13865. Metin
القرآن والنبي ﷺ وقومه
Kur'an, Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Kavmi
13866. Metin
سورة يس مكية بالإجماع، وهي تتحدث عن رسالة النبي ﷺ، وتذكّر الناس بالبعث والقدرة الإلهية ووحدانية الله تعالى، وتثير المشاعر والأفكار للتأمل بأحداث القيامة، وتتميز هذه السورة بأنها قلب القرآن، وتشفع لقارئها،
Yâsîn suresi icma ile Mekkîdir. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in risaletinden bahseder; insanlara yeniden dirilişi, ilahî kudreti ve Yüce Allah'ın birliğini hatırlatır; kıyamet olaylarını tefekkür etmek üzere duygu ve düşünceleri harekete geçirir. Bu sure, Kur'an'ın kalbi olması ve okuyucusuna şefaat etmesiyle öne çıkar.
13867. Metin
أخرج الدارمي والترمذي والبيهقي عن أنس: أن رسول الله ﷺ قال: «إن لكل شيء قلبا، وإن قلب القرآن يس» .
Dârimî, Tirmizî ve Beyhakî, Enes'ten Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: «Her şeyin bir kalbi vardır; Kur'an'ın kalbi de Yâsîn'dir.»
13868. Metin
وأخرج أبو النصر السجزي عن عائشة ﵂ أن رسول الله ﷺ قال: «إن في القرآن لسورة تدعى: العظيمة عند الله، يدعى صاحبها: الشريف عند الله، يشفع صاحبها يوم القيامة في أكثر من ربيعة ومضر، وهي سورة يس» .
Ebu'n-Nasr es-Siczî, Âişe (radıyallâhu anhâ)'dan Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: «Şüphesiz Kur'an'da bir sure vardır ki Allah katında 'el-Azîme' (büyük sure) diye isimlendirilir; onu okuyup gereğini yapan kişi de Allah katında 'eş-Şerîf' diye anılır. Sahibi, kıyamet gününde Rebîa ve Mudar kabilelerinden daha çok kimseye şefaat eder; o, Yâsîn suresidir.»
13869. Metin
وأخرج أبو داود وأحمد وابن ماجه وغيرهم عن معقل بن يسار أن النبي ﷺ قال: «اقرؤوا يس على موتاكم»
Ebu Dâvûd, Ahmed, İbn Mâce ve diğerleri Ma'kıl b. Yesâr'dan Nebî (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: «Ölülerinizin üzerine Yâsîn okuyunuz.»
13870. Metin
وهو حديث حسن. قال الله تعالى في مطلعها مبينا موقف النبي من قومه:
Bu hasen bir hadistir. Yüce Allah, surenin başında Peygamber'in kavmine karşı tutumunu açıklayarak şöyle buyurmuştur:
13871. Metin
[سورة يس (٣٦) : الآيات ١ الى ١٢]
[Yâsîn Suresi (36), Âyetler: 1-12]
13872. Metin
﷽
Bismillâhirrahmânirrahîm
13873. Metin
يس (١) وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ (٢) إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ (٣) عَلى صِراطٍ مُسْتَقِيمٍ (٤)
1. Yâsîn. 2. Hikmet dolu Kur'an'a andolsun ki, 3. Şüphesiz sen peygamberlerdensin, 4. Dosdoğru bir yol üzerindesin.
13874. Metin
تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ (٥) لِتُنْذِرَ قَوْماً ما أُنْذِرَ آباؤُهُمْ فَهُمْ غافِلُونَ (٦) لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لا يُؤْمِنُونَ (٧) إِنَّا جَعَلْنا فِي أَعْناقِهِمْ أَغْلالاً فَهِيَ إِلَى الْأَذْقانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ (٨) وَجَعَلْنا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْناهُمْ فَهُمْ لا يُبْصِرُونَ (٩)
5. [Bu Kur'an], Azîz ve Rahîm olan [Allah]'ın indirmesidir; 6. Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir kavmi uyarman için. 7. Andolsun ki onların çoğunun aleyhine o söz (azap hükmü) kesinleşmiştir; artık onlar inanmazlar. 8. Şüphesiz biz onların boyunlarına bukağılar geçirdik, bunlar çenelerine kadar dayanmıştır; bu yüzden başları yukarı kalkıktır. 9. Önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik, böylece onları bürüdük de artık göremezler.
13875. Metin
وَسَواءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لا يُؤْمِنُونَ (١٠) إِنَّما تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمنَ بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ (١١) إِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتى وَنَكْتُبُ ما قَدَّمُوا وَآثارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْناهُ فِي إِمامٍ مُبِينٍ (١٢)
10. Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar. 11. Sen ancak Zikr'e (Kur'an'a) uyan ve görmediği hâlde Rahmân'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini bir bağışlanma ve pek değerli bir mükâfatla müjdele! 12. Şüphesiz ölüleri biz diriltiriz; onların önden gönderdiklerini ve geride bıraktıkları eserlerini de biz yazarız. Biz her şeyi apaçık bir kitapta (İmâm-ı Mübîn'de) sayıp kaydetmişizdir.
13876. Metin
«١»
«1»1
13877. Metin
«١» [يس: ٣٦/ ١- ١٢] .
«1» [Yâsîn: 36/1-12].
13878. Metin
يس: إما اسم من أسماء محمد ﷺ، لقوله تعالى: إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ أو إنها حروف مقطعة للتنبيه على أهمية السورة وتحدي العرب بالقرآن بأن يأتوا بمثله، مع أنه متكوّن من الحروف الأبجدية أو الهجائية التي تتركب منها لغتهم. أقسم الله تعالى بالقرآن المحكم بنظمه ومعناه، ذي الحكمة البالغة، بأنك يا محمد لرسول من عند الله، على طريق قويم، ومنهج سليم. وهذا القرآن تنزيل من عند الله ذي العزة والقوة، الرحيم بعباده المؤمنين، ولقد أرسلناك أيها الرسول لتنذر قومك العرب الذين لم يأتهم رسول منذر من قبلك، ولم يأت آباءهم الأقربين من ينذرهم ويعرّفهم شرائع الله تعالى، فهم غافلون عن معرفة الحق والشرع.
Yâsîn: Yüce Allah'ın { إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ } “Şüphesiz sen peygamberlerdensin” buyruğundan ötürü ya Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in isimlerinden biridir ya da surenin önemine dikkat çekmek ve dillerini oluşturan alfabe harflerinden meydana gelmesine rağmen Araplara benzerini getirmeleri konusunda meydan okumak için [gelmiş] hurûf-ı mukattaadır. Yüce Allah; nazmı ve manası sağlam, üstün hikmet sahibi Kur'an'a yemin etmiştir ki, ey Muhammed, sen elbette Allah katından [gönderilmiş], dosdoğru bir yol ve sağlam bir yöntem üzere olan bir peygambersin. Bu Kur'an; izzet ve kuvvet sahibi, mümin kullarına pek merhametli olan Allah katından indirilmiştir. Ey Peygamber, senden önce kendilerine uyarıcı bir peygamber gelmemiş, yakın atalarına da onları uyarıp Yüce Allah'ın şeriatını bildirecek kimse ulaşmamış olan kavmin Arapları uyarman için seni gönderdik; onlar hakkı ve şeriatı bilmekten gafildirler.
13879. Metin
نزلت هذه الآية فيما
Bu ayet şu rivayet doğrultusunda inmiştir:
13880. Metin
أخرج أبو نعيم في الدلائل عن ابن عباس قال: كان رسول الله ﷺ يقرأ في السجدة، فيجهر بالقراءة حتى يتأذى به ناس من قريش، حتى قاموا ليأخذوه، وإذا أيديهم مجموعة إلى أعناقهم، وإذا بهم عمي لا يبصرون، فجاءوا إلى النبي ﷺ فقالوا: ننشدك الله والرحم يا محمد، فدعا حتى ذهب ذلك عنهم، فنزلت يس وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ إلى قوله: أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لا يُؤْمِنُونَ فلم يؤمن من ذلك النفر أحد.
Ebû Nuaym ed-Delâil'de İbn Abbâs'tan şöyle rivayet etmiştir: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Secde [suresini] okurken sesini yükseltirdi; öyle ki Kureyş'ten birtakım kimseler bundan rahatsız oldular ve onu yakalamak için kalktılar. Bir de baktılar ki elleri boyunlarına bağlanmış ve kör olup göremez hâle gelmişler. Bunun üzerine Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e gelip: 'Ey Muhammed! Allah ve akrabalık hakkı için senden [bizi kurtarmanı] istiyoruz' dediler. Peygamber dua etti de bu durum onlardan kalktı. Bunun üzerine { يس وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ }'den { أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لا يُؤْمِنُونَ } buyruğuna kadar olan ayetler indi; fakat o topluluktan hiç kimse iman etmedi.
13881. Metin
لقد وجب العذاب على أكثر أهل مكة حين نزول هذه الآيات، وهو ما دوّن في شأنهم في اللوح المحفوظ، أنهم لا يؤمنون بالقرآن والنبي ﷺ، وهم الذين علم الله
Bu ayetler indiği esnada Mekke halkının çoğuna azap hak olmuştu; bu da onların Kur'an'a ve Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e iman etmeyeceklerine dair haklarında Levh-i Mahfûz'da1 yazılmış olandır. Ve onlar, Allah'ın
13882. Metin
أنهم يموتون على الكفر. ومثل تصميمهم على الكفر كمثل المكبّل في الأغلال لا يستطيع فعل شيء ولا يبصر شيئا. وهذا المثل: إنا جعلنا أيديهم مشدودة إلى أعناقهم بالقيود، تمنعهم من فعل شيء حتى صاروا مرفوعي الرؤوس، خافضي الأبصار، أي إنهم كالمطوّقين بالقيود في أنهم لا يلتفتون إلى الحق، ولا يستطيعون توجيه أنظارهم إلى شيء.
küfür üzere öleceklerini [bildiği kimselerdir]. Onların küfürdeki ısrarlarının misali, hiçbir şey yapamayan ve hiçbir şey göremeyen bukağılara vurulmuş kimsenin misali gibidir. Bu temsil [şöyledir]: Biz onların ellerini bukağılarla boyunlarına bağladık; [bu bukağılar] onları bir şey yapmaktan alıkoyar, öyle ki başları yukarı dikilmiş, gözleri aşağı kaymıştır. Yani onlar, hakka yönelmemeleri ve bakışlarını hiçbir şeye çevirememeleri bakımından boyunlarına bukağı vurulmuş kimseler gibidirler.
13883. Metin
وتأكيدا لما سبق في تصوير حالتهم: أنهم بتعاليهم عن النظر في آيات الله جعلوا كالمضروب عليهم السدّ، المحيط بهم من الأمام والخلف، ومنعوا من النظر، فهم لا يبصرون شيئا، ولا ينتفعون بخير، ولا يهتدون إليه.
