böylece o şehir aleyhine hüküm hak olur; biz de orayı yerle bir ederiz. Nûh'tan sonra nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Rabbin yeter.”
8669. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» [الإسراء: ١٧/ ١٦- ١٧] .
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» [el-İsrâ: 17/16-17].
8670. Metin
المعنى: إذا دنا وقت إهلاك قوم بعذاب الاستئصال، أمر الله المترفين (أي المتنعمين) بالطاعة والخير أمرا فعليا، فإذا عصوا ذلك الأمر وفسقوا، وخرجوا عن حدود الطاعة وتمردوا، وجب عليهم العذاب جزاء وفاقا لعصيانهم فدمرهم الله تدميرا، وأبادهم إبادة تامة. وخص الله المترفين لأنهم الواجهة، وأنهم أولى بالشكر من غيرهم ولأن فسقهم هو المؤثر في فساد القرية، وسواهم تبع لهم، وفي قراءة أخرى: أَمَرْنا مُتْرَفِيها
Mana şudur: Bir kavmin kökünü kazıyan bir azapla helak edilme vakti yaklaştığında, Allah mütrefîne (yani nimet içinde yüzen varlıklılara) fiilî bir emirle itaat ve hayrı emreder. Onlar bu emre karşı gelip fıska düşer, itaat sınırlarının dışına çıkıp isyan ederlerse, isyanlarının tam bir karşılığı olarak azap onların üzerine hak olur; Allah da onları yerle bir eder ve tamamen yok eder. Allah varlıklı kimseleri özellikle zikretmiştir; çünkü onlar önde gelenlerdir, başkalarından daha çok şükretmeye layıktırlar ve onların fıskı şehrin bozulmasında etkilidir, diğerleri ise onlara tabidir. Başka bir kıraatte: { أَمَّرْنا مُتْرَفِيها }
8671. Metin
أي ملّكناهم على الناس، وليس المراد إمارة الملك، وإنما جعلهم يأمرون ويؤتمر لهم. وقوله تعالى: فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ
Yani onları insanların başına yönetici kıldık demektir; buradaki murad saltanat emirliği değil, onların emreden ve kendilerine itaat edilen kılınmasıdır. Yüce Allah'ın şu sözü ise: { فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ } “Böylece o şehir aleyhine hüküm hak olur”
8672. Metin
أي وعيد الله الذي قاله رسولهم، وهو التدمير: أي الإهلاك مع طمس الآثار وهدم البناء.
Yani peygamberlerinin bildirdiği Allah'ın tehdididir ki o da yok etmektir; yani izleri silerek ve binaları yıkarak helak etmektir.
8673. Metin
ثم أنذر الله تعالى كفار قريش وأمثالهم في تكذيبهم رسوله محمدا ﷺ، بأن كثيرا من الأمم وجب عليهم العذاب بذنوبهم، ومفاد الآية: كثيرا ما أهلكنا أمما من بعد نوح ﵇، إلى زمانكم، لما بغوا وعصوا، وجحدوا آيات الله، وكذّبوا رسله، كما أنتم الآن معشر قريش، وأنتم أيها المكذبون، لستم أكرم على الله منهم، وقد كذّبتم أشرف الرسل وأكرم الخلائق، فعقوبتكم أولى وألزم.
Sonra Yüce Allah Kureyş kâfirlerini ve benzerlerini, Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i yalanlamaları sebebiyle, birçok ümmetin günahları yüzünden azaba müstahak olduğunu bildirerek uyarmıştır. Ayetin anlamı şudur: Nûh aleyhisselâm'dan sizin zamanınıza kadar nice ümmetleri, azgınlık yapıp isyan ettiklerinde, Allah'ın ayetlerini inkâr edip peygamberlerini yalanladıklarında helak ettik; tıpkı şu an sizin ey Kureyş topluluğu yaptığınız gibi! Siz ey yalanlayanlar, Allah katında onlardan daha değerli değilsiniz; üstelik peygamberlerin en şereflisini ve yaratılmışların en üstününü yalanladınız, bu yüzden cezalandırılmanız daha öncelikli ve kaçınılmazdır.
8674. Metin
وهذا وعيد لمكذبي الرسول ﷺ في كل زمان بشديد العقاب، وفيه دلالة على أن القرون التي مضت بين آدم ونوح، كانت على الإسلام، قال ابن عباس ﵄: كان بين آدم ونوح عشرة قرون، كلهم على الإسلام. ثم ذكر الله تعالى ما معناه:
Bu, her devirde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'i yalanlayanlara yönelik şiddetli bir azap tehdididir. Bunda, Âdem ile Nûh arasında gelip geçen nesillerin İslâm üzere olduğuna dair bir delil vardır. İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ şöyle demiştir: “Âdem ile Nûh arasında on nesil vardı; hepsi de İslâm üzere idi.” Sonra Yüce Allah anlamı şu olan hususu zikretmiştir:
8675. Metin
وكفى بالله خبيرا بذنوب خلقه، مطلعا عليها، يحصي عليهم أعمالهم ومعاصيهم، فلا يخفى عليه شيء من أفعال المشركين وغيرهم، وهو عالم بجميع أعمالهم خيرها وشرها، لا يخفى عليه منها خافية. والخبير: العليم بأحوال الناس، والبصير: الذي يبصر أعمالهم. وفي هذه الآية تنبيه واضح على أن الذنوب: هي أسباب الدمار والهلاك، لا غير، وأن الله عالم بها، ومعاقب عليها.
