28672. Metin
وهي مكية
Mekkîdir.
28673. Metin
قال الإمام أحمد (¬١) حدثنا وَكِيع، حدثنا شُعْبَة، عن معاوية بن قرة قال: سمعت عبد الله بن مغفل يقول: قرأ رسول الله ﷺ عام الفتح في مسيره سورة الفتح على راحلته فرجَّع فيها -قال معاوية: لولا أني أكره أن يجتمع الناس علينا لحكيت لكم قراءته، أخرجاه من حديث شعبة به (¬٢).
İmâm Ahmed (¬١) dedi ki: Bize Vekî‘ rivâyet etti, bize Şu‘be, Muâviye b. Kurre’den rivâyet etti, o şöyle dedi: Abdullah b. Muğaffel’i şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem fetih yılında yolculuğunda devesinin üzerindeyken Feth Sûresi’ni okudu ve sesini dalgalandırarak tercî‘ yaptı. Muâviye dedi ki: İnsanların başımıza toplanmasından çekinmeseydim, onun okuyuşunu size taklit ederek okurdum. Buhârî ve Müslim bunu Şu‘be hadisinden rivâyet etmişlerdir (¬٢).
28674. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
28675. Metin
{إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا (١) لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا (٢) وَيَنْصُرَكَ اللَّهُ نَصْرًا عَزِيزًا (٣)}.
{إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا (١) لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا (٢) وَيَنْصُرَكَ اللَّهُ نَصْرًا عَزِيزًا (٣)} “Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın, seni dosdoğru bir yola iletsin ve Allah sana şanlı bir zaferle yardım etsin.”
28676. Metin
نزلت هذه السورة الكريمة لما رجع رسول الله ﷺ من الحديبية في ذي القعدة من سنة ست من الهجرة، حين صده المشركون عن الوصول إلى المسجد الحرام ليقضي عمرته فيه، وحالوا بينه وبين ذلك، ثم مالوا إلى المصالحة والمهادنة، وأن يرجع عامه هذا ثم يأتي من قابل، فأجابهم إلى ذلك على تكره من جماعة من الصحابة، منهم عمر بن الخطاب، ﵁، كما سيأتي تفصيله في موضعه من تفسير هذه السورة إن شاء الله. فلما نحر هديه حيث أحصر، ورجع، أنزل الله، ﷿، هذه السورة فيما كان من أمره وأمرهم، وجعل ذلك الصلح فتحًا باعتبار ما فيه من المصلحة، وما آل الأمر إليه، كما روى عن ابن مسعود، ﵁، وغيره أنه قال: إنكم تعدون الفتح فتح مكة، ونحن نعد الفتح صلح الحديبية.
Bu yüce sûre, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hicretin altıncı yılı Zilkade ayında Hudeybiye’den döndüğünde inmiştir. Müşrikler, umresini eda etmesi için Mescid-i Harâm’a ulaşmasına engel olup onunla Kâbe arasına set çektiklerinde, ardından da sulh ve mütarekeye, bu yıl geri dönüp gelecek yıl gelmesine meylettiklerinde, aralarında Ömer b. el-Hattâb’ın radıyallâhu anh da bulunduğu bir grup sahâbînin hoşnutsuzluğuna rağmen onların bu talebini kabul buyurdu. Nitekim inşâallah bu sûrenin tefsirinde kendi yerinde bunun tafsilatı gelecektir. İhramdan çıkıp kurbanını alıkonulduğu yerde kestiğinde ve geri döndüğünde, Allah azze ve celle kendisinin ve onların durumu hakkında bu sûreyi indirdi; içerdiği maslahat ve varacağı sonuç itibariyle bu sulhü bir fetih kıldı. Nitekim İbn Mes‘ûd radıyallâhu anh ve başkalarından rivâyet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Siz fethi Mekke’nin fethi sayıyorsunuz, biz ise fethi Hudeybiye Sulhü sayıyoruz.”
28677. Metin
وقال الأعمش، عن أبي سفيان، عن جابر قال: ما كنا نعد الفتح إلا يوم الحديبية (¬٣).
A‘meş, Ebû Süfyân’dan, o da Câbir’den rivâyetle şöyle dediğini nakletti: “Biz fethi ancak Hudeybiye günü sayardık” (¬٣).
28678. Metin
وقال (¬٤) البخاري: حدثنا عبيد الله بن موسى، عن إسرائيل، عن أبي إسحاق، عن البراء قال: تعدون أنتم الفتح فتح مكة، وقد كان فتح مكة فتحًا، ونحن نعد الفتح بيعة الرضوان يوم الحديبية، كنا مع رسول الله ﷺ أربع عشرة مائة، والحديبية بئر. فنزحناها فلم نترك فيها قطرة، فبلغ ذلك رسول الله ﷺ، فأتاها فجلس على شفيرها، ثم دعا بإناء من ماء فتوضأ، ثم تمضمض ودعا، ثم صبه فيها، فتركناها غير بعيد، ثم إنها أصدرتنا ما شئنا نحن وركائبنا (¬٥).
Buhârî (¬٤) dedi ki: Bize Ubeydullah b. Mûsâ, İsrâîl’den, o Ebû İshâk’tan, o da Berâ’dan şöyle dediğini rivâyet etti: “Siz fethi Mekke’nin fethi sayıyorsunuz; evet Mekke’nin fethi de bir fetihti; fakat biz fethi Hudeybiye günündeki Rıdvân Biatı sayıyoruz. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bin dört yüz kişiydik. Hudeybiye bir kuyuydu. Suyunu çektik ve içinde bir damla bile bırakmadık. Bu durum Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e ulaşınca kuyunun yanına gelip kenarına oturdu. Sonra bir kap su istedi, abdest aldı, ağzını çalkalayıp dua etti, sonra o suyu kuyuya döktü. Kuyuyu az bir süre kendi haline bıraktık. Sonra kuyu, bize ve bineklerimize dilediğimiz kadar su çıkardı” (¬٥).
28679. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا أبو نوح، حدثنا مالك بن أنس، عن زيد بن أسلم، عن أبيه ٦، عن عمر بن الخطاب قال: كنا مع رسول الله ﷺ في سفر، قال: فسألته عن شيء -ثلاث مرات-فلم
İmâm Ahmed dedi ki: Bize Ebû Nûh anlattı, bize Mâlik b. Enes, Zeyd b. Eslem’den, o babasından 6, o da Ömer b. el-Hattâb’dan [şöyle dediğini] rivâyet etti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bir seferdeydik. [Ömer] dedi ki: Kendisine bir hususta -üç defa- soru sordum, fakat...
28680. Metin
يرد علي، قال: فقلت لنفسي: ثكلتك أمك يا ابن الخطاب، نزرت رسول الله ﷺ ثلاث مرات فلم يرد عليك؟ قال: فركبت راحلتي فتقدمت مخافة أن يكون نزل في شيء، قال: فإذا أنا بمناد ينادي: يا عمر، أين عمر؟ قال: فرجعت وأنا أظن أنه نزل في شيء، قال: فقال النبي ﷺ: "نزلت (¬١) علي الليلة (¬٢) سورة هي أحب إلي من الدنيا وما فيها: (إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا * لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ) ".
bana cevap vermedi. Kendi kendime dedim ki: 'Anan seni kaybetsin ey İbnü'l-Hattâb! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i üç defa sıkıştırdın da sana cevap vermedi.' Bineğime binip hakkımda bir şey iner korkusuyla öne geçtim. Birden bir münâdînin: 'Ey Ömer, Ömer nerede?' diye seslendiğini duydum. Hakkımda bir şey indiğini zannederek geri döndüm. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Bu gece (¬١) bana, bana dünyadan ve içindekilerden daha sevimli olan bir sûre indirildi: (İnnâ fetehnâ leke fethan mübînâ * Liyağfira lekallâhu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhara)' (¬٢).
28681. Metin
ورواه البخاري، والترمذي، والنسائي من طرق، عن مالك، ﵀ (¬٣)، وقال علي بن المديني: هذا إسناد مديني [جيد] (¬٤) لم نجده إلا عندهم.
Bunu Buhârî, Tirmizî ve Nesâî farklı yollardan Mâlik’ten rahimehullâh rivâyet etmişlerdir (¬٣). Ali b. el-Medînî şöyle demiştir: Bu, Medîne isnadıdır, [ciddî/sağlamdır] (¬٤) ve onu sadece onların yanında bulduk.
28682. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا عبد الرزاق، أخبرنا معمر، عن قتادة، عن أنس بن مالك، ﵁، قال: نزلت على النبي ﷺ: (لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ) مرجعه من الحديبية، قال النبي ﷺ: "لقد أنزلت علي آية أحب إلي مما على الأرض"، ثم قرأها عليهم النبي ﷺ فقالوا: هنيئا مريئا يا نبي الله، لقد بين الله، ﷿، ماذا يفعل بك، فماذا يفعل بنا؟ فنزلت عليه: {لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ} حتى بلغ: {فَوْزًا عَظِيمًا} [الفتح: ٥]، أخرجاه في الصحيحين من رواية قتادة به (¬٥).