Durumlarının tasvirinde daha önce geçenleri pekiştirmek üzere: Onlar, Allah'ın ayetlerine bakmaktan kibirlenmeleri sebebiyle, önlerinden ve arkalarından kendilerini kuşatan bir set çekilmiş kimseler gibi kılınmış ve bakmaktan menedilmişlerdir; artık hiçbir şey göremezler, hiçbir hayırdan faydalanamazlar ve ona hidayet bulamazlar.
13884. Metin
أخرج ابن جرير الطبري عن عكرمة قال: قال أبو جهل: لئن رأيت محمدا لأفعلن، فأنزل الله: إِنَّا جَعَلْنا فِي أَعْناقِهِمْ أَغْلالًا إلى قوله: لا يُبْصِرُونَ فكانوا يقولون: هذا محمد، فيقول: أين هو، أين هو؟ لا يبصر. فالآية مستعارة المعنى من منع الله إياهم وحوله بينه وبينهم، وهذا أرجح الأقوال، لأنه لما ذكر الله أنهم لا يؤمنون في العلم الأزلي، جعلوا في حالة من المنع، وإحاطة الشقاوة كالمضروب عليهم السد، وتشبه حالهم حال المغلوبين.
İbn Cerîr et-Taberî İkrime'den şöyle rivayet etmiştir: Ebû Cehil: 'Eğer Muhammed'i görürsem mutlaka [şunu şunu] yapacağım!' dedi. Bunun üzerine Allah { إِنَّا جَعَلْنا فِي أَعْناقِهِمْ أَغْلالًا }'dan { لا يُبْصِرُونَ } buyruğuna kadar olan ayetleri indirdi. İnsanlar: 'İşte Muhammed!' diyorlardı, o ise: 'Nerede o, nerede o?' diyor, göremiyordu. Dolayısıyla ayetin manası, Allah'ın onları engellemesinden ve Peygamber ile onların arasına girmesinden istiare yoluyla alınmıştır. En racih görüş de budur. Çünkü Allah ezelî ilminde onların iman etmeyeceklerini zikredince, kendilerine set çekilmiş kimseler gibi bir engelleme ve şekavet kuşatması içine konulmuşlardır; onların bu hâli mağlup kimselerin hâline benzemektedir.
13885. Metin
ونتيجة لهذا التطويق، يستوي أيها النبي إنذارك لهؤلاء المصرّين على الكفر، وعدم الإنذار، فهم لا يؤمنون، ولا ينفعهم الإنذار.
Bu kuşatmanın bir sonucu olarak, ey Peygamber, küfürde ısrar eden bu kimseleri uyarman da uyarmaman da birdir; onlar iman etmezler ve uyarı onlara fayda vermez.
13886. Metin
إنما ينفع إنذارك الذين آمنوا بالقرآن العظيم، واتبعوا أحكامه وشرائعه، وخافوا عقاب الله قبل حدوثه، وقبل رؤية الله، فهؤلاء بشرّهم بمغفرة لذنوبهم، وبأجر كريم وفير على أعمالهم وهو الجنة.
Senin uyarın ancak yüce Kur'an'a iman eden, hükümlerine ve şeriatına uyan, Allah'ın azabından o gerçekleşmeden ve Allah'ı [aşikar] görmeden önce korkan kimselere fayda verir. İşte bunları, günahlarının bağışlanmasıyla ve amellerine karşılık pek cömert ve bol bir mükâfat olan cennetle müjdele.
13887. Metin
ثم أكد الله تعالى تحقيق الجزاء في عالم الآخرة بقوله: إِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتى أي إننا قادرون على إحياء الموتى، وبعثهم أحياء من قبورهم، ونحن الذين نكتب لهم كل ما قدّموه من عمل صالح أو سيّئ، وكل ما تركه من آثار طيبة أو خبيثة.
Sonra Yüce Allah ahiret âleminde cezanın/mükâfatın gerçekleşeceğini { إِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتى } “Şüphesiz ölüleri biz diriltiriz” buyruğuyla pekiştirmiştir; yani biz ölüleri diriltmeye ve kabirlerinden canlı olarak çıkarmaya kādiriz. Yaptıkları her iyi veya kötü ameli ve geride bıraktıkları her güzel veya çirkin eseri/izi onlar için yazan da biziz.
13888. Metin
وسبب نزول هذه الآية: ما أخرجه الترمذي وحسنه، والحاكم وصححه عن أبي سعيد الخدري قال: كان بنو سلمة في ناحية المدينة، فأرادوا النقلة إلى قرب المسجد، فنزلت هذه الآية: إِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتى وَنَكْتُبُ ما قَدَّمُوا وَآثارَهُمْ فقال النبي ﷺ: «إن آثاركم تكتب» . فلم ينتقلوا. وفي صحيح مسلم قال: «يا بني سلمة، دياركم، تكتب آثاركم، دياركم تكتب آثاركم» . وهذا لا يمنع من كون الآية مكية، لأن النبي ﷺ احتج عليهم في المدينة، واتفق قوله ﷺ مع الآية في المعنى. والمراد بالآثار: الخطى إلى المساجد.
Bu ayetin iniş sebebi; Tirmizî'nin rivayet edip hasen, Hâkim'in rivayet edip sahih gördüğü Ebû Saîd el-Hudrî'nin şu sözüdür: 'Selemeoğulları Medine'nin bir kenarındaydılar; mescidin yakınına taşınmak istediler. Bunun üzerine { إِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتى وَنَكْتُبُ ما قَدَّمُوا وَآثارَهُمْ } “Şüphesiz ölüleri biz diriltiriz; onların önden gönderdiklerini ve geride bıraktıkları eserlerini de biz yazarız” ayeti indi. Bunun üzerine Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem): «Şüphesiz adımlarınız yazılmaktadır» buyurdu da taşınmadılar.' Sahîh-i Müslim'de ise şöyle buyurmuştur: «Ey Selemeoğulları! Yurtlarınızda kalınız, adımlarınız yazılır; yurtlarınızda kalınız, adımlarınız yazılır!» Bu durum ayetin Mekkî olmasına engel teşkil etmez; çünkü Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine'de onlara karşı bu ayetle delil getirmiş ve onun (sallallâhu aleyhi ve sellem) sözü mana bakımından ayetle örtüşmüştür. Âsâr (eserler/izler) ile kastedilen: Mescitlere atılan adımlardır.
13889. Metin
أصحاب القرية
Karye (Şehir) Halkı
13890. Metin
يتكرر ضرب الأمثال في القرآن الكريم للعظة والاعتبار والتأثر بأحداث الآخرين، وفي سورة يس ضرب الله مثلا لحال قريش الذين أصروا على الكفر، بحال أهل قرية كذّبوا الرسل، فدمرّهم الله بصيحة واحدة. والقرية، على ما روي عن ابن عباس ﵄، والزهري: أنطاكية. والمرسلون: هم جماعة من الحواريين، بعثهم عيسى ﵇ قبل رفعه إلى السماء، وقبل صلب الذي ألقي عليه شبهه. وهم رسولان دعوا أهل القرية إلى عبادة الله وحده، وإلى الهدى والإيمان، فكذبوهما، فشدّد الله أمرهما بثالث، فصاروا ثلاثة، وقامت الحجة على أهل القرية، وآمن منهم الرجل الذي جاء يسعى، وقتلوه في آخر أمره وكفروا، فأصابتهم صيحة من السماء، فخمدوا وماتوا. فإذا استمر مشركو قريش على عنادهم، كان إهلاكهم يسيرا كأهل هذه القرية، قال الله تعالى:
Kur'an-ı Kerîm'de öğüt almak, ibret çıkarmak ve başkalarının başına gelenlerden etkilenmek amacıyla meseller getirilmesi sıkça tekrarlanır. Yâsîn suresinde Allah, küfürde ısrar eden Kureyş'in durumuna, elçileri yalanlayan ve bu yüzden Allah'ın onları tek bir çığlıkla helak ettiği bir karye (şehir) halkının durumunu misal vermiştir. İbn Abbâs (radıyallâhu anhümâ) ve Zührî'den rivayet edildiğine göre bu şehir Antakya'dır. Gönderilen elçiler ise, Îsâ (aleyhisselâm)'ın göğe yükseltilmesinden ve kendisine benzetilen kişinin çarmıha gerilmesinden önce gönderdiği havârilerden bir gruptur. Onlar, şehir halkını yalnızca Allah'a ibadet etmeye, hidayete ve imana davet eden iki elçiydi; halk onları yalanladı, bunun üzerine Allah onların durumunu üçüncü bir elçiyle güçlendirdi de üç kişi oldular. Böylece şehir halkına karşı hüccet ikame edilmiş oldu. Onlardan koşarak gelen adam iman etti; neticede onu öldürdüler ve inkâr ettiler. Bunun üzerine gökten gelen bir çığlık onları yakaladı da sönüp gittiler ve öldüler. Şayet Kureyş müşrikleri de inatlarında direnirlerse, bu şehir halkı gibi onların da helak edilmesi pek kolaydır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
13891. Metin
[سورة يس (٣٦) : الآيات ١٣ الى ٢٩]
[Yâsîn Suresi (36), Âyetler: 13-29]
13892. Metin
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلاً أَصْحابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جاءَهَا الْمُرْسَلُونَ (١٣) إِذْ أَرْسَلْنا إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُما فَعَزَّزْنا بِثالِثٍ فَقالُوا إِنَّا إِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ (١٤) قالُوا ما أَنْتُمْ إِلاَّ بَشَرٌ مِثْلُنا وَما أَنْزَلَ الرَّحْمنُ مِنْ شَيْءٍ إِنْ أَنْتُمْ إِلاَّ تَكْذِبُونَ (١٥) قالُوا رَبُّنا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ (١٦) وَما عَلَيْنا إِلاَّ الْبَلاغُ الْمُبِينُ (١٧)
13. Onlara o şehir halkını misal ver; hani oraya elçiler gelmişti. 14. Hani biz onlara iki [elçi] göndermiştik de onları yalanlamışlardı; bunun üzerine [onları] üçüncü biriyle güçlendirdik. Onlar: 'Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz' dediler. 15. [Şehir halkı] dediler ki: 'Siz de bizim gibi birer insandan başka bir şey değilsiniz. Rahmân hiçbir şey indirmemiştir; siz sadece yalan söylüyorsunuz.' 16. [Elçiler] dediler ki: 'Rabbimiz bilir ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.' 17. 'Bize düşen ise sadece apaçık bir tebliğdir.'
