16792. Metin
عبادة الله وتسبيحه في جميع الأوقات
Her Vakit Allah'a İbadet ve O'nu Tesbih Etmek
16793. Metin
تسبيح الله تعالى: وهو التّنزيه عما لا يليق بالله، المعروف في قولهم: «سبحان الله» : هو حقيقة ثابتة مستقرة في الكون والإنسان والحياة، يعلنها الواقع، ويفرضها المنطق، لأن الله سبحانه هو الخالق الرازق، المحيي والمميت، فيكون التسبيح من السماوات والأرض وما فيهما دائما مستمرا، لأن الله تعالى هو الحقيقة الأبدية، والمهيمن على كل شيء في الوجود، والعالم بكل شيء في السماء والأرض، وإليه المرجع والحساب، ويسيّر الكون، ويوجد تعاقب الليل والنهار، وهو على كل شيء قدير. وهذا ما قررته الآيات الآتية في مطلع سورة الحديد المدنيّة بالإجماع:
Yüce Allah'ı tesbih etmek; yani O'na yakışmayan her türlü noksanlıktan tenzih etmek ki bu, insanların "Sübhânallah" sözünde bilinmektedir. Bu, evrende, insanda ve hayatta sabit ve yerleşik bir hakikattir; vakıa bunu ilan eder, mantık da bunu zorunlu kılar. Çünkü noksanlıklardan münezzeh olan Allah; yaratan, rızık veren, dirilten ve öldürendir. Bu sebeple göklerin, yerin ve bu ikisinde bulunanların tesbihi daimî ve kesintisizdir. Zira Yüce Allah ebedî hakikattir; varlıktaki her şeye hâkimdir, gökte ve yerde olan her şeyi bilir. Dönüş ve hesap O'nadır; kâinatı sevk ve idare eder, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesini sağlar ve O her şeye kadirdir. İcma ile Medenî olan Hadîd suresinin başındaki şu ayetler de bunu ortaya koymaktadır:
16794. Metin
[سورة الحديد (٥٧) : الآيات ١ الى ٦]
[Hadîd Suresi (57), Ayetler 1-6]
16795. Metin
﷽
Bismillâhirrahmânirrahîm
16796. Metin
سَبَّحَ لِلَّهِ ما فِي السَّماواتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (١) لَهُ مُلْكُ السَّماواتِ وَالْأَرْضِ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (٢) هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْباطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ (٣) هُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّماواتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوى عَلَى الْعَرْشِ يَعْلَمُ ما يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَما يَخْرُجُ مِنْها وَما يَنْزِلُ مِنَ السَّماءِ وَما يَعْرُجُ فِيها وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ ما كُنْتُمْ وَاللَّهُ بِما تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ (٤)
Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ı tesbih etmiştir. O, Azîz'dir, Hakîm'dir. (1) Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O diriltir ve öldürür. O, her şeye kadirdir. (2) O, Evvel'dir, Âhir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır. O, her şeyi hakkıyla bilendir. (3) O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istiva edendir. Yere gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir. (4)
16797. Metin
لَهُ مُلْكُ السَّماواتِ وَالْأَرْضِ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ (٥) يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهارِ وَيُولِجُ النَّهارَ فِي اللَّيْلِ وَهُوَ عَلِيمٌ بِذاتِ الصُّدُورِ (٦)
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Bütün işler ancak Allah'a döndürülür. (5) Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. O, göğüslerin özünü hakkıyla bilendir. (6)
16798. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» [الحديد: ٥٧/ ١- ٦] .
1 2 3 4 5 [el-Hadîd: 57/1-6].
16799. Metin
أخبر الله تعالى عن تسبيحه، أي تنزيهه بعبارة (سبحان الله) بصيغة الماضي المتضمّنة إفادة الدوام والاستمرار، والتسبيح حقيقة وليس مجازا، وهذا في الجمادات وغيرها من القادرين على التسبيح. والمعنى ينزه الله تعالى عن كل نقص كل شيء في السماوات والأرض، من الجماد والنبات، والإنسان والحيوان، تعظيما له وإقرارا بربوبيّته، سواء بلسان المقال، كتسبيح الملائكة والإنس والجنّ، أو بلسان الحال كتسبيح الجمادات والنباتات. والله هو القوي القادر الغالب الذي خضع له كل شيء، والحكيم في تدبيره وأمره وخلقه وشرعه.
Yüce Allah, devamlılık ve süreklilik ifade eden geçmiş zaman kipiyle "Sübhânallah" ifadesi üzerinden kendi tesbihini, yani tenzih edilmesini haber vermiştir. Tesbih mecazi değil, hakikidir; bu durum hem cansız varlıklar hem de tesbih etmeye muktedir diğer varlıklar için geçerlidir. Mana şudur: Göklerde ve yerde bulunan cansız, bitki, insan ve hayvan gibi her şey, O'nu tazim ederek ve rubûbiyyetini ikrar ederek Yüce Allah'ı her türlü noksanlıktan tenzih eder. Bu tesbih, meleklerin, insanların ve cinlerin tesbihi gibi lisan-ı kâl ile (sözle) olabileceği gibi, cansızların ve bitkilerin tesbihi gibi lisan-ı hâl ile de (durum diliyle) olur. Allah; her şeyin kendisine boyun eğdiği güçlü, kudretli ve mutlak galip olandır; tedbirinde, emrinde, yaratmasında ve şeriatında hikmet sahibidir.
16800. Metin
ولله تعالى المالك المطلق للسماوات والأرض، يتصرّف فيهما وحده، وله السلطان التام، وهو نافذ الأمر، وهو الذي يحيي من يشاء، ويميت من يشاء، وهو تامّ القدرة على كل شيء، لا يعجزه شيء، كائنا ما كان.
Göklerin ve yerin mutlak maliki Yüce Allah'tır. İkisinde de tek başına tasarrufta bulunur; tam hükümranlık O'nundur, emri geçerlidir. Dilediğini dirilten, dilediğini öldüren O'dur. O her şeye tam bir güçle kadirdir, ne olursa olsun hiçbir şey O'nu âciz bırakamaz.
16801. Metin
والله هو الأول: الذي ليس لوجوده بداية مفتتحة، والآخر: الذي ليس له نهاية منقضية، والظاهر: بالأدلة ونظر العقول في صنعته، والباطن: بلطفه وغوامض حكمته، وباهر صفته التي لا تصل إلى معرفتها على ما هي عليه الأوهام والتصورات، وهو بكل شيء عالم علما تامّا، وعموما شاملا.
Allah; varlığının bir başlangıcı olmayan Evvel'dir; varlığının sonu bulunmayan Âhir'dir; delilleriyle ve akılların O'nun sanatına bakışıyla Zâhir'dir; lütfuyla, hikmetinin incelikleriyle ve vehimlerin, tasavvurların hakikatine ulaşamayacağı parlak sıfatıyla Bâtın'dır. O her şeyi tam ve kuşatıcı bir ilimle bilendir.
16802. Metin
والله هو الذي أبدع السماوات والأرض في ستة أيام، والأصوب أنها من أيام الدنيا، وأكثر الناس على أن بدء الخلق في يوم الأحد. وعند مسلم: أن البداية في يوم السبت. ثم استوى على العرش استواء يليق بذاته، على نحو يريده، مما لا يعلم به إلا هو، بالقهر والغلبة المستمرين بالقدرة، والعرش، أي الكرسي أعظم المخلوقات، وليس فيه تحديد بمكان أو جهة، ويعلم الله كل شيء، يدخل في الأرض من مطر وأموات وغير ذلك، ويخرج منها من نبات ومعادن وغير ذلك، وما ينزل من السماء من مطر وملائكة وغير ذلك، وما يصعد إلى السماء من الملائكة وأعمال العباد
Gökleri ve yeri altı günde yoktan var eden Allah'tır; en isabetli görüşe göre bunlar dünya günlerindendir. İnsanların çoğuna göre yaratılışın başlangıcı pazar günüdür. Müslim'deki rivayette ise başlangıcın cumartesi günü olduğu yer alır. Sonra kudretle süregelen bir kahır ve galebe ile zatına yakışır, dilediği ve O'ndan başkasının bilemeyeceği bir şekilde Arş'a istiva etmiştir. Arş, yani Kürsî en büyük mahluktur ve bunda herhangi bir mekân veya yön sınırlaması yoktur. Allah, yağmurdan, ölülerden ve diğer şeylerden yere gireni; bitkilerden, madenlerden ve diğer şeylerden oradan çıkanı; yağmurdan, meleklerden ve diğer şeylerden gökten ineni; meleklerden ve kulların
16803. Metin
الصالحة والسيئة، والدعوات والأبخرة المتصاعدة ونحوها، والله معكم أيها العباد بقدرته وعلمه، وإحاطته وهدايته، أينما كنتم في البر والبحر والجو، والله رقيب عليكم، بصير بأعمالكم، لا يخفى عليه شيء منها.
salih ve kötü amellerinden, dualardan ve yükselen buharlardan göğe çıkan her şeyi bilir. Ey kullar! Karada, denizde ve havada nerede olursanız olun Allah kudretiyle, ilmiyle, kuşatmasıyla ve hidayetiyle sizinle beraberdir. Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir, yaptıklarınızı hakkıyla görendir; O'na bunlardan hiçbir şey gizli kalmaz.
16804. Metin
والله مالك السماوات والأرض، والدنيا والآخرة، وترجع إليه جميع الأمور، وهذا خبر يعمّ جميع الموجودات. وقوله: لَهُ مُلْكُ مكرر مع الآية السابقة للتأكيد.
Allah göklerin, yerin, dünyanın ve ahiretin malikidir; bütün işler ancak O'na döndürülür. Bu, bütün mevcudatı kapsayan bir haberdir. Ayetteki "O'nundur mülk" ifadesi, pekiştirme amacıyla önceki ayetle birlikte tekrarlanmıştır.
16805. Metin
والأمور ليست جمع المصدر، بل هي جميع الموجودات، لأن الأمر والشيء والموجود أسماء شائعة في جميع الموجودات أعراضها وجواهرها.
Buradaki "el-Umûr" (işler), mastarın çoğulu olmayıp bütün mevcudattır. Zira emir (iş), şey ve mevcut kelimeleri, arazları ve cevherleriyle tüm mevcudat için yaygın olarak kullanılan isimlerdir.