İmâm Ahmed dedi ki: Bize Abdürrezzâk rivâyet etti, bize Ma‘mer, Katâde’den, o Enes b. Mâlik’ten radıyallâhu anh şöyle dediğini haber verdi: Hudeybiye’den dönüşünde Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e: (Liyağfira lekallâhu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhara) ayeti indi. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Bana, yeryüzündeki her şeyden daha sevimli bir ayet indirildi' buyurdu. Sonra bunu onlara okudu. Onlar: 'Kutlu ve afiyet olsun ey Allah'ın Peygamberi! Allah azze ve celle sana ne yapacağını beyan buyurdu, peki bize ne yapacak?' dediler. Bunun üzerine ona: {لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ} “Mümin erkeklerle mümin kadınları cennetlere koyması için...” ayetinden {فَوْزًا عَظِيمًا} “büyük bir kurtuluş” [el-Feth: 5] kavline kadar olan kısım indi. Buhârî ve Müslim bunu Sahîhayn’da Katâde rivâyetinden bu şekilde tahrîc etmişlerdir (¬٥).
28683. Metin
وقال (¬٦) الإمام أحمد: حدثنا إسحاق بن عيسى، حدثنا مُجَمِّعُ بن يعقوب، قال: سمعت أبي يحدث عن عمه عبد الرحمن بن أبي يزيد الأنصاري عن عمه مجمع بن جارية الأنصاري -وكان أحد (¬٧) القراء الذين قرءوا القرآن-قال: شهدنا الحديبية فلما انصرفنا عنها إذا الناس ينفرون الأباعر، فقال الناس بعضهم لبعض: ما للناس؟ قالوا: أوحي إلى رسول الله ﷺ، فخرجنا مع الناس نوجف، فإذا رسول الله ﷺ على راحلته عند كراع الغميم، فاجتمع الناس عليه، فقرأ عليهم: (إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا)، قال: فقال رجل من أصحاب رسول الله ﷺ: أي رسول الله، وفتح هو؟ قال: "إي والذي نفس محمد بيده، إنه لفتح". فقسمت خيبر على أهل الحديبية لم يدخل معهم فيها أحد إلا من شهد الحديبية، فقسمها رسول الله ﷺ على ثمانية عشر سهما، وكان الجيش ألفا وخمسمائة فارس، فأعطى الفارس سهمين، وأعطى الراجل سهما.
İmâm Ahmed (¬٦) dedi ki: Bize İshâk b. Îsâ rivâyet etti, bize Mücemmi‘ b. Ya‘kûb rivâyet etti, dedi ki: Babamı, amcası Abdurrahmân b. Ebî Yezîd el-Ensârî’den, o da Kur’ân’ı okuyan/ezberleyen kurrâlardan biri (¬٧) olan amcası Mücemmi‘ b. Câriye el-Ensârî’den şöyle rivâyet ederken işittim: Hudeybiye’de hazır bulunduk. Oradan ayrıldığımızda bir de baktık ki insanlar develerini hızla sürüyorlar. İnsanlar birbirlerine: 'İnsanlara ne oluyor?' dediler. 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e vahiy geldi' dediler. Biz de insanlarla birlikte hızla çıktık; bir de baktık ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Kırâu’l-Gamîm mevkiinde bineğinin üzerindedir. İnsanlar onun etrafında toplandı; o da onlara: (İnnâ fetehnâ leke fethan mübînâ) ayetini okudu. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından bir adam: 'Ey Allah'ın Resûlü, bu bir fetih midir?' dedi. O: 'Evet, Muhammed'in nefsi elinde olan zâta yemin olsun ki, o elbette bir fetihtir' buyurdu. Hayber, Hudeybiye ehline paylaştırıldı; oraya Hudeybiye’de bulunanlardan başkası dahil edilmedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem orayı on sekiz hisseye böldü. Ordu bin beş yüz süvari idi; süvariye iki hisse, yayaya ise bir hisse verdi.
28684. Metin
رواه أبو داود في الجهاد عن محمد بن عيسى، عن مجمع بن يعقوب، به (¬٨).
Bunu Ebû Dâvûd, Cihâd bölümünde Muhammed b. Îsâ’dan, o da Mücemmi‘ b. Ya‘kûb’dan aynı şekilde rivâyet etmiştir (¬٨).
28685. Metin
وقال ٩ ابن جرير: حدثنا محمد بن عبد الله بن بزيع، حدثنا أبو بحر، حدثنا شعبة، حدثنا جامع بن شداد، عن عبد الرحمن بن أبي علقمة، قال: سمعت عبد الله بن مسعود يقول ١٠: لما
İbn Cerîr 9 dedi ki: Bize Muhammed b. Abdillâh b. Bezî‘ rivâyet etti, bize Ebû Bahr rivâyet etti, bize Şu‘be rivâyet etti, bize Câmi‘ b. Şeddâd, Abdurrahmân b. Ebî Alkame’den rivâyet etti; o şöyle dedi: Abdullâh b. Mes‘ûd’u şöyle derken işittim 10: Biz
28686. Metin
أقبلنا من الحديبية أعرسنا فنمنا، فلم نستيقظ إلا بالشمس قد طلعت، فاستيقظنا ورسول الله ﷺ نائم، قال: فقلنا: "امضوا" (¬١). فاستيقظ رسول الله ﷺ: فقال: "افعلوا ما كنتم تفعلون وكذلك [يفعل] (¬٢) من نام أو نسي". قال: وفقدنا ناقة رسول الله ﷺ فطلبنها، فوجدناها قد تعلق خطامها بشجرة، فأتيته بها فركبها (¬٣)، فبينا نحن نسير إذ أتاه الوحي، قال: وكان إذا أتاه [الوحي] (¬٤) اشتد عليه، فلما سري عنه أخبرنا أنه أنزل عليه: (إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا).
döndüğümüzde gecenin sonunda konaklayıp uyuduk; güneş doğuncaya kadar uyanamadık. Biz uyandığımızda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem uyuyordu. Dedik ki: 'Yürüyün' (¬١). Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem uyandı ve: 'Daha önce yaptığınızı yapın; uyuyan veya unutan da böyle [yapar]' (¬٢) buyurdu. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in devesini kaybettik ve onu aradık; yularının bir ağaca takılmış olduğunu gördük. Deveyi ona getirdim ve bindi (¬٣). Biz yürürken birden ona vahiy geldi. Dedi ki: Ona [vahiy] (¬٤) geldiğinde ona ağır gelirdi. Üzerinden o hal kalktığında bize, kendisine: (İnnâ fetehnâ leke fethan mübînâ) ayetinin indirildiğini haber verdi.
28687. Metin
وقد رواه أحمد وأبو داود، والنسائي من غير وجه، عن جامع بن شداد به (¬٥).
Bunu Ahmed, Ebû Dâvûd ve Nesâî farklı yollardan Câmi‘ b. Şeddâd’dan bu şekilde rivâyet etmişlerdir (¬٥).
28688. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا عبد الرحمن، حدثنا سفيان عن زياد بن علاقة، قال: سمعت المغيرة بن شعبة (¬٦) يقول: كان النبي (¬٧) ﷺ يصلي حتى ترم قدماه، فقيل له: أليس قد غفر الله لك ما تقدم من ذنبك وما تأخر؟ فقال: "أفلا أكون عبدًا شكورًا".
İmâm Ahmed dedi ki: Bize Abdurrahmân rivâyet etti, bize Süfyân, Ziyâd b. Ilâka’dan rivâyet etti, dedi ki: Muğîre b. Şu‘be’yi (¬٦) şöyle derken işittim: Nebî (¬٧) sallallâhu aleyhi ve sellem ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Kendisine: 'Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamamış mıydı?' denildi. O da: 'Şükreden bir kul olmayayım mı?' buyurdu.
28689. Metin
أخرجاه (¬٨) وبقية الجماعة إلا أبا داود من حديث زياد به (¬٩).
Bunu Buhârî ve Müslim (¬٨) ile Ebû Dâvûd dışındaki cemâat, Ziyâd hadisinden bu şekilde tahric etmişlerdir (¬٩).
28690. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا هارون بن معروف، حدثنا ابن وهب، حدثني أبو صخر، عن ابن قسيط، عن عروة بن الزبير، عن عائشة، قالت: كان رسول الله ﷺ إذا صلى قام حتى تتفطر رجلاه (¬١٠).
İmâm Ahmed dedi ki: Bize Hârûn b. Ma‘rûf rivâyet etti, bize İbn Vehb rivâyet etti, bana Ebû Sahr, İbn Kusayt’tan, o Urve b. ez-Zübeyr’den, o da Âişe’den şöyle dediğini rivâyet etti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namaz kıldığında ayakları yarılıncaya kadar kıyamda dururdu (¬١٠).
28691. Metin
فقالت له عائشة: يا رسول الله، أتصنع هذا وقد غفر لك الله ما تقدم من ذنبك وما تأخر؟ فقال: "يا عائشة، أفلا أكون عبدا شكورا؟ ".
