24331. Metin
بسم الله الرحمن الرحيم تفسير سورة السجدة (¬١)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Secde Suresi Tefsiri (¬١)
24332. Metin
وهي مكية.
Mekkîdir.
24333. Metin
قال البخاري في "كتاب الجمعة": حدثنا أبو نعيم، حدثنا سفيان، عن سعد بن إبراهيم، عن عبد الرحمن بن هُرْمُز الأعرج، (¬٢) عن أبي هريرة، ﵁، قال: كان النبي (¬٣) ﷺ يقرأ في الفجر يوم الجمعة: (الم * تَنزيلُ) السجدة، و (هَلْ أَتَى عَلَى الإنْسَانِ).
Buhârî "Kitâbu'l-Cuma"da şöyle demiştir: Bize Ebû Nuaym anlattı, bize Süfyân, Sa'd b. İbrâhîm'den, o Abdurrahman b. Hürmüz el-A'rec'den, (¬٢) o da Ebû Hüreyre'den (radıyallâhu anh) rivayet etti ki şöyle demiştir: Nebî (sallallâhu aleyhi ve sellem) (¬٣) cuma günü sabah namazında Secde: (الم * تَنزيلُ) ve (هَلْ أَتَى عَلَى الإنْسَانِ) [surelerini] okurdu.
24334. Metin
ورواه مسلم أيضًا من حديث سفيان الثوري، به. (¬٤)
Müslim de bunu Süfyân es-Sevrî hadisinden aynı senedle rivayet etmiştir. (¬٤)
24335. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا أسود بن عامر، أخبرنا الحسن بن صالح، عن لَيْث، عن أبي الزبير، عن جابر قال: كان النبي ﷺ لا ينام حتى يقرأ (الم * تَنزيلُ) السجدة و (تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ) تفرد به أحمد. (¬٥)
İmâm Ahmed şöyle demiştir: Bize Esved b. Âmir anlattı, bize el-Hasen b. Sâlih, Leys'ten, o Ebü'z-Zübeyr'den, o Câbir'den haber verdi ki şöyle dedi: Nebî (sallallâhu aleyhi ve sellem), Secde (الم * تَنزيلُ) ve (تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ) [surelerini] okumadan uyumazdı. Bunu sadece Ahmed rivayet etmiştir. (¬٥)
24336. Metin
{الم (١) تَنْزِيلُ الْكِتَابِ لا رَيْبَ فِيهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ (٢) أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أَتَاهُمْ مِنْ نَذِيرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ (٣)}.
{الم (١) تَنْزِيلُ الْكِتَابِ لا رَيْبَ فِيهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ (٢) أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أَتَاهُمْ مِنْ نَذِيرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ (٣)} “Elif. Lâm. Mîm. Bu Kitab'ın indirilişi -ki onda asla şüphe yoktur- Âlemlerin Rabbi tarafındandır. Yoksa «Onu kendisi uydurdu» mu diyorlar? Hayır, o senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için Rabbinden gelen haktır. Umulur ki doğru yolu bulurlar.”
24337. Metin
قد تقدم الكلام على الحروف المقطعة في أول سورة "البقرة" بما أغنى عن إعادته.
Hurûf-ı mukattaaya dair açıklama Bakara Suresi'nin başında tekrarına ihtiyaç bırakmayacak şekilde geçmişti.
24338. Metin
وقوله: (تَنزيلُ الْكِتَابِ لا رَيْبَ فِيهِ) أي: لا شك فيه ولا مرية أنه نزل (¬٦) (مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ).
Yüce Allah'ın: (تَنزيلُ الْكِتَابِ لا رَيْبَ فِيهِ) sözü; onun (مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ) Âlemlerin Rabbi katından indirildiğinde (¬٦) hiçbir şüphe ve tereddüt yoktur, demektir.
24339. Metin
ثم قال مخبرًا عن المشركين: (أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ)، بل يقولون: (افْتَرَاهُ) أي: اختلقه من تلقاء نفسه، (بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أَتَاهُمْ مِنْ نَذِيرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ) أي يتبعون الحق.
Sonra müşriklerden haber vererek şöyle buyurdu: { أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ } “Yoksa 'Onu uydurdu' mu diyorlar?” Bilakis onlar: { افْتَرَاهُ } “Onu uydurdu” yani onu kendiliğinden uydurdu [diyorlar]. { بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أَتَاهُمْ مِنْ نَذِيرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ } “Hayır, o senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir toplumu uyarman için Rabbinden gelen haktır. Umulur ki doğru yolu bulurlar.” Yani hakka uyarlar.
24340. Metin
{اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلا شَفِيعٍ أَفَلا تَتَذَكَّرُونَ (٤) يُدَبِّرُ الأَمْرَ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ أَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ (٥) ذَلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (٦)}.
{اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلا شَفِيعٍ أَفَلا تَتَذَكَّرُونَ (٤) يُدَبِّرُ الأَمْرَ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ أَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ (٥) ذَلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (٦)} “Allah O'dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş'a istivâ etmiştir. Sizin O'ndan başka ne bir dostunuz ne de bir şefaatçiniz vardır. Hâlâ düşünüp öğüt almaz mısınız? O, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra da bu iş, sizin sayageldiklerinizden bin yıl miktarında olan bir günde O'na yükselir. İşte gaybı da görünen âlemi de bilen, Azîz [ve] Rahîm olan O'dur.”
24341. Metin
يخبر تعالى أنه الخالق للأشياء، فخلق السماوات والأرض وما بينهما في ستة أيام، ثم استوى على العرش. وقد تقدم الكلام على ذلك.
Yüce Allah her şeyin yaratıcısı olduğunu, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattığını, sonra da Arş'a istivâ ettiğini haber vermektedir. Buna dair açıklama daha önce geçmişti.
24342. Metin
(مَا لَكُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلا شَفِيعٍ) أي: بل هو المالك لأزمة الأمور، الخالق لكل شيء، المدبر لكل شيء، القادر (¬١) على كل شيء، فلا ولي لخلقه سواه، ولا شفيع إلا من بعد إذنه.
(مَا لَكُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلا شَفِيعٍ) Yani bilakis bütün işlerin dizginlerine sahip olan, her şeyi yaratan, her şeyi çekip çeviren, her şeye gücü yeten (¬١) O'dur. Bu sebeple O'nun yarattıkları için O'ndan başka hiçbir dost yoktur ve O'nun izni olmaksızın hiçbir şefaatçi de bulunmaz.
24343. Metin
(أَفَلا تَتَذَكَّرُونَ) يعني: أيها العابدون غيره، المتوكلون على من عداه -تعالى وتقدس وتنزه أن يكون له نظير أو شريك أو نديد، أو وزير أو عديل، لا إله إلا هو ولا رب سواه.
(أَفَلا تَتَذَكَّرُونَ) Yani: Ey O'ndan başkasına ibadet edenler, O'nun dışındakilere tevekkül edenler! —O bir benzeri, bir ortağı, bir dengi, bir veziri yahut bir muadili olmaktan yüce, mukaddes ve münezzehtir. O'ndan başka ilâh yoktur ve O'ndan başka Rab yoktur— [düşünüp öğüt almaz mısınız?]
24344. Metin
وقد أورد النسائي هاهنا حديثا فقال: حدثنا إبراهيم بن يعقوب، حدثني محمد بن الصباح، حدثنا أبو عبيدة الحداد، حدثنا الأخضر بن عَجْلان، عن أبي جُريْج المكي، عن عطاء، (¬٢) عن أبي هريرة، أن رسول الله ﷺ أخذ بيدي فقال: "إن الله خلق السماوات والأرض وما بينهما في ستة أيام، ثم استوى على العرش في اليوم (¬٣) السابع، فخلق التربة يوم السبت، والجبال يوم الأحد، والشجر يوم الاثنين، والمكروه يوم الثلاثاء، والنور يوم الأربعاء، والدواب يوم الخميس، وآدم يوم الجمعة في آخر ساعة من النهار بعد العصر، وخلقه من أديم الأرض، بأحمرها وأسودها، وطيبها وخبيثها، من أجل ذلك جعل الله من بني آدم الطيب والخبيث". (¬٤)
Nesâî burada bir hadis zikrederek şöyle demiştir: Bize İbrâhîm b. Ya'kūb anlattı, bana Muhammed b. es-Sabbâh anlattı, bize Ebû Ubeyde el-Haddâd anlattı, bize el-Ahdar b. Aclân, Ebû Cüreyc el-Mekkî'den, o Atâ'dan, (¬٢) o Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) elimi tuttu ve şöyle buyurdu: “Allah gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattı, sonra yedinci günde (¬٣) Arş'a istivâ etti. Toprağı cumartesi günü, dağları pazar günü, ağaçları pazartesi günü, mekruh [olan şeyleri] salı günü, nûru çarşamba günü, hayvanları perşembe günü yarattı; Âdem'i ise cuma günü gündüzün son saatinde, ikindiden sonra yarattı. Onu yeryüzünün toprağından; kırmızısından, siyahından, iyisinden ve kötüsünden yarattı. İşte bu yüzden Allah Âdemoğullarından iyiyi ve kötüyü var etti.” (¬٤)
24345. Metin
هكذا أورد هذا الحديث إسنادًا ومتنا، وقد أخرج مسلم والنسائي أيضا من حديث الحجاج بن محمد الأعور، عن ابن جُرَيج، عن إسماعيل بن أمية، عن أيوب بن خالد، عن عبد الله بن رافع، عن أبي هريرة، عن النبي ﷺ بنحو من هذا السياق. (¬٥)
Bu hadisi sened ve metin olarak bu şekilde rivayet etmiştir. Müslim ve Nesâî de bu hadisi Haccâc b. Muhammed el-A'ver'den, o İbn Cüreyc'den, o İsmâîl b. Ümeyye'den, o Eyyûb b. Hâlid'den, o Abdullah b. Râfi'den, o Ebû Hüreyre'den, o da Nebî'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu rivayete benzer bir lâfızla nakletmişlerdir. (¬٥)
24346. Metin
وقد علَّله البخاري في كتاب "التاريخ الكبير" فقال: "وقال بعضهم: أبو هريرة عن كعب الأحبار وهو أصح"، (¬٦) وكذا علَّله غير واحد من الحفاظ، والله أعلم.
Buhârî "et-Târîhu'l-Kebîr" adlı kitabında bu rivayeti illetli bularak şöyle demiştir: “Bazıları şöyle demiştir: Ebû Hüreyre bunu Ka'b el-Ahbâr'dan [nakletmiştir], daha sahih olan da budur.” (¬٦) Hadis hafızlarından birden fazla kişi de rivayeti bu şekilde illetli görmüştür. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
24347. Metin
وقوله: (يُدَبِّرُ الأمْرَ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الأرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ) أي: يتنزل (¬٧) أمره من أعلى السماوات إلى أقصى تخوم الأرض السابعة، كما قال الله تعالى: {اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ وَمِنَ الأَرْضِ مِثْلَهُنَّ يَتَنَزَّلُ الأَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَأَنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْمًا} [الطلاق: ١٢].