16806. Metin
والله المتصرّف في الخلق، يقلّب الليل والنهار، ويقدرهما بحكمته كما يشاء، فتارة يطول الليل، ويقصر النهار، وتارة على العكس، وتارة يجعلهما معتدلين متساويين، وتتوالى الفصول الأربعة، بحكمته وتقديره لما يريده بخلقه، وهو سبحانه يعلم السرائر وضمائر الصدور ومكنوناتها، وإن خفيت، لا يخفى عليه من ذلك خافية، سواء الظاهر منها والباطن. وقوله تعالى: يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهارِ تنبيه على العبرة فيما يتفاوت فيه الليل والنهار من الطول والقصر، وذلك متشعب مختلف حسب اختلاف الأقطار والأزمان الأربعة، وذلك بحر من بحار الفكر والتأمل لمن يتأمله.
Yaratılanlar üzerinde tasarruf sahibi olan Allah'tır; geceyi ve gündüzü birbiri ardınca döndürür, hikmetiyle dilediği gibi takdir eder. Bazen gece uzar, gündüz kısalır; bazen tam tersi olur; bazen de ikisini dengeli ve eşit kılar. Yarattıkları için dilediği şeyleri hikmeti ve takdiriyle düzenlemesiyle dört mevsim birbiri ardınca gelir. O noksanlıklardan münezzeh olan [Allah], gizli tutulanları, göğüslerin içindekileri ve gizlenenleri ne kadar saklı olursa olsun bilir. Açık olsun gizli olsun O'na hiçbir şey gizli kalmaz. Yüce Allah'ın "Geceyi gündüze katar" buyruğu, gece ve gündüzün uzunluk ve kısalık bakımından farklılaşmasındaki ibrete dikkat çekmektedir. Bu durum, farklı coğrafyalara ve dört mevsime göre değişkenlik gösterip dallanıp budaklanmaktadır; bu da tefekkür eden kimse için fikir ve tefekkür denizlerinden bir denizdir.
16807. Metin
ويُولِجُ معناه: يدخل، وبِذاتِ الصُّدُورِ ما فيها من الأسرار والمعتقدات، وذلك أغمض ما يكون. وهذا كله حثّ على التأمّل في ملكوت الله، وعلى الشكر على ما أنعم الله، وعلى وجوب تنزيه الله عن كل ما لا يليق بالله.
"Yûlicu"nun anlamı: Dahil eder, sokar demektir. "Bîzâti's-sudûr" ise göğüslerin içinde bulunan sırlar ve inançlardır ki bunlar en gizli şeylerdir. Bütün bunlar Allah'ın mülkü üzerinde tefekküre, Allah'ın verdiği nimetlere şükretmeye ve Allah'ı O'na yakışmayan her şeyden tenzih etmenin gerekliliğine bir teşviktir.
16808. Metin
والخلاصة: هذه الآيات إخبار بتسبيح الله من كل شيء، وبيان موجبات التسبيح وأسبابه، فما أعظم التأمل بالخالق الموجود، وبالكون المخلوق الدّال على الخالق، وما أسعد الإنسان الذي يفكّر في هذا الوجود ليستدلّ به على الرّب المعبود!!
Özetle: Bu ayetler, her şeyin Allah'ı tesbih ettiğini haber vermekte, tesbihin gerekçelerini ve sebeplerini açıklamaktadır. Var olan Yaratıcı üzerinde ve Yaratıcı'ya delalet eden yaratılmış evren üzerinde tefekkür etmek ne kadar büyüktür! Kendisine ibadet edilen Rabbi bulmak için bu varlık alemi üzerinde düşünen insan ne kadar mutludur!
16809. Metin
الأمر بالإيمان والإنفاق
İman ve İnfak Emri
16810. Metin
بعد أن أثبت الله تعالى في أوائل سورة الحديد وحدانيته وعلمه وقدرته، بمشاهد السماوات والأرض والأنفس، أعقبها بالأمر ببعض الواجبات، فأمر بالإيمان الخالص بالله تعالى وبرسوله، ثم أوجب على المؤمنين الإنفاق في سبيل الله، وحثّ عليه بمضاعفة الأجر أو الثواب عليه. وأعلمنا بأن آياته الدينية والكونية تخرج الناس من ظلمات الكفر إلى نور الإيمان، وأن أهل الإيمان يسعى نورهم بين أيديهم إلى جنان الخلد التي تبشّرهم بها الملائكة، كما يتّضح من هذه الآيات:
Yüce Allah Hadîd suresinin başlarında göklerin, yerin ve nefislerin müşahedesiyle birliğini, ilmini ve kudretini ispat ettikten sonra, bunun ardından birtakım vecibeleri emretmiştir. İlk olarak Yüce Allah'a ve Resulü'ne ihlasla inanmayı emretmiş, ardından müminlere Allah yolunda infak etmeyi farz kılmış ve sevabın veya mükâfatın kat kat verileceğini belirterek buna teşvik etmiştir. Dini ve kevni ayetlerinin insanları küfrün karanlıklarından imanın nuruna çıkardığını, iman ehlinin nurlarının meleklerin kendilerini müjdelediği ebedîlik cennetlerine doğru önlerinde koşacağını bildirmiştir; nitekim bu ayetlerden de bu durum açıkça anlaşılmaktadır:
16811. Metin
[سورة الحديد (٥٧) : الآيات ٧ الى ١٢]
[Hadîd Suresi (57), Ayetler 7-12]
16812. Metin
آمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَأَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَفِينَ فِيهِ فَالَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَأَنْفَقُوا لَهُمْ أَجْرٌ كَبِيرٌ (٧) وَما لَكُمْ لا تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ أَخَذَ مِيثاقَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ (٨) هُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ عَلى عَبْدِهِ آياتٍ بَيِّناتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُماتِ إِلَى النُّورِ وَإِنَّ اللَّهَ بِكُمْ لَرَؤُفٌ رَحِيمٌ (٩) وَما لَكُمْ أَلاَّ تُنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلِلَّهِ مِيراثُ السَّماواتِ وَالْأَرْضِ لا يَسْتَوِي مِنْكُمْ مَنْ أَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقاتَلَ أُولئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذِينَ أَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقاتَلُوا وَكُلاًّ وَعَدَ اللَّهُ الْحُسْنى وَاللَّهُ بِما تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ (١٠) مَنْ ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضاعِفَهُ لَهُ وَلَهُ أَجْرٌ كَرِيمٌ (١١)
Allah'a ve Resulü'ne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı şeylerden infak edin. Sizden iman edip de infak edenler için büyük bir mükâfat vardır. (7) Resul sizi Rabbinize iman etmeye çağırırken, eğer inanacaksanız sizden kesin söz de almışken, size ne oluyor da Allah'a iman etmiyorsunuz? (8) Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir. (9) Göklerin ve yerin mirası Allah'ın olduğu halde, size ne oluyor da Allah yolunda infak etmiyorsunuz? İçinizden fetihten önce infak eden ve savaşanlar [diğerleriyle] bir olmaz. Onlar, sonradan infak edip savaşanlardan derece bakımından daha büyüktür. Bununla beraber Allah her birine en güzel olanı vadetmiştir. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (10) Kimdir o ki Allah'a güzel bir borç versin de [Allah] onu kendisine kat kat artırsın? Onun için çok değerli bir mükâfat da vardır. (11)
16813. Metin
يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِناتِ يَسْعى نُورُهُمْ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمانِهِمْ بُشْراكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهارُ خالِدِينَ فِيها ذلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ (١٢)
Mümin erkeklerle mümin kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken gördüğün gün [onlara şöyle denir]: "Bugün sizin müjdeniz, içlerinde ebedî kalacağınız, altından ırmaklar akan cennetlerdir. İşte büyük kurtuluş budur!" (12)
16814. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» [الحديد: ٥٧/ ٧- ١٢] .
«1» «2» «3» «4» «5» [Hadîd: 57/ 7-12].
16815. Metin
مطلع الآيات: أمر للمؤمنين بالثبوت على الإيمان والإنفاق في سبيل الله، أي صدّقوا بالله إلها واحدا، وبرسوله محمد ﷺ رسولا من عند الله، وداوموا على الإنفاق من الأموال، مما جعلكم خلفاء في التّصرف فيه، من غير تملّكه حقيقة،
Ayetlerin baş kısmı; müminlere imanda sebat etmeyi ve Allah yolunda infakta bulunmayı emretmektedir. Yani tek bir ilah olarak Allah'ı ve Allah katından bir elçi olarak Resulü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i tasdik ediniz; hakikatte mülkiyetine sahip olmaksızın, tasarrufunda sizleri halef kıldığı1 mallardan2345 devamlı infakta bulununuz,
16816. Metin
فالذين صدقوا بالله ورسوله من أهل الإيمان، وأنفقوا في سبيل الله، لهم ثواب كبير واسع. وقوله: مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَفِينَ فِيهِ تزهيد وتنبيه على أن الأموال إنما تصير إلى الإنسان من غيره ويتركها لغيره، وليس له إلا ما تضمنه قول رسول الله ﷺ، الذي
İman ehlinden Allah'ı ve Resulü'nü tasdik edip Allah yolunda infakta bulunanlar için büyük ve geniş bir mükâfat vardır. Ayetteki "Sizi üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı şeylerden" ifadesi dünyadan yüz çevirtme ve malların insana ancak başkasından geçtiğini ve onu başkasına bırakacağını bildiren bir uyarıdır. İnsanın elinde kalan ise Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şu sözünde yer alandan ibarettir:
16817. Metin
أخرجه البخاري ومسلم وأبو داود والترمذي والنّسائي وأحمد عن مطرف عن أبيه قال: أتيت النّبي ﷺ، وهو يقرأ أَلْهاكُمُ التَّكاثُرُ (١) [التكاثر: ١٠٢/ ١] قال:
Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve Ahmed, Mutarrif'ten, o da babasından şöyle rivayet etmiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına vardım, o Elhâkümü't-tekâsür (1) [Tekâsür: 102/1] suresini okuyordu. Şöyle buyurdu:
16818. Metin
يقول ابن آدم، مالي مالي، قال: وهل لك يا بن آدم من مالك إلا ما أكلت فأفنيت، أو لبست فأبليت، أو تصدّقت فأمضيت» .
"Âdemoğlu: 'Malım, malım!' der. [Peygamber] buyurdu ki: 'Ey Âdemoğlu! Yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden veya sadaka verip kalıcı kıldığından başka senin malından sana kalan bir şey var mı?'"