13893. Metin
قالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنا بِكُمْ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذابٌ أَلِيمٌ (١٨) قالُوا طائِرُكُمْ مَعَكُمْ أَإِنْ ذُكِّرْتُمْ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ (١٩) وَجاءَ مِنْ أَقْصَا الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعى قالَ يا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ (٢٠) اتَّبِعُوا مَنْ لا يَسْئَلُكُمْ أَجْراً وَهُمْ مُهْتَدُونَ (٢١) وَما لِيَ لا أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ (٢٢)
18. [Halk] dedi ki: 'Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azap dokunur.' 19. [Elçiler] dediler ki: 'Uğursuzluğunuz sizin kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi [uğursuzluk sayıyorsunuz]? Hayır, siz haddi aşan bir kavimsiniz.' 20. Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve: 'Ey kavmim! Elçilere uyun!' dedi. 21. 'Sizden hiçbir ücret istemeyen ve kendileri doğru yolda olan kimselere uyun!' 22. 'Beni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim ki? Siz de ancak O'na döndürüleceksiniz.'
13894. Metin
أَأَتَّخِذُ مِنْ دُونِهِ آلِهَةً إِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمنُ بِضُرٍّ لا تُغْنِ عَنِّي شَفاعَتُهُمْ شَيْئاً وَلا يُنْقِذُونِ (٢٣) إِنِّي إِذاً لَفِي ضَلالٍ مُبِينٍ (٢٤) إِنِّي آمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ (٢٥) قِيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ قالَ يا لَيْتَ قَوْمِي يَعْلَمُونَ (٢٦) بِما غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُكْرَمِينَ (٢٧)
23. 'O'ndan başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek dilerse, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.' 24. 'Şüphesiz o takdirde ben apaçık bir sapıklık içinde olurum.' 25. 'Şüphesiz ben Rabbinize iman ettim, gelin beni dinleyin!' 26. Ona: 'Cennete gir!' denildi. O da: 'Keşke kavmim bilseydi!' dedi; 27. 'Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını!'
13895. Metin
وَما أَنْزَلْنا عَلى قَوْمِهِ مِنْ بَعْدِهِ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّماءِ وَما كُنَّا مُنْزِلِينَ (٢٨) إِنْ كانَتْ إِلاَّ صَيْحَةً واحِدَةً فَإِذا هُمْ خامِدُونَ (٢٩)
28. Ondan sonra kavminin üzerine gökten hiçbir ordu indirmedik, indirecek de değildik. 29. Sadece tek bir çığlık oldu; anında sönüp gittiler.
13896. Metin
«١» «٢» «٣» [يس: ٣٦/ ١٣- ٢٩] .
«1» «2» «3» [Yâsîn: 36/13-29].
13897. Metin
المعنى: اضرب يا محمد مثلا في الغلو والكفر لقومك بأهل قرية هي أنطاكية في رأي ابن عباس، حين أرسل الله إليهم ثلاثة رجال مرسلين من أصحاب عيسى ﵇ الحواريين، فكذبوهم. وعدد المرسلين اثنان أرسلهما عيسى بأمر الله تعالى، فكذب القوم رسالتهما، فأيدهما الله برسول ثالث، فقالوا لأهل القرية: إنا مرسلون إليكم من ربكم الذي خلقكم بأن تعبدوه وحده، وتتركوا عبادة الأصنام.
Manası: Ey Muhammed! Aşırılık ve küfür konusunda kavmine, İbn Abbâs'ın görüşüne göre Antakya olan şehir halkını misal ver; hani Allah onlara Îsâ (aleyhisselâm)'ın havârilerinden üç elçi adam göndermiş, onlar da bu elçileri yalanlamışlardı. Gönderilenlerin sayısı, Îsâ'nın Yüce Allah'ın emriyle gönderdiği iki kişiydi; kavim onların elçiliğini yalanlayınca Allah onları üçüncü bir elçiyle destekledi. Elçiler şehir halkına şöyle dediler: 'Şüphesiz biz, sizi yaratan Rabbiniz tarafından yalnızca O'na ibadet etmeniz ve putlara tapmayı bırakmanız için size gönderilmiş elçileriz.'
13898. Metin
فقال أهل القرية للمرسلين الثلاثة: لستم أنتم إلا بشرا أمثالنا، تأكلون الطعام وتشربون، فمن أين لكم التميز علينا؟ والله الرحمن لم ينزل إليكم رسالة ولا كتابا مما تدّعون، ويدّعيه غيركم من الرسل، فما أنتم بادعائكم الرسالة إلا قوم كاذبون.
Bunun üzerine şehir halkı üç elçiye şöyle dedi: 'Siz de bizim gibi yemek yiyen ve içen birer insandan başka bir şey değilsiniz. Bize karşı üstünlüğünüz nereden geliyor? Rahmân olan Allah, sizin ve diğer elçilerin iddia ettiği gibi ne bir elçilik ne de bir kitap indirmiştir. Siz elçilik iddianızla sadece yalancı bir topluluksunuz.'
13899. Metin
فأجابهم الرسل الثلاثة قائلين: الله يعلم أنا رسله إليكم، ولو كنا كذبة عليه، لانتقم منا أشد الانتقام. ومهمتنا أنه ليس علينا إلا إبلاغكم ما أرسلنا به إليكم، ولا يجب علينا إلا تبليغ الرسالة بنحو واضح.
Bunun üzerine üç elçi onlara şöyle cevap verdi: 'Allah bilmektedir ki biz gerçekten O'nun size [gönderdiği] elçileriyiz. Şayet O'na karşı yalan uydurmuş olsaydık, bizden en şiddetli şekilde intikam alırdı. Bizim görevimiz ise yalnızca ne ile gönderilmişsek onu size ulaştırmaktır; üzerimize düşen, elçilik vazifesini apaçık bir şekilde tebliğ etmekten ibarettir.'123
13900. Metin
فهدّدهم أهل القرية بقولهم: لقد تشاءمنا منكم، ولم نر خيرا في عيشنا معكم، ولئن لم تنتهوا عن دعوتكم هذه، لنرجمنكم بالحجارة، وليصيبنكم منا عذاب مؤلم شديد.
Bunun üzerine şehir halkı onları şu sözlerle tehdit etti: 'Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık, sizinle beraber yaşamamızda hiçbir hayır görmedik. Eğer bu davetinizden vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size pek acı ve şiddetli bir azap dokunur.'
13901. Metin
فأجابهم الرسل الثلاثة: شؤمكم مردود عليكم، وهو مصاحب لكم، وسببه تكذيبكم وكفركم بربكم، ولسنا نحن، بل أنتم قوم مسرفون في الضلال، متجاوزون الحد في مخالفة الحق.
Üç elçi de onlara şöyle cevap verdi: 'Uğursuzluğunuz kendinize aittir ve sizinle beraberdir; onun sebebi de Rabbinizi yalanlamanız ve inkâr etmenizdir, biz değiliz. Bilakis siz sapıklıkta haddi aşan, hakka muhalefet etmekte sınırı çiğneyen bir topluluksunuz.'
13902. Metin
ثم أيدّهم الله بنصير من القوم، فجاء رجل مؤمن بالله وبالرسل، من أبعد أطراف المدينة يسرع المشي لما سمع بخبر الرسل، وهو حبيب النجار في رواية عن أبي مجلز وكعب الأحبار وابن عباس، فقال ناصحا قومه: يا قوم، اتبعوا رسل الله فيما أتوكم به، لإنقاذكم من الضلال، اتبعوا هؤلاء الذين لا يطلبون منكم أجرا ماليا على إبلاغ الرسالة، فهم مخلصون في عملهم ودعوتهم، وهم جماعة مهتدون إلى الحق والإيمان الصحيح بعبادة الله وحده لا شريك له.
Sonra Allah onları o kavimden bir yardımcı ile destekledi. Elçilerin haberini işitince şehrin en uzak ucundan Allah'a ve elçilere inanan bir adam hızlı adımlarla koşup geldi. Bu kişi, Ebû Miclez, Kâ'b el-Ahbâr ve İbn Abbâs'tan gelen bir rivayette Habîb en-Neccâr'dır. Kavmine nasihat ederek şöyle dedi: 'Ey kavmim! Sizi sapıklıktan kurtarmak için getirdikleri şey hususunda Allah'ın elçilerine uyun! Tebliğ karşılığında sizden hiçbir malî ücret istemeyen bu kimselere uyun; zira onlar amellerinde ve davetlerinde ihlaslıdırlar ve ortağı olmayan tek Allah'a ibadet etmek suretiyle hakka ve doğru imana ulaşmış bir topluluktur.'
13903. Metin
وإني أحب لكم ما أحب لنفسي، وأنا ما الذي يمنعني من عبادة الله الذي خلقني، وإليه رجوعي ومصيري يوم المعاد؟ وفي هذا ترغيب بعبادة الله تعالى وترهيب من عقابه، والدليل على سلامة منهجي في الاعتقاد والعبادة: كيف أتخذ من دون الله آلهة أخرى، لا تضر ولا تنفع، وهي عبادة الأصنام؟ وهذا استفهام إنكار وتوبيخ، فلن أتخذ من دون الله آلهة، فإنه إن أرادني الله الرحمن بسوء أو ضرر، لم تنفعني شفاعة هذه الأصنام التي تعبدونها، ولا تنقذني من أي سوء. إن اتخذت هذه الأصنام آلهة من دون الله، فإني في الحقيقة والواقع في خطأ واضح، وانحراف بيّن عن الحق، إني صدّقت بربكم الذي أرسلكم أيها الرسل، فاشهدوا لي بذلك عنده. فلما قال ذلك، قتله قومه.
'Ben kendim için sevdiğimi sizin için de seviyorum; beni yaratan ve kıyamet gününde dönüşüm ile varışım kendisine olacak olan Allah'a kulluk etmekten beni ne alıkoyabilir?' Bunda Yüce Allah'a kulluğa teşvik ve O'nun azabından sakındırma vardır. [Devamla dedi ki:] İnanç ve ibadetteki yolumun doğruluğunun delili [şudur]: Zarar da fayda da veremeyen putlara tapmak suretiyle Allah'tan başka ilahları nasıl edinebilirim? Bu, inkâr ve kınama ifade eden bir soru cümlesidir. Ben Allah'tan başka ilahlar edinmem; zira Rahmân olan Allah bana bir kötülük yahut bir zarar dilerse, taptığınız bu putların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni hiçbir kötülükten kurtaramaz. Eğer Allah'tan başka bu putları ilah edinirsem, gerçekten apaçık bir hata ve haktan açık bir sapma içinde olurum. Ey elçiler! Şüphesiz ben sizi gönderen Rabbinize iman ettim; O'nun katında buna şahitlik edin.' O bunları söyleyince kavmi onu öldürdü.
