Nahl Suresi Tefsiri

İbn Kesîr · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

17104. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

17105. Metin

وما توفيقي إلا بالله (¬١)

Muvaffakiyetim ancak Allah'tandır. (¬١)

17106. Metin

تفسير سورة النحل

Nahl Suresi'nin Tefsiri

17107. Metin

وهي مكية.

Bu sure Mekkîdir.

17108. Metin

{أَتَى أَمْرُ اللَّهِ فَلا تَسْتَعْجِلُوهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ (١)}

{أَتَى أَمْرُ اللَّهِ فَلا تَسْتَعْجِلُوهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ (١)} “Allah'ın emri geldi, artık onu acele istemeyin. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir.”

17109. Metin

يخبر تعالى عن اقتراب الساعة ودنوها معبرًا بصيغة الماضي الدال على التحقق (¬٢) والوقوع لا محالة [كما قال تعالى] (¬٣): {اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَ} [الأنبياء: ١]، وقال: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} [القمر: ١].

Allah Teâlâ, kıyametin yaklaştığını ve vaktinin geldiğini, kesinlikle gerçekleşeceğini (¬٢) ve vuku bulmasının kaçınılmaz olduğunu ifade eden geçmiş zaman kipiyle haber vermektedir [Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur] (¬٣): {اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَ} [الأنبياء: ١] “İnsanların hesaba çekilecekleri [gün] yaklaştı; hâlbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmektedirler.” [Enbiyâ: 1] ve şöyle buyurmuştur: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} [القمر: ١] “Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.” [Kamer: 1].

17110. Metin

وقوله: (فَلا تَسْتَعْجِلُوهُ) أي: قرب ما تباعد فلا تستعجلوه.

(فَلا تَسْتَعْجِلُوهُ) “artık onu acele istemeyin” kavli ise; uzak olan yaklaşmıştır, bu yüzden onun acele gelmesini istemeyin, demektir.

17111. Metin

يحتمل أن يعود الضمير على الله، ويحتمل أن يعود على العذاب، وكلاهما متلازم، كما قال تعالى: {وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَوْلا أَجَلٌ مُسَمًّى لَجَاءَهُمُ الْعَذَابُ وَلَيَأْتِيَنَّهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لا يَشْعُرُونَ * يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ} [العنكبوت: ٥٣، ٥٤].

Zamirin Allah'a dönmesi muhtemel olduğu gibi, azaba dönmesi de muhtemeldir; nitekim her ikisi de birbirinin ayrılmazıdır. Allah Teâlâ'nın buyurduğu gibi: {وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَوْلا أَجَلٌ مُسَمًّى لَجَاءَهُمُ الْعَذَابُ وَلَيَأْتِيَنَّهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لا يَشْعُرُونَ * يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ} [العنكبوت: ٥٣، ٥٤] “Senden azabın acele gelmesini istiyorlar. Eğer belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap onlara mutlaka gelirdi. O, kendileri farkında olmadan ansızın başlarına gelecektir. Senden azabın acele gelmesini istiyorlar; hâlbuki cehennem kâfirleri mutlaka kuşatacaktır.” [Ankebût: 53-54].

17112. Metin

وقد ذهب الضحاك في تفسير هذه الآية إلى قول عجيب، فقال في قوله: (أَتَى أَمْرُ اللَّهِ) أي: فرائضه وحدوده.

Dahhâk bu ayetin tefsirinde garip bir görüşe gitmiş ve (أَتَى أَمْرُ اللَّهِ) “Allah'ın emri geldi” kavli hakkında: "Yani O'nun farzları ve sınırlarıdır" demiştir.

17113. Metin

وقد رده ابن جرير فقال: لا نعلم أحدًا استعجل الفرائض (¬٤) والشرائع قبل وجودها (¬٥) بخلاف العذاب فإنهم استعجلوه قبل كونه، استبعادًا وتكذيبًا.

İbn Cerîr bu görüşü reddederek şöyle demiştir: "Farzların (¬٤) ve şeriat hükümlerinin henüz vazedilmeden önce acele gelmesini isteyen (¬٥) hiç kimse bilmiyoruz. Azap ise böyle değildir; çünkü onlar azabın gerçekleşmesini imkânsız görerek ve yalanlayarak onun acele gelmesini istemişlerdir."

17114. Metin

قلت: كما قال تعالى: {يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذِينَ لا يُؤْمِنُونَ بِهَا وَالَّذِينَ آمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَا وَيَعْلَمُونَ أَنَّهَا الْحَقُّ أَلا إِنَّ الَّذِينَ يُمَارُونَ فِي السَّاعَةِ لَفِي ضَلالٍ بَعِيدٍ} [الشورى: ١٨].

Derim ki: Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذِينَ لا يُؤْمِنُونَ بِهَا وَالَّذِينَ آمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَا وَيَعْلَمُونَ أَنَّهَا الْحَقُّ أَلا إِنَّ الَّذِينَ يُمَارُونَ فِي السَّاعَةِ لَفِي ضَلالٍ بَعِيدٍ} [الشورى: ١٨] “Ona inanmayanlar onun acele gelmesini isterler; inananlar ise ondan korku duyarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, kıyamet hakkında tartışıp duranlar derin bir sapıklık içindedirler.” [Şûrâ: 18].

17115. Metin

وقال ابن أبي حاتم: ذُكر عن يحيى بن آدم، عن أبي بكر بن عياش، عن محمد بن عبد الله -مولى المغيرة بن شعبة -عن كعب بن علقمة، عن عبد الرحمن بن حُجيرة، عن عقبة بن عامر قال: قال رسول الله ﷺ "تطلع عليكم عند الساعة سحابة سوداء من المغرب مثل الترس، فما تزال ترتفع في السماء، ثم ينادي مناد فيها: يا أيها الناس. فيقبل الناس بعضهم على بعض: هل سمعتم؟ فمنهم من يقول: نعم. ومنهم من يشك. ثم ينادي ٦ الثانية: يا أيها الناس. فيقول الناس بعضهم لبعض: هل سمعتم؟ فيقولون: نعم. ثم ينادي الثالثة: يا أيها الناس، أتى أمر الله فلا تستعجلوه. قال رسول الله ﷺ: فوالذي نفسي بيده، إن الرجلين لينشران الثوب فما يطويانه أبدا، وإن الرجل ليمدن حوضه فما يسقي فيه ٧ شيئًا أبدًا، وإن الرجل ليحلب ناقته فما يشربه أبدًا -قال -ويشتغل ٨ الناس" ٩.

İbn Ebî Hâtim şöyle demiştir: Yahyâ b. Âdem'den, [o] Ebû Bekir b. Ayyâş'tan, [o] Muğîre b. Şu'be'nin azatlısı Muhammed b. Abdillâh'tan, [o] Ka'b b. Alkame'den, [o] Abdurrahman b. Hucayre'den, [o da] Ukbe b. Âmir'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Kıyamet [kopacağı] vakit üzerinize batı tarafından kalkan gibi siyah bir bulut doğar. Gökte durmaksızın yükselmeye devam eder. Sonra onun içinde bir münadi: "Ey insanlar!" diye seslenir. İnsanlar birbirlerine yönelip: "Duydunuz mu?" derler. Onlardan kimi "Evet" der, kimi de şüpheye düşer. Sonra ikinci defa seslenir 6: "Ey insanlar!" İnsanlar birbirlerine: "Duydunuz mu?" derler. Onlar da: "Evet" derler. Sonra üçüncü defa seslenir: "Ey insanlar! Allah'ın emri geldi, artık onu acele istemeyiniz."» Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [devamla] şöyle buyurdu: «Nefsim elinde olan [Allah]'a yemin olsun ki, iki adam kumaşı [satmak için] açarlar da onu bir daha asla katlayamazlar. Adam havuzunu sıvayıp hazırlar da onunla hiçbir şeye 7 asla su veremez. Adam devesini sağar da onun sütünü asla içemez.» [Ravi] dedi ki: «Ve insanlar [kendi canlarının derdiyle] meşgul olurlar 8.» 9

17116. Metin

ثم إنه تعالى نزه نفسه عن شركهم به غيره، وعبادتهم معه ما سواه من الأوثان والأنداد، تعالى وتقدس علوًا كبيرًا، وهؤلاء هم المكذبون بالساعة، قال: (سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ)

Sonra Allah Teâlâ, müşriklerin Kendisine başkasını ortak koşmalarından ve O'nunla birlikte putlar ve ortaklar gibi başka şeylere tapınmalarından zatını tenzih etmiştir. O, son derece yüce ve mukaddestir. Bunlar kıyameti yalanlayan kimselerdir; şöyle buyurmuştur: (سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ) “O, onların ortak koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir.”

17117. Metin

{يُنَزِّلُ الْمَلائِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ أَنْ أَنْذِرُوا أَنَّهُ لا إِلَهَ إِلا أَنَا فَاتَّقُونِ (٢)}

{يُنَزِّلُ الْمَلائِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ أَنْ أَنْذِرُوا أَنَّهُ لا إِلَهَ إِلا أَنَا فَاتَّقُونِ (٢)} “O, kullarından dilediğine kendi emrinden olan ruh ile melekleri indirir: 'Benden başka ilah olmadığı konusunda [insanları] uyarın ve Bana karşı takvalı olun!' [diye].”

17118. Metin

يقول تعالى: (يُنزلُ الْمَلائِكَةَ بِالرُّوحِ) أي: الوحي كما قال تعالى: {وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ رُوحًا مِنْ أَمْرِنَا مَا كُنْتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلا الإِيمَانُ وَلَكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدِي بِهِ مَنْ نَشَاءُ مِنْ عِبَادِنَا} [الشورى: ٥٢].

Allah Teâlâ buyuruyor ki: (يُنزلُ الْمَلائِكَةَ بِالرُّوحِ) “melekleri ruh ile indirir” yani vahiy ile; nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ رُوحًا مِنْ أَمْرِنَا مَا كُنْتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلا الإِيمَانُ وَلَكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدِي بِهِ مَنْ نَشَاءُ مِنْ عِبَادِنَا} [الشورى: ٥٢] “Böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin; fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık.” [Şûrâ: 52].

17119. Metin

وقوله: (عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ) وهم الأنبياء، كما قال: {اللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ} [الأنعام: ١٢٤]، وقال: {اللَّهُ يَصْطَفِي مِنَ الْمَلائِكَةِ رُسُلا وَمِنَ النَّاسِ} [الحج: ٧٥]، وقال: {يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلاقِ * يَوْمَ هُمْ بَارِزُونَ لا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ} [غافر: ١٥، ١٦].

(عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ) “Kullarından dilediğine” kavli ise, peygamberlerdir; nitekim şöyle buyurmuştur: {اللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ} [الأنعام: ١٢٤] “Allah, peygamberliğini nereye vereceğini en iyi bilendir.” [En'âm: 124] ve şöyle buyurmuştur: {اللَّهُ يَصْطَفِي مِنَ الْمَلائِكَةِ رُسُلا وَمِنَ النَّاسِ} [الحج: ٧٥] “Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da.” [Hac: 75] ve şöyle buyurmuştur: {يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلاقِ * يَوْمَ هُمْ بَارِزُونَ لا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ} [غافر: ١٥، ١٦] “Kavuşma gününü haber vermek için kullarından dilediğine emrinden olan ruhu indirir. O gün onlar meydana çıkarlar; onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. 'Bugün mülk kimindir?' 'Tek ve her şeye galip gelen Allah'ındır.'” [Gâfir: 15-16].

17120. Metin

وقوله: (أَنْ أَنْذِرُوا) أي: لينذروا (أَنَّهُ لا إِلَهَ إِلا أَنَا) [كما قال تعالى: {وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لا إِلَهَ إِلا أَنَا] (¬١) فَاعْبُدُونِ} [الأنبياء: ٢٥]، وقال في هذه [الآية] (¬٢): (فَاتَّقُونِ) أي: فاتقوا عقوبتي لمن خالف أمري وعبد غيري.

(أَنْ أَنْذِرُوا) “Uyarın diye” kavli, yani uyarsınlar diye; (أَنَّهُ لا إِلَهَ إِلا أَنَا) “Benden başka ilah yoktur” [Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لا إِلَهَ إِلا أَنَا] (¬١) فَاعْبُدُونِ} [الأنبياء: ٢٥] “Senden önce gönderdiğimiz her elçiye mutlaka: 'Benden başka ilah yoktur, öyleyse yalnız Bana kulluk edin' diye vahyetmişizdir.” [Enbiyâ: 25]]. Bu [ayette] (¬٢) de: (فَاتَّقُونِ) “ve Bana karşı takvalı olun!” buyurmuştur; yani emrime muhalefet eden ve Benden başkasına tapan kimseler için olan azabımdan sakının.

17121. Metin

{خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحَقِّ تَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ (٣) خَلَقَ الإِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ (٤)}

{خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحَقِّ تَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ (٣) خَلَقَ الإِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ (٤)} “Gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, onların ortak koştuklarından yücedir. İnsanı bir nutfeden yarattı; bir de bakarsın ki o, apaçık bir hasımdır!”

17122. Metin

يخبر تعالى عن خلقه العالم العلوي وهو السماوات، والعالم السفلي وهو الأرض بما حوت، وأن ذلك مخلوق بالحق لا للعبث (¬٣)، بل {لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاءُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى} [النجم: ٣١].

Allah Teâlâ, ulvi âlem olan gökleri ve süfli âlem olan yeri ve içindekileri yarattığını ve bunun boş yere değil (¬٣), hak ile yaratıldığını haber vermektedir; bilakis {لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاءُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى} [النجم: ٣١] “kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırsın, iyilik edenleri de en güzeliyle mükâfatlandırsın diye” [Necm: 31] [yaratmıştır].

17123. Metin

ثم نزه نفسه عن شرك من عبد معه غيره [من الأصنام التي لا تخلق شيئا وهم يخلقون فكيف ناسب أن يعبد معه غيره] (¬٤)، وهو المستقل بالخلق وحده لا شريك له، فلهذا يستحق (¬٥) أن يعبد وحده لا شريك له.

Sonra, Kendisiyle birlikte başkasına [hiçbir şey yaratamayan ve kendileri yaratılmış olan putlara] ibadet edenlerin şirkinden zatını tenzih etmiştir; [kendileri yaratılanlar nasıl O'nunla birlikte tapılmaya layık olabilir ki?] (¬٤) Hâlbuki O, tek başına ve ortaksız olarak yaratmada müstakildir. Bu sebeple yalnız O, ortaksız olarak ibadet edilmeye layıktır (¬٥).

17124. Metin

ثم نبه على خلق جنس الإنسان (مِنْ نُطْفَةٍ) أي: ضعيفة مهينة، فلما استقل ودَرَج إذا هو يخاصم ربه تعالى ويكذبه، ويحارب رسله، وهو إنما خلق ليكون عبدًا لا ضدًا، كما قال تعالى:

Sonra insan cinsinin (مِنْ نُطْفَةٍ) [bir nutfeden], yani zayıf ve hakir [bir sudan] yaratılışına dikkat çekmiştir. Fakat insan ayakları üzerinde durup serpilip gelişince bir de bakarsın ki Yüce Rabbine hasım kesilmekte, O'nu yalanlamakta ve peygamberleriyle savaşmaktadır. Oysa o, [Rabbine] bir hasım değil, bir kul olsun diye yaratılmıştır; nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

17125. Metin

{وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ مِنَ الْمَاءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًا وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًا * وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لا يَنْفَعُهُمْ وَلا يَضُرُّهُمْ وَكَانَ الْكَافِرُ عَلَى رَبِّهِ ظَهِيرًا} [الفرقان: ٥٤، ٥٥]، وقال: {أَوَلَمْ يَرَ الإِنْسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ * وَضَرَبَ لَنَا مَثَلا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ * قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنْشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ} [يس: ٧٧، ٧٩].

{وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ مِنَ الْمَاءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًا وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًا * وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لا يَنْفَعُهُمْ وَلا يَضُرُّهُمْ وَكَانَ الْكَافِرُ عَلَى رَبِّهِ ظَهِيرًا} [الفرقان: ٥٤، ٥٥] “Sudan bir insan yaratıp onu soy ve hısımlık bağı kılan O'dur. Rabbin her şeye güç yetirendir. Allah'ı bırakıp kendilerine ne fayda ne de zarar veremeyen şeylere tapıyorlar. Kâfir ise Rabbine karşı [şeytana] arka çıkandır.” [Furkân: 54-55] ve şöyle buyurmuştur: {أَوَلَمْ يَرَ الإِنْسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ * وَضَرَبَ لَنَا مَثَلا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ * قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنْشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ} [يس: ٧٧، ٧٩] “İnsan, kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi ki, hemen apaçık bir hasım kesiliverir? Kendi yaratılışını unutarak bize bir misal getirdi ve: 'Çürümüş kemikleri kim diriltecek?' dedi. De ki: 'Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı hakkıyla bilendir.'” [Yâsîn: 77-79].

17126. Metin

وفي الحديث الذي رواه الإمام أحمد وابن ماجه عن بُسْر بن جَحَّاش قال: بصق رسول الله في كفه، ثم قال: "يقول الله: ابن آدم، أنَّى تُعجِزني وقد خلقتك من مثل هذه، حتى إذا سويتك فعدلتك مشيت بين برديك وللأرض منك وئيد، فجمعت ومنعت، حتى إذا بلغت الحلقوم قلت: أتصدقُ. وأنى أوان الصدقة؟ " (¬١).

İmam Ahmed ve İbn Mâce'nin Büsr b. Cehhâş'tan rivayet ettiği hadiste o şöyle demiştir: Resûlullah avucuna tükürdü, sonra şöyle buyurdu: "Allah şöyle buyurur: 'Ey Âdemoğlu! Seni bunun benzeri bir şeyden yaratmışken Beni nasıl aciz bırakabilirsin? Seni şekillendirip düzgün bir kıvama getirdiğimde iki hırkanın içinde yürüdün ve bastığın topraktan ses geldi. Topladın ve vermedin. Can boğaza dayanınca da: Sadaka veriyorum, dedin. Oysa artık sadaka verme vakti nerede?'" (¬١).

17127. Metin

{وَالأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ (٥) وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسْرَحُونَ (٦)}

{وَالأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ (٥) وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسْرَحُونَ (٦)} “Ve hayvanları da yarattı; onlarda sizin için bir ısınma ve birçok menfaatler vardır, onlardan yersiniz de. Akşamleyin getirirken de, sabahleyin otlağa salarken de onlarda sizin için bir güzellik vardır.”

17128. Metin

يمتن تعالى على عباده بما خلق لهم من الأنعام، وهي الإبل والبقر والغنم، كما فصلها في سورة الأنعام إلى ثمانية أزواج، وبما جعل لهم فيها من المصالح والمنافع، من أصوافها وأوبارها وأشعارها يلبسون ويفترشون، ومن ألبانها يشربون، ويأكلون من أولادها، وما لهم فيها من الجمال وهو الزينة؛ ولهذا قال: (وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ) وهو وقت رجوعها عشيًا من المرعى (¬٢) فإنها تكون أمَدّه (¬٣) خواصر، وأعظمه ضروعًا، وأعلاه أسنمة، (وَحِينَ تَسْرَحُونَ) أي: غُدوة حين تبعثونها إلى المرعى.

Allah Teâlâ, kulları için yarattığı ve En'âm Suresi'nde sekiz çift olarak detaylandırdığı deve, sığır ve koyun gibi hayvanlar sebebiyle ve onlar için bunlarda kıldığı maslahatlar ve faydalar dolayısıyla kullarına lütufta bulunmaktadır; zira yünlerinden, tiftiklerinden ve kıllarından giyecek ve sergi yaparlar, sütlerinden içerler ve yavrularından yerler. Ayrıca onlar için bunlarda bir güzellik, yani ziynet vardır. Bu yüzden şöyle buyurmuştur: (وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ) “Akşamleyin getirirken sizin için onlarda bir güzellik vardır”, bu da akşam otlaktan döndükleri vakittir (¬٢); çünkü o vakit karınları en dolgun (¬٣), memeleri en büyük ve hörgüçleri en yüksek hâldedir. (وَحِينَ تَسْرَحُونَ) “ve sabahleyin otlağa salarken de”, yani sabah otlağa gönderdiğiniz vakit.

17129. Metin

{وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ إِلَى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغِيهِ إِلا بِشِقِّ الأَنْفُسِ إِنَّ رَبَّكُمْ لَرَءُوفٌ رَحِيمٌ (٧)}

{وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ إِلَى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغِيهِ إِلا بِشِقِّ الأَنْفُسِ إِنَّ رَبَّكُمْ لَرَءُوفٌ رَحِيمٌ (٧)} “Onlar, kendinizi ancak büyük bir zahmete sokarak varabileceğiniz bir beldeye ağırlıklarınızı taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatlidir, çok merhametlidir.”