16819. Metin
ثم وبّخ الله تعالى على ترك الإيمان بقوله: وَما لَكُمْ لا تُؤْمِنُونَ.. أي ما الذي يمنعكم عن الإيمان، والرسول محمد معكم يدعوكم إلى ذلك، فتصدقوا بربّكم، ويبين لكم الحجج والبراهين على صحة ما جاءكم به، وقد أخذ العهد عليكم في عالم الذّر حين أخرجكم من ظهر أبيكم آدم، إن كنتم مؤمنين في حال من الأحوال، فالآن آمنوا، أو إذا دمتم على ما بدأتم به.
Sonra Yüce Allah: "Size ne oluyor da iman etmiyorsunuz?.." buyruğuyla imanı terk etmeyi kınamıştır. Yani iman etmenize engel olan nedir ki? Resul Muhammed aranızda olup sizi buna çağırmakta, Rabbinizi tasdik etmenizi istemekte ve size getirdiği şeyin doğruluğuna dair hüccet ve delilleri açıklamaktadır. Babanız Âdem'in sulbünden sizi çıkardığı vakit zürriyet âleminde sizden kesin söz de almıştı. Eğer herhangi bir durumda inanacak kimselerseniz, şimdi iman edin; yahut başladığınız üzere devam edin.
16820. Metin
والغاية من إنزال القرآن: أن الله هو الذي أراد بإنزال الآيات الواضحات في القرآن وغيره، أن يخرجكم من ظلمات الجهل والكفر والتناقض، إلى نور الهدى واليقين والسعادة، وإن الله لكثير الرأفة والرحمة بعباده، حيث أنزل الكتب، وبعث الرسل، لهدايتهم.
Kur'an'ın indiriliş gayesi: Allah'ın Kur'an'da ve diğer [kitaplarda] apaçık ayetler indirmekle muradı; sizi cehaletin, küfrün ve çelişkilerin karanlıklarından hidayetin, yakînin ve saadetin nuruna çıkarmaktır. Şüphesiz Allah, hidayetleri için kitaplar indirip peygamberler göndererek kullarına karşı pek şefkatli ve pek merhametlidir.
16821. Metin
وأي شيء يمنعكم من الإنفاق في طاعة الله ومرضاته والجهاد لأجل إعلاء كلمته؟
Allah'a itaatte, O'nun rızasında ve kelimesini yüceltmek için cihat yolunda infak etmekten sizi alıkoyan nedir?
16822. Metin
وكل الأموال والثروات صائرة إلى الله تعالى، إن لم تنفقوها في حياتكم، كرجوع الميراث إلى الوارث، ولا يبقى لكم منه شيء، فالمال مال الله، ولا تساوي بين من أنفق في سبيل الله قبل فتح مكة وقاتل، ومن أنفق من بعد الفتح وقاتل، أولئك الأولون أعظم درجة من الآخرين، لأن حاجة الناس كانت حينئذ أكثر، والعدد أقل
Hayatınızda infak etmezseniz, mirasın varise dönmesi gibi bütün mallar ve servetler nihayetinde Yüce Allah'a kalacaktır ve ondan size hiçbir şey kalmayacaktır. Zira mal Allah'ın malıdır. Mekke'nin fethinden önce Allah yolunda infak edip savaşanlar ile fetihten sonra infak edip savaşanlar eşit değildir. O öncekiler, sonrakilerden derece bakımından daha büyüktür; çünkü o vakit insanların ihtiyacı daha fazla, sayıları ise daha az
16823. Metin
وأضعف، وكل واحد من الفريقين وعده الله المثوبة الحسنى، وهي الجنة، والله عليم بأعمالكم وأحوالكم الظاهرة والباطنة، فيجازيكم بذلك.
ve daha zayıftı. Her iki gruba da Allah en güzel mükâfatı, yani cenneti vadetmiştir. Allah sizin açık ve gizli amellerinizi ve hallerinizi hakkıyla bilendir ve karşılığını buna göre verecektir.
16824. Metin
ذكر الواحدي عن الكلبي: أن هذه الآية نزلت في أبي بكر الصّدّيق ﵁.
Vâhidî, Kelbî'den bu ayetin Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallâhu anh hakkında indiğini zikretmiştir.
16825. Metin
وثمرة الإنفاق تبدو في مضاعفة الثواب، فمن الذي ينفق ماله في سبيل الله، محتسبا أجره عند ربّه؟ فإنه كمن يقرضه قرضا حسنا، والله يضاعف له ذلك القرض، فيجعل له الحسنة بعشرة أمثالها، إلى سبع مائة ضعف، وله بعد ذلك ثواب كثير الخير والنفع، وهو الجنة.
İnfakın semeresi sevabın kat kat artırılmasında kendini gösterir. Mükâfatını Rabbi katında umarak Allah yolunda malını infak eden kimdir? Doğrusu o kimse, Allah'a güzel bir borç veren gibidir. Allah bu borcu onun için kat kat artırır; bir iyiliğe on katından yedi yüz katına kadar karşılık verir. Bundan sonra onun için hayrı ve faydası çok olan bir mükâfat, yani cennet vardır.
16826. Metin
وحال المؤمنين المنفقين يوم القيامة هو: اذكر أيها النّبي ذلك اليوم حين تنظر المؤمنين والمؤمنات يسعى الضياء الذي يرونه على الصراط يوم القيامة أمامهم، وهو نور حقيقة يعطونه، وتكون كتبهم بأيمانهم، أي أعمالهم الصالحة سببا لنجاتهم، وهدايتهم إلى الجنة، وتبشّرهم الملائكة بالجنات (البساتين) التي تجري من تحتها الأنهار، ماكثين فيها على الدوام، تكريما لهم، وذلك هو النجاح العظيم الذي لا مثيل له. فللمؤمنين نور حقيقة يوم القيامة يمنحهم الله إياه، وهذا النور من جميع جهاتهم، فهو كاف بين أيديهم، وعن أيمانهم، وكائن بسبب إيمانهم على قراءة إيمانهم.
İnfak eden müminlerin kıyamet günündeki hali şudur: Ey Peygamber! Kıyamet gününde mümin erkeklerle mümin kadınları, sırat üzerinde gördükleri aydınlığın önlerinde koştuğunu seyrettiğin o günü hatırla! Bu, kendilerine verilen hakiki bir nurdur; amel defterleri sağ taraflarında bulunur, yani salih amelleri onların kurtuluşuna ve cennete yönlendirilmelerine vesile olur. Melekler kendilerini, bir ikram olarak içinde ebediyen kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerle (bahçelerle) müjdelerler. İşte benzeri olmayan büyük kurtuluş ve başarı budur. Müminler için kıyamet gününde Allah'ın kendilerine bahşedeceği hakiki bir nur vardır. Bu nur her yönlerinden gelir; önlerinde ve sağlarında yeterlidir ve "imanları sebebiyle" kıraatine göre de imanları vesilesiyle var olmuştur.
16827. Metin
حال المنافقين في الآخرة
Münafıkların Ahiretteki Hali
16828. Metin
يظهر الفرق واضحا في الآخرة بين المؤمنين، حيث يعطى كل مؤمن مظهر ومبطن للإيمان نورا، وبين المنافقين حيث يطفى نور كل منافق، ويبقى نور المؤمنين، فيلتمس أهل النفاق عون المؤمنين ومساعدتهم لهم، فيجابون بالخيبة واليأس، لأن النار
Ahirette müminler ile münafıklar arasındaki fark açıkça ortaya çıkar; zira imanı açığa vuran ve gizleyen her mümine bir nur verilirken, her münafığın nuru söndürülür ve geriye sadece müminlerin nuru kalır. Bunun üzerine nifak ehli, müminlerin yardımını ve kendilerine destek olmalarını talep eder; fakat hüsran ve ümitsizlikle karşılık görürler; çünkü cehennem ateşi
16829. Metin
مأواهم، وهذه هي نهاية أهل السعادة من المؤمنين الأبرار، وعاقبة أهل الشقاوة ممن نافقوا في الدنيا، فأظهروا الإيمان، وأبطنوا الكفر والضلال. وذلك إنذار واضح ووعيد شديد للمنافقين والمنافقات، كما في هذه الآيات الآتية:
onların barınağıdır. İyilik sahibi müminlerden olan saadet ehlinin sonu budur; dünyada nifak çıkarıp imanı açıkça gösterip küfür ve sapıklığı gizleyen bedbahtların akıbeti de budur. Bu, gelecek ayetlerde olduğu gibi münafık erkekler ve münafık kadınlar için açık bir uyarı ve şiddetli bir tehdittir:
16830. Metin
[سورة الحديد (٥٧) : الآيات ١٣ الى ١٥]
[Hadîd Suresi (57), Ayetler 13-15]
16831. Metin
يَوْمَ يَقُولُ الْمُنافِقُونَ وَالْمُنافِقاتُ لِلَّذِينَ آمَنُوا انْظُرُونا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ قِيلَ ارْجِعُوا وَراءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُوراً فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بابٌ باطِنُهُ فِيهِ الرَّحْمَةُ وَظاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذابُ (١٣) يُنادُونَهُمْ أَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْ قالُوا بَلى وَلكِنَّكُمْ فَتَنْتُمْ أَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْأَمانِيُّ حَتَّى جاءَ أَمْرُ اللَّهِ وَغَرَّكُمْ بِاللَّهِ الْغَرُورُ (١٤) فَالْيَوْمَ لا يُؤْخَذُ مِنْكُمْ فِدْيَةٌ وَلا مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مَأْواكُمُ النَّارُ هِيَ مَوْلاكُمْ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ (١٥)
O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar iman edenlere: "Bizi bekleyin de nurunuzdan bir parça alalım!" derler. "Arkanıza dönün de bir nur arayın!" denilir. Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Onun iç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap vardır. (13) Onlara: "Biz sizinle beraber değil miydik?" diye seslenirler. [Müminler de] derler ki: "Evet, fakat siz kendinizi fitneye düşürdünüz, gözettiniz, şüpheye düştünüz ve Allah'ın emri gelinceye kadar kuruntular sizi aldattı. O çok aldatıcı [şeytan] da sizi Allah ile aldattı." (14) "Bugün artık ne sizden ne de inkâr edenlerden bir fidye kabul edilir. Barınağınız ateştir; size yaraşan odur. Ne kötü bir dönüş yeridir!" (15)
16832. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» «٧» «٨» [الحديد: ٥٧/ ١٣- ١٥] .