Âişe ona: 'Ey Allah'ın Resûlü! Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamışken bunu neden yapıyorsun?' dedi. O da: 'Ey Âişe, şükreden bir kul olmayayım mı?' buyurdu.
28692. Metin
أخرجه مسلم في الصحيح من رواية عبد الله بن وهب، به (¬١١).
Bunu Müslim Sahîh’inde Abdullah b. Vehb rivâyetinden bu şekilde tahric etmiştir (¬١١).
28693. Metin
وقال ابن أبي حاتم: حدثنا علي بن الحسين، حدثنا عبد الله بن عون الخراز -وكان ثقة بمكة-حدثنا محمد بن بشر ١٢ حدثنا مسعر، عن قتادة، عن أنس، قال: قام رسول الله ﷺ حتى تورمت قدماه -أو قال ساقاه-فقيل له: أليس قد غفر الله لك ما تقدم من ذنبك وما تأخر؟ قال: "أفلا أكون عبدًا شكورًا؟ " غريب من هذا الوجه ١٣.
İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize Ali b. el-Hüseyin rivayet etti, bize Mekke'de güvenilir [bir zat] olan Abdullah b. Avn el-Harrâz rivayet etti, bize Muhammed b. Bişr 12 rivayet etti, bize Mis'ar, Katâde'den, o da Enes'ten rivayet etti; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ayakları -yahut bacakları- şişinceye kadar [namazda] kıyamda durdu. Kendisine: 'Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamamış mıydı?' denildi. O da: «Şükreden bir kul olmayayım mı?» buyurdu. [İbn Kesîr der ki:] Bu vecihten gariptir. 13
28694. Metin
فقوله: (إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا) أي: بينا ظاهرا، والمراد به صلح الحديبية فإنه حصل بسببه خير جزيل، وآمن الناس واجتمع بعضهم ببعض (¬١)، وتكلم المؤمن مع الكافر، وانتشر العلم النافع والإيمان.
(İnnâ fetehnâ leke fethan mübînâ) buyruğu; yani apaçık, belirgin bir fetih demektir. Bundan kasıt Hudeybiye Sulhü’dür; zira onun sebebiyle pek çok hayır hasıl olmuş, insanlar emniyete kavuşmuş, birbiriyle kaynaşmış (¬١), mümin kâfirle konuşabilmiş, faydalı ilim ve iman yayılmıştır.
28695. Metin
وقوله: (لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ): هذا من خصائصه -صلوات الله وسلامه عليه-التي لا يشاركه فيها غيره. وليس صحيح في ثواب الأعمال لغيره غفر له ما تقدم من ذنبه وما تأخر. وهذا فيه تشريف عظيم لرسول الله ﷺ، وهو -صلوات الله وسلامه عليه-في جميع أموره على الطاعة والبر والاستقامة التي لم ينلها بشر سواه، لا من الأولين ولا من الآخرين، وهو أكمل البشر على الإطلاق، وسيدهم في الدنيا والآخرة. ولما كان أطوع خلق الله لله، وأكثرهم (¬٢) تعظيما لأوامره (¬٣) ونواهيه. قال حين بركت به الناقة: "حبسها حابس الفيل" ثم قال: "والذي نفسي بيده، لا يسألوني اليوم شيئا يعظمون به حرمات الله إلا أجبتهم إليها" (¬٤) فلما أطاع الله في ذلك وأجاب إلى الصلح، قال الله له: (إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا * لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ) أي: في الدنيا والآخرة، (وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا) أي: بما يشرعه لك من الشرع العظيم والدين القويم.
(Liyağfira lekallâhu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhara) buyruğu: Bu, onun -Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun- kimsenin ortak olmadığı hususiyetlerindendir. Ondan başkası için amel sevabı olarak geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlandığına dair sahih bir hüküm yoktur. Bunda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem için büyük bir teşrif vardır. O -Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun- bütün işlerinde, ne öncekilerden ne sonrakilerden başka hiçbir beşerin erişemediği bir itaat, hayır ve istikamet üzereydi. O mutlak manada beşerin en kâmili, dünyada ve ahirette onların efendisidir. Allah’ın yarattıkları arasında Allah’a en çok itaat edeni, emir ve yasaklarını (¬٢) en çok tazim edeni (¬٣) olduğu içindir ki devesi çöktüğünde: 'Onu fili engelleyen alıkoydu' demiş, sonra da: 'Nefsim elinde olan zâta yemin olsun ki, bugün benden Allah'ın hürmetlerini tazim edecekleri ne isterlerse muhakkak onlara vereceğim' (¬٤) buyurmuştur. Bu hususta Allah’a itaat edip sulhü kabul buyurunca, Allah ona şöyle buyurdu: (İnnâ fetehnâ leke fethan mübînâ * Liyağfira lekallâhu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhara ve yütimme ni‘metehu aleyke); yani dünyada ve ahirette üzerindeki nimetini tamamlasın, (Ve yehdiyeke sırâtan müstekîmâ); yani senin için koyacağı o yüce şeriat ve dosdoğru din vesilesiyle seni dosdoğru yola iletsin.
28696. Metin
(وَيَنْصُرَكَ اللَّهُ نَصْرًا عَزِيزًا) أي: بسبب خضوعك لأمر الله يرفعك الله وينصرك على أعدائك، كما جاء في الحديث الصحيح: "وما زاد الله عبدا بعفو إلا عزا، وما تواضع أحد لله إلا رفعه الله" (¬٥). وعن عمر بن الخطاب [﵁] (¬٦) أنه قال: ما عاقبت -أي في الدنيا والآخرة-أحدا عصى الله تعالى فيك بمثل أن تطيع الله فيه.
(Ve yansurekallâhu nasran azîzâ); yani Allah’ın emrine boyun eğmen sebebiyle Allah seni yüceltecek ve düşmanlarına karşı sana yardım edecektir. Nitekim sahih hadiste şöyle gelmiştir: 'Allah affetmesi sebebiyle bir kulun ancak izzetini artırır; kim de Allah için tevazu gösterirse Allah onu mutlaka yüceltir' (¬٥). Ömer b. el-Hattâb’dan [radıyallâhu anh] (¬٦) rivâyet edildiğine göre o şöyle demiştir: 'Senin hakkında Allah’a isyan eden birini, onun hakkında Allah’a itaat etmen gibi -dünyada ve ahirette- hiçbir şeyle cezalandıramazsın.'
28697. Metin
{هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ السَّكِينَةَ فِي قُلُوبِ الْمُؤْمِنِينَ لِيَزْدَادُوا إِيمَانًا مَعَ إِيمَانِهِمْ وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا (٤) لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَكَانَ ذَلِكَ عِنْدَ اللَّهِ فَوْزًا عَظِيمًا (٥) وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ الظَّانِّينَ بِاللَّهِ ظَنَّ السَّوْءِ عَلَيْهِمْ دَائِرَةُ السَّوْءِ وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصِيرًا (٦) وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا (٧)}
{هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ السَّكِينَةَ فِي قُلُوبِ الْمُؤْمِنِينَ لِيَزْدَادُوا إِيمَانًا مَعَ إِيمَانِهِمْ وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا (٤) لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَكَانَ ذَلِكَ عِنْدَ اللَّهِ فَوْزًا عَظِيمًا (٥) وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ الظَّانِّينَ بِاللَّهِ ظَنَّ السَّوْءِ عَلَيْهِمْ دَائِرَةُ السَّوْءِ وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصِيرًا (٦) وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا (٧)} “İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine sekineti indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Bütün bunlar) Mümin erkeklerle mümin kadınları, içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlere koyması ve onların günahlarını örtmesi içindir. Bu, Allah katında büyük bir kurtuluştur. Bir de Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara, müşrik erkeklere ve müşrik kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük döngüsü kendi başlarına olsun! Allah onlara gazap etmiş, onları lânetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. O ne kötü bir varış yeridir! Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
28698. Metin
يقول تعالى: (هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ السَّكِينَةَ) أي: جعل الطمأنينة. قاله ابن عباس، وعنه: الرحمة.
Yüce Allah buyurur ki: (Hüvellezî enzeles-sekînete); yani huzur ve sükûneti koyandır. Bunu İbn Abbâs demiştir; ondan rahmet [diye de] rivâyet edilmiştir.
28699. Metin
وقال قتادة: الوقار في قلوب المؤمنين. وهم الصحابة يوم الحديبية، الذين استجابوا لله ولرسوله وانقادوا لحكم الله ورسوله، فلما اطمأنت قلوبهم لذلك، واستقرت، زادهم إيمانًا مع إيمانهم.
Katâde ise şöyle demiştir: [Sekînet], müminlerin kalplerindeki vakardır.1 Onlar; Hudeybiye günü2 Allah’a ve Resûlü’ne icabet eden, Allah’ın ve Resûlü’nün hükmüne3 boyun eğen sahâbîlerdir.4 Kalpleri buna mutmain olup5 yatışınca, [Allah] onların imanlarına iman katmıştır.6
28700. Metin
وقد استدل بها البخاري وغيره من الأئمة على تفاضل الإيمان في القلوب.
