Neml Suresi Tefsiri

Vehbe Zühaylî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

12129. Metin

مقاصد القرآن الكريم

Kur'an-ı Kerim'in Maksatları

12130. Metin

إن جوهر رسالة القرآن العظيم إصلاح الناس وهدايتهم وإسعادهم، وتبشيرهم بجنان الخلد إن استقاموا على أمر الله، وإنذارهم سوء العذاب، والخسران إن انحرفوا عن جادة الهدى، وأنكروا وجود يوم القيامة. ومصدر القرآن المجيد: هو الله الحكيم العليم الذي يضع الأمور في نصابها وموضعها الصحيح، ويشرع للناس ما يتفق مع علمه الشامل بأحوالهم وطبائعهم، ناقلا لهم من الأدنى إلى الأعلى، وآخذا بأيديهم من وهاد الشّرّ والفساد إلى قمم الخير والصلاح. وهذا ما دوّنته الآيات الكريمة التالية في مطلع سورة النّمل المكّية:

Yüce Kur'an mesajının özü; insanları ıslah etmek, onlara hidayet vermek, onları mutlu kılmak, Allah'ın emri üzere dosdoğru olurlarsa onları ebedîlik cennetleriyle müjdelemek, doğru yoldan sapıp kıyamet gününün varlığını inkâr ederlerse onları kötü bir azap ve hüsranla uyarmaktır. Şanı yüce Kur'an'ın kaynağı ise; her işi yerli yerine ve doğru konumuna koyan, insanlara onların halleri ve tabiatlarına dair kapsamlı ilmine uygun olanı teşri kılan (hüküm olarak koyan), onları en aşağıdan en yüceye taşıyan, şer ve fesat vadilerinden tutup hayır ve salahın zirvelerine çıkaran Hakîm ve Alîm olan Allah'tır. Mekkî olan Neml suresinin başındaki şu ayet-i kerimelerin kaydettiği husus da budur:

12131. Metin

[سورة النمل (٢٧) : الآيات ١ الى ٦]

[Neml Suresi (27), Ayetler 1-6]

12132. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

12133. Metin

طس تِلْكَ آياتُ الْقُرْآنِ وَكِتابٍ مُبِينٍ (١) هُدىً وَبُشْرى لِلْمُؤْمِنِينَ (٢) الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكاةَ وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ (٣) إِنَّ الَّذِينَ لا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ أَعْمالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ (٤)

“Tâ-Sîn. Bunlar Kur'an'ın ve apaçık bir Kitab'ın ayetleridir. (1) Müminler için bir hidayet ve müjdedir. (2) Onlar ki namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar. (3) Ahirete inanmayanlara gelince, biz onların yaptıklarını kendilerine süslü gösterdik; bu yüzden şaşkınca bocalarlar. (4)”

12134. Metin

أُوْلئِكَ الَّذِينَ لَهُمْ سُوءُ الْعَذابِ وَهُمْ فِي الْآخِرَةِ هُمُ الْأَخْسَرُونَ (٥) وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْآنَ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ (٦)

“İşte bunlar, kendileri için azabın en kötüsü olanlardır ve ahirette en çok ziyana uğrayacak olanlar da onlardır. (5) Şüphesiz bu Kur'an sana, Hakîm ve Alîm olan [Allah] katından verilmektedir. (6)”

12135. Metin

«١» [النّمل: ٢٧/ ١- ٦] .

«١» [Neml: 27/1-6].

12136. Metin

ابتدأت هذه السورة كبعض السّور الأخرى بالحروف المقطعة الأبجدية وهي طس للدلالة على أدوات أو حروف تكوين القرآن، وأنه بلغة العرب لتحدّيهم

Bu sure, diğer bazı sureler gibi hece harflerinden (hurûf-ı mukattaa) olan Tâ-Sîn (طس) ile başlamıştır; bu da Kur'an'ın oluşumundaki unsurlara veya harflere, ayrıca onlara meydan okumak1 amacıyla onun Arap diliyle indirildiğine delalet etmek içindir.

12137. Metin

بالإتيان بمثله، وإثبات كونه من عند الله سبحانه، وللتّنبيه إلى مضمون هذه السورة، وإذا ذكرت هذه الحروف يعقبها عادة الكلام عن القرآن ودلالاته ومقاصده. فهذه الآيات المنزلة على النّبي ﷺ هي آيات القرآن وآيات الكتاب الواضح، والقرآن لأنه اجتمع وجمع في النهاية، والكتاب لأنه دوّن أو سطّر وكتب، وعطف الكتاب على القرآن للدلالة على صفتي الكلام المنزل من عند الله، ثم أبان الله تعالى ليكون هذا القرآن هاديا للناس من الضلالة إلى النور، ومبشّرا المؤمنين الطائعين بالجنّة، وبرحمة الله ورضوانه.

[bu da] bir benzerini getirmeleri hususunda [onlara meydan okumak], Kur'an'ın Allah Teâlâ katından olduğunu ispat etmek ve bu surenin muhtevasına dikkat çekmek içindir. Bu harfler zikredildiğinde, âdet olduğu üzere ardından Kur'an'dan, onun delaletlerinden ve gayelerinden bahsedilir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e indirilen bu ayetler, Kur'an'ın ayetleri ve apaçık Kitab'ın ayetleridir. «Kur'an» denilmiştir; çünkü o nihayetinde toplanmış ve bir araya getirilmiştir. «Kitap» denilmiştir; çünkü o kaydedilmiş, satırlara dökülmüş ve yazılmıştır. Kitab'ın Kur'an üzerine atfedilmesi, Allah katından indirilen kelamın bu iki vasfına delalet etmek içindir. Sonra Allah Teâlâ bu Kur'an'ın, insanları dalaletten nura ulaştıran bir rehber, itaatkâr müminleri cennetle, Allah'ın rahmeti ve rızasıyla müjdeleyici olmasını açıklamıştır.

12138. Metin

ثم وصف الله تعالى المؤمنين بالأوصاف الخليقة بهم، فهم الذين يقيمون الصلاة، أي يؤدّونها كاملة الأوصاف من أداء أركانها وشروطها، واستحضار عظمة الله في أثنائها، وفي مناجاة الحقّ بما يتلى فيها، ويذكر الله فيها متّصفا بالعظمة والجلال من خلال تكبيره وتسبيحه في الركوع والسجود، وإدامة الصلاة على وجهها المقرّر شرعا، فتكون الصلاة وسيلة لمناجاة الله وعقد الصّلة به.

Daha sonra Allah Teâlâ, müminleri kendilerine layık niteliklerle tavsif etmiştir. Onlar namazı ikame edenlerdir; yani rükünlerini ve şartlarını yerine getirerek, namaz esnasında Allah'ın azametini hazır bulundurarak, onda okunanlarla Hakk'a münacatta bulunarak, rükû ve secdelerde tekbir ve tesbih getirmek suretiyle Allah'ı azamet ve celal sıfatlarıyla anarak ve namazı şeriatın belirlediği şekilde devam ettirerek onu eksiksiz kılarlar. Böylece namaz, Allah ile münacatta bulunmanın ve O'nunla irtibat kurmanın bir vesilesi olur.

12139. Metin

والمؤمنون أيضا يؤدّون الزكاة المفروضة عليهم، والتي تطهّرهم من النقائص، وتحملهم على ملازمة مكارم الأخلاق. وهم كذلك يوقنون على وجه الجزم واليقين بالدار الآخرة والبعث بعد الموت، والجزاء على الأعمال خيرها وشرها.

Müminler aynı zamanda kendilerine farz kılınan, kendilerini eksikliklerden arındıran ve onları güzel ahlakı benimsemeye sevk eden zekâtı da verirler. Onlar yine ahiret yurduna, ölümden sonra dirilmeye ve iyisiyle kötüsüyle amellerin karşılığının verileceğine kesin bir şekilde (yakîn derecesinde) inanırlar.

12140. Metin

وأما الذين يكذّبون بالآخرة، ويستبعدون وقوعها بعد الموت في أجلها المتعلّق علمه بالله وحده، فيزين الله لهم أعمالهم، أي يحسّنها لهم، فهم غرقى في الضّلالة، يتيهون ويتردّدون في ضلالهم، جزاء على ما كذّبوا به من وقوع القيامة. وتزيين الأعمال: تحبيب الشّرك إليهم، وخلقه في نفوسهم، واكتسابهم الكفر.

Ahireti yalanlayan ve bilgisi yalnızca Allah'a ait olan eceli geldiğinde ölümden sonra onun gerçekleşmesini uzak gören kimselere gelince; Allah onların amellerini kendilerine süsler, yani güzel gösterir. Onlar dalalet içinde boğulmuş vaziyette, kıyametin kopmasını yalanlamalarının bir cezası olarak sapıklıkları içinde şaşkınca bocalayıp tereddüt ederler. Amellerin süslenmesi; şirkin onlara sevimli kılınması, nefislerinde yaratılması ve onların küfrü kazanmaları demektir.

12141. Metin

أولئك المكذّبون الضّالّون لهم جزاء شديد، وهو العذاب السيئ، في الدنيا بالهزيمة والإذلال، وفي الآخرة بالخسارة الشديدة، لأن عذابهم فيها دائم لا ينقطع، وخسرانهم في الآخرة أشدّ من خسرانهم في الدنيا.

İşte bu yalanlayan sapkınlar için şiddetli bir ceza, yani kötü bir azap vardır: Dünyada yenilgi ve zilletle, ahirette ise şiddetli bir hüsranla. Çünkü onların oradaki azabı süreklidir, kesilmez ve ahiretteki hüsranları dünyadaki hüsranlarından çok daha çetindir.

12142. Metin

ثم ردّ الله تعالى على كفّار قريش في قولهم: إن القرآن من تلقاء محمد بن عبد الله، ومضمون الرّد: أنك أيها الرسول تتلقّى القرآن وتتعلّمه من عند أو من جهة حكيم في أمره ونهيه، وتدبير خلقه، عليم بالأمور جليلها وحقيرها، وبأحوال خلقه وما فيه خيرهم، وخبره تعالى موافق للصدق المحض، وحكمه: هو العدل التام، كما جاء في آية أخرى: وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ صِدْقاً وَعَدْلًا لا مُبَدِّلَ لِكَلِماتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ (١١٥) [الأنعام: ٦/ ١١٥] .

Sonra Allah Teâlâ, Kureyş kâfirlerinin «Kur'an, Muhammed b. Abdullah'ın kendiliğinden [uydurduğu bir şeydir]» şeklindeki sözlerine cevap vermiştir. Bu cevabın özü şudur: Ey Resul! Şüphesiz sen bu Kur'an'ı, emrinde, nehyinde ve yarattıklarını sevk ve idare etmesinde Hakîm olan; büyük-küçük bütün işleri, kullarının hallerini ve onlar için neyin hayırlı olduğunu hakkıyla bilen Alîm [Allah] katından alıp öğrenmektesin. O'nun haberi katıksız bir doğruluğa uygundur, hükmü ise tam bir adalettir; nitekim başka bir ayette şöyle buyrulmuştur: “Rabbinin kelimesi doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun kelimelerini değiştirebilecek hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (115)” [En'âm: 6/115].