13904. Metin
فقيل له: ادخل الجنة، لاستشهادك في سبيل إعلاء كلمة الحق، فدخلها، فلما عاين نعيمها، قال محبا لإنقاذ قومه: يا ليت قومي يعلمون بمآلي وحسن حالي، فيؤمنوا بالله مثل إيماني.
Bunun üzerine hak kelimesini yüceltme yolunda şehit düşmesi sebebiyle kendisine: 'Cennete gir!' denildi; o da girdi. Cennetin nimetlerini görünce, kavmini kurtarma arzusuyla: 'Keşke kavmim benim akıbetimi ve güzel durumumu bilseydi de benim iman ettiğim gibi Allah'a iman etseydi!' dedi.
13905. Metin
ثم خاطب الله نبيه متوعدا لقريش: لم نحتج في تعذيب القوم إلى جند من جنود الله كالحجارة والغرق والريح وغير ذلك، بل كانت صيحة واحدة من أحد الملائكة، دمرتهم، لأنهم كانوا أيسر وأهون من ذلك، فصاروا بهذه الصيحة موتى هامدين.
Sonra Allah, Kureyş'i tehdit ederek Peygamberine hitap etti: O kavmi cezalandırmak için taşlar, suda boğulma, rüzgâr ve benzeri Allah'ın ordularından bir orduya ihtiyaç duymadık; aksine meleklerden birinin tek bir çığlığı onları yerle bir etti. Çünkü onlar bundan daha basit ve değersizdiler. Böylece bu çığlıkla ölüp sönmüş küle döndüler.
13906. Metin
بعض أدلة القدرة الإلهية
İlahî Kudretin Birtakım Delilleri
13907. Metin
عني القرآن الكريم عناية شديدة بإثبات البعث (اليوم الآخر) بإيراد مظاهر أو أدلة على القدرة الإلهية الفائقة، إما بإهلاك الظالمين هلاكا استئصاليا، من الأقوام الغابرين، ثم يحضرهم الله للحساب، وإما بإحياء الأرض الميتة بالمطر وإيجاد البساتين اليانعة وتفجير الأنهار فيها، وإما بسلخ النهار من الليل، أو بتسيير الشمس والقمر في مدارهما، أو بحمل الآباء والذرية في السفن، حفاظا على الوجود الإنساني، وغير ذلك، قال الله تعالى موضحا هذه الأدلة:
Kur'an-ı Kerîm, üstün ilahî kudretin tezahürlerini veya delillerini serdetmek suretiyle yeniden dirilişi (ahiret gününü) ispat etmeye büyük bir özen göstermiştir. Bu da ya geçmiş kavimlerden zalim olanların kökünü kazıyacak şekilde helak edilmesi ve sonra Allah'ın onları hesap için huzura getirmesiyle ya ölü toprağın yağmurla diriltilip yemyeşil bahçelerin var edilmesi ve içlerinde nehirlerin fışkırtılmasıyla ya gündüzün geceden sıyrılıp çıkarılmasıyla ya Güneş ve Ay'ın yörüngelerinde yüzdürülmesiyle ya da insan neslinin bekasını korumak adına ataların ve zürriyetin gemilerde taşınmasıyla ve benzeri yollarla olur. Yüce Allah bu delilleri açıklayarak şöyle buyurmuştur:
13908. Metin
[سورة يس (٣٦) : الآيات ٣٠ الى ٤٤]
[Yâsîn Suresi (36), Âyetler: 30-44]
13909. Metin
يا حَسْرَةً عَلَى الْعِبادِ ما يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلاَّ كانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُنَ (٣٠) أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لا يَرْجِعُونَ (٣١) وَإِنْ كُلٌّ لَمَّا جَمِيعٌ لَدَيْنا مُحْضَرُونَ (٣٢) وَآيَةٌ لَهُمُ الْأَرْضُ الْمَيْتَةُ أَحْيَيْناها وَأَخْرَجْنا مِنْها حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ (٣٣) وَجَعَلْنا فِيها جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنابٍ وَفَجَّرْنا فِيها مِنَ الْعُيُونِ (٣٤)
30. Yazıklar olsun o kullara! Kendilerine hangi elçi gelse mutlaka onunla alay ederlerdi. 31. Kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi, onların da artık kendilerine dönüp gelmediğini görmediler mi? 32. Elbette onların hepsi toplanıp huzurumuza getirileceklerdir. 33. Ölü toprak onlar için bir delildir; onu dirilttik ve ondan taneler çıkardık da ondan yerler. 34. Orada hurmalıklardan ve üzüm bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık;
13910. Metin
لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ وَما عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ أَفَلا يَشْكُرُونَ (٣٥) سُبْحانَ الَّذِي خَلَقَ الْأَزْواجَ كُلَّها مِمَّا تُنْبِتُ الْأَرْضُ وَمِنْ أَنْفُسِهِمْ وَمِمَّا لا يَعْلَمُونَ (٣٦) وَآيَةٌ لَهُمُ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهارَ فَإِذا هُمْ مُظْلِمُونَ (٣٧) وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَها ذلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ (٣٨) وَالْقَمَرَ قَدَّرْناهُ مَنازِلَ حَتَّى عادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ (٣٩)
35. Ürününden ve ellerinin yaptıklarından yesinler diye. Hâlâ şükretmezler mi? 36. Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan [Allah] her türlü noksanlıktan münezzehtir. 37. Gece de onlar için bir delildir; ondan gündüzü sıyırıp çekeriz de birden karanlıkta kalıverirler. 38. Güneş de kendisi için belirlenmiş bir karargâha/yörüngeye doğru akıp gider. Bu, Azîz ve Alîm olanın takdiridir. 39. Ay için de birtakım konaklar takdir ettik; nihayet kurumuş eğri hurma dalı gibi geri döner.
13911. Metin
لا الشَّمْسُ يَنْبَغِي لَها أَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلا اللَّيْلُ سابِقُ النَّهارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ (٤٠) وَآيَةٌ لَهُمْ أَنَّا حَمَلْنا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ (٤١) وَخَلَقْنا لَهُمْ مِنْ مِثْلِهِ ما يَرْكَبُونَ (٤٢) وَإِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلا صَرِيخَ لَهُمْ وَلا هُمْ يُنْقَذُونَ (٤٣) إِلاَّ رَحْمَةً مِنَّا وَمَتاعاً إِلى حِينٍ (٤٤)
40. Ne Güneş'in Ay'a yetişmesi uygun olur ne de gece gündüzü geçebilir; her biri bir yörüngede yüzmektedir. 41. Zürriyetlerini o dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir. 42. Kendileri için ona benzer binecekleri şeyler de yarattık. 43. Dilersek onları suda boğarız; bu takdirde ne kendilerine bir feryatçı (yardımcı) bulunur ne de onlar kurtarılırlar; 44. Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar geçinme müstesna.
13912. Metin
«١» [يس: ٣٦/ ٣٠- ٤٤] .
«1» [Yâsîn: 36/30-44].
13913. Metin
يا حسرة: المنادي محذوف، أي يا جماعة تحسروا حسرة على هؤلاء، أو المنادي:
Yâ hasrete (يا حسرة): Münâdâ (seslenilen) hazfedilmiştir; yani: 'Ey topluluk! Bunların hâline acıyıp hayıflanın!' demektir; yahut münâdâ,
13914. Metin
الحسرة نفسها، أي هذا أوانك فاحضري.
hasretin (hayıflanmanın) bizzat kendisidir; yani: 'Ey hasret, işte vaktindir, gel!' demektir.
13915. Metin
والمعنى: يا حسرة العباد على أنفسهم بسبب تكذيبهم الرسل، فلم يأتهم رسول من عند الله، لدعوتهم إلى التوحيد والحق والخير لأنفسهم، إلا استهزءوا به وكذّبوه، وجحدوا ما أرسل به من الحق. وقوله: يا حَسْرَةً نداء للحسرة بقصد الندبة والتحسر، بمعنى: هذا وقت حضورك وظهورك، والمراد التلهف على العباد والإشفاق عليهم، حين يزج بهم في العذاب. وهذا تمثيل لفعل قريش. ثم عناهم الله تعالى بقوله: أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنا.. أي ألم يتعظوا بمن أهلك الله قبلهم من المكذبين للرسل كعاد وثمود، وأنهم لا رجعة لهم إلى الدنيا، خلافا لمزاعم الدهرية أنهم يعودون إلى الدنيا كما كانوا قبلهم. ثم أعلمهم الله تعالى بوجود الحساب وعقاب الآخرة بعد عذاب الدنيا، فإن جميع الأمم الماضية والحاضرة والمستقبلية سيتم إحضارهم للحساب يوم القيامة، بين يدي الله ﷿، فيجازيهم بأعمالهم كلها خيرها وشرها، وهذا يدل على أن من أهلكه الله في الدنيا له حساب وعقاب آخر في الآخرة.
Bunun anlamı şudur: Elçileri yalanlamaları sebebiyle kulların vay kendi hâllerine! Allah katından kendilerini tevhide, hakka ve kendi iyiliklerine çağırmak üzere hangi elçi geldiyse, mutlaka onunla alay ettiler, onu yalanladılar ve getirdiği hakkı inkâr ettiler. Yüce Allah'ın "Yazıklar olsun!" (يا حَسْرَةً) buyruğu, ağıt yakma ve hayıflanma amacıyla hasrete yapılan bir nidadır; yani: 'Ey hasret, işte senin gelip ortaya çıkma vaktindir!' demektir. Kastedilen ise azabın içine atıldıkları vakit kulların düştüğü acınası duruma yanmak ve onlara acımaktır. Bu, Kureyş'in tutumunun bir temsilidir. Sonra Yüce Allah, "Kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi... görmediler mi?" buyruğuyla onları kastetmiştir. Yani; Allah'ın kendilerinden önce helak ettiği Âd ve Semûd gibi elçileri yalanlayan kavimlerden ibret almadılar mı? Ve onların, Dehrîlerin kendilerinden öncekiler gibi dünyaya geri dönecekleri yönündeki iddialarının aksine, asla dünyaya geri dönemeyeceklerini görmediler mi? Ardından Yüce Allah, dünya azabından sonra bir hesabın ve ahiret cezasının var olduğunu onlara bildirmiştir; nitekim geçmiş, şimdiki ve gelecek bütün ümmetler kıyamet günü Yüce Allah'ın huzurunda hesap için hazır bulundurulacak, O da iyisiyle kötüsüyle bütün amellerinin karşılığını onlara verecektir. Bu da dünyada Allah'ın helak ettiği kimseler için ahirette başka bir hesap ve cezanın daha bulunduğunu gösterir.