Buhârî ve diğer imâmlar bu ayetle imanın kalplerde artıp eksilmesine ve derecelerinin farklı olmasına delil getirmişlerdir.
28701. Metin
ثم ذكر تعالى أنه لو شاء لانتصر من الكافرين، فقال: (وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ) أي: ولو أرسل عليهم ملكا واحدا لأباد خضراءهم، ولكنه تعالى شرع لعباده المؤمنين الجهاد والقتال، لما له في ذلك من الحكمة البالغة والحجة القاطعة، والبراهين الدامغة؛ ولهذا قال: (وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا)
Sonra Yüce Allah, dileseydi kâfirlerden intikam alabileceğini zikrederek şöyle buyurdu: (Ve lillâhi cünûdüs-semâvâti vel-ard); yani şayet onların üzerine tek bir melek gönderseydi köklerini kazırdı. Fakat O, mümin kullarına cihadı ve savaşı meşru kılmıştır; çünkü bunda O’nun pek derin bir hikmeti, kesin bir hücceti ve ezici delilleri vardır. Bundan dolayı: (Ve kânallâhu alîmen hakîmâ) buyurmuştur.
28702. Metin
ثم قال تعالى: (لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا)، قد تقدم حديث أنس: قالوا: هنيئا لك يا رسول الله، هذا لك فما لنا؟ فأنزل الله: (لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا) أي: ماكثين فيها أبدا. (وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ) أي: خطاياهم وذنوبهم، فلا يعاقبهم عليها، بل يعفو ويصفح ويغفر، ويستر ويرحم ويشكر، (وَكَانَ ذَلِكَ عِنْدَ اللَّهِ فَوْزًا عَظِيمًا)، كقوله: {فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلا مَتَاعُ الْغُرُورِ} [آل عمران: ١٨٥].
Sonra Yüce Allah şöyle buyurdu: (Liyüdhilel-mü'minîne vel-mü'minâti cennâtin tecrî min tahtihel-enhâru hâlidîne fîhâ). Enes hadisi daha önce geçmişti; onlar: 'Kutlu olsun ey Allah'ın Resûlü! Bu senin içindir, peki bizim için ne var?' demişlerdi de Allah: (Liyüdhilel-mü'minîne vel-mü'minâti cennâtin tecrî min tahtihel-enhâru hâlidîne fîhâ) ayetini indirdi; yani orada ebedî kalacaklardır. (Ve yükeffira anhüm seyyiâtihim); yani günahlarını ve hatalarını örtsün, onlardan dolayı kendilerini cezalandırmasın; aksine affetsin, bağışlasın, mağfiret buyursun, örtsün, merhamet etsin ve mükâfatlandırsın. (Ve kâne zâlike indallâhi fevzen azîmâ); tıpkı şu buyruğu gibi: {فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلا مَتَاعُ الْغُرُورِ} “Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtulmuştur. Dünya hayatı ise aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir.” [Âl-i İmrân: 185].
28703. Metin
وقوله: (وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ الظَّانِّينَ بِاللَّهِ ظَنَّ السَّوْءِ) أي: يتهمون الله في حكمه، ويظنون بالرسول وأصحابه أن يقتلوا ويذهبوا بالكلية؛ ولهذا قال: (عَلَيْهِمْ دَائِرَةُ السَّوْءِ وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ) أي: أبعدهم من رحمته (وَأَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصِيرًا).
(Ve yüazzibel-münâfikîne vel-münâfikâti vel-müşrikîne vel-müşrikâtiz-zânnîne billâhi zanne’s-sev’); yani Allah’ı hükmünde itham ederler, Resûl’ün ve ashabının öldürüleceğini ve tamamen yok olup gideceklerini zannederler. Bundan dolayı şöyle buyurdu: (Aleyhim dâiretüs-sev’i ve gadiballâhu aleyhim ve leanehüm); yani onları rahmetinden uzaklaştırmıştır, (Ve eadde lehüm cehenneme ve sâet masîrâ).
28704. Metin
ثم قال مؤكدا لقدرته على الانتقام من الأعداء -أعداء الإسلام من الكفرة والمنافقين-: (وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا).
Sonra İslâm’ın düşmanları olan kâfirlerden ve münafıklardan intikam almaya gücünün yettiğini teyit ederek şöyle buyurdu: (Ve lillâhi cünûdüs-semâvâti vel-ard, ve kânallâhu azîzen hakîmâ).
28705. Metin
{إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا (٨) لِتُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلا (٩)}
{إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا (٨) لِتُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلا (٩)} “Şüphesiz biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Ta ki Allah'a ve Resûlü'ne iman edesiniz, ona yardım edip saygı gösteresiniz ve O'nu sabah akşam tesbih edesiniz.”
28706. Metin
يقول تعالى لنبيه محمد -صلوات الله وسلامه عليه (¬١) (إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا) أي: على الخلق، (وَمُبَشِّرًا) أي: للمؤمنين، (وَنَذِيرًا) أي: للكافرين. وقد تقدم تفسيرها في سورة "الأحزاب" (¬٢).
Yüce Allah Nebîsi Muhammed’e -Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun- (¬١) şöyle buyurur: (İnnâ erselnâke şâhidâ); yani yaratılmışlar üzerine bir şahit, (Ve mübeşşirâ); yani müminlere bir müjdeci, (Ve nezîrâ); yani kâfirlere bir uyarıcı olarak. Bunun tefsiri daha önce Ahzâb Sûresi’nde geçmişti (¬٢).
28707. Metin
(لِتُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُعَزِّرُوهُ)، قال ابن عباس وغير واحد: يعظموه، (وَتُوَقِّرُوهُ) من التوقير وهو الاحترام والإجلال والإعظام، (وَتُسَبِّحُوهُ) أي: يسبحون الله، (بُكْرَةً وَأَصِيلا) أي: أول النهار وآخره.
(Li-tü’minû billâhi ve rasûlihî ve tüazzirûh); İbn Abbâs ve birçok müfessir: 'Ona tazim edesiniz' dediler. (Ve tüvakkırûh); tevkiirden gelir ki hürmet, saygı ve yüceltmektir. (Ve tüsebbihûh); yani Allah’ı tesbih edesiniz, (Bükraten ve asîlâ); yani günün başında ve sonunda.
28708. Metin
{إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَنْ نَكَثَ فَإِنَّمَا يَنْكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا (١٠)}
{إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَنْ نَكَثَ فَإِنَّمَا يَنْكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا (١٠)} “Sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmiş olurlar. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği sözü yerine getirirse, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.”
28709. Metin
ثم قال تعالى لرسوله ﷺ تشريفا له وتعظيما وتكريما: (إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ) كقوله: {مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ} [النساء: ٨٠]، (يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ) أي: هو حاضر معهم يسمع أقوالهم ويرى مكانهم، ويعلم ضمائرهم وظواهرهم، فهو تعالى هو المبايع بواسطة رسوله
Sonra Yüce Allah, Resûlü'nü sallallâhu aleyhi ve sellem1 şereflendirmek, yüceltmek ve taltif etmek amacıyla şöyle buyurdu: (İnne’llezîne yübâyi‘ûneke innemâ yübâyi‘ûna’llâh); nitekim [şöyle] buyurmuştur: {مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ} “Kim Resûl’e itaat ederse, muhakkak Allah'a itaat etmiş olur” [en-Nisâ: 80]2. (Yedu’llâhi fevka eydîhim); yani O, onlarla beraber hazırdır; sözlerini işitir, bulundukları yeri görür, içlerini de dışlarını da bilir. Dolayısıyla Yüce Allah, Resûlü vasıtasıyla bizzat biat edilendir
28710. Metin
أربعمائة ﷺ كقوله: {إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللَّهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُمْ بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ} [التوبة: ١١١].
Nitekim sallallâhu aleyhi ve sellem hakkında şöyle buyurmuştur: {إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللَّهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُمْ بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ} “Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, kendilerine cennet verilmek üzere satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar; öldürürler ve öldürülürler. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'ân'da O'nun üzerine hak bir vaaddir. Verdiği sözü Allah'tan daha iyi yerine getiren kim vardır? O halde yaptığınız bu alışverişten ötürü sevinin. İşte büyük kurtuluş budur.” [et-Tevbe: 111].
28711. Metin
وقد قال (¬١) ابن أبي حاتم: حدثنا علي بن الحسين، حدثنا الفضل بن يحيى الأنباري، حدثنا علي بن بكار، عن محمد بن عمرو، عن أبي سلمة، عن أبي هريرة قال: قال رسول الله ﷺ: "من سل سيفه في سبيل الله، فقد بايع الله" (¬٢).
İbn Ebî Hâtim (¬١) dedi ki: Bize Ali b. el-Hüseyin rivâyet etti, bize el-Fadl b. Yahyâ el-Enbârî rivâyet etti, bize Ali b. Bekkâr, Muhammed b. Amr’dan, o Ebû Seleme’den, o da Ebû Hüreyre’den rivâyet etti, dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Kim Allah yolunda kılıcını çekerse, muhakkak Allah’a biat etmiştir' buyurdu (¬٢).