12143. Metin

إن أدنى نظرة وأبسط تأمّل من كل إنسان يدرك تمام الإدراك أن القرآن من عند الله تعالى، لأن عظمته وإعجازه وبلاغته تثبت كونه كلام الله. ومن آمن بالقرآن، بادر إلى اتّباع ما جاء فيه، فعمل لما بعد الدنيا، وبنى لنفسه جسور القبول والنجاة بالإيمان بالله وآخرته، وبالعمل الصالح، وأداء العبادات من صلاة وصيام وحجّ وزكاة. ومن جحد بالقرآن، ظلّ فريسة الضلالة والضياع والدمار، ولم يهتد إلى حقّ أو خير، فكان من عدل الله مكافأة الفريق الأول: أهل الإيمان بالجنّة ونعيمها، وتعذيب الفريق الثاني: أهل الجحود والكفران بنيران الجحيم وأهوالها.

Her insanın yapacağı en küçük bir bakış ve en basit bir tefekkür bile, Kur'an'ın Allah Teâlâ katından olduğunu tam manasıyla idrak ettirir; zira onun azameti, mucizeliği (i'cazı) ve belağatı Allah'ın kelamı olduğunu ispatlar. Kur'an'a iman eden kimse, onda yer alan hükümlere uymaya koşar, dünya sonrasına hazırlık yapar; Allah'a ve ahiret gününe imanla, salih amellerle, namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetleri ifa ederek kendisi için kabul ve kurtuluş köprüleri inşa eder. Kur'an'ı inkâr eden kimse ise sapıklığın, ziyanın ve helakin kurbanı olarak kalır; hiçbir hakka veya hayra ulaşamaz. Bu sebeple birinci grup olan iman ehlini cennet ve nimetleriyle mükâfatlandırmak, ikinci grup olan inkâr ve küfür ehlini ise cehennem ateşleri ve onun dehşetiyle cezalandırmak Allah'ın adaletinin bir gereğidir.

12144. Metin

خبر موسى ﵇ بالوادي المقدّس

Musa aleyhisselâm'ın Mukaddes Vadideki Haberi

12145. Metin

قصّ الله تعالى علينا خبر موسى ﵇ في القرآن الكريم في سور كثيرة، للتذكير بقصته والاعتبار بما جاء فيها من عبر وعظات، والتأكيد على تأييده في بدء الوحي عليه بالمعجزات الباهرة لتصديقه، فقوبل بالجحود والإنكار، مع استيقان القوم بها، فاستحقّوا العقاب الأليم، وفي هذا إيناس للنّبي ﷺ بسبب صدود قومه أهل مكة عن دعوته، وتوبيخ للمفسدين، وإنذار للجناة الذين يقابلون دعوة الحق بالرّفض، وهذا ما ذكرته الآيات الآتية:

Allah Teâlâ, kıssasını hatırlatmak, onda yer alan ibret ve öğütlerden ders çıkarmak, vahyin başlangıcında onu doğrulamak üzere apaçık mucizelerle desteklendiğini teyit etmek için Kur'an-ı Kerim'de birçok surede Musa aleyhisselâm'ın haberini bize anlatmıştır. Fakat kavmi, içten içe onun doğruluğuna kesin olarak inandığı halde [onu] inkâr ve red ile karşılamış ve acı bir cezayı hak etmiştir. Bunda, Mekkelilerden oluşan kavminin davetinden yüz çevirmesi sebebiyle Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem için bir teselli, bozgunculara bir kınama ve hak daveti reddeden suçlulara bir uyarı vardır. Gelen ayetlerin beyan ettiği husus işte budur:

12146. Metin

[سورة النمل (٢٧) : الآيات ٧ الى ١٤]

[Neml Suresi (27), Ayetler 7-14]

12147. Metin

إِذْ قالَ مُوسى لِأَهْلِهِ إِنِّي آنَسْتُ ناراً سَآتِيكُمْ مِنْها بِخَبَرٍ أَوْ آتِيكُمْ بِشِهابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ (٧) فَلَمَّا جاءَها نُودِيَ أَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَها وَسُبْحانَ اللَّهِ رَبِّ الْعالَمِينَ (٨) يا مُوسى إِنَّهُ أَنَا اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (٩) وَأَلْقِ عَصاكَ فَلَمَّا رَآها تَهْتَزُّ كَأَنَّها جَانٌّ وَلَّى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْ يا مُوسى لا تَخَفْ إِنِّي لا يَخافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَ (١٠) إِلاَّ مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْناً بَعْدَ سُوءٍ فَإِنِّي غَفُورٌ رَحِيمٌ (١١)

“Hani Musa ailesine: «Ben gerçekten bir ateş gördüm. Size oradan bir haber getireceğim yahut ısınırsınız diye size kor bir ateş getireceğim» demişti. (7) Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: «Ateşin içinde olan da çevresinde olan da mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah eksikliklerden münezzehtir!» (8) «Ey Musa! Şüphesiz ben, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım!» (9) «Asânı at!» [Musa] asâyı görünce, onun sanki küçük ve çevik bir yılan gibi hareket ettiğini gördü; arkasını dönüp kaçtı ve geri dönüp bakmadı. «Ey Musa, korkma! Çünkü benim katımda peygamberler korkmaz.» (10) «Ancak kim haksızlık eder de sonra kötülüğün ardından [bunu] iyiliğe çevirirse, şüphesiz ben çok bağışlayanım, çok merhamet edenim.» (11)”

12148. Metin

وَأَدْخِلْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ فِي تِسْعِ آياتٍ إِلى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِ إِنَّهُمْ كانُوا قَوْماً فاسِقِينَ (١٢) فَلَمَّا جاءَتْهُمْ آياتُنا مُبْصِرَةً قالُوا هذا سِحْرٌ مُبِينٌ (١٣) وَجَحَدُوا بِها وَاسْتَيْقَنَتْها أَنْفُسُهُمْ ظُلْماً وَعُلُوًّا فَانْظُرْ كَيْفَ كانَ عاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ (١٤)

“«Elini koynuna sok, Firavun ve kavmine [gösterilecek] dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavimdir.» (12) Ayetlerimiz kendilerine apaçık gösterilerek geldiğinde: «Bu, apaçık bir sihirdir» dediler. (13) Vicdanları onların doğruluğuna kesin olarak inandığı halde, haksızlık ve kibir yüzünden onları inkâr ettiler. Bak işte, bozguncuların sonu nasıl oldu! (14)”

12149. Metin

«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» «٧» «٨» «٩» «١٠» «١١» [النّمل: ٢٧/ ٧- ١٤] .

«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» «٧» «٨» «٩» «١٠» «١١» [Neml: 27/7-14].

12150. Metin

المعنى: اذكر أيها النّبي وقت قول موسى لأهله: زوجه بنت شعيب، في أثناء مسيره من مدين إلى مصر، بعد قضاء الأجل المضروب بينه وبين شعيب، وذلك في الوادي المقدّس طوى، في ليلة باردة عاصفة، فقال لأهله حين اشتداد الظلمة عليهم، وضلالهم الطريق، ورؤيته نارا من بعيد: إني أبصرت نارا، سآتيكم منها بخبر عن الطريق، أو آتيكم منها بشعلة نار لتستدفئوا بها في هذه الليلة الباردة. والخبر الذي رجاه موسى: هو الاعلام بالطريق.

Manası: Ey Peygamber! Şu vakti hatırla: Musa, Şuayb ile aralarındaki belirlenen süreyi tamamladıktan sonra Medyen'den Mısır'a doğru yol alırken, mukaddes Tuva vadisinde, soğuk ve fırtınalı bir gecede ailesine —yani Şuayb'ın kızı olan eşine— karanlığın şiddetlenmesi, yolu kaybetmeleri ve uzaktan bir ateş görmesi üzerine şöyle demişti: «Ben bir ateş gördüm; size oradan yol hakkında bir haber getireceğim veya bu soğuk gecede ısınasınız diye size bir ateş koru getireceğim.» Musa'nın umduğu haber, yolun tarif edilmesidir.

12151. Metin

فلما وصل إلى موضع النار بعدت منه، وكان ذلك نورا من نور الله ﷿، وناداه الله عند ذلك، وسمع موسى ﵇ النّداء من جهة الشجرة، وأسمعه الله تعالى كلامه، فتعجب موسى مما رأى، فنودي: أن بورك من في مكان النار ومن حول مكان النار، والمراد بمن في النار في رأي ابن عباس وجماعة: هو الله ﷿

Mûsâ ateşin bulunduğu yere varınca [ateş] ondan uzaklaştı. Zira o, Allah Azze ve Celle’nin nurundan bir nur idi. İşte o esnada Allah ona seslendi; Mûsâ aleyhisselâm nidayı ağaç cihetinden işitti ve Allah Teâlâ kelamını ona işittirdi. Mûsâ gördüğü bu duruma hayret etti. Bunun üzerine: «Ateşin bulunduğu mekânda olan da onun çevresinde bulunan da mübarek kılınmıştır» diye nida olundu. İbn Abbâs ve bir grubun görüşüne göre ateşte olandan maksat, Allah Azze ve Celle’dir.

12152. Metin

نفسه، بمعنى بورك من قدرته وسلطانه في النار، والمراد بمن حول النار موسى والملائكة المطيفون به. والأولى أن يراد بمن في النار: من في مكان النار، ومن حول مكانها، أي تبارك من في النور.

yani «Kudreti ve hâkimiyeti ateşte tecelli eden zat mübarek kılınmıştır» demektir. Ateşin çevresinde olandan maksat ise Musa ve onun etrafını saran meleklerdir. Tercihe en şayan olan ise, ateşte olandan maksadın ateşin mekânında bulunan, çevresindekinden maksadın da o yerin çevresinde bulunan kimse olmasıdır; yani «Nur içinde bulunan mübarek kılınmıştır.»

12153. Metin

وَسُبْحانَ اللَّهِ رَبِّ الْعالَمِينَ أي تنزه الله الذي يفعل ما يشاء، ولا يشبهه شيء من مخلوقاته، ولا يحيط به شيء من مصنوعاته، وهو العلي العظيم، المباين لجميع المخلوقات، وربّ العوالم كلها من إنس وجنّ.

«Âlemlerin Rabbi olan Allah eksikliklerden münezzehtir!» Yani dilediğini yapan, yarattıklarından hiçbir şey kendisine benzemeyen, yarattığı hiçbir şeyin kendisini kuşatamayacağı, bütün mahlukattan ayrı olan, yüce ve ulu, insan ve cinlerden oluşan bütün âlemlerin Rabbi olan Allah her türlü noksanlıktan münezzehtir.

12154. Metin

يا موسى إن الذي يخاطبك ويناجيك: هو الله الذي عزّ كل شيء وقهره عليه، الحكيم في أقواله وأفعاله.

Ey Musa! Sana hitap eden ve seninle münacatta bulunan; her şeyi mağlup ve kahreden, sözlerinde ve fiillerinde Hakîm olan Allah'tır.

12155. Metin

والله يؤيّدك يا موسى بالمعجزات، وأولها إلقاء عصاك، فلما ألقاها انقلبت في الحال حيّة عظيمة هائلة، في غاية الكبر وسرعة الحركة معا، فلما رآها تتحرّك هكذا، كأنها جنّي، ولّى هاربا منها، خوفا على نفسه، ولم يرجع على عقبيه، ولم يلتفت وراءه من شدة خوفه.