17130. Metin

(وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ) وهي الأحمال المثقلة ٤ التي تَعجزُون عن نقلها وحملها، (إِلَى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغِيهِ إِلا بِشِقِّ الأنْفُسِ) وذلك في الحج والعمرة والغزو والتجارة، وما جرى مجرى ذلك، تستعملونها في أنواع الاستعمال، من ركوب وتحميل، كما قال تعالى: {وَإِنَّ لَكُمْ فِي الأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ * وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ} [المؤمنون: ٢١، ٢٢]، وقال تعالى: {اللَّهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الأَنْعَامَ لِتَرْكَبُوا مِنْهَا وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ * وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَلِتَبْلُغُوا عَلَيْهَا حَاجَةً فِي صُدُورِكُمْ وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ * وَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ فَأَيَّ آيَاتِ اللَّهِ تُنْكِرُونَ} [غافر: ٧٩، ٨١]؛؛ ولهذا قال هاهنا بعد تعداد هذه النعم: (إِنَّ رَبَّكُمْ لَرَءُوفٌ رَحِيمٌ) أي: ربكم الذي قيَّض لكم هذه الأنعام وسخرها لكم، كما قال: {أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَا أَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ * وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ} [يس: ٧١، ٧٢]، وقال: {وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالأَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَ * لِتَسْتَوُوا عَلَى ظُهُورِهِ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ إِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ * وَإِنَّا إِلَى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ} [الزخرف: ١٢ - ١٤].

{وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ} “Ağırlıklarınızı taşırlar” [ifadesi]; taşımaktan ve yüklenmekten âciz kaldığınız ağır yüklerdir 4. {إِلَى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغِيهِ إِلا بِشِقِّ الأنْفُسِ} “kendinizi ancak büyük bir zahmete sokarak varabileceğiniz bir beldeye” [ifadesi ise]; hac, umre, gazve, ticaret ve benzeri yolculuklardır. Onları binme ve yük taşıma gibi çeşitli şekillerde kullanırsınız. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {وَإِنَّ لَكُمْ فِي الأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ * وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ} [el-Mü'minûn: 21-22] “Şüphesiz sizin için sağmal hayvanlarda da bir ibret vardır. Onların karınlarındakinden size içiririz; onlarda sizin için birçok faydalar vardır ve onlardan yersiniz. Hem onların üzerinde hem de gemilerin üzerinde taşınırsınız.” Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur: {اللَّهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الأَنْعَامَ لِتَرْكَبُوا مِنْهَا وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ * وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَلِتَبْلُغُوا عَلَيْهَا حَاجَةً فِي صُدُورِكُمْ وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ * وَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ فَأَيَّ آيَاتِ اللَّهِ تُنْكِرُونَ} [Gâfir: 79-81] “Allah, bir kısmına binesiniz, bir kısmından da yiyesiniz diye sizin için sağmal hayvanları var edendir. Onlarda sizin için daha başka faydalar da vardır; gönüllerinizdeki bir arzuya onların sırtında ulaşırsınız. Hem onların üzerinde hem de gemilerin üzerinde taşınırsınız. O, size delillerini göstermektedir. Artık Allah'ın hangi delillerini inkâr edersiniz?” İşte bundan dolayı bu nimetleri saydıktan sonra burada: {إِنَّ رَبَّكُمْ لَرَءُوفٌ رَحِيمٌ} “Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatlidir, çok merhametlidir” buyurmuştur. Yani: Bu hayvanları sizin hizmetinize veren ve onları boyun eğdiren Rabbinizdir. Nitekim şöyle buyurmuştur: {أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَا أَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ * وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ} [Yâsîn: 71-72] “Görmediler mi ki, ellerimizin yaptıklarından onlar için nice hayvanlar yarattık da kendileri bunlara sahip olmaktadırlar? Onları kendilerine boyun eğdirdik; bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler.” Ve yine şöyle buyurmuştur: {وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالأَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَ * لِتَسْتَوُوا عَلَى ظُهُورِهِ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ إِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ * وَإِنَّا إِلَى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ} [ez-Zuhruf: 12-14] “Ve sizin için bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etti; ta ki sırtlarına kurulasınız, sonra üzerlerine yerleştiğinizde Rabbinizin nimetini anıp: 'Bunu bizim hizmetimize veren Allah'ın şanı ne yücedir, yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz' diyesiniz.”

17131. Metin

قال ابن عباس: {لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ} أي: ثياب، والمنافع: ما تنتفعون به من الأطعمة والأشربة.

İbn Abbâs: {لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ} “onlarda sizin için bir ısınma vardır” ayeti hakkında: "Yani elbiselerdir; menfaatler ise yiyecek ve içeceklerden faydalandığınız şeylerdir" demiştir.

17132. Metin

وقال عبد الرزاق: أخبرنا إسرائيل، عن سِمَاك، عن عكرمة، عن ابن عباس: {دِفْءٌ وَمَنَافِعُ} نسل كل دابة.

Abdurrezzâk dedi ki: İsrâîl bize Simâk'tan, o İkrime'den, o İbn Abbâs'tan bildirdi: {دِفْءٌ وَمَنَافِعُ} “ısınma ve menfaatler” her hayvanın neslidir.

17133. Metin

وقال مجاهد: {لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ} قال: لباس ينسج، ومنافع تُركَبُ، ولحم ولبن.

Mücâhid ise: {لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ} “onlarda sizin için bir ısınma vardır” ayeti hakkında: "Dokunan elbise, binilen menfaatler, et ve süttür" demiştir.

17134. Metin

وقال قتادة: {دِفْءٌ وَمَنَافِعُ} يقول: لكم فيها لباس، ومنفعة، وبُلْغة.

Katâde: {دِفْءٌ وَمَنَافِعُ} “ısınma ve menfaatler” hakkında: "Sizin için onlarda elbise, menfaat ve geçimlik vardır, buyurmaktadır" demiştir.

17135. Metin

وكذا قال غير واحد من المفسرين، بألفاظ متقاربة.

Müfessirlerden birden fazlası da birbirine yakın lafızlarla böyle söylemiştir.

17136. Metin

{وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةً وَيَخْلُقُ مَا لا تَعْلَمُونَ (٨)}

{وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةً وَيَخْلُقُ مَا لا تَعْلَمُونَ (٨)} “Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve ziynet olsun diye [yarattı]. Ve O, bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır.”

17137. Metin

هذا صنف آخر مما خلق ﵎ لعباده، يمتن به عليهم، وهو: الخيل والبغال والحمير، التي جعلها للركوب والزينة بها، وذلك أكبر المقاصد منها، ولما فَصَلها من الأنعام وأفردها بالذكر استدل من استدل من العلماء -ممن ذهب إلى تحريم لحوم الخيل -بذلك على ما ذهب إليه فيها، كالإمام أبي حنيفة، ﵀ (¬١) ومن وافقه من الفقهاء (¬٢)؛ لأنه تعالى قرنها بالبغال والحمير، وهي حرام، كما ثبتت به السنة النبوية، وذهب إليه أكثر العلماء.

Bu, Allah Teâlâ'nın kulları için yarattığı ve üzerlerine lütfettiği başka bir türdür; o da binesiniz ve ziynet olsun diye var ettiği atlar, katırlar ve eşeklerdir. Bunlardan asıl maksat da budur. Allah Teâlâ bunları hayvanlardan (en'amdan) ayırıp müstakil olarak zikredince, at etinin haram olduğuna hükmeden İmam Ebû Hanîfe rahimehullâh (¬١) ve ona muvafakat eden fakihler (¬٢) bu ayeti kendi görüşlerine delil getirmişlerdir; zira Allah Teâlâ atı, katır ve eşekle birlikte zikretmiştir, onlar ise nebevî sünnetle sabit olduğu ve ulemanın çoğunluğunun benimsediği üzere haramdır.

17138. Metin

وقد روى الإمام أبو جعفر بن جرير: حدثني يعقوب، حدثنا ابن عُلَيَّة، أنبأنا هشام الدَّسْتُوَائي، حدثنا يحيى بن أبي كثير، عن مولى نافع بن علقمة، أن ابن عباس كان يكره لحوم الخيل والبغال والحمير، وكان يقول: قال الله: {وَالأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ} فهذه للأكل، (وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا) فهذه للركوب (¬٣).

İmam Ebû Ca'fer b. Cerîr rivayet etti: Ya'kûb bana rivayet etti, İbn Uleyye bize rivayet etti, Hişâm ed-Destevâî bize bildirdi, Yahyâ b. Ebî Kesîr bize Nâfi' b. Alkame'nin azatlısından rivayet etti ki: İbn Abbâs at, katır ve eşek etlerini kerih görürdü ve şöyle derdi: Allah buyurmuştur: {وَالأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ} “Ve hayvanları da yarattı; onlarda sizin için bir ısınma ve birçok menfaatler vardır, onlardan yersiniz de”, bunlar yemek içindir; (وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا) “Atları, katırları ve eşekleri binmeniz için”, bunlar ise binmek içindir (¬٣).

17139. Metin

وكذا روي من طريق سعيد بن جُبَير وغيره، عن ابن عباس، بمثله. وقال مثل ذلك الحكم بن عتيبة (¬٤) ﵁ (¬٥) أيضا، واستأنسوا بحديث رواه الإمام أحمد في مسنده:

Aynı şekilde Saîd b. Cübeyr ve başkalarından da İbn Abbâs'tan benzeri bir rivayet nakledilmiştir. Hakem b. Uteybe (¬٤) radıyallâhu anh (¬٥) da bunun aynısını söylemiştir. Ayrıca İmam Ahmed'in Müsned'inde rivayet ettiği şu hadisle de istidlal etmişlerdir:

17140. Metin

حدثنا يزيد بن عبد ربه، حدثنا بَقِيَّة بن الوليد، حدثنا ثور بن يزيد، عن صالح بن يحيى بن المقدام بن معد يكرب، عن أبيه، عن جده، عن خالد بن الوليد، ﵁، قال: نهى رسول الله ﷺ عن أكل لحوم الخيل، والبغال، والحمير.

Bize Yezîd b. Abdirabbih rivayet etti, bize Bakıyye b. el-Velîd rivayet etti, bize Sevr b. Yezîd, Sâlih b. Yahyâ b. el-Mikdâm b. Ma'dîkerib'den, o babasından, o dedesinden, o da Hâlid b. el-Velîd'den radıyallâhu anh rivayet etti ki: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem at, katır ve eşek etlerinin yenmesini yasakladı."

17141. Metin

وأخرجه أبو داود والنسائي، وابن ماجه، من حديث صالح بن يحيى بن المقدام -وفيه كلام- به (¬٦).

Bunu Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce, Sâlih b. Yahyâ b. el-Mikdâm –ki hakkında tenkit vardır– hadisinden bu isnadla rivayet etmişlerdir (¬٦).