«1» «2» «3» «4» «5» «6» «7» «8» [Hadîd: 57/ 13-15].
16833. Metin
يوم يقول المنافقون: متعلّق بآخر الآية السابقة، فالعمل فيه هو قوله تعالى:
"Münafıkların diyeceği gün" ifadesi bir önceki ayetin sonuna bağlıdır; bu ifadedeki amil Yüce Allah'ın şu buyruğudur:
16834. Metin
ذلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ «٩» ، كأنه تعالى يقول: إن المؤمنين يفوزون بالرحمة يوم يعتري المنافقين كذا وكذا، وهو عند انطفاء أنوارهم، فيقولون للمؤمنين: انتظرونا حتى نتّبعكم ولعلنا نستضيء بنوركم، ونخرج من هذا الظلام الدامس، فيجابون بما يخيب الآمال ويقال لهم من قبل الملائكة أو من المؤمنين:
"İşte büyük kurtuluş budur." «9» Sanki Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Müminler, nurlarının sönmesi esnasında münafıkların başına şöyle şöyle haller geldiği gün rahmete kavuşarak kurtulurlar. Münafıklar müminlere: "Bizi bekleyin ki size uyalım, belki nurunuzla aydınlanır ve bu zifiri karanlıktan çıkarız" derler. Bunun üzerine umutlarını boşa çıkaracak bir cevap alırlar ve kendilerine melekler ya da müminler tarafından şöyle denilir:
16835. Metin
ارجعوا إلى الدنيا التي تركتموها وراءكم، فالتمسوا النور بما التمسناه به، من الإيمان والعمل الصالح، وهذا تهكّم بهم واستهزاء بطلبهم. وينتهي الحوار بأن يضرب بين المؤمنين وبين المنافقين سور أو حاجز، باطنه، أي جانبه الذي يلي أهل الجنة: فيه الرحمة، وهي الجنة ونعيمها، وظاهره البادي، أي جانبه الذي يلي المنافقين أهل النار، من جهته عذاب جهنم. فالرحمة: الجنة، والعذاب: جهنم.
«Arkanızda bıraktığınız dünyaya geri dönün1 de bizim onu elde ettiğimiz yolla, yani iman ve salih amel ile nur arayın!2» Bu [cevap], onlarla bir alay ve taleplerini hafife almadır. Bu diyalog, müminler ile münafıklar arasına bir sur3 veya engelin çekilmesiyle son bulur. Onun iç tarafında -yani cennet ehline bakan yönünde- rahmet vardır ki o, cennet ve onun nimetleridir; dışa bakan açık tarafında -yani cehennem ehli olan münafıklara bakan yönünde- ise o cihetten cehennem azabı yer almaktadır.45678 Dolayısıyla rahmet cennet, azap ise cehennemdir.9
16836. Metin
وينادي المنافقون المؤمنين: ألم نكن معكم في دار الدنيا، نوافقكم في أعمالكم وعباداتكم في المساجد، وأداء مناسك الحج، وحضور معارك الجهاد، والعمل بأعمال الإسلام كلها. فأجاب المؤمنون المنافقين قائلين: بلى قد كنتم معنا في الظاهر، ولكنكم اختبرتم أنفسكم، وأهلكتموها بالنفاق وإبطان الكفر، وتوقعتم الدواهي والمصائب بالمؤمنين، وشككتم في أمر الدين والبعث بعد الموت، ولم تصدّقوا بما نزل به القرآن، ولا آمنتم بالمعجزات، وخدعتكم الأماني المعسولة الباطلة، حيث قلتم: سيغفر لنا، وسيهلك محمد هذا العام، ستهزمه قريش، وغرّكم طول الأمل وامتداد الأجل، حتى فاجأكم الموت أو الفتح وظهور الإسلام، وخدعكم بالله الشيطان.
Münafıklar müminlere şöyle seslenirler: "Biz dünya yurdunda sizinle beraber değil miydik? Mescitlerdeki amellerinizde ve ibadetlerinizde, hac menâsikini yerine getirmede, cihat meydanlarında hazır bulunmada ve İslam'ın bütün amellerini işlemede size uyuyorduk." Müminler münafıklara şöyle cevap verirler: "Evet, zahirde bizimle beraberdiniz; fakat siz nifak ve küfrü gizlemek suretiyle kendinizi fitneye düşürdünüz, helak ettiniz. Müminlerin başına felaketler ve musibetler gelmesini gözleyip beklediniz. Din konusunda ve ölümden sonra diriliş hakkında şüpheye düştünüz. Kur'an'ın indirdiği gerçekleri tasdik etmediniz, mucizelere inanmadınız. 'Biz bağışlanacağız, Muhammed bu yıl helak olacak, Kureyş onu hezimete uğratacak' diyerek süslü ve bâtıl kuruntular sizi aldattı. Uzun emeller ve ecelin uzaması sizi aldattı; nihayetinde ölüm veya fetih ve İslam'ın galebesi ansızın karşınıza çıkıverdi. Şeytan da sizi Allah hakkında aldattı."
16837. Metin
ففي هذا اليوم لا يقبل منكم أيها المنافقون فدية تفدون بها أنفسكم من النار أو العذاب، ولا أيضا من الذين كفروا بالله ظاهرا وباطنا، منزلكم الذي تأوون إليه النار، هي أولى بكم من كل منزل، وبئس المصير الذي تصيرون إليه، وهو النار.
İşte bu günde, ey münafıklar, kendinizi ateşten veya azaptan kurtaracağınız hiçbir fidye sizden kabul edilmez; zâhiren ve bâtınen Allah'ı inkâr edenlerden de kabul edilmez. Sığınacağınız yer ateştir; o size her konaktan daha layıktır. Gideceğiniz o yer, yani ateş ne kötü bir varış yeridir!
16838. Metin
وقوله: هِيَ مَوْلاكُمْ قال المفسّرون: معناه: هي أولى بكم، وهذا تفسير بالمعنى، وإنما هي- كما قال ابن عطية- استعارة، لأنها من حيث تضمّهم وتباشرهم هي تواليهم، وتكون لهم مكان المولى، أي الناصر والعون. وعلى هذا، فتكون كلمة مَوْلاكُمْ ظرف مكان بمعنى أنه مكانكم الذي يقال فيه: إنه أولى بكم.
Ayet-i kerimedeki "O sizin mevlanızdır" ifadesi hakkında müfessirler: "Size en layık olandır" manasını vermişlerdir. Bu, manaya göre yapılmış bir tefsirdir. İbn Atıyye'nin belirttiği üzere bu ifade bir istiaredir; zira ateş onları sarıp doğrudan temas ettiği için onlara dostluk eder ve onlar için yardımcı ve destekçi olan bir mevla konumunda olur. Buna göre "mevlâküm" kelimesi, hakkında "size en layık olan yerdir" denilen mekânınız manasında bir mekân zarfı olur.
16839. Metin
إن هذا الحوار أو النقاش السابق وصفه في الدنيا قبل الآخرة إعجاز قرآني، وإنذار موجه لخير الإنسان، لأنه يبين نوع الجزاء المؤلم، وسببه الذي أدى إليه، فلا يبقى هناك مجال للوم أو الاعتذار، فمن أنذر فقد أعذر، وأدى ما عليه ليتجنب الأسباب المؤدية إلى الهلاك والخسران، في يوم لا تغيير فيه ولا تبديل في القضاء والحكم الحاسم.
Ahiretten önce dünyada tasvir edilen bu diyalog veya tartışma Kur'an'ın bir mucizesidir ve insanın iyiliğine yönelik bir uyarıdır. Çünkü acı verici cezanın türünü ve buna yol açan sebebi açıklamaktadır; böylece geriye hiçbir kınama veya mazeret alanı kalmaz. Zira uyaran kimse mazur sayılır ve kesin hükmün ve kazanın değişmeyeceği o günde helake ve hüsrana götüren sebeplerden sakınmak için üzerine düşeni yapmıştır.
16840. Metin
إن النفاق مرض عضال يضرّ بالأمة والمجتمع، كما يضرّ بأهله الذين كانوا أغبياء أو حمقى أو ضعيفي نظر ووعي. ولقد عانى المسلمون في الصدر الأول من هذا المرض وأهله الذين كانوا شوكة للطعن من الخلف، لولا تأييد الله ونصره وإحباط مكائدهم.
Şüphesiz nifak, ahmak, akılsız veya dar görüşlü ve bilinçsiz olan kendi mensuplarına zarar verdiği gibi ümmete ve topluma da zarar veren amansız bir hastalıktır. Allah'ın yardımı, zaferi ve onların hilelerini boşa çıkarması olmasaydı, ilk dönemdeki Müslümanlar arkadan vuracak bir diken gibi olan bu hastalıktan ve onun ehlinden çok çekerlerdi.
