667. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
668. Metin
فاتحة الكتاب
Fâtihatü'l-Kitâb
669. Metin
يقال لها: الفاتحة، أي فاتحة الكتاب خطا، وبها تفتح ١ القراءة في الصلاة ٢ ويقال لها أيضا: أم الكتاب عند الجمهور، وكره أنس، والحسن وابن سيرين كرها تسميتها بذلك، قال الحسن وابن سيرين: إنما ذلك اللوح المحفوظ، وقال الحسن: الآيات المحكمات: هن أم الكتاب، ولذا كرها ٣ -أيضا -أن يقال لها أم القرآن وقد ثبت في [الحديث] ٤ الصحيح عند الترمذي وصححه عن أبي هريرة قال: قال رسول الله ﷺ: " الحمد لله أم القرآن وأم الكتاب والسبع المثاني والقرآن العظيم " ويقال لها: الحمد، ويقال لها: الصلاة، لقوله ﵇ ٥ عن ربه: " قسمت الصلاة بيني وبين عبدي نصفين، فإذا قال العبد: {الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ}، قال الله: حمدني عبدي " الحديث. فسميت الفاتحة: صلاة؛ لأنها شرط فيها. ويقال لها: الشفاء؛ لما رواه الدارمي عن أبي سعيد مرفوعا: " فاتحة الكتاب شفاء من كل سم ٦ ". ويقال لها: الرقية؛ لحديث أبي سعيد في الصحيح حين رقى بها الرجل السليم، فقال له رسول الله ﷺ: " وما يدريك أنها رقية؟ ". وروى الشعبي عن ابن عباس أنه سماها: أساس القرآن، قال: فأساسها ٧ بسم الله الرحمن الرحيم، وسماها سفيان بن عيينة: الواقية. وسماها يحيى بن أبي كثير: الكافية؛ لأنها تكفي عما عداها ولا يكفي ما سواها عنها، كما جاء في بعض الأحاديث المرسلة: " أم القرآن عوض من غيرها، وليس غيرها عوضا عنها " ٨. ويقال لها: سورة الصلاة والكنز ذكرهما الزمخشري في كشافه. وهي مكية، قاله ٩ ابن عباس وقتادة وأبو العالية، وقيل مدنية، قاله ١٠ أبو هريرة ومجاهد وعطاء بن يسار والزهري. ويقال: نزلت مرتين: مرة بمكة، ومرة بالمدينة، والأول أشبه لقوله تعالى: {وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي} [الحجر: ٨٧]، والله أعلم ١١. وحكى أبو الليث السمرقندي أن نصفها نزل بمكة ونصفها الآخر نزل بالمدينة، وهو غريب جدًا، نقله القرطبي عنه. وهي سبع آيات بلا خلاف، [وقال عمرو بن عبيد: ثمان، وقال حسين الجعفي: ستة ١٢ وهذان شاذان] ١٣. وإنما اختلفوا في البسملة: هل هي آية مستقلة من أولها كما هو عند جمهور قراء الكوفة وقول الجماعة من الصحابة والتابعين وخلق من الخلف، أو بعض آية أو لا تعد من أولها بالكلية، كما هو قول أهل المدينة من القراء والفقهاء؟ على ثلاثة أقوال، سيأتي تقريره ١٤ في موضعه إن شاء الله تعالى، وبه الثقة.
Ona el-Fâtiha denir; yani yazılış bakımından Kitâb'ın açılışıdır ve namazda kıraat onunla açılır 1 2. Cumhur nezdinde ona Ümmü'l-Kitâb (Kitap'ın anası/özü) da denir. Enes, Hasan [el-Basrî] ve İbn Sîrîn onun bu şekilde isimlendirilmesini kerih görmüşlerdir. Hasan ve İbn Sîrîn: "O [Ümmü'l-Kitâb], ancak Levh-i Mahfûz'dur" demişlerdir. Hasan [ayrıca]: "Muhkem ayetler Ümmü'l-Kitâb'dır" demiştir. Bu sebeple onlar ona Ümmü'l-Kur'ân denilmesini de kerih görmüşlerdir 3. Tirmizî'nin rivayet ettiği ve sahih olduğunu belirttiği sahih [hadiste] 4 Ebû Hüreyre'den [şöyle dediği] sabit olmuştur: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: « الْحَمْدُ لِلَّهِ أُمُّ الْقُرْآنِ وَأُمُّ الْكِتَابِ وَالسَّبْعُ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنُ الْعَظِيمُ » «Elhamdülillâh; Ümmü'l-Kur'ân'dır, Ümmü'l-Kitâb'dır, es-Seb'u'l-Mesânî'dir (tekrarlanan yedi ayet) ve Yüce Kur'an'dır.» Ona el-Hamd de denir. Namaz da denir; nitekim [Peygamber] aleyhisselâm 5 Rabbinden [naklen] şöyle buyurmuştur: « قَسَمْتُ الصَّلَاةَ بَيْنِي وَبَيْنَ عَبْدِي نِصْفَيْنِ، فَإِذَا قَالَ الْعَبْدُ: {الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ}، قَالَ اللَّهُ: حَمِدَنِي عَبْدِي » «Namazı kulumla kendi aramda ikiye böldüm. Kul: { الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ } “Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur” dediğinde Allah: "Kulum bana hamdetti" buyurur...» Hadisin devamı vardır. Fâtiha'ya, namazın [geçerlilik] şartı olduğu için "salât" (namaz) adı verilmiştir. Ona eş-Şifâ da denir; çünkü Dârimî'nin Ebû Saîd'den merfû olarak rivayet ettiği hadiste: « فَاتِحَةُ الْكِتَابِ شِفَاءٌ مِنْ كُلِّ سُمٍّ » «Fâtihatu'l-Kitâb her zehre 6 karşı şifadır» buyrulmuştur. Ona er-Rukye de denir; zira Sahîh'teki Ebû Saîd hadisinde [o], zehirli hayvan sokmuş bir adama onunla rukye yapmış ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendisine: « وَمَا يُدْرِيكَ أَنَّهَا رُقْيَةٌ؟ » «Onun bir rukye olduğunu nereden bildin?» buyurmuştur. Şa'bî'nin İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o, Fâtiha'yı "Esâsu'l-Kur'ân" (Kur'an'ın esası/temeli) diye isimlendirmiş ve: "Onun esası 7 ise 'Bismillâhirrahmânirrahîm'dir" demiştir. Süfyân b. Uyeyne ona el-Vâkıye (koruyucu), Yahyâ b. Ebî Kesîr ise el-Kâfiye (yeterli olan) adını vermiştir; çünkü o kendisinden başkasına ihtiyaç bırakmaz, fakat başkası onun yerini tutmaz. Nitekim bazı mürsel hadislerde: « أُمُّ الْقُرْآنِ عِوَضٌ مِنْ غَيْرِهَا، وَلَيْسَ غَيْرُهَا عِوَضًا عَنْهَا » «Ümmü'l-Kur'ân diğerlerinin yerine geçer fakat başkası onun yerine geçemez» 8 şeklinde gelmiştir. Ona Sûretü's-Salât ve el-Kenz de denir; Zemahşerî Keşşâf'ında bu ikisini zikretmiştir. Bu sure Mekkîdir; bunu 9 İbn Abbâs, Katâde ve Ebu'l-Âliye söylemiştir. Medenî olduğu da söylenmiştir; bunu 10 ise Ebû Hüreyre, Mücâhid, Atâ b. Yesâr ve Zührî söylemiştir. İki defa indiği de söylenmiştir: Bir defa Mekke'de, bir defa da Medine'de. Ancak Yüce Allah'ın: { وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي } [el-Hicr: 87] “Andolsun ki biz sana tekrarlanan yediyi verdik” kavlinden dolayı birinci görüş [Mekkî oluşu] gerçeğe daha yakındır, en doğrusunu Allah bilir 11. Ebü'l-Leys es-Semerkandî yarısının Mekke'de diğer yarısının ise Medine'de indiğini nakletmiştir ki bu oldukça garip bir görüştür; bunu ondan Kurtubî aktarmıştır. Fâtiha ittifakla yedi ayettir. [Amr b. Ubeyd: "Sekizdir", Hüseyin el-Cu'fî ise: "Altıdır" 12 demiştir ki bu iki görüş de şâzzdır] 13. İhtilaf yalnızca Besmele hakkındadır: Kûfe kurrâsının cumhuruna, sahâbe ve tâbiînden bir topluluğa ve halefin çoğunluğuna göre o [Fâtiha'nın] başından müstakil bir ayet midir, yoksa bir ayetin parçası mıdır, yoksa Medine ehli kurrâ ve fukahânın görüşünde olduğu gibi tamamen başından sayılmaz mı? Bu konuda üç görüş vardır; bunun açıklaması 14 inşâallâhu teâlâ yerinde gelecektir, güvenilecek olan O'dur.
670. Metin
قالوا: وكلماتها خمس وعشرون كلمة، وحروفها مائة وثلاثة عشر حرفًا. قال البخاري في أول كتاب التفسير: وسميت أم الكتب، أنه يبدأ بكتابتها في المصاحف، ويبدأ بقراءتها في الصلاة (¬١) وقيل: إنما (¬٢) سميت بذلك لرجوع معاني القرآن كله (¬٣) إلى ما تضمنته. قال ابن جرير: والعرب تسمي كل جامع أمر (¬٤) أو مقدم لأمر -إذا كانت له توابع تتبعه هو لها إمام جامع -أُمًّا، فتقول (¬٥) للجلدة التي تجمع الدماغ، أمّ الرأس، ويسمون لواء الجيش ورايتهم التي يجتمعون تحتها أُمًّا، واستشهد (¬٦) بقول ذي الرمة:
Demişlerdir ki: Onun kelimeleri yirmi beş kelimedir, harfleri ise yüz on üç harftir. Buhârî, Tefsir kitabının başında şöyle demiştir: Mushaflarda yazımına onunla başlandığı ve namazda kıraate onunla başlandığı için Ümmü'l-Kütüb diye isimlendirilmiştir (¬١). Bütün Kur'an'ın manaları onun içerdiği hususlara döndüğü için bu şekilde isimlendirildiği de söylenmiştir (¬٢). İbn Cerîr der ki: Araplar, bir işi toplayan veya bir işin öncüsü olan -kendisine tabi olan uzantıları bulunup onlar için toparlayıcı bir önder konumunda olan- her şeye "ümm" (ana/esas) derler. Bu yüzden (¬٥) beyni toparlayıp saran zara "ümmü'r-re's" (kafa tası zarı) derler. Ordunun sancağına ve altında toplandıkları bayraklarına da "ümm" derler. Zü'r-Rımme'nin şu sözünü de buna delil getirmiştir (¬٦):
671. Metin
على رأسه أم لنا نقتدي بها … جماع أمور ليس (¬٧) نعصي لها أمرا (¬٨)
Başında, kendisine uyduğumuz bir sancak (ümm) vardır bizim … İşlerin toplayıcısıdır, hiçbir emrine karşı gelmeyiz (¬٧) (¬٨)
672. Metin
يعني: الرمح. قال: وسميت مكة: أم القرى لتقدمها أمام جميعها وجمعها ما سواها، وقيل: لأن الأرض دحيت منها.
Yani mızrağı kastetmektedir. [İbn Cerîr] dedi ki: Mekke, bütün şehirlerin önünde yer alması ve kendisi dışındakileri toplaması sebebiyle "Ümmü'l-Kurâ" (Şehirlerin Anası) olarak isimlendirilmiştir. Yeryüzünün oradan döşenip yayıldığı için böyle isimlendirildiği de söylenmiştir.
673. Metin
ويقال لها أيضًا: الفاتحة؛ لأنها تفتتح بها القراءة، وافتتحت الصحابة بها كتابة المصحف الإمام، وصح تسميتها بالسبع المثاني، قالوا: لأنها تثنى في الصلاة، فتقرأ في كل ركعة، وإن كان للمثاني معنى آخر غير هذا، كما سيأتي بيانه في موضعه إن شاء الله ٩. قال الإمام أحمد: حدثنا يزيد بن هارون، أنا ابن أبي ذئب وهاشم بن هاشم عن ابن أبي ذئب، عن المقبري، عن أبي هريرة، عن النبي ﷺ أنه قال لأم القرآن: " هي أم القرآن، وهي السبع المثاني، وهي القرآن العظيم ١٠ " ١١. ثم رواه عن إسماعيل بن عمر عن ابن أبي ذئب به، وقال أبو جعفر محمد بن جرير الطبري: حدثني يونس بن عبد الأعلى، أنا ابن وهب، أخبرني ابن أبي ذئب، عن سعيد المقبري، عن أبي هريرة، ﵁، عن رسول الله ﷺ قال: " هي أم القرآن، وهي فاتحة الكتاب، وهي السبع المثاني " ١٢. وقال الحافظ أبو بكر أحمد بن موسى بن مردويه في تفسيره: حدثنا أحمد بن محمد بن زياد، ثنا محمد بن غالب بن حارث، ثنا إسحاق بن عبد الواحد الموصلي، ثنا المعافى بن عمران، عن عبد الحميد بن جعفر، عن نوح بن أبي بلال، عن المقبري، عن أبي هريرة قال: قال رسول الله ﷺ: (الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ) سبع آيات: بسم الله الرحمن الرحيم إحداهن، وهي السبع المثاني والقرآن العظيم، وهي أم الكتاب ١٣ " ١٤.
Ona (sureye) aynı zamanda el-Fâtiha (Açılış) da denir; çünkü kıraate onunla başlanır ve sahâbe ana mushafın (el-Mushafü'l-İmâm) yazımına onunla başlamıştır. Ona es-Seb'u'l-Mesânî (Tekrarlanan Yedi) adının verilmesi de sahihtir. [Âlimler] dediler ki: Çünkü o, namazda tekrarlanır ve her rekâtta okunur; gerçi mesânînin bundan başka bir anlamı daha vardır ve inşâallah yeri geldiğinde açıklanacaktır 9. İmâm Ahmed dedi ki: Bize Yezîd b. Hârûn rivayet etti, bize İbn Ebî Zi'b ve Hâşim b. Hâşim, İbn Ebî Zi'b'den, o Makbürî'den, o Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber'den sallallâhu aleyhi ve sellem nakletti ki o, Ümmü'l-Kur'ân hakkında şöyle buyurmuştur: «O, Ümmü'l-Kur'ân'dır (Kur'an'ın Anasıdır), es-Seb'u'l-Mesânî'dir (Tekrarlanan Yedidir) ve el-Kur'ânü'l-Azîm'dir (Yüce Kur'an'dır).10» 11. Sonra bunu İsmâîl b. Ömer'den, o da İbn Ebî Zi'b'den aynı isnadla rivayet etti. Ebû Ca'fer Muhammed b. Cerîr et-Taberî dedi ki: Bana Yûnus b. Abdila'lâ rivayet etti, bize İbn Vehb haber verdi, bana İbn Ebî Zi'b, Saîd el-Makbürî'den, o Ebû Hüreyre'den radıyallâhu anh, o da Resûlullah'tan sallallâhu aleyhi ve sellem nakletti ki şöyle buyurmuştur: «O, Ümmü'l-Kur'ân'dır, Fâtihatü'l-Kitâb'dır ve es-Seb'u'l-Mesânî'dir.» 12. Hâfız Ebû Bekr Ahmed b. Mûsâ b. Merdûye Tefsîr'inde dedi ki: Bize Ahmed b. Muhammed b. Ziyâd rivayet etti, bize Muhammed b. Gâlib b. Hâris rivayet etti, bize İshâk b. Abdilvâhid el-Mavsılî rivayet etti, bize Muâfâ b. İmrân, Abdülhamîd b. Ca'fer'den, o Nûh b. Ebî Bilâl'den, o Makbürî'den, o Ebû Hüreyre'den rivayet etti, o dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «{الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} yedi ayettir; {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ} bunlardan biridir. O, es-Seb'u'l-Mesânî ve el-Kur'ânü'l-Azîm'dir, o Ümmü'l-Kitâb'dır.13» 14.
674. Metin
وقد رواه الدارقطني أيضا عن أبي هريرة مرفوعا بنحوه (¬١) أو مثله، وقال: كلهم ثقات (¬٢). وروى البيهقي عن علي (¬٣) وابن عباس (¬٤) وأبي هريرة (¬٥) أنهم فسروا قوله تعالى: {سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي} [الحجر: ٨٧] بالفاتحة، وأن البسملة هي الآية السابعة منها، وسيأتي تمام هذا عند البسملة.