Ve Allah seni mucizelerle desteklemektedir; bunların ilki asânı atmandır. Onu atınca, asâ derhal son derece büyük ve aynı zamanda son derece hızlı hareket eden korkunç, devasa bir yılana dönüştü. Onun sanki bir cin gibi bu şekilde hareket ettiğini görünce, can korkusuyla arkasına bakmadan kaçarak uzaklaştı ve aşırı korkusundan geriye bile dönmedi.

12156. Metin

فقال الله له: يا موسى لا تخف مما ترى، فإني أريد أن اصطفيك رسولا، وأجعلك نبيّا وجيها، ولا يخاف عندي الرّسل والأنبياء إذا أمرتهم بإظهار المعجزة.

Bunun üzerine Allah ona şöyle buyurdu: Ey Musa! Gördüğün şeyden korkma; zira ben seni elçi olarak seçmek ve seni itibarlı bir nebi kılmak istiyorum. Kendilerine mucize göstermelerini emrettiğimde elçiler ve peygamberler benim katımda korkmazlar.

12157. Metin

لكن من ظلم نفسه أو غيره، ثم تاب إلى الله من سوء ذنبه، فإن الله يقبل توبته، لأنه بدّل بتوبته عملا حسنا بعد سوء.

Ancak kendine veya başkasına haksızlık edip de sonra işlediği kötü günahtan dolayı Allah'a tövbe eden kimseye gelince; şüphesiz Allah onun tövbesini kabul eder, çünkü o tövbesiyle kötülüğün ardından güzel bir amel ortaya koymuştur.

12158. Metin

والمعجزة الثانية لموسى: بياض اليد وإشعاعها، فأدخل يدك في جيب قميصك، تخرج بيضاء ساطعة، كأنها قطعة قمر، لها لمعان تتلألأ كالبرق الخاطف، من غير آفة مرضية ونحوها.

Musa'nın ikinci mucizesi ise elin beyazlığı ve ışık saçmasıdır: Elini gömleğinin koynuna sok, hiçbir hastalık ve benzeri kusur olmaksızın, sanki bir ay parçasıymış gibi parıldayan, çakan şimşek gibi ışık saçan bembeyaz bir halde çıksın.

12159. Metin

وهاتان المعجزتان من جملة تسع آيات أخرى أؤيدك بها إلى فرعون وقومه، لأنهم كانوا قوما عصاة خارجين عن الحق، بتأليه فرعون.

Bu iki mucize, Firavun'u ilahlaştırmak suretiyle haktan sapan asi bir kavim olmaları sebebiyle, Firavun ve kavmine karşı seni destekleyeceğim diğer dokuz mucizenin arasındadır.

12160. Metin

فلما جاءت فرعون وقومه الآيات التّسع بيّنة واضحة ظاهرة، دالّة على صدق موسى وأخيه هارون، أنكروها، وقالوا: هذا سحر واضح ظاهر.

Bu dokuz mucize Firavun ve kavmine açık, net, zahir ve Musa ile kardeşi Harun'un doğruluğuna delalet eder biçimde geldiğinde, onları inkâr edip: «Bu apaçık, besbelli bir sihirdir» dediler.

12161. Metin

وأنكروا الآيات وكذّبوا بها في الظاهر، وتيقّنوا في الحقيقة والباطن في أنفسهم أنها حقّ من عند الله، ظلما من أنفسهم واستكبارا عن اتّباع الحقّ، فانظر أيها الرسول كيف كان عاقبة أمر فرعون وقومه في إهلاك الله إياهم وإغراقهم عن آخرهم في صبيحة واحدة. وفي هذا تحذير شديد لمكذّبي الرّسل الذين أرسلهم الله لهداية البشر، فليتّعظ المكذّبون بدعوة محمد ﷺ، فإنه سيصيبهم مثل ما أصاب من قبلهم بالأولى.

Kendilerine haksızlık ederek ve hakka uymayı kibirlerine yediremeyerek mucizeleri zahiren inkâr edip yalanladılar; oysa hakikatte ve iç dünyalarında onların Allah katından gelen bir hak olduğuna kesin olarak inanmışlardı. Ey Resul, Allah'ın onları bir sabah vakti toptan helak edip boğmasıyla Firavun ve kavminin akıbetinin nasıl olduğuna bir bak! Bunda, insanlığı hidayete erdirmek için Allah'ın gönderdiği elçileri yalanlayanlara yönelik şiddetli bir uyarı vardır; öyleyse Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in davetini yalanlayanlar ibret alsınlar, zira öncekilerin başına gelenlerin benzeri öncelikle onların da başına gelecektir.

12162. Metin

أفضال الله تعالى على داود وسليمان ﵉

Allah Teâlâ'nın Davud ve Süleyman aleyhimesselâm'a Olan Lütufları

12163. Metin

تتعدّد أغراض القصة المحكيّة عن الأنبياء السابقين مع أقوامهم، والغالب منها التحذير والإنذار، حتى لا يتعرّض معارضو دعوة النّبي ﷺ للعقاب المشابه لمن تقدّمهم، وقد يكون الهدف من القصة تعداد النّعم التي أنعم الله بها على بعض الأنبياء، فشكروها حقّ الشكر، وأدّوا حقّ الله فيها، مثل بيان نعم الله على داود وسليمان ﵉، وهذا ما أوردته الآيات الآتية:

Geçmiş peygamberlerin kavimleriyle olan kıssalarının anlatılmasında pek çok gaye vardır; bunların çoğu, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in davetine karşı çıkanların kendilerinden öncekilere benzer bir cezaya maruz kalmamaları için bir sakındırma ve uyarı mahiyetindedir. Kimi zaman kıssanın gayesi, Allah'ın bazı peygamberlere lütfettiği, onların da hakkıyla şükredip Allah'ın hakkını eda ettiği nimetleri saymak olabilir; tıpkı Allah'ın Davud ve Süleyman aleyhimesselâm'a olan nimetlerinin beyan edilmesi gibi. Gelen ayetlerin zikrettiği husus işte budur:

12164. Metin

[سورة النمل (٢٧) : الآيات ١٥ الى ١٩]

[Neml Suresi (27), Ayetler 15-19]

12165. Metin

وَلَقَدْ آتَيْنا داوُدَ وَسُلَيْمانَ عِلْماً وَقالا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي فَضَّلَنا عَلى كَثِيرٍ مِنْ عِبادِهِ الْمُؤْمِنِينَ (١٥) وَوَرِثَ سُلَيْمانُ داوُدَ وَقالَ يا أَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَأُوتِينا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ إِنَّ هذا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُبِينُ (١٦) وَحُشِرَ لِسُلَيْمانَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ (١٧) حَتَّى إِذا أَتَوْا عَلى وادِ النَّمْلِ قالَتْ نَمْلَةٌ يا أَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَساكِنَكُمْ لا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمانُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لا يَشْعُرُونَ (١٨) فَتَبَسَّمَ ضاحِكاً مِنْ قَوْلِها وَقالَ رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلى والِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صالِحاً تَرْضاهُ وَأَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبادِكَ الصَّالِحِينَ (١٩)

“Andolsun biz Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik. Onlar: «Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun» dediler. (15) Süleyman Davud'a vâris oldu ve dedi ki: «Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütuftur.» (16) Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları toplandı; hepsi düzenli bir şekilde sevk ediliyordu. (17) Nihayet karınca vadisine geldiklerinde bir karınca: «Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları farkında olmadan sizi ezmesin!» dedi. (18) [Süleyman] onun sözünden dolayı tebessüm ederek güldü ve: «Rabbim! Bana ve anne-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et ve rahmetinle beni salih kullarının arasına kat!» dedi. (19)”

12166. Metin

«١» «٢» «٣» «٤»

1 2 3 4

12167. Metin

[النّمل: ٢٧/ ١٥- ١٩] .

[Neml: 27/15-19].

12168. Metin

المعنى: تالله لقد أعطينا كلّا من داود وسليمان علما نافعا، هو علم الشرائع والأحكام وفصل القضاء بين الناس، وعلّمنا داود صنعة الدروع، وقال كلّ منهما:

Manası: Allah'a yemin olsun ki biz Davud'a ve Süleyman'a faydalı bir ilim verdik; bu ilim, şeriatlar, hükümler ve insanlar arasındaki davaları karara bağlama ilmidir. Davud'a zırh yapma sanatını da öğrettik. Onların her biri şöyle dedi:

12169. Metin

الحمد لله الذي فضّلنا على كثير من عباد الله المؤمنين الصالحين بهذه العلوم والمعارف المفيدة في الدنيا والآخرة.

«Dünya ve ahirette faydalı olan bu ilimler ve marifetlerle bizi Allah'ın mümin ve salih kullarının birçoğuna üstün kılan Allah'a hamdolsun.»

12170. Metin

وخلف سليمان أباه داود بعد موته في ميراث النّبوة والعلم والملك، أي صار إليه ذلك بعد موت أبيه، ويسمى ميراثا تجوّزا. أما ميراث المال: فلم يقع، لأن الأنبياء لا تورث أموالهم،

Süleyman, babası Davud'un vefatından sonra peygamberlik, ilim ve hükümdarlık mirasında ona halef oldu; yani babasının vefatından sonra bunlar ona intikal etti ve mecazen miras olarak adlandırıldı. Mal mirasına gelince, bu vaki olmamıştır; çünkü peygamberlerin mallarına mirasçı olunmaz.

12171. Metin

قال النّبي ﷺ فيما أخرجه البخاري ومسلم وغيرهما عن عائشة: «نحن معاشر الأنبياء لا نورث، ما تركناه صدقة» .

Buhârî, Müslim ve diğerlerinin Âişe'den rivayet ettiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Biz peygamberler topluluğu miras bırakmayız; geride bıraktığımız şeyler sadakadır.»

12172. Metin

وفي رواية أحمد عن أبي هريرة: «إنا معشر الأنبياء لا نورث، ما تركت بعد مؤنة عاملي، ونفقة نسائي، صدقة» .

Ahmed'in Ebû Hüreyre'den yaptığı rivayette ise şöyle buyrulmuştur: «Biz peygamberler topluluğuna mirasçı olunmaz; işçimin masrafı ve hanımlarımın nafakasından sonra geriye bıraktığım her şey sadakadır.»

12173. Metin

وقال سليمان متحدّثا بنعمة الله عليه: يا أيها الناس علّمنا الله منطق الطير والحيوان إذا صوّت، وأعطينا خيرا كثيرا من كل شيء في الدين والدنيا، من ملك وثروة، أي أعطينا ما يصلح لنا ونتمنّاه، ولا يراد به العموم، إن هذا المؤتى من الخيرات والنّعم من النّبوة والملك والحكم لهو الفضل الإلهي الظاهر البيّن الذي لا يخفى على أحد، وهو فضل الله علينا، فإن فهم المعاني من أصوات الطير، التي في نفوسها أمر يحتاج إلى الشكر، وهذا نحو ما كان عليه نبيّنا محمد ﷺ يسمع أصوات الحجارة بالسّلام. وسمع سليمان أن البلبل قال: «أكلت نصف تمرة، فعلى الدنيا العفاء» .