16841. Metin
الحضّ على خشية الله والصدقات
Allah Korkusuna ve Sadakalara Teşvik
16842. Metin
لا تكفي المقارنة الوصفية أحيانا بين الأشياء والأحوال المتضادّة، مثل وصف جزاء المؤمنين وجزاء الكافرين، لذا كان المولى يتعهد أهل الإيمان بمزيد من التوجيه والنصح والإرشاد والتربية الفاضلة، ليكونوا دائما عنوانا مشرّفا على رسالة الإسلام العظيمة، رسالة الخير والإنقاذ والنجاة للبشرية جمعاء. ومن هذا التوجيه القرآني للمؤمنين: حثّ المؤمنين على ملازمة الخشوع وخشية القلب لمواعظ الله تعالى، وتحذيرهم من التشبه ببعض قساة القلوب الذين قطعوا صلتهم بأنبيائهم، وأهملوا أوامر دينهم ونواهيه، كما يتبين في هذه الآيات:
Bazen zıt şeylerin ve durumların arasını sadece betimsel olarak karşılaştırmak yetmez; tıpkı müminlerin mükâfatı ile kâfirlerin cezasının betimlenmesinde olduğu gibi. Bu yüzden Yüce Mevlâ, bütün insanlık için bir kurtuluş, necat ve hayır mesajı olan İslam'ın yüce mesajının her zaman şerefli birer temsilcisi olsunlar diye iman ehlini daha fazla yönlendirme, öğüt, irşad ve faziletli bir terbiye ile gözetip eğitirdi. Müminlere yönelik bu Kur'anî yönlendirmelerden biri de; müminleri Yüce Allah'ın öğütleri karşısında devamlı huşû içinde olmaya ve kalpten korku duymaya teşvik etmek ve peygamberleriyle bağlarını koparan, dinlerinin emir ve yasaklarını ihmal eden bazı katı kalplilere benzemekten onları sakındırmaktır. Nitekim bu durum şu ayetlerde açıkça görülmektedir:
16843. Metin
[سورة الحديد (٥٧) : الآيات ١٦ الى ١٩]
[Hadîd Suresi (57), Ayetler: 16-19]
16844. Metin
أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَما نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلا يَكُونُوا كَالَّذِينَ أُوتُوا الْكِتابَ مِنْ قَبْلُ فَطالَ عَلَيْهِمُ الْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فاسِقُونَ (١٦) اعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يُحْيِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِها قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآياتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ (١٧) إِنَّ الْمُصَّدِّقِينَ وَالْمُصَّدِّقاتِ وَأَقْرَضُوا اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً يُضاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ أَجْرٌ كَرِيمٌ (١٨) وَالَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ أُولئِكَ هُمُ الصِّدِّيقُونَ وَالشُّهَداءُ عِنْدَ رَبِّهِمْ لَهُمْ أَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآياتِنا أُولئِكَ أَصْحابُ الْجَحِيمِ (١٩)
{ أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَما نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلا يَكُونُوا كَالَّذِينَ أُوتُوا الْكِتابَ مِنْ قَبْلُ فَطالَ عَلَيْهِمُ الْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فاسِقُونَ (١٦) اعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يُحْيِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِها قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآياتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ (١٧) إِنَّ الْمُصَّدِّقِينَ وَالْمُصَّدِّقاتِ وَأَقْرَضُوا اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً يُضاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ أَجْرٌ كَرِيمٌ (١٨) وَالَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ أُولئِكَ هُمُ الصِّدِّيقُونَ وَالشُّهَداءُ عِنْدَ رَبِّهِمْ لَهُمْ أَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآياتِنا أُولئِكَ أَصْحابُ الْجَحِيمِ (١٩) } “İman edenlerin, Allah'ın zikrine ve inen hakka karşı kalplerinin ürperip yumuşayacağı zaman daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilip de üzerlerinden uzun zaman geçince kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onların birçoğu yoldan çıkmış kimselerdir. (16) Bilin ki Allah, ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Aklınızı kullanasınız diye size ayetleri açıkça bildirdik. (17) Şüphesiz sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler var ya, onlara kat kat fazlası verilir ve onlar için pek değerli bir mükâfat vardır. (18) Allah'a ve peygamberlerine iman edenler; işte onlar Rableri katında sıddîkların ve şehitlerin ta kendileridir. Onların mükâfatları ve nurları vardır. İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir. (19)”
16845. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» [الحديد: ٥٧/ ١٦- ١٩] .
1 2 3 4 5 6 [Hadîd: 57/16-19].
16846. Metin
أخرج ابن أبي شيبة في مصنفه، عن عبد العزيز بن أبي رواد: أن أصحاب النّبي ﷺ ظهر فيهم المزاح والضحك، فنزلت: أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ.. الآية.
İbn Ebî Şeybe Musannef'inde Abdülaziz b. Ebî Revvâd'dan şunu rivayet etmiştir: Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in ashabı arasında şakalaşma ve gülme zuhur edince şu ayet indi: { أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ } “İman edenlerin, Allah'ın zikrine ... kalplerinin ürperip yumuşayacağı zaman daha gelmedi mi?”
16847. Metin
في هذه الآية معنى الحضّ والتقريع، قال ابن عباس ﵄: عوتب المؤمنون بهذه الآية بعد ثلاث عشرة سنة من نزول القرآن. والخشوع: اللين والذّلّ لله تعالى، وهو هيئة تظهر في الجوارح (الأعضاء) متى كانت في القلب، فلذلك خصّ الله تعالى القلب بالذكر. والمعنى: ألم يحن الوقت لكي تلين قلوب المؤمنين وترق عند سماع تذكير الله ووحيه؟ أو لأجل ذكر الله وقرآنه، أو لأجل تذكير الله تعالى إياهم وأمره فيهم، فيفهمون المطلوب ويطيعون الآمر والنّاهي وهو الله تعالى.
Bu ayette teşvik ve kınama anlamı vardır. İbn Abbas (radıyallâhu anhümâ) şöyle demiştir: "Müminler bu ayetle Kur'an'ın nüzulünden on üç yıl sonra uyarılıp kınandılar." Huşû; Yüce Allah'a karşı yumuşamak ve boyun eğmektir; bu da kalpte var olduğu zaman organlarda tezahür eden bir haldir. Bu sebeple Yüce Allah zikrederken özellikle kalbi tahsis etmiştir. Ayetin manası şudur: Müminlerin Allah'ın hatırlatmasını ve vahyini işittiklerinde kalplerinin yumuşayıp incelmesinin zamanı gelmedi mi? Ya da Allah'ın zikri ve Kur'an'ı sebebiyle, yahut Yüce Allah'ın onlara hatırlatması ve onlar hakkındaki emri sebebiyle gerekeni anlayıp emreden ve yasaklayan olan Yüce Allah'a itaat etmelerinin vakti gelmedi mi?
16848. Metin
ولا يتشبهوا بحملة الكتاب الإلهي من قبلهم قبل نزول القرآن، حين طال عليهم الزمان والفجوة بينهم وبين أنبيائهم، فقست قلوبهم بذلك السبب، حتى صاروا لا يتأثرون بالموعظة، ولا بالوعد والوعيد، وبدّلوا كتاب الله الذي بأيديهم، واتّبعوا أهواءهم، وكثير منهم خارجون عن حدود الله وأوامره ونواهيه، فصارت أعمالهم باطلة، وقلوبهم فاسدة.
Kur'an inmeden önce, kendilerinden evvel ilahî kitaba muhatap olan kimselere benzemesinler. Çünkü onların üzerinden uzun zaman geçmiş, peygamberleri ile aralarındaki mesafe uzamıştı da bu sebeple kalpleri katılaşmıştı; öyle ki artık ne öğütten ne de vaad ve tehditten etkilenir olmuşlardı. Ellerindeki Allah'ın kitabını değiştirdiler, hevalarına uydular. Onların birçoğu Allah'ın sınırlarının, emirlerinin ve yasaklarının dışına çıkmış kimselerdir; böylece amelleri bâtıl, kalpleri de bozuk hale gelmiştir.
16849. Metin
ثم ضرب الله المثل في تأثير مواعظ القرآن، وهو كما أن الله يحيي الأرض بالنبات والغيث بعد جدبها، قادر على أن يلين القلوب بعد قسوتها، ويهدي الحيارى بعد الضلال، ببراهين القرآن وأدلته، فقد أوضحنا لكم الآيات والحجج، كي تتدبّروها، وتعقلوا ما فيها من المواعظ، وتعملوا بها.
Sonra Allah, Kur'an'ın öğütlerinin tesirine dair bir misal verdi: Nasıl ki Allah toprağı kuruyup çoraklaştıktan sonra bitkilerle ve yağmurla diriltiyorsa; katılaştıktan sonra kalpleri yumuşatmaya, şaşkınlık içinde bocalayanları sapıklıktan sonra Kur'an'ın delilleri ve bürhanlarıyla hidayete erdirmeye de kadirdir. Düşünesiniz, oradaki öğütleri kavrayasınız ve onlarla amel edesiniz diye size ayetleri ve delilleri açıkça bildirdik.
16850. Metin
والثواب كبير على الصدقة في سبيل الله، فإن المتصدقين والمتصدقات بأموالهم على ذوي الحاجة والفقر، ودفعوا المال بنيّة خالصة، ابتغاء رضوان الله، يضاعف لهم الثواب، فتكون الحسنة بعشرة أمثالها، إلى سبع مائة ضعف، إلى أضعاف كثيرة، ولهم
Allah yolunda sadaka vermenin sevabı çok büyüktür. Mallarını ihtiyaç sahiplerine ve fakirlere infak eden sadaka ehli erkekler ve kadınlar, parayı Allah'ın rızasını gözeterek ihlaslı bir niyetle verdikleri takdirde kendilerine kat kat sevap verilir; böylece bir iyilik on mislinden yedi yüz misline ve daha pek çok katına çıkarılır. Onlar için
16851. Metin
فوق ذلك ثواب سخي كثير النفع، حسن العطاء والأثر. فقوله: إِنَّ الْمُصَّدِّقِينَ وَالْمُصَّدِّقاتِ أي إن الذين تصدّقوا.
bunun da ötesinde pek cömertçe, çok faydalı, güzel bir ihsan ve esere sahip bir mükâfat vardır. Ayetteki: { إِنَّ الْمُصَّدِّقِينَ وَالْمُصَّدِّقاتِ } “Şüphesiz sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar” ifadesi, yani sadaka veren kimseler demektir.
16852. Metin
والذين أقرّوا بوحدانية الله وصدقوا رسله، هم في منزلة الصّديقين، قال مجاهد:
Allah'ın birliğini ikrar edip peygamberlerini tasdik edenler ise sıddîkların makamındadırlar. Mücâhid şöyle demiştir:
16853. Metin
كل من آمن بالله ورسله فهو صدّيق. والصواب أنهم الذين سبقوا إلى الإيمان ورسخوا فيه. والذين استشهدوا في سبيل الله، لإعلاء كلمته ودينه، ولرفع راية الحق والتوحيد وأهله، لهم الثواب العظيم عند ربّهم، والنور الموعود به الذي يسعى بين أيديهم وبأيمانهم. فقوله: لَهُمْ أَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ خبر عن الشهداء فقط في قول، وخبر عن المؤمنين المذكورين في أول الآية في أكثر الأقوال. وهذا إشارة لصنفين من المؤمنين: وهم الشهداء والصّدّيقون، والصّنفان الآخران: الأنبياء والصّالحون، وهؤلاء الأربعة هم المذكورون في آية أخرى: وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَالرَّسُولَ فَأُولئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَداءِ وَالصَّالِحِينَ [النّساء: ٤/ ٦٩] .