Dârekutnî de bunu Ebû Hüreyre'den merfû olarak benzeri (¬١) veya aynısı şeklinde rivayet etmiş ve: "Hepsi güvenilirdir (sika)" demiştir (¬٢). Beyhakî; Ali (¬٣), İbn Abbâs (¬٤) ve Ebû Hüreyre'den (¬٥) rivayet etmiştir ki onlar Yüce Allah'ın: {سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي} [Hicr: 87] “tekrarlanan yediyi” kavlini Fâtiha ile ve besmelenin de onun yedinci ayeti olduğu şeklinde tefsir etmişlerdir. Bunun tam açıklaması besmele bahsinde gelecektir.
675. Metin
وقد روى الأعمش عن إبراهيم قال: قيل لابن مسعود: لِمَ لَمْ تكتب الفاتحة في مصحفك؟ قال: لو كتبتها لكتبتها في أول كل سورة. قال أبو بكر بن أبي داود: يعني حيث يقرأ في الصلاة، قال: واكتفيت بحفظ المسلمين لها عن كتابتها.
A'meş, İbrâhim'den rivayet etmiştir ki: İbn Mes'ûd'a: "Fâtiha'yı niçin mushafına yazmadın?" denildi. O da: "Şayet onu yazacak olsaydım, her surenin başına yazardım" dedi. Ebû Bekr b. Ebî Dâvûd dedi ki: Yani namazda okunduğu yerlerde [yazardım demek istedi]. Dedi ki: "Müslümanların onu ezberlemiş olmaları sebebiyle onu yazmaktan müstağni kaldım."
676. Metin
وقد قيل: إن الفاتحة أول شيء نزل من القرآن، كما ورد في حديث رواه البيهقي في دلائل النبوة (¬٦) ونقله الباقلاني أحد أقوال ثلاثة هذا [أحدها] (¬٧) وقيل: {يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ} كما في حديث جابر في الصحيح (¬٨). وقيل: {اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ} [العلق: ١] وهذا هو الصحيح، كما سيأتي تقريره في موضعه، والله (¬٩) المستعان.
Fâtiha'nın Kur'an'dan ilk inen şey olduğu da söylenmiştir; nitekim Beyhakî'nin Delâilü'n-Nübüvve'de rivayet ettiği bir hadiste bu şekilde varid olmuştur (¬٦). Bâkıllânî de bunu aktarılan üç görüşten biri [olarak] nakletmiştir (¬٧). Câbir'in Sahih'teki hadisinde olduğu gibi (¬٨) {يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ} “Ey bürünen” olduğu da söylenmiştir. {اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ} [Alak: 1] “Yaratan Rabbinin adıyla oku” olduğu da söylenmiştir ki sahih olan da budur. Nitekim kendi yerinde bunun tespiti gelecektir, yardım istenilecek olan ancak Allah'tır (¬٩).
677. Metin
ذكر ما ورد في فضل الفاتحة
Fâtiha'nın Fazileti Hakkında Vârid Olan Rivayetlerin Zikri
678. Metin
قال الإمام أحمد بن محمد بن حنبل، ﵀، في مسنده: حدثنا يحيى بن سعيد، عن شعبة، حدثني خبيب بن عبد الرحمن، عن حفص بن عاصم، عن أبي سعيد بن المُعَلَّى، ﵁، قال: كنت أصلي فدعاني رسول الله ﷺ، فلم أجبه حتى صلَّيت وأتيته، فقال: " ما منعك أن تأتيني؟ ". قال: قلت: يا رسول الله، إني كنت أصلي. قال: " ألم يقل الله: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ} [الأنفال: ٢٤] ثم قال: " لأعلمنك أعظم سورة في القرآن قبل أن تخرج من المسجد ". قال: فأخذ بيدي، فلما أراد أن يخرج من المسجد قلت: يا رسول الله إنك قلت: " لأعلمنك أعظم سورة في القرآن ". قال: " نعم، الحمد لله رب العالمين هي: السبع المثاني والقرآن العظيم الذي أوتيته ".
İmam Ahmed b. Muhammed b. Hanbel rahimehullâh Müsned'inde dedi ki: Bize Yahyâ b. Saîd, Şu'be'den rivayet etti, bana Hubeyb b. Abdirrahmân, Hafs b. Âsım'dan, o da Ebû Saîd b. el-Muallâ'dan radıyallâhu anh rivayet etti: Namaz kılıyordum, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni çağırdı, namazı kılıncaya kadar ona cevap veremedim, sonra yanına geldim. "Bana gelmene ne engel oldu?" buyurdu. Dedim ki: "Ey Allah'ın Resûlü, namaz kılıyordum." Şöyle buyurdu: "Allah: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ} [Enfâl: 24] “Ey iman edenler! Sizi size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman Allah'a ve Resul'e icabet edin” buyurmadı mı?" Sonra şöyle buyurdu: "Mescitten çıkmadan önce sana Kur'an'daki en büyük sureyi mutlaka öğreteceğim." [Ebû Saîd] dedi ki: Elimden tuttu, mescitten çıkmak istediğinde dedim ki: Ey Allah'ın Resûlü, sen: "Sana Kur'an'daki en büyük sureyi öğreteceğim" demiştin. Şöyle buyurdu: "Evet, 'Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn'dir; o, bana verilen es-Seb'u'l-Mesânî ve Kur'ân-ı Azîm'dir."
679. Metin
وهكذا رواه البخاري عن مسدد، وعلي بن المديني، كلاهما عن يحيى بن سعيد القطان، به (¬١٠). ورواه في موضع آخر من التفسير، وأبو داود، والنسائي، وابن ماجه من طرق عن شعبة، به (¬١١). ورواه الواقدي عن محمد بن معاذ الأنصاريّ، عن خبيب بن عبد الرحمن، عن حفص بن عاصم، عن أبي سعيد بن المُعَلَّى، عن أبي بن كعب، فذكر نحوه.
Buhârî de bunu Müsedded ve Ali b. el-Medînî'den, her ikisi de Yahyâ b. Saîd el-Kattân'dan aynı isnadla rivayet etmiştir (¬١٠). Onu Tefsir'in başka bir yerinde, Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce de Şu'be tarikiyle aynı şekilde rivayet etmişlerdir (¬١١). Vâkıdî de bunu Muhammed b. Muâz el-Ensârî'den, o Hubeyb b. Abdirrahmân'dan, o Hafs b. Âsım'dan, o Ebû Saîd b. el-Muallâ'dan, o da Übey b. Ka'b'dan naklen benzer şekilde zikretmiştir.
680. Metin
وقد وقع في الموطأ للإمام مالك بن أنس، ما ينبغي التنبيه عليه، فإنه رواه مالك عن العلاء بن عبد
İmam Mâlik b. Enes'in el-Muvatta'ında dikkat çekilmesi gereken bir husus yer almaktadır; zira Mâlik bunu el-Alâ b. Abd
681. Metin
الرحمن بن يعقوب الحُرَقي: أن أبا سعيد مولى عامر بن كريز أخبرهم، أن رسول الله ﷺ نادى أبي بن كعب، وهو يصلي في المسجد، فلما فرغ من صلاته لحقه، قال: فوضع النبي ﷺ يده على يدي، وهو يريد أن يخرج من باب المسجد، ثم قال: " إني لأرجو ألا تخرج من باب المسجد حتى تعلم سورة ما أنزل (¬١) في التوراة ولا في الإنجيل ولا في الفرقان (¬٢) مثلها ". قال أبيّ: فجعلت أبطئ في المشي رجاء ذلك، ثم قلت: يا رسول الله، ما السورة التي وعدتني؟ قال: " كيف تقرأ إذا افتتحت (¬٣) الصلاة؟ قال: فقرأت عليه: {الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} حتى أتيت على (¬٤) آخرها، فقال رسول الله ﷺ: " هي هذه السورة، وهي السبع المثاني والقرآن العظيم الذي أعطيت " (¬٥). فأبو سعيد هذا ليس بأبي سعيد بن المُعَلّى، كما اعتقده ابن الأثير في جامع الأصول ومن تبعه (¬٦)، فإن ابن المعلى صحابي أنصاري، وهذا تابعي من موالي خزاعة، وذاك الحديث متصل صحيح، وهذا ظاهره أنه منقطع، إن لم يكن سمعه أبو سعيد هذا من أبيّ بن كعب، فإن كان قد سمعه منه فهو على شرط مسلم، والله أعلم. على أنه قد روي عن أبيّ بن كعب من غير وجه كما قال الإمام أحمد:
b. Ya'kūb el-Hurakî'den rivayet etmiştir ki: Âmir b. Küreyz'in azatlısı Ebû Saîd onlara haber vererek demiştir ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem mescitte namaz kılmakta olan Übey b. Ka'b'a seslendi. Namazını bitirince ona yetişti. Dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem mescidin kapısından çıkmak isterken elini elimin üzerine koydu, sonra şöyle buyurdu: "Tevrat'ta da İncil'de de Furkan'da da (¬٢) benzeri indirilmemiş bir sureyi (¬١) mescit kapısından çıkmadan önce öğrenmeni cidden ümit ediyorum." Übey dedi ki: Bu ümitle yürüyüşümü yavaşlatmaya başladım. Sonra dedim ki: Ey Allah'ın Resûlü, bana vadettiğin sure hangisidir? Şöyle buyurdu: "Namaza başladığında nasıl okursun? (¬٣)" Dedi ki: Ona sonuna kadar (¬٤) {الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} “Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur” suresini okudum. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İşte bu suredir; o, es-Seb'u'l-Mesânî ve bana verilen Kur'ân-ı Azîm'dir." (¬٥) Bu Ebû Saîd, İbnü'l-Esîr'in Câmiu'l-Usûl'de ve ona uyanların zannettiği gibi (¬٦) Ebû Saîd b. el-Muallâ değildir. Çünkü İbnü'l-Muallâ Ensârî bir sahabîdir, bu ise Huzâa'nın azatlılarından bir tâbiîdir. O hadis muttasıl ve sahihtir, bu rivayetin zahiri ise şayet bu Ebû Saîd onu Übey b. Ka'b'dan bizzat işitmemişse münkâtıdır (kesintilidir). Eğer ondan işitmişse Müslim'in şartı üzeredir, en doğrusunu Allah bilir. Bununla birlikte İmam Ahmed'in dediği gibi Übey b. Ka'b'dan başka yollardan da rivayet edilmiştir:
682. Metin
حدثنا عفَّان، حدثنا عبد الرحمن بن إبراهيم، حدثنا العلاء بن عبد الرحمن، عن أبيه، عن أبي هريرة قال: خرج رسول الله ﷺ على أبي بن كعب، وهو يصلي، فقال: " يا أبي "، فالتفت ثم لم يجبه، ثم قال: أبي، فخفف. ثم انصرف إلى رسول الله ﷺ، فقال: السلام عليك أيْ رسول الله. قال: " وعليك السلام " [قال] ٧ " ما منعك أيْ أبيّ إذ ٨ دعوتك أن تجيبني؟ ". قال: أيْ رسول الله، كنت في الصلاة، قال: " أولست تجد فيما أوحى الله إلي ٩ {اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ} [الأنفال: ٢٤] ". قال: بلى يا رسول الله، لا أعود، قال: " أتحب أن أعلمك سورة لم ينزل لا في التوراة ولا في الإنجيل ولا في الزبور ولا في الفرقان ١٠ مثلها؟ " قلت: نعم، أي رسول الله، قال رسول الله ﷺ: " إني لأرجو ألا أخرج من هذا الباب حتى تعلمها " قال: فأخذ رسول الله ﷺ بيدي يحدثني، وأنا أتبطأ ١١، مخافة أن يبلغ قبل أن يقضي الحديث، فلما دنونا من الباب قلت: أيْ رسول الله، ما السورة التي وعدتني ١٢ قال: " ما تقرأ في الصلاة؟ ". قال: فقرأت عليه أم القرآن، قال: " والذي نفسي بيده ما أنزل الله في التوراة ولا في الإنجيل ولا في الزبور، ولا في الفرقان مثلها؛ إنها السبع المثاني ".
Bize Affân rivayet etti, bize Abdurrahman b. İbrâhîm rivayet etti, bize el-Alâ b. Abdirrahmân babasından, o da Ebû Hüreyre'den [şöyle] rivayet etti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, namaz kılmakta olan Übey b. Ka'b'ın yanına çıktı ve: «Ey Übey!» buyurdu. [Übey] dönüp baktı fakat ona cevap vermedi. Sonra [Resûlullah]: «Übey!» buyurunca namazı hafifletti (kısa tuttu). Ardından Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına yönelip: «es-Selâmü aleyke ey Allah'ın Resûlü!» dedi. [Resûlullah]: «Ve aleyke's-selâm» buyurdu. [Sonra şöyle buyurdu]7: «Seni çağırdığımda8 bana cevap vermekten seni alıkoyan neydi ey Übey?» [Übey]: «Ey Allah'ın Resûlü, namazdaydım» dedi. [Resûlullah]: «Allah'ın bana vahyettikleri arasında9 {اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ} “Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûl'e icabet edin” [el-Enfâl 24] ayetini bulmuyor musun?» buyurdu. [Übey]: «Evet, ey Allah'ın Resûlü, bir daha yapmam» dedi. [Resûlullah]: «Sana ne Tevrat'ta, ne İncil'de, ne Zebûr'da ne de Furkān'da10 bir benzeri indirilmemiş bir sureyi öğretmemi ister misin?» buyurdu. Ben: «Evet, ey Allah'ın Resûlü» dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Umarım ki sen onu öğrenmeden bu kapıdan çıkmayacağım» buyurdu. [Übey] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem elimi tuttu, benimle konuşuyordu; ben ise sözü bitmeden kapıya ulaşır korkusuyla adımlarımı yavaşlatıyordum11. Kapıya yaklaştığımızda: «Ey Allah'ın Resûlü, bana vadettiğin12 sure hangisidir?» dedim. «Namazda ne okursun?» buyurdu. Ona Ümmü'l-Kur'ân'ı (Fâtiha'yı) okudum. Bunun üzerine: «Nefsim elinde olan [Allah]'a yemin ederim ki, Allah ne Tevrat'ta, ne İncil'de, ne Zebûr'da ne de Furkān'da onun bir benzerini indirmemiştir. Şüphesiz o, es-Seb'u'l-Mesânî'dir (tekrarlanan yedi ayettir)» buyurdu.
683. Metin
ورواه الترمذي، عن قتيبة، عن الدَّرَاوَرْدِي، عن العلاء، عن (¬١) أبيه، عن أبي هريرة، فذكره (¬٢)، وعنده: إنها من السبع المثاني والقرآن العظيم الذي أعطيته، ثم قال: هذا حديث حسن صحيح.
Tirmizî de bunu Kuteybe'den, o ed-Derâverdî'den, o el-Alâ'dan, o babasından (¬١), o da Ebû Hüreyre'den naklen zikretti (¬٢). Onun rivayetinde: "O, es-Seb'u'l-Mesânî'den ve bana verilen Kur'ân-ı Azîm'dendir" ziyadesi vardır; sonra Tirmizî: "Bu hadis hasen sahihtir" demiştir.
684. Metin
وفي الباب، عن أنس بن مالك، ورواه عبد الله بن [الإمام] (¬٣) أحمد، عن إسماعيل بن أبي مَعْمَر، عن أبي أسامة، عن عبد الحميد بن جعفر، عن العلاء، عن أبيه، عن أبي هريرة، عن أبي بن كعب، فذكره مطولا بنحوه، أو قريبا منه (¬٤). وقد رواه الترمذي والنسائي جميعا عن أبي عمار حسين بن حريث، عن الفضل بن موسى، عن عبد الحميد بن جعفر، عن العلاء، عن أبيه، عن أبي هريرة، عن أبيّ بن كعب، قال: قال رسول الله ﷺ: " ما أنزل الله في التوراة ولا في الإنجيل مثل أم القرآن، وهي السبع المثاني، وهي مقسومة بيني وبين عبدي "، هذا لفظ النسائي. وقال الترمذي: حسن غريب.