Yüce Allah'ın: (يُدَبِّرُ الأمْرَ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الأرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ) sözü; O'nun emri en yüce göklerden yedinci yerin en uzak sınırına kadar iner (¬٧) demektir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ وَمِنَ الأَرْضِ مِثْلَهُنَّ يَتَنَزَّلُ الأَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَأَنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْمًا} [Talâk: 12].
24348. Metin
وترفع الأعمال إلى ديوانها فوق سماء الدنيا، ومسافة ما بينها وبين الأرض [مسيرة] (¬٨) خمسمائة سنة، وسمك السماء خمسمائة سنة.
Ameller dünya semasının üzerindeki divanlarına yükseltilir; yer ile orası arasındaki mesafe beş yüz yıllık [bir yürüyüş] (¬٨) mesafesidir, göğün kalınlığı da beş yüz yıldır.
24349. Metin
وقال مجاهد، وقتادة، والضحاك: النزول من الملك في مسيرة خمسمائة عام، وصعوده في مسيرة خمسمائة عام، ولكنه يقطعها في طرفة عين؛ ولهذا قال تعالى: (فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ أَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ).
Mücâhid, Katâde ve ed-Dahhâk şöyle demişlerdir: Meleğin inişi beş yüz yıllık bir mesafe, yükselişi de beş yüz yıllık bir mesafedir; ancak o bu mesafeyi bir göz açıp kapama süresinde katleder. İşte bu sebeple Yüce Allah: {(فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ أَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ)} “Sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde” buyurmuştur.
24350. Metin
(ذَلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ) أي: المدبر لهذه الأمور الذي هو شهيد على أعمال عباده، يرفع إليه جليلها وحقيرها، وصغيرها وكبيرها -هو (الْعَزِيزُ) الذي قد عَزَّ كلَّ شيء فقهره وغلبه، ودانت له العباد والرقاب، (الرَّحِيمُ) بعباده المؤمنين. فهو عزيز في رحمته، رحيم في عزته [وهذا هو الكمال: العزة مع الرحمة، والرحمة مع العزة، فهو رحيم بلا ذل]. (¬١)
(ذَلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ) Yani bu işleri düzenleyip yöneten, kullarının amellerine şahit olan, O'na bu amellerin büyüğü de küçüğü de azı da çoğu da yükseltilen zât; her şeye galebe çalan, her şeyi kahredip boyun eğdiren, bütün kulların ve boyunların O'na itaat ettiği (الْعَزِيزُ) Azîz, mümin kullarına merhamet eden (الرَّحِيمُ) Rahîm'dir. O, rahmetinde azîzdir; izzetinde rahîmdir [İşte kemal budur: Rahmetle beraber olan izzet ve izzetle beraber olan rahmettir. Dolayısıyla O, zilletsiz bir şekilde merhamet sahibidir]. (¬١)
24351. Metin
{الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَأَ خَلْقَ الإِنْسَانِ مِنْ طِينٍ (٧) ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلالَةٍ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ (٨) ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالأَبْصَارَ وَالأَفْئِدَةَ قَلِيلا مَا تَشْكُرُونَ (٩)}.
{الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَأَ خَلْقَ الإِنْسَانِ مِنْ طِينٍ (٧) ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلالَةٍ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ (٨) ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالأَبْصَارَ وَالأَفْئِدَةَ قَلِيلا مَا تَشْكُرُونَ (٩)} “O ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve insanın yaratılışına çamurdan başlamıştır. Sonra onun neslini değersiz bir sudan süzülüp çıkarılmış bir özden yapmıştır. Sonra onu düzeltip tamamlamış ve içine ruhundan üflemiştir. Sizin için işitme, gözler ve gönüller var etmiştir. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!”
24352. Metin
يقول تعالى: إنه الذي أحسن خلق الأشياء وأتقنها وأحكمها.
Yüce Allah, varlıkların yaratılışını en güzel şekilde kılan, onu sapasağlam ve mükemmel yapan zât olduğunu bildirmektedir.
24353. Metin
وقال مالك، عن زيد بن أسلم: (الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ) قال: أحسن خلق كل شيء. كأنه جعله من المقدم والمؤخر.
Mâlik'in Zeyd b. Eslem'den rivayet ettiğine göre o, (الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ) ayeti hakkında: “Yarattığı her şeyin yaratılışını güzel kıldı” demiştir. Sanki bu ifadeyi takdim ve tehir kabilinden kabul etmiştir.
24354. Metin
ثم لما ذكر خلق السماوات والأرض، شرع في ذكر خلق الإنسان فقال: (وَبَدَأَ خَلْقَ الإنْسَانِ مِنْ طِينٍ) يعني: خلق أبا البشر آدم من طين.
Sonra göklerin ve yerin yaratılışını zikredince, insanın yaratılışını zikretmeye başlayarak: (وَبَدَأَ خَلْقَ الإنْسَانِ مِنْ طِينٍ) buyurmuştur; yani insanlığın atası olan Âdem'i çamurdan yarattı.
24355. Metin
(ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلالَةٍ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ) أي: يتناسلون كذلك من نطفة تخرج من بين صلب الرجل وترائب المرأة.
(ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلالَةٍ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ) Yani: Onlar da aynı şekilde erkeğin sulbünden ve kadının göğüs kemiklerinden çıkan bir nutfeden çoğalırlar.
24356. Metin
(ثُمَّ سَوَّاهُ) يعني: آدم، لما خلقه من تراب خلقه سويا مستقيما، (وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالأبْصَارَ وَالأفْئِدَةَ)، يعني: العقول، (قَلِيلا مَا تَشْكُرُونَ) أي: بهذه القوى التي رزقكموها الله ﷿. (¬٢) فالسعيد مَنْ استعملها في طاعة ربه ﷿.
(ثُمَّ سَوَّاهُ) yani: Âdem'i topraktan yarattığında onu düzgün ve tastamam bir şekilde yarattı. (وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالأبْصَارَ وَالأفْئِدَةَ) yani akılları, (قَلِيلا مَا تَشْكُرُونَ) yani: Yüce ve Azîz olan Allah'ın size rızık olarak bahşettiği bu güçlere pek az şükrediyorsunuz. (¬٢) Gerçek bahtiyar, bu yetenekleri Yüce ve Azîz olan Rabbinin itaatinde kullanan kimsedir.
24357. Metin
{وَقَالُوا أَئِذَا ضَلَلْنَا فِي الأَرْضِ أَئِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ بَلْ هُمْ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ (١٠) قُلْ يَتَوَفَّاكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذِي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ (١١)}
{وَقَالُوا أَئِذَا ضَلَلْنَا فِي الأَرْضِ أَئِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ بَلْ هُمْ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ (١٠) قُلْ يَتَوَفَّاكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذِي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ (١١)} “Dediler ki: «Biz toprakta kaybolup yok olduğumuz zaman, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışta olacağız?» Hayır, onlar Rablerine kavuşmayı inkâr edenlerdir. De ki: «Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra da Rabbinize döndürüleceksiniz.»”
24358. Metin
يقول تعالى مخبرًا عن المشركين في استبعادهم المعاد حيث قالوا: (أَئِذَا ضَلَلْنَا فِي الأرْضِ) أي: تمزقت أجسامنا وتفرقت في أجزاء الأرض (¬٣) وذهبت، (أَئِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ)؟ أي: أئنا لَنَعُودُ بعد تلك الحال؟! يستبعدون ذلك، (¬٤) وهذا إنما هو بعيد بالنسبة إلى قُدْرَتهم العاجزة، لا بالنسبة إلى قُدْرة الذي بدأهم وخلقهم من العدم، الذي إنما أمره إذا أراد شيئا أن يقول له كن فيكون؛ ولهذا قال: (بَلْ هُمْ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ).
Yüce Allah, müşriklerin yeniden dirilmeyi uzak görmelerini ve şöyle dediklerini haber vermektedir: (أَئِذَا ضَلَلْنَا فِي الأرْضِ) Yani bedenlerimiz parçalanıp toprağın zerrelerine dağılıp (¬٣) yok olduğunda, (أَئِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ) yani biz bu durumdan sonra gerçekten yeniden mi diriltileceğiz? Bunu imkânsız görmektedirler. (¬٤) Bu, ancak onların âciz kudretlerine göre uzaktır; yoksa onları ilk başta yoktan var eden ve bir şeyi dilediğinde O'nun emri sadece ona «Ol» demekten ibaret olan ve o şeyin de hemen oluverdiği Zât'ın kudretine göre uzak değildir. İşte bundan dolayı: (بَلْ هُمْ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ) buyurmuştur.
24359. Metin
ثم قال: (قُلْ يَتَوَفَّاكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذِي وُكِّلَ بِكُمْ)، الظاهر من هذه الآية أن ملك الموت شخص
Sonra [Allah Teâlâ] şöyle buyurdu: {قُلْ يَتَوَفَّاكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذِي وُكِّلَ بِكُمْ} “De ki: «Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacaktır.»” Bu ayetten açıkça anlaşılan, ölüm meleğinin bir şahıs...
24360. Metin
معين من الملائكة، كما هو المتبادر من حديث البراء المتقدم ذكره في سورة "إبراهيم"، (¬١) وقد سمي في بعض الآثار بعزرائيل، وهو المشهور، قاله قتادة وغير واحد، وله أعوان. وهكذا (¬٢) ورد في الحديث أن أعوانه ينتزعون الأرواح من سائر الجسد، حتى إذا بلغت الحلقوم تناولها ملك الموت.
meleklerden muayyen bir şahıstır; nitekim İbrahim Suresi'nde zikri geçen Berâ hadisinden de ilk akla gelen budur. (¬١) Bazı rivayetlerde onun ismi Azrâil olarak geçmiştir ve meşhur olan da budur. Bunu Katâde ve başkaları söylemiştir. Onun yardımcıları vardır. Hadiste de (¬٢) geçtiği üzere, yardımcıları ruhları bütün bedenden çekip çıkarırlar, nihayet boğaza ulaştığında ölüm meleği onu teslim alır.
24361. Metin
قال مجاهد: حُويت له الأرض فجعلت له مثل الطست، يتناول منها حيث يشاء. (¬٣) ورواه زهير بن محمد عن النبي ﷺ، بنحوه مرسلا. وقاله ابن عباس، ﵄.
Mücâhid şöyle demiştir: Yeryüzü onun için dürüldü ve önüne bir leğen gibi konuldu; oradan dilediği gibi alır. (¬٣) Züheyr b. Muhammed de bunu Nebî'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) benzer şekilde mürsel olarak rivayet etmiştir. İbn Abbâs (radıyallâhu anhümâ) da böyle söylemiştir.