Süleyman, Allah'ın üzerindeki nimetini anlatarak şöyle dedi: Ey insanlar! Ses çıkardıklarında Allah bize kuşların ve hayvanların dilini öğretti ve bize dinde ve dünyada, mülk ve servetten her şeyin bolca hayrı verildi; yani bizim için uygun olan ve arzu ettiğimiz her şey verildi, bundan mutlak umumi anlam kastedilmemektedir. Peygamberlik, mülk ve hikmet gibi verilen bu hayırlar ve nimetler, hiç kimseye gizli kalmayan apaçık ilahî bir lütuftur ve Allah'ın bizim üzerimizdeki fazlıdır. Nitekim kuşların seslerindeki iç dünyalarına ait manaları anlamak şükrü gerektiren bir durumdur; bu, Peygamberimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in taşların selam veren seslerini işitmesi gibidir. Süleyman, bülbülün şöyle dediğini işitmiştir: «Yarım hurma yedim, artık dünyaya eyvallah!»

12174. Metin

ومن نعم الله على سليمان: أنه جمع الله له جنوده من الجنّ والإنس والطير، فكان ملكه عظيما ملأ الأرض، وانقادت له المعمورة كلها، وكان كرسيّه يحمله

Allah'ın Süleyman'a olan nimetlerinden biri de cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan ordularını onun için toplamış olmasıdır. Onun mülkü yeryüzünü dolduracak kadar büyüktü ve bütün yeryüzü ona boyun eğmişti. Tahtını cinlerden ve insanlardan oluşan orduları taşır,

12175. Metin

أجناده من الجنّ والإنس، وكانت الطير تظلّله من الشمس، ويبعثها في الأمور، وكان هؤلاء الجنود يجمعون بترتيب ونظام، بأن يوقف أولهم ليلحق بهم آخرهم، ويردّ أولهم على آخرهم، لئلا يتقدم أحد عن منزلته ومرتبته، حتى لا يتخلّف أحد منهم، وهذا معنى قوله تعالى: فَهُمْ يُوزَعُونَ من الوزع، أي الكفّ والمنع، والمعنى: يردّ أولهم على آخرهم ويكفّون.

kuşlar ise onu güneşten gölgelendirir ve onları çeşitli işlere gönderirdi. Bu ordular, hiçbir kimsenin kendi mevki ve rütbesinden öne geçmemesi ve geride kalmaması için öndekilerin durdurulup arkadakilerin yetişmesi ve öndekilerin arkadakilerin üzerine sevk edilmesi suretiyle belirli bir tertip ve nizamla toplanırdı. Allah Teâlâ'nın «onlar düzenli bir şekilde sevk ediliyordu» buyruğunun manası budur; bu ifade menetmek ve alıkoymak anlamına gelen «el-vez'» kökünden gelir. Manası: Öndekiler arkadakilerin üzerine sevk edilir ve hizaya sokulurlar.

12176. Metin

ومن النّعم أيضا على سليمان: فهم كلام النّمل، فبينا كان سليمان وجنوده مشاة على الأرض، أتوا على وادي النّمل إما بالشّام أو غيرها من البلاد، ونادت نملة هي ملكة النّمل: يا أيها النّمل، ادخلوا بيوتكم، حتى لا يكسرنكم سليمان وجنوده، من غير أن يشعروا بذلك.

Süleyman'a lütfedilen nimetlerden biri de karıncaların sözlerini anlamasıdır: Süleyman ve orduları yeryüzünde yürürlerken, Şam'da veya başka bir diyarda bulunan karınca vadisine geldiler. Karıncaların kraliçesi olan bir karınca şöyle seslendi: «Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin ki Süleyman ve orduları farkında olmadan sizi ezmesin!»

12177. Metin

فتبسّم سليمان ضاحكا من قولها، وتعجّبا من تحذيرها، وقال داعيا ربّه في أن يعينه الله تعالى ويفرغه لشكر النّعمة، وهذا معنى إيزاع الشكر، يا ربّ ألهمني أن أشكر نعمتك التي أنعمت علي وعلى والديّ، وأن أعمل عملا صالحا ترضاه وتحبّه، واجعلني بعد الوفاة في الجنة، في زمرة الصالحين، من الأنبياء والأولياء الصلحاء.

Süleyman onun bu sözüne tebessüm ederek güldü ve yaptığı uyarıya hayret etti. Allah Teâlâ'nın kendisine yardım etmesi ve onu nimete şükretmeye muvaffak kılması için Rabbine dua ederek şöyle dedi —ki şükre sevk edilmenin (îzâü'ş-şükr) manası budur—: «Ey Rabbim! Bana ve anne-babama ihsan ettiğin nimete şükretmeyi ve razı olup seveceğin salih ameller işlemeyi bana ilham et; vefatımdan sonra da beni cennette salih peygamberler ve veliler zümresiyle birlikte kıl!»

12178. Metin

وهذا دليل على أن نعمة العلم وحدها تستوجب الشكر، وأن برّ الوالدين والدّعاء لهما بعد موتهما مطلوب مرغوب فيه.

Bu da tek başına ilim nimetinin bile şükrü gerektirdiğine, anne-babaya iyilik yapmanın ve ölümlerinden sonra onlara dua etmenin talep edilen ve teşvik edilen bir davranış olduğuna bir delildir.

12179. Metin

هذا سليمان الملك العظيم يطلب من ربّه التّفرّغ للشكر، كما يطلب من ربّه أن يوفّقه للعمل الصالح الذي يرضيه، وأن يتغمّده برحمته وفضله في الجنة بإذن الله، التي هي دار المتّقين، ودار السّلام والأمان والسعادة المطلقة. فهو لم يغترّ بعمله ولا بسلطانه، بل طلب الزيادة والمعونة والفضل حتى يدخل في عداد الصالحين. وهذا دليل على تواضع العظماء والعلماء، وأن كل إنسان بأمسّ الحاجة إلى رحمة الله في الدنيا والآخرة، وأن فضل الله دائم لا ينقطع، يغمر الجميع ويحتاج إليه الجميع.

İşte bu büyük hükümdar Süleyman, Rabbinden kendisini şükre vakfetmesini dilediği gibi, O'nun razı olacağı salih ameller işlemeye muvaffak kılmasını ve Allah'ın izniyle takva sahiplerinin yurdu, selamet, esenlik ve mutlak mutluluk diyarı olan cennette rahmeti ve lütfuyla kendisini kuşatmasını istemektedir. O, ne ameliyle ne de saltanatıyla gururlanmış; bilakis salihler zümresine girebilmek için [nimetin] artırılmasını, yardım ve lütuf talebinde bulunmuştur. Bu da büyük şahsiyetlerin ve âlimlerin tevazusuna; her insanın dünyada da ahirette de Allah'ın rahmetine son derece muhtaç olduğuna ve Allah'ın lütfunun daimi olup asla kesilmediğine, herkesi kuşattığına ve herkesin O'na muhtaç olduğuna bir delildir.

12180. Metin

قصة الهدهد

Hüdhüd Kıssası

12181. Metin

من أعاجيب النّعم الإلهية على سليمان ﵇ تعليمه منطق الطير ولغة الحيوان، واستخدام الجنّ، والطيران في الهواء على بساط الريح، وكان مع ذلك في غاية الحمد والشكر لربّه، والاعتراف بفضله وإحسانه، من غير بطر ولا أشر، وكان يستعين بالطير في مهام بريدية واستكشافية للماء، والتّعرف على أخبار الأمم والشعوب والممالك الأخرى، وهذا قبل أن توجد الاختراعات الحديثة من تحليق الطيران وسرعة الاتّصال بالوسائل المختلفة، مما يدلّ على أن معجزة القرآن الكريم وقدرة الله الخارقة تظهر متحدّية البشر في كل زمان ومكان، وصف الله تعالى قصة الهدهد مع سليمان ﵇ في الآيات الآتية:

Süleyman aleyhisselâm'a bahşedilen ilahî nimetlerin harikalarından biri de ona kuşların dilinin ve hayvanların lisanının öğretilmesi, cinlerin emrine verilmesi ve rüzgâr matisi üzerinde havada uçmasıydı. Bütün bunlarla beraber o, Rabbine son derece hamd ve şükreder, hiçbir şımarıklık ve taşkınlık göstermeksizin O'nun lütuf ve ihsanını itiraf ederdi. Kuşlardan posta vazifelerinde, su keşiflerinde, diğer ümmet, halk ve krallıkların haberlerini öğrenmede istifade ederdi. Bu durum, uçaklarla havada uçuş ve çeşitli vasıtalarla hızlı iletişim gibi modern icatların ortaya çıkmasından çok öncedir; bu da Kur'ân-ı Kerîm mucizesinin ve Allah'ın olağanüstü kudretinin her zaman ve mekânda insanlığa meydan okurcasına tezahür ettiğini gösterir. Allah Teâlâ, Hüdhüd'ün Süleyman aleyhisselâm ile olan kıssasını şu ayetlerde nitelemiştir:

12182. Metin

[سورة النمل (٢٧) : الآيات ٢٠ الى ٢٨]

[Neml Suresi (27), 20 ila 28. Ayetler]

12183. Metin

وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقالَ ما لِيَ لا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كانَ مِنَ الْغائِبِينَ (٢٠) لَأُعَذِّبَنَّهُ عَذاباً شَدِيداً أَوْ لَأَذْبَحَنَّهُ أَوْ لَيَأْتِيَنِّي بِسُلْطانٍ مُبِينٍ (٢١) فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقالَ أَحَطْتُ بِما لَمْ تُحِطْ بِهِ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَإٍ بِنَبَإٍ يَقِينٍ (٢٢) إِنِّي وَجَدْتُ امْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَها عَرْشٌ عَظِيمٌ (٢٣) وَجَدْتُها وَقَوْمَها يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطانُ أَعْمالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ فَهُمْ لا يَهْتَدُونَ (٢٤)

{ وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقالَ ما لِيَ لا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كانَ مِنَ الْغائِبِينَ (٢٠) لَأُعَذِّبَنَّهُ عَذاباً شَدِيداً أَوْ لَأَذْبَحَنَّهُ أَوْ لَيَأْتِيَنِّي بِسُلْطانٍ مُبِينٍ (٢١) فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقالَ أَحَطْتُ بِما لَمْ تُحِطْ بِهِ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَإٍ بِنَبَإٍ يَقِينٍ (٢٢) إِنِّي وَجَدْتُ امْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَها عَرْشٌ عَظِيمٌ (٢٣) وَجَدْتُها وَقَوْمَها يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطانُ أَعْمالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ فَهُمْ لا يَهْتَدُونَ (٢٤) } “[Süleyman] kuşları teftiş etti ve şöyle dedi: «Bana ne oluyor ki Hüdhüd'ü göremiyorum, yoksa kayıplara mı karıştı? Kesinlikle ona şiddetli bir azap uygulayacağım yahut onu boğazlayacağım ya da bana [mazeretini ortaya koyan] apaçık bir delil getirecektir!» Çok geçmeden [Hüdhüd] gelip dedi ki: «Senin kavrayamadığın bir şeyi kavradım ve sana Sebe'den kesin ve doğru bir haber getirdim. Gerçekten ben, onlara hükümdarlık eden, kendisine her şeyden verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadın buldum. Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp güneşe secde ederlerken buldum. Şeytan onlara amellerini süslemiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur; bu yüzden doğru yolu bulamıyorlar.»”