28712. Metin
وحدثنا أبي، حدثنا يحيى بن المغيرة، أخبرنا جرير، عن عبد الله بن عثمان بن خثيم، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس، قال: قال رسول الله ﷺ في الحجر: "والله ليبعثه الله يوم القيامة له عينان ينظر بهما، ولسان ينطق، به ويشهد على من استلمه بالحق، فمن استلمه فقد بايع الله"، ثم قرأ: (إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ) (¬٣).
Bize babam rivâyet etti, bize Yahyâ b. el-Muğîre rivâyet etti, bize Cerîr, Abdullah b. Osmân b. Huseym’den, o Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbâs’tan rivâyet etti, dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hacer[-i Esved] hakkında şöyle buyurdu: 'Allah’a yemin olsun ki kıyamet gününde Allah onu, gören iki gözü ve konuşan bir dili olduğu halde diriltecek; kendisini hakkıyla istilâm edene şahitlik edecektir. Kim onu istilâm ederse, muhakkak Allah’a biat etmiştir.' Sonra: (İnnellezîne yübâyiûneke innemâ yübâyiûnallâhe yedullâhi fevka eydîhim) ayetini okudu (¬٣).
28713. Metin
ولهذا قال هاهنا: (فَمَنْ نَكَثَ فَإِنَّمَا يَنْكُثُ عَلَى نَفْسِهِ) أي: إنما يعود وبال ذلك على الناكث، والله غني عنه، (وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا) أي: ثوابًا جزيلا. وهذه البيعة هي بيعة الرضوان، وكانت تحت شجرة سَمُر بالحديبية، وكان الصحابة الذين بايعوا رسول الله ﷺ يومئذ قيل: ألف وثلثمائة. وقيل: وأربعمائة. وقيل: وخمسمائة. والأوسط (¬٤) أصح.
Bundan dolayı burada şöyle buyurmuştur: (Femen nekese feinnemâ yenküsü alâ nefsih); yani bunun vebali ancak ahdini bozana döner; Allah ise ondan müstağnidir. (Ve men evfâ bimâ âhede aleyhullâhe feseyü'tîhi ecran azîmâ); yani pek büyük bir mükâfat verir. Bu biat, Rıdvân Biatı’dır ve Hudeybiye’de bir semür ağacının altında gerçekleşmiştir. O gün Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e biat eden sahâbîlerin sayısı hakkında: Bin üç yüz idi, denildi; bin dört yüz idi, denildi; bin beş yüz idi, denildi. Ortadaki (¬٤) [görüş] en sahih olanıdır.
28714. Metin
ذكر الأحاديث الواردة في ذلك:
Bu hususta vârid olan hadislerin zikri:
28715. Metin
قال البخاري: حدثنا قتيبة، حدثنا سفيان، عن عمرو، عن جابر قال: كنا يوم الحديبية ألفا وأربعمائة.
Buhârî dedi ki: Bize Kuteybe rivâyet etti, bize Süfyân, Amr’dan, o Câbir’den rivâyet etti, dedi ki: “Biz Hudeybiye günü bin dört yüz kişiydik.”
28716. Metin
ورواه مسلم من حديث سفيان بن عيينة، به (¬٥). وأخرجاه أيضا من حديث الأعمش، عن سالم بن أبي الجعد، عن جابر قال: كنا يومئذ ألفا وأربعمائة، ووضع يده في ذلك الماء، فنبع الماء من بين أصابعه، حتى رووا كلهم (¬٦).
Müslim bunu Süfyân b. Uyeyne hadisinden aynı şekilde rivâyet etmiştir (¬٥). İkisi de ayrıca bunu A‘meş’ten, o Sâlim b. Ebî’l-Ca‘d’dan, o da Câbir’den şöyle dediğini rivâyet etmişlerdir: “Biz o gün bin dört yüz kişiydik. Elini o suya koydu ve parmaklarının arasından su kaynadı, nihayet hepsi suya kandılar” (¬٦).
28717. Metin
وهذا مختصر من سياق آخر حين ذكر قصة عطشهم يوم الحديبية، وأن رسول الله ﷺ أعطاهم سهما من كنانته، فوضعوه في بئر الحديبية، فجاشت بالماء، حتى كفتهم، فقيل لجابر: كم كنتم يومئذ؟ قال: كنا ألفا وأربعمائة، ولو كنا مائة ألف لكفانا ٧. وفي رواية [في] ٨ الصحيحين عن جابر: أنهم كانوا خمس عشرة مائة ٩.
Bu, Hudeybiye günü susuzluk çekmeleri kıssasının ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in sadakından (ok çantasından) onlara bir ok verdiğinin, bunu Hudeybiye kuyusuna koyduklarında kuyunun kendilerine yetecek derecede suyla kaynayıp taştığının anlatıldığı bir başka rivayet akışının özetidir. Nitekim Câbir’e: “Siz o gün kaç kişiydiniz?” denildiğinde o: “Biz bin dört yüz kişiydik, şayet yüz bin kişi dahi olsaydık [o su] bize mutlaka yeterdi” demiştir 7. Sahîhayn’da yer alan [bir] 8 rivayette ise Câbir’den onların bin beş yüz kişi oldukları nakledilmiştir 9.
28718. Metin
وروى البخاري من حديث قتادة، قلت لسعيد بن المسيب: كم كان الذين شهدوا بيعة الرضوان؟ قال: خمس عشرة مائة.
Buhârî, Katâde hadisinden rivâyet etti: Saîd b. el-Müseyyeb’e: 'Rıdvân Biatı’nda bulunanlar kaç kişiydi?' dedim. 'Bin beş yüz' dedi.
28719. Metin
قلت: فإن جابر بن عبد الله، ﵄، قال: كانوا أربع عشرة مائة. قال ﵀: وهم، هو حدثني أنهم كانوا خمس عشرة مائة (¬١).
Dedim ki: 'Câbir b. Abdillâh radıyallâhu anhümâ onların bin dört yüz olduğunu söyledi.' Saîd rahimehullâh: 'Yanılmış; bana onların bin beş yüz olduğunu kendisi anlattı' dedi (¬١).
28720. Metin
قال البيهقي: هذه الرواية تدل على أنه كان في القديم يقول: خمس عشرة مائة، ثم ذكر الوهم فقال: أربع عشرة مائة (¬٢).
Beyhakî dedi ki: Bu rivâyet, onun önceleri 'bin beş yüz' dediğine, sonra vehmi hatırlayıp 'bin dört yüz' dediğine delalet etmektedir (¬٢).
28721. Metin
وروى العوفي عن ابن عباس: أنهم كانوا ألفا وخمسمائة وخمسة وعشرين. والمشهور الذي رواه غير واحد عنه: أربع عشرة مائة، وهذا هو الذي رواه البيهقي، عن الحاكم، عن الأصم، عن العباس الدوري، عن يحيى بن معين، عن شبابة بن سوار، عن شعبة، عن قتادة، عن سعيد بن المسيب، عن أبيه قال: كنا مع رسول الله ﷺ تحت الشجرة ألفا وأربعمائة (¬٣). وكذلك هو في رواية سلمة بن الأكوع، ومعقل بن يسار، والبراء بن عازب. وبه يقول غير واحد من أصحاب المغازي والسير. وقد أخرج صاحبا الصحيح من حديث شعبة، عن عمرو بن مرة قال: سمعت عبد الله بن أبي أوفى يقول: كان أصحاب الشجرة ألفا وأربعمائة، وكانت أسلم يومئذ ثمن المهاجرين (¬٤).
Avfî, İbn Abbâs’tan onların bin beş yüz yirmi beş kişi olduklarını rivâyet etmiştir. Ondan birden fazla kişinin rivâyet ettiği meşhur görüş ise bin dört yüz olduğudur. Beyhakî’nin el-Hâkim’den, onun el-Asamm’dan, onun el-Abbâs ed-Dûrî’den, onun Yahyâ b. Maîn’den, onun Şebâbe b. Sevvâr’dan, onun Şu‘be’den, onun Katâde’den, onun Saîd b. el-Müseyyeb’den, onun da babasından rivâyet ettiği hadis de böyledir; babası demiştir ki: 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte ağacın altında bin dört yüz kişiydik' (¬٣). Seleme b. el-Ekva‘, Ma‘kıl b. Yesâr ve Berâ b. Âzib rivâyetinde de böyledir. Meğâzî ve siyer âlimlerinden pek çoğu da bu görüştedir. Sahîhayn müellifleri Şu‘be hadisinden, o Amr b. Mürre’den şöyle dediğini tahric etmişlerdir: Abdullah b. Ebî Evfâ’yı şöyle derken işittim: 'Ağaç ehli bin dört yüz kişiydi; Eslem kabilesi o gün Muhâcirlerin sekizde biriydi' (¬٤).