Bu konuda Enes b. Mâlik'ten de rivayet vardır. [İmam] (¬٣) Ahmed'in oğlu Abdullah bunu İsmâil b. Ebî Ma'mer'den, o Ebû Üsâme'den, o Abdülhamîd b. Ca'fer'den, o el-Alâ'dan, o babasından, o Ebû Hüreyre'den, o da Übey b. Ka'b'dan naklen benzeriyle veya buna yakın bir lafızla uzunca zikretmiştir (¬٤). Tirmizî ve Nesâî birlikte bunu Ebû Ammâr Hüseyin b. Hurays'ten, o el-Fadl b. Mûsâ'dan, o Abdülhamîd b. Ca'fer'den, o el-Alâ'dan, o babasından, o Ebû Hüreyre'den, o da Übey b. Ka'b'dan rivayet etmişlerdir ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Allah, Tevrat'ta da İncil'de de Ümmü'l-Kur'ân gibisini indirmemiştir. O, es-Seb'u'l-Mesânî'dir ve kulumla benim aramda taksim edilmiştir" buyurmuştur. Bu Nesâî'nin lafzıdır. Tirmizî ise: "Hasen gariptir" demiştir.
685. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا محمد بن عبيد، حدثنا هاشم، يعني ابن البريد ٥ حدثنا عبد الله بن محمد بن عقيل، عن ابن جابر، قال: انتهيت إلى رسول الله ﷺ وقد أهراق الماء، فقلت: السلام عليك يا رسول الله. فلم يرد عليّ، قال: فقلت: السلام عليك يا رسول الله. فلم يرد عليّ، قال: فقلت: السلام عليك يا رسول الله، فلم يرد عليّ. قال: فانطلق رسول الله ﷺ يمشي، وأنا خلفه حتى دخل رحله، ودخلت أنا المسجد، فجلست كئيبًا حزينًا، فخرج عليّ رسول الله ﷺ وقد تطهر، فقال: " عليك ٦ السلام ورحمة الله، وعليك السلام ورحمة الله، وعليك السلام ورحمة الله " ثم قال: " ألا أخبرك يا عبد الله بن جابر بأَخْير سورة في القرآن؟ " قلت: بلى يا رسول الله. قال: " اقرأ: الحمد لله رب العالمين، حتى تختمها " ٧. هذا إسناد جيد، وابن عقيل تحتج ٨ به الأئمة الكبار، وعبد الله بن جابر هذا هو الصحابي، ذكر ابن الجوزي أنه هو العبديّ، والله أعلم. ويقال: إنه عبد الله بن جابر الأنصاري البياضي، فيما ذكره الحافظ ابن عساكر ٩. واستدلوا بهذا الحديث وأمثاله على تفاضل بعض الآيات والسور على بعض، كما هو المحكي عن كثير من العلماء، منهم: إسحاق بن راهويه، وأبو بكر بن العربي، وابن الحصار من المالكية. وذهبت طائفة أخرى إلى أنه لا تفاضل في ذلك؛ لأن الجميع كلام الله، ولئلا يوهم التفضيل نقص
İmam Ahmed dedi ki: Bize Muhammed b. Ubeyd rivayet etti, bize Hâşim -yani İbnü'l-Berîd 5- rivayet etti, bize Abdullah b. Muhammed b. Akîl, İbn Câbir'den nakletti; o şöyle dedi: Rasûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem yanına vardım, abdest bozmuştu [su dökmüştü]. "Es-Selâmu aleyke yâ Rasûlallah" dedim; bana karşılık vermedi. [Tekrar] "Es-Selâmu aleyke yâ Rasûlallah" dedim; bana karşılık vermedi. [Yine] "Es-Selâmu aleyke yâ Rasûlallah" dedim; bana karşılık vermedi. Dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yürüyüp gitti, ben de o evine girinceye kadar arkasından takip ettim. Ben de mescide girip kederli ve üzgün bir halde oturdum. Derken Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem temizlenmiş (abdest almış) olarak yanıma çıktı ve: «Aleyke's-selâm 6 ve rahmetullâh, ve aleyke's-selâm ve rahmetullâh, ve aleyke's-selâm ve rahmetullâh» buyurdu. Sonra: «Ey Abdullah b. Câbir! Sana Kur'an'daki en hayırlı sureyi haber vereyim mi?» buyurdu. Ben: "Evet, ey Allah'ın Rasûlü!" dedim. «{ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ } “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur” [suresini] sonuna kadar oku» 7 buyurdu. Bu ceyyid bir isnaddır. Büyük imamlar İbn Akîl ile ihticac etmişlerdir 8 (rivayetini delil almışlardır). Bu Abdullah b. Câbir ise sahabidir; İbnü'l-Cevzî onun el-Abdî olduğunu zikretmiştir, en doğrusunu Allah bilir. Hâfız İbn Asâkir'in zikrettiğine göre onun Abdullah b. Câbir el-Ensârî el-Beyâdî olduğu da söylenmektedir 9. [Âlimler] bu hadisi ve benzerlerini, bazı ayet ve surelerin diğerlerinden daha faziletli olduğuna delil getirmişlerdir; nitekim İshâk b. Râhûye, Ebû Bekr İbnü'l-Arabî ve Mâlikîlerden İbnü'l-Hassâr gibi pek çok âlimden aktarılan görüş de budur. Diğer bir grup ise bu hususta bir üstünlük (tefâzul) olmadığı görüşüne varmıştır; zira hepsi Allah'ın kelâmıdır ve üstün tutmanın, üstün kılınanda bir eksiklik...
686. Metin
المفضل عليه، وإن كان الجميع فاضلا نقله القُرطُبي عن الأشعريّ، وأبي بكر الباقلاني، وأبي حاتم بن حبان البستي، ويحيى بن يحيى، ورواية عن الإمام مالك [أيضا] (¬١).
vehmettirmesin diyedir; gerçi hepsi faziletlidir. Bunu Kurtubî; el-Eş'arî, Ebû Bekr el-Bâkıllânî, Ebû Hâtim b. Hibbân el-Büstî, Yahyâ b. Yahyâ'dan ve İmam Mâlik'ten [de] gelen bir rivayetten aktarmıştır (¬١).
687. Metin
حديث آخر: قال البخاري في فضائل القرآن: حدثنا محمد بن المثنى، حدثنا وهب، حدثنا هشام، عن محمد، بن معبد، عن أبي سعيد الخدري، قال: كنا في مسير لنا، فنزلنا، فجاءت جارية فقالت: إن سيد الحي سليم، وإن نَفَرَنَا غُيَّب، فهل منكم (¬٢) راق؟ فقام معها رجل ما كنا نَأبِنُه برقية، فرقاه، فبرأ، فأمر له بثلاثين شاة، وسقانا لبنا، فلما رجع (¬٣) قلنا له: أكنت تحسن رقية، أو كنت ترقي؟ قال: لا ما رقيت إلا بأم الكتاب، قلنا: لا تحدثوا شيئا حتى نأتي، أو نسأل رسول الله (¬٤) ﷺ، فلما قدمنا المدينة ذكرناه للنبي ﷺ فقال: " وما كان يُدْريه أنها رقية، اقسموا واضربوا لي بسهم ".
Başka bir hadis: Buhârî Fedâilü'l-Kur'ân'da dedi ki: Bize Muhammed b. el-Müsennâ rivayet etti, bize Vehb rivayet etti, bize Hişâm, Muhammed b. Ma'bed'den, o Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayet etti, dedi ki: Bir yolculuğumuzda idik ve konakladık. Bir cariye gelip dedi ki: "Kabilenin reisi sokulmuştur [zehirlenmiştir], adamlarımız ise hazır değildir. İçinizde (¬٢) rukye yapan [okuyup üfleyen] var mı?" Bunun üzerine rukye bildiğini zannetmediğimiz bir adam onunla kalkıp gitti, ona rukye yaptı ve adam iyileşti. Bunun üzerine ona otuz koyun verilmesini emretti ve bize de süt içirdi. Döndüğünde (¬٣) ona: "Sen rukyeyi iyi bilir miydin, yoksa [eskiden beri] rukye yapar mıydın?" dedik. Dedi ki: "Hayır, ben ancak Ümmü'l-Kitâb ile rukye yaptım." Biz: "Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem varıncaya veya soruncaya (¬٤) kadar hiçbir şey konuşmayın" dedik. Medine'ye vardığımızda bunu Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem zikrettik; buyurdu ki: "Onun bir rukye olduğunu nereden bilirdi? [Koyunları] aranızda paylaştırın ve bana da bir pay ayırın."
688. Metin
وقال أبو معمر: حدثنا عبد الوارث، حدثنا هشام، حدثنا محمد بن سيرين، حدثني معبد بن سيرين، عن أبي سعيد الخدري بهذا.
Ebû Ma'mer dedi ki: Bize Abdülvâris rivayet etti, bize Hişâm rivayet etti, bize Muhammed b. Sîrîn rivayet etti, bana Ma'bed b. Sîrîn, Ebû Saîd el-Hudrî'den bunu rivayet etti.
689. Metin
وهكذا رواه مسلم، وأبو داود من رواية هشام، وهو ابن حسان، عن ابن سيرين، به (¬٥). وفي بعض روايات مسلم لهذا الحديث: أن أبا سعيد هو الذي رقى ذلك السليم، يعني: اللديغ يسمونه بذلك تفاؤلا.
Bunu Müslim ve Ebû Dâvûd da Hişâm -ki o İbn Hassân'dır- tarikiyle İbn Sîrîn'den aynı şekilde rivayet etmişlerdir (¬٥). Bu hadisin Müslim'deki bazı rivayetlerinde: O sokulmuş (selîm) adama rukye yapan kişinin Ebû Saîd'in kendisi olduğu geçer; yani yılan/akrep sokmuş kimseye tefe'ül olsun (iyileşmesi umulsun) diye bu adı verirler.
690. Metin
حديث آخر: روى مسلم في صحيحه، والنسائي في سننه، من حديث أبي الأحوص سلام بن سليم، عن عمار بن رُزَيق، عن عبد الله بن عيسى بن عبد الرحمن بن أبي ليلى، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس، قال: بينا رسول الله ﷺ وعنده جبريل، إذ سمع نقيضًا فوقه، فرفع جبريل بصره إلى السماء، فقال: هذا باب قد فتح من السماء، ما فتح قط. قال: فنزل منه ملك، فأتى النبي ﷺ فقال: أبشر بنورين قد أوتيتهما لم يؤتهما نبي قبلك: فاتحة الكتاب، وخواتيم سورة البقرة، ولن تقرأ حرفًا منهما إلا أوتيته. وهذا لفظ النسائي.
Başka bir hadis: Müslim Sahih'inde ve Nesâî Sünen'inde Ebü'l-Ahvas Sellâm b. Süleym hadisinden, o Ammâr b. Ruzeyk'ten, o Abdullah b. Îsâ b. Abdirrahmân b. Ebî Leylâ'dan, o Saîd b. Cübeyr'den, o İbn Abbâs'tan rivayet etmişlerdir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanında Cibrîl bulunduğu bir sırada iken yukarısından bir gıcırtı/kapı sesi işitti. Cibrîl başını göğe kaldırdı ve: "Bu, gökten açılan bir kapıdır ki bugüne kadar asla açılmamıştı" dedi. Dedi ki: Oradan bir melek indi ve Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem gelip şöyle dedi: "Senden önce hiçbir peygambere verilmeyen, sana verilen iki nur ile müjdelen: Fâtihatü'l-Kitâb ve Bakara suresinin sonları. Onlardan okuyacağın her bir harf mutlaka sana verilecektir." Bu, Nesâî'nin lafzıdır.
691. Metin
ولمسلم نحوه حديث آخر: قال مسلم: حدثنا إسحاق بن إبراهيم الحنظلي، هو ابن راهويه، حدثنا سفيان بن عيينة، عن العلاء، يعني ابن عبد الرحمن بن يعقوب الحُرَقي ٦ عن أبي هريرة، عن النبي ﷺ، قال: " من صلى صلاة لم يقرأ فيها أم ٧ القرآن فهي خِداج -ثلاثًا-غير تمام ". فقيل لأبي هريرة: إنا نكون وراء الإمام، قال: اقرأ بها في نفسك؛ فإني سمعت رسول الله ﷺ يقول: " قال الله ﷿: قَسَمْتُ الصلاة بيني وبين عبدي نصفين، ولعبدي ما سأل فإذا قال العبد: {الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} [الفاتحة: ٢]، قال الله: حمدني عبدي، وإذا قال: {الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ} [الفاتحة: ٣]، قال الله: أثنى علي عبدي، فإذا قال: {مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ} [الفاتحة: ٤]، قال (¬١) مجدني عبدي -وقال مرة: فوض إلي عبدي -فإذا قال: {إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ} [الفاتحة: ٥]، قال: هذا بيني وبين عبدي، ولعبدي ما سأل، فإذا قال: {اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ * صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلا الضَّالِّينَ} [الفاتحة: ٦، ٧]، قال (¬٢) هذا لعبدي ولعبدي ما سأل ".
Müslim'de buna benzer başka bir hadis [daha] vardır: Müslim dedi ki: Bize İshâk b. İbrâhîm el-Hanzalî -ki o İbn Râhûye'dir- rivayet etti, bize Süfyân b. Uyeyne rivayet etti, el-Alâ'dan -yani İbn Abdirrahmân b. Ya'kūb el-Hurakī6-, o Ebû Hüreyre'den, o Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'den: «Her kim içinde Ümmü'l-Kur'ân'ı (Fâtiha'yı)7 okumadığı bir namaz kılarsa, o [namaz] noksandır -[bunu] üç defa [söyledi]- tam değildir» buyurdu. Ebû Hüreyre'ye: "Biz imamın arkasında bulunuyoruz?" denildi. O da: "Onu içinden oku; zira ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: «Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu: 'Namazı kulumla kendi aramda iki yarıya böldüm; kuluma dilediği verilecektir. Kul: { الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ } “Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” [Fâtiha: 2] dediğinde, Allah: Kulum bana hamdetti, buyurur. { الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ } “O Rahmândır, Rahîmdir” [Fâtiha: 3] dediğinde, Allah: Kulum beni övdü (senâ etti), buyurur. { مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ } “Din gününün sahibidir” [Fâtiha: 4] dediğinde, Allah: Kulum beni yüceltti (¬١) -[râvi] bir keresinde: Kulum [işini] bana havale etti [dedi]- buyurur. { إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ } “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz” [Fâtiha: 5] dediğinde: Bu, benimle kulum arasındadır; kuluma dilediği verilecektir, buyurur. { اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ * صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلا الضَّالِّينَ } “Bizi dosdoğru yola ilet; kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna, gazaba uğrayanların ve sapmışların değil” [Fâtiha: 6, 7] dediğinde ise: Bu kuluma aittir ve kuluma dilediği verilecektir (¬٢), buyurur.'»
693. Metin
وهكذا رواه النسائي، عن إسحاق بن راهويه (¬٣). وقد روياه -أيضًا-عن قتيبة، عن مالك، عن العلاء، عن أبي السائب مولى هشام بن زهرة، عن أبي هريرة، به (¬٤) وفي هذا السياق: " فنصفها لي ونصفها لعبدي، ولعبدي ما سأل ".
Nesâî de bunu İshâk b. Râhûye'den aynı şekilde rivayet etmiştir (¬٣). Her ikisi de bunu ayrıca Kuteybe'den, o Mâlik'ten, o el-Alâ'dan, o Hişâm b. Zühre'nin azatlısı Ebü's-Sâib'den, o Ebû Hüreyre'den aynı isnadla rivayet etmişlerdir (¬٤). Bu rivayet zincirinde: "Yarısı bana, yarısı da kuluma aittir; kuluma dilediği verilecektir" şeklindedir.
694. Metin
وكذا رواه ابن إسحاق، عن العلاء، وقد رواه مسلم من حديث ابن جُرَيْج، عن العلاء، عن أبي السائب هكذا (¬٥).
İbn İshâk da el-Alâ'dan bu şekilde rivayet etmiştir. Müslim bunu İbn Cüreyc'in hadisinden el-Alâ tarikiyle Ebü's-Sâib'den bu şekilde rivayet etmiştir (¬٥).
695. Metin
ورواه -أيضًا-من حديث ابن أبي أويس، عن العلاء، عن أبيه وأبي السائب، كلاهما عن أبي هريرة (¬٦).
Bunu ayrıca İbn Ebî Üveys hadisinden el-Alâ'dan, o babasından ve Ebü's-Sâib'den, her ikisi de Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etmiştir (¬٦).