12184. Metin

أَلاَّ يَسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّماواتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ ما تُخْفُونَ وَما تُعْلِنُونَ (٢٥) اللَّهُ لا إِلهَ إِلاَّ هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ (٢٦) قالَ سَنَنْظُرُ أَصَدَقْتَ أَمْ كُنْتَ مِنَ الْكاذِبِينَ (٢٧) اذْهَبْ بِكِتابِي هذا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ ماذا يَرْجِعُونَ (٢٨)

{ أَلاَّ يَسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّماواتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ ما تُخْفُونَ وَما تُعْلِنُونَ (٢٥) اللَّهُ لا إِلهَ إِلاَّ هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ (٢٦) قالَ سَنَنْظُرُ أَصَدَقْتَ أَمْ كُنْتَ مِنَ الْكاذِبِينَ (٢٧) اذْهَبْ بِكِتابِي هذا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ ماذا يَرْجِعُونَ (٢٨) } “«Göklerde ve yerdeki gizlilikleri ortaya çıkaran, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilen Allah'a secde etmesinler diye [şeytan onları saptırmış]. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur; büyük Arş'ın Rabbidir.» [Süleyman] dedi ki: «Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız! Bu mektubumu götür, onu kendilerine bırak; sonra onlardan biraz çekil de neye başvuracaklarına bak!»”

12185. Metin

«١» «٢» [النّمل: ٢٧/ ٢٠- ٢٨] .

«١» «٢» [Neml: 27/20-28].

12186. Metin

تفقّد سليمان ﵇ جميع الطير ومنها طير الهدهد بحسب ما تقتضيه العناية بأمور الملك والتعرف على دقائق الأحداث، وكان له علم بمنطق الطير، وكانت الطيور مسخّرة له كالرّيح وغيرها، فقال متعجّبا: كيف لا أرى الهدهد؟ علما بأنه لم

Süleyman aleyhisselâm, hükümdarlık işlerine gösterilen ihtimamın ve hadiselerin teferruatına vâkıf olmanın gerektirdiği üzere, aralarında Hüdhüd kuşunun da yer aldığı bütün kuşları denetledi. Ona kuşdili öğretilmişti; tıpkı rüzgâr ve diğer şeyler gibi kuşlar da onun emrine âmâde kılınmıştı. Bunun üzerine hayretle şöyle dedi: «Hüdhüd'ü neden göremiyorum?» Oysa ona

12187. Metin

يأذن له بالغياب، بل هو من الغائبين دون علم منه. وإنما طلب الهدهد لاحتياجه في مفازة إلى معرفة الماء ومدى عمقه في الأرض، وكان الهدهد يرى بطن الأرض وظاهرها، كانت تشفّ له، فكان يخبر سليمان ﵇ بموضع الماء، ثم كانت الجنّ تخرجه في ساعة يسيرة، وتستنبطه من غير آلات.

ayrılması için izin vermemişti; bilakis o, bilgisi dışında kayıplara karışmıştı. [Süleyman'ın] Hüdhüd'ü aramasının sebebi ise, çorak bir arazide suya ve suyun yerin ne kadar derinliğinde olduğunu bilmeye ihtiyaç duymasıydı. Hüdhüd, yerin altını da üstünü de görür, yer altı ona şeffaf görünürdü; böylece Süleyman aleyhisselâm'a suyun yerini haber verir, ardından cinler hiçbir alet kullanmaksızın kısa bir süre içinde suyu çıkarırlardı.

12188. Metin

وحينما تثبّت سليمان ﵇ من غياب الهدهد، هدّده بالذّبح أو التعذيب كنتف ريشه إلا أن يأتي ببرهان واضح يدلّ على قبول عذره. فغاب الهدهد زمانا غير طويل الأمد، ثم جاء، فسأله سليمان عن سبب غيابه، فقال لسليمان: علمت علما تامّا ليس في علمك، وجئتك من بلاد سبأ بخبر متيقّن موثوق، ومضمون الخبر ثلاثة أمور:

Süleyman aleyhisselâm Hüdhüd'ün yokluğunu kesinleştirince, mazeretinin kabulünü sağlayacak apaçık bir delil getirmedikçe onu boğazlamakla veya tüylerini yolmak gibi şiddetli bir azapla cezalandırmakla tehdit etti. Hüdhüd çok uzun sürmeyen bir zaman kayboldu, ardından geldi. Süleyman ona yokluğunun sebebini sorunca, Süleyman'a şöyle dedi: «Senin ilminde bulunmayan tam bir bilgiye ulaştım ve sana Sebe diyarından kesin ve güvenilir bir haber getirdim.» Bu haberin muhtevası üç husustan ibaretti:

12189. Metin

١- إني وجدت في بلاد سبأ مملكة عظيمة ذات مجد، تحكمهم امرأة هي بلقيس بنت شراحيل، وأعطيت من متاع الدنيا الشيء الكثير من حوائج المملكة من ثراء وغنى، وملك وأبهة، وجيش مسلّح بأنواع العتاد والعدّة، ولها عرش عظيم، أي سرير هائل مزخرف بالذّهب، وأنواع الجواهر.

1- Sebe diyarında, başında Şerâhîl'in kızı Belkıs adında bir kadının bulunduğu büyük ve şanlı bir krallık buldum. Ona dünya nimetlerinden, bir krallığın ihtiyaç duyduğu servet ve zenginlik, mülk ve ihtişam, her türlü teçhizat ve donanıma sahip silahlı bir ordu gibi pek çok şey verilmiştir; ayrıca onun büyük bir tahtı, yani altın ve envaiçeşit mücevherlerle süslenmiş devasa bir sediri vardır.

12190. Metin

٢- وجدت هذه الملكة وقومها يعبدون الشمس ويسجدون لها من دون الله، لأنهم كانوا زنادقة، أو كانوا مجوسا يعبدون الأنوار.

2- Bu kraliçeyi ve kavmini, Allah'ı bırakıp güneşe tapar ve ona secde eder buldum; çünkü onlar zındıktılar veya ışıklara tapan Mecusiler idiler.

12191. Metin

٣- وزيّن لهم الشيطان قبيح أعمالهم، فصاروا يرون القبيح حسنا، ومنعهم الشيطان عن طريق الحق وعبادة الله وحده، فصاروا غير مهتدين.

3- Şeytan onların çirkin amellerini kendilerine süslemiş, böylece çirkini güzel görmeye başlamışlardır. Şeytan onları hak yoldan ve yalnızca Allah'a ibadet etmekten alıkoymuş, bu yüzden doğru yolu bulamaz olmuşlardır.

12192. Metin

ألا يعرفون سبيل الحقّ والرّشاد بإخلاص العبادة لله وحده، دون ما خلق من الكواكب وغيرها، وهو الخالق المبدع الذي يخرج المخبوء الخفي من الأمور في السماوات والأرض، كالنبات والمعادن، ويعلم ما يخفيه العباد وما يعلنونه من الأقوال والأفعال.

Yarattığı yıldızlar ve diğer varlıklar bir yana, ibadeti sadece Allah'a has kılarak hak ve hidayet yolunu tanımazlar mı? Oysa O, bitkiler ve madenler gibi göklerde ve yerdeki gizli saklı şeyleri açığa çıkaran eşsiz Yaratıcıdır; kulların gizledikleri ve açığa vurdukları söz ve fiilleri bilir.

12193. Metin

فإن الله هو الإله الواحد الذي لا شريك له، ولا معبود سواه، وهو ربّ العرش العظيم الذي ليس في المخلوقات أعظم منه، فالعرش أعظم المخلوقات، وما عداه فهو في ضمنه وفي قبضته.

Çünkü Allah, ortağı olmayan tek ilahtır, O'ndan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. O, mahlukat içinde kendisinden daha büyüğü bulunmayan büyük Arş'ın Rabbidir. Arş, yaratılmışların en büyüğüdür; onun dışındaki her şey ise onun kapsamında ve O'nun kabzasındadır.

12194. Metin

فأجاب سليمان ﵇ طير الهدهد عن دفاعه واعتذاره، بأننا سنتعرّف على مدى صحة قولك، أصادق في إخبارك هذا أم أنت كاذب في مقالتك، لتتخلّص من الإنذار والوعيد الذي أوعدتك به؟! اذهب أيها الهدهد بكتابي هذا إلى بلقيس وقومها، الذي يتضمن الدعوة إلى الإيمان بالله وحده، وألق هذا الكتاب إليهم، ثم ابتعد عنهم قريبا، وانظر ردّ الفعل، وماذا يقولون ويتشاورون ويتناقشون. فعمد الهدهد إلى كوّة كانت بلقيس صنعتها لتدخل منها الشمس عند طلوعها، إشارة لمعنى عبادتها إياها، فدخل منها، ورمى الكتاب على بلقيس، وهي فيما يروى نائمة، ثم انتظر الجواب. وقامت بلقيس بجمع أهل مملكتها وأعيانهم، واستشارتهم في الأمر.

Süleyman aleyhisselâm, Hüdhüd kuşunun bu savunmasına ve mazeretine cevaben şöyle dedi: «Sana yaptığım uyarı ve tehditten kurtulmak için bu verdiğin haberde doğru mu söylüyorsun, yoksa sözünde bir yalancı mısın, sözünün ne derece doğru olduğunu tetkik edeceğiz! Ey Hüdhüd! Yalnızca Allah'a imana daveti içeren bu mektubumu Belkıs'a ve kavmine götür, bu mektubu kendilerine bırak; sonra onlardan biraz uzaklaş ve tepkilerine, ne konuştuklarına, aralarında nasıl istişare edip tartıştıklarına bak!» Bunun üzerine Hüdhüd, Belkıs'ın güneşe ibadet etmesinin bir işareti olarak doğuşu esnasında güneş ışınlarının girmesi için yaptırdığı bir pencereye yöneldi; oradan içeri girip -rivayet edildiğine göre- uyumakta olan Belkıs'ın üzerine mektubu bıraktı ve cevabı bekledi. Belkıs da krallığının ileri gelenlerini ve ileri gelen şahsiyetlerini toplayarak bu meselede onlarla istişare etti.