13916. Metin
ومن الآيات أو العلامات الدالة على قدرة الله تعالى على البعث وغيره:
Yüce Allah'ın [insanları] yeniden diriltmeye ve diğer şeylere olan kudretine delalet eden ayetlerden (delillerden) veya alametlerden bazıları [şunlardır]:1
13917. Metin
- إحياء الأرض الهامدة التي لا نبات فيها، بإنزال الماء عليها، وتحركها بالنبات المختلف، وإخراج الحب الذي هو رزق للناس ودوابهم، وهو معظم ما يؤكل.
- Üzerine su indirerek hiçbir bitkinin bulunmadığı sönmüş/ölü toprağı diriltmek, onun çeşit çeşit bitkilerle harekete geçmesini sağlamak ve insanların ve hayvanlarının rızkı olup yenen şeylerin çoğunu teşkil eden taneleri ondan çıkarmaktır.
13918. Metin
- ومن الآيات: إيجاد البساتين المشجرة في الأرض، من نخيل وعنب وغيرها، وتفجير الأنهار فيها في مواضع مختلفة، والقصد من ذلك: أن يأكل الناس من ثمار النخيل والأعناب، ويأكلوا مما صنعته أيديهم من نتاج الثمر والزرع أو الحب، كالعصير والدبس والمربيات ونحوها، فهلا يشكرونه على ما أنعم الله به عليهم من هذه النعم الكثيرة!! وهو أمر بالشكر من طريق إنكار تركه.
- Bu delillerden biri de yeryüzünde hurma, üzüm ve benzeri ağaçlardan oluşan bahçeler var etmek ve oralarda farklı yerlerde ırmaklar fışkırtmaktır. Bundan maksat; insanların hurma ve üzümün meyvelerinden yemeleri ve ellerinin meyve, ekin ya da tane mahsullerinden yaptığı meyve suyu, pekmez, reçeller ve benzeri şeylerden yemeleridir. Allah'ın kendilerine bahşettiği bu sayısız nimetlere hâlâ şükretmezler mi?! Bu, şükrün terk edilmesini kınama yoluyla yapılmış bir şükür emridir.
13919. Metin
تنزيها لله تعالى عن الشريك الذي لا يخلق شيئا، والله وحده هو الذي خلق الأصناف كلها من مختلف الأنواع، من الزروع والثمار والنبات، وخلق من النفوس الذكور والإناث، وخلق أشياء لا يعرفونها، كما جاء في آية أخرى: وَيَخْلُقُ ما لا تَعْلَمُونَ [النحل: ١٦/ ٨] .
Hiçbir şey yaratamayan ortaklardan Yüce Allah'ı tenzih etmek içindir; zira ekinlerden, meyvelerden ve bitkilerden farklı türlerdeki bütün çiftleri tek başına yaratan, nefislerden erkek ve dişileri var eden ve başka bir ayette: "Ve daha sizin bilmediğiniz nice şeyleri yaratır." [en-Nahl: 16/8] buyrulduğu gibi henüz bilmedikleri şeyleri yaratan yalnızca Allah'tır.
13920. Metin
- ومن آيات قدرته تعالى وهي آية عظيمة لهم: خلق الليل والنهار، وتعاقبهما، وانسلاخ النهار من الليل، فيأتي بالضوء، وتتبدد الظلمة. ونسلخ: نكشط ونقشر، فهي استعارة، ومُظْلِمُونَ داخلون في الظلام فجأة.
- O'nun kudretinin delillerinden ve onlar için büyük bir ayet olan şeylerden biri de: Gece ile gündüzün yaratılması, birbirini takip etmesi ve gündüzün geceden sıyrılıp çekilmesidir; böylece ışık gelir ve karanlık dağılır. Ayetteki neslahu (نَسْلَخُ); soyar, sıyırıp çıkarırız demektir ki bu bir istiaredir. Muzlimûn (مُظْلِمُونَ) ise birdenbire karanlığa gömülenler demektir.
13921. Metin
ومن الآيات: دوران الشمس في فلكها حول نفسها في مدارها، ومستقرها: كناية عن غيوبها أو آخر مطالعها. ذلك تقدير من الله القاهر الغالب كل شيء، المحيط علمه بكل شيء. وجعل الله للقمر منازل يسير فيها سيرا آخر، وهي ثمانية وعشرون منزلا، ينزل في كل ليلة في واحد منها بمعدل ١٣ درجة في اليوم، ثم يستتر ليلتين إن كان الشهر ثلاثين، وليلة واحدة إن كان تسعة وعشرين، فإذا انتهى الشهر يدق ويصغر حتى يصير كغصن النخلة الأصفر اليابس. ولا يتأتى للشمس أن تدرك القمر، ولا
Bu delillerden biri de Güneş'in kendi yörüngesinde ve kendi etrafında dönmesidir; onun 'karargâhı' (müstekar), batışından veya doğuş noktalarının sonundan kinayedir. Bu, her şeye boyun eğdiren, mutlak galip olan ve ilmi her şeyi kuşatan Allah'ın bir takdiridir. Allah, Ay için de başka bir seyirle hareket ettiği konaklar belirlemiştir ki bunlar yirmi sekiz konaktır; her gece günde ortalama 13 derecelik bir oranla bu konaklardan birine iner, sonra ay otuz gün çekerse iki gece, yirmi dokuz çekerse bir gece gizlenir. Ay sona erdiğinde ise incelip küçülür, nihayet hurma ağacının sararmış, kurumuş eğri dalı gibi olur. Ne Güneş'in Ay'a yetişmesi mümkündür ne de
13922. Metin
العكس، ولا أن يسبق الليل النهار، ولكل منهما مدار يدور في فلكه، ويَسْبَحُونَ معناه: يجرون ويعومون.
bunun tersi; ne de gece gündüzün önüne geçebilir. Her birinin kendi feleğinde döndüğü bir yörüngesi vardır. Yesbehûn (يَسْبَحُونَ) kelimesinin anlamı ise akıp gitmekte ve yüzmektedirler demektir.
13923. Metin
وعلامة ودليل لهم على قدرة الله ورحمته: تسخير البحار لسير السفن المشحونة بالركاب والبضائع، وحمل ذرياتهم في الأصح: حمل ذريات جنسهم أو نوعهم، لتوفير القوت والمعاش. وخلق الله للناس مثل تلك السفن سفنا برية وهي الإبل ونحوها، التي يركبون عليها ويحملون أمتعتهم على ظهورها. والأظهر أنه تعالى يخلق لهم مثل الفلك الموجود في زمانهم- زمان بني آدم إلى يوم القيامة. وإن يشأ الله يغرق في الماء الناس الراكبين والسفن الموجودة، أي السفن وحمولاتهم، فلا يجدون مغيثا يغيثهم أو ينجيهم من الغرق، ولا هم ينقذون مما أصابهم، لكن برحمة من الله نسيّركم أيها الناس في البر والبحر، ونحفظكم من الغرق، وتمتيعا من الله لكم في الدنيا إلى وقت محدود عند الله تعالى، وهو الموت.
Onlar için Allah'ın kudretine ve rahmetine bir işaret ve delil de şudur: Yolcular ve yüklerle dolu gemilerin yüzmesi için denizlerin boyun eğdirilmesi ve en sahih görüşe göre 'zürriyetlerinin taşınması', rızık ve geçimlerini temin etmek amacıyla kendi cinslerinin veya türlerinin zürriyetlerinin taşınmasıdır. Allah insanlara bu gemilerin benzeri olarak karada da binecekleri ve sırtlarına eşyalarını yükleyecekleri deve ve benzeri kara gemilerini yaratmıştır. Daha açık olan görüşe göre ise Yüce Allah onlar için kendi dönemlerinde -Âdemoğlunun döneminden kıyamet gününe kadar- var olan gemilerin benzerlerini yaratmaktadır. Şayet Allah dilerse binen insanları ve mevcut gemileri, yani gemileri ve yüklerini suda boğar; bu takdirde kendilerine imdat edecek veya onları boğulmaktan kurtaracak bir yardımcı bulamazlar ve başlarına gelen bu durumdan da kurtarılamazlar. Fakat Allah'tan bir rahmet olarak, ey insanlar, sizi karada ve denizde yürütmekteyiz, boğulmaktan korumaktayız ve Allah katında belirlenmiş bir vakte, yani ölüme kadar sizi dünyada yararlandırmaktayız.
13924. Metin
أحوال الكفار
Kâfirlerin Halleri
13925. Metin
في التقوى والإنفاق والإيمان بالبعث
Takva, İnfak ve Yeniden Dirilişe İman Konusunda
13926. Metin
للناس مواقف نابعة من الأهواء والشهوات حول تقوى الله، وآياته، والإنفاق في وجوه الخير، والإيمان بالبعث، فهم لا يخشون الله لانعدام الإيمان الصحيح به، ويعرضون عن آيات الله تهكما واستهزاء ومكابرة، ولا ينفقون من رزق الله شيئا في سبيل الله ودفع حاجة المحتاجين، وينكرون إمكان البعث، لأنهم جماعة ماديون لا يدركون آفاق المستقبل، ويستبعدون إمكان إعادة الأجساد التي صارت رميمة كالتراب إلى الحياة مرة أخرى، ولكنهم سيجدون كل ذلك حتما ويوقفون للحساب والجزاء القائم على الحق والعدل. وهذا ما أخبر به القرآن الكريم في الآيات الآتية:
İnsanların Allah korkusu, O'nun ayetleri, hayır yollarında infakta bulunmak ve yeniden dirilişe iman hususunda heva ve heveslerinden kaynaklanan birtakım tutumları vardır: Onlar O'na yönelik sahih bir imanın yokluğu sebebiyle Allah'tan korkmazlar; alay, eğlence ve kibirle Allah'ın ayetlerinden yüz çevirirler; Allah'ın rızkından Allah yolunda ve muhtaçların ihtiyacını gidermek için hiçbir şey harcamazlar; yeniden dirilişin imkânını inkâr ederler, çünkü onlar geleceğin ufuklarını kavrayamayan maddeciler güruhudur ve toprak gibi çürüyüp ufalanmış cesetlerin yeniden hayata döndürülmesini akıldan uzak görürler. Oysa bütün bunları kesinlikle karşılarında bulacaklar, hak ve adalet üzere kurulu hesap ve ceza için durdurulacaklardır. İşte Kur'ân-ı Kerîm'in aşağıdaki ayetlerde haber verdiği husus budur:
13927. Metin
[سورة يس (٣٦) : الآيات ٤٥ الى ٥٤]
[Yâsîn Suresi (36), Âyetler: 45-54]
13928. Metin
وَإِذا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا ما بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَما خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ (٤٥) وَما تَأْتِيهِمْ مِنْ آيَةٍ مِنْ آياتِ رَبِّهِمْ إِلاَّ كانُوا عَنْها مُعْرِضِينَ (٤٦) وَإِذا قِيلَ لَهُمْ أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ قالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشاءُ اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنْتُمْ إِلاَّ فِي ضَلالٍ مُبِينٍ (٤٧) وَيَقُولُونَ مَتى هذَا الْوَعْدُ إِنْ كُنْتُمْ صادِقِينَ (٤٨) ما يَنْظُرُونَ إِلاَّ صَيْحَةً واحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ (٤٩)
45. Onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden sakının ki merhamet olunasınız" denildiği zaman [yüz çevirirler]. 46. Rablerinin ayetlerinden kendilerine bir ayet gelmeyedursun, mutlaka ondan yüz çevirirler. 47. Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden infak edin" denildiği zaman kâfirler, iman edenlere: "Allah'ın dileseydi yedireceği kimseyi biz mi yedireceğiz? Siz apaçık bir sapıklık içindesiniz" dediler. 48. Ve derler ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu vaat ne zaman?" 49. Onlar, birbirleriyle çekişip dururken kendilerini yakalayacak tek bir çığlıktan başkasını beklemezler.