24362. Metin
وقال ابن أبي حاتم: حدثنا أبي، حدثنا يحيى بن أبي يحيى المقري، حدثنا (¬٤) عمرو بن شمر (¬٥) عن جعفر بن محمد قال: سمعت أبي يقول: نظر رسول الله ﷺ إلى ملك الموت عند رأس رجل من الأنصار، فقال له النبي ﷺ: "يا ملك الموت، ارفق بصاحبي فإنه مؤمن". فقال مَلَك الموت: يا محمد، طِبْ نفسًا وقَر عينًا فإني بكل مؤمن رفيق، واعلم أن ما في الأرض بيت مَدَر ولا شَعَر، في بر ولا (¬٦) بحر، إلا وأنا أتصفحه في كل يوم خمس مرات، حتى إني أعرفُ (¬٧) بصغيرهم وكبيرهم منهم بأنفسهم، والله يا محمد، لو أني أردت أن أقبض روح بعوضة ما قَدَرتُ على ذلك حتى يكون الله هو الآمر بقبضها. (¬٨)
İbn Ebî Hâtim şöyle demiştir: Bize babam anlattı, bize Yahyâ b. Ebî Yahyâ el-Mukrî anlattı, bize (¬٤) Amr b. Şimr, (¬٥) Ca'fer b. Muhammed'den anlattı; o şöyle dedi: Babamın şöyle dediğini işittim: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ensardan bir adamın başucundaki ölüm meleğine baktı ve Nebî (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona: “Ey ölüm meleği! Arkadaşıma yumuşak davran, zira o bir mümindir” dedi. Ölüm meleği şöyle dedi: “Ey Muhammed! Gönlün hoş, gözün aydın olsun; zira ben her mümine karşı yumuşak davranırım. Bil ki yeryüzünde karada olsun denizde (¬٦) olsun ne kadar kerpiçten ve kıldan [yapılmış] ev varsa, ben günde beş defa mutlaka onları teker teker incelerim; öyle ki onların küçüğünü de büyüğünü de kendilerinden daha iyi bilirim. (¬٧) Allah'a yemin ederim ki ey Muhammed! Bir sivrisineğin bile ruhunu kabzetmek istesem, onu kabzetmeyi Allah emretmedikçe buna güç yetiremem.” (¬٨)
24363. Metin
قال جعفر: بلغني أنه إنما يتصفحهم عند (¬٩) مواقيت الصلاة، فإذا حضرهم عند الموت فإن كان ممن يحافظ على الصلاة دنا منه الملك، ودفع عنه الشيطان، ولقنه المَلَك: "لا إله إلا الله، محمد رسول الله" في تلك الحال العظيمة.
Ca'fer şöyle dedi: Bana ulaştığına göre melek onları ancak namaz (¬٩) vakitlerinde inceler. Ölüm anında onların yanına geldiğinde, eğer kişi namazlarını koruyan kimselerden ise melek ona yaklaşır, şeytanı ondan uzaklaştırır ve o dehşetli anda melek ona “Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh” sözünü telkin eder.
24364. Metin
وقال عبد الرزاق: حدثنا محمد بن مسلم، عن إبراهيم بن مَيْسَرة قال: سمعت مجاهدًا يقول (¬١٠) ما على ظهر الأرض من بيت شعر أو مدر إلا وملك الموت يُطيف به كل يوم مرتين.
Abdurrezzâk şöyle demiştir: Bize Muhammed b. Müslim, İbrâhîm b. Meysere'den anlattı, o şöyle dedi: Mücâhid'in şöyle dediğini işittim: (¬١٠) “Yeryüzünde kıl çadırdan veya kerpiçten hiçbir ev yoktur ki ölüm meleği her gün onu iki defa dolaşmasın.”
24365. Metin
وقال كعب الأحبار: والله ما من بيت فيه أحد من أهل الدنيا إلا وملك الموت يقوم على بابه كل يوم سبع مرات. ينظر هل فيه أحد أمر أن (¬١١) يتوفاه. رواه ابن أبي حاتم.
Ka'b el-Ahbâr da şöyle demiştir: “Allah'a yemin ederim ki, dünya ehlinden içinde birinin bulunduğu hiçbir ev yoktur ki ölüm meleği her gün yedi defa onun kapısında durmasın. İçinde ruhunu kabzetmesi emredilen (¬١١) bir kimse var mı diye bakar.” Bunu İbn Ebî Hâtim rivayet etmiştir.
24366. Metin
وقوله: (ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ) أي: يوم معادكم وقيامكم من قبوركم لجزائكم.
Allah Teâlâ'nın: { ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ } “Sonra ancak Rabbinize döndürüleceksiniz” buyruğu; yani karşılığınızı almanız için dönüş gününüzde ve kabirlerinizden kalktığınızda [O'na döndürüleceksiniz] demektir.
24367. Metin
{وَلَوْ تَرَى إِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُو رُءُوسِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ رَبَّنَا أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا إِنَّا مُوقِنُونَ (١٢) وَلَوْ شِئْنَا لآتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَاهَا وَلَكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنِّي لأَمْلأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ (١٣) فَذُوقُوا بِمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا إِنَّا نَسِينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (١٤)}.
{وَلَوْ تَرَى إِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُو رُءُوسِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ رَبَّنَا أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا إِنَّا مُوقِنُونَ (١٢) وَلَوْ شِئْنَا لآتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَاهَا وَلَكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنِّي لأَمْلأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ (١٣) فَذُوقُوا بِمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا إِنَّا نَسِينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (١٤)} “Suçluları Rablerinin huzurunda başlarını öne eğmiş olarak: «Rabbimiz! Gördük ve işittik, bizi geri döndür de salih amel işleyelim; artık kesin olarak inandık» derlerken bir görsen! Biz dileseydik elbette her nefse hidayetini verirdik; fakat benden çıkan şu söz hak olmuştur: «Cehennemi mutlaka cinlerden ve insanlardan bütünüyle dolduracağım!» O halde bu gününüzle karşılaşmayı unutmanıza karşılık [azabı] tadın! Şüphesiz biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduğunuz şeylerden ötürü ebedî azabı tadın!”
24368. Metin
يخبر تعالى عن حال المشركين يوم القيامة، وحالهم حين عاينوا البعث، وقاموا بين يدي الله حقيرين ذليلين، ناكسي رءوسهم، أي: من الحياء والخجل، يقولون: (رَبَّنَا أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا) (¬١) أي: نحن الآن نسمع قولك ونطيع أمرك، كما قال تعالى: {أَسْمِعْ بِهِمْ وَأَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا} [مريم: ٣٨]. وكذلك يعودون على أنفسهم بالملامة إذا (¬٢) دخلوا النار بقولهم: {لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ} [الملك: ١٠]. وهكذا هؤلاء يقولون: (رَبَّنَا أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا) أي: إلى الدار الدنيا، (نَعْمَلْ صَالِحًا إِنَّا مُوقِنُونَ) أي: قد أيقنا وتحققنا أن وعدك حق ولقاءك حق، وقد علم الرب تعالى منهم أنه لو أعادهم إلى الدار الدنيا لكانوا كما كانوا فيها كفارا يكذبون آيات (¬٣) الله ويخالفون رسله، كما قال: {وَلَوْ تَرَى إِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ فَقَالُوا يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلا نُكَذِّبَ بِآيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ * بَلْ بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُ وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ * وَقَالُوا إِنْ هِيَ إِلا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ} [الأنعام: ٢٧ - ٢٩].
Yüce Allah, kıyamet gününde müşriklerin durumunu, yeniden dirilişi bizzat gördükleri ve Allah'ın huzurunda hakir, zelil ve başlarını öne eğmiş vaziyette dikildikleri -yani utanç ve mahcubiyetten ötürü- andaki hallerini haber vermektedir. Şöyle diyeceklerdir: (رَبَّنَا أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا) (¬١) yani biz şimdi senin sözünü işitiyor ve emrine itaat ediyoruz. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {أَسْمِعْ بِهِمْ وَأَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا} [Meryem: 38]. Aynı şekilde onlar cehenneme girdiklerinde (¬٢) kendi kendilerini kınayarak şöyle diyeceklerdir: {لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ} [Mülk: 10]. İşte bunlar da: (رَبَّنَا أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا) yani dünya yurduna döndür, (نَعْمَلْ صَالِحًا إِنَّا مُوقِنُونَ) yani artık senin vaadinin hak, sana kavuşmanın hak olduğunu kesin olarak bilip tasdik ettik, derler. Halbuki Yüce Rab, eğer onları dünya yurduna geri döndürseydi, tıpkı eskiden olduğu gibi yine kâfir kalacaklarını, Allah'ın ayetlerini (¬٣) yalanlayıp elçilerine karşı geleceklerini bilmektedir. Nitekim şöyle buyurmuştur: {وَلَوْ تَرَى إِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ فَقَالُوا يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلا نُكَذِّبَ بِآيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ * بَلْ بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُ وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ * وَقَالُوا إِنْ هِيَ إِلا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ} [En'âm: 27-29].
24369. Metin
وقال هاهنا (وَلَوْ شِئْنَا لآتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَاهَا)، كما قال تعالى {وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لآمَنَ مَنْ فِي الأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا} [يونس: ٩٩].
Burada da: (وَلَوْ شِئْنَا لآتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَاهَا) buyurmuştur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لآمَنَ مَنْ فِي الأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا} [Yûnus: 99].
24370. Metin
(وَلَكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنِّي لأمْلأنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ) أي: من الصنفين، فدارهم النار (¬٤) لا محيد لهم عنها ولا محيص لهم منها، نعوذ بالله وكلماته التامة من ذلك.
(وَلَكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنِّي لأمْلأنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ) Yani her iki cinsten [dolduracağım]. Onların yurdu ateştir; (¬٤) oradan kaçacak hiçbir yerleri, kurtulacak hiçbir sığınakları yoktur. Bundan Allah'a ve O'nun tastamam kelimelerine sığınırız.
24371. Metin
(فَذُوقُوا بِمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا) أي: يقال لأهل النار على سبيل التقريع والتوبيخ: ذوقوا [هذا] (¬٥) العذاب بسبب تكذيبكم به، واستبعادكم وقوعه، وتناسيكم له؛ إذ عاملتموه معاملة من هو ناس له، (إِنَّا نَسِينَاكُمْ) أي: [إنا] (¬٦) سنعاملكم معاملة الناسي؛ لأنه تعالى لا ينسى شيئا ولا يضل عنه شيء، بل من باب المقابلة، كما قال تعالى: {الْيَوْمَ نَنْسَاكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا} [الجاثية: ٣٤].
(فَذُوقُوا بِمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا) Yani cehennem ehline azarlama ve kınama yoluyla şöyle denir: Onu yalanlamanız, vuku bulmasını imkânsız görmeniz ve onu büsbütün unutmuş gibi davranarak unutmanız sebebiyle [bu] (¬٥) azabı tadın! (إِنَّا نَسِينَاكُمْ) Yani [şüphesiz biz de] (¬٦) size unutan kimsenin muamelesini yapacağız. Çünkü Yüce Allah hiçbir şeyi unutmaz ve O'ndan hiçbir şey kaybolmaz; bilakis bu mukabele kabilindendir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {الْيَوْمَ نَنْسَاكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا} [Câsiye: 34].