696. Metin
وقال الترمذي: هذا حديث حسن، وسألت أبا زُرْعَة عنه فقال: كلا الحديثين صحيح، من قال: عن العلاء، عن أبيه، وعن العلاء عن أبي السائب (¬٧).
Tirmizî dedi ki: Bu hadis hasendir; Ebû Zür'a'ya onu sordum da şöyle dedi: Gerek "el-Alâ'dan, babasından" diyenin, gerekse "el-Alâ'dan, Ebü's-Sâib'den" diyenin rivayeti olsun her iki hadis de sahihtir (¬٧).
697. Metin
وقد روى هذا الحديث عبد الله ابن الإمام أحمد، من حديث العلاء، عن أبيه، عن أبي هريرة، عن أبيّ بن كعب مطولا (¬٨).
İmam Ahmed'in oğlu Abdullah bu hadisi el-Alâ'nın hadisinden, babasından, Ebû Hüreyre'den, o da Übey b. Ka'b'dan uzunca rivayet etmiştir (¬٨).
698. Metin
قال (¬٩) ابن جرير: حدثنا صالح بن مسمار المروزي، حدثنا زيد بن الحباب، حدثنا عَنْبسة بن سعيد، عن مُطَرَّف بن طريف، عن سعد بن إسحاق بن كعب بن عُجْرَة، عن جابر بن عبد الله، قال: قال رسول الله ﷺ: " قال الله تعالى: قسمت الصلاة بيني وبين عبدي نصفين، وله ما سأل، فإذا قال العبد: {الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} قال: حمدني عبدي، وإذا قال: {الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ} قال: أثنى علي عبدي. ثم قال: هذا لي وله ما بقي " (¬١٠)
İbn Cerîr dedi (¬٩) ki: Bize Sâlih b. Mismâr el-Mervezî rivayet etti, bize Zeyd b. el-Hubâb rivayet etti, bize Anbese b. Saîd, Mutarrif b. Tarîf'ten, o Sa'd b. İshâk b. Ka'b b. Ucre'den, o da Câbir b. Abdillâh'tan rivayet etti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Yüce Allah: Namazı kulumla kendi aramda iki yarıya böldüm, dilediği onundur. Kul: {الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} “Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur” dediğinde Allah: Kulum bana hamdetti, buyurur. {الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ} “Rahmândır, Rahîmdir” dediğinde: Kulum beni övdü/senâ etti, buyurur. Sonra: Bu bana aittir, geri kalanı ise onundur, buyurur." (¬١٠)
699. Metin
وهذا غريب من هذا الوجه.
Bu [rivayet], bu vecihten garibtir.
700. Metin
ثم الكلام على ما يتعلق بهذا الحديث مما يختص بالفاتحة (¬١) من وجوه:
Sonra bu hadisle ilgili olup Fâtiha'ya mahsus (¬١) olan hususların açıklaması birkaç vecih üzeredir:
701. Metin
أحدها: أنه قد أطلق فيه لفظ الصلاة، والمراد القراءة كقوله تعالى: {وَلا تَجْهَرْ بِصَلاتِكَ وَلا تُخَافِتْ بِهَا وَابْتَغِ بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيلا} [الإسراء: ١١٠]، أي: بقراءتك كما جاء مصرحًا به في الصحيح، عن ابن عباس (¬٢) وهكذا قال في هذا الحديث: " قسمت الصلاة بيني وبين عبدي نصفين، فنصفها لي ونصفها لعبدي، ولعبدي ما سأل " ثم بيّن تفصيل هذه القسمة في قراءة الفاتحة فدل على عظم (¬٣) القراءة في الصلاة، وأنها من أكبر أركانها، إذ أطلقت العبادة وأريد بها (¬٤) جزء واحد منها وهو القراءة؛ كما أطلق لفظ القراءة والمراد به الصلاة في قوله: {وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا} [الإسراء: ٧٨]، والمراد صلاة الفجر، كما جاء مصرحا به في الصحيحين: من أنه يشهدها ملائكة الليل وملائكة النهار، فدل هذا كله على أنه لا بد من القراءة في الصلاة، وهو اتفاق من العلماء.
Birincisi: Hadiste "namaz" lafzı mutlak olarak kullanılmış, fakat kıraat kastedilmiştir; nitekim Yüce Allah'ın: {وَلا تَجْهَرْ بِصَلاتِكَ وَلا تُخَافِتْ بِهَا وَابْتَغِ بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيلا} [İsrâ: 110] “Namazında sesini pek yükseltme, pek de kısma; ikisi arasında bir yol tut” kavlinde olduğu gibi; yani Sahih'te İbn Abbâs'tan açıkça geldiği üzere (¬٢) "kıraatinde" demektir. Nitekim bu hadiste de şöyle buyurmuştur: "Namazı kulumla kendi aramda iki yarıya böldüm; yarısı bana, yarısı da kuluma aittir, kuluma dilediği verilecektir." Sonra bu taksimin Fâtiha kıraatindeki tafsilatını beyan etmiştir. Bu da namazda kıraatin büyüklüğüne (¬٣) ve onun en büyük rükünlerinden biri olduğuna delalet eder; zira ibadetin bütünü zikredilmiş fakat onun tek bir cüzü olan kıraat kastedilmiştir (¬٤). Tıpkı {وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا} [İsrâ: 78] “Bir de sabah kıraatini [namazını]. Çünkü sabah kıraati şahitlidir” kavlinde kıraat lafzı zikredilip onunla namazın kastedilmesi gibi; burada kastedilen sabah namazıdır. Nitekim Sahihayn'da açıkça geldiği üzere ona gece ve gündüz melekleri şahit olurlar. Bütün bunlar namazda kıraatin mutlaka gerekli olduğuna delalet eder ki bu, âlimlerin icma ettiği bir husustur.
702. Metin
ولكن اختلفوا في مسألة نذكرها في الوجه الثاني، وذلك أنه هل يتعين للقراءة في الصلاة فاتحة الكتاب، أم تجزئ هي أو غيرها؟ على قولين مشهورين، فعند أبي حنيفة ومن وافقه من أصحابه وغيرهم أنها لا تتعين، بل مهما قرأ به من القرآن أجزأه في الصلاة، واحتجوا بعموم قوله تعالى: {فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ} [المزمل: ٢٠]، وبما ثبت في الصحيحين، من حديث أبي هريرة في قصة المسيء صلاته (¬٥) أن رسول الله ﷺ قال له: " إذا قمت إلى الصلاة فكبر، ثم اقرأ ما تيسر معك من القرآن " (¬٦) قالوا: فأمره بقراءة ما تيسر، ولم يعين له الفاتحة ولا غيرها، فدل على ما قلناه.
Fakat ikinci vecihte zikredeceğimiz bir meselede ihtilaf etmişlerdir: Namazda kıraat için Fâtihatü'l-Kitâb bizzat tayin edilmiş midir, yoksa hem o hem de başkası yeterli olur mu? Bu konuda meşhur iki görüş vardır: Ebû Hanîfe ve ona muvafakat eden ashabı ile diğerlerine göre o bizzat tayin edilmiş değildir; aksine Kur'an'dan ne okursa namazda yeterli olur. Onlar Yüce Allah'ın: {فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ} [Müzzemmil: 20] “Artık Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun” kavlinin umumiliğini ve Sahihayn'da sabit olan Ebû Hüreyre'nin namazını kötü kılan adam (el-müsî'u salâtahu) kıssasındaki hadisini (¬٥) delil getirmişlerdir; zira Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Namaza kalktığın zaman tekbir getir, sonra Kur'an'dan kolayına geleni oku" (¬٦) buyurmuştur. Demişlerdir ki: Ona kolayına geleni okumasını emretmiş, ona Fâtiha'yı veya başka bir şeyi tayin etmemiştir; bu da söylediğimize delalet eder.
703. Metin
والقول الثاني: أنه تتعين قراءة الفاتحة في الصلاة، ولا تجزئ الصلاة بدونها، وهو قول بقية الأئمة: مالك والشافعي وأحمد بن حنبل وأصحابهم وجمهور العلماء؛ واحتجوا على ذلك بهذا الحديث المذكور، حيث قال صلوات الله وسلامه عليه: " من صلى صلاة لم يقرأ فيها بأم القرآن فهي خِدَاج " والخداج هو: الناقص كما فسَّر به في الحديث: " غير تمام ". واحتجوا -أيضًا-بما ثبت في الصحيحين من حديث الزهريّ، عن محمود بن الربيع، عن عبادة بن الصّامت، قال: قال رسول الله ﷺ: " لا صلاة لمن لم يقرأ بفاتحة الكتاب " (¬٧). وفي صحيح ابن خزيمة وابن حبان، عن أبي هريرة قال: قال رسول الله ﷺ: " لا تجزئ صلاة لا يقرأ فيها بأم القرآن " (¬٨) والأحاديث في هذا الباب كثيرة، ووجه المناظرة هاهنا يطول ذكره، وقد أشرنا إلى مأخذهم في ذلك، ﵏.
İkinci görüş ise: Namazda Fâtiha'nın okunmasının şart (tayin) olduğu ve onsuz namazın geçerli olmayacağıdır. Bu; diğer imamlar Mâlik, Şâfiî, Ahmed b. Hanbel, onların ashabı ve cumhur ulemanın görüşüdür. Onlar buna zikredilen şu hadisle delil getirmişlerdir; zira salât ve selâm onun üzerine olsun şöyle buyurmuştur: "Kim içinde Ümmü'l-Kur'ân'ı okumadığı bir namaz kılarsa, o hidâcdır." Hidâc ise, hadiste "tam değildir" şeklinde tefsir edildiği üzere eksiktir demektir. Ayrıca Sahihayn'da sabit olan Zührî hadisiyle, o Mahmûd b. er-Rebî'den, o Ubâde b. es-Sâmit'ten rivayetle istidlal etmişlerdir ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Fâtihatü'l-Kitâb'ı okumayanın namazı yoktur" (¬٧) buyurmuştur. Sahîh-i İbn Huzeyme ve Sahîh-i İbn Hibbân'da Ebû Hüreyre'den rivayetle Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem: "İçinde Ümmü'l-Kur'ân'ın okunmadığı hiçbir namaz geçerli olmaz" (¬٨) buyurduğu sabittir. Bu babdaki hadisler pek çoktur ve buradaki münazara vecihlerini zikretmek uzar; biz onların bu husustaki dayanaklarına işaret etmiş olduk, Allah hepsinden razı olsun.
704. Metin
ثم إن مذهب الشافعيّ وجماعة من أهل العلم: أنه تجب قراءتها في كل ركعة. وقال آخرون: إنما تجب قراءتها في معظم الركعات، وقال الحسن وأكثر البصريين: إنما تجب قراءتها في ركعة واحدة من
Sonra Şâfiî’nin ve ilim ehlinden bir topluluğun mezhebi; her rekâtta onun (Fâtiha'nın) okunmasının vacip olduğudur. Diğerleri ise: Ancak rekâtların çoğunda okunması vaciptir demişlerdir. el-Hasan ve Basralıların çoğu da şöyle demiştir: [Namaz]lardan sadece bir rekâtta okunması vaciptir
705. Metin
الصلوات، أخذا بمطلق الحديث: " لا صلاة لمن لم يقرأ بفاتحة الكتاب ".
rekâtında okunması vaciptir demişlerdir; bunu da: "Fâtihatü'l-Kitâb'ı okumayanın namazı yoktur" hadisinin mutlaklığına dayanarak söylemişlerdir.
706. Metin
وقال أبو حنيفة وأصحابه والثوري والأوزاعي: لا تتعين (¬١) قراءتها، بل لو قرأ بغيرها أجزأه لقوله: {فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ} [المزمل: ٢٠]، [كما تقدم] (¬٢) والله أعلم.
Ebû Hanîfe ve ashabı, Sevrî ve Evzâî ise: [Fâtiha'nın] okunması tayin edilmiş değildir (¬١), bilakis [daha önce geçtiği üzere] (¬٢) {فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ} [Müzzemmil: 20] “Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun” kavlinden ötürü başkasıyla da okusa caiz olur demişlerdir, en doğrusunu Allah bilir.
707. Metin
وقد روى ابن ماجه من حديث أبي سفيان السعدي، عن أبي نضرة، عن أبي سعيد مرفوعًا: " لا صلاة لمن لم يقرأ في كل ركعة بالحمد وسورة في فريضة أو غيرها " (¬٣). وفي صحة هذا نظر، وموضح (¬٤) تحرير هذا كله في كتاب الأحكام الكبير، والله أعلم.
İbn Mâce, Ebû Süfyân es-Sa'dî hadisinden, o Ebû Nadre'den, o Ebû Saîd'den merfû olarak rivayet etmiştir: "Farz olsun veya olmasın, her rekâtta el-Hamd ve bir sure okumayanın namazı yoktur." (¬٣) Bu rivayetin sıhhatinde şüphe vardır. Bütün bunların incelenip tahrir edildiği yer (¬٤) Kitâbü'l-Ahkâmi'l-Kebîr'dir, en doğrusunu Allah bilir.
708. Metin
الوجه الثالث: هل تجب قراءة الفاتحة على المأموم؟ فيه ثلاثة أقوال للعلماء:
Üçüncü Vecih: İmama uyan kimseye (mükemmel) Fâtiha okumak vacip midir? Bu hususta âlimlerin üç görüşü vardır:
709. Metin
أحدها: أنه تجب عليه قراءتها، كما تجب على إمامه؛ لعموم الأحاديث المتقدمة.
Birincisi: Geçen hadislerin umumundan dolayı imamına vacip olduğu gibi ona da okuması vaciptir.
710. Metin
والثاني: لا تجب على المأموم قراءة بالكلية لا الفاتحة ولا غيرها، لا في الصلاة الجهرية ولا السرية، لما رواه الإمام أحمد بن حنبل في مسنده، عن جابر بن عبد الله، عن النبي ﷺ أنه قال: " من كان له إمام فقراءة الإمام له قراءة " ولكن في إسناده ضعف (¬٥). ورواه مالك، عن وهب بن كَيْسَان، عن جابر من كلامه (¬٦). وقد روي هذا الحديث من طرق، ولا يصح شيء منها عن النبي ﷺ، والله أعلم.
İkincisi: Gerek sesli (cehrî) gerekse sessiz (sırrî) namazda imama uyan kişiye ne Fâtiha ne de başkası olmak üzere hiçbir kıraat kesinlikle vacip değildir; zira İmam Ahmed b. Hanbel Müsned'inde Câbir b. Abdillâh'tan, o Peygamber'den sallallâhu aleyhi ve sellem rivayet etmiştir ki: "Kimin bir imamı varsa imamın kıraati onun da kıraatidir" buyurmuştur; ancak isnadında zayıflık vardır (¬٥). Mâlik bunu Vehb b. Keysân'dan, o Câbir'in kendi sözü olarak rivayet etmiştir (¬٦). Bu hadis muhtelif tariklerle rivayet edilmiştir ancak hiçbirisi Peygamber'den sallallâhu aleyhi ve sellem sahih olmamıştır, en doğrusunu Allah bilir.
711. Metin
والقول الثالث: أنه تجب القراءة على المأموم في السرية، لما (¬٧) تقدم، ولا تجب (¬٨) في الجهرية لما ثبت في صحيح مسلم، عن أبي موسى الأشعري، قال: قال رسول الله ﷺ: " إنما جعل الإمام ليؤتم به؛ فإذا كبَّر فكبّروا، وإذا قرأ فأنصتوا " وذكر بقية الحديث (¬٩).
Üçüncü görüş ise: Daha önce geçen delillerden dolayı (¬٧) sessiz (sırrî) namazda imama uyan kimseye kıraat vaciptir; sesli (cehrî) namazda ise vacip değildir (¬٨), zira Sahîh-i Müslim'de Ebû Mûsâ el-Eş'arî'den sabit olduğuna göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "İmam ancak kendisine uyulması için kılınmıştır; o tekbir aldığında siz de tekbir alın, o okuduğu zaman da susup dinleyin" buyurmuştur ve hadisin geri kalanını zikretti (¬٩).