13929. Metin
فَلا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلا إِلى أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ (٥٠) وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذا هُمْ مِنَ الْأَجْداثِ إِلى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ (٥١) قالُوا يا وَيْلَنا مَنْ بَعَثَنا مِنْ مَرْقَدِنا هذا ما وَعَدَ الرَّحْمنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ (٥٢) إِنْ كانَتْ إِلاَّ صَيْحَةً واحِدَةً فَإِذا هُمْ جَمِيعٌ لَدَيْنا مُحْضَرُونَ (٥٣) فَالْيَوْمَ لا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئاً وَلا تُجْزَوْنَ إِلاَّ ما كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (٥٤)
50. Artık ne bir vasiyette bulunabilirler ne de ailelerine dönebilirler. 51. Sûr'a üflenmiştir; bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden Rablerine doğru koşup gitmektedirler. 52. Dediler ki: "Vay başımıza gelenlere! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? Bu, Rahmân'ın vaat ettiği şeydir ve elçiler doğru söylemiştir." 53. O, yalnızca tek bir çığlıktan ibarettir; bir de bakarsın ki onların hepsi toplanıp huzurumuza getirilmişlerdir. 54. Artık bugün hiçbir kimseye zerre kadar haksızlık edilmez ve siz ancak yapmış olduklarınızın karşılığını görürsünüz.
13930. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» [يس: ٣٦/ ٤٥- ٥٤] .
«1» «2» «3» «4» [Yâsîn: 36/45-54].
13931. Metin
المشركون في غي وضلال، لا يكترثون بالماضي وما جنوا فيه من آثام، ولا يقدّرون مخاطر المستقبل الحاصل بعد الدنيا وما فيه من المخاطر، فتراهم إذا قيل لهم:
Müşrikler azgınlık ve sapıklık içindedirler; geçmişe ve geçmişte işledikleri günahlara aldırmazlar, dünyadan sonra vuku bulacak geleceğin tehlikelerini ve içindeki dehşetleri takdir etmezler. Bu yüzden kendilerine şöyle denildiğini görürsün:
13932. Metin
اتقوا الله، أي احذروا عذاب الأمم التي سبقتكم في الزمن، وعذاب الآخرة التي تحدث بعدئذ، إذا صممتم على الكفر حتى الموت، لعل الله يرحمكم باتقائكم ذلك، ويحميكم من العذاب.
Allah'tan korkun; yani şayet ölüme kadar inkârda direnirseniz, sizden önceki ümmetlerin zamanındaki azaptan ve bundan sonra gerçekleşecek olan ahiret azabından sakının; umulur ki bunlardan sakınmanız sebebiyle Allah size merhamet eder ve sizi azaptan korur.
13933. Metin
وما يصل إلى علمهم من آية دالة على توحيد الله وتصديق الرسل إلا أعرضوا عنها، ولم يلتفتوا لها، ولم يتأملوا بها، لتعطيل طاقة الفكر والوعي عندهم.
Allah'ın birliğine ve peygamberlerin doğruluğuna delalet eden ne kadar ayet bilgilerine ulaşsa, zihin ve idrak yeteneklerini körelttikleri için mutlaka ondan yüz çevirir, ona iltifat etmez ve üzerinde düşünmezler.
13934. Metin
ولا يقتصر الأمر على سوء الاعتقاد، فإنهم قساة القلوب على مخلوقات الله، فإذا طلب من قريش الإنفاق أو التصدق بشيء من الأموال والأرزاق التي أنعم الله بها عليهم، أجابوا المؤمنين بطريق الاستهزاء واللامبالاة قائلين: هؤلاء المحتاجون لو شاء الله لأغناهم ولأطعمهم من رزقه، فهم لا يستحقون النفقة، ونحن نوافق مشيئة الله فيهم، وقوله تعالى: مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ ترغيب في الإنفاق، وذم للبخل،
İş sadece inanç bozukluğuyla kalmamaktadır; nitekim onlar, Allah'ın yarattıklarına karşı katı kalplidirler. Kureyş'ten, Allah'ın kendilerine lütfettiği mal ve rızıklardan bir kısmını infak etmeleri veya sadaka olarak vermeleri istendiğinde, müminlere alaycı ve umursamaz bir edayla şöyle cevap verirlerdi: 'Bu muhtaçları şayet Allah dileseydi zengin kılar ve onları kendi rızkından doyururdu. Dolayısıyla onlar infak edilmeyi hak etmemektedirler ve biz de onlar hakkında Allah'ın iradesine uygun hareket ediyoruz.' Yüce Allah'ın { مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ } “Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden” buyruğu, infakta bulunmaya teşvik ve cimriliği yermedir.
13935. Metin
وأضافوا قائلين للناصحين لهم: ما أنتم في طلب الإنفاق منا إلا في خطأ واضح، وانحراف عن جادة الهدى والرشاد.
Kendilerine nasihat edenlere şunu da ekleyerek söylediler: 'Siz bizden infak istemekle apaçık bir yanılgı ve hidayet ile doğruluk yolundan sapma içindesiniz.'
13936. Metin
وسبب هذه الآية: أن كفار قريش لما أسلم حواشيهم من الموالي وغيرهم من المستضعفين، قطعوا عنهم نفقاتهم وجميع صلاتهم، فطلب منهم المؤمنون أيام الموادعة أن يصلوهم، وأن ينفقوا عليهم مما رزقهم الله، فقالوا: أَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشاءُ اللَّهُ أَطْعَمَهُ ونسوا واجب التعاطف وتألف الجنس.
Bu ayetin nüzul sebebi şudur: Kureyş kâfirleri, kölelerinden ve diğer zayıf kimselerden olan adamları Müslüman olunca, onların nafakalarını ve her türlü yardımlarını kestiler. Barış günlerinde müminler onlardan bu kişilere yardım etmelerini ve Allah'ın kendilerine verdiği rızıklardan onlara infak etmelerini isteyince, onlar: "Allah'ın dileseydi yedireceği kimseyi biz mi yedireceğiz?" dediler ve hemcinsine şefkat gösterme ve kaynaşma görevini unuttular.
13937. Metin
وتراهم ينكرون البعث (القيامة) فيقولون للمؤمنين استعجالا له بطريق الهزء والسخرية: متى يأتي هذا الوعد بالبعث الذي وعدتمونا به، وتهددونا به، إن كنتم صادقين في ادعائكم ووعيدكم؟
Onların yeniden dirilişi (kıyameti) inkâr ettiklerini görürsün; nitekim alay ve eğlence yoluyla onun çabuk gelmesini isteyerek müminlere şöyle derler: 'Eğer iddianızda ve tehdidinizde doğru sözlü iseniz, bizi tehdit edip durduğunuz bu dirilme vaadi ne zaman gerçekleşecek?'
13938. Metin
فأجابهم الله تعالى، إنهم لا ينتظرون لإيجاد القيامة والعذاب إلا نفخة واحدة في الصور، هي النفخة الأولى: نفخة الفزع التي يموت بها جميع المخلوقات، وهم يختصمون فيما في شؤون المال، والاقتصاد، وعقود المعاملات. وفي تلك النفخة السريعة الأثر التي يعقبها الموت فورا، لا يستطيع بعضهم الوصية لبعض بأملاكه وديونه، بل يموتون في أماكنهم، ولا يتمكنون من الرجوع إلى ديارهم التي خرجوا منها.
Bunun üzerine Yüce Allah onlara cevap verdi: Onlar kıyametin kopması ve azabın gelmesi için Sûr'a tek bir üflemeden başkasını beklemiyorlar; bu da bütün yaratılmışların öleceği ilk üflemedir: 'Feza (dehşet) üflemesi'dir. Onlar mal, ekonomi ve muamele sözleşmeleri gibi işlerinde birbirleriyle çekişip dururken bu gerçekleşecektir. Sonucu çok hızlı olan ve peşinden hemen ölüm gelen o üflemede, hiç kimse mülkleri ve borçları konusunda bir başkasına vasiyette bulunamaz; aksine bulundukları yerlerde ölürler ve çıkmış oldukları evlerine dahi geri dönemezler.
13939. Metin
ثم أخبر الله تعالى عن النفخة الثانية: وهي نفخة البعث والانتشار من القبور، فإذا نفخ في الصور نفخة ثانية للبعث والنشور، فإذا جميع المخلوقات يخرجون من القبور، يسرعون المشي إلى لقاء ربهم للحساب والجزاء.
Sonra Yüce Allah ikinci üflemeyi haber vermiştir: Bu da kabirlerden dirilme ve yayılma üflemesidir. Diriliş ve mahşer için Sûr'a ikinci kez üflendiğinde, bütün yaratılmışlar derhal kabirlerinden çıkarlar ve hesap ile ceza için Rablerine kavuşmak üzere hızlı adımlarla koşarlar.
13940. Metin
وإذا وجدوا في ساحة البعث والحساب، قال هؤلاء المبعوثون: يا هلاكنا، من الذي بعثنا من قبورنا بعد موتنا؟ وكانوا لا يعتقدون أنهم يبعثون من قبورهم، وقدّروا أنهم كانوا في قبورهم نياما، ولما جوبهوا بالحقيقة المرّة، والواقع المحفوف
Diriliş ve hesap meydanında bulunduklarında, bu diriltilen kimseler şöyle derler: 'Yazıklar olsun bize! Ölümümüzden sonra bizi kabirlerimizden kim kaldırdı?' Onlar kabirlerinden diriltileceklerine inanmıyorlardı ve kabirlerinde uykuda olduklarını zannetmişlerdi. Acı gerçekle ve tehlikeler ile
13941. Metin
بالمخاطر والأهوال قالوا: هذا الذي وعد به الرحمن، وصدق الرسل المرسلون في الإخبار عنه، أي إنهم أقروا بصدق الرسل في يوم لا ينفع فيه التصديق.
korkularla dolu bu durumla yüz yüze geldiklerinde dediler ki: 'Bu, Rahmân'ın vaat ettiği ve gönderilen elçilerin haber verirken doğru söyledikleri şeydir.' Yani tasdikin fayda vermeyeceği bir günde elçilerin doğruluğunu itiraf etmişlerdir.