Yaratıklarının günahlarından haberdar olan, onları gören, amellerini ve günahlarını onlar aleyhine sayıp döken olarak Allah yeter; müşriklerin ve başkalarının fiillerinden hiçbir şey O'na gizli kalmaz. O, hayrıyla ve şerriyle bütün amellerini bilendir, onlardan hiçbir gizli şey O'ndan saklı kalmaz. Habîr (الخبير): İnsanların hallerini çok iyi bilendir. Basîr (البصير): Onların amellerini görendir. Bu ayette günahların yalnızca yıkım ve helak sebepleri olduğuna, Allah'ın onları bildiğine ve bunlardan ötürü cezalandıracağına dair açık bir uyarı vardır.
8676. Metin
وهذه الآيات تحضّ العقلاء على العمل الصالح النافع في الدنيا والآخرة، وتدفعهم إلى الجدّ وترك الكسل، والجهاد في سبيل الله حقّ جهاده.
Bu ayetler, akıl sahiplerini dünyada ve ahirette faydalı olan salih amele teşvik etmekte; onları ciddiyete, tembelliği bırakmaya ve Allah yolunda hakkıyla cihad etmeye sevk etmektedir.
8677. Metin
إن العلاقة بين الله تعالى وبين الناس أمرها عجب، فالناس ينسبون إلى الله تعالى الشرك، وهو سبحانه يرزقهم ويعافيهم.
Yüce Allah ile insanlar arasındaki ilişki gerçekten şaşılacak bir iştir; insanlar Yüce Allah'a şirk isnat ederler, O ise onları rızıklandırır ve onlara afiyet verir.
8678. Metin
قال النبي ﷺ فيما يرويه أحمد وغيره: «لا أحد أصبر على أذى يسمعه من الله، إنه يشرك به، ويجعل له الولد، ثم هو يعافيهم ويرزقهم» «١» .
Ahmed ve diğerlerinin rivayet ettiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «İşittiği eziyete Allah'tan daha çok sabreden hiç kimse yoktur; O'na ortak koşulur, O'na çocuk isnat edilir, sonra O yine de onlara afiyet verir ve onları rızıklandırır.» «١»
8679. Metin
وفي رواية أخرى: «ما أحد أصبر على أذى يسمعه من الله تعالى، إنهم يجعلون له ندا، ويجعلون له ولدا، وهو مع ذلك يرزقهم ويعافيهم ويعطيهم» . «٢»
Başka bir rivayette ise şöyledir: «İşittiği eziyete Yüce Allah'tan daha çok sabreden hiç kimse yoktur; O'na denk tutarlar, O'na çocuk isnat ederler, O ise bununla birlikte onları rızıklandırır, onlara afiyet verir ve onlara ihsanda bulunur.» «٢»
8680. Metin
والإحسان والرزق يقتضيان مقابلة المعروف بمثله، إلا أن الإنسان مع الأسف يتنكر للمعروف، ولا يقابل الإحسان بمثله، جاء في أثر إلهي: «ابن آدم، خلقتك لنفسي فلا تلعب، وتكفّلت برزقك فلا تتعب، ابن آدم، اطلبني تجدني، فإن وجدتني وجدت كل شيء، وإن فتّك فاتك كل شيء، وأنا أحبّ إليك من كل شيء» .
İhsan ve rızık, iyiliğe misliyle karşılık vermeyi gerektirir; ne var ki insan maalesef iyiliği inkâr eder ve ihsana misliyle karşılık vermez. Bir kudsî rivayette şöyle gelmiştir: «Ey Âdemoğlu! Seni kendim için yarattım, oyalanıp durma; rızkını da üstlendim, kendini yorma. Ey Âdemoğlu! Beni ara, beni bulursun; şayet beni bulursan her şeyi bulmuş olursun, beni kaçırırsan her şeyi kaçırmış olursun. Ben sana her şeyden daha sevimliyim.»
8681. Metin
ويحلم الله على الإنسان، فلا يعجل له العقاب، حتى يترك له الفرصة الكافية للتوبة والإصلاح، وهو سبحانه يمهل ولا يهمل، وجعل الله سنوات العمر متدرجة
Allah insana hilm ile muamele eder de tevbe edip [kendini] düzeltmesi için ona yeterli fırsatı tanımak üzere cezasını çarptırmakta acele etmez. O -Subhânehu- mühlet verir ama asla ihmal etmez. Allah ömür yıllarını kademeli kılmıştır12
8682. Metin
بين الضعف والقوة، ثم الهرم والشيخوخة، ليتذكر الإنسان ويعتبر، ويعود إلى جادة الاستقامة وإصلاح شؤونه وأعماله من أقرب الطرق، فإذا استبد العناد والجحود بالإنسان، ووقف موقف التحدي، استحق الجزاء العادل.
Zayıflık ile güç, sonra yaşlılık ve ihtiyarlık arasında [kademeli kılmıştır] ki insan düşünüp ibret alsın, en kestirme yoldan istikamet caddesine dönsün, işlerini ve amellerini düzeltsin. Şayet inat ve inkâr insana galebe çalar ve o meydan okuyan bir tavır takınırsa, adil cezayı hak eder.
8683. Metin
أهل الدنيا وأهل الآخرة
Dünya Ehli ve Ahiret Ehli