17142. Metin

ورواه أحمد أيضا من وجه آخر بأبسط من هذا وأدل منه فقال:

Ahmed de bunu başka bir tarikten, bundan daha ayrıntılı ve maksada daha açık delalet eder bir şekilde rivayet edip şöyle demiştir:

17143. Metin

حدثنا أحمد بن عبد الملك، حدثنا محمد بن حرب، حدثنا سليمان بن سليم، عن صالح بن يحيى بن المقدام، عن جده المقدام بن معد يكرب قال: غزونا مع خالد بن الوليد الصائفة، فقَرِم (¬١) أصحابنا إلى اللحم، فسألوني رَمَكة، فدفعتها إليهم فَحبَلوها وقلت (¬٢): مكانكم حتى آتي خالدًا فأسأله. فأتيته فسألته، فقال: غزونا مع رسول الله ﷺ غزوة خيبر، فأسرع الناس في حظائر يهود، فأمرني أن أنادي: "الصلاة جامعة، ولا يدخل الجنة إلا مسلم" ثم قال: "أيها الناس، إنكم قد أسرعتم في حظائر يهود، ألا لا تحل (¬٣) أموال المعاهدين إلا بحقها، وحرام عليكم لحوم الأتن (¬٤) الأهلية وخيلها وبغالها، وكل ذي ناب من السباع، وكل ذي مخلب من الطير" (¬٥).

Bize Ahmed b. Abdilmelik rivayet etti, bize Muhammed b. Harb rivayet etti, bize Süleymân b. Süleym, Sâlih b. Yahyâ b. el-Mikdâm'dan, o dedesi Mikdâm b. Ma'dîkerib'den rivayet etti ki o şöyle demiştir: Hâlid b. el-Velîd ile birlikte yaz seferine (sayfe) çıktık. Arkadaşlarımızın canı çok et çekti (¬١). Benden bir kısrak (rameke) istediler. Ben de onu onlara verdim, onlar da onu iple bağladılar. Ben: 'Hâlid'e gidip ona soruncaya kadar yerinizde durun' dedim (¬٢). Yanına gidip ona sordum. Şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile Hayber gazvesine çıkmıştık. İnsanlar Yahudilerin bahçelerine hücum etti. Bunun üzerine Resûlullah bana: 'Namaz toplayıcıdır, cennete ancak Müslüman olan girer' diye nida etmemi emretti. Sonra şöyle buyurdu: 'Ey insanlar, siz Yahudilerin bahçelerine hücum ettiniz. Dikkat edin! Anlaşmalıların (muâhidlerin) malları hakları olmaksızın [size] helal olmaz (¬٣). Evcil eşeklerin (¬٤), atların ve katırların etleri, azı dişi olan her yırtıcı hayvan ve pençesi olan her yırtıcı kuş size haram kılınmıştır' (¬٥).

17144. Metin

والرمكة: هي الحِجْرَة. وقوله: حَبَلوها، أي: أوثقوها في الحبل ليذبحوها. والحظائر: البساتين القريبة من العمران.

Rameke: Dişi at (kısrak) demektir. (حَبَلوها) kavli ise: Boğazlamak için onu iple bağladılar, demektir. Hazâir ise: Yerleşim yerine yakın bahçelerdir.

17145. Metin

وكأن هذا الصنيع وقع بعد إعطائهم العهد ومعاملتهم على الشطر، والله أعلم.

Görünüşe göre bu hadise, onlara eman verildikten ve yarı yarıya ziraat ortaklığı yapıldıktan sonra gerçekleşmiştir; en doğrusunu Allah bilir.

17146. Metin

فلو صحّ هذا الحديث لكان نصًا في تحريم لحوم الخيل، ولكن لا يقاوِمُ ما ثبت في الصحيحين، عن جابر بن عبد الله قال: نهى رسول الله ﷺ عن لحوم الحمر الأهلية، وأذن في لحوم الخيل (¬٦).

Şayet bu hadis sahih olsaydı, at etlerinin haramlığı konusunda kesin bir nass olurdu; fakat Sahîhayn'da Câbir b. Abdillâh'tan sabit olan şu rivayetle mukayese edilemez: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ehil eşeklerin etini yasakladı, at etlerine ise ruhsat verdi" (¬٦).

17147. Metin

ورواه الإمام أحمد وأبو داود بإسنادين، كل منهما على شرط مسلم، عن جابر قال: ذبحنا يوم خيبر الخيل والبغال والحمير، فنهانا رسول الله ﷺ عن البغال والحمير، ولم ينهنا عن الخيل (¬٧).

İmam Ahmed ve Ebû Dâvûd, her ikisi de Müslim'in şartına uygun iki isnadla Câbir'den şöyle rivayet etmişlerdir: "Hayber günü at, katır ve eşek kestik. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi katır ve eşekten menetti, fakat at[ı yemek]ten menetmedi" (¬٧).

17148. Metin

وفي صحيح مسلم، عن أسماء بنت أبي بكر، ﵄، قالت: نحرنا على عهد رسول الله ﷺ فرسا فأكلناه ونحن بالمدينة (¬٨).

Sahîh-i Müslim'de Esmâ bint Ebî Bekir'den radıyallâhu anhümâ şöyle rivayet edilmiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında Medine'de iken bir at boğazlayıp onu yedik" (¬٨).

17149. Metin

فهذه أدل وأقوى وأثبت، وإلى ذلك صار جمهورُ العلماء: مالك، والشافعي، وأحمد، وأصحابهم، وأكثر السلف والخلف، والله أعلم.

Bunlar daha delil teşkil edici, daha kuvvetli ve daha sabittir. Ulemanın cumhuru da buna kail olmuştur: Mâlik, Şâfiî, Ahmed ve onların arkadaşları ile seleften ve haleften pek çok âlim bu görüştedir; en doğrusunu Allah bilir.

17150. Metin

وقال عبد الرزاق: أنبأنا ابن جُرَيْج، عن ابن أبي مُلَيْكَة، عن ابن عباس قال: كانت الخيل وحشية، فذللها الله لإسماعيل بن إبراهيم، ﵉.

Abdurrezzâk dedi ki: İbn Cüreyc bize İbn Ebî Müleyke'den, o İbn Abbâs'tan bildirdi: "Atlar vahşi idi; Allah onları İsmâil b. İbrâhîm aleyhimesselâm için ehlileştirdi."

17151. Metin

وذكر وهب بن منبه في إسرائيلياته: أن الله خلق الخيل من ريح الجنوب، والله (¬٩) أعلم.

Vehb b. Münebbih İsrâiliyyât haberlerinde: "Allah atı güney rüzgârından yarattı" demiştir; Allah (¬٩) en doğrusunu bilir.

17152. Metin

فقد دل النص على جواز ركوب هذه الدواب، ومنها البغال. وقد أهديت إلى رسول الله ﷺ بغلة، فكان يركبها، مع أنه قد نَهَى عن إنزاء الحمر على الخيل لئلا ينقطع النسل.

Nass, katırlar da dâhil olmak üzere bu binek hayvanlarına binmenin caiz olduğuna delalet etmiştir. Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem bir katır hediye edilmiş ve o buna binmiştir; bununla beraber neslin kesilmemesi için eşeklerin kısraklarla çiftleştirilmesini yasaklamıştır.

17153. Metin

قال الإمام أحمد: حدثني محمد بن عبيد، حدثنا عمر من آل حذيفة، عن الشعبي، عن دَحْية الكلبي قال: قلت: يا رسول الله، ألا أحمل لك حمارًا على فرس، فتنتج لك بغلا فتركبها؟ قال: "إنما يفعل ذلك الذين لا يعلمون" ١٠.

İmâm Ahmed dedi ki: Bana Muhammed b. Ubeyd anlattı, bize Âl-i Huzeyfe'den Ömer, Şa'bî'den, o da Dıhye el-Kelbî'den [şöyle dediğini] anlattı: Dedim ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Senin için bir eşeği kısrakla çiftleştireyim mi, böylece sana bineceğin bir katır doğurur?" [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem] buyurdu ki: « إِنَّمَا يَفْعَلُ ذَلِكَ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ » «Bunu ancak bilmeyenler yapar.» 10

17154. Metin

{وَعَلَى اللَّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ وَمِنْهَا جَائِرٌ وَلَوْ شَاءَ لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ (٩)}

{وَعَلَى اللَّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ وَمِنْهَا جَائِرٌ وَلَوْ شَاءَ لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ (٩)} “Doğru yolu göstermek Allah’a aittir. O yollardan eğri olanı da vardır. Eğer O dileseydi, hepinizi birden doğru yola iletirdi.”

17155. Metin

لما ذكر تعالى من الحيوانات ما يُسَار عليه في السبل الحسية، نبه على الطرق المعنوية الدينية، وكثيرًا ما يقع في القرآن العبور من الأمور الحسية إلى الأمور المعنوية النافعة الدينية، كما قال تعالى: {وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى} [البقرة: ١٩٧]، وقال: {يَا بَنِي آدَمَ قَدْ أَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْآتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوَى ذَلِكَ خَيْرٌ} [الأعراف: ٢٦].

Yüce Allah, hissedilir yollarda üzerine binilip gidilen hayvanları zikredince, manevî ve dinî yollara dikkat çekti. Kur'an'da hissedilir hususlardan faydalı manevî ve dinî hususlara intikal edilmesi çokça vuku bulur; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى} [el-Bakara: 197] “Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvadır” ve şöyle buyurmuştur: {يَا بَنِي آدَمَ قَدْ أَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْآتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوَى ذَلِكَ خَيْرٌ} [el-A'râf: 26] “Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek bir giysi ve süslenecek bir elbise indirdik; takva elbisesi ise işte o daha hayırlıdır.”

17156. Metin

ولما ذكر في هذه السورة الحيوانات من الأنعام وغيرها، التي يركبونها (¬١) ويبلغون عليها حاجة في صدورهم، وتحمل أثقالهم إلى البلاد والأماكن البعيدة والأسفار الشاقة -شرع في ذكر الطرق التي يسلكها الناس إليه، فبين أن الحق منها ما هي موصلة إليه، فقال: (وَعَلَى اللَّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ) كما قال: {وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ} [الأنعام: ١٥٣]، وقال: {هَذَا (¬٢) صِرَاطٌ عَلَيَّ مُسْتَقِيمٌ} [الحجر: ٤١].

[Allah Teâlâ] bu surede, insanların bindikleri (¬١), üzerlerinde gönüllerindeki bir hacete ulaştıkları, ağırlıklarını uzak beldelere, uzak mekânlara ve meşakkatli yolculuklara taşıyan en'âm ve diğer hayvanları zikredince, insanların O'na yönelirken tuttukları yolları zikretmeye başladı ve bunlardan hak olanın Kendisine ulaştıran yol olduğunu beyan ederek şöyle buyurdu: (وَعَلَى اللَّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ) Nitekim şöyle buyurmuştur: {وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ} [el-En'âm: 153] “Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur, ona uyun; başka yollara uymayın ki sizi O'nun yolundan ayırmasın” ve şöyle buyurmuştur: {هَذَا (¬٢) صِرَاطٌ عَلَيَّ مُسْتَقِيمٌ} [el-Hicr: 41] “İşte bana varan dosdoğru yol budur.”