712. Metin
وهكذا رواه أهل السنن؛ أبو داود والترمذي والنسائي وابن ماجه، عن أبي هريرة، عن النبي ﷺ أنه قال: " وإذا قرأ فأنصتوا " ١٠. وقد صححه مسلم بن الحجاج أيضا، فدل هذان الحديثان على صحة هذا القول وهو قول قديم للشافعي، ﵀، ورواية عن الإمام أحمد بن حنبل ١١.
Sünen ehli [olan] Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce de bunu Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber'den sallallâhu aleyhi ve sellem rivayet etmişlerdir; [Peygamber] şöyle buyurmuştur: «O okuduğu zaman da susup dinleyin.» 10 Müslim b. el-Haccâc da bunu ayrıca sahih kabul etmiştir. Bu iki hadis, bu görüşün sıhhatine delalet etmektedir ki bu, eş-Şâfiî'nin -rahimehullâh- eski görüşü (kavl-i kadîm) ve İmam Ahmed b. Hanbel'den gelen bir rivayettir 11.
713. Metin
والغرض من ذكر هذه المسائل هاهنا بيان اختصاص سورة الفاتحة بأحكام لا تتعلق بغيرها من السور، والله أعلم.
Bu meselelerin burada zikredilmesinden maksat, Fâtiha suresinin diğer surelerde bulunmayan birtakım hükümlere has olduğunu açıklamaktır, en doğrusunu Allah bilir.
714. Metin
وقال الحافظ أبو بكر البزار: حدثنا إبراهيم بن سعيد (¬١) الجوهريّ، حدثنا غسان بن عبيد، عن أبي عمران الجَوْني، عن أنس، قال: قال رسول الله ﷺ: " إذا وضعت جنبك على الفراش، وقرأت فاتحة الكتاب و {قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ} فقد أمنت من كل شيء إلا الموت " (¬٢)
Hâfız Ebû Bekr el-Bezzâr dedi ki: Bize İbrâhim b. Saîd (¬١) el-Cevherî rivayet etti, bize Gassân b. Ubeyd, Ebû İmrân el-Cevnî'den, o Enes'ten rivayet etti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Yatağına yanını koyduğun zaman Fâtihatü'l-Kitâb'ı ve {قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ} “De ki: O Allah tektir” suresini okursan, ölüm dışında her şeyden emniyette olursun." (¬٢)
715. Metin
الكلام على تفسير الاستعاذة (¬٣) قال الله تعالى: {خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ * وَإِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ} [الأعراف: ١٩٩، ٢٠٠]، وقال تعالى: {ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ السَّيِّئَةَ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ * وَقُلْ رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ * وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ} [المؤمنون: ٩٦ - ٩٨] وقال تعالى: {ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ * وَمَا يُلَقَّاهَا إِلا الَّذِينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقَّاهَا إِلا ذُو حَظٍّ عَظِيمٍ * وَإِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ} [فصلت: ٣٤ - ٣٦].
İstiâzenin (Eûzü Çekmenin) Tefsiri Hakkında Açıklama (¬٣) Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ * وَإِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ} [A'râf: 199, 200] “Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. Eğer şeytandan sana bir kışkırtma gelirse, hemen Allah'a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, bilendir.” Yüce Allah yine şöyle buyurmuştur: {ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ السَّيِّئَةَ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ * وَقُلْ رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ * وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ} [Mü'minûn: 96-98] “Kötülüğü en güzel olan şeyle sav. Onların nitelemekte oldukları şeyleri biz çok iyi biliyoruz. De ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım. Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım Rabbim!” Yüce Allah yine şöyle buyurmuştur: {ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ * وَمَا يُلَقَّاهَا إِلا الَّذِينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقَّاهَا إِلا ذُو حَظٍّ عَظِيمٍ * وَإِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ} [Fussilet: 34-36] “Kötülüğü en güzel olanla sav. Bir de bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sımsıcak bir dost oluvermiştir. Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak büyük bir pay sahibi olan kimse kavuşturulur. Şayet şeytandan sana bir dürtme gelecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, bilendir.”
716. Metin
فهذه ثلاث آيات ليس لهن رابعة في معناها، وهو أن الله يأمر بمصانعة العدو الإنسي والإحسان إليه، ليرده عنه طبعُهُ الطَّيب الأصل (¬٤) إلى الموادة (¬٥) والمصافاة، ويأمر بالاستعاذة به من العدو الشيطاني لا محالة؛ إذ لا يقبل مصانعة ولا إحسانا ولا يبتغي غير هلاك ابن آدم، لشدة العداوة بينه وبين أبيه آدم من قبل؛ كما قال تعالى: {يَا بَنِي آدَمَ لا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا أَخْرَجَ أَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ} [الأعراف: ٢٧] وقال: {إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا إِنَّمَا يَدْعُو حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ أَصْحَابِ السَّعِيرِ} [فاطر: ٦] وقال {أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلا} [الكهف: ٥٠]، وقد أقسم للوالد آدم إنه لمن الناصحين، وكذب، فكيف معاملته لنا وقد قال: {فَبِعِزَّتِكَ لأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ * إِلا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ} [ص: ٨٢، ٨٣]، وقال (¬٦) تعالى: {فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ * إِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ} [النحل: ٩٨، ٩٩]
İşte bunlar, manası bakımından dördüncüsü olmayan üç ayettir. Bu da şudur: Allah, insan cinsinden olan düşmana idareyle/güzel davranmayı ve ona iyilik etmeyi emreder ki onun aslındaki güzel tabiatı (¬٤) onu sevgiye (¬٥) ve samimiyete geri döndürsün; şeytan cinsinden olan düşmandan ise kesinlikle Kendisine sığınmayı emreder. Zira o ne idareyi ne de iyiliği kabul eder; daha önce babası Âdem ile arasındaki düşmanlığın şiddetinden ötürü Âdemoğlunun helakinden başka bir şey istemez. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {يَا بَنِي آدَمَ لا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا أَخْرَجَ أَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ} [A'râf: 27] “Ey Âdemoğulları! Anne babanızı cennetten çıkardığı gibi şeytan sizi de fitneye düşürmesin”, yine şöyle buyurmuştur: {إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا إِنَّمَا يَدْعُو حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ أَصْحَابِ السَّعِيرِ} [Fâtır: 6] “Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır, siz de onu düşman edinin. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşin ehlinden olsunlar diye çağırır”, yine şöyle buyurmuştur: {أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلا} [Kehf: 50] “Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için ne fena bir bedeldir bu!”. Nitekim o, baba Âdem'e kendisinin öğüt verenlerden olduğuna yemin etmiş ve yalan söylemişti; {فَبِعِزَّتِكَ لأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ * إِلا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ} [Sâd: 82, 83] “Senin izzetine yemin olsun ki, içlerinden ihlaslı kulların müstesna, onların hepsini mutlaka azdıracağım” demişken bize karşı muamelesi nasıl olur? Yüce Allah şöyle buyurmuştur (¬٦): {فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ * إِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ} [Nahl: 98, 99] “Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan hemen Allah'a sığın. Şüphesiz ki iman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun hiçbir hâkimiyeti yoktur.”
717. Metin
قالت طائفة من القراء وغيرهم: نتعوذ بعد القراءة، واعتمدوا على ظاهر سياق الآية، ولدفع الإعجاب بعد فراغ العبادة؛ وممن ذهب إلى ذلك حمزة فيما ذكره (¬٧) ابن قلوقا عنه، وأبو حاتم السجستاني، حكى ذلك أبو القاسم يوسف بن علي بن جُبارة الهذلي المغربي في كتابه " الكامل ".
Kurrâdan ve başkalarından bir topluluk şöyle demiştir: Okumadan sonra istiaze ederiz (sığınırız). Onlar ayetin zahiri bağlamına ve ibadeti bitirdikten sonra kendini beğenmeyi (ucbü) defetmeye dayanmışlardır. Bu görüşe varanlar arasında, İbn Kalûkā'nın kendisinden naklettiğine göre (¬٧) Hamza ve Ebû Hâtim es-Sicistânî de vardır. Bunu Ebü'l-Kāsım Yûsuf b. Ali b. Cübâre el-Hüzelî el-Mağribî "el-Kâmil" adlı kitabında aktarmıştır.
718. Metin
وروي عن أبي هريرة -أيضا-وهو غريب.
Ebû Hureyre'den de rivayet edilmiştir; ancak bu [rivayet] gariptir.
719. Metin
[ونقله فخر الدين محمد بن عمر الرازي (¬١) في تفسيره عن ابن سيرين في رواية عنه قال: وهو قول إبراهيم النخعي وداود بن علي الأصبهاني الظاهري، وحكى القرطبي عن أبي بكر بن العربي عن المجموعة عن مالك، رحمه الله تعالى، أن القارئ يتعوذ بعد الفاتحة، واستغربه ابن العربي. وحكي قول ثالث وهو الاستعاذة أولا وآخرا جمعا بين الدليلين نقله فخر الدين (¬٢)] (¬٣).
[Fahreddin Muhammed b. Ömer er-Râzî (¬١) tefsirinde bunu İbn Sîrîn'den gelen bir rivayette nakletmiş ve şöyle demiştir: Bu, İbrâhim en-Nehaî ve Dâvûd b. Ali el-İsfahânî ez-Zâhirî'nin de kavlidir. Kurtubî, Ebû Bekir b. el-Arabî'den, o da el-Mecmûa'dan Mâlik -rahimehullâhu teâlâ-'in; okuyucunun Fâtiha'dan sonra istiaze edeceği görüşünde olduğunu nakletmiş, İbnü'l-Arabî ise bunu garip karşılamıştır. İki delili cem etmek amacıyla hem başta hem sonda istiaze edileceğine dair üçüncü bir görüş de nakledilmiştir ki bunu Fahreddin (¬٢) aktarmıştır] (¬٣).
720. Metin
والمشهور الذي عليه الجمهور أن الاستعاذة لدفع الوسواس فيها، إنما تكون قبل التلاوة، ومعنى الآية عندهم: {فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ} [النحل: ٩٨] أي: إذا أردت القراءة كقوله: {إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ} الآية [المائدة: ٦] أي: إذا أردتم القيام. والدليل على ذلك الأحاديث عن رسول الله ﷺ بذلك؛ قال الإمام أحمد بن حنبل ﵀:
Meşhur olan ve cumhurun benimsediği görüş ise şudur: Okuma esnasındaki vesveseyi defetmek için istiaze ancak tilavetten önce yapılır. Onlara göre ayetin: {فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ} [en-Nahl: 98] “Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan hemen Allah'a sığın.” anlamı; {إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ} [el-Mâide: 6] “Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve ellerinizi yıkayın...” ayetinde olduğu gibi "okumak istediğin zaman" [demektir], yani kalkmak istediğiniz zaman demektir. Buna delil, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den bu hususta gelen hadislerdir. İmam Ahmed b. Hanbel rahimehullâh şöyle demiştir:
721. Metin
حدثنا محمد بن الحسن بن آتش (¬٤) حدثنا جعفر بن سليمان، عن علي بن علي الرفاعي اليشكري، عن أبي المتوكل الناجي، عن أبي سعيد الخدريّ، قال: كان رسول الله ﷺ إذا قام من الليل فاستفتح صلاته وكبَّر قال: " سبحانك اللهم وبحمدك، وتبارك اسمك، وتعالى جدك، ولا إله غيرك ". ويقول: " لا إله إلا (¬٥) الله " ثلاثًا، ثم يقول: " أعوذ بالله السميع العليم، من الشيطان الرجيم، من هَمْزه ونَفْخِه ونَفْثه ".
Bize Muhammed b. el-Hasen b. Âteş (¬٤) anlattı, bize Ca'fer b. Süleyman, Ali b. Ali er-Rifâî el-Yeşkürî'den, o Ebü'l-Mütevekkil en-Nâcî'den, o Ebû Saîd el-Hudrî'den anlattı; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem geceleyin [namaza] kalktığında namazına başlar, tekbir getirir ve şöyle derdi: "Sübhânekellâhümme ve bihamdik ve tebârakesmik ve teâlâ cedduk ve lâ ilâhe gayruk (Allahım! Sen eksikliklerden münezzehsin, Sana hamdederim, ismin mübarektir, şanın yücedir ve Senden başka ilah yoktur)". Üç defa: "Lâ ilâhe illallâh (¬٥)" der, sonra şöyle buyururdu: "Eûzü billâhi's-semîi'l-alîmi mine'ş-şeytâni'r-racîm, min hemzihî ve nefhıhî ve nefsih (Kovulmuş şeytandan, onun delirtmesinden, kibrinden ve [büyüleyici] şiirinden hakkıyla işiten ve bilen Allah'a sığınırım)".
722. Metin
وقد رواه أهل السنن الأربعة من رواية جعفر بن سليمان، عن علي بن علي، وهو الرّفاعي (¬٦)، وقال الترمذي: هو أشهر حديث في هذا الباب. وقد فسَر الهمز بالموتة وهي الخنق، والنَّفخ بالكبر، والنفث بالشعر. كما رواه أبو داود وابن ماجه من حديث شعبة، عن عمرو بن مُرّة، عن عاصم العَنزيّ، عن نافع بن جبير بن مطعم، عن أبيه قال: رأيت رسول الله ﷺ حين دخل في الصلاة، قال: " الله أكبر كبيرًا، ثلاثًا، الحمد لله كثيرا، ثلاثًا، سبحان الله بكرة وأصيلا ثلاثا، اللهم إني أعوذ بك من الشيطان من هَمْزه ونَفْخه ونفْثه ".
Bunu Dört Sünen sahibi Ca'fer b. Süleyman rivayetiyle, Ali b. Ali'den -ki o er-Rifâî'dir (¬٦)- rivayet etmişlerdir. Tirmizî: "Bu babdaki en meşhur hadistir" demiştir. Hemz, 'mevte' (delilik/boğulma hissi); nefih, 'kibir'; nefs ise 'şiir' olarak tefsir edilmiştir. Nitekim Ebû Dâvûd ve İbn Mâce, Şu'be'den, o Amr b. Mürre'den, o Âsım el-Anezî'den, o Nâfi' b. Cübeyr b. Mut'ım'dan, o da babasından şöyle rivayet etmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i namaza girdiği vakit gördüm, şöyle buyurdu: "Allâhu ekber kebîrâ (üç defa), elhamdülillâhi kesîrâ (üç defa), sübhânallâhi bükraten ve asîlâ (üç defa), Allâhümme innî eûzü bike mine'ş-şeytâni min hemzihî ve nefhıhî ve nefsih (Allah en büyüktür, Allah'a çokça hamdolsun, sabah akşam Allah'ı tesbih ederim. Allahım, şeytandan; onun delirtmesinden, kibrinden ve şiirinden Sana sığınırım)".
723. Metin
قال عمرو: وهمزه الموتة، ونفخه الكبر، ونفثه الشعر (¬٧).
Amr şöyle dedi: Onun hemzi mevte (cinnet/bayılma), nefhi kibir, nefsi ise şiirdir (¬٧).
724. Metin
وقال ابن ماجه: حدثنا علي بن المنذر، حدثنا ابن فُضيل، حدثنا عطاء بن السائب، عن أبي عبد الرحمن السلمي، عن ابن مسعود عن النبيّ ﷺ قال: " اللهم إني أعوذ بك من الشيطان الرجيم، وهَمْزه ونفخه ونفثه ".
İbn Mâce şöyle dedi: Bize Ali b. el-Münzir anlattı, bize İbn Fudayl anlattı, bize Atâ b. es-Sâib, Ebû Abdirrahmân es-Sülemî'den, o İbn Mes'ûd'dan, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den nakletti; şöyle buyurmuştur: "Allâhümme innî eûzü bike mine'ş-şeytâni'r-racîm ve hemzihî ve nefhıhî ve nefsih (Allahım! Kovulmuş şeytandan, onun delirtmesinden, kibrinden ve şiirinden Sana sığınırım)".
725. Metin
قال: همزه: الموتة، ونَفْثُه: الشعر، ونفخه: الكِبْر ٨.
[Râvi] şöyle dedi: Onun hemzi: mevte (cinnet hali), nefsi: şiir, nefhi ise: kibirdir 8.
726. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا إسحاق بن يوسف، حدثنا شريك، عن يعلى بن عطاء، عن رجل حدثه: أنه سمع أبا أمامة الباهلي يقول: كان رسول الله ﷺ إذا قام إلى الصلاة كبَّر ثلاثًا، ثم قال: " لا إله إلا الله " ثلاث مرات، وسبحان الله وبحمده "، ثلاث مرات. ثم قال: " أعوذ بالله من الشيطان الرجيم، من همزه ونفخه ونفثه (¬١). وقال الحافظ أبو يعلى أحمد بن علي بن المثنى الموصلي في مسنده: حدثنا عبد الله بن عمر بن أبان الكوفي، حدثنا علي بن هاشم بن البريد عن يزيد بن زياد، عن عبد الملك بن عمير، عن عبد الرحمن بن أبي ليلى، عن أبي بن كعب، قال: تلاحى رجلان عند النبي ﷺ، فَتَمزّع أنف أحدهما غضبا، فقال رسول الله ﷺ: " إني لأعلم شيئا لو قاله ذهب عنه ما يجد: أعوذ بالله من الشيطان الرجيم ".
İmam Ahmed şöyle demiştir: Bize İshak b. Yûsuf anlattı, bize Şerîk, Ya'lâ b. Atâ'dan, o kendisine anlatan bir adamdan rivayet etti ki o, Ebû Ümâme el-Bâhilî'yi şöyle derken işitmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namaza kalktığında üç defa tekbir getirir, sonra üç defa: "Lâ ilâhe illallâh" ve üç defa: "Sübhânallâhi ve bihamdihî" derdi. Sonra şöyle buyururdu: "Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm, min hemzihî ve nefhıhî ve nefsih (Kovulmuş şeytandan, onun delirtmesinden, kibrinden ve şiirinden Allah'a sığınırım)" (¬١). Hâfız Ebû Ya'lâ Ahmed b. Ali b. el-Müsennâ el-Mevsılî el-Müsned'inde şöyle demiştir: Bize Abdullah b. Ömer b. Ebân el-Kûfî anlattı, bize Ali b. Hâşim b. el-Berîd, Yezîd b. Ziyâd'dan, o Abdülmelik b. Umeyr'den, o Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, o Übey b. Ka'b'dan anlattı; o şöyle demiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında iki adam birbirine sövüştü. Birinin öfkeden burnu neredeyse parçalanacaktı. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ben bir söz biliyorum ki, şayet onu söylese hissettiği bu hal üzerinden giderdi: Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm (Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım)".
727. Metin
وكذا رواه النسائي في اليوم والليلة، عن يوسف بن عيسى المروزي، عن الفضل بن موسى، عن يزيد بن زياد بن أبي الجعد (¬٢)، به (¬٣).
Bunu Nesâî de el-Yevm ve'l-Leyle'de Yûsuf b. Îsâ el-Mervezî'den, o el-Fadl b. Mûsâ'dan, o Yezîd b. Ziyâd b. Ebî'l-Ca'd'dan (¬٢) bu senedle (¬٣) rivayet etmiştir.
728. Metin
وقد روى هذا الحديث أحمد بن حنبل، عن أبي سعيد، عن زائدة، وأبو داود عن يوسف بن موسى، عن جرير بن عبد الحميد، والترمذي، والنسائي في اليوم والليلة عن بُنْدَار، عن ابن مهدي، عن الثوري، والنسائي -أيضًا-من حديث زائدة بن قدامة، ثلاثتهم عن عبد الملك بن عمير، عن عبد الرحمن بن أبي ليلى، عن معاذ بن جبل، قال: استَب رجلان عند النبي ﷺ، فغضب أحدهما غضبًا شديدًا حتى خُيّل إليّ أن أحدهما يَتَمزّع أنفه من شدة غضبه، فقال النبي ﷺ: " إني لأعلم كلمة لو قالها لذهب عنه ما يجد من الغضب " قال: ما هي يا رسول الله؟ قال: " يقول: اللهم إني أعوذ بك من الشيطان الرجيم ". قال: فجعل معاذ يأمره، فأبى [ومحك] (¬٤)، وجعل يزداد غضبًا. وهذا لفظ أبي داود (¬٥). وقال الترمذي: مرسل، يعني أن عبد الرحمن بن أبي ليلى لم يلق معاذ بن جبل، فإنه مات قبل سنة عشرين.
Bu hadisi Ahmed b. Hanbel Ebû Saîd'den, o Zâide'den; Ebû Dâvûd Yûsuf b. Mûsâ'dan, o Cerîr b. Abdilhamîd'den; Tirmizî ve Nesâî el-Yevm ve'l-Leyle'de Bündâr'dan, o İbn Mehdî'den, o Sevrî'den; Nesâî ayrıca Zâide b. Kudâme hadisinden rivayet etmiştir. Bu üçü Abdülmelik b. Umeyr'den, o Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, o Muâz b. Cebel'den şöyle dediğini nakletmiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzurunda iki adam birbirine sövdü. İçlerinden biri öyle şiddetli öfkelendi ki, öfkesinin şiddetinden burnunun parçalandığını sandım. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ben bir kelime biliyorum ki, onu söylese hissettiği öfke üzerinden giderdi" buyurdu. [Muâz]: O nedir ey Allah'ın Resûlü? dedi. [Resûlullah]: "Allâhümme innî eûzü bike mine'ş-şeytâni'r-racîm (Allahım! Kovulmuş şeytandan Sana sığınırım) demesidir" buyurdu. Muâz ona bunu emretmeye başladı; adam ise direndi [ve inat etti] (¬٤) ve öfkesi daha da artmaya başladı. Bu, Ebû Dâvûd'un lafzıdır (¬٥). Tirmizî: "Mürseldir; yani Abdurrahman b. Ebî Leylâ, Muâz b. Cebel ile karşılaşmamıştır, zira Muâz yirminci yıldan önce vefat etmiştir" demiştir.
729. Metin
قلت: وقد يكون عبد الرحمن بن أبي ليلى سمعه من أبيّ بن كعب، كما تقدم وبلغه عن معاذ بن جبل، فإن هذه القصة شهدها غير واحد من الصحابة، ﵃. قال البخاري: حدثنا عثمان بن أبي شيبة، حدثنا جرير، عن الأعمش، عن عدي بن ثابت، قال: قال سليمان بن صُرَد: استب رجلان عند النبي ﷺ، ونحن عنده جلوس، فأحدهما يسب صاحبه مغضَبًا قد احمر وجهه، فقال النبي ﷺ: " إني لأعلم كلمة لو قالها لذهب عنه ما يجد،
Derim ki: Abdurrahman b. Ebî Leylâ bunu daha önce geçtiği üzere Übey b. Ka'b'dan bizzat işitmiş, Muâz b. Cebel'den de kendisine rivayet olarak ulaşmış olabilir; zira bu hadiseye sahâbeden -radıyallâhu anhum- birden fazla kişi şahit olmuştur. Buhârî der ki: Bize Osmân b. Ebî Şeybe anlattı, bize Cerîr, A'meş'ten, o Adiyy b. Sâbit'ten anlattı; o şöyle dedi: Süleymân b. Surad şöyle dedi: Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem huzurunda iki adam birbirine sövüştü; o sırada biz de onun yanında oturuyorduk. Onlardan biri öfkesinden yüzü kıpkırmızı kesilmiş bir halde arkadaşına sövüyordu. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «إِنِّي لَأَعْلَمُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا لَذَهَبَ عَنْهُ مَا يَجِدُ» «Muhakkak ki ben öyle bir kelime biliyorum ki, şayet onu söyleseydi hissettiği bu [öfke] hali kendisinden giderdi...»
730. Metin
لو قال: أعوذ بالله من الشيطان الرجيم " فقالوا للرجل: ألا تسمع ما يقول رسول الله (¬١) ﷺ قال: إني لست بمجنون (¬٢).
Şayet: 'Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm' deseydi." Bunun üzerine adama: "Resûlullah'ın (¬١) sallallâhu aleyhi ve sellem ne dediğini duymuyor musun?" dediler. Adam: "Ben deli değilim!" dedi (¬٢).
731. Metin
وقد رواه -أيضًا-مع مسلم، وأبي داود، والنسائي، من طرق متعددة، عن الأعمش، به (¬٣).
Bunu Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî de pek çok yoldan A'meş'ten bu senedle (¬٣) rivayet etmişlerdir.
732. Metin
وقد جاء في الاستعاذة أحاديث كثيرة يطول ذكرها هاهنا، وموطنها كتاب الأذكار وفضائل الأعمال، والله أعلم. وقد رُوِيَ أن جبريل ﵇، أوّل ما نزل بالقرآن على رسول الله ﷺ أمره بالاستعاذة، كما قال الإمام أبو جعفر بن جرير:
İstiaze hususunda burada zikredilmesi uzun sürecek pek çok hadis varit olmuştur; bunların asıl yeri zikirler ve amellerin faziletleri kitaplarıdır, en doğrusunu Allah bilir. Rivayet edildiğine göre Cebrâil aleyhisselâm Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e Kur'an ile ilk indiğinde ona istiazeyi emretmiştir. Nitekim İmam Ebû Ca'fer b. Cerîr şöyle demiştir:
733. Metin
حدثنا أبو كُرَيْب، حدثنا عثمان بن سعيد، حدثنا بشر بن عمارة، حدثنا أبو روق، عن الضحاك، عن عبد الله بن عباس، قال: أول ما نزل جبريل على محمد ﷺ قال: يا محمد، استعذ. قال: " أستعيذ بالسميع العليم من الشيطان الرجيم " ثم قال: قل: بسم الله الرحمن الرحيم. ثم قال: {اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ} قال عبد الله: وهي أول سورة أنزلها الله على محمد ﷺ، بلسان جبريل (¬٤). وهذا الأثر غريب، وإنما ذكرناه ليعرف، فإن في إسناده ضعفًا وانقطاعًا، والله أعلم.
Bize Ebû Küreyb anlattı, bize Osmân b. Saîd anlattı, bize Bişr b. Umâre anlattı, bize Ebû Ravk, Dahhâk'tan, o Abdullah b. Abbâs'tan anlattı; o şöyle demiştir: Cebrâil Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e ilk indiğinde: "Ey Muhammed, sığın!" dedi. O da: "Hakkıyla işiten ve bilen Allah'a kovulmuş şeytandan sığınırım" dedi. Sonra: "Bismillâhirrahmânirrahîm de" dedi. Ardından da: {اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ} “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” [dedi]. Abdullah şöyle dedi: Bu, Cebrâil'in diliyle Allah'ın Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e indirdiği ilk suredir (¬٤). Bu rivayet gariptir; biz onu sadece bilinsin diye zikrettik, zira senedinde zayıflık ve kopukluk vardır, en doğrusunu Allah bilir.
734. Metin
مسألة: وجمهور العلماء على أن الاستعاذة مستحبة ليست بمتحتمة يأثم تاركها، وحكى فخر الدين عن عطاء بن أبي رباح وجوبها في الصلاة وخارجها كلما أراد القراءة قال: وقال ابن سيرين: إذا تعوذ مرة واحدة في عمره فقد كفى في إسقاط الوجوب، واحتج فخر الدين لعطاء بظاهر الآية: {فَاسْتَعِذْ} وهو أمر ظاهره الوجوب وبمواظبة النبي ﷺ عليها، ولأنها تدرأ شر الشيطان وما لا يتم الواجب إلا به فهو واجب، ولأن الاستعاذة أحوط وهو أحد مسالك الوجوب. وقال بعضهم: كانت واجبة على النبي ﷺ دون أمته، وحكي عن مالك أنه لا يتعوذ في المكتوبة ويتعوذ لقيام شهر رمضان في أول ليلة منه.
Mesele: Âlimlerin cumhuruna göre istiaze müstehaptır, terk edenin günahkâr olacağı kesin bir emir değildir. Fahreddin [er-Râzî], Atâ b. Ebî Rabâh'tan, namazda ve namaz dışında okumak istediği her defasında onun vacip olduğunu nakletmiştir. İbn Sîrîn'in de: "Ömründe bir defa istiaze ederse bu, vacipliği düşürmek için yeterli olur" dediğini aktarmıştır. Fahreddin, Atâ'nın görüşüne ayetin zahiri olan: {فَاسْتَعِذْ} “hemen Allah'a sığın” emriyle -ki emrin zahiri vücub ifade eder-, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in buna devam etmesiyle, istiazenin şeytanın şerrini defetmesi ve vacibin ancak kendisiyle tamamlandığı şeyin de vacip olmasıyla ve istiazenin daha ihtiyatlı olup bunun da vücub yollarından biri olmasıyla delil getirmiştir. Bazıları şöyle demiştir: [İstiaze] ümmetine değil, yalnızca Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e vacipti. Mâlik'ten farz namazda istiaze etmeyeceği, Ramazan ayının kıyamında (teravihinde) ise ilk gecesinde istiaze edeceği nakledilmiştir.
735. Metin
مسألة: وقال الشافعي في الإملاء، يجهر بالتعوذ، وإن أسر فلا يضر، وقال في الأم بالتخيير لأنه أسر ابن عمر وجهر أبو هريرة، واختلف قول الشافعي فيما عدا الركعة الأولى: هل يستحب التعوذ فيها؟ على قولين، ورجح عدم الاستحباب، والله أعلم. فإذا قال المستعيذ: أعوذ بالله من الشيطان الرجيم كفى ذلك عند الشافعي وأبي حنيفة وزاد (¬٥) بعضهم: أعوذ بالله السميع العليم، وقال آخرون: بل يقول: أعوذ بالله من الشيطان الرجيم إن الله هو السميع العليم، قاله الثوري والأوزاعي وحكي عن بعضهم أنه يقول: أستعيذ بالله من الشيطان الرجيم لمطابقة أمر الآية ولحديث الضحاك عن ابن عباس المذكور، والأحاديث الصحيحة، كما تقدم، أولى بالاتباع من هذا، والله أعلم.
Mesele: Şâfiî el-İmlâ'da [istiazenin] açıktan okunacağını, gizli okunursa da bir sakıncası olmadığını söylemiştir. el-Ümm'de ise muhayyerlik olduğunu belirtmiştir, zira İbn Ömer gizli okumuş, Ebû Hureyre ise açıktan okumuştur. Şâfiî'nin birinci rekat dışındaki rekatlarda istiazenin müstehap olup olmadığı hususunda iki görüşü vardır; müstehap olmadığı görüşünü tercih etmiştir, en doğrusunu Allah bilir. Sığınan kimse: "Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm" derse bu, Şâfiî ve Ebû Hanîfe'ye göre yeterlidir. Bazıları buna: "Eûzü billâhi's-semîi'l-alîm" lafzını eklemiştir (¬٥). Başkaları ise: Aksine "Eûzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm inne'llâhe hüve's-semîu'l-alîm" der demiştir; bunu Sevrî ve Evzâî söylemiştir. Bazılarından ise ayetteki emre uygunluğu ve İbn Abbâs'tan gelen mezkûr Dahhâk hadisi sebebiyle: "Esteîzü billâhi mine'ş-şeytâni'r-racîm" diyeceği nakledilmiştir. Sahih hadisler ise daha önce geçtiği üzere bunlara tâbi olmaya daha layıktır, en doğrusunu Allah bilir.
736. Metin
مسألة: ثم الاستعاذة في الصلاة إنما هي للتلاوة وهو قول أبي حنيفة ومحمد. وقال أبو يوسف:
Mesele: Sonra, namazdaki istiaze sadece kıraat içindir; bu, Ebû Hanîfe ve Muhammed'in görüşüdür. Ebû Yûsuf ise şöyle demiştir:
737. Metin
بل للصلاة، فعلى هذا يتعوذ المأموم وإن كان لا يقرأ، ويتعوذ في العيد بعد الإحرام وقبل تكبيرات العيد، والجمهور بعدها قبل القراءة.
Aksine namaz içindir. Buna göre imama uyan kimse okumasa bile istiaze eder; bayram namazında ise iftitah tekbirinden sonra, bayram tekbirlerinden önce istiaze eder. Cumhur ise bayram tekbirlerinden sonra, kıraatten önce [istiaze eder].
738. Metin
ومن لطائف الاستعاذة أنها طهارة للفم مما كان يتعاطاه من اللغو والرفث، وتطييب له وتهيؤ لتلاوة كلام الله وهي استعانة بالله واعتراف له بالقدرة وللعبد بالضعف والعجز عن مقاومة هذا العدو المبين الباطني الذي لا يقدر على منعه ودفعه إلا الله الذي خلقه، ولا يقبل مصانعة، ولا يدارى بالإحسان، بخلاف العدو من نوع الإنسان كما دلت على ذلك آيات القرآن في ثلاث من المثاني، وقال تعالى: {إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ وَكَفَى بِرَبِّكَ وَكِيلا} [الإسراء: ٦٥]، وقد نزلت الملائكة لمقاتلة العدو البشري يوم بدر، ومن قتله العدو البشري كان شهيدًا، ومن قتله العدو الباطني كان طرِيدًا، ومن غلبه العدو الظاهر كان مأجورًا، ومن قهره العدو الباطن كان مفتونا أو موزورًا، ولما كان الشيطان يرى الإنسان من حيث لا يراه استعاذ منه بالذي يراه ولا يراه الشيطان.