"Allah'a ve peygamberlerine iman eden herkes sıddîktır." Doğru olan görüş ise onların imanda öne geçen ve onda kökleşen kimseler olduğudur. Allah'ın kelimesini ve dinini yüceltmek, hakkın ve tevhidin sancağını ve ehlini yükseltmek için O'nun yolunda şehit düşenlere gelince; Rableri katında onlar için büyük bir mükâfat ve önlerinde ve sağlarında koşacak olan vaad edilmiş nur vardır. { لَهُمْ أَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ } “Onların mükâfatları ve nurları vardır” ifadesi bir görüşe göre sadece şehitlerin haberidir; görüşlerin çoğuna göre ise ayetin başında zikredilen müminlerin haberidir. Bu durum müminlerden iki sınıfa işarettir: Onlar şehitler ve sıddîklardır. Diğer iki sınıf ise peygamberler ve salihlerdir. Bu dört zümre başka bir ayette şöyle zikredilmektedir: { وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَالرَّسُولَ فَأُولئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَداءِ وَالصَّالِحِينَ } “Kim Allah'a ve Peygamber'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salihlerle beraberdirler.” [Nisâ: 4/69].
16854. Metin
والصّدّيقون: مبالغة من الصّدق أو من التّصديق، وهم الذين سبقوا إلى الإيمان ورسخوا فيه.
Sıddîklar; sıdktan veya tasdikten türetilmiş mübalağa kipidir ve bunlar imanda öne geçen ve onda kökleşen kimselerdir.
16855. Metin
والذين أنكروا وجود الله، وجحدوا وحدانيته، وكذبوا آياته وبراهينه الدالة على ألوهيته الحقّة، وصدق رسله، أولئك لا غيرهم أصحاب النار خالدين فيها أبدا.
Allah'ın varlığını inkâr eden, birliğini reddeden, O'nun hak ilahlığına ve peygamberlerinin doğruluğuna delalet eden ayetlerini ve delillerini yalanlayanlara gelince; işte onlar, başkası değil, ebediyen orada kalmak üzere cehennem ehlidirler.
16856. Metin
وهذا حال الأشقياء، بعد التعرف على حال السعداء.
Mutluların durumu öğrenildikten sonra, bu da bedbahtların durumudur.
16857. Metin
حال الدنيا وحقيقة الآخرة
Dünyanın Hali ve Ahiretin Gerçeği
16858. Metin
زهّد القرآن الكريم بالدنيا حتى لا تطغى على العمل للآخرة، ولأنها فانية زائلة، وأوضح حقيقة الآخرة، حتى يقبل العالم على الإيمان بها والإعداد لها، ولأنها خلود دائمة، والخالد أبقى وأجدى، فيفضل على المؤقت الزائل، ويحرص العقلاء أهل
Kur'ân-ı Kerîm, ahiret ameline baskın gelmesin diye ve fani olup yok olacağı için insanları dünyadan sakındırmış; bütün insanlık ona iman etmeye ve onun için hazırlık yapmaya yönelsin diye ve ebedî bir kalıcılık yurdu olduğu için ahiretin hakikatini açıklamıştır. Çünkü ebedî olan daha kalıcı ve daha faydalıdır; dolayısıyla geçici ve yok olana tercih edilir. Akıl sahibi, iman ve takva ehli kimseler,
16859. Metin
الإيمان والتقوى على التنافس في عمل الآخرة، لأنها درجات يتفاضل فيها السعداء، وكلما كان المؤمن في درجة أعلى، والفردوس أعلى الجنان، كان أو في نعمة، وأكثر غبطة، وهذا ما نجده في الآيات الآتية:
ahiret ameli hususunda yarışmaya can atarlar; zira ahiret, mutlu kimselerin birbirine üstün kılındığı derecelerden ibarettir. Mümin ne kadar yüksek bir derecede ve cennetlerin en yücesi olan Firdevs'te olursa, nimeti o kadar tam ve sevinci o kadar çok olur. İşte bunu şu ayetlerde bulmaktayız:
16860. Metin
[سورة الحديد (٥٧) : الآيات ٢٠ الى ٢١]
[Hadîd Suresi (57), Ayetler: 20-21]
16861. Metin
اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَياةُ الدُّنْيا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكاثُرٌ فِي الْأَمْوالِ وَالْأَوْلادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَباتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَراهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطاماً وَفِي الْآخِرَةِ عَذابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرِضْوانٌ وَمَا الْحَياةُ الدُّنْيا إِلاَّ مَتاعُ الْغُرُورِ (٢٠) سابِقُوا إِلى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُها كَعَرْضِ السَّماءِ وَالْأَرْضِ أُعِدَّتْ لِلَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ ذلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ (٢١)
{ اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَياةُ الدُّنْيا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكاثُرٌ فِي الْأَمْوالِ وَالْأَوْلادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَباتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَراهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطاماً وَفِي الْآخِرَةِ عَذابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرِضْوانٌ وَمَا الْحَياةُ الدُّنْيا إِلاَّ مَتاعُ الْغُرُورِ (٢٠) سابِقُوا إِلى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُها كَعَرْضِ السَّماءِ وَالْأَرْضِ أُعِدَّتْ لِلَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ ذلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ (٢١) } “Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve mallar ile evlatlar konusunda bir yarıştan ibarettir. Tıpkı bitirdiği ekin ekicilerin hoşuna giden bir yağmur gibidir. Sonra o ekin kurur da sen onu sapsarı görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap, Allah’tan bir bağışlanma ve rıza vardır. Dünya hayatı ise aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir. (20) Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği gökle yerin genişliği kadar olup Allah’a ve peygamberlerine iman edenler için hazırlanmış bulunan bir cennete doğru yarışın. İşte bu, Allah’ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah, büyük lütuf sahibidir. (21)”
16862. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» [الحديد: ٥٧/ ٢٠- ٢١] .
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» [Hadîd: 57/ 20-21].
16863. Metin
هذه آية وعظ وتبيين لأمر الدنيا وضعة منزلتها، والتعريف بحقيقة الآخرة ورفعة مكانتها للمؤمنين العاملين، وشدة عذابها للأشقياء الضّالين.
Bu ayet; dünya işini ve onun derecesinin düşüklüğünü açıklayıp öğüt veren, amel eden müminler için ahiretin hakikatini ve makamının yüceliğini, sapmış bedbahtlar için ise azabının şiddetini bildiren bir ayettir.
16864. Metin
اعلموا أيها الناس جميعا أن الحياة الدنيا مجرد لعب ليس فيها جدّ يدوم، ولهو يتلهى به ثم يزول، وزينة يتزين بها مؤقتا ثم يذهب، ومفخرة يتفاخر بها، وتكاثر في الأموال والأولاد ثم ينتهي من غير أثر. والحياة الدنيا في هذه الآية: عبارة عن الأشغال والتصرفات والأفكار المختصة بالدنيا، المجردة عن أي عمل صالح للآخرة.
Ey bütün insanlar, bilin ki dünya hayatı, içinde kalıcı bir ciddiyet bulunmayan kuru bir oyundan, oyalanılıp sonra yok olan bir eğlenceden, geçici olarak süslenilip sonra kaybolan bir zinetten, böbürlenilen bir övünçten ve mallar ile evlatlar konusunda çoğalma yarışından ibarettir; sonra da geride hiçbir iz bırakmadan sona erer. Bu ayetteki dünya hayatı; ahiret için yapılan her türlü salih amelden soyutlanmış, sırf dünyaya has meşgaleler, davranışlar ve düşüncelerden ibarettir.
16865. Metin
واللعب واللهو شيء واحد، أو إن اللعب: ما لا فائدة فيه، واللهو: ما يشغل الإنسان عما يعنيه. والزينة: التحسين الخارج عن ذات الشيء. والتفاخر: التباهي بالأنساب والأموال وغيرها. والتكاثر: هو الرغبة في الدنيا ومظاهرها وألوانها وعددها، ليعتز بها الكاثر على من دونه.
Oyun (la'ib) ve eğlence (lehv) aynı şeydir; ya da oyun, kendisinde hiçbir fayda bulunmayan şey; eğlence ise insanı kendisini ilgilendiren şeyden alıkoyan meşgaledir. Zinet; şeyin zatının dışındaki güzelleştirmedir. Övünme (tefâhur); soylar, mallar ve benzeri şeylerle böbürlenmektir. Çoğalma yarışı (tekâsür) ise; çokluğa sahip olanın kendisinden aşağıda olana karşı üstünlük taslaması için dünyaya, onun tezahürlerine, çeşitlerine ve sayılarına rağbet etmesidir.
16866. Metin
والدنيا بهذه الأوصاف سبب البعد عن الدين، فهي التي يؤثرها ضعفاء النفوس
Bu nitelikleriyle dünya, dinden uzaklaşmanın sebebidir; zayıf nefislerin
16867. Metin
والعقول على الآخرة، وحبها رأس كل خطيئة، وهي مركب الشيطان، وسبب قسوة القلب، وضعف الذّمة وقلّة التقوى، وكل ما فيها عرض زائل يخدع السّذج والبسطاء، وما هي إلا كمثل مطر، أعجب الزّراع النبات الحاصل به، ثم يجفّ وييبس بعد خضرته، ثم يصير فتاتا هشيما متكسّرا بعد يبسه، تعصف به الرياح.
ahirete tercih ettikleri şey işte budur; onun sevgisi her günahın başıdır. O şeytanın biniti, kalbin katılaşmasının, sorumluluk bilincinin zayıflamasının ve takva azlığının sebebidir. İçindeki her şey, saf ve basit kimseleri aldatan geçici bir metadır. O, ancak bitirdiği bitki ekicilerin hoşuna giden bir yağmur gibidir; sonra o bitki yeşilliğinin ardından kuruyup sararır, kuruduktan sonra da rüzgârların savurduğu kırık dökük bir çöp haline gelir.
16868. Metin
والكفار هنا: الزّراع، لأنهم يكفرون، أي يسترون البذر في الأرض.
Buradaki "küffâr" (كفار) kelimesi çiftçiler (zürrâ') demektir; çünkü onlar tohumu toprağa örterler, yani gizlerler.
16869. Metin
ونظير الآية كثير في القرآن، مثل قوله تعالى: إِنَّما مَثَلُ الْحَياةِ الدُّنْيا كَماءٍ أَنْزَلْناهُ مِنَ السَّماءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَباتُ الْأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْأَنْعامُ حَتَّى إِذا أَخَذَتِ الْأَرْضُ زُخْرُفَها وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُها أَنَّهُمْ قادِرُونَ عَلَيْها أَتاها أَمْرُنا لَيْلًا أَوْ نَهاراً فَجَعَلْناها حَصِيداً كَأَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْأَمْسِ.. [يونس: ١٠/ ٢٤] .