13942. Metin
ثم وصف الله سرعة البعث بأنها ما هي إلا صيحة واحدة: وهي صيحة القيامة والنفخة الثانية في الصور، فإذا هم أحياء مجموعون لدى الله بسرعة للحساب والجزاء، كما جاء في آية أخرى: فَإِنَّما هِيَ زَجْرَةٌ واحِدَةٌ (١٣) فَإِذا هُمْ بِالسَّاهِرَةِ (١٤) [النازعات: ٧٩/ ١٣- ١٤] . وقال الله تعالى: وَما أَمْرُ السَّاعَةِ إِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ [النحل: ١٦/ ٧٧] .
Sonra Allah dirilişin süratini, onun sadece tek bir çığlıktan ibaret olduğunu belirterek nitelemiştir: Bu, kıyamet çığlığı ve Sûr'a yapılan ikinci üflemedir. Bir de bakarsın ki onlar, hesap ve ceza için derhal Allah'ın huzurunda toplanmış dirilerdir. Nitekim başka bir ayette şöyle buyrulmuştur: "O sadece tek bir haykırıştır. (13) Bir de bakarsın ki onlar toplanma yerindedirler. (14)" [en-Nâziât: 79/13-14]. Yüce Allah şöyle de buyurmuştur: "Kıyametin kopması ise ancak bir göz kırpması gibi yahut daha da yakındır." [en-Nahl: 16/77].
13943. Metin
ثم يكون القضاء العدل الحاسم، ففي يوم القيامة لا تبخس نفس شيئا من عملها مهما قلّ، ولا توفوّن أيها الناس إلا ما عملتم من خير أو شر، كما قال الله سبحانه: وَنَضَعُ الْمَوازِينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيامَةِ فَلا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئاً وَإِنْ كانَ مِثْقالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنا بِها وَكَفى بِنا حاسِبِينَ (٤٧) [الأنبياء: ٢١/ ٤٧] .
Ardından kesin ve adil hüküm verilir: Kıyamet gününde hiçbir kimsenin amelinden ne kadar az olursa olsun hiçbir şey eksiltilmez ve ey insanlar, siz ancak hayır veya şerden yapmış olduğunuz amellerin karşılığını tam olarak alırsınız. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Kıyamet günü için adalet terazilerini kurarız; artık hiçbir kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa onu getiririz. Hesap görücü olarak biz yeteriz. (47)" [el-Enbiyâ: 21/47].
13944. Metin
أهل الجنة وأهل النار
Cennetlikler ve Cehennemlikler
13945. Metin
كل عامل يلقى ثمرة عمله، إن خيرا فخير، وإن شرا فشر، فلا يستغربن أحد أن نتيجة عمله تلازم العمل، وتكون هي الغاية والهدف، فالمحسن الصالح يتلقى من ربه الكريم ثوابا صالحا بفضل الله وكرمه ورحمته، والمسيء المفسد يجازى بسوء فعله وقوله وفساده، حقا وعدلا، وهذا مثل الطالب الذي يعدّ نفسه للامتحان، إن اجتهد وأتقن دراسته، ووعى وفهم وتمثل ما قرأه، وصلح حاله واتقى ربه في كل شؤونه، نجح وتباهي أمام الناس، وإن تكاسل وفرط، ونام، وأضاع وقته في اللهو والفساد، ولم يدرس كتابه دراسة وافية، رسب وذلّ وتصاغر أمام الآخرين. وهذا هو قانون الله في الدنيا والآخرة، قال الله تعالى:
Her amel eden, amelinin meyvesiyle karşılaşır; hayırsa hayır, şerse şer. Hiç kimse amelinin sonucunun amele bağlı olmasını, nihai gaye ve hedef olmasını yadırgamasın. Zira iyilik yapan salih kimse, Allah'ın lütfu, keremi ve rahmetiyle Kerîm olan Rabbinden güzel bir mükâfat alır; kötülük ve bozgunculuk yapan kimse de kötü fiili, sözü ve fesadı sebebiyle hak ve adalet üzere cezalandırılır. Bu, sınava hazırlanan öğrenciye benzer: Eğer çalışır, dersini iyi kavrar, okuduğunu anlar, idrak eder ve özümserse, durumu düzelir ve bütün işlerinde Rabbinden sakınırsa başarılı olur ve insanların önünde övünür; şayet tembellik eder, ihmalkâr davranır, uyur, vaktini eğlence ve fesatla zayi eder ve kitabını layıkıyla çalışmazsa sınıfta kalır, zelil olur ve başkalarının yanında küçülür. İşte Allah'ın dünyadaki ve ahiretteki kanunu budur. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
13946. Metin
[سورة يس (٣٦) : الآيات ٥٥ الى ٦٨]
[Yâsîn Suresi (36), Âyetler: 55-68]
13947. Metin
إِنَّ أَصْحابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فاكِهُونَ (٥٥) هُمْ وَأَزْواجُهُمْ فِي ظِلالٍ عَلَى الْأَرائِكِ مُتَّكِؤُنَ (٥٦) لَهُمْ فِيها فاكِهَةٌ وَلَهُمْ ما يَدَّعُونَ (٥٧) سَلامٌ قَوْلاً مِنْ رَبٍّ رَحِيمٍ (٥٨) وَامْتازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ (٥٩)
55. Şüphesiz cennetlikler bugün bir eğlence/uğraş içinde zevk sürmektedirler. 56. Kendileri ve eşleri gölgeliklerde tahtlar üzerine kurulmuşlardır. 57. Orada onlar için meyveler vardır ve istedikleri her şey onlarındır. 58. Merhametli Rab'den sözle bir selâm vardır. 59. "Ve bugün ayrılın, ey günahkârlar!"
13948. Metin
أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يا بَنِي آدَمَ أَنْ لا تَعْبُدُوا الشَّيْطانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ (٦٠) وَأَنِ اعْبُدُونِي هذا صِراطٌ مُسْتَقِيمٌ (٦١) وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلاًّ كَثِيراً أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ (٦٢) هذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ (٦٣) اصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِما كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ (٦٤)
60. "Ey Âdemoğulları! Ben size şeytana tapmayın, şüphesiz o sizin için apaçık bir düşmandır, diye ahdetmedim mi?" 61. "Ve bana kulluk edin, dosdoğru yol budur." 62. "Andolsun ki o, sizden pek çok nesli saptırmıştı. Hâlâ akıl erdirmiyor muydunuz?" 63. "İşte size vaat edilip duran cehennem budur!" 64. "İnkâr ettiğinizden dolayı bugün oraya girin/yaslanın!"
13949. Metin
الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلى أَفْواهِهِمْ وَتُكَلِّمُنا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُمْ بِما كانُوا يَكْسِبُونَ (٦٥) وَلَوْ نَشاءُ لَطَمَسْنا عَلى أَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّراطَ فَأَنَّى يُبْصِرُونَ (٦٦) وَلَوْ نَشاءُ لَمَسَخْناهُمْ عَلى مَكانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطاعُوا مُضِيًّا وَلا يَرْجِعُونَ (٦٧) وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ أَفَلا يَعْقِلُونَ (٦٨)
65. Bugün onların ağızlarını mühürleriz; kazanmakta olduklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder. 66. Dileseydik gözlerini silme kör ederdik de yolda koşuşurlardı; ama nereden görecekler? 67. Dileseydik oldukları yerde onları başka kılıklara sokardık da ne ileri gitmeye güçleri yeterdi ne de geri dönebilirlerdi. 68. Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılışta baş aşağı çeviririz (gücünü azaltırız). Hâlâ akıllanmazlar mı?
13950. Metin
«١» «٢» «٣» [يس: ٣٦/ ٥٥- ٦٨] .
«1» «2» «3» [Yâsîn: 36/55-68].
13951. Metin
هذه أوصاف فيها موازنة دقيقة بين جزاءين: جزاء المحسنين وجزاء المسيئين. أما المحسنون: فهم المؤمنون الصالحون المنزلون في روضات الجنات يوم القيامة، المشغولون بما يتمتعون به من النعيم والتفكر عما فيه أهل النار من العذاب.
Bu vasıflar, iki karşılık arasında hassas bir mukayese içermektedir: İyilik yapanların mükâfatı ile kötülük yapanların cezası. İyilik yapanlara gelince: Onlar, kıyamet gününde cennet bahçelerine yerleştirilen, cehennem ehlinin içinde bulunduğu azaptan habersizce, yararlandıkları nimetler ve sevinçle meşgul olan salih müminlerdir.
13952. Metin
وفاكِهُونَ: فرحون طربون، وليس التمتع مقصورا عليهم، وإنما هم وأزواجهم في الجنة في ظلال وارفة، يتكئون على الأرائك، أي الوسائد والأسرّة والفرش الناعمة. والأرائك: السرر المفروشة، وتقدّم لهم أنواع الفاكهة، وغير ذلك مما يتمنون ويشتهون. ويحيّون من الله تعالى الرب الرحيم بعباده بالسلام، أي الأمان من كل مكروه، يقول لهم الله: سلام عليكم يا أهل الجنة.
Fâkihûn (فاكِهُونَ): Sevinçli, neşeli kimseler demektir. Bu nimetten yararlanma sadece onlara has değildir; aksine kendileri ve eşleri cennette koyu gölgelikler altında tahtlara, yani minderlere, süslü koltuklara ve yumuşak döşeklere yaslanırlar. el-Erâik (الأرائك): Döşenmiş koltuklar/tahtlar demektir. Onlara meyve çeşitleri ve arzulayıp canlarının çektiği başka her şey sunulur. Kullarına pek merhametli olan Rab Allah tarafından kendilerine selâm ile yani her türlü hoşnutsuzluktan güvende olma müjdesiyle hitap edilir; Allah onlara: "Ey cennet ehli, selâm olsun sizlere!" buyurur.
13953. Metin
وأما المسيئون: فهم الأشقياء أهل النار الكافرون، فيقال لهم: تميزوا في موقفكم وانفصلوا عن المؤمنين، أيها المجرمون. وهذه معادلة لقوله تعالى لأصحاب الجنة:
Kötülük yapanlara gelince: Onlar bedbahtlar, cehennem ehli [olan] kâfirlerdir. Onlara: “Ey günahkârlar! [Mahşer] duruş yerinizde [bir kenara] çekilin ve müminlerden ayrılın!” denilir. Bu, Yüce Allah'ın cennet ehline söylediği [sözün] bir mukabilidir:
13954. Metin
سَلامٌ وهو توبيخ لهم على عهده إليهم، ومخالفتهم عهده، فيكون سبب تمييزهم وفصلهم أنه كما حكى القرآن: ألم أعهد إليكم، أي آمركم وأوصكم من طريق الرسل أيها البشر: ألا تطيعوا الشيطان، فيما يوسوس به إليكم من المعصية والمخالفة، فإن الشيطان عدو ظاهر العداوة لكم، بدءا من عهد أبيكم آدم ﵇.