12195. Metin

قصة الملكة بلقيس

Kraliçe Belkıs'ın Kıssası

12196. Metin

في تأريخ القرآن الكريم ألوان من القصص المثيرة المحرّكة لمشاعر الإيمان، والتي تعدّ من حوافز العقيدة، لصلتها المباشرة بالفيض الإلهي، والإرادة الرّبانية، وأحداث قصة الملكة بلقيس مثل يحتذي من الدبلوماسية الرشيدة، وإعمال الفكر والأناة، والظفر بتحقيق النتائج السلمية، وصون البشرية من إراقة الدماء، وحفظ الأنفس، لأن البعد عن الأهواء والشهوات وعن الغطرسة يؤدي إلى اتّخاذ موقف الحكمة والسّداد، قال الله تعالى واصفا قصة بلقيس مع سليمان ﵇:

Kur'ân-ı Kerîm'in anlatımında, ilahî feyiz ve rabbânî iradeyle doğrudan bağlantılı olması sebebiyle inanç duygularını harekete geçiren, imanı pekiştiren heyecan verici kıssa türleri yer almaktadır. Kraliçe Belkıs kıssasındaki olaylar da basiretli diplomasi, akıl ve teenni ile hareket etme, barışçıl neticeler elde etme, insanlığı kan dökmekten koruma ve canları muhafaza etme hususunda örnek alınacak bir tablodur. Zira heva, heves ve kibirden uzak durmak; hikmet ve isabetli tutum takınmayı sağlar. Allah Teâlâ, Belkıs'ın Süleyman aleyhisselâm ile olan kıssasını şu şekilde nitelemiştir:

12197. Metin

[سورة النمل (٢٧) : الآيات ٢٩ الى ٣٧]

[Neml Suresi (27), 29 ila 37. Ayetler]

12198. Metin

قالَتْ يا أَيُّهَا الْمَلَأُ إِنِّي أُلْقِيَ إِلَيَّ كِتابٌ كَرِيمٌ (٢٩) إِنَّهُ مِنْ سُلَيْمانَ وَإِنَّهُ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ (٣٠) أَلاَّ تَعْلُوا عَلَيَّ وَأْتُونِي مُسْلِمِينَ (٣١) قالَتْ يا أَيُّهَا الْمَلَأُ أَفْتُونِي فِي أَمْرِي ما كُنْتُ قاطِعَةً أَمْراً حَتَّى تَشْهَدُونِ (٣٢) قالُوا نَحْنُ أُولُوا قُوَّةٍ وَأُولُوا بَأْسٍ شَدِيدٍ وَالْأَمْرُ إِلَيْكِ فَانْظُرِي ماذا تَأْمُرِينَ (٣٣)

{ قالَتْ يا أَيُّهَا الْمَلَأُ إِنِّي أُلْقِيَ إِلَيَّ كِتابٌ كَرِيمٌ (٢٩) إِنَّهُ مِنْ سُلَيْمانَ وَإِنَّهُ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ (٣٠) أَلاَّ تَعْلُوا عَلَيَّ وَأْتُونِي مُسْلِمِينَ (٣١) قالَتْ يا أَيُّهَا الْمَلَأُ أَفْتُونِي فِي أَمْرِي ما كُنْتُ قاطِعَةً أَمْراً حَتَّى تَشْهَدُونِ (٣٢) قالُوا نَحْنُ أُولُوا قُوَّةٍ وَأُولُوا بَأْسٍ شَدِيدٍ وَالْأَمْرُ إِلَيْكِ فَانْظُرِي ماذا تَأْمُرِينَ (٣٣) } “[Kraliçe] dedi ki: «Ey ileri gelenler! Gerçekten bana pek saygıdeğer bir mektup bırakıldı. O, Süleyman'dandır ve “Bismillâhirrahmânirrahîm” ile [başlamakta]dır. [Mektupta şöyle deniyor:] Bana karşı büyüklük taslamayın ve teslimiyet gösterip Müslümanlar olarak bana gelin!» [Kraliçe] dedi ki: «Ey ileri gelenler! Bu meselemde bana bir fikir verin; siz yanımda bulunup görüş bildirmedikçe kesin bir karar vermiş değilim.» Dediler ki: «Biz güçlü kuvvetli kimseleriz ve çetin savaşçılarız; emir ise sana aittir, artık ne emredeceğine sen bak!»”

12199. Metin

قالَتْ إِنَّ الْمُلُوكَ إِذا دَخَلُوا قَرْيَةً أَفْسَدُوها وَجَعَلُوا أَعِزَّةَ أَهْلِها أَذِلَّةً وَكَذلِكَ يَفْعَلُونَ (٣٤) وَإِنِّي مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَناظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ (٣٥) فَلَمَّا جاءَ سُلَيْمانَ قالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمالٍ فَما آتانِيَ اللَّهُ خَيْرٌ مِمَّا آتاكُمْ بَلْ أَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ (٣٦) ارْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لا قِبَلَ لَهُمْ بِها وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْها أَذِلَّةً وَهُمْ صاغِرُونَ (٣٧)

{ قالَتْ إِنَّ الْمُلُوكَ إِذا دَخَلُوا قَرْيَةً أَفْسَدُوها وَجَعَلُوا أَعِزَّةَ أَهْلِها أَذِلَّةً وَكَذلِكَ يَفْعَلُونَ (٣٤) وَإِنِّي مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَناظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ (٣٥) فَلَمَّا جاءَ سُلَيْمانَ قالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمالٍ فَما آتانِيَ اللَّهُ خَيْرٌ مِمَّا آتاكُمْ بَلْ أَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ (٣٦) ارْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لا قِبَلَ لَهُمْ بِها وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْها أَذِلَّةً وَهُمْ صاغِرُونَ (٣٧) } “[Kraliçe] dedi ki: «Şüphesiz hükümdarlar bir memlekete girdiklerinde orayı ifsat ederler, halkının onurlu kimselerini zelil kılarlar; onlar hep böyle yaparlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de elçilerin ne ile döneceğine bir bakayım.» [Elçi] Süleyman'a gelince [Süleyman] dedi ki: «Bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden çok daha hayırlıdır. Bilakis siz hediyenizle sevinip övünürsünüz! Onlara geri dön! Andolsun ki, karşı koyamayacakları ordularla üzerlerine varırız ve onları oradan hor ve hakir bir vaziyette zelil olarak çıkarırız!»”

12200. Metin

«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» [النّمل: ٢٧/ ٢٩- ٣٧] .

«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» [Neml: 27/29-37].

12201. Metin

المعنى: قالت بلقيس لأعيان قومها ومستشاريها: أيها الأشراف، إني ألقي إلي كتاب كريم، مرسل من نبي الله سليمان، وهو ملك كريم، مضمونه: إن هذا الكتاب من النّبي سليمان، مبدوء ببسم الله الرّحمن الرّحيم، وفي البسملة دلالة على إثبات وجود الله وتوحيده، وقدرته ورحمته، وفيه نهي عن التّرفع الذي يحجب وصول الحقّ إلى النفوس، ويصرف عن اتّباع الأهواء، ويأمر باعتناق الإسلام، والإسلام كلمة جامعة لأصول الفضيلة، ومعالم الدين، والإقرار بوجود الله وتوحيده.

Anlamı: Belkıs, kavminin ileri gelenlerine ve danışmanlarına şöyle dedi: Ey eşraf! Bana, Allah'ın peygamberi Süleyman tarafından gönderilmiş pek kıymetli bir mektup ulaştırıldı; kendisi şerefli bir hükümdardır. Mektubun içeriği şudur: Bu mektup Peygamber Süleyman'dandır ve «Bismillâhirrahmânirrahîm» ile başlamaktadır. Besmelede Allah'ın varlığının, birliğinin, kudretinin ve rahmetinin ispatı yer almaktadır. Mektupta, hakkın nefislere ulaşmasına engel olan ve hevalara uymaya sevk eden kibir yasaklanmakta ve İslam'ı benimsemeleri emredilmektedir. İslam ise faziletin esaslarını, dinin prensiplerini, Allah'ın varlığını ve birliğini kabul etmeyi içeren kuşatıcı bir kelimedir.

12202. Metin

فأفتوني أيها المستشارون في هذا الأمر، ومضمون هذا الكتاب، ما كنت قاطعة أمرا ولا قاضية في شيء، حتى تحضرون وتشيرون فيه. وهذا موقف يدلّ على عقل ورشد، وحكمة في السياسة، وبعد نظر في الأمور.

Ey danışmanlar! Bu hususta ve bu mektubun içeriği hakkında bana görüş bildirin; siz hazır bulunup fikir beyan etmedikçe hiçbir işi kesinleştirip hükme bağlamış değilim. Bu tutum, bir akla, rüşde, siyasette hikmete ve meselelerde ileri görüşlülüğe işaret etmektedir.

12203. Metin

فأجاب أشراف القوم (الملأ) : نحن أصحاب قوة جسدية وعددية، وذوو قوة وبأس، وشجاعة في الحروب، ومستعدّون للدفاع والقتال، فانظري في شأن إعلان الحرب على سليمان.

Kavmin ileri gelenleri (el-Mele') şöyle cevap verdiler: Bizler bedenen ve sayıca güç sahibiyiz, çetin bir kuvvet ve savaşlarda cesaret sahibiyiz; savunmaya ve savaşmaya hazırız. Artık Süleyman'a savaş ilan etme hususundaki kararını sen ver.

12204. Metin

فقالت بلقيس لهم حين استعدّوا للصمود معها ومحاربة سليمان: إن الملوك إذا

Bunun üzerine Belkıs, kendisiyle birlikte direnmeye ve Süleyman'la savaşmaya hazır olduklarında onlara şöyle dedi: Şüphesiz hükümdarlar bir

12205. Metin

دخلوا بلدة قهرا، خرّبوها ودمّروا ديارها وأموالها، وأذلّوا أعزّة أهلها بالقتل والأسر، ويفعلون ذلك وأمثاله، وهي عادتهم المستمرة الثابتة التي لا تتغير. وهذا من بلقيس تقدير للمخاطر، وتحذير من محاربة سليمان، ثم رجّحت اللجوء إلى الوسائل الودّية، وإلى المصالحة والمفاوضة، فقالت: إني أقوم بهذه التجربة، وهي إرسال هدية لسليمان، لاختباره أهو نبي أم ملك؟ ثم أنظر في جوابه بعدئذ، فلعله يقبل ذلك منا، ويكفّ عنا، أو يفرض علينا أتاوة مالية نرسلها له في كل عام، فنأمن جانبه. وكانت الهدية عظيمة مشتملة على ذهب وجواهر ولآلئ وغير ذلك من الغلمان والجواري بزيّ واحد، لتجرّبه في التفريق بينهم.

bir beldeye zorla girdiklerinde orayı harap eder, evlerini ve mallarını yerle bir eder, halkının izzetli kimselerini öldürmek ve esir almak suretiyle zelil kılarlar; onlar bunu ve benzerlerini hep yaparlar, bu onların değişmeyen sürekli bir adetidir. Bu, Belkıs'ın tehlikeleri takdir etmesi ve Süleyman'la savaşmaktan sakındırmasıdır; ardından barışçıl yollara, uzlaşma ve müzakereye başvurmayı tercih ederek şöyle demiştir: Ben bir deneme yapacağım; Süleyman'ın bir peygamber mi yoksa bir kral mı olduğunu sınamak için ona bir hediye göndereceğim. Sonra da vereceği cevaba bakacağım; belki bunu bizden kabul eder ve bize dokunmaktan vazgeçer yahut her yıl kendisine göndereceğimiz mali bir vergi koyar da böylece onun şerrinden emin oluruz. Hediye ise altın, mücevherat, inciler ve aralarını ayırt edebilecek mi diye sınamak amacıyla aynı tip giydirilmiş köle ve cariyelerden oluşan muazzam bir hediyeydi.

12206. Metin

فلما وصلت الهدية إلى سليمان ﵇، لم ينظر إليها، وأعرض عنها، وقال منكرا عليهم: أتمدّونني بمال؟ ولا حاجة لي به، ولا أقبله بدلا من بقائكم على الشّرك وعبادة الكواكب.

Hediye Süleyman aleyhisselâm'a ulaştığında, ona dönüp bakmadı bile, yüz çevirdi ve onları kınayarak şöyle dedi: «Bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Benim mala ihtiyacım yoktur ve sizin şirk ile yıldızlara tapınma üzerinde kalmanız karşılığında bunu asla kabul etmem.