Kur'an'da bu ayetin benzeri çoktur; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { إِنَّما مَثَلُ الْحَياةِ الدُّنْيا كَماءٍ أَنْزَلْناهُ مِنَ السَّماءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَباتُ الْأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْأَنْعامُ حَتَّى إِذا أَخَذَتِ الْأَرْضُ زُخْرُفَها وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُها أَنَّهُمْ قادِرُونَ عَلَيْها أَتاها أَمْرُنا لَيْلًا أَوْ نَهاراً فَجَعَلْناها حَصِيداً كَأَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْأَمْسِ } “Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, insanların ve hayvanların yiyeceği yer bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü zinetini takınıp süslendiği ve sahipleri de kendilerini ona güç yetirebileceklerini sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün oraya emrimiz gelir de sanki dün hiç yokmuş gibi onu kökünden biçilmiş bir hale getiriveririz...” [Yûnus: 10/24].
16870. Metin
ثم حذّر القرآن من أمر الدنيا، ومن مخاطر ومهالك العذاب في الآخرة، ورغّب في الاستعداد للظفر بالجنة والمغفرة والرضوان، فليس في الآخرة إلا أمران: إما عذاب شديد لأعداء الله والرّسل، وإما مغفرة من الله ورضوان لأوليائه وأهل طاعته. وما الحياة الدنيا إلا مجرد متاع يتمتع به، وخديعة لمن يغتر بها، ولم يعمل لآخرته. وقوله:
Sonra Kur'an dünya işinden ve ahiretteki azabın tehlikelerinden ve helak ediciliğinden sakındırmış; cenneti, mağfireti ve rızayı kazanmaya hazırlanmaya teşvik etmiştir. Zira ahirette sadece iki durum vardır: Ya Allah'ın ve peygamberlerin düşmanları için çetin bir azap, ya da Allah'ın dostları ve itaat ehli için Allah'tan bir mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı ise, sadece kendisiyle faydalanılan bir geçimlikten ve ona aldanıp ahireti için çalışmayan kimse için bir aldanıştan ibarettir. Ayetteki:
16871. Metin
مَتاعُ الْغُرُورِ معناه الشيء الذي لا يعظّم الاستمتاع به إلا مغتر.
{ مَتاعُ الْغُرُورِ } “Aldatıcı menfaat” ifadesinin manası; kendisinden faydalanmayı ancak aldanmış kimsenin gözünde büyüttüğü şey demektir.
16872. Metin
والآخرة: مجال التّسابق في الخيرات والمبرات، لذا قال الله تعالى: سابِقُوا إِلى مَغْفِرَةٍ.. أي بادروا إلى ما يوجب المغفرة لكم من ربكم من الأعمال الصالحة والإيمان المنجي، وإلى ما يوصل إلى جنة عرضها مثل عرض السماء والأرض معا، وقد عبّر عن المساحة بالعرض، ولم يقصد أن طولها أكثر ولا أقل. وهذه الآية حجة عند جميع العلماء في الندب إلى الطاعات. وقوله: سابِقُوا معناه: كونوا في أول صف المسابقة في الجهاد وغيره من الطاعات والفرائض.
Ahiret ise hayırlarda ve iyiliklerde yarışma alanıdır. Bu yüzden Yüce Allah: { سابِقُوا إِلى مَغْفِرَةٍ } “Bir bağışlanmaya doğru yarışın...” buyurmuştur. Yani Rabbinizden size mağfireti gerektiren salih amellere ve kurtarıcı imana; genişliği gökle yerin birlikteki genişliği gibi olan bir cennete ulaştıracak şeylere koşun. Alanı ifade etmek için genişlik (arz) kelimesi kullanılmıştır; yoksa uzunluğunun bundan daha fazla veya daha az olduğu kastedilmemiştir. Bu ayet, bütün âlimlerin nezdinde taatlere teşvik hususunda bir delildir. { سابِقُوا } “Yarışın” buyruğunun manası: Cihadda ve diğer taatlerde ve farzlarda yarışın en ön safında olun demektir.
16873. Metin
هذه الجنة أعدت وخلقت للذين صدقوا بالله ورسله، وعمل بما فرض الله عليه، واجتنب نهيه. وهذا دليل على أن الجنة مثل النار مخلوقة الآن معدّة لأهلها.
Bu cennet; Allah'ı ve peygamberlerini tasdik eden, Allah'ın kendisine farz kıldığı şeyleri yapan ve yasakladıklarından kaçınan kimseler için hazırlanmış ve yaratılmıştır. Bu da cennetin tıpkı cehennem gibi şu anda yaratılmış ve ehli için hazırlanmış olduğuna bir delildir.
16874. Metin
ومن حظي بالجنة والمغفرة فذلك من فضل الله ورحمته، يؤتيه من يريد من عباده، والله صاحب الفضل العميم الواسع، ورحمته سبقت غضبه.
Kim cennete ve mağfirete nail olursa, bu Allah'ın lütfu ve rahmetindendir; onu kullarından dilediğine verir. Allah bol ve geniş lütuf sahibidir, rahmeti gazabını geçmiştir.
16875. Metin
ألا إن الجنة غالية الثمن، وثمنها سهل بسيط وهو الإيمان والعمل الصالح والتسبيح والتحميد والتهليل والتكبير، فتلك غراسها الطيبة.
Haberiniz olsun ki cennetin değeri pek pahalıdır; bedeli ise kolay ve basittir; o da iman, salih amel, tesbih, tahmid, tehlil ve tekbirdir. İşte bunlar onun güzel fidanlarıdır.
16876. Metin
المصيبة والقدر ونظام الحياة
Musibet, Kader ve Hayat Düzeni
16877. Metin
الإسلام دين إيجابي وتنظيمي في آن واحد، وإيجابيته ظاهرة في العقيدة، خلافا لتصوّر الجهلة والعوام السّذّج، فإن من آمن بالقدر لا يعني اتّكاله على المقدّر، لأنه يجهل ذلك، وإنما يكون إيمانه بالقدر مبعث الإقدام والجرأة والشجاعة، فلا يهاب الموت إذا قاتل العدو، لأن الموت لا يتقدم ولا يتأخر، وأن الإقدام لا يقتل، وإذا أنفق في سبيل الله، فلا يخشى الفقر، لأنه يوقن بأن الرازق هو الله، وأن الجود أو السخاء لا يفقر. والحياة منظمة بقانون إلهي شامل مبني على العلم والوعي والتخطيط، وإعداد القوة، والعدل في الحكم، ومجاهدة النفس من أجل صلاح النفس والمجتمع، وجهاد العدو الخارجي الذي لا يفهم بغير القوة. وهذه آيات تدلّ على الإيجابية واحترام نظام الحياة:
İslam aynı anda hem aktif hem de düzenleyici bir dindir. Cahillerin ve saf avamın zannının aksine, onun bu aktifliği inançta açıkça görülür. Zira kadere inanan bir kimsenin bu inancı, takdir edilene tembelce bel bağlaması anlamına gelmez; çünkü o bunu bilemez. Bilakis onun kadere olan imanı atılganlığın, cesaretin ve şecaatin kaynağı olur; düşmanla savaştığı zaman ölümden korkmaz, çünkü ecel ne öne geçer ne de ertelenir ve atılganlık insanı öldürmez. Allah yolunda harcadığı zaman fakirlikten korkmaz, çünkü rızkı verenin Allah olduğuna ve cömertliğin insanı fakirleştirmeyeceğine kesinlikle inanır. Hayat; ilme, şuura, planlamaya, güç hazırlamaya, hükümde adalete, ferdin ve toplumun ıslahı uğruna nefisle mücadeleye ve güçten başkasını anlamayan dış düşmanla cihada dayalı kapsamlı bir ilahî kanunla düzenlenmiştir. İşte bu ayetler aktifliğe ve hayat düzenine saygı duymaya delalet etmektedir:
16878. Metin
[سورة الحديد (٥٧) : الآيات ٢٢ الى ٢٥]
[Hadîd Suresi (57), Ayetler: 22-25]
16879. Metin
ما أَصابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِي الْأَرْضِ وَلا فِي أَنْفُسِكُمْ إِلاَّ فِي كِتابٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَبْرَأَها إِنَّ ذلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ (٢٢) لِكَيْلا تَأْسَوْا عَلى ما فاتَكُمْ وَلا تَفْرَحُوا بِما آتاكُمْ وَاللَّهُ لا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتالٍ فَخُورٍ (٢٣) الَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ (٢٤) لَقَدْ أَرْسَلْنا رُسُلَنا بِالْبَيِّناتِ وَأَنْزَلْنا مَعَهُمُ الْكِتابَ وَالْمِيزانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَأَنْزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ (٢٥)
{ ما أَصابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِي الْأَرْضِ وَلا فِي أَنْفُسِكُمْ إِلاَّ فِي كِتابٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَبْرَأَها إِنَّ ذلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ (٢٢) لِكَيْلا تَأْسَوْا عَلى ما فاتَكُمْ وَلا تَفْرَحُوا بِما آتاكُمْ وَاللَّهُ لا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتالٍ فَخُورٍ (٢٣) الَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ (٢٤) لَقَدْ أَرْسَلْنا رُسُلَنا بِالْبَيِّناتِ وَأَنْزَلْنا مَعَهُمُ الْكِتابَ وَالْمِيزانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَأَنْزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ (٢٥) } “Yeryüzünde veya nefislerinizde meydana gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır. (22) Bu, elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiğine de şımarmayasınız diyedir. Allah, kendini beğenip böbürlenen hiç kimseyi sevmez. (23) Onlar cimrilik eden ve insanlara da cimriliği emreden kimselerdir. Kim yüz çevirirse, şüphesiz Allah zengindir, övgüye layık olandır. (24) Andolsun biz peygamberlerimizi apaçık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için onlarla beraber kitabı ve mizanı indirdik. Kendisinde çetin bir güç ve insanlar için birçok menfaatler bulunan demiri de indirdik. Bu, Allah’ın, gaybda kendisine ve peygamberlerine kimin yardım edeceğini bilip ortaya çıkarması içindir. Şüphesiz Allah çok kuvvetlidir, mutlak galiptir. (25)”
16880. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥»
1 2 3 4 5
16881. Metin
«١» «٢» [الحديد: ٥٧/ ٢٢- ٢٥] .