24372. Metin
وقوله: (وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ) أي: بسبب كفركم وتكذيبكم، (¬٧) كما قال في الآية الأخرى: {لا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلا شَرَابًا * إِلا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا * جَزَاءً وِفَاقًا * إِنَّهُمْ كَانُوا لا يَرْجُونَ حِسَابًا * وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كِذَّابًا * وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا * فَذُوقُوا فَلَنْ نَزِيدَكُمْ إِلا عَذَابًا} [النبأ: ٢٤ - ٣٠].
Yüce Allah'ın: (وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ) sözü; yani inkârınız ve yalanlamanız sebebiyle (¬٧) demektir. Nitekim diğer ayette şöyle buyurmuştur: {لا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلا شَرَابًا * إِلا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا * جَزَاءً وِفَاقًا * إِنَّهُمْ كَانُوا لا يَرْجُونَ حِسَابًا * وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كِذَّابًا * وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا * فَذُوقُوا فَلَنْ نَزِيدَكُمْ إِلا عَذَابًا} [Nebe: 24-30].
24373. Metin
{إِنَّمَا يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا الَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لا يَسْتَكْبِرُونَ (١٥) تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ (١٦) فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (١٧)}.
{إِنَّمَا يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا الَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لا يَسْتَكْبِرُونَ (١٥) تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ (١٦) فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (١٧)} “Bizim ayetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, kendilerine bu ayetlerle öğüt verildiğinde hemen secdeye kapanırlar, Rablerini hamd ile tesbih ederler ve asla büyüklük taslamazlar (15). Yanları yataklardan uzaklaşır; korku ve ümitle Rablerine dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler (16). Yaptıklarına karşılık olarak onlar için göz aydınlığı nelerin saklandığını hiç kimse bilemez (17).”
24374. Metin
يقول تعالى: (إِنَّمَا يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا) أي: إنما يصدق بها (الَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا) أي: استمعوا لها وأطاعوها قولا وفعلا (وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لا يَسْتَكْبِرُونَ) [أي] (¬١) عن اتباعها والانقياد لها، كما يفعله الجهلة من الكفرة الفجرة، [وقد] (¬٢) قال الله تعالى: {إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ} [غافر: ٦٠].
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: (إِنَّمَا يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا) Yani onu ancak (الَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا) kendilerine hatırlatıldığında onu dinleyen, söz ve fiil olarak ona itaat eden, (وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لا يَسْتَكْبِرُونَ) günahkâr kâfirlerin cahillerinin yaptığı gibi ona uymaktan ve boyun eğmekten [kibirlenmeyenler] (¬١) tasdik eder. Yüce Allah [şöyle] (¬٢) buyurmuştur: {إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ} [Mü'min: 60].
24375. Metin
ثم قال [تعالى: (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ) يعني بذلك: قيام الليل، وترك النوم والاضطجاع على الفرش الوطيئة. قال مجاهد والحسن في قوله تعالى] (¬٣): (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ) يعني بذلك: قيام الليل.
Sonra [Yüce Allah şöyle] buyurmuştur: [(تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ) Bununla gece ibadetini (teheccüdü), uykuyu ve rahat döşeklere uzanmayı terk etmeyi kastetmektedir. Mücâhid ve el-Hasen, Yüce Allah'ın] (¬٣) (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ) sözü hakkında: Bununla gece kalkıp namaz kılmayı kastetmektedir, demişlerdir.
24376. Metin
وعن أنس، وعكرمة، ومحمد بن المُنْكَدِر، وأبي حازم، وقتادة: هو الصلاة بين العشاءين. وعن أنس أيضًا: هو انتظار صلاة العتمة. رواه ابن جرير بإسناد جيد. (¬٤)
Enes, İkrime, Muhammed b. el-Münkedir, Ebû Hâzim ve Katâde'den: “O, akşam ile yatsı arasındaki namazdır” rivayeti gelmiştir. Enes'ten gelen diğer bir rivayette ise: “O, yatsı namazını beklemektir” denmiştir. Bunu İbn Cerîr ceyyid bir senetle rivayet etmiştir. (¬٤)
24377. Metin
وقال الضحاك: هو صلاة العشاء في جماعة، وصلاة الغداة في جماعة.
Dahhâk şöyle demiştir: “O, yatsı namazını cemaatle ve sabah namazını cemaatle kılmaktır.”
24378. Metin
(يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا) أي: خوفًا من وبال عقابه، وطمعًا في جزيل ثوابه، (وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ)، فيجمعون بين فعل القربات اللازمة والمتعدية، ومقدم هؤلاء وسيدهم وفخرهم في الدنيا والآخرة رسول الله ﷺ، كما قال عبد الله بن رَوَاحة، ﵁:
(يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا) Yani O'nun azabının felaketinden korkarak ve bol sevabını umarak [dua ederler], (وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ) böylece hem ferdî (lâzım) hem de toplumsal (müteaddî) taatleri bir arada yaparlar. Bunların önderi, efendisi, dünyada ve ahirette iftiharları ise Resûlullah'tır (sallallâhu aleyhi ve sellem). Nitekim Abdullah b. Revâha (radıyallâhu anh) şöyle demiştir:
24379. Metin
وَفِينَا رَسُولُ الله يَتْلُو كتَابَه … إذَا انْشَقَّ مَعْرُوفٌ مِنَ الصُّبْحِ سَاطعُ
İçimizdedir Allah'ın Elçisi, okur Kitabını … Sabahın aydınlığı ufuktan parıldayıp yarıldığı zaman.
24380. Metin
[أرَانَا الهُدَى بَعْدَ العَمَى فَقُلُوبُنَا … به مُوقِنَاتٌ أنَّ مَا قَال وَاقِعُ] (¬٥)
[Körlükten sonra bize hidayeti gösterdi; artık kalplerimiz … Onun söylediği her şeyin gerçekleşeceğine kesinlikle inanmıştır.] (¬٥)
24381. Metin
يَبيتُ يُجَافِي جَنْبَهُ عَنْ فِرَاشِه … إِذَا اسْتَثْقَلَتْ بالْمُشْرِكِين المَضَاجِعُ
Geceler, müşriklerin yatakları kendilerine ağır bastığında … o yanını yatağından uzaklaştırarak geceler.
24382. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا روح وعفان قالا حدثنا حماد بن سلمة، أخبرنا عطاء بن السائب، عن مُرَّة الهمداني، عن ابن مسعود ٦، عن النبي ﷺ قال: "عجب ربنا من رجلين: رجل ثار من وِطَائه ولحافه، ومن بين أهله وَحَيِّه ٧ إلى صلاته، [فيقول ربنا: أيا ملائكتي، انظروا إلى عبدي، ثار من فراشه ووطائه، ومن بين حيه وأهله إلى صلاته] ٨ رغبة فيما عندي، وشفقة مما عندي. ورجل غزا في سبيل الله، ﷿، فانهزموا، فعلم ما عليه من الفرار، وما له في
İmam Ahmed dedi ki: Bize Ravh ve Affân anlatıp dediler ki: Bize Hammâd b. Seleme anlattı, bize Atâ b. es-Sâib, Mürre el-Hemedânî'den, o da İbn Mes'ûd'dan 6, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet etti ki şöyle buyurdu: «عجب ربنا من رجلين: رجل ثار من وِطَائه ولحافه، ومن بين أهله وَحَيِّه 7 إلى صلاته، [فيقول ربنا: أيا ملائكتي، انظروا إلى عبدي، ثار من فراشه ووطائه، ومن بين حيه وأهله إلى صلاته] 8 رغبة فيما عندي، وشفقة مما عندي. ورجل غزا في سبيل الله، ﷿، فانهزموا، فعلم ما عليه من الفرار، وما له في» «Rabbimiz iki kişiden hoşnut olur (onların amelini över ve mükâfatlandırır): Biri, katımdakine rağbet ve yanımdakinden korku duyarak yatağından, yorganından, ailesinin ve kabilesinin arasından 7 namazına kalkan kimsedir. [Rabbimiz şöyle buyurur: 'Ey meleklerim! Kuluma bakın; katımdakine rağbet ve yanımdakinden korku ile döşeğinden, yatağından, kabilesinin ve ailesinin arasından kalkıp namazına gitti.'] 8 Diğeri ise Allah (azze ve celle) yolunda savaşa çıkan kimsedir; [birlikleri] hezimete uğradığında kaçmanın aleyhindeki [vebalini] ve [savaşa]
24383. Metin
الرجوع، فرجع حتى أهريق دمه، رغبة فيما عندي وشفقة مما عندي. فيقول الله، ﷿ للملائكة: انظروا إلى عبدي رجع رغبة فيما عندي، ورهبة مما عندي، حتى أهريق دمه".
dönmenin sevabını bilip katımdakine rağbet ve yanımdakinden korku ile geri dönerek kanı dökülünceye kadar savaşan kimsedir. Allah (azze ve celle) meleklere şöyle buyurur: 'Katımdakine rağbet edip yanımdakinden korkarak geri dönen ve nihayet kanı dökülen kuluma bakın!'"
24384. Metin
وهكذا رواه أبو داود في "الجهاد"، عن موسى بن إسماعيل، عن حماد بن سلمة، به بنحوه. (¬١)
Bunu Ebû Dâvûd da "el-Cihâd" bölümünde Mûsâ b. İsmâil'den, o da Hammâd b. Seleme'den bu şekilde benzeriyle rivayet etmiştir. (¬١)
24385. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا عبد الرزاق، أخبرنا مَعْمَر، عن عاصم بن أبي النَّجُود، عن أبي وائل، (¬٢) عن معاذ بن جبل قال: كنت مع النبي ﷺ في سفر، فأصبحت يوما قريبا منه، ونحن نسير، فقلت: يا نبي الله، (¬٣) أخبرني بعمل يدخلني الجنة ويباعدني من النار. قال: "لقد سألت عن عظيم، وإنه ليسير على من يسره الله عليه، تعبد الله ولا تشرك به شيئا، وتقيم الصلاة، وتؤتي الزكاة، وتصوم رمضان، وتحج البيت". ثم قال: "ألا أدلك على أبواب الخير؟ الصوم جنة، والصدقة تطفئ الخطيئة، وصلاة الرجل في (¬٤) جوف الليل". ثم قرأ: (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ)، حتى بلغ (يَعْمَلُون). ثم قال: "ألا أخبرك برأس الأمر وعموده وذروة سنامه؟ " فقلت: بلى، يا رسول الله. فقال: "رأس الأمر الإسلام، وعموده الصلاة، وذروة سَنَامه الجهاد في سبيل الله". ثم قال: "ألا أخبرك بملاك ذلك كله؟ " فقلت: بلى، يا نبي الله. فأخذ بلسانه ثم قال: "كُفّ عليك هذا". فقلت: يا رسول الله، وإنا لمؤاخذون بما نتكلم به. فقال: ثكلتك أمك يا معاذ، وهل يَكُب الناس في النار على وجوههم -أو قال: على مناخرهم -إلا حصائد ألسنتهم".