28722. Metin
وروى محمد بن إسحاق في السيرة، عن الزهري، عن عروة بن الزبير، عن المسور بن مخرمة، ومروان بن الحكم، أنهما حدثاه قالا خرج رسول الله ﷺ عام الحديبية يريد زيارة البيت، لا يريد قتالا وساق معه الهدي سبعين بدنة، وكان الناس سبعمائة رجل، كل بدنة عن عشرة نفر، وكان جابر بن عبد الله فيما بلغني عنه يقول: كنا أصحاب الحديبية أربع عشرة مائة (¬٥).
Muhammed b. İshâk es-Sîre'de Zührî'den, o Urve b. ez-Zübeyr'den, o da Misver b. Mahreme ile Mervân b. el-Hakem'den rivâyet etmiştir; ikisi ona şöyle anlatmışlardır: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hudeybiye yılında Beyt'i ziyaret etmek maksadıyla yola çıktı, savaşmak istemiyordu. Beraberinde kurbanlık olarak yetmiş deve sevk etti. İnsanlar yedi yüz kişiydi; her deve on kişiye tekabül ediyordu. Câbir b. Abdillâh ise -bana ulaştığına göre- şöyle diyordu: "Biz Hudeybiye ehli bin dört yüz kişiydik" (¬٥).
28723. Metin
كذا قال ابن إسحاق وهو معدود من أوهامه، فإن المحفوظ في الصحيحين أنهم كانوا بضع عشرة مائة.
İbn İshâk böyle demiştir; bu onun yanıldığı hususlardan (evhamından) sayılır. Çünkü Sahîhayn'da mahfuz olan rivâyete göre onlar bin küsur yüz (on küsur yüz) kişiydiler.
28724. Metin
ذكر سبب هذه البيعة العظيمة:
Bu büyük biatın sebebinin zikri:
28725. Metin
قال محمد بن إسحاق بن يسار في السيرة: ثم دعا رسول الله ﷺ عمر بن الخطاب ليبعثه إلى مكة ليبلغ عنه أشراف قريش ما جاء له، فقال: يا رسول الله، إني أخاف قريشا على نفسي، وليس بمكة من بني عدي بن كعب من يمنعني، وقد عرفت قريش عداوتي إياها، وغلظي ٦ عليها، ولكني أدلك على رجل أعز بها مني، عثمان بن عفان، فبعثه إلى أبي سفيان وأشراف قريش، يخبرهم أنه لم يأت لحرب، وأنه جاء زائرا لهذا البيت ومعظما لحرمته.
Muhammed b. İshâk b. Yesâr es-Sîre'de şöyle demiştir: Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Kureyş'in ileri gelenlerine ne amaçla geldiğini kendisi adına tebliğ etmesi üzere Mekke'ye göndermek için Ömer b. el-Hattâb'ı çağırdı. Bunun üzerine [Ömer] şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resûlü! Doğrusu ben kendim adına Kureyş'ten endişe ediyorum. Mekke'de beni koruyacak Benî Adiyy b. Ka'b'dan kimse de yoktur. Kureyş benim onlara olan düşmanlığımı ve onlara karşı sertliğimi 6 bilmektedir. Fakat ben sana orada benden daha güçlü/itibarlı olan bir kimseyi, Osman b. Affân'ı tavsiye edeyim." Bunun üzerine [Resûlullah], bir savaş için gelmediğini, bu Beyt'i ziyaret etmek ve hürmetini yüceltmek üzere geldiğini onlara bildirmesi için [Osman'ı] Ebû Süfyân'a ve Kureyş'in ileri gelenlerine gönderdi.
28726. Metin
فخرج عثمان إلى مكة، فلقيه أبان بن سعيد بن العاص حين دخل مكة، أو قبل أن يدخلها، فحمله بين يديه، ثم أجاره حتى بلغ رسالة رسول الله ﷺ، فانطلق عثمان حتى أتى أبا سفيان وعظماء قريش فبلغهم عن رسول الله [ﷺ] (¬١) ما أرسله به، فقالوا لعثمان حين فرغ من رسالة رسول الله ﷺ إليهم: إن شئت أن تطوف بالبيت فطف. فقال: ما كنت لأفعل حتى يطوف به رسول ﷺ. واحتبسته قريش عندها، فبلغ رسول الله ﷺ والمسلمين أن عثمان قد قتل.
Osman Mekke'ye doğru yola çıktı. Mekke'ye girdiği sırada veya girmeden önce Ebân b. Saîd b. el-Âs onunla karşılaştı. Onu önüne bindirdi, sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in risâletini tebliğ edinceye kadar onu himayesine aldı. Osman gidip Ebû Süfyân ve Kureyş'in ileri gelenlerine ulaştı ve Resûlullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'den (¬١) kendisiyle gönderilen mesajı onlara iletti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in risâletini onlara tebliğ etmeyi bitirdiğinde Osman'a şöyle dediler: "Eğer Beyt'i tavaf etmek istersen tavaf et." Osman: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem tavaf etmedikçe ben bunu yapacak değilim" dedi. Kureyş onu yanında alıkoydu. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ve Müslümanlara Osman'ın öldürüldüğü haberi ulaştı.
28727. Metin
قال ابن إسحاق: فحدثني عبد الله بن أبي بكر: أن رسول الله ﷺ قال حين بلغه أن عثمان قد قتل: "لا نبرح حتى نناجز القوم". ودعا رسول الله ﷺ الناس إلى البيعة. فكانت بيعة الرضوان تحت الشجرة، فكان الناس يقولون: بايعهم رسول الله ﷺ على الموت. وكان جابر بن عبد الله يقول: إن رسول الله ﷺ لم يبايعهم على الموت، ولكن بايعنا على ألا نفر.
İbn İshâk dedi ki: Bana Abdullah b. Ebî Bekr anlattı: Osman'ın öldürüldüğü haberi kendisine ulaştığında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bu kavimle çarpışıp hesaplaşmadıkça buradan ayrılmayacağız." Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanları biata çağırdı. Rıdvân Biatı ağacın altında gerçekleşti. İnsanlar: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlardan ölüm üzere biat aldı" diyorlardı. Câbir b. Abdillâh ise şöyle diyordu: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlardan ölüm üzere biat almadı; fakat bizimle kaçmamak üzere biatlaştı."
28728. Metin
فبايع الناس، ولم يتخلف أحد من المسلمين حضرها إلا الجد بن قيس أخو بني سلمة، فكان جابر يقول: والله لكأني أنظر إليه لاصقا بإبط ناقته، قد ضبأ إليها يستتر بها من الناس، ثم أتى رسول الله ﷺ أن الذي كان من أمر عثمان باطل. (¬٢)
İnsanlar biat ettiler; orada hazır bulunan Müslümanlardan Benî Selime'nin kardeşi [olan] Ced b. Kays dışında hiç kimse geri kalmadı. Câbir şöyle diyordu: "Vallahi sanki onu devesinin koltuğunun altına yapışmış, insanlardan gizlenmek için ona sığınmış halde görüyor gibiyim." Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e Osman'ın durumuyla ilgili haberin asılsız olduğu [haberi] geldi (¬٢).
28729. Metin
وذكر ابن لهيعة عن الأسود (¬٣). عن عروة بن الزبير قريبا من هذا السياق، وزاد في سياقه: أن قريشا بعثوا وعندهم عثمان [بن عفان] (¬٤) سهيل بن عمرو، وحويطب بن عبد العزى، ومكرز بن حفص إلى رسول الله ﷺ، فبينما هم عندهم إذ وقع كلام بين (¬٥) بعض المسلمين وبعض المشركين، وتراموا بالنبل والحجارة، وصاح الفريقان كلاهما، وارتهن كل من الفريقين من عنده من الرسل، ونادى منادي رسول الله ﷺ: ألا إن روح القدس قد نزل على رسول الله ﷺ، وأمر بالبيعة، فاخرجوا على اسم الله فبايعوا، فسار المسلمون إلى رسول الله ﷺ وهو تحت الشجرة فبايعوه على ألا يفروا أبدا، فأرعب ذلك المشركين (¬٦)، وأرسلوا من كان عندهم من المسلمين، ودعوا إلى الموادعة والصلح.
İbn Lehîa, el-Esved'den (¬٣), o da Urve b. ez-Zübeyr'den bu bağlama yakın bir rivâyet zikretti ve bağlamına şunu ekledi: Osman [b. Affân] (¬٤) yanlarındayken Kureyş; Süheyl b. Amr, Huveytıb b. Abdiluzzâ ve Mikrez b. Hafs'ı Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gönderdi. Onlar Müslümanların yanındayken bazı Müslümanlar ile bazı müşrikler arasında (¬٥) bir söz [münakaşası] çıktı; birbirlerine ok ve taş attılar, iki taraf da feryat etti. Her iki taraf da yanındaki elçileri rehin aldı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in münadisi şöyle seslendi: "Haberiniz olsun ki Rûhu'l-Kudüs Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e inmiş ve biatı emretmiştir; Allah'ın adıyla çıkın ve biat edin!" Müslümanlar ağacın altında bulunan Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına gittiler ve asla kaçmamak üzere ona biat ettiler. Bu durum müşrikleri korkuttu (¬٦); yanlarındaki Müslümanları serbest bıraktılar ve mütareke ile barışa çağırdılar.