12207. Metin

إن الله أعطاني خيرا كثيرا مما أعطاكم، وهو النّبوة، والملك الواسع العريض، والمال الوفير، فلا حاجة لي بهديتكم، وهذا شأن سموّ النّبوة، وترفّع النّبي عن أعراض الدنيا الحقيرة. وإنما أنتم الذين تنقادون لمؤثرات الدنيا وزخارفها، وتنقادون للهدايا وسحرها، وتفرحون بها، ولست طالبا للدنيا الزائلة، وإنما أطالبكم بتوحيد الله والإقرار بوجوده، وترك عبادة الشمس، ولا أقبل منكم إلا الإسلام الذي هو الخضوع لله تعالى، أو الاحتكام إلى الحرب والقتال.

Allah'ın bana bahşettiği peygamberlik, geniş ve uçsuz bucaksız hükümranlık ve bol mal, size verdiğinden çok daha hayırlıdır. Dolayısıyla sizin hediyenize ihtiyacım yoktur.» Bu, peygamberliğin yüceliğini ve peygamberin dünyanın değersiz metaından müstağni olduğunu gösterir. «Fakat sizler dünyanın etkilerine ve süslerine kapılan, hediyelere ve onların cazibesine boyun eğip onlarla sevinen kimselersiniz. Ben ise geçici dünyayı talep eden biri değilim; aksine sizden Allah'ı birlemenizi, O'nun varlığını ikrar etmenizi ve güneşe tapmayı bırakmanızı istiyorum. Sizden Allah Teâlâ'ya teslimiyet demek olan İslam'dan veya savaş ve kılıca başvurmaktan başka bir şeyi kabul etmem.»

12208. Metin

ارجع أيها المبعوث إليهم بهديتهم، فإننا سنأتينّهم بجنود أشدّاء لا طاقة لهم بقتالهم، ولنخرجنّهم من بلدتهم أذلّة، وهم مهانون مدحورون، إن لم يأتوا مسلمين منقادين لله ربّ العالمين.

«Ey elçi! Hediyeleriyle birlikte onlara geri dön! Şayet âlemlerin Rabbi olan Allah'a boyun eğmiş Müslümanlar olarak gelmezlerse, andolsun ki onlara karşı koyamayacakları güçte ordularla varırız ve onları memleketlerinden hor, hakir ve zelil bir vaziyette çıkarırız!»

12209. Metin

وإن وعيد سليمان لقوم بلقيس مقترن بدوامهم على الكفر، فهو رمز التّحدي والفوضى والعناد الذي يجرّ على صاحبه الخسارة والحسرة.

Süleyman'ın Belkıs'ın kavmine yönelik bu tehdidi, onların küfürde ısrar etmeleri şartına bağlıdır; zira küfürde ısrar, sahibine hüsran ve pişmanlık getiren meydan okuma, anarşi ve inadın simgesidir.

12210. Metin

إسلام بلقيس وزيارتها لسليمان ﵇

Belkıs'ın İslam'ı Kabul Etmesi ve Süleyman aleyhisselâm'ı Ziyareti

12211. Metin

حينما ردّ سليمان ﵇ هدية بلقيس، أدركت أنه نبي مرسل من الله، وليس ملكا طامعا بالسلطة والنفوذ وجمع الأموال، فبادرت لإعلان إسلامها، وقبولها دعوة سليمان ﵇، فأقبلت إليه مع حرسها، معظمة سليمان، متابعة له في الإسلام، فأعلن سليمان بهجته وسروره بقدوم بلقيس وأشراف قومها، ثم بادر إلى الاستعانة بالجنّ لرفده بأخبارهم وأحوال وفدهم، وكان إحضار سريرها من اليمن إلى بلاد الشام معجزة نبويّة باهرة، تدلّ على صدق نبوّة سليمان وتأييد الله له، مما أدهش بلقيس وتأكّدت مصداقية النّبوة، وصحّة الموقف الذي اتّخذته، قال الله تعالى واصفا هذا الحدث العظيم في تاريخ الدعوات إلى الله تعالى:

Süleyman aleyhisselâm Belkıs'ın hediyesini geri çevirince Belkıs onun güç, nüfuz ve mal toplama peşinde olan bir kral değil, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu anladı. Vakit kaybetmeden İslam'ı kabul ettiğini ve Süleyman aleyhisselâm'ın davetine icabet ettiğini bildirdi; muhafızlarıyla birlikte Süleyman'a saygı göstererek ve İslam konusunda ona tabi olarak yola çıktı. Süleyman, Belkıs'ın ve kavminin ileri gelenlerinin gelişinden duyduğu sevinç ve memnuniyeti ifade etti; ardından onların haberlerini ve heyetlerinin durumunu öğrenmek üzere cinlerden istifade etme yoluna gitti. Belkıs'ın tahtının Yemen'den Şam diyarına getirilmesi, Süleyman'ın peygamberliğinin doğruluğunu ve Allah'ın ona olan desteğini gösteren, Belkıs'ı hayrete düşüren, peygamberliğin gerçekliğini ve aldığı kararın doğruluğunu pekiştiren apaçık bir peygamberlik mucizesi idi. Allah Teâlâ, Allah yolundaki davetler tarihinde yer alan bu muazzam hadiseyi şu ayetlerde nitelemiştir:

12212. Metin

[سورة النمل (٢٧) : الآيات ٣٨ الى ٤٤]

[Neml Suresi (27), 38 ila 44. Ayetler]

12213. Metin

قالَ يا أَيُّهَا الْمَلَؤُا أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِها قَبْلَ أَنْ يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ (٣٨) قالَ عِفْرِيتٌ مِنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ تَقُومَ مِنْ مَقامِكَ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ (٣٩) قالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قالَ هذا مِنْ فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّما يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ (٤٠) قالَ نَكِّرُوا لَها عَرْشَها نَنْظُرْ أَتَهْتَدِي أَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذِينَ لا يَهْتَدُونَ (٤١) فَلَمَّا جاءَتْ قِيلَ أَهكَذا عَرْشُكِ قالَتْ كَأَنَّهُ هُوَ وَأُوتِينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِها وَكُنَّا مُسْلِمِينَ (٤٢)

{ قالَ يا أَيُّهَا الْمَلَؤُا أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِها قَبْلَ أَنْ يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ (٣٨) قالَ عِفْرِيتٌ مِنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ تَقُومَ مِنْ مَقامِكَ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ (٣٩) قالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قالَ هذا مِنْ فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّما يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ (٤٠) قالَ نَكِّرُوا لَها عَرْشَها نَنْظُرْ أَتَهْتَدِي أَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذِينَ لا يَهْتَدُونَ (٤١) فَلَمَّا جاءَتْ قِيلَ أَهكَذا عَرْشُكِ قالَتْ كَأَنَّهُ هُوَ وَأُوتِينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِها وَكُنَّا مُسْلِمِينَ (٤٢) } “[Süleyman] dedi ki: «Ey ileri gelenler! Onlar teslimiyet gösterip Müslüman olarak bana gelmeden önce, hanginiz onun tahtını bana getirebilir?» Cinlerden bir ifrit: «Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm; şüphesiz ben buna karşı hem çok güçlüyüm hem de güvenilirim» dedi. Yanında Kitap'tan bir ilim bulunan zat ise: «Gözünü açıp kapamadan önce ben onu sana getiririm» dedi. [Süleyman] tahtı yanında durur vaziyette görünce şöyle dedi: «Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin lütfundandır. Kim şükrederse ancak kendisi için şükreder; kim de nankörlük ederse, şüphesiz Rabbim hiçbir şeye muhtaç değildir, keremi boldur.» [Süleyman] dedi ki: «Onun tahtını tanınmaz hale getirin; bakalım [kendi tahtı olduğunu] anlayabilecek mi, yoksa anlayamayanlardan mı olacak?» [Belkıs] gelince: «Senin tahtın da böyle miydi?» denildi. O da: «Tıpkı aynısı gibi!» dedi. [Süleyman dedi ki:] «Bize ondan önce ilim verilmiş ve biz zaten Müslüman olmuştuk.»”

12214. Metin

وَصَدَّها ما كانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنَّها كانَتْ مِنْ قَوْمٍ كافِرِينَ (٤٣) قِيلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَ فَلَمَّا رَأَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ ساقَيْها قالَ إِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوارِيرَ قالَتْ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمانَ لِلَّهِ رَبِّ الْعالَمِينَ (٤٤)

{ وَصَدَّها ما كانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنَّها كانَتْ مِنْ قَوْمٍ كافِرِينَ (٤٣) قِيلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَ فَلَمَّا رَأَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ ساقَيْها قالَ إِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوارِيرَ قالَتْ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمانَ لِلَّهِ رَبِّ الْعالَمِينَ (٤٤) } “Allah'tan başka tapmakta olduğu şeyler onu [imandan] alıkoymuştu; çünkü o, kâfir bir kavimdendi. Ona: «Köşke gir!» denildi. [Belkıs] onu görünce derin bir su sandı ve eteklerini toplayıp bacaklarını açtı. [Süleyman]: «Bu, billurdan yapılmış şeffaf bir köşktür» dedi. [Belkıs]: «Rabbim! Gerçekten ben kendime zulmetmişim. Artık Süleyman'la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum [Müslüman oldum]» dedi.”

12215. Metin

«١» «٢» «٣» «٤» «٥» »

1 2 3 4 5 6

12216. Metin

«١» «٢» [النّمل: ٢٧/ ٣٨- ٤٤] .

«١» «٢» [Neml: 27/38-44].

12217. Metin

حينما اقترب موكب الملكة بلقيس من بلاد الشام، جمع سليمان ﵇ جنوده من الجنّ والإنس، فقال للملأ من الجنّ والإنس: يا أيها الملأ السّادة الأعوان، من منكم يأتيني بعرش (سرير) بلقيس قبل وصولها إلينا مع وفدها منقادين طائعين، ليكون ذلك دليلا على صدق النّبوة والرّسالة، ومعجزة إلهية تدرك منها أن مملكتها صغيرة أمام عجائب صنع الله وروائع قدرته؟

Kraliçe Belkıs'ın kafilesi Şam diyarına yaklaştığında, Süleyman aleyhisselâm cinlerden ve insanlardan oluşan ordularını topladı; ardından cin ve insan ileri gelenlerine şöyle dedi: «Ey ileri gelen efendiler ve yardımcılar! Onlar heyetleriyle birlikte boyun eğmiş ve itaatkâr vaziyette bize ulaşmadan önce, peygamberliğin ve risaletin doğruluğuna bir delil olması ve Allah'ın eşsiz sanatının ve yüce kudretinin harikaları karşısında kendi krallığının ne kadar küçük olduğunu anlamasını sağlayacak ilahî bir mucize teşkil etmesi için Belkıs'ın tahtını (saltanat sedirini) hanginiz bana getirebilir?»

12218. Metin

قال مارد من الشياطين: أنا أحضره إليك قبل الانتهاء من مجلس القضاء والحكم، وكان يمتدّ إلى منتصف النهار، وإني قادر على ذلك غير عاجز، أمين عليه غير خائن، لا آخذ منه شيئا.