İmam Ahmed şöyle demiştir: Bize Abdürrezzâk anlattı, bize Ma'mer, Âsım b. Ebi'n-Necûd'dan, o Ebû Vâil'den, (¬٢) o da Muâz b. Cebel'den rivayet ettiğine göre Muâz şöyle demiştir: Bir yolculukta Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile beraberdik. Bir gün yürürken ona yakın oldum ve: 'Ey Allah'ın Peygamberi! (¬٣) Beni cennete sokacak ve cehennemden uzaklaştıracak bir ameli bana haber ver' dedim. Şöyle buyurdu: "Şüphesiz çok büyük bir şey sordun; fakat o, Allah'ın kolaylaştırdığı kimse için pek kolaydır: Allah'a ibadet eder ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı dosdoğru kılarsın, zekâtı verirsin, Ramazan orucunu tutarsın ve Beytullah'ı haccedersin." Sonra şöyle buyurdu: "Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç bir kalkandır. Sadaka günahı söndürür. Kişinin (¬٤) gecenin ortasında kıldığı namaz da [öyledir]." Sonra (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ) ayetini okuyup (يَعْمَلُون) kısmına kadar geldi. Sonra şöyle buyurdu: "Sana işin başını, direğini ve en yüksek noktasını haber vereyim mi?" Ben: 'Evet, ey Allah'ın Resûlü' dedim. Şöyle buyurdu: "İşin başı İslâm'dır, direği namazdır, en yüksek zirvesi ise Allah yolunda cihaddır." Sonra: "Sana bütün bunların tutamağını (esasını) haber vereyim mi?" buyurdu. Ben: 'Evet, ey Allah'ın Peygamberi' dedim. Bunun üzerine dilini tuttu ve sonra: "Bunu tut (koru)" buyurdu. Ben: 'Ey Allah'ın Resûlü, biz konuştuklarımızdan da hesaba çekilecek miyiz?' dedim. Bunun üzerine: "Anan seni kaybetsin ey Muâz! İnsanları yüzüstü -yahut burunları üstü- cehenneme sürükleyen şey dillerinin ektiklerinden (biçtiklerinden) başkası mıdır?" buyurdu.
24386. Metin
رواه الترمذي والنسائي وابن ماجه في سننهم، من طرق عن معمر، به. (¬٥) وقال (¬٦) الترمذي: حسن صحيح. ورواه ابن جرير من حديث شعبة، عن الحكم قال: سمعت عُرْوَة بن النزال (¬٧) يحدث عن معاذ بن جبل؛ أن رسول الله ﷺ قال له: "ألا أدلك على أبواب الخير: الصوم جنة، والصدقة تكفر الخطيئة، وقيام العبد في جوف الليل"، وتلا هذه الآية: (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ) (¬٨).
Bunu Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce Sünen'lerinde Ma'mer'den gelen yollarla bu şekilde rivayet etmişlerdir. (¬٥) Tirmizî: (¬٦) "Hasen sahihtir" demiştir. Bunu İbn Cerîr de Şu'be'nin hadisinden, o el-Hakem'den rivayet etmiştir; el-Hakem: Urve b. en-Nezzâl'in (¬٧) Muâz b. Cebel'den naklettiğini duydum; Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona şöyle buyurmuştur: "Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç bir kalkandır, sadaka günahı siler, kulun gecenin ortasında kıyama kalkması da [öyledir]" ve şu ayeti okumuştur: (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ). (¬٨)
24387. Metin
ورواه أيضًا من حديث الثوري، عن منصور بن المعتمر، عن الحكم، عن ميمون بن أبي شبيب، عن معاذ، عن النبي ﷺ بنحوه، ومن حديث الأعمش، عن حبيب بن أبي ثابت، والحكم عن ميمون بن أبي شبيب، عن معاذ مرفوعا بنحوه. ومن حديث حماد بن سلمة، عن عاصم بن أبي النَّجُود، عن شهر، عن معاذ بن جبل، عن النبي ﷺ، في قوله تعالى: (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ)
[İbn Cerîr] bunu ayrıca es-Sevrî'nin Mansûr b. el-Mu'temir'den, onun el-Hakem'den, onun Meymûn b. Ebî Şebîb'den, onun Muâz'dan, onun da Peygamber'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) rivayet ettiği benzer bir hadis olarak; el-A'meş'in Habîb b. Ebî Sâbit ve el-Hakem'den, onların Meymûn b. Ebî Şebîb'den, onun Muâz'dan merfû olarak rivayet ettiği benzer bir hadis olarak ve Hammâd b. Seleme'nin Âsım b. Ebi'n-Necûd'dan, onun Şehr'den, onun Muâz b. Cebel'den, onun da Peygamber'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) rivayet ettiği hadis olarak Yüce Allah'ın: { تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ } “Onların yanları yataklardan uzaklaşır” buyruğu hakkında rivayet etmiştir.
24388. Metin
قال: "قيام العبد من الليل". (¬١)
"Kulun geceleyin namaza kalkmasıdır." (¬١)
24389. Metin
وقال ابن أبي حاتم: حدثنا أحمد بن سَنَان الواسطي، حدثنا يزيد بن هارون، حدثنا فِطْر بن خليفة، عن حبيب بن أبي ثابت، والحكم، وحكيم بن جُبَيْر، عن ميمون بن أبي شبيب، عن معاذ بن جبل قال: كنت مع النبي ﷺ في غزوة تبوك فقال: "إن شئت أنبأتك بأبواب الخير: الصوم جنة، والصدقة تطفئ الخطيئة، وقيام الرجل في جوف الليل"، ثم تلا رسول الله ﷺ: (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ).
İbn Ebî Hâtim şöyle demiştir: Bize Ahmed b. Sinân el-Vâsıtî anlattı, bize Yezîd b. Hârûn anlattı, bize Fıtr b. Halîfe, Habîb b. Ebî Sâbit, el-Hakem ve Hakîm b. Cübeyr'den, onlar Meymûn b. Ebî Şebîb'den, o da Muâz b. Cebel'den rivayet etti ki o şöyle demiştir: Tebük Gazvesi'nde Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile beraberdim. Şöyle buyurdu: "Dilersen sana hayır kapılarını haber vereyim: Oruç bir kalkandır, sadaka günahı söndürür, kişinin gecenin ortasında namaza kalkması da [öyledir]." Sonra Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ) ayetini okudu.
24390. Metin
ثم قال: حدثنا أبي، حدثنا سويد بن سعيد، حدثنا علي بن مُسْهِر، عن عبد الرحمن بن إسحاق، عن شَهْر بن حَوْشَب، (¬٢) عن أسماء بنت يزيد قالت: قال رسول الله ﷺ: "إذا جمع الله الأولين والآخرين يوم القيامة، جاء مناد فنادى بصوت يُسمعُ الخلائق: سيعلم أهل الجمع اليوم مَن أولى بالكرم. ثم يرجع فينادي: ليقم (¬٣) الذين كانت (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ) الآية، فيقومون وهم قليل". (¬٤)
Sonra şöyle demiştir: Bize babam anlattı, bize Süveyd b. Saîd anlattı, bize Ali b. Müshir, Abdurrahman b. İshak'tan, o Şehr b. Havşeb'den, (¬٢) o da Esmâ bint Yezîd'den rivayet etti ki o şöyle demiştir: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde Allah öncekileri ve sonrakileri topladığı zaman, bir münâdî gelip bütün mahlûkatın duyacağı bir sesle şöyle nida eder: 'Bugün toplananlar, ikrama kimin daha lâyık olduğunu bilecektir.' Sonra dönüp şöyle nida eder: '(تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ) ayetinde geçen kimseler ayağa kalksın!' Onlar kalkarlar ki pek azdırlar." (¬٤)
24391. Metin
وقال البزار: حدثنا عبد الله بن شَبِيب، حدثنا الوليد بن عطاء بن الأغر، حدثنا عبد الحميد بن سليمان، حدثني مصعب، عن زيد بن أسلم، عن أبيه قال: قال بلال (¬٥) لما نزلت هذه الآية: (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ) [الآية] (¬٦)، كنا نجلس في المجلس، وناس من أصحاب رسول الله ﷺ يصلون بعد المغرب إلى العشاء، فنزلت هذه الآية: (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ).
el-Bezzâr şöyle demiştir: Bize Abdullah b. Şebîb anlattı, bize el-Velîd b. Atâ b. el-Eğarr anlattı, bize Abdülhamîd b. Süleyman anlattı, bana Mus'ab, Zeyd b. Eslem'den, o babasından rivayet etti ki babası şöyle demiştir: Bilâl (¬٥) şöyle dedi: Bu (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ) [ayeti] (¬٦) indiğinde biz mecliste otururduk, Resûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabından birtakım insanlar ise akşam ile yatsı arasında namaz kılarlardı. Bunun üzerine bu (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ) ayeti indi.
24392. Metin
ثم قال: لا نعلم روى أسلم عن بلال سواه، وليس له طريق عن بلال غير هذه الطريق (¬٧).
Sonra şöyle demiştir: Eslem'in Bilâl'den bundan başka bir rivayetini bilmiyoruz; onun Bilâl'den bu yoldan başka bir rivayet yolu da yoktur (¬٧).
24393. Metin
وقوله: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ) أي: فلا يعلم أحد عظمة ما أخفى الله لهم في الجنات من النعيم المقيم، واللذات التي لم يطلع على مثلها أحد، لَمَّا أخفوا أعمالهم (¬٨) أخفى الله لهم من الثواب، جزاء وفاقا؛ فإن الجزاء من جنس العمل.
(فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ) sözü ise: Onlar amellerini gizledikleri (¬٨) için, Allah da amelin cinsinden tam uygun bir karşılık olmak üzere, cennetlerde onlar için hazırlayıp gizlediği ebedî nimetlerin ve benzerine hiç kimsenin muttali olmadığı lezzetlerin büyüklüğünü kimse bilemez, demektir.
24394. Metin
قال الحسن [البصري]: (¬٩) أخفى قوم عملهم فأخفى الله لهم ما لم تر عين، ولم يخطر (¬١٠) على قلب بشر. رواه ابن أبي حاتم.
el-Hasen [el-Basrî] (¬٩) şöyle demiştir: "Bir topluluk amellerini gizledi; Allah da onlar için hiçbir gözün görmediği ve hiçbir insanın kalbinden geçmeyen (¬١٠) şeyleri gizledi." Bunu İbn Ebî Hâtim rivayet etmiştir.
24395. Metin
قال البخاري: قوله: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ) الآية: حدثنا علي بن
Buhârî şöyle demiştir: [Yüce Allah'ın]: { فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ } “Onlara göz aydınlığı olarak nelerin gizlendiğini hiç kimse bilemez” ayeti [hakkında]: Bize Ali b.
24396. Metin
عبد الله، حدثنا سفيان، عن أبي الزِّنَاد، عن الأعرج، عن أبي هريرة، ﵁، عن رسول الله ﷺ قال: "قال الله تعالى: أعددت لعبادي الصالحين ما لا عين رأت، ولا أذن سمعت، ولا خطر على قلب بشر". قال أبو هريرة: فاقرءوا إن شئتم: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ).