28730. Metin
وقال الحافظ أبو بكر البيهقي: أخبرنا علي بن أحمد بن عبدان، أخبرنا أحمد بن عبيد الصفار، حدثنا تمتام ٧، حدثنا الحسن بن بشر ٨، حدثنا الحكم بن عبد الملك، عن قتادة، عن أنس ٩ بن مالك قال: لما أمر رسول الله ﷺ ببيعة الرضوان كان عثمان بن عفان [﵁] ١٠ رسول رسول الله ﷺ إلى أهل مكة، فبايع الناس، فقال رسول الله ﷺ: "اللهم إن عثمان في حاجة الله وحاجة رسوله". فضرب بإحدى يديه على الأخرى، فكانت يد رسول الله ﷺ لعثمان خيرا من أيديهم لأنفسهم ١١.
Hâfız Ebû Bekir el-Beyhakî dedi ki: Bize Ali b. Ahmed b. Abdân haber verdi, bize Ahmed b. Ubeyd es-Saffâr haber verdi, bize Timtâm 7 anlattı, bize el-Hasen b. Bişr 8 anlattı, bize el-Hakem b. Abdilmelik, Katâde'den, o da Enes 9 b. Mâlik'ten [şöyle dediğini] anlattı: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Rıdvân Biatı'nı emrettiğinde, Osman b. Affân [radıyallâhu anh] 10 Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Mekke ehline gönderdiği elçisiydi. İnsanlar biat ettiler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de: «اللهم إن عثمان في حاجة الله وحاجة رسوله» «Allahım! Şüphesiz Osman, Allah'ın ve Resûlü'nün bir ihtiyacı için [Mekke'de] bulunmaktadır.» buyurdu. Ardından bir elini diğerinin üzerine vurdu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Osman için olan eli, onların kendileri için olan ellerinden daha hayırlıydı 11.
28731. Metin
قال ابن هشام (¬١): حدثني من أثق به عمن حدثه بإسناد له، عن ابن أبي مليكة (¬٢)، عن ابن عمر قال: بايع رسول الله ﷺ لعثمان، فضرب بإحدى يديه على الأخرى.
İbn Hişâm dedi ki (¬١): Kendisine güvendiğim bir kimse, kendisine isnadıyla rivâyet eden kimseden, o İbn Ebî Müleyke'den (¬٢), o da İbn Ömer'den şöyle dediğini nakletti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Osman adına biat etti ve bir elini diğerine vurdu.
28732. Metin
وقال عبد الملك بن هشام النحوي: فذكر وكيع، عن إسماعيل بن أبي خالد، عن الشعبي: أن أول من بايع رسول الله ﷺ بيعة الرضوان أبو سنان الأسدي (¬٣).
Nahivci Abdülmelik b. Hişâm dedi ki: Vekî‘, İsmâil b. Ebî Hâlid'den, o Şa‘bî'den şöyle zikretti: Rıdvân Biatı'nda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ilk biat eden kimse Ebû Sinân el-Esedî'dir (¬٣).
28733. Metin
وقال أبو بكر عبد الله بن الزبير الحميدي: حدثنا سفيان، حدثنا ابن أبي خالد، عن الشعبي، قال: لما دعا رسول الله ﷺ الناس إلى البيعة، كان أول من انتهى إليه أبو سنان [الأسدي ﵁] (¬٤)، فقال: ابسط يدك أبايعك. فقال النبي ﷺ: "علام تبايعني؟ ". فقال أبو سنان: على ما في نفسك. هذا أبو سنان [بن] (¬٥) وهب الأسدي [﵁] (¬٦) (¬٧).
Ebû Bekr Abdullah b. ez-Zübeyr el-Humeydî dedi ki: Bize Süfyân anlattı, bize İbn Ebî Hâlid, Şa‘bî'den anlattı; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanları biata çağırdığında ona ilk ulaşan kimse Ebû Sinân [el-Esedî radıyallâhu anh] (¬٤) oldu. "Elini uzat, sana biat edeyim" dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ne üzerine bana biat edeceksin?" buyurdu. Ebû Sinân: "Senin içindeki şey (gönlündeki maksat) üzerine" dedi. Bu zât, Ebû Sinân [b.] (¬٥) Vehb el-Esedî'dir [radıyallâhu anh] (¬٦) (¬٧).
28734. Metin
وقال البخاري: حدثنا شجاع بن الوليد، سمع النضر بن محمد: حدثنا صخر [بن الربيع] (¬٨)، عن نافع، قال: إن الناس يتحدثون أن ابن عمر أسلم قبل عمر، وليس كذلك، ولكن عمر يوم الحديبية أرسل عبد الله إلى فرس له عند رجل من الأنصار أن يأتي به ليقاتل عليه، ورسول الله ﷺ يبايع عند الشجرة، وعمر لا يدري بذلك، فبايعه عبد الله، ثم ذهب إلى الفرس فجاء به إلى عمر، وعمر يستلئم للقتال، فأخبره أن رسول الله ﷺ يبايع تحت الشجرة، فانطلق، فذهب معه حتى بايع رسول الله ﷺ، وهي التي يتحدث الناس أن ابن عمر (¬٩) أسلم قبل عمر.
Buhârî dedi ki: Bize Şucâ‘ b. el-Velîd anlattı; o Nadr b. Muhammed'i şöyle derken işitmiştir: Bize Sahr [b. er-Rebî‘] (¬٨), Nâfi‘den anlattı; o şöyle dedi: İnsanlar İbn Ömer'in Ömer'den önce Müslüman olduğunu konuşuyorlar; oysa durum öyle değildir. Fakat Hudeybiye günü Ömer, Ensar'dan bir adamın yanındaki atını üzerinde savaşmak üzere getirmesi için Abdullah'ı göndermişti. O sırada Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ağacın yanında biat alıyordu ve Ömer'in bundan haberi yoktu. Abdullah ona biat etti, sonra ata gidip onu Ömer'e getirdi. Ömer ise savaş için zırhını giyiyordu. [Abdullah], Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ağacın altında biat aldığını ona haber verdi. Bunun üzerine Ömer yola çıktı ve onunla birlikte gidip nihayet Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e biat etti. İşte insanların İbn Ömer'in (¬٩) Ömer'den önce Müslüman olduğunu söyledikleri [olay] budur.
28735. Metin
ثم قال البخاري: وقال هشام بن عمار: حدثنا الوليد بن مسلم، حدثنا عمر بن محمد العمري، أخبرني نافع، عن ابن عمر، أن الناس كانوا مع رسول الله ﷺ يوم الحديبية قد تفرقوا في ظلال الشجر، فإذا الناس محدقون بالنبي ﷺ فقال -يعني عمر-: يا عبد الله، انظر ما شأن الناس قد أحدقوا برسول الله ﷺ. فوجدهم يبايعون، فبايع ثم رجع إلى عمر فخرج فبايع.
Sonra Buhârî dedi ki: Hişâm b. Ammâr şöyle dedi: Bize el-Velîd b. Müslim anlattı, bize Ömer b. Muhammed el-Ömerî anlattı, bana Nâfi‘, İbn Ömer'den haber verdi: Hudeybiye günü insanlar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberken ağaçların gölgelerine dağılmışlardı. Bir de baktı ki insanlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in etrafını sarmışlar. Ömer: "Ey Abdullah! Bak bakalım insanların durumu nedir, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in etrafını sarmışlar" dedi. [Abdullah] onların biat ettiklerini gördü ve biat etti. Sonra Ömer'e döndü. Bunun üzerine [Ömer de] çıkıp biat etti.
28736. Metin
وقد أسنده البيهقي عن أبي (¬١٠) عمرو الأديب، عن أبي بكر الإسماعيلي، عن الحسن بن سفيان، عن دحيم: حدثني الوليد بن مسلم فذكره (¬١١).
Beyhakî bunu Ebû (¬١٠) Amr el-Edîb'den, o Ebû Bekr el-İsmâîlî'den, o el-Hasen b. Süfyân'dan, o Düheym'den: "Bana Velîd b. Müslim anlattı" diyerek isnad etmiş ve zikretmiştir (¬١١).
28737. Metin
وقال الليث، عن أبي الزبير، عن جابر، قال: كنا يوم الحديبية ألفا وأربعمائة فبايعناه، وعمر آخذ بيده تحت الشجرة وهي سمرة، وقال: بايعناه على ألا نفر، ولم نبايعه على الموت. رواه مسلم عن قتيبة عنه (¬١٢).
Leys, Ebû'z-Zübeyr'den, o Câbir'den şöyle dediğini nakletti: "Biz Hudeybiye günü bin dört yüz kişiydik ve ona biat ettik; Ömer de ağacın -ki o bir semüre (sakız) ağacıydı- altında onun elini tutuyordu." Şöyle dedi: "Ona kaçmamak üzere biat ettik; ona ölüm üzere biat etmedik." Müslim bunu Kuteybe'den, o da Leys'ten rivâyet etti (¬١٢).