İstiazenin inceliklerinden biri şudur: O, ağzın yapmış olduğu boş ve çirkin sözlerden temizlenmesi, güzelleştirilmesi ve Allah'ın kelamını okumaya hazırlanmasıdır. O, Allah'tan yardım dilemek, O'nun kudretini, kulun ise zayıflığını ve onu yaratan Allah'tan başkasının defetmeye ve engellemeye güç yetiremeyeceği bu apaçık batınî düşmana karşı koymaktaki acziyetini itiraf etmektir. O düşman ne idareyi kabul eder ne de iyilikle yatıştırılabilir; Kur'an ayetlerinin Mesânî'den üç yerde delalet ettiği üzere insan türünden olan düşmanın aksinedir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ وَكَفَى بِرَبِّكَ وَكِيلا} [el-İsrâ: 65] “Şüphesiz benim kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur. Vekil olarak Rabbin yeter!”. Bedir günü insan cinsinden düşmanla savaşmak için melekler inmiştir. İnsan cinsinden olan düşmanın öldürdüğü kimse şehit olur; batınî düşmanın öldürdüğü kimse ise kovulmuş olur. Zahirî düşmanın mağlup ettiği kimse ecir alır; batınî düşmanın kahrettiği kimse ise fitneye düşmüş veya günaha batmış olur. Şeytan insanı, insanın onu görmediği yerden gördüğü için, insan da şeytandan, kendisini gören fakat şeytanın göremediği [Allah'a] sığınmıştır.
739. Metin
فصل: والاستعاذة هي الالتجاء إلى الله والالتصاق بجنابه من شر كل ذي شر، والعياذة تكون لدفع الشر، واللياذ يكون لطلب جلب الخير كما قال المتنبي:
Fasıl: İstiaze; her şer sahibinin şerrinden Allah'a sığınmak ve O'nun himayesine yapışmaktır. 'İyâze' şerrin defedilmesi için, 'liyâze' ise hayrın celbedilmesini talep etmek için olur. Nitekim el-Mütenebbî şöyle demiştir:
740. Metin
يا من ألوذ به فيما أؤمله … ومن أعوذ به ممن أحاذره
Ey umduğum şeylerde kendisine sığındığım (elûzü)… ve sakındığım şeylerden kendisine iltica ettiğim (eûzü) zat!
741. Metin
لا يجبر الناس عظما أنت كاسره … ولا يهيضون عظما أنت جابره (¬١)
Senin kırdığın bir kemiği insanlar asla saramaz… senin sardığın bir kemiği de asla kıramazlar (¬١).
742. Metin
فصل معنى الاستعاذة
Fasıl: İstiazenin Anlamı
743. Metin
ومعنى أعوذ بالله من الشيطان الرجيم، أي: أستجير بجناب الله من الشيطان الرجيم أن يضرني في ديني أو دنياي، أو يصدني عن فعل ما أمرت به، أو يحثني على فعل ما نهيت عنه؛ فإن الشيطان لا يكفُّه عن الإنسان إلا الله؛ ولهذا أمر الله تعالى بمصانعة شيطان الإنس ومداراته ٢ بإسداء الجميل إليه، ليرده طبعه عمَّا هو فيه من الأذى، وأمر بالاستعاذة به من شيطان الجن لأنه لا يقبل رشوة ولا يؤثر فيه جميل؛ لأنه شرير بالطبع ولا يكفه عنك إلا الذي خلقه، وهذا المعنى في ثلاث آيات من القرآن لا أعلم لهن رابعة، قوله في الأعراف: {خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ} [الأعراف: ١٩٩]، فهذا فيما يتعلق بمعاملة الأعداء من البشر، ثم قال: {وَإِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ} [الأعراف: ٢٠٠]، وقال تعالى في سورة " قد أفلح المؤمنون ": {ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ السَّيِّئَةَ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ * وَقُلْ رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ * وَأَعُوذُ بِكَ،، ر،،، َبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ} [المؤمنون: ٩٦ - ٩٨]، وقال تعالى في سورة " حم السجدة ": {وَلا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلا السَّيِّئَةُ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ * وَمَا يُلَقَّاهَا إِلا الَّذِينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقَّاهَا إِلا ذُو حَظٍّ عَظِيمٍ * وَإِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ} [فصلت: ٣٤ - ٣٦].
Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm ifadesinin anlamı şudur: Dinim veya dünyam konusunda bana zarar vermesinden, emrolunduğum şeyi yapmaktan beni alıkoymasından yahut nehyolunduğum şeyi yapmaya beni kışkırtmasından kovulmuş şeytana karşı Allah'ın yüce makamına sığınırım. Çünkü insanı şeytandan ancak Allah alıkoyabilir. Bu sebeple Allah Teâlâ, tabiatının onu içinde bulunduğu eziyetten vazgeçirmesi için iyilik yapmak suretiyle insan şeytanına güler yüz göstermeyi ve onu idare etmeyi2 emretmiş; cin şeytanından ise Kendisine sığınmayı emretmiştir; zira o rüşvet kabul etmez ve ona iyilik etki etmez. Çünkü o tabiatı gereği şerlidir ve onu senden ancak onu yaratan [Allah] alıkoyabilir. Bu mana Kur'ân'da üç ayette yer almaktadır; bunlar için dördüncü bir ayet bilmiyorum. [Birincisi] A'râf [suresindeki] şu buyruğudur: {خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ} “Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” Bu, insanlardan olan düşmanlara yönelik muamele ile ilgilidir. Ardından şöyle buyurmuştur: {وَإِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ} “Eğer şeytandan gelen bir kışkırtma seni dürterse hemen Allah'a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” Allah Teâlâ “Kad efleha’l-mü’minûn” (Mü'minûn) suresinde de şöyle buyurmuştur: {ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ السَّيِّئَةَ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ * وَقُلْ رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ * وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ} “Kötülüğü en güzel olanla sav! Biz onların nitelemekte oldukları şeyi çok iyi biliriz. Ve de ki: ‘Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım. Rabbim, onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım!’” Ve Allah Teâlâ “Hâ-Mîm es-Secde” (Fussilet) suresinde şöyle buyurmuştur: {وَلا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلا السَّيِّئَةُ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ * وَمَا يُلَقَّاهَا إِلا الَّذِينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقَّاهَا إِلا ذُو حَظٍّ عَظِيمٍ * وَإِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ} “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen [kötülüğü] en güzel olanla sav; o zaman göreceksin ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir. Bu [olgunluğa] ancak sabredenler kavuşturulur; bu [mertebeye] ancak büyük bir nasip sahibi olan kavuşturulur. Eğer şeytandan gelen bir kışkırtma seni dürtecek olursa hemen Allah'a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitenin, hakkıyla bilenin ta kendisidir.”
744. Metin
والشيطان في لغة العرب مشتق من شَطَن إذا بعد، فهو بعيد بطبعه عن طباع البشر، وبعيد بفسقه عن كل خير، وقيل: مشتق من شاط لأنه مخلوق من نار، ومنهم من يقول: كلاهما صحيح في المعنى، ولكن الأول أصح، وعليه يدل كلام العرب؛ قال أمية بن أبي الصلت في ذكر ما أوتي سليمان، عليه (¬١) السلام:
Arap dilinde şeytan kelimesi, uzaklaştı anlamındaki şatane (شَطَنَ) kökünden türemiştir. O, tabiatı itibarıyla insanların tabiatından uzaktır, fıskı sebebiyle de her türlü hayırdan uzaktır. Ateşten yaratıldığı için şâta (شَاطَ - yandı/helak oldu) kökünden türediği de söylenmiştir. Onlardan bazıları: "Anlam bakımından her ikisi de doğrudur, ancak birincisi daha sahihtir ve Arapların kelamı da buna delalet eder" derler. Ümeyye b. Ebî's-Salt, Süleyman aleyhisselâm'a verilenleri zikrederken şöyle demiştir:
745. Metin
أيما شاطِنٍ عصاه عكاه … ثمّ يُلْقى في السِّجْن والأغلال (¬٢)
Hangi şâtın (uzaklaşan/asi olan) ona isyan ettiyse onu bağlardı… sonra zindana ve bukağılara atılırdı (¬٢).
746. Metin
فقال: أيما شاطن، ولم يقل: أيما شائط.
"Eyyümâ şâit" dememiş, "Eyyümâ şâtın" demiştir.
747. Metin
وقال النابغة الذبياني -وهو: زياد بن عمرو بن معاوية بن جابر بن ضباب بن يربوع بن مرة بن سعد بن ذُبْيان-:
en-Nâbiğa ez-Zübyânî -ki o: Ziyâd b. Amr b. Muâviye b. Câbir b. Dıbâb b. Yerbû' b. Mürre b. Sa'd b. Zübyân'dır- şöyle demiştir:
748. Metin
نأت بسعاد عنك نَوًى شَطُونُ … فبانت والفؤادُ بها رَهِينُ (¬٣)
Uzak bir yolculuk (nevâ şatûn) Suâd'ı senden uzaklaştırdı… O ayrılıp gitti, kalp ise onun rehinesidir (¬٣).
749. Metin
يقول: بعدت بها طريق بعيدة.
Şöyle demek istiyor: Uzak bir yol onu uzaklaştırdı.
750. Metin
[وقال سيبويه: العرب تقول: تشيطن فلان إذا فَعَل فِعْل الشيطان ولو كان من شاط لقالوا: تشيط] ٤. والشيطان ٥ مشتق من البعد على ٦ الصحيح؛ ولهذا يسمون كل ما ٧ تمرد من جني وإنسي وحيوان شيطانًا، قال الله تعالى: {وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الإِنْسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا} [الأنعام: ١١٢]. وفي مسند الإمام أحمد، عن أبي ذر، ﵁، قال: قال رسول الله ﷺ: " يا أبا ذر، تعوّذ بالله من شياطين الإنس والجن "، فقلت: أو للإنس شياطين؟ قال: " نعم " ٨. وفي صحيح مسلم عن أبي ذر -أيضًا-قال: قال رسول الله ﷺ: " يقطع الصلاة المرأة والحمار والكلب الأسود ". فقلت: يا رسول الله، ما بال الكلب الأسود من الأحمر والأصفر ٩ فقال: " الكلب الأسود شيطان " ١٠. وقال ابن وهب: أخبرني هشام بن سعد، عن زيد بن أسلم، عن أبيه، أن عمر بن الخطاب، ﵁، ركب برْذونًا، فجعل يتبخْتر به، فجعل لا يضربه فلا يزداد إلا تبخترًا، فنزل عنه، وقال: ما حملتموني ١١ إلا على شيطان، ما نزلت عنه حتى أنكرت نفسي. إسناده ١٢ صحيح ١٣.
[Sîbeveyh şöyle demiştir: Araplar, bir kimse şeytanın yaptığını yaptığı zaman "falanca şeytanlaştı (teşeytane)" derler. Şayet bu [kelime] "şâta" (helak oldu/yandı) kökünden gelseydi "teşeyyeta" derlerdi] 4. Şeytan 5 [kelimesi] ise doğru olan görüşe göre 6 uzaklık manasından türemiştir; bundan dolayı cin, insan ve hayvandan azgınlık gösteren her varlığı 7 "şeytan" diye isimlendirirler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الإِنْسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا} [el-En'âm: 112] “Böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar.”. İmam Ahmed'in Müsned'inde Ebû Zerr'den -radıyallâhu anh- rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Ey Ebû Zerr! İnsan ve cin şeytanlarından Allah'a sığın!» buyurdu. Ben: "İnsanlardan da şeytanlar var mıdır?" dedim. O da: «Evet» buyurdu 8. Sahîh-i Müslim'de yine Ebû Zerr'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Namazı [önünden geçen] kadın, eşek ve siyah köpek keser (bozar)» buyurdu. Ben: "Ey Allah'ın Resûlü! Kırmızı ve sarı köpeğe kıyasla siyah köpeğin hali (farkı) nedir?" dedim 9. O da: «Siyah köpek şeytandır» buyurdu 10. İbn Vehb şöyle demiştir: Bana Hişâm b. Sa'd, Zeyd b. Eslem'den, o da babasından haber verdi ki Ömer b. el-Hattâb -radıyallâhu anh- bir beygire (berzûn) bindi. Hayvan onunla çalımlı çalımlı yürümeye başladı; Ömer ona vurmadığı halde hayvan çalımını artırmaktan başka bir şey yapmıyordu. Bunun üzerine [Ömer] hayvandan indi ve şöyle dedi: "Beni ancak bir şeytana bindirmişsiniz 11! Ondan inene kadar kendimi tanıyamaz hale geldim." Bunun isnadı 12 sahihtir 13.
751. Metin
والرّجيم: فعيل بمعنى مفعول، أي: أنه مرجوم مطرود عن الخير كله، كما قال تعالى: {وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ} [الملك: ٥]، وقال تعالى: {إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ * وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍ * لا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلإِ الأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ * دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ * إِلا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ} [الصافات: ٦ - ١٠]، وقال تعالى: {وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَاءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِرِينَ * وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ * إِلا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُبِينٌ} [الحجر: ١٦ - ١٨]، إلى غير ذلك من الآيات.
Recîm (رَّجِيم) kelimesi: Mef'ûl anlamında faîl kalıbındadır; yani o taşlanmış, her türlü hayırdan kovulup uzaklaştırılmıştır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ} [el-Mülk: 5] “Andolsun biz en yakın göğü kandillerle donattık ve onları şeytanlar için taşlamalar kıldık.”. Yine Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ * وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍ * لا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلإِ الأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ * دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ * إِلا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ} [es-Sâffât: 6-10] “Şüphesiz biz en yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik. Ve onu her inatçı şeytandan koruduk. Onlar Mele-i A'lâ'yı dinleyemezler ve her taraftan kovularak atılırlar. Onlar için sürekli bir azap vardır. Ancak kim bir söz kapıp kaçarsa, hemen onu delip geçen parlak bir ışık (ışık hüzmesi) takip eder.”. Yine Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَاءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِرِينَ * وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ * إِلا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُبِينٌ} [el-Hicr: 16-18] “Andolsun biz gökte burçlar yaptık ve onu bakanlar için süsledik. Ve onu kovulmuş her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da apaçık bir ışık huzmesi takip eder.”; ve buna benzer diğer ayetler.
752. Metin
[وقيل: رجيم بمعنى راجم؛ لأنه يرجم الناس بالوسواس والربائث والأول أشهر] (¬١).
[Recîm'in, insanları vesveselerle ve ayartmalarla taşladığı için 'râcim' (taşlayan) manasında olduğu da söylenmiştir; ancak birinci görüş daha meşhurdur] (¬١).
753. Metin
{بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ (١)}.
{بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ (١)} “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla (1).”
754. Metin
افتتح بها الصحابةُ كتاب الله، واتّفق العلماء على أنها بعض آية من سورَة النمل، ثمّ اختلفوا: هل هي آية مستقلة في أوّل كل سورة، أو من أول كل سورة كتبت في أوّلها، أو أنها بعض آية من أوّل كل سورة، أو أنها كذلك في الفاتحة دون غيرها، أو أنها [إنما] (¬٢) كتبت للفصل، لا أنها (¬٣) آية؟ على أقوال للعلماء سلفًا وخلفًا، وذلك مبسوط في غير هذا الموضع.
Sahâbe Allah'ın kitabına bununla başlamıştır. Âlimler onun Neml suresinden bir ayet parçası olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Sonra onun her surenin başında müstakil bir ayet mi olduğu, yoksa başında yazıldığı her surenin başından bir ayet mi olduğu, yahut her surenin başından bir ayet parçası mı olduğu, yahut diğerlerinde değil de sadece Fâtiha'da mı böyle olduğu, yoksa ayet olmayıp [sadece] (¬٢) surelerin arasını ayırmak için mi yazıldığı hususunda geçmiş ve sonraki âlimler farklı görüşler belirtmişlerdir. Bu husus buranın dışındaki bir yerde genişçe açıklanmıştır.