Abdullah anlattı, bize Süfyân, Ebü'z-Zinâd'dan, o el-A'rec'den, o Ebû Hüreyre'den (radıyallâhu anh), o da Resûlullah'tan (sallallâhu aleyhi ve sellem) rivayet etti ki şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah: 'Salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın kalbinden geçmeyen şeyler hazırladım' buyurdu." Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Dilerseniz: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ) ayetini okuyun.
24397. Metin
قال: وحدثنا سفيان، حدثنا أبو الزناد، عن الأعرج، عن أبي هريرة قال: قال الله مثله (¬١). قيل لسفيان: روايةً؟ قال: فَأيُّ شيء؟.
[Buhârî] şöyle demiştir: Bize Süfyân anlattı, bize Ebü'z-Zinâd, el-A'rec'den, o da Ebû Hüreyre'den nakletti ki: Allah Teâlâ bunun benzerini buyurmuştur (¬١). Süfyân'a: 'Rivayet olarak mı?' denildi. O da: 'Başka ne olabilir ki?' dedi.
24398. Metin
ورواه مسلم والترمذي من حديث سفيان بن عيينة، به (¬٢). وقال الترمذي: حسن صحيح.
Bunu Müslim ve Tirmizî, Süfyân b. Uyeyne hadisinden bu şekilde rivayet etmişlerdir (¬٢). Tirmizî: "Hasen sahihtir" demiştir.
24399. Metin
ثم قال البخاري: حدثنا إسحاق بن نصر، حدثنا أبو أسامة، عن الأعمش، حدثنا (¬٣) أبو صالح، عن أبي هريرة، عن النبي ﷺ: "يقول الله تعالى: أعددت لعبادي الصالحين ما لا عين رأت، ولا أذن سمعت، ولا خطر على قلب بشر، ذُخْرًا منْ بَله ما أطلعْتم عليه"، ثم قرأ: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ).
Sonra Buhârî şöyle demiştir: Bize İshak b. Nasr anlattı, bize Ebû Üsâme, el-A'meş'ten anlattı, bize (¬٣) Ebû Sâlih, Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) anlattı: "Yüce Allah şöyle buyurur: 'Salih kullarım için, size bildirilenlerin dışında birikmiş bir lütuf olarak, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın kalbinden geçmeyen şeyler hazırladım.'" Sonra: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ) ayetini okudu.
24400. Metin
قال أبو معاوية، عن الأعمش، عن أبي صالح، قرأ أبو هريرة: "قُرَّات أَعْيُنٍ". انفرد به البخاري من هذا الوجه. (¬٤)
Ebû Muâviye, el-A'meş'ten, o Ebû Sâlih'ten nakletti ki; Ebû Hüreyre "قُرَّات أَعْيُنٍ" şeklinde okumuştur. Bu vecihten rivayette Buhârî tek kalmıştır. (¬٤)
24401. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا عبد الرزاق، حدثنا مَعْمَر، عن همام بن مُنَبِّه قال: هذا ما حدثنا أبو هريرة عن رسول الله ﷺ: "إن الله تعالى قال: أعددت لعبادي الصالحين ما لا عين رأت، ولا أذن سمعت، ولا خطر على قلب بشر".
İmam Ahmed şöyle demiştir: Bize Abdürrezzâk anlattı, bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'ten anlattı ki o şöyle demiştir: Bu, Ebû Hüreyre'nin bize Resûlullah'tan (sallallâhu aleyhi ve sellem) rivayet ettiği şeydir: "Yüce Allah: 'Salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın kalbinden geçmeyen şeyler hazırladım' buyurdu."
24402. Metin
أخرجاه في الصحيحين من رواية عبد الرزاق (¬٥). ورواه الترمذي في التفسير، وابن جرير، من حديث عبد الرحيم بن سليمان، عن محمد بن عمرو، عن أبي سلمة، عن أبي هريرة، ﵁، عن رسول الله ﷺ بمثله. ثم قال الترمذي: هذا حديث حسن صحيح. (¬٦)
İkisi (Buhârî ve Müslim) bunu Sahîh'lerinde Abdürrezzâk'ın rivayetinden tahric etmişlerdir (¬٥). Tirmizî Tefsir bölümünde ve İbn Cerîr, Abdürrahîm b. Süleyman'ın hadisinden, o Muhammed b. Amr'dan, o Ebû Seleme'den, o Ebû Hüreyre'den (radıyallâhu anh), o da Resûlullah'tan (sallallâhu aleyhi ve sellem) benzerini rivayet etmiştir. Sonra Tirmizî: "Bu hadis hasen sahihtir" demiştir. (¬٦)
24403. Metin
وقال حماد بن سلمة، عن ثابت، عن أبي رافع، عن أبي هريرة ٧، ﵁، قال حماد: أحسبه عن النبي ٨ ﷺ قال: "من يدخل الجنة ينعم لا يبأس، لا تبلى ثيابه، ولا يفنى شبابه، في الجنة ما لا عين رأت، ولا أذن سمعت، ولا خطر على قلب بشر".
Hammâd b. Seleme; Sâbit'ten, o Ebû Râfi'den, o da Ebû Hüreyre'den7 (radıyallâhu anh) rivayet etmiştir. Hammâd: "Zannedersem o bunu Nebî'den8 (sallallâhu aleyhi ve sellem) [nakletti]" demiştir ki [Allah Resûlü] şöyle buyurdu: «Cennete giren kimse nimetler içinde yaşar, sıkıntı ve darlık görmez; elbiseleri eskimez ve gençliği tükenmez. Cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın kalbinden geçmeyen şeyler vardır.»
24404. Metin
رواه مسلم من حديث حماد بن سلمة، به. (¬١)
Bunu Müslim, Hammâd b. Seleme hadisinden bu şekilde rivayet etmiştir. (¬١)
24405. Metin
وروى (¬٢) الإمام أحمد: حدثنا هارون، حدثنا ابن وهب، حدثني أبو صخر، أن أبا حازم حدَّثه قال: سمعت (¬٣) سهل بن سعد الساعدي، ﵁، يقول: شهدت من رسول الله ﷺ مجلسا وصف فيه الجنة، حتى انتهى، ثم قال في آخر حديثه: "فيها ما لا عين رأت، ولا أذن سمعت، ولا خطر على قلب بشر"، ثم قرأ هذه الآية: (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ [يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا]) (¬٤)، إلى قوله: (يَعْمَلُون).
İmam Ahmed de rivayet (¬٢) etmiştir: Bize Hârûn anlattı, bize İbn Vehb anlattı, bana Ebû Sahr anlattı ki Ebû Hâzim ona şöyle anlatmıştır: Sehl b. Sa'd es-Sâidî'yi (radıyallâhu anh) (¬٣) şöyle derken işittim: Resûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) cenneti anlattığı bir meclisinde hazır bulundum, nihayet konuşmasını bitirince hadisinin sonunda şöyle buyurdu: "Orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın kalbinden geçmeyen şeyler vardır." Sonra: (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ [يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا]) (¬٤) ayetinden (يَعْمَلُون) sözüne kadar okudu.
24406. Metin
وأخرجه مسلم في صحيحه عن هارون بن معروف، وهارون بن سعيد، كلاهما عن ابن وهب، به. (¬٥)
Bunu Müslim Sahîh'inde Hârûn b. Ma'rûf ve Hârûn b. Saîd'den, her ikisi de İbn Vehb'den olmak üzere bu şekilde tahric etmiştir. (¬٥)
24407. Metin
وقال ابن جرير: حدثني العباس بن أبي طالب، حدثنا معلى بن أسد، حدثنا سلام بن أبي مطيع، عن قتادة، عن عقبة بن عبد الغافر، عن أبي سعيد الخدري، عن رسول الله ﷺ، يروي عن ربه، ﷿، قال: "أعددت لعبادي الصالحين ما لا عين رأت، ولا أذن سمعت، ولا خطر على قلب بشر". لم يخرجوه. (¬٦)
İbn Cerîr şöyle demiştir: Bana el-Abbâs b. Ebî Tâlib anlattı, bize Muallâ b. Esed anlattı, bize Sellâm b. Ebî Mutî', Katâde'den, o Ukbe b. Abdilgâfir'den, o Ebû Saîd el-Hudrî'den, o da Resûlullah'tan (sallallâhu aleyhi ve sellem) rivayet ettiğine göre Resûlullah Rabbi (azze ve celle)'den naklen şöyle buyurmuştur: "Salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın kalbinden geçmeyen şeyler hazırladım." Bunu tahric etmemişlerdir. (¬٦)
24408. Metin
وقال (¬٧) مسلم أيضا في صحيحه: حدثنا ابن أبي عمر وغيره، حدثنا سفيان، حدثنا مُطَرّف بن طَريف وعبد الملك بن سعيد، سمعا الشعبي يخبر عن المغيرة بن شعبة قال: سمعته على المنبر -يرفعه إلى النبي ﷺ -قال: "سأل موسى، ﵇ (¬٨) ربه ﷿: ما أدنى أهل الجنة منزلة؟ قال: هو رجل يجيء بعدما أدخل أهل الجنة الجنة، فيقال له: ادخل الجنة. فيقول: أي رب، كيف وقد نزل الناس منازلهم، وأخذوا أخذاتهم؟ فيقال له: أترضى أن يكون لك مثل مُلك مَلِكٍ من ملوك الدنيا؟ فيقول: رضيت رب. فيقول: لك ذلك، ومثله، ومثله، ومثله، ومثله، فَقَال في الخامسة: رضيت رب. فيقول: هذا لك وعشرة أمثاله (¬٩) ولك ما اشتهت نفسك ولَذَّت عينك. فيقول: رضيت رب. قال: رب، فأعلاهم منزلة؟ قال: أولئك الذين أرَدتُ، غَرَسْتُ كرامتهم بيدي، وختمت عليها، فلم تر عين، ولم تسمع (¬١٠) أذن، ولم يخطر على قلب بشر"، قال: ومصداقه من كتاب الله: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ).
Müslim (¬٧) de Sahîh'inde şöyle demiştir: Bize İbn Ebî Ömer ve başkası anlattı, bize Süfyân anlattı, bize Mutarrif b. Tarîf ve Abdülmelik b. Saîd anlattı; ikisi eş-Şa'bî'nin Mugîre b. Şu'be'den naklettiğini işitmişler; Mugîre şöyle demiştir: Onu minber üzerinde -Peygamber'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) merfû kılarak- şöyle derken işittim: "Mûsâ (aleyhisselâm) (¬٨) Rabbine (azze ve celle) sordu: 'Cennet ehlinin mertebece en düşüğü kimdir?' [Allah] buyurdu ki: 'O, cennet ehli cennete girdikten sonra gelen bir adamdır. Ona: Cennete gir, denilir. O: Ey Rabbim! İnsanlar konaklarına yerleşmiş ve hisselerini almışken nasıl olur? der. Ona: Dünya hükümdarlarından bir hükümdarın mülkü kadar bir mülke razı olur musun? denilir. O: Razı oldum Rabbim, der. [Allah]: O sana ve bir katı, bir katı, bir katı, bir katı daha verildi, buyurur. Beşincisinde: Razı oldum Rabbim, der. [Allah]: Bu ve bunun on katı (¬٩) senindir, nefsinin arzuladığı ve gözünün lezzet aldığı her şey de senindir, buyurur. O da: Razı oldum Rabbim, der. Mûsâ: Rabbim! Ya mertebece en üstün olanları kimdir? dedi. [Allah]: 'Onlar bizzat dilediğim kimselerdir; ikramlarını kendi elimle diktim ve üzerine mühür bastım; öyle ki ne bir göz görmüş, ne bir kulak işitmiş (¬١٠), ne de bir insanın kalbinden geçmiştir' buyurdu." Mugîre dedi ki: Bunun Allah'ın Kitabı'ndaki doğrulaması ise: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ) ayetidir.