17157. Metin

قال مجاهد: في [قوله] (¬٣): (وَعَلَى اللَّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ) قال: طريق الحق على الله.

Mücâhid, [Allah Teâlâ'nın] (¬٣) (وَعَلَى اللَّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ) kavli hakkında şöyle demiştir: "Hak yol Allah'a varır."

17158. Metin

وقال السدي: (وَعَلَى اللَّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ) قال: الإسلام.

Süddî (وَعَلَى اللَّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ) hakkında: "İslam'dır" demiştir.

17159. Metin

وقال العوفي عن ابن عباس في قوله: (وَعَلَى اللَّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ) يقول: وعلى الله البيان، أي: تبين (¬٤) الهدى والضلال (¬٥).

Avfî, İbn Abbâs'tan rivayetle [Allah Teâlâ'nın] (وَعَلَى اللَّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ) kavli hakkında şöyle dediğini aktarmıştır: "[Bu,] 'Beyan etmek Allah'a aittir' yani hidayeti ve dalaleti beyan etmektir (¬٤) (¬٥) demektir."

17160. Metin

وكذا روى علي بن أبي طلحة، عنه، وكذا قال قتادة، والضحاك. وقولُ مجاهد هاهنا أقوى من حيث السياق؛ لأنه تعالى أخبر أن ثم طرقًا تسلك إليه، فليس يصل إليه منها إلا طريقُ الحق، وهي الطريق (¬٦) التي شَرَعها ورضيها وما عداها مسدودة (¬٧)، والأعمال فيها مردودة؛ ولهذا قال تعالى: (وَمِنْهَا جَائِرٌ) أي: حائد (¬٨) مائل زائغ عن الحق.

Ali b. Ebî Talha da ondan böyle rivayet etmiştir; Katâde ve Dahhâk da böyle demiştir. Mücâhid'in sözü ise bağlam açısından burada daha kuvvetlidir; çünkü Yüce Allah, Kendisine doğru tutulan yollar olduğunu, fakat Kendisine ancak hak yolun ulaştıracağını haber vermiştir. Bu da O'nun meşru kıldığı ve razı olduğu yoldur (¬٦); bunun dışındakiler ise kapalıdır (¬٧) ve o yollardaki ameller reddedilmiştir. Bundan dolayı Yüce Allah: (وَمِنْهَا جَائِرٌ) yani haktan sapan (¬٨), meyleden ve ayrılan [yol] buyurmuştur.

17161. Metin

قال ابن عباس وغيره: هي الطرق المختلفة، والآراء والأهواء المتفرقة، كاليهودية والنصرانية والمجوسية، وقرأ ابن مسعود: "ومنكم جائر".

İbn Abbâs ve başkaları şöyle demiştir: "Bunlar Yahudilik, Hristiyanlık ve Mecusilik gibi farklı yollar, muhtelif görüşler ve hevalardır." İbn Mes'ûd ise "ve minküm câirun" şeklinde okumuştur.

17162. Metin

ثم أخبر أن ذلك كله كائن عن قدرته ومشيئته، فقال: (وَلَوْ شَاءَ لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ) كما قال: {وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لآمَنَ مَنْ فِي الأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا} [يونس: ٩٩]، وقال: {وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلا يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ * إِلا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَ وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لأَمْلأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ} [هود: ١١٨، ١١٩].

Sonra bütün bunların Kendi kudreti ve meşieti ile olduğunu haber vererek şöyle buyurdu: (وَلَوْ شَاءَ لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ) Nitekim şöyle buyurmuştur: {وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لآمَنَ مَنْ فِي الأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا} [Yûnus: 99] “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi toptan iman ederdi” ve şöyle buyurmuştur: {وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلا يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ * إِلا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَ وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لأَمْلأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ} [Hûd: 118-119] “Eğer Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı; fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, ihtilaf edip durmaktadırlar. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin: 'Andolsun ki cehennemi hem cinlerden hem insanlardan tamamen dolduracağım' sözü yerine gelmiştir.”

17163. Metin

{هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ (١٠) يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ وَالأَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ (١١)}

{هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ (١٠) يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ وَالأَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ (١١)} “O, gökten sizin için su indirendir. İçecek su ondandır ve [hayvanlarınızı] otlattığınız bitkiler de onun sayesindedir. Onunla sizin için ekinler, zeytinler, hurmalıklar, üzümler ve her türlü meyveden bitirir. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için bir ayet (delil ve ibret) vardır.”

17164. Metin

لما (¬١) ذكر سبحانه ما أنعم به عليهم من الأنعام والدواب، شرع في ذكر نعمته عليهم، في إنزال (¬٢) المطر من السماء -وهو العلو -مما لهم فيه بُلْغَة ومتاع لهم ولأنعامهم، فقال: (لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ) أي: جعله عذبًا زلالا يسوغ لكم شرابه، ولم يجعله ملحا أجاجا.

Sübhânehu [ve Teâlâ], kendilerine bahşettiği en'âm ve binek hayvanları nimetini zikredince, semadan -ki o yukarı cihettir- kendileri ve hayvanları için bir geçimlik ve faydalanma vesilesi olan yağmuru indirmesiyle (¬٢) onlara olan nimetini zikretmeye başladı (¬١) ve şöyle buyurdu: (لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ) Yani onu tatlı ve berrak kılmıştır, içimi sizin için kolaydır; onu acı ve tuzlu yapmamıştır.

17165. Metin

(وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ) أي: وأخرج لكم به شجرًا ترعون فيه أنعامكم. كما قال ابن عباس، وعكرمة والضحاك، وقتادة وابن زيد، في قوله: (فِيهِ تُسِيمُونَ) أي: ترعون.

(وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ) Yani: Onunla sizin için, içinde hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler/ağaçlar çıkardı. Nitekim İbn Abbâs, İkrime, Dahhâk, Katâde ve İbn Zeyd (فِيهِ تُسِيمُونَ) kavli hakkında: "Otlattığınız" demişlerdir.

17166. Metin

ومنه الإبل السائمة، والسوم: الرعي.

Otlakta yayılan develer anlamına gelen el-İbilü's-sâime (الإبل السائمة) de bu köktendir; es-Sevm (السوم) ise otlatmak demektir.

17167. Metin

وروى ابن ماجه: أن رسول الله ﷺ نهى عن السوم قبل طلوع الشمس (¬٣).

İbn Mâce, Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem güneş doğmadan önce hayvan otlatmayı yasakladığını rivayet etmiştir (¬٣).

17168. Metin

وقوله: (يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ وَالأعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ) أي: يخرجها من الأرض بهذا الماء الواحد، على اختلاف صنوفها وطعومها وألوانها وروائحها وأشكالها؛ ولهذا قال: (إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ) أي: دلالة وحجة على أنه لا إله إلا الله، كما قال تعالى: {أَمَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَأَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَنْبَتْنَا بِهِ حَدَائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍ مَا كَانَ لَكُمْ أَنْ تُنْبِتُوا شَجَرَهَا أَإِلَهٌ مَعَ اللَّهِ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَ} [النمل: ٦٠]

Allah Teâlâ'nın: (يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ وَالأعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ) kavli; yani türlerinin, tatlarının, renklerinin, kokularının ve şekillerinin farklılığına rağmen bu tek su ile onları yerden çıkarmaktadır demektir. Bundan dolayı: (إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ) buyurmuştur; yani Allah'tan başka ilah olmadığına dair bir delil ve hüccettir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {أَمَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَأَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَنْبَتْنَا بِهِ حَدَائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍ مَا كَانَ لَكُمْ أَنْ تُنْبِتُوا شَجَرَهَا أَإِلَهٌ مَعَ اللَّهِ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَ} [en-Neml: 60] “Yoksa gökleri ve yeri yaratan, sizin için gökten su indiren mi? İşte biz onunla, sizin bir ağacını bile bitiremeyeceğiniz güzel güzel bahçeler bitirdik. Allah ile beraber başka bir ilah mı var? Hayır, onlar sapan bir topluluktur.”

17169. Metin

ثم قال (¬٤) تعالى:

Sonra Yüce [Allah] (¬٤) şöyle buyurdu:

17170. Metin

{وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِأَمْرِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ (١٢) وَمَا ذَرَأَ لَكُمْ فِي الأَرْضِ مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ (١٣)} ينبه تعالى عباده على آياته العظام، ومننه الجسام، في تسخيره الليل والنهار يتعاقبان، والشمس والقمر يدوران، والنجوم الثوابت والسيارات، في أرجاء السموات نورا وضياء لمهتدين بها في الظلمات، وكل منها يسير في فلكه الذي جعله الله تعالى فيه، يسير بحركة مُقدرة، لا يزيد عليها ولا ينقص منها، والجميع تحت قهره وسلطانه وتسخيره وتقديره وتسييره، كما قال: {إِنَّ رَبَّكُمُ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلا لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ} [الأعراف: ٥٤]؛ ولهذا قال: (إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ) أي: لدلالات على قدرته الباهرة وسلطانه العظيم، لقوم يعقلون عن الله ويفهمون حججه.

{وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِأَمْرِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ (١٢) وَمَا ذَرَأَ لَكُمْ فِي الأَرْضِ مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ (١٣)} “Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir topluluk için ayetler (deliller) vardır. (12) Sizin için yeryüzünde türlü türlü renklerde yarattığı şeyleri de [hizmetinize verdi]. Şüphesiz bunda öğüt alan bir topluluk için bir ayet (delil) vardır. (13)” Yüce Allah peş peşe gelen geceyi ve gündüzü, dönüp duran güneşi ve ayı, karanlıklarda kendileriyle yol bulanlar için bir nur ve aydınlık olarak göklerin dört bir yanındaki sabit ve gezegen yıldızları boyun eğdirmesindeki muazzam delillerine ve büyük lütuflarına dikkat çekmektedir. Bunların her biri, Yüce Allah'ın kendisi için kıldığı yörüngesinde, belirlenmiş bir hareketle ne artarak ne de eksilerek hareket etmektedir. Hepsi de O'nun kahredici gücü, hâkimiyeti, teshiri, takdiri ve sevk etmesi altındadır; nitekim şöyle buyurmuştur: {إِنَّ رَبَّكُمُ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلا لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ} [el-A'râf: 54] “Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istiva eden, geceyi durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş olarak [yaratan] Allah'tır. Dikkat edin, yaratmak da emretmek de O'na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!” Bundan dolayı: (إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ) buyurmuştur; yani Allah'ın [hitabını] kavrayan ve O'nun hüccetlerini anlayan bir topluluk için O'nun göz kamaştırıcı kudretine ve azametli hâkimiyetine dair kesin deliller vardır.