755. Metin
وفي سنن أبي داود بإسناد صحيح، عن ابن عباس، ﵄، أن رسول الله ﷺ كان لا يعرف فصل السورة حتى ينزل عليه (بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ) وأخرجه الحاكم أبو عبد الله النيسابوري في مستدركه أيضًا ٤، وروي مرسلا عن سعيد بن جُبَير. وفي صحيح ابن خزيمة، عن أم سلمة: أن رسول الله ﷺ قرأ البسملة في أول الفاتحة في الصلاة وعدّها آية، لكنه من رواية عمر بن هارون البلخي، وفيه ضعف، عن ابن جُرَيْج، عن ابن أبي مُلَيْكَة، عنها ٥. وروى له الدارقطني متابعًا، عن أبي هريرة مرفوعًا ٦. وروى مثله عن علي وابن عباس وغيرهما ٧. وممن حكي عنه أنها آية من كل سورة إلا براءة: ابن عباس، وابن عمر، وابن الزبير، وأبو هريرة، وعليّ. ومن التابعين: عطاء، وطاوس، وسعيد بن جبير، ومكحول، والزهري، وبه يقول عبد الله بن المبارك، والشافعي، وأحمد بن حنبل، في رواية عنه، وإسحاق بن رَاهوَيه، وأبو عبيد القاسم بن سلام، ﵏.
Sünen-i Ebî Dâvûd'da sahih bir isnadla İbn Abbâs'tan -radıyallâhu anhümâ- rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kendisine (بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ) ininceye kadar surenin bittiğini [veya bir diğerine geçtiğini] bilmezdi. Bunu el-Hâkim Ebû Abdillâh en-Nîsâbûrî de el-Müstedrek'inde tahrîc etmiştir4. Saîd b. Cübeyr'den mürsel olarak da rivayet edilmiştir. Sahîh-i İbn Huzeyme'de Ümmü Seleme'den [nakledildiğine göre]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namazda Fâtiha'nın başında besmeleyi okumuş ve onu bir ayet saymıştır. Ancak bu rivayet, İbn Cüreyc'den, o İbn Ebî Müleyke'den, o da Ümmü Seleme'den naklen -kendisinden zayıflık bulunan- Ömer b. Hârûn el-Belhî tarikiyle gelmiştir5. ed-Dârekutnî buna Ebû Hureyre'den merfû olarak bir mütâbi‘ rivayet etmiştir6. Benzerini Ali, İbn Abbâs ve başkalarından da rivayet etmiştir7. Berâe (Tevbe) hariç her sureden bir ayet olduğu kendisinden nakledilen kimseler şunlardır: İbn Abbâs, İbn Ömer, İbnü'z-Zübeyr, Ebû Hureyre ve Ali. Tâbiînden ise: Atâ, Tâvûs, Saîd b. Cübeyr, Mekhûl ve ez-Zührî. Abdullah b. el-Mübârek, Şâfiî, bir rivayette Ahmed b. Hanbel, İshâk b. Râheveyh ve Ebû Ubeyd el-Kâsım b. Sellâm -rahımehümullâh- da bu görüştedir.
756. Metin
وقال مالك وأبو حنيفة وأصحابهما: ليست آية من الفاتحة ولا من غيرها من السور، وقال الشافعي في قول، في بعض طرق مذهبه: هي آية من الفاتحة وليست من غيرها، وعنه أنها بعض آية من أول كل سورة، وهما غريبان.
Mâlik, Ebû Hanîfe ve arkadaşları şöyle demişlerdir: Ne Fâtiha'dan ne de diğer surelerden bir ayet değildir. Şâfiî mezhebinin bazı tariklerindeki bir kavlinde ise: Fâtiha'dan bir ayettir, diğerlerinden değildir demiştir. Ondan her surenin başından bir ayet parçası olduğu da nakledilmiştir ki bu iki görüş gariptir.
757. Metin
وقال داود: هي آية مستقلة في أول كل سورة لا منها، وهذه رواية عن الإمام أحمد بن حنبل. وحكاه أبو بكر الرازي، عن أبي الحسن الكرخي، وهما من أكابر أصحاب أبي حنيفة، ﵏ (¬١). هذا ما يتعلق بكونها من الفاتحة أم لا. فأمَّا ما يتعلق بالجهر بها، فمفرّع على هذا؛ فمن رأى أنها ليست من الفاتحة فلا يجهر بها، وكذا من قال: إنها آية من (¬٢) أوّلها، وأمَّا من قال بأنها من أوائل السور فاختلفوا؛ فذهب الشافعي، ﵀، إلى أنه يجهر بها مع الفاتحة والسورة، وهو مذهب طوائف من الصحابة والتابعين وأئمة المسلمين سلفًا وخلفًا (¬٣)، فجهر بها من الصحابة أبو هريرة، وابن عمر، وابن عباس، ومعاوية، وحكاه ابن عبد البر، والبيهقي عن عمر وعليّ، ونقله الخطيب عن الخلفاء الأربعة، وهم: أبو بكر وعمر وعثمان وعليّ، وهو غريب. ومن التابعين عن سعيد بن جبير، وعِكْرِمة، وأبي قِلابة، والزهري، وعليّ بن الحسين، وابنه محمد، وسعيد بن المسيب، وعطاء، وطاوس، ومجاهد، وسالم، ومحمد بن كعب القرظي، وأبي بكر بن محمد بن عمرو بن حزم، وأبي وائل، وابن سيرين، ومحمد بن المنْكَدِر، وعلي بن عبد الله بن عباس، وابنه محمد، ونافع مولى ابن عمر، وزيد بن أسلم، وعمر بن عبد العزيز، والأزرق بن قيس، وحبيب بن أبي ثابت، وأبي الشعثاء، ومكحول، وعبد الله بن مَعْقِل بن مُقَرِّن. زاد البيهقيّ: وعبد الله بن صفوان، ومحمد بن الحنفية. زاد ابن عبد البر: وعمرو بن دينار.
Dâvûd: "Her surenin başında müstakil bir ayettir, o sureden bir cüz değildir" demiştir. Bu, İmam Ahmed b. Hanbel'den gelen bir rivayettir. Bunu Ebû Bekir er-Râzî, Ebü'l-Hasen el-Kerhî'den nakletmiştir ki her ikisi de Ebû Hanîfe'nin -rahımehullâh- büyük talebelerindendir (¬١). Bu, onun Fâtiha'dan olup olmamasıyla ilgili husustur. Onun açıktan okunup okunmayacağına gelince, bu da mezkûr meseleye bağlıdır: Onun Fâtiha'dan olmadığını düşünen kimse onu açıktan okumaz. Aynı şekilde onun [Fâtiha'nın] başından (¬٢) bir ayet olduğunu söyleyen de böyledir. Surelerin başından olduğunu söyleyenlere gelince, onlar ihtilaf etmişlerdir; Şâfiî rahimehullâh Fâtiha ve sureyle birlikte onun da açıktan okunacağı görüşüne gitmiştir. Bu, selef ve haleften sahâbe, tâbiîn ve Müslümanların imamlarından oluşan toplulukların mezhebidir (¬٣). Sahâbeden Ebû Hureyre, İbn Ömer, İbn Abbâs ve Muâviye onu açıktan okumuşlardır. İbn Abdilberr ve Beyhakī bunu Ömer ve Ali'den aktarmış; Hatîb ise Dört Halife'den -ki onlar: Ebû Bekir, Ömer, Osmân ve Ali'dir- nakletmiştir, ancak bu gariptir. Tâbiînden ise Saîd b. Cübeyr, İkrime, Ebû Kılâbe, ez-Zührî, Ali b. el-Hüseyin ve oğlu Muhammed, Saîd b. el-Müseyyeb, Atâ, Tâvûs, Mücâhid, Sâlim, Muhammed b. Ka'b el-Kurazî, Ebû Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm, Ebû Vâil, İbn Sîrîn, Muhammed b. el-Münkedir, Ali b. Abdillâh b. Abbâs ve oğlu Muhammed, İbn Ömer'in âzatlısı Nâfi', Zeyd b. Eslem, Ömer b. Abdilazîz, el-Ezrak b. Kays, Habîb b. Ebî Sâbit, Ebü'ş-Şa'sâ, Mekhûl ve Abdullah b. Ma'kıl b. Mukarrin'den nakledilmiştir. Beyhakī: Abdullah b. Safvân ve Muhammed b. el-Hanefiyye'yi; İbn Abdilberr ise Amr b. Dînâr'ı da eklemiştir.
758. Metin
والحُجَّة في ذلك أنها بعض الفاتحة، فيجهر بها كسائر أبعاضها، وأيضًا فقد روى النسائي في سننه وابن خزيمة وابن حبان في صحيحيهما، والحاكم في مستدركه، عن أبي هريرة أنه صلى فجهر في قراءته بالبسملة، وقال بعد أن فرغ: إني لأشبهكم صلاة برسول الله ﷺ. وصححه الدارقطني والخطيب والبيهقي وغيرهم (¬٤).
Bu husustaki delil, onun Fâtiha'nın bir parçası olmasıdır; dolayısıyla onun diğer kısımları gibi o da açıktan okunur. Ayrıca Nesâî Sünen'inde, İbn Huzeyme ve İbn Hibbân Sahîh'lerinde, Hâkim de Müstedrek'inde Ebû Hureyre'den rivayet etmişlerdir ki o namaz kıldırmış ve kıraatinde besmeleyi açıktan okumuştur; namazı bitirince de: "Namazı Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in namazına en çok benzeyeniniz şüphesiz benim" demiştir. Bunu Dârekutnî, Hatîb, Beyhakī ve diğerleri sahih kabul etmiştir (¬٤).
759. Metin
وروى أبو داود والترمذي، عن ابن عباس: أن رسول الله ﷺ كان يفتتح الصلاة ببسم الله الرحمن الرحيم. ثم قال الترمذي: وليس إسناده بذاك (¬٥).
Ebû Dâvûd ve Tirmizî, İbn Abbâs'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namaza Bismillâhirrahmânirrahîm ile başlardı. Sonra Tirmizî: "Senedi o kadar [sağlam] değildir" demiştir (¬٥).
760. Metin
وقد رواه الحاكم في مستدركه، عن ابن عباس قال: كان رسول الله ﷺ يجهر ببسم الله الرحمن الرحيم، ثم قال: صحيح ٦ وفي صحيح البخاري، عن أنس بن مالك أنه سئل عن قراءة
Hâkim de bunu Müstedrek'inde İbn Abbâs'tan rivayet etmiştir; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Bismillâhirrahmânirrahîm'i açıktan okurdu. Sonra [Hâkim]: "[Hadis] sahihtir" demiştir.6 Sahîh-i Buhârî'de [ise] Enes b. Mâlik'ten rivayet edildiğine göre, kendisine ... kıraati sorulmuş...
761. Metin
رسول الله ﷺ فقال: كانت قراءته مدا، ثم قرأ (بسم الله الرحمن الرحيم) يمد بسم الله، ويمد الرحمن، ويمد الرحيم (¬١).
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in [kıraati sorulunca] şöyle demiştir: Onun kıraati medli (uzatarak) idi. Sonra (Bismillâhirrahmânirrahîm) okudu; Bismillâh'ı uzatıyor, er-Rahmân'ı uzatıyor ve er-Rahîm'i uzatıyordu (¬١).
762. Metin
وفي مسند الإمام أحمد، وسنن أبي داود، وصحيح ابن خزيمة، ومستدرك الحاكم، عن أم سلمة، قالت (¬٢): كان رسول الله ﷺ يقطع قراءته: بسم الله الرحمن الرحيم. الحمد لله رب العالمين. الرحمن الرحيم. مالك يوم الدين. وقال الدارقطني: إسناده صحيح (¬٣).
İmam Ahmed'in Müsned'inde, Ebû Dâvûd'un Sünen'inde, İbn Huzeyme'nin Sahîh'inde ve Hâkim'in Müstedrek'inde Ümmü Seleme'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir (¬٢): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kıraatini ayet ayet keserdi: Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Errahmânirrahîm. Mâliki yevmi'd-dîn. Dârekutnî: "Senedi sahihtir" demiştir (¬٣).
763. Metin
وروى الشافعي، ﵀، والحاكم في مستدركه، عن أنس: أن معاوية صلى بالمدينة، فترك البسملة، فأنكر عليه من حضر من المهاجرين ذلك، فلما صلى المرّة الثانية بسمل (¬٤).
Şâfiî rahimehullâh ve Hâkim Müstedrek'inde Enes'ten rivayet etmişlerdir ki Muâviye Medine'de namaz kıldırdı ve besmeleyi terk etti. Orada bulunan Muhacirler bunu yadırgadılar. İkinci defa kıldırdığında ise besmele çekti (¬٤).
764. Metin
وفي هذه الأحاديث، والآثار التي أوردناها كفاية ومقنع في الاحتجاج لهذا القول عما عداها، فأما المعارضات والروايات الغريبة، وتطريقها، وتعليلها وتضعيفها، وتقريرها، فله موضع آخر.
Zikrettiğimiz bu hadisler ve rivayetler, bu görüşün lehindeki delillendirme için başkalarına ihtiyaç bırakmayacak kadar yeterli ve ikna edicidir. Karşıt delillere, garip rivayetlere, onların tariklerine, illetlerine, zayıflatılmasına ve değerlendirilmesine gelince, bunun yeri başkadır.
765. Metin
وذهب آخرون إلى أنه لا يجهر بالبسملة في الصلاة، وهذا هو الثابت عن الخلفاء الأربعة وعبد الله بن مغفل، وطوائف من سلف التابعين والخلف، وهو مذهب أبي حنيفة، والثوري، وأحمد بن حنبل.
Diğerleri ise namazda besmelenin açıktan okunmayacağı görüşüne gitmişlerdir. Dört Halife'den, Abdullah b. Muğaffel'den, selef tâbiînden ve haleften topluluklardan sabit olan da budur. Ebû Hanîfe, Sevrî ve Ahmed b. Hanbel'in mezhebi de budur.
766. Metin
وعند الإمام مالك: أنه لا يقرأ البسملة بالكلية، لا جهرًا ولا سرًا، واحتجوا بما في صحيح مسلم، عن عائشة، ﵂، قالت: كان رسول الله ﷺ يفتتح الصلاة بالتكبير، والقراءة بالحمد لله رب العالمين (¬٥). وبما في الصحيحين، عن أنس بن مالك، قال: صلَّيْتُ خلف النبيّ ﷺ، وأبي بكر وعمر وعثمان، فكانوا يستفتحون بالحمد لله رب العالمين. ولمسلم: لا يذكرون (بسم الله الرحمن الرحيم) في أوّل قراءة ولا في آخرها (¬٦). ونحوه في السنن عن عبد الله بن مُغَفَّل، ﵁ (¬٧).
İmam Mâlik'e göre ise besmele ne açıktan ne de gizli olarak hiçbir şekilde okunmaz. Onlar Sahîh-i Müslim'de Âişe -radıyallâhu anhâ-'dan gelen şu rivayeti delil getirmişlerdir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namaza tekbirle, kıraate ise el-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn ile başlardı (¬٥). Yine Sahîhayn'da Enes b. Mâlik'ten gelen şu rivayeti delil getirmişlerdir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in, Ebû Bekir'in, Ömer'in ve Osmân'ın arkasında namaz kıldım; onlar [kıraate] el-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn ile başlarlardı. Müslim'in lafzında ise şöyledir: Kıraatin ne başında ne de sonunda (Bismillâhirrahmânirrahîm)'i zikrederlerdi (¬٦). Sünen'de Abdullah b. Muğaffel -radıyallâhu anh-'dan da bunun benzeri rivayet edilmiştir (¬٧).
767. Metin
فهذه مآخذ الأئمة، ﵏، في هذه المسألة وهي قريبة؛ لأنهم أجمعوا على صحة صلاة من جهر بالبسملة ومن أسر، ولله الحمد والمنة (¬٨).
İşte bu meselede imamların -rahimehumullâh- dayanakları bunlardır ve birbirine yakındır; zira onlar besmeleyi açıktan okuyanın da gizli okuyanın da namazının sahih olduğu hususunda icmâ etmişlerdir. Hamd ve minnet Allah'a mahsustur (¬٨).