Şeytanlardan azgın bir cin (ifrit) dedi ki: «Sen gün ortasına kadar süren kaza ve hüküm meclisinden kalkmadan önce ben onu sana getiririm; şüphesiz ben bunu yapmaktan aciz değilim, ona güç yetiririm; ona karşı güvenilirim, hıyanet etmem, ondan hiçbir şeyi eksiltmem.»

12219. Metin

فقال سليمان: أريد أسرع من ذلك، لبيان عظمة ما وهبه الله من الملك، وتسخير الجنّ، وكثرة الجند ممن لم يسبقه إليه أحد. فقال أحد علماء أسرار الكتاب الإلهي وهو جبريل أو غيره: أنا أحضره في لمح البصر، قبل أن يرجع إليك نظرك، وقبل أن تغمض عينيك وتفتحهما، فلما فعل، ورأى سليمان وجماعته أمامه وجود سرير بلقيس الذي حمله من بلاد اليمن إلى بلاد الشام قال: هذا من نعم الله علي ليختبرني، هل أشكر فضله علي، الذي آتاني من غير حول مني ولا قوة، أو أجحد فأنسب العمل لنفسي. ومن شكر النعمة، فإن نفع شكرها عائد إليه، لا إلى الله المنعم، لأنه بالشكر تدوم النّعم، ومن جحد النعمة فلم يشكرها، فإن الله غني عن عباده وعن عبادتهم وشكرهم، لا يضرّه كفرانهم، كريم في نفسه، عزيز في ذاته، وإن لم يعبده أحد، لا يزيل النّعمة عن عباده إذا أعرضوا عن شكره.

Süleyman, Allah'ın kendisine bahşettiği mülkün azametini, cinleri emrine vermesini ve daha önce hiç kimseye nasip olmayan askerlerinin çokluğunu ortaya koymak amacıyla: «Bundan daha hızlısını istiyorum» dedi. İlahi kitabın sırlarına vakıf âlimlerden biri -ki o Cibrîl veya bir başkasıdır- şöyle dedi: «Gözünü kırpıp açmadan, yani bakışın sana dönmeden, sen gözlerini yumup açıncaya kadar ben onu sana getiririm.» [Âlim] bunu yapıp da Süleyman ve beraberindekiler, Yemen diyarından Şam diyarına taşınmış olan Belkıs'ın tahtının önlerinde hazır bulunduğunu görünce [Süleyman] şöyle dedi: «Bu, kendimden bir güç ve kuvvet olmaksızın bana bahşettiği lütfuna şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük edip bu işi kendime mi nispet edeceğim diye beni sınamak için Rabbimin bana olan lütuflarındandır. Kim nimete şükrederse, onun şükrünün faydası nimet veren Allah'a değil, bizzat kendisine aittir; zira şükürle nimetler devam eder. Kim de nimeti inkâr edip ona şükretmezse, şüphesiz Allah kullarından, onların ibadet ve şükürlerinden müstağnidir (hiçbirine muhtaç değildir); onların nankörlüğü O'na hiçbir zarar vermez. O, hiç kimse O'na ibadet etmese bile zâtında kerîmdir (sonsuz cömertlik sahibidir), zâtında azîzdir (mutlak üstündür); kulları O'na şükretmekten yüz çevirdiklerinde de nimetini onlardan hemen çekip almaz.»

12220. Metin

قال سليمان لأتباعه: غيّروا هيئة عرش بلقيس وصفته، لنختبر حالها وننظر في قدراتها وتأمّلاتها، فهل تهتدي إلى الحقّ والصواب ومعرفة عرشها، أو تكون غير مهتدية إليه، وعاجزة عن التأكّد منه؟! فلما قدمت، عرض عليها عرشها (سرير ملكها) وقد زيد فيه ونقص، وقيل لها:

Süleyman adamlarına şöyle dedi: «Durumunu sınamak, yeteneklerine ve kavrayışına bakmak için Belkıs'ın tahtının şeklini ve niteliğini değiştirin; bakalım gerçeğe ve doğruya ulaşıp tahtını tanıyabilecek mi, yoksa onu tanıyamayacak ve doğrulamaktan aciz mi kalacak?!» Belkıs geldiğinde, üzerinde bazı ekleme ve eksiltmeler yapılmış olan tahtı (hükümranlık sediri) kendisine gösterildi ve ona şöyle denildi:

12221. Metin

أهكذا عرشك؟ فقالت: كأنه هو، أي يشبهه ويقاربه. وكان جوابها ينم عن براعة وذكاء وحنكة.

«Senin tahtın da böyle miydi?» Belkıs: «Tıpkı aynısı gibi», yani ona benziyor ve çok yakın, dedi. Onun bu cevabı üstün bir yetenek, zekâ ve dirayete işaret ediyordu.

12222. Metin

وهنا قال سليمان معددا نعم الله عليه وعلى آبائه: لقد أوتينا العلم بإسلامها، ومجيئها طائعة قبل وصولها، وكنا في كل حال موحّدين خاضعين لله تعالى.

Bunun üzerine Süleyman, Allah'ın kendisine ve atalarına olan nimetlerini sayarak şöyle dedi: «Bize, o gelmeden önce onun İslam'ı kabul ettiği ve boyun eğerek geleceği bilgisi verilmişti; biz zaten her halükarda Allah Teâlâ'yı birleyen ve O'na boyun eğen Müslümanlardık.»

12223. Metin

وكانت بلقيس قد منعها عن عبادة الله ما كانت تعبد من غير الله، وهو عبادة الشمس، فإنها كانت من قوم وثنيين، كانوا يعبدون الشمس، وكانوا كافرين بوجود الله. قيل لبلقيس: ادخلي هذا الصرح: القصر المشيد العالي، فلما رأت مدخله الفخم، ظنّت وجود ماء كثير فيه، فكشفت عن ساقيها، فقال سليمان: إنه قصر مصنوع من المرمر ومن الزجاج الصافي، فقالت: يا ربّ، إني ظلمت نفسي في الماضي بعبادة غيرك، وأسلمت مع إسلام سليمان لله ربّ جميع العالمين من إنس وجنّ.

Belkıs'ı Allah'a ibadetten alıkoyan şey, Allah'tan başka taptığı şeyler, yani güneşe tapmasıydı; zira o, güneşe tapan ve Allah'ın varlığını inkâr eden putperest bir kavimdendi. Belkıs'a: «Bu köşke, yani yüksek ve muhkem saraya gir!» denildi. Görkemli girişini görünce orada çok su olduğunu zannetti ve eteklerini toplayıp bacaklarını açtı. Süleyman: «Bu, mermerden ve şeffaf camdan yapılmış bir köşktür» dedi. Bunun üzerine [Belkıs]: «Ey Rabbim! Gerçekten ben geçmişte Senden başkasına ibadet etmekle kendime zulmetmişim; artık Süleyman'ın İslam'ı ile birlikte insan ve cin bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum» dedi.

12224. Metin

دعوة صالح ﵇

Salih aleyhisselâm'ın Daveti

12225. Metin

لقد أورد الله تعالى في كتابه أخبار الأنبياء السابقين، وشيئا من أصول دعوتهم إلى الله تعالى، لتذكير قريش والعرب وغيرهم بأن كل من تقدّم من أنبياء العرب كان يدعو إلى إفراد الله بالعبادة وتوحيد الله وتمجيده، ليدركوا خطأ ما هم عليه، وليعلموا أن عبادة الأصنام ضلال وانحراف، وأن شأن الأنبياء جميعهم هو الدعوة

Kureyş'e, Araplara ve diğer toplumlara geçmiş Arap peygamberlerinin tamamının ibadeti yalnızca Allah'a has kılmaya, O'nu birlemeye ve yüceltmeye davet ettiğini hatırlatmak; içinde bulundukları hatayı anlamalarını, putlara tapmanın bir sapıklık ve eğrilik olduğunu bilmelerini ve bütün peygamberlerin ortak gayesinin

12226. Metin

إلى عبادة الله وحده لا شريك له، فيبادروا إلى اتّباع النّبي محمد ﷺ والإقرار بدعوته ورسالته، قال الله تعالى مذكّرا بدعوة نبي قديم من العرب ألا وهو صالح ﵇:

ortağı olmayan tek bir Allah'a ibadete davet etmek olduğunu kavramalarını, böylece Hz. Peygamber Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e tabi olmaya ve onun davetini ve risaletini ikrar etmeye koşmalarını sağlamak için Allah Teâlâ kitabında geçmiş peygamberlerin kıssalarını ve Allah'a davetlerinin temel esaslarını zikretmiştir. Allah Teâlâ, eski Arap peygamberlerinden biri olan Salih aleyhisselâm'ın davetini hatırlatarak şöyle buyurmuştur:

12227. Metin

[سورة النمل (٢٧) : الآيات ٤٥ الى ٥٣]

[Neml Suresi (27), 45 ila 53. Ayetler]

12228. Metin

وَلَقَدْ أَرْسَلْنا إِلى ثَمُودَ أَخاهُمْ صالِحاً أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ فَإِذا هُمْ فَرِيقانِ يَخْتَصِمُونَ (٤٥) قالَ يا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ لَوْلا تَسْتَغْفِرُونَ اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ (٤٦) قالُوا اطَّيَّرْنا بِكَ وَبِمَنْ مَعَكَ قالَ طائِرُكُمْ عِنْدَ اللَّهِ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ (٤٧) وَكانَ فِي الْمَدِينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ وَلا يُصْلِحُونَ (٤٨) قالُوا تَقاسَمُوا بِاللَّهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَأَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِ ما شَهِدْنا مَهْلِكَ أَهْلِهِ وَإِنَّا لَصادِقُونَ (٤٩)

{ وَلَقَدْ أَرْسَلْنا إِلى ثَمُودَ أَخاهُمْ صالِحاً أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ فَإِذا هُمْ فَرِيقانِ يَخْتَصِمُونَ (٤٥) قالَ يا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ لَوْلا تَسْتَغْفِرُونَ اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ (٤٦) قالُوا اطَّيَّرْنا بِكَ وَبِمَنْ مَعَكَ قالَ طائِرُكُمْ عِنْدَ اللَّهِ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ (٤٧) وَكانَ فِي الْمَدِينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ وَلا يُصْلِحُونَ (٤٨) قالُوا تَقاسَمُوا بِاللَّهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَأَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِ ما شَهِدْنا مَهْلِكَ أَهْلِهِ وَإِنَّا لَصادِقُونَ (٤٩) } “Andolsun ki Semûd kavmine de «Allah'a kulluk edin» diye kardeşleri Salih'i gönderdik. Bir de ne görsün, onlar birbiriyle çekişen iki grup oluvermişler! [Salih] dedi ki: «Ey kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe acele ediyorsunuz? Merhamet olunasınız diye Allah'tan bağışlanma dileseniz olmaz mı?» Dediler ki: «Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık.» [Salih] dedi ki: «Sizin uğursuzluğunuz [hakkınızdaki hüküm] Allah katındadır; bilakis siz sınanmakta olan bir kavimsiniz.» O şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapıp ıslah yoluna gitmeyen dokuz kişilik bir çete vardı. Dediler ki: «Aramızda Allah adına yeminleşin ki, geceleyin ona ve ailesine baskın yapalım; sonra da onun velisine 'Biz onun ailesinin yok edilişinde bulunmadık, biz kesinlikle doğru söyleyenleriz' diyelim!»”

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.