17171. Metin

وقوله: (وَمَا ذَرَأَ لَكُمْ فِي الأرْضِ مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهُ) لما نبه سبحانه على معالم السماوات ٥، نبه على

Yüce [Allah]'ın: {وَمَا ذَرَأَ لَكُمْ فِي الأرْضِ مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهُ} “Yeryüzünde sizin için rengârenk yarattıklarını da [hizmetinize boyun eğdirdi].” buyruğuna gelince; Sübhânehu [ve Teâlâ] göklerin5 işaret ve delillerine dikkat çekince, [ardından] şuna dikkat çekti:

17172. Metin

ما خلق في الأرض من الأمور العجيبة والأشياء المختلفة، من الحيوانات والمعادن والنباتات (¬١) [والجمادات] (¬٢) على اختلاف ألوانها وأشكالها، وما فيها من المنافع والخواص (إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ) أي: آلاء الله ونعمه فيشكرونها.

yeryüzünde yarattığı akıllara durgunluk veren işlere; renkleri, şekilleri, içlerindeki faydaları ve özellikleri bakımından hayvanlar, madenler, bitkiler (¬١) [ve cansız varlıklar] (¬٢) gibi muhtelif şeylere dikkat çekti. (إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ) Yani: Allah'ın nimetlerini ve lütuflarını hatırlayıp O'na şükretsinler diye.

17173. Metin

{وَهُوَ الَّذِي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (١٤)}

{وَهُوَ الَّذِي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (١٤)} “Taze et yemeniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarmanız için denizi hizmetinize veren O'dur. Gemilerin onda suları yara yara gittiğini görürsün; [bütün bunlar] O'nun lütfundan aramanız ve şükretmeniz içindir.”

17174. Metin

يخبر تعالى عن تسخيره (¬٣) البحر المتلاطم الأمواج، ويمتن على عباده بتذليله لهم، وتيسيره للركوب فيه، وجعله السمك والحيتان فيه، وإحلاله (¬٤) لعباده لحمها حيها وميتها، في الحل والإحرام (¬٥) وما يخلقه فيه من اللآلئ والجواهر النفيسة، وتسهيله للعباد استخراجها من قرارها حلية يلبسونها، وتسخيره البحر لحمل (¬٦) السفن التي تمخره، أي: تشقه.

Yüce Allah dalgaları birbirine çarpan denizi hizmete verdiğini (¬٣) haber vermekte; denizi kullarının emrine boyun eğdirmesi, içinde yolculuk yapmayı kolaylaştırması, içine balıkları ve deniz canlılarını koyması, ihramlı olsun ihramsız olsun (¬٥) kullarına bunların canlısının ve ölüsünün etini helal kılması (¬٤), içinde yarattığı inciler ve değerli mücevherler, kulların takınacakları bir süs olarak bunları denizin dibinden çıkarmalarını kolaylaştırması ve denizi yarıp geçen gemileri taşıması (¬٦) için boyun eğdirmesi hususundaki nimetlerini kullarına hatırlatmaktadır.

17175. Metin

وقيل: تمخر الرياح، وكلاهما صحيح بجؤجئها وهو صدرها المسنَّم -الذي أرشد العباد إلى صنعتها، وهداهم إلى ذلك، إرثا عن أبيهم نوح، ﵇؛ فإنه أول من ركب السفن، وله كان تعليم صنعتها، ثم أخذها الناس عنه قرنًا بعد قرن، وجيلا بعد جيل، يسيرون من قطر إلى قطر، وبلد إلى بلد، وإقليم إلى إقليم، تجلب ما هنا إلى هنالك، وما هنالك إلى هنا (¬٧)؛ ولهذا قال تعالى: (وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ) أي: نعمه وإحسانه.

Şöyle de denilmiştir: Rüzgârları yarar. Her ikisi de geminin pruvası -ki o kabarık göğsüdür- ile geçerlidir. [Allah], kullara gemi yapımını öğretmiş ve ataları Nûh aleyhisselâm'dan bir miras olarak onları buna muvaffak kılmıştır. Çünkü gemiye ilk binen odur ve gemi yapımı ilk ona öğretilmiştir. Sonra insanlar bunu asırdan asıra, nesilden nesile devralmış; diyardan diyara, beldeden beldeye, iklimden iklime yol alarak buradakini oraya, oradakini de buraya taşımışlardır (¬٧). Bundan dolayı Yüce Allah: (وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ) yani O'nun nimetlerine ve ihsanına [şükredesiniz diye] buyurmuştur.

17176. Metin

وقد قال الحافظ أبو بكر البزار في مسنده: وجدت في كتابي عن محمد بن معاوية ٨ البغدادي: حدثنا عبد الرحمن بن عبد الله بن [عمر، عن] ٩ سُهَيل بن أبي صالح، عن أبيه، عن أبي هريرة [رفعه] ١٠ قال: كلم الله هذا البحر الغربي، وكلم البحر الشرقي، فقال للبحر الغربي: إني حامل فيك عبادًا من عبادي، فكيف أنت صانع فيهم ١١؟ قال: أغرقهم. فقال: بأسك في نواحيك. وأحملهم على يدي. وحَرّمه الحلية والصيد. وكلم هذا البحر الشرقي فقال: إني حامل فيك عبادًا من عبادي، فما أنت صانع بهم؟ فقال: أحملهم على يدي، وأكون لهم ١٢ كالوالدة لولدها. فأثابه الحلية والصيد ١٣.

Hâfız Ebû Bekr el-Bezzâr Müsned'inde şöyle demiştir: Kitabımda Muhammed b. Muâviye8 el-Bağdâdî'den rivayetle buldum: Bize Abdurrahman b. Abdillâh b. [Ömer, o da]9 Süheyl b. Ebî Sâlih'ten, o babasından, o da Ebû Hüreyre'den [merfû olarak]10 bildirdi ki şöyle demiştir: Allah şu Batı Denizi ile konuştu ve Doğu Denizi ile konuştu. Batı Denizi'ne: «Şüphesiz Ben senin üzerinde kullarımdan birtakım kullar taşıyacağım; peki sen onlara ne yapacaksın?11» buyurdu. O da: «Onları boğarım» dedi. Bunun üzerine [Allah]: «Senin şiddetin etrafında/kıyılarında olsun. Onları ise Ben elim üzerinde taşırım» buyurdu ve ona süsü (inciyi) ve avı haram kıldı. Şu Doğu Denizi ile de konuştu ve: «Şüphesiz Ben senin üzerinde kullarımdan birtakım kullar taşıyacağım; peki sen onlara ne yapacaksın?» buyurdu. O da: «Onları elim üzerinde taşırım ve onlara12 bir annenin çocuğuna olduğu gibi olurum» dedi. Bunun üzerine ona mükâfat olarak süsü (inciyi) ve avı verdi.13

17177. Metin

ثم قال البزار: لا نعلم من رواه عن سهيل غير عبد الرحمن بن عبد الله بن عمر (¬١) وهو منكر الحديث. وقد رواه سهيل عن النعمان بن أبي عياش (¬٢) عن عبد الله بن عمرو (¬٣) موقوفا (¬٤).

Sonra Bezzâr şöyle dedi: Bunu Süheyl'den, hadisi münker olan Abdurrahman b. Abdillâh b. Ömer'den (¬١) başka rivayet eden birini bilmiyoruz. Süheyl ise bunu Nu'mân b. Ebî Ayyâş'tan (¬٢), o da Abdullah b. Amr'dan (¬٣) mevkuf olarak (¬٤) rivayet etmiştir.

17178. Metin

{وَأَلْقَى فِي الأَرْضِ رَوَاسِيَ أَنْ تَمِيدَ بِكُمْ وَأَنْهَارًا وَسُبُلا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ (١٥) وَعَلامَاتٍ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ (١٦) أَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لا يَخْلُقُ أَفَلا تَذَكَّرُونَ (١٧) وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللَّهِ لا تُحْصُوهَا إِنَّ اللَّهَ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ (١٨)}

{وَأَلْقَى فِي الأَرْضِ رَوَاسِيَ أَنْ تَمِيدَ بِكُمْ وَأَنْهَارًا وَسُبُلا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ (١٥) وَعَلامَاتٍ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ (١٦) أَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لا يَخْلُقُ أَفَلا تَذَكَّرُونَ (١٧) وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللَّهِ لا تُحْصُوهَا إِنَّ اللَّهَ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ (١٨)} “Sizi sarsmasın diye yeryüzüne sabit dağlar, doğru yolu bulasınız diye de nehirler ve yollar koydu. (15) [Daha nice] işaretler [koydu]. Onlar yıldızla da yol bulurlar. (16) Hiç yaratan, yaratmayan gibi olur mu? Hâlâ düşünüp öğüt almaz mısınız? (17) Allah'ın nimetini saymaya kalksanız sayamazsınız. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (18)”

17179. Metin

ثم ذكر تعالى الأرض، وما جعل فيها من الرواسي الشامخات والجبال الراسيات، لتقر الأرض ولا تميد، أي: تضطرب بما عليها من الحيوان فلا يهنأ لهم عيش بسبب ذلك؛ ولهذا قال: {وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا} [النازعات: ٣٢].

Sonra Yüce Allah yeryüzünü ve yeryüzü sükûnet bulsun da üzerindeki canlılarla birlikte sarsılıp çalkalanmasın, böylelikle onların yaşantısı altüst olmasın diye oraya yerleştirdiği yüce ve sarsılmaz dağları zikretti. Nitekim şöyle buyurmuştur: {وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا} [en-Nâziât: 32] “Dağları da sapasağlam dikti.”

17180. Metin

وقال عبد الرزاق: أنبأنا مَعْمَر، عن قتادة، سمعت الحسن يقول: لما خُلقت الأرض كانت تميد، فقالوا ما هذه بمقرّة على ظهرها أحدًا فأصبحوا وقد خُلقت الجبال، لم (¬٥) تدر الملائكة مِمّ خلقت الجبال (¬٦).

Abdurrezzâk dedi ki: Ma'mer bize Katâde'den bildirdi; o Hasen'in şöyle dediğini işitmiştir: "Yeryüzü yaratıldığında sarsılıyordu; [melekler]: 'Bu, sırtında hiç kimseyi barındırmaz' dediler. Sabahladıklarında ise dağlar yaratılmıştı. Melekler dağların neden yaratıldığını (¬٥) bilemediler (¬٦)."