24409. Metin
ورواه الترمذي عن ابن أبي عمر، وقال: حسن صحيح، قال: ورواه بعضهم عن الشعبي، عن المغيرة ولم يرفعه، والمرفوع أصح. ١١
Tirmizî de bunu İbn Ebî Ömer'den rivayet etmiş ve: "Hasen sahihtir" demiştir. [Tirmizî] şöyle demiştir: Bazıları bunu eş-Şa'bî'den, o da el-Mugîre'den rivayet etmiş fakat merfû kılmamıştır; merfû olanı ise daha sahihtir.11
24410. Metin
قال ابن أبي حاتم: حدثنا جعفر بن منير المدائني، حدثنا أبو بدر شجاعُ بن الوليد، حدثنا زياد بن خَيْثَمة، عن محمد بن جُحَادة، عن عامر (¬١) بن عبد الواحد قال: بلغني أن الرجل من أهل الجنة يمكث في مكانه سبعين سنة، ثم يلتفت فإذا هو بامرأة أحسن مما كان فيه، فتقول له: قد أنَى لك أن يكون لنا منك نصيب؟ فيقول: من أنت؟ فتقول: أنا من المزيد. فيمكث معها سبعين سنة، ثم يلتفت فإذا هو بامرأة أحسن مما كان فيه، فتقول له: قد أنى لك أن يكون لنا منك نصيب، فيقول: من أنت؟ فتقول: أنا التي (¬٢) قال الله: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ).
İbn Ebî Hâtim şöyle demiştir: Bize Ca'fer b. Münîr el-Medâinî anlattı, bize Ebû Bedr Şücâ' b. el-Velîd anlattı, bize Ziyâd b. Hayseme, Muhammed b. Cuhâde'den, o Âmir (¬١) b. Abdilvâhid'den anlattı; o şöyle demiştir: Bana ulaştığına göre cennet ehlinden bir adam yerinde yetmiş yıl kalır, sonra dönüp bakar; bir de görür ki içinde bulunduğu durumdan daha güzel bir kadın karşısındadır. Kadın ona: 'Bizim de senden bir pay alma vaktimiz gelmedi mi?' der. Adam: 'Sen kimsin?' der. Kadın: 'Ben mezîddenim (fazladan verilen nimettenim)' der. Onunla yetmiş yıl kalır, sonra dönüp bakar; bir de görür ki içinde bulunduğu durumdan daha güzel bir kadın vardır. Kadın ona: 'Bizim de senden bir pay alma vaktimiz gelmedi mi?' der. Adam: 'Sen kimsin?' der. Kadın: 'Ben, Allah'ın: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ) buyurduğu kimseyim' der.
24411. Metin
وقال ابن لَهِيعَة: حدثني عطاء بن دينار، عن سعيد بن جُبَيْر قال: تدخل عليهم الملائكة في مقدار كل يوم من أيام الدنيا ثلاث مرات، معهم التحف من الله من جنات عدن ما ليس في جناتهم، وذلك قوله: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ)، ويُخْبَرون أن الله عنهم (¬٣) راض.
İbn Lehîa şöyle demiştir: Bana Atâ b. Dînâr, Saîd b. Cübeyr'den anlattı ki o şöyle demiştir: Melekler dünya günlerinden her günün miktarınca onların yanına günde üç defa girerler; yanlarında Adn cennetlerinden, onların cennetlerinde bulunmayan Allah'tan hediyeler vardır. İşte: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ) sözü budur. Ve onlara Allah'ın kendilerinden (¬٣) razı olduğu haber verilir.
24412. Metin
وقال ابن جرير: حدثنا سهل بن موسى الرازي، حدثنا الوليد بن مسلم، عن صفوان بن عمرو، عن أبي اليمان الهوزني -أو غيره -قال: الجنة مائة درجة، أوَّلها درجة فضة وأرضها فضة، ومساكنها فضة، [وآنيتها فضة] (¬٤) وترابها المسك. والثانية ذهب، وأرضها ذهب، ومساكنها ذهب، وآنيتها ذهب، وترابها المسك. والثالثة لؤلؤ، وأرضها لؤلؤ، ومساكنها اللؤلؤ، وآنيتها اللؤلؤ، وترابها المسك. وسبع وتسعون بعد ذلك، ما لا عين رأت، ولا أذن سمعت، ولا خطر على قلب بشر. ثم تلا هذه الآية: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ) (¬٥)
İbn Cerîr şöyle demiştir: Bize Sehl b. Mûsâ er-Râzî anlattı, bize el-Velîd b. Müslim, Safvân b. Amr'dan, o Ebü'l-Yemân el-Hevzenî'den -veya başkasından- anlattı; o şöyle demiştir: "Cennet yüz derecedir; ilki gümüş derecedir; toprağı gümüş, meskenleri gümüş, [kapları gümüş] (¬٤) ve toprağı misktir. İkincisi altındır; yeri altın, meskenleri altın, kapları altın ve toprağı misktir. Üçüncüsü incidir; yeri inci, meskenleri inci, kapları inci ve toprağı misktir. Bundan sonraki doksan yedi derece ise hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın kalbinden geçmeyen şeylerdir." Sonra şu ayeti okudu: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ) (¬٥)
24413. Metin
وقال ابن جرير: حدثني يعقوب بن إبراهيم، حدثنا معتمر بن سليمان، عن الحكم بن أبان، عن الغِطْرِيف، عن جابر بن زيد، عن ابن عباس ٦ عن النبي ﷺ، عن الروح الأمين قال: "يؤتى بحسنات العبد وسيئاته، ينقص بعضها من بعض، فإن بقيت حسنة [واحدة] ٧ وسع الله له في الجنة"، قال: فدخلت على "يزداد" فَحَدَّث بمثل هذا الحديث، قال: فقلت: فأين ذهبت الحسنة؟ قال: {أُولَئِكَ الَّذِينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَنَتَجَاوَزُ عَنْ سَيِّئَاتِهِمْ فِي أَصْحَابِ الْجَنَّةِ وَعْدَ الصِّدْقِ الَّذِي كَانُوا يُوعَدُونَ} [الأحقاف: ١٦]. قلت: قوله تعالى: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ)، قال: العبد يعمل سرًّا أسرَّه إلى الله، لم يُعلم به الناس، فأسَرَّ الله له يوم القيامة قُرَّة أعين. ٨
İbn Cerîr şöyle demiştir: Bana Ya'kûb b. İbrâhîm anlattı, bize Mu'temir b. Süleymân, el-Hakem b. Ebân'dan, o el-Gıtrîf'ten, o Câbir b. Zeyd'den, o İbn Abbâs'tan 6, o Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den, o da Rûhu'l-Emîn'den [Cebrâil'den] rivayet etti ki şöyle buyurmuştur: «Kulun iyilikleri ve kötülükleri getirilir, bir kısmı diğerinden eksiltilir. Şayet geriye [tek] bir iyilik kalırsa 7, Allah onun için cenneti genişletir.» [Râvi] dedi ki: Bunun üzerine Yezdâd'ın yanına girdim, o da bu hadisin benzerini rivayet etti. [Râvi] dedi ki: Ben, "Peki o iyilik nereye gitti?" dedim. O: {أُولَئِكَ الَّذِينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَنَتَجَاوَزُ عَنْ سَيِّئَاتِهِمْ فِي أَصْحَابِ الْجَنَّةِ وَعْدَ الصِّدْقِ الَّذِي كَانُوا يُوعَدُونَ} “İşte bunlar, cennetlikler arasında kendilerinden yaptıklarının en güzelini kabul edeceğimiz ve kötülüklerinden vazgeçeceğimiz kimselerdir; bu, kendilerine vadedilmiş olan doğru bir sözdür.” [el-Ahkâf: 16] ayetini okudu. Ben, "Yüce Allah'ın: (فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ) sözü [hakkında ne dersin]?" dedim. O şöyle dedi: "Kul, insanların bilmediği, Allah ile kendi arasında sır tuttuğu gizli bir amel işler; Allah da kıyamet gününde ona bir göz aydınlığı saklar." 8
24414. Metin
{أَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِنًا كَمَنْ كَانَ فَاسِقًا لا يَسْتَوُونَ (١٨) أَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوَى نُزُلا بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (١٩) وَأَمَّا الَّذِينَ فَسَقُوا فَمَأْوَاهُمُ النَّارُ كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا أُعِيدُوا فِيهَا وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ (٢٠)}
{أَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِنًا كَمَنْ كَانَ فَاسِقًا لا يَسْتَوُونَ (١٨) أَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوَى نُزُلا بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (١٩) وَأَمَّا الَّذِينَ فَسَقُوا فَمَأْوَاهُمُ النَّارُ كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا أُعِيدُوا فِيهَا وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ (٢٠)} “Hiç mümin olan kimse, yoldan çıkmış (fâsık) kimse gibi olur mu? Onlar bir olmazlar. İman edip salih ameller işleyenlere gelince, yaptıklarına karşılık bir konaklama yeri olarak onlar için Me'vâ cennetleri vardır. Yoldan çıkanlara gelince, onların barınağı da ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde tekrar oraya döndürülürler ve onlara: 'Yalanlayıp durduğunuz ateş azabını tadın!' denir.”
24415. Metin
يخبر تعالى عن عدله [وكرمه] (¬١) أنه لا يساوي في حُكمه يوم القيامة مَنْ كان مُؤمنًا بآياته متبعًا لرسله، بمن كان فاسقا، أي: خارجا عن طاعة ربه مكذِّبًا لرُسُله إليه (¬٢)، كما قال تعالى: {أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّئَاتِ أَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَوَاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ} [الجاثية: ٢١]، وقال تعالى: {أَمْ نَجْعَلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِدِينَ فِي الأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقِينَ كَالْفُجَّارِ} [ص: ٢٨]، وقال تعالى: {لا يَسْتَوِي أَصْحَابُ النَّارِ وَأَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَائِزُونَ} [الحشر: ٢٠]؛ ولهذا قال تعالى هاهنا: (أَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِنًا كَمَنْ كَانَ فَاسِقًا لا يَسْتَوُونَ) أي: عند الله يوم القيامة.