«١» «٢» [Hadîd: 57/ 22-25].
16882. Metin
لا توجد مصيبة من خير أو شر في الدنيا، سواء في الأرض كالقحط والجدب، أو الغلاء وغير ذلك، أم في الأنفس كالأمراض والموت والفقر، وذهاب الأولاد وغير ذلك، إلا وهي مسطرة أو مدونة في اللوح المحفوظ، من قبل إيجاد الخليقة، إن ٧ ثباتها في اللوح المحفوظ مع كثرتها والعلم بها قبل وجودها سهل يسير على الله، غير عسير، لأن الله هو الخالق، وهو أعلم بما خلق، يعلم ما كان وما سيكون وما لا يكون إلى يوم القيامة. وخصّ الكلام بالمصيبة لأنها أهم على البشر، وهي بعض الحوادث، فدلّ على أن جميع الحوادث خيرها وشرها معلوم عند الله، مدوّن في اللوح المحفوظ قبل وقوعه، أي إن الكتاب السابق أزلي قبل هذه الأشياء كلها، وإن تحصيل هذه الأشياء كلها في كتاب.
Dünyada hayır veya şer türünden hiçbir musibet yoktur ki —ister kuraklık, kıtlık, pahalılık ve benzeri şekilde yeryüzünde olsun; ister hastalıklar, ölüm, fakirlik, çocukların yitirilmesi ve benzeri şekilde nefislerde olsun— yaratılış var edilmeden önce Levh-i Mahfûz'da satır satır yazılmış veya kaydedilmiş olmasın. Çokluğuna ve var olmadan önceki ilmine rağmen bunların Levh-i Mahfûz'da tesbit edilmesi Allah'a çok kolaydır, asla zor değildir. Çünkü Allah yaratandır ve yarattığı şeyi en iyi bilendir; kıyamet gününe kadar olmuş olanı, olacak olanı ve olmayacak olanı bilir. Söz musibete tahsis edilmiştir, çünkü o insan için daha mühimdir ve hadiselerin bir kısmıdır. Bu da bütün hadiselerin hayrıyla şerriyle Allah katında bilindiğine ve vuku bulmadan önce Levh-i Mahfûz'da kayıtlı olduğuna delalet eder; yani önceki kitap bütün bu şeylerden önce ezelîdir ve bütün bu şeylerin tespiti bir kitaptadır.
16883. Metin
أخبرناكم بذلك لكيلا تحزنوا على ما فاتكم من نعيم في الدنيا، ولا تفرحوا فرح بطر وأشر بما هو آت، فلا تأسوا على ما فاتكم، لأنه لو قدّر شيء لكان، ولا تفرحوا بما جاءكم أو أعطاكم، فذلك كله من قدر الله ورزقه لكم، إن الله يعاقب كل مختال في نفسه، أي متكبّر، فخور على غيره، مباه بماله أو جاهه.
Bunu size dünyada elinizden kaçan nimetlere üzülmeyesiniz ve gelecek olan şeyle şımarıp böbürlenerek sevinmeyesiniz diye haber verdik. Elinizden çıkana üzülmeyin, çünkü bir şey takdir edilmişse mutlaka olur; size gelene veya O'nun size verdiğine de şımarmayın, çünkü bunların hepsi Allah'ın kaderinden ve size olan rızkındandır. Şüphesiz Allah, kendi nefsinde böbürlenen her kibirliyi ve başkalarına karşı malı veya makamıyla övünen kimseleri cezalandırır.
16884. Metin
والمختال غالبا يكون بخيلا، لذا ذكر الله خصال البخلاء، فهؤلاء البخلاء الفخورون: هم الذين يبخلون عادة بأموالهم وإيمانهم وغير ذلك، فلا يؤدون حقّ الله فيها، ولا يواسون فقيرا، بل إنهم يطلبون من غيرهم إمساك المال، ويرغّبون الناس بالبخل بما يملكون، حتى يجعلوا لهم أشباها وأمثالا، ومن يعرض عن
Kibirli kimse çoğunlukla cimri de olur; bu yüzden Allah cimrilerin niteliklerini zikretmiştir. İşte bu böbürlenen cimriler; genellikle mallarında, imanlarında ve diğer hususlarda cimrilik eden, bunlarda Allah'ın hakkını yerine getirmeyen ve hiçbir fakire destek olmayan kimselerdir. Dahası onlar, başkalarından da malı tutmalarını isterler ve kendilerine benzer ve emsal kimseler oluşturmak için insanları ellerindekinde cimrilik yapmaya teşvik ederler. Kim de...
16885. Metin
الإنفاق وعن أمر الله وطاعته، فإن الله غني عنه، محمود الذات في السماء والأرض عند خلقه، لا يضرّه ذلك، ولا يضرّ البخيل إلا نفسه.
infaktan, Allah'ın emrinden ve O'na itaatten yüz çevirirse, bilsin ki Allah ondan müstağnidir; gökte ve yerde mahlûkatı katında zatı övgüye layık olandır. Bu durum O'na hiçbir zarar vermez; cimri ancak kendi nefsine zarar verir.
16886. Metin
إعراب: الَّذِينَ يَبْخَلُونَ على مذهب الأخفش: صفة لكلمة كل في قوله: كُلَّ مُخْتالٍ فَخُورٍ أو خبر لمبتدأ محذوف تقديره: هم الذين يبخلون، أو مبتدأ وخبره محذوف معناه الوعيد والذّم، وحذفه للإبهام.
İ'rab: { الَّذِينَ يَبْخَلُونَ } ifadesi Ahfeş'in mezhebine göre: { كُلَّ مُخْتالٍ فَخُورٍ } buyruğundaki "küll" kelimesinin sıfatıdır; ya da takdiri "onlar cimrilik edenlerdir" (hümülleziyne yebhalûn) olan mahzuf bir mübtedanın haberidir; yahut mübtedadır ve haberi tehdit ve kınama anlamında mahzuftur, kapalı bırakılmak (ibhâm) için hazfedilmiştir.
16887. Metin
ثم أوضح الله تعالى الغرض من بعثة الرّسل وهو تنظيم شؤون الحياة، فقال:
Sonra Yüce Allah peygamber göndermenin gayesini açıkladı; o da hayat işlerini düzene koymaktır. Şöyle buyurdu:
16888. Metin
لَقَدْ أَرْسَلْنا رُسُلَنا بِالْبَيِّناتِ.. أي تالله لقد أرسلنا رسلنا الملائكة إلى الأنبياء بالوحي، وبعثنا الأنبياء بالمعجزات البيّنة والحجج الواضحات، وأنزلنا معهم الكتاب، أي جنس الكتاب الشامل لكل كتاب سماوي كالتوراة والزبور والإنجيل والقرآن، وأنزلنا معهم الميزان، أي العدل في الأحكام، أي أمرناهم به، ليتبع الناس ما أمروا به من الحق والعدل، وتقوم حياتهم عليه، فيتعاملوا بينهم بالإنصاف في جميع أمورهم الدينية والدنيوية.
{ لَقَدْ أَرْسَلْنا رُسُلَنا بِالْبَيِّناتِ } “Andolsun biz peygamberlerimizi apaçık delillerle gönderdik...” Yani Allah'a andolsun ki, melek elçilerimizi peygamberlere vahiyle gönderdik; peygamberleri de apaçık mucizeler ve açık delillerle vazifelendirdik. Onlarla birlikte kitabı, yani Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an gibi her semavî kitabı kapsayan kitap cinsini indirdik; onlarla beraber mizanı, yani hükümlerde adaleti indirdik; diğer bir deyişle insanlara emredildikleri hakka ve adalete uysunlar ve hayatları bunun üzerine kurulsun diye bunu onlara emrettik; böylece hem dinî hem de dünyevî bütün işlerinde kendi aralarında insafla muamele ederler.
16889. Metin
وخلقنا الحديد وبقية المعادن، وجعلناه رادعا لمن أبى الحق وعانده بعد قيام الحجة عليه، ففيه قوة رادعة، وفيه منافع للناس ينتفعون به في كثير. من حاجاتهم ومعايشهم، كأدوات الطعام، ومرافق المنازل وحياة الإقتصاد، وصناعة السلم والحرب وغير ذلك.
Demiri ve diğer madenleri yarattık ve aleyhine delil ikame edildikten sonra hakkı reddedip ona inatla karşı çıkan kimse için onu bir caydırıcı kıldık. Onda caydırıcı bir güç ve insanların pek çok ihtiyaçlarında ve geçimlerinde yararlandıkları menfaatler vardır; yemek aletleri, ev eşyaları, iktisat hayatı, barış ve savaş sanayii ve benzeri alanlar gibi.
16890. Metin
وهناك مضمر بعد قوله: وَمَنافِعُ لِلنَّاسِ تقديره: لينتفع الناس، وذلك مقدمة لما أظهره بعدئذ وهو وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ ليدلّ على أن هذا هو المقصود.
{ وَمَنافِعُ لِلنَّاسِ } “İnsanlar için birçok menfaatler” ifadesinden sonra takdiri "insanlar faydalansın diye" (liyentefia'n-nâs) olan gizli bir ifade vardır. Bu da daha sonra açıkça ifade ettiği: { وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ } “Allah'ın kimin yardım edeceğini bilip ortaya çıkarması için” ifadesine bir mukaddimedir; asıl maksadın bu olduğuna delalet etmek içindir.
16891. Metin
إنما شرع الله ذلك ليعلم علم مشاهدة ووجود من ينصر دينه ورسله بإخلاص، باستعمال الحديد في أسلحة الجهاد ومقاومة الأعداء، إن الله قوي قادر، عزيز قاهر غالب، يستطيع دفع عدوان الظالمين، وينصر رسله والمؤمنين من غير حاجة إليهم.
Allah bunu, cihat silahlarında ve düşmanlara karşı koymada demiri kullanarak O'nun dinine ve peygamberlerine kimin ihlasla yardım edeceğini müşâhede ve varlık ilmiyle bilip ortaya çıkarmak için meşru kılmıştır. Şüphesiz Allah çok kuvvetlidir, kadirdir; mutlak galiptir, kahredicidir, üstündür; zalimlerin saldırısını defetmeye ve onlara hiçbir ihtiyacı olmaksızın peygamberlerine ve müminlere yardım etmeye kadirdir.