"Selâm" sözüne karşılıktır ve onlara verdiği ahit ile onların bu ahde muhalefet etmelerinden ötürü bir azarlamadır. Onların ayrılma ve uzaklaştırılma sebebi ise Kur'an'ın naklettiği şu ifadedir: 'Size ahdetmedim mi?' Yani peygamberler vasıtasıyla size emredip tavsiye etmedim mi ey insanlar: Günah ve isyan fısıldadığı hususlarda şeytana itaat etmeyin; zira şeytan, babanız Âdem aleyhisselâm'ın döneminden itibaren size apaçık bir düşmandır.
13955. Metin
وأمرتكم أن تعبدوني وتطيعوني وحدي، فيما أمرتكم به ونهيتكم عنه، وهذا هو الطريق المعتدل القويم، وهو دين الإسلام.
Ve size emrettiğim ve yasakladığım hususlarda sadece bana kulluk ve itaat etmenizi [emretmiştim]; işte dengeli, dosdoğru yol budur ki o da İslâm dinidir.
13956. Metin
ولقد أغوى الشيطان خلقا كثيرا، وزين لهم فعل السيئات، وصدّهم عن طاعة الله وتوحيده، أفلم تعقلوا عداوة الشيطان لكم؟! ويقال لهم تقريعا وتوبيخا: هذه النار التي وعدتم بها في الدنيا، وحذّرتكم منها على ألسنة الرسل، فكذبتموهم: ادخلوها وذوقوا حرها اليوم، بسبب كفركم بالله في الدنيا، وتكذيبكم بها. وهو أمر تنكيل وإهانة. ويواجهون بجرائمهم عيانا، ففي هذا اليوم الرهيب، يختم الله على أفواههم، بحيث لا يقدرون على الكلام، وتتكلم أيديهم وأرجلهم، شاهدة على أصحابها بما ارتكبت من آثام في الدنيا. والتكلم للأيدي والأرجل لأن أكثر الأفعال تتم بمباشرة الأيدي، وسعي الأرجل.
Andolsun ki şeytan birçok insanı saptırdı, onlara kötülük yapmayı süslü gösterdi ve onları Allah'a itaat etmekten ve O'nu birlemekten alıkoydu; şeytanın size olan düşmanlığına hiç akıl erdirmediniz mi?! Onlara azarlama ve kınama kabilinden şöyle denir: Dünyada iken elçilerin diliyle size vaat edilen ve kendisinden sakındırıldığınız, sizin ise elçileri yalanladığınız cehennem işte budur: Dünyada iken Allah'ı inkâr etmeniz ve cehennemi yalanlamanız sebebiyle bugün oraya girin ve sıcağını tadın! Bu, bir cezalandırma ve aşağılama emridir. Onlar işledikleri suçlarla açıkça yüzleştirilirler; bu dehşet dolu günde Allah onların konuşamayacakları şekilde ağızlarını mühürler; dünyada iken işledikleri günahlara şahitlik ederek elleri konuşur ve ayakları şahitlik eder. Ellerin ve ayakların konuşması, fiillerin çoğunun ellerin bizzat yapması ve ayakların yürümesiyle gerçekleşmesinden ötürüdür.
13957. Metin
وقدرة الله كبيرة، فلو شاء لأذهب أعينهم وأعماهم، فصاروا لا يبصرون طريق الهدى، ولا يعرفون طريق النجاة، فكيف يبصرون وقد ذهبت أبصارهم؟ أي لو شاء ربك لمسح أعين الكفار، حتى أرادوا سلوك الطريق الواضح المعروف لهم لما استطاعوا، فكيف يبصرون حينئذ؟
Allah'ın kudreti pek büyüktür; şayet dileseydi onların gözlerini giderir ve onları kör ederdi de hidayet yolunu göremezler, kurtuluş yolunu bilemezlerdi; peki görmeleri tamamen gitmişken nasıl görebilirlerdi? Yani Rabbin dileseydi, kâfirlerin gözlerini silip kör ederdi de onlar kendilerince bilinen apaçık yolu tutmak istediklerinde bile buna güç yetiremezlerdi; peki o takdirde nasıl görebilirlerdi?
13958. Metin
ولو شاء الله لبدّل خلقهم، وحوّل صورهم إلى صور أخرى أقبح منها كالقردة والخنازير، وهم جاثمون في الأماكن التي ارتكبوا فيها السيئات، فلا يتمكنون من الذهاب أمامهم ولا الرجوع وراءهم، بل يلزمون حالا واحدة، لا يتقدمون ولا يتأخرون.
Allah dileseydi, onların yaratılışlarını değiştirir ve kötülükleri işledikleri yerlerde çakılıp kalmışken suretlerini maymunlar ve domuzlar gibi daha çirkin suretlere dönüştürürdü; böylece ne önlerine doğru gitmeye güçleri yeterdi ne de arkalarına dönebilirlerdi, bilakis tek bir hâl üzere kalır, ne ileri gidebilir ne de geri kalabilirlerdi.
13959. Metin
ومن يطل الله عمره، يتبدل حاله بقدرة الله، ولا يفعل ذلك إلا الله، فيرده إلى الضعف بعد القوة، والعجز بعد النشاط، والبله بعد الفهم، ونحو ذلك، أفلا يدركون ويتفكرون أنهم كلما تقدّمت بهم السّن، ضعفوا عن العمل، فإذا أعطاهم الله فرصة أخرى للعمل، فلن يفيدهم طول العمر شيئا، وفي هذا قطع لأعذارهم بأنه لم تتوافر لديهم الفرصة الكافية للبحث والنظر والعمل.
Allah kime uzun ömür verirse, Allah'ın kudretiyle onun hâli değişir -ki bunu Allah'tan başkası yapamaz-; böylece onu güçlülükten sonra zayıflığa, canlılıktan sonra acziyete, anlayıştan sonra bunaklığa ve benzeri durumlara geri döndürür. Yaşları ilerledikçe iş yapmaktan aciz kaldıklarını idrak edip düşünmezler mi? Şayet Allah onlara amel etmek için başka bir fırsat verseydi, ömrün uzunluğu onlara hiçbir fayda sağlamazdı. Bunda, araştırma, inceleme ve amel etme hususunda kendilerine yeterli fırsat verilmediği yönündeki mazeretlerini kesip atma vardır.
13960. Metin
صفة الرسالة النبوية
Peygamberlik Risaletinin Niteliği
13961. Metin
ركّز القرآن الكريم في التشريع المكي على إثبات أصول الدين الثلاثة: وهي الوحدانية، كما جاء في آية سابقة في سورة يس: وَأَنِ اعْبُدُونِي هذا صِراطٌ مُسْتَقِيمٌ (٦١) والبعث أو اليوم الآخر كما في قوله تعالى: هذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ (٦٣) والرسالة النبوية في قوله تعالى: وَما عَلَّمْناهُ الشِّعْرَ وَما يَنْبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُبِينٌ. وهذه الأصول الثلاثة تنقض عقائد المشركين، وتقيم بدلها ما ينبغي اعتقاده ومطابقته للواقع، فإن تركوا عقائدهم الموروثة، وبادروا إلى الإيمان بأصوله الثوابت، كان لهم عزّ الدنيا والآخرة. قال الله تعالى مبينا أوصاف الرسالة النبوية:
Kur'ân-ı Kerîm, Mekkî teşri döneminde dinin üç temel esasını ispat etmeye odaklanmıştır: Bunlar tevhiddir; nitekim Yâsîn Suresi'ndeki önceki bir ayette: "Ve bana kulluk edin, dosdoğru yol budur. (61)" şeklinde geçmiştir. Yeniden diriliş veya ahiret günüdür; nitekim Yüce Allah'ın: "İşte size vaat edilip duran cehennem budur! (63)" buyruğunda yer almıştır. Ve peygamberlik risaletidir; nitekim Yüce Allah'ın: "Biz ona şiir öğretmedik, bu ona yakışmaz da. O ancak bir zikir ve apaçık bir Kur'an'dır." buyruğunda belirtilmiştir. Bu üç esas, müşriklerin inançlarını yerle bir etmekte ve onların yerine inanılması gereken ve gerçeğe uygun olan esasları ikame etmektedir. Şayet onlar atalarından devraldıkları inançları terk edip O'nun sarsılmaz esaslarına ivedilikle iman ederlerse, dünya ve ahiret izzetine sahip olurlar. Yüce Allah peygamberlik risaletinin vasıflarını açıklayarak şöyle buyurmuştur:
13962. Metin
[سورة يس (٣٦) : الآيات ٦٩ الى ٧٦]
[Yâsîn Suresi (36), Âyetler: 69-76]
13963. Metin
وَما عَلَّمْناهُ الشِّعْرَ وَما يَنْبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلاَّ ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُبِينٌ (٦٩) لِيُنْذِرَ مَنْ كانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكافِرِينَ (٧٠) أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا خَلَقْنا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينا أَنْعاماً فَهُمْ لَها مالِكُونَ (٧١) وَذَلَّلْناها لَهُمْ فَمِنْها رَكُوبُهُمْ وَمِنْها يَأْكُلُونَ (٧٢) وَلَهُمْ فِيها مَنافِعُ وَمَشارِبُ أَفَلا يَشْكُرُونَ (٧٣)
69. Biz ona şiir öğretmedik; bu ona yakışmaz da. O, sadece bir zikir ve apaçık bir Kur'an'dır. 70. Diri olan kimseyi uyarsın ve kâfirlerin aleyhine o söz hak olsun diye. 71. Görmediler mi ki biz, ellerimizin yaptıklarından kendileri için nice hayvanlar yarattık da onlar bunlara sahip olmaktadırlar? 72. Onları kendilerine boyun eğdirdik; işte binekleri bunlardandır ve bunlardan yerler. 73. Onlar için bunlarda daha nice menfaatler ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmezler mi?
13964. Metin
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَ (٧٤) لا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ (٧٥) فَلا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ إِنَّا نَعْلَمُ ما يُسِرُّونَ وَما يُعْلِنُونَ (٧٦)
74. Yardım görürler ümidiyle Allah'tan başka ilahlar edindiler. 75. [O ilahlar] onlara yardım etmeye güç yetiremezler; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir. 76. Artık onların sözü seni üzmesin. Şüphesiz biz, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.