Yüce Allah adaleti [ve lütfu] (¬١) gereği, kıyamet günündeki hükmünde ayetlerine inanan ve peygamberlerine uyan kimse ile fâsık olanı, yani Rabbine itaatten çıkıp kendisine gönderilen peygamberleri yalanlayan kimseyi (¬٢) bir tutmayacağını bildirmektedir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: {أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّئَاتِ أَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَوَاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ} [Câsiye: 21] “Yoksa kötülükleri işleyenler, kendilerini inanıp salih ameller işleyenlerle bir tutacağımızı, hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağını mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!” Yüce Allah [ayrıca] şöyle buyurmuştur: {أَمْ نَجْعَلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِدِينَ فِي الأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقِينَ كَالْفُجَّارِ} [Sâd: 28] “Yoksa biz, iman edip salih ameller işleyenleri yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa takva sahiplerini yoldan çıkanlar gibi mi kılacağız?” Yüce Allah [yine] şöyle buyurmuştur: {لا يَسْتَوِي أَصْحَابُ النَّارِ وَأَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَائِزُونَ} [Haşr: 20] “Cehennem ehli ile cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” İşte bu sebeple Yüce Allah burada: (أَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِنًا كَمَنْ كَانَ فَاسِقًا لا يَسْتَوُونَ) yani kıyamet gününde Allah katında [bir olmazlar], buyurmuştur.
24416. Metin
وقد ذكر عطاء بن يَسَار والسُّدِّيّ وغيرهما: أنها نزلت في علي بن أبي طالب، وعقبة بن أبي مُعَيط؛ ولهذا فَصَّل حكمهم فقال: (أَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ) أي: صدقت قلوبهم بآيات الله وعملوا بمقتضاها (¬٣)، وهي الصالحات (فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوَى) أي: التي فيها المساكن والدور والغرف العالية (نزلا) أي: ضيافة وكرامة (بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ * وَأَمَّا الَّذِينَ فَسَقُوا) أي: خرجوا عن الطاعة، (فَمَأْوَاهُمُ النَّارُ كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا أُعِيدُوا فِيهَا) كقوله: {كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا فِيهَا} الآية [الحج: ٢٢].
Atâ b. Yesâr, es-Süddî ve başkaları bu ayetin Ali b. Ebî Tâlib ile Ukbe b. Ebî Muayt hakkında indiğini zikretmişlerdir. Bu sebeple onlar hakkındaki hükmü tafsil ederek şöyle buyurmuştur: (أَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ) Yani kalpleri Allah'ın ayetlerini tasdik eden ve bunların gereğiyle (¬٣) salih ameller işleyenlere gelince, (فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوَى) yani içinde meskenlerin, evlerin ve yüksek odaların bulunduğu cennetler vardır, (نزلا) yani bir ağırlama ve ikram olarak, (بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ * وَأَمَّا الَّذِينَ فَسَقُوا) yani itaatten çıkanlara gelince, (فَمَأْوَاهُمُ النَّارُ كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا أُعِيدُوا فِيهَا) nitekim şu ayette buyurulduğu gibidir: {كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا فِيهَا} [Hac: 22] “Her ne zaman oradan, o gamdan çıkmak isteseler, yine oraya geri döndürülürler...”
24417. Metin
قال الفُضَيل بن عياض: والله إن الأيدي لموثقة، وإن الأرجل لمقيدة، وإن اللهب ليرفعهم والملائكة تقمعهم.
Fudayl b. İyâz şöyle demiştir: "Vallahi eller muhakkak bağlıdır, ayaklar muhakkak bukağılıdır; alev onları yukarı kaldırır, melekler de onları [kamçılarla] bastırır."
24418. Metin
(وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ) أي: يقال لهم ذلك تقريعا وتوبيخا.
(وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ) Yani onlara bu söz azarlama ve kınama maksadıyla söylenir.
24419. Metin
{وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الأَدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ (٢١) وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِآيَاتِ رَبِّهِ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَا إِنَّا مِنَ الْمُجْرِمِينَ مُنْتَقِمُونَ (٢٢)}
{وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الأَدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ (٢١) وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِآيَاتِ رَبِّهِ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَا إِنَّا مِنَ الْمُجْرِمِينَ مُنْتَقِمُونَ (٢٢)} “Belki dönerler diye, en büyük azaptan önce onlara mutlaka en yakın (dünya) azabından da tattıracağız. Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Şüphesiz biz, suçlulardan intikam alıcılarız.”
24420. Metin
وقوله: (وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الأدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الأكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ [لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ]) (¬٤) قال (¬٥) ابن عباس: يعني بالعذاب الأدنى مصائب الدنيا وأسقامها وآفاتها، وما يحل بأهلها مما يبتلي الله به عباده ليتوبوا إليه. وروي مثله عن أبي بن كعب، وأبي العالية، والحسن، وإبراهيم النَّخَعِي، والضحاك، وعلقمة، وعطية، ومجاهد، وقتادة، وعبد الكريم الجَزَري، وخَصِيف.
Yüce Allah'ın: (وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الأدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الأكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ [لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ]) (¬٤) sözü hakkında İbn Abbâs şöyle demiştir: (¬٥) Yakın azap ile dünya musibetleri, hastalıkları, afetleri ve Allah'ın kullarına O'na tevbe etsinler diye imtihan ettiği başına gelen şeyler kastedilmektedir. Bunun benzeri Übey b. Ka'b, Ebu'l-Âliye, el-Hasen, İbrâhîm en-Nehaî, ed-Dahhâk, Alkame, Atiyye, Mücâhid, Katâde, Abdülkerîm el-Cezerî ve Hasîf'ten de rivayet edilmiştir.
24421. Metin
وقال ابن عباس -في رواية عنه -: يعني به إقامة الحدود عليهم.
İbn Abbâs'tan gelen bir rivayette ise: "Bununla onlara had cezalarının uygulanması kastedilmektedir" demiştir.
24422. Metin
وقال البراء بن عازب، ومجاهد، وأبو عبيدة: يعني به عذاب القبر.
el-Berâ b. Âzib, Mücâhid ve Ebû Ubeyde şöyle demişlerdir: "Bununla kabir azabı kastedilmektedir."
24423. Metin
وقال النسائي: أخبرنا عمرو بن علي، أخبرنا عبد الرحمن بن مهدي، عن إسرائيل، عن أبي
Nesâî şöyle demiştir: Bize Amr b. Alî haber verdi, bize Abdurrahman b. Mehdî, İsrâîl'den, o Ebû
24424. Metin
إسحاق، عن أبي الأحوص وأبي عبيدة (¬١)، عن عبد الله: (وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الأدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الأكْبَرِ) قال: سنون أصابتهم. (¬٢)
İshak'tan, o Ebü'l-Ahvas ve Ebû Ubeyde'den, (¬١) onlar da Abdullah'tan nakletti ki: (وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الأدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الأكْبَرِ) ayeti hakkında: "Onların başına gelen kıtlık yıllarıdır" demiştir. (¬٢)
24425. Metin
وقال عبد الله بن الإمام أحمد: حدثني عبد الله بن عُمَر القَوَاريري، حدثنا يحيى بن سعيد، عن شعبة، عن قتادة، عن عَزْرَة (¬٣)، عن الحسن العُرَني، عن يحيى بن الجزار، عن ابن أبي ليلى (¬٤) عن أبي بن كعب في هذه الآية: (وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الأدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الأكْبَرِ) قال: المصيبات (¬٥) والدخان قد مضيا، والبطشة واللزام. (¬٦)
İmam Ahmed'in oğlu Abdullah şöyle demiştir: Bana Abdullah b. Ömer el-Kavârîrî anlattı, bize Yahyâ b. Saîd, Şu'be'den, o Katâde'den, o Azre'den, (¬٣) o el-Hasen el-Urenî'den, o Yahyâ b. el-Cezzâr'dan, o İbn Ebî Leylâ'dan, (¬٤) o da Übey b. Ka'b'dan naklettiğine göre bu (وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الأدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الأكْبَرِ) ayeti hakkında şöyle demiştir: "Musibetler (¬٥) ve duhan (duman) geçmiştir; batşe (şiddetli yakalama) ve lizâm (yakaya yapışan azap) da [öyledir]." (¬٦)
24426. Metin
ورواه مسلم من حديث شعبة، به موقوفا نحوه. (¬٧) وعند البخاري عن ابن مسعود، نحوه. (¬٨)
Bunu Müslim de Şu'be hadisinden bu şekilde mevkuf olarak benzeriyle rivayet etmiştir. (¬٧) Buhârî'de de İbn Mes'ûd'dan bunun benzeri rivayet edilmiştir. (¬٨)
24427. Metin
وقال عبد الله بن مسعود (¬٩) أيضا، في رواية عنه: العذاب الأدنى: ما أصابهم من القتل والسبي يوم بدر. وكذا قال مالك، عن زيد بن أسلم.
Abdullah b. Mes'ûd'dan (¬٩) gelen bir diğer rivayette ise şöyle demiştir: "Yakın azap, Bedir günü onların başına gelen öldürülme ve esir edilmedir." Mâlik de Zeyd b. Eslem'den böyle demiştir.
24428. Metin
قال السُّدِّي وغيره: لم يبق بيت بمكة إلا دخله الحزن على قتيل لهم أو أسير، فأصيبوا أو غَرموا (¬١٠)، ومنهم مَنْ جمع له الأمران.
es-Süddî ve başkaları şöyle demiştir: Mekke'de öldürülen veya esir düşen bir ferdi sebebiyle içine hüzün girmeyen hiçbir ev kalmadı; böylece ya can kaybına uğradılar ya da [fidye ödeyerek] zarara uğradılar (¬١٠); onlardan bazısının başına ise her iki durum birden geldi.
24429. Metin
وقوله: (وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِآيَاتِ رَبِّهِ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَا) أي: لا أظلم ممن ذَكَّرَه الله بآياته وبينها له ووضحها، ثم بعد ذلك تركها وجحدها وأعرض عنها وتناساها، كأنه لا يعرفها.
(وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِآيَاتِ رَبِّهِ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَا) sözü ise: Allah'ın kendisine ayetlerini hatırlattığı, açıkladığı ve izah ettiği, sonra da bundan sonra onları terk eden, inkâr eden, onlardan yüz çeviren ve sanki onları hiç bilmiyormuş gibi unutan kimseden daha zalim hiç kimse yoktur, demektir.
24430. Metin
قال قتادة، ﵀: إياكم والإعراض عن ذكر الله، فإن مَنْ أعرض عن ذكره فقد اغتر أكبر الغرَّة، وأعوز أشد العَوَز (¬١١)، وعظم من أعظم الذنوب.
Katâde (rahimehullâh) şöyle demiştir: "Allah'ın zikrinden yüz çevirmekten sakının! Zira kim O'nun zikrinden yüz çevirirse en büyük aldanışa aldanmış, en şiddetli muhtaçlığa düşmüş (¬١١) ve en büyük günahlardan birini işlemiş olur."