17181. Metin

وقال سعيد عن قتادة، عن الحسن، عن قيس بن عُبَادة: أن الله تعالى لما خلق الأرض، جعلت تمور، فقالت الملائكة: ما هذه بمقرّة على ظهرها أحدًا، فأصبحت صبحا وفيها رواسيها.

Saîd, Katâde'den, o Hasen'den, o da Kays b. Ubâde'den rivayet etti ki: "Yüce Allah yeri yarattığında yer çalkalanmaya başladı. Melekler: 'Bu, sırtında hiç kimseyi barındırmaz' dediler. Sabah olunca bir de baktılar ki içine sarsılmaz dağları yerleştirilmiştir."

17182. Metin

وقال ابن جرير: حدثني المثنى، حدثنا حجاج بن مِنْهَال، حدثنا حماد، عن عطاء بن السائب، عن عبد الله بن حَبِيب، عن علي بن أبي طالب (¬٧)، ﵁، قال: لما خلق الله الأرض قمصت وقالت: أي رَب، تجعل عليَّ بني آدم يعملون عليّ الخطايا ويجعلون عليّ الخبث؟ قال: فأرسى الله فيها من الجبال ما ترون وما لا ترون، فكان إقرارها كاللحم يترجرج. (¬٨) (¬٩).

İbn Cerîr dedi ki: Bana Müsennâ anlattı, bize Haccâc b. Minhâl anlattı, bize Hammâd, Atâ b. es-Sâib'den, o Abdullah b. Habîb'den, o da Ali b. Ebî Tâlib'den (¬٧) radıyallâhu anh rivayet etti ki o şöyle demiştir: "Allah yeri yarattığında yer silkindi ve: 'Ey Rabbim, üzerimde günah işleyecek ve üzerime pislik bırakacak olan Âdemoğullarını mı yerleştireceksin?' dedi. Bunun üzerine Allah, gördüğünüz ve görmediğiniz dağları oraya sağlamca yerleştirdi. Yerin sakinleşmesi ise titreyen bir et parçasının durulması gibi oldu (¬٨) (¬٩)."

17183. Metin

وقوله: (وَأَنْهَارًا وَسُبُلا) أي: وجعل فيها أنهارًا تجري من مكان إلى مكان آخر، رزقًا للعباد، ينبع في موضع وهو رزق لأهل موضع آخر، فيقطع البقاع والبراري والقفار، ويخترق ١٠ الجبال والآكام، فيصل إلى البلد الذي سُخِّر لأهله. وهي سائرة في الأرض يمنة ويسرة، وجنوبًا وشمالا وشرقًا وغربًا، ما بين صغار وكبار، وأودية تجري حينًا وتنقطع ١١ في وقت، وما بين نبع وجمع،

Yüce Allah'ın: { وَأَنْهَارًا وَسُبُلا } “Irmaklar ve yollar da [kıldı].” buyruğu; kullara rızık olsun diye orada bir yerden başka bir yere akan ırmaklar var etti, demektir. [Bu ırmaklar] bir yerde kaynar, başka bir yerin ahalisi için rızık olur; ovaları, kırları ve çölleri aşıp geçer, dağları ve tepeleri yarar 10 da ahalisi için boyun eğdirilip tahsis edildiği beldeye ulaşır. Bu ırmaklar yeryüzünde sağa sola, güneye kuzeye, doğuya batıya doğru kimi küçük kimi büyük [nehirler]; kimi zaman akıp kimi vakit kesilen 11 vadiler ve kimi bir kaynaktan doğan kimi de suların toplanmasıyla [meydana gelen akarsular halinde akıp gitmektedir].

17184. Metin

وقوي السير وبطيئه، بحسب ما أراد وقدر، وسخر ويسر فلا إله إلا هو، ولا رب سواه.

[Allah'ın] dilediği ve takdir ettiği, boyun eğdirip kolaylaştırdığı ölçüde kimi hızlı kimi yavaş akarak dolaşır. O'ndan başka ilah, O'ndan gayrı Rab yoktur.

17185. Metin

وكذلك جعل فيها سبلا أي: طرقًا يسلك فيها من بلاد إلى بلاد، حتى إنه تعالى ليقطع الجبل حتى يكون (¬١) ما بينهما ممرًا ومسلكًا، كما قال تعالى: {وَجَعَلْنَا فِيهَا فِجَاجًا سُبُلا} [الأنبياء: ٣١].

Aynı şekilde orada "yollar" yani bir beldeden diğerine gidilen yollar kılmıştır; öyle ki Yüce Allah iki dağın arasını bir geçit ve yol olsun diye (¬١) yarıp açar. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {وَجَعَلْنَا فِيهَا فِجَاجًا سُبُلا} [el-Enbiyâ: 31] “Orada geniş geniş yollar açtık.”

17186. Metin

وقوله: (وَعَلامَاتٍ) أي: دلائل من جبال كبار وآكام صغار، ونحو ذلك، يستدل بها المسافرون برًا وبحرًا إذا ضلوا الطريق [بالنهار] (¬٢).

Allah Teâlâ'nın: (وَعَلامَاتٍ) kavli; yani karada ve denizde yolculuk yapanların, [gündüzleyin] (¬٢) yolu kaybettiklerinde kendileriyle yön buldukları büyük dağlar, küçük tepeler ve benzeri işaretler kıldı.

17187. Metin

وقوله: (وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ) أي: في ظلام الليل، قاله ابن عباس.

Allah Teâlâ'nın: (وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ) kavli; yani gecenin karanlığında [yol bulurlar]. Bunu İbn Abbâs söylemiştir.

17188. Metin

وعن مالك في قوله: (وَعَلامَاتٍ) يقولون: النجوم، وهي الجبال.

Mâlik'ten rivayetle, (وَعَلامَاتٍ) kavli hakkında: "İnsanlar 'yıldızlar' derler, hâlbuki o dağlardır" demiştir.

17189. Metin

ثم قال تعالى منبها على عظمته، وأنه لا تنبغي العبادة إلا له دون ما سواه من الأوثان، التي لا تخلق شيئًا بل هم يخلقون؛ ولهذا قال: (أَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لا يَخْلُقُ أَفَلا تَذَكَّرُونَ)

Sonra Yüce Allah azametine ve hiçbir şey yaratamayıp aksine kendileri yaratılan putlara değil, yalnızca Kendisine ibadet edilmesi gerektiğine dikkat çekerek şöyle buyurdu: (أَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لا يَخْلُقُ أَفَلا تَذَكَّرُونَ)

17190. Metin

ثم نبههم على كثرة نعمه عليهم وإحسانه إليهم، فقال: (وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللَّهِ لا تُحْصُوهَا إِنَّ اللَّهَ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ) أي: يتجاوز عنكم، ولو طالبكم بشكر جميع نعمه لعجزتم عن القيام بذلك، ولو أمركم به لضعفتم وتركتم، ولو عذبكم لعذبكم وهو غير ظالم لكم، ولكنه غفور رحيم، يغفر الكثير، ويجازي على (¬٣) اليسير.

Sonra onlara olan nimetlerinin ve ihsanının çokluğuna dikkat çekerek şöyle buyurdu: (وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللَّهِ لا تُحْصُوهَا إِنَّ اللَّهَ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ) Yani: O sizi bağışlar; şayet bütün nimetlerinin şükrünü sizden isteseydi bunu yerine getirmekten aciz kalırdınız; bunu size emretseydi güç yetiremeyip terk ederdiniz; size azap etseydi size asla zulmetmeksizin azap ederdi. Fakat O Gafûr'dur, Rahîm'dir; çokça bağışlar, az bir [amele] karşılık (¬٣) mükâfat verir.

17191. Metin

وقال ابن جرير: يقول: (إِنَّ اللَّهَ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ) لما كان منكم من تقصير في شكر بعض ذلك، إذا تبتم وأنبتم إلى طاعته واتباع مرضاته، (رَحِيمٌ) بكم أن يعذبكم، [أي] (¬٤): بعد الإنابة والتوبة (¬٥).

İbn Cerîr dedi ki: [Allah Teâlâ] şöyle buyurmaktadır: Tevbe edip O'na itaate ve rızasına uymaya yöneldiğinizde, bu nimetlerin bazısının şükründeki kusurlarınız için (إِنَّ اللَّهَ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ), [yani] (¬٤) yönelme ve tevbeden sonra (¬٥) size azap etmeme konusunda [O sizin için] (رَحِيمٌ)'dir.

17192. Metin

{وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ (١٩) وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ لا يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ (٢٠) أَمْوَاتٌ غَيْرُ أَحْيَاءٍ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ (٢١)}

{وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ (١٩) وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ لا يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ (٢٠) أَمْوَاتٌ غَيْرُ أَحْيَاءٍ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ (٢١)} “Allah gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir. (19) Allah'tan başka yalvarıp yakardıkları [putlar] ise hiçbir şey yaratamazlar; aksine kendileri yaratılmaktadırlar. (20) Onlar diriler değil, ölülerdir; ne zaman diriltileceklerini de bilmezler. (21)”

17193. Metin

يخبر تعالى أنه يعلم الضمائر والسرائر كما يعلم الظواهر، وسيجزي كل عامل بعمله يوم القيامة، إن خيرًا فخير، وإن شرًا فشر.

Yüce Allah, açığa vurulanları bildiği gibi gönüllerde saklananları ve gizlilikleri de bildiğini; kıyamet günü her amel edene ameliyle karşılık vereceğini, hayırsa hayır, şerse şer olacağını haber vermektedir.

17194. Metin

ثم أخبر أن الأصنام التي يدعونها (¬٦) من دون الله لا يخلقون شيئًا وهم يخلقون، كما قال الخليل: {أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ * وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ} [الصافات: ٩٥، ٩٦].

Sonra Allah'tan başka dua edip yalvardıkları (¬٦) putların hiçbir şey yaratamayacaklarını, aksine kendilerinin yaratıldığını haber verdi. Nitekim Halîl [İbrâhim] şöyle demiştir: {أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ * وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ} [es-Sâffât: 95-96] “Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Hâlbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.”

17195. Metin

وقوله: (أَمْوَاتٌ غَيْرُ أَحْيَاءٍ) أي: هي جمادات لا أرواح فيها (¬٧) فلا تسمع ولا تبصر ولا تعقل.

Allah Teâlâ'nın: (أَمْوَاتٌ غَيْرُ أَحْيَاءٍ) kavli; yani onlar içlerinde ruh bulunmayan (¬٧), işitmeyen, görmeyen ve akıl erdiremeyen cansız varlıklardır.

17196. Metin

(وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ) أي: لا يدرون متى تكون الساعة، فكيف يرتجى عند هذه نفع أو ثواب أو جزاء؟ إنما يرتجى ٨ ذلك من الذي يعلم كل شيء، وهو خالق كل شيء.

(وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ) kavli; yani kıyametin ne zaman kopacağını bilmezler. O hâlde bunlardan nasıl bir fayda, sevap ya da karşılık umulabilir? Bu ancak her şeyi bilen ve her şeyin yaratıcısı olan [Allah]’tan umulur 8.

17197. Metin

{إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَالَّذِينَ لا يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ (٢٢) لا جَرَمَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ إِنَّهُ لا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرِينَ (٢٣)}

{إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَالَّذِينَ لا يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ (٢٢) لا جَرَمَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ إِنَّهُ لا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرِينَ (٢٣)} “İlahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri inkârcıdır ve onlar büyüklük taslayan kimselerdir. (22) Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Muhakkak ki O, büyüklük taslayanları sevmez. (23)”

17198. Metin

يخبر تعالى أنه لا إله إلا هو الواحد الأحد الفرد الصمد، وأخبر أن الكافرين تُنكر (¬١) قلوبهم ذلك، كما أخبر عنهم متعجبين من ذلك: {أَجَعَلَ الآلِهَةَ إِلَهًا وَاحِدًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ} [ص: ٥]، وقال تعالى: {وَإِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَحْدَهُ اشْمَأَزَّتْ قُلُوبُ الَّذِينَ لا يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ وَإِذَا ذُكِرَ الَّذِينَ مِنْ دُونِهِ إِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ} [الزمر: ٤٥].

Yüce Allah; Vâhid, Ehad, Ferd ve Samed olan Kendisinden başka hiçbir ilah bulunmadığını haber vermekte; kâfirlerin kalplerinin ise bunu inkâr ettiğini (¬١) bildirmektedir. Nitekim onların buna şaşırarak şöyle dediklerini haber vermiştir: {أَجَعَلَ الآلِهَةَ إِلَهًا وَاحِدًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ} [Sâd: 5] “İlahları tek bir ilah mı yaptı? Doğrusu bu çok şaşılacak bir şeydir!” Yüce Allah ayrıca şöyle buyurmuştur: {وَإِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَحْدَهُ اشْمَأَزَّتْ قُلُوبُ الَّذِينَ لا يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ وَإِذَا ذُكِرَ الَّذِينَ مِنْ دُونِهِ إِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ} [ez-Zümer: 45] “Allah tek olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların kalpleri daralır; O'ndan başkaları anıldığı zaman ise hemen seviniverirler.”

17199. Metin

وقوله: (وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ) أي: عن عبادة الله مع إنكار قلوبهم لتوحيده، كما قال: {إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ} [غافر: ٦٠]؛ ولهذا قال هاهنا: (لا جَرَمَ) أي: حقًا (أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ) أي: وسيجزيهم على ذلك أتم الجزاء، (إِنَّهُ لا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرِينَ)

Allah Teâlâ'nın: (وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ) kavli; yani kalpleri O'nun tevhidini inkâr etmekle birlikte Allah'a ibadetten de kibirlenip kaçınmaktadırlar. Nitekim şöyle buyurmuştur: {إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ} [Gâfir: 60] “Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler, alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir.” Bundan dolayı burada: (لا جَرَمَ) yani şüphesiz, hakikaten (أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ) yani bunun karşılığını onlara tastamam verecektir; (إِنَّهُ لا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرِينَ) buyurmuştur.

17200. Metin

{وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ مَاذَا أَنْزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوا أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ (٢٤) لِيَحْمِلُوا أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلا سَاءَ مَا يَزِرُونَ (٢٥)}

{وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ مَاذَا أَنْزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوا أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ (٢٤) لِيَحْمِلُوا أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلا سَاءَ مَا يَزِرُونَ (٢٥)} “Onlara: 'Rabbiniz ne indirdi?' denildiği zaman: 'Öncekilerin masalları!' dediler. (24) Kıyamet gününde kendi günahlarını eksiksiz olarak ve bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından bir kısmını da yüklensinler diye [böyle derler]. Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür! (25)”

17201. Metin

يقول تعالى: وإذا قيل لهؤلاء المكذبين: (مَاذَا أَنزلَ رَبُّكُمْ قَالُوا) معرضين عن الجواب: (أَسَاطِيرُ الأوَّلِينَ) أي: لم ينزل شيئًا، إنما هذا الذي يتلى علينا أساطير الأولين، أي: مأخوذ من كتب المتقدمين، كما قال تعالى: {وَقَالُوا أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ اكْتَتَبَهَا فَهِيَ تُمْلَى عَلَيْهِ بُكْرَةً وَأَصِيلا} [الفرقان: ٥] أي: يفترون على الرسول، ويقولون [فيه] (¬٢) أقوالا مختلفة متضادة (¬٣)، كلها باطلة (¬٤) كما قال تعالى: {انْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الأَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلا} [الفرقان: ٩]، وذلك أن كل من خرج عن الحق فمهما قال أخطأ، وكانوا يقولون: ساحر، وشاعر، وكاهن، ومجنون. ثم استقر أمرهم إلى ما اختلقه لهم شيخهم الوحيد المسمى بالوليد بن المغيرة المخزومي، لما {فَكَّرَ وَقَدَّرَ * فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ * ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ * ثُمَّ نَظَرَ * ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ * ثُمَّ أَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَ * فَقَالَ إِنْ هَذَا إِلا سِحْرٌ يُؤْثَرُ} [المدثر: ١٨ - ٢٤] أي: ينقل ويحكى، فتفرقوا عن قوله ورأيه، قبحهم الله.

Yüce Allah buyuruyor ki: Bu yalanlayıcılara: (مَاذَا أَنزلَ رَبُّكُمْ قَالُوا) denildiğinde cevaptan yüz çevirerek: (أَسَاطِيرُ الأوَّلِينَ) derler; yani hiçbir şey indirmedi, bize okunan bu şey ancak öncekilerin masallarıdır, yani eskilerin kitaplarından alınmıştır derler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {وَقَالُوا أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ اكْتَتَبَهَا فَهِيَ تُمْلَى عَلَيْهِ بُكْرَةً وَأَصِيلا} [el-Furkân: 5] “'Öncekilerin masallarıdır, onu yazdırmış da sabah akşam kendisine okunmaktadır' dediler.” Yani Resûl'e iftira atar ve [onun hakkında] (¬٢) hepsi bâtıl (¬٤) olan, birbiriyle çelişen farklı farklı sözler (¬٣) söylerler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {انْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الأَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلا} [el-Furkân: 9] “Senin için nasıl misaller getirdiklerine bir bak da gör! Bu yüzden saptılar, artık hiçbir yol bulamazlar.” Çünkü haktan sapan herkes ne söylerse söylesin yanılır. Onlar: "Büyücü, şair, kâhin, deli" diyorlardı. Sonra onların durumu, Velîd b. el-Mugîre el-Mahzûmî adındaki elebaşılarının uydurduğu şeyde karar kıldı; hani o: {فَكَّرَ وَقَدَّرَ * فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ * ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ * ثُمَّ نَظَرَ * ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ * ثُمَّ أَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَ * فَقَالَ إِنْ هَذَا إِلا سِحْرٌ يُؤْثَرُ} [el-Müddessir: 18-24] “Düşündü, ölçtü biçti. Kahrolası nasıl da ölçtü biçti! Sonra yine kahrolası nasıl da ölçtü biçti! Sonra baktı. Sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı. Sonra da arkasını döndü ve büyüklük tasladı: 'Bu, sadece [geçmişten] aktarılarak nakledilen bir sihirdir' dedi.” Yani nakledilip anlatılan bir sihirdir demiş, onlar da onun sözü ve görüşü doğrultusunda ayrışıp dağılmışlardı. Allah onları kahretsin!

17202. Metin

قال الله تعالى: (لِيَحْمِلُوا أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ) أي: إنما قدرنا عليهم أن يقولوا ذلك فيتحملوا ٥ أوزارهم ومن أوزار الذين يتبعونهم ويوافقونهم، أي: يصير ٦ عليهم خطيئة ضلالهم ٧ في أنفسهم، وخطيئة إغوائهم لغيرهم واقتداء أولئك بهم، كما جاء في الحديث: "من دعا إلى هُدى كان له من الأجر مثل أجور من اتبعه، لا ينقص ذلك من أجورهم شيئًا، ومن دعا إلى ضلالة كان عليه من الإثم مثلُ آثام من اتبعه لا ينقص ذلك من آثامهم شيئًا".

Yüce Allah şöyle buyurmuştur: (لِيَحْمِلُوا أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ) “Kıyamet gününde kendi günahlarını eksiksiz olarak ve bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından bir kısmını yüklensinler diye [böyle derler].” Yani: Biz onların böyle söylemelerini takdir ettik ki hem kendi günahlarını hem de kendilerine tâbi olup uyan kimselerin günahlarını yüklensinler5. Yani bizzat kendi sapıklıklarının7 günahı ile başkalarını saptırmalarının ve onların da kendilerine uymalarının günahı üzerlerine yüklenmiş olur6. Nitekim hadiste şöyle buyrulmuştur: «مَنْ دَعَا إِلَى هُدًى كَانَ لَهُ مِنَ الأَجْرِ مِثْلُ أُجُورِ مَنِ اتَّبَعَهُ، لاَ يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ أُجُورِهِمْ شَيْئًا، وَمَنْ دَعَا إِلَى ضَلاَلَةٍ كَانَ عَلَيْهِ مِنَ الإِثْمِ مِثْلُ آثَامِ مَنِ اتَّبَعَهُ لاَ يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ آثَامِهِمْ شَيْئًا» «Kim bir hidayete çağırırsa, kendisine uyanların sevaplarının bir misli ona da verilir; bu onların sevaplarından hiçbir şey eksiltmez. Kim de bir sapıklığa çağırırsa, kendisine uyanların günahlarının bir misli onun aleyhine yazılır; bu da onların günahlarından hiçbir şey eksiltmez.»

17203. Metin

وقال [الله] (¬١) تعالى: {وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالا مَعَ أَثْقَالِهِمْ وَلَيُسْأَلُنَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ} [العنكبوت: ١٣].

Yüce [Allah] (¬١) şöyle buyurmuştur: {وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالا مَعَ أَثْقَالِهِمْ وَلَيُسْأَلُنَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ} [el-Ankebût: 13] “Andolsun onlar hem kendi yüklerini hem de kendi yükleriyle beraber nice [ağır] yükleri yüklenecekler ve uydurmakta oldukları şeylerden kıyamet günü mutlaka sorguya çekileceklerdir.”

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.