28738. Metin
وروى مسلم عن يحيى بن يحيى، عن يزيد بن زريع، عن خالد، عن الحكم بن عبد الله بن الأعرج، عن معقل بن يسار، قال: لقد رأيتني يوم الشجرة والنبي ﷺ يبايع الناس ١٣، وأنا رافع
Müslim; Yahyâ b. Yahyâ'dan, o Yezîd b. Zürey'den, o Hâlid'den, o el-Hakem b. Abdillâh b. el-A'rec'den, o Ma'kıl b. Yesâr'dan rivâyet etti; o şöyle dedi: "Ağaç günü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem insanlardan biat alırken 13 kendimi gördüm ki ben...
28739. Metin
غصنا من أغصانها عن رأسه، ونحن أربع عشرة مائة، قال: ولم نبايعه على الموت، ولكن بايعناه على ألا نفر (¬١).
ağacın dallarından bir dalı onun başının üzerinden kaldırıyordum. Biz bin dört yüz kişiydik." [Ma'kıl] dedi ki: "Biz ona ölüm üzere biat etmedik, fakat kaçmamak üzere biat ettik" (¬١).
28740. Metin
وقال البخاري: حدثنا المكي بن إبراهيم، عن يزيد بن أبي عبيد، عن سلمة بن الأكوع، قال: بايعت رسول الله ﷺ تحت الشجرة. قال يزيد: قلت: يا أبا مسلم (¬٢)، على أي شيء كنتم تبايعون يومئذ؟ قال: على الموت (¬٣).
Buhârî dedi ki: Bize el-Mekkî b. İbrâhîm, Yezîd b. Ebî Ubeyd'den, o da Seleme b. el-Ekva'dan anlattı; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ağacın altında biat ettim. Yezîd dedi ki: "Ey Ebû Müslim (¬٢)! O gün ne üzerine biat ediyordunuz?" dedim. "Ölüm üzerine" dedi (¬٣).
28741. Metin
وقال البخاري أيضا: حدثنا أبو عاصم، حدثنا يزيد بن أبي عبيد عن سلمة، قال: بايعت رسول الله ﷺ يوم الحديبية ثم تنحيت، فقال: "يا سلمة ألا تبايع؟ " قلت: بايعت، قال: "أقبل فبايع". فدنوت فبايعته. قلت: علام بايعته يا سلمة؟ قال: على الموت. وأخرجه مسلم من وجه آخر عن يزيد بن أبي عبيد (¬٤). وكذا روى البخاري عن عباد بن تميم، أنهم بايعوه على الموت (¬٥).
Buhârî ayrıca dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, bize Yezîd b. Ebî Ubeyd, Seleme'den anlattı; dedi ki: Hudeybiye günü Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e biat ettim, sonra bir kenara çekildim. Bunun üzerine: "Ey Seleme! Biat etmiyor musun?" buyurdu. "Biat ettim" dedim. "Gel ve biat et!" buyurdu. Yaklaşıp ona biat ettim. [Yezîd]: "Ona ne üzerine biat ettin ey Seleme?" dedim. "Ölüm üzerine" dedi. Müslim bunu Yezîd b. Ebî Ubeyd'den başka bir tarikle tahric etmiştir (¬٤). Buhârî'nin Abbâd b. Temîm'den onların ölüm üzere biat ettiklerine dair rivâyeti de böyledir (¬٥).
28742. Metin
وقال البيهقي: أخبرنا أبو عبد الله الحافظ، أخبرنا أبو الفضل بن إبراهم، حدثنا أحمد بن سلمة، حدثنا إسحاق بن إبراهم، حدثنا أبو عامر العقدي عبد الملك بن عمرو، حدثنا عكرمة بن عمار اليمامي، عن إياس بن سلمة، عن أبيه سلمة ٦ بن الأكوع قال: قدمنا الحديبية مع رسول الله ﷺ ونحن أربع عشرة مائة، وعليها خمسون شاة لا ترويها، فقعد رسول الله ﷺ على جباها -يعني الركي-فإما دعا وإما بصق فيها، فجاشت، فسقينا واستقينا. قال: ثم إن رسول الله ﷺ دعا إلى البيعة في أصل الشجرة. فبايعته أول الناس، ثم بايع وبايع، حتى إذا كان في وسط الناس قال ﷺ: "بايعني يا سلمة". قال: قلت: يا رسول الله، قد بايعتك في أول الناس. قال: "وأيضا". قال: ورآني رسول الله ﷺ عزلا فأعطاني حجفة -أو درقة-ثم بايع حتى إذا كان في آخر الناس قال ﷺ: "ألا تبايع يا سلمة؟ " قال: قلت: يا رسول الله، قد بايعتك ٧ في أول الناس وأوسطهم. قال: "وأيضا". فبايعته الثالثة، فقال: "يا سلمة، أين حجفتك أو درقتك التي أعطيتك؟ ". قال: قلت: يا رسول الله، لقيني عامر عزلا فأعطيتها إياه: فضحك رسول الله ﷺ ثم قال: "إنك كالذي قال الأول: اللهم أبغني حبيبا هو أحب إلي من نفسي" قال: ثم إن المشركين من أهل مكة راسلونا في الصلح حتى مشى بعضنا في بعض فاصطلحنا. قال: وكنت خادما لطلحة بن عبيد الله، ﵁، أسقي فرسه وأحسه ٨ وآكل من طعامه، وتركت أهلي ومالي مهاجرا إلى الله ورسوله. فلما اصطلحنا نحن وأهل مكة، واختلط بعضنا ببعض، أتيت شجرة فكسحت شوكها، ثم اضطجعت ٩ في أصلها في ظلها، فأتاني أربعة من مشركي أهل مكة، فجعلوا يقعون في رسول الله ﷺ فأبغضتهم، وتحولت إلى شجرة أخرى فعلقوا سلاحهم واضطجعوا، فبينما هم كذلك إذ نادى مناد من أسفل الوادي: يا للمهاجرين، قتل ابن زنيم. فاخترطت سيفي، فشددت على أولئك الأربعة وهم
Beyhakî dedi ki: Bize Ebû Abdillâh el-Hâfız haber verdi, bize Ebu'l-Fadl b. İbrâhîm haber verdi, bize Ahmed b. Seleme anlattı, bize İshâk b. İbrâhîm anlattı, bize Ebû Âmir el-Akadî Abdülmelik b. Amr anlattı, bize İkrime b. Ammâr el-Yemâmî, İyâs b. Seleme'den, o da babası Seleme 6 b. el-Ekva'dan anlattı; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Hudeybiye'ye geldik; bin dört yüz kişiydik. Oradaki [kuyunun başında] elli koyun vardı ve [kuyunun suyu] onları bile kandırmıyordu. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kuyunun kenarına oturdu; ya dua etti ya da içine tükürdü; kuyu birden coşup taştı, biz de hem [hayvanlarımızı] suladık hem de [su kaplarımızı] doldurduk. Dedi ki: Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ağacın dibinde biate çağırdı. İnsanların ilki olarak ona biat ettim. Sonra [insanlar peyderpey] biat etti, biat etti; nihayet insanların ortasına ulaştığında [Resûlullah] sallallâhu aleyhi ve sellem: «Bana biat et ey Seleme!» buyurdu. Dedi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! İnsanların ilkinde sana biat etmiştim" dedim. «Yine de [biat et]» buyurdu. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni silahsız görünce bana bir kalkan -veya deri kalkan- verdi. Sonra biat almaya devam etti; nihayet insanların sonuna ulaştığında [Resûlullah] sallallâhu aleyhi ve sellem: «Biat etmiyor musun ey Seleme?» buyurdu. Dedi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! İnsanların ilkinde de ortasında da sana biat etmiştim 7" dedim. «Yine de [biat et]» buyurdu. Ben de ona üçüncü kez biat ettim. Bunun üzerine: «Ey Seleme! Sana verdiğim kalkanın veya deri kalkanın nerede?» buyurdu. Dedi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Âmir ile silahsız bir halde karşılaştım da onu ona verdim" dedim. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem güldü ve sonra şöyle buyurdu: «Sen tıpkı önceki [şairin] söylediği şu söz gibisin: "Allahım, bana benden daha sevimli olan bir sevgili nasip et!"» Dedi ki: Sonra Mekkelilerden olan müşrikler sulh için bize elçiler gönderdiler; nihayet birbiriyle görüşmeler yapıldı ve barıştık. Dedi ki: Ben Talha b. Ubeydillâh radıyallâhu anh'ın hizmetçisiydim; atını sular, onu tımar ederdim 8 ve onun yemeğinden yerdim. Allah'a ve Resûlü'ne hicret ederek ailemi ve malımı geride bırakmıştım. Biz Mekke halkıyla sulh yapıp birbiriyle kaynaşınca, bir ağacın yanına gelip dikenlerini temizledim, sonra gölgesinde dibine uzandım 9. Mekkeli müşriklerden dört kişi yanıma gelip Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in aleyhinde konuşmaya başladılar. Onlara öfkelendim ve başka bir ağacın yanına geçtim. Onlar da silahlarını asıp uzandılar. Onlar bu haldeyken vadinin aşağısından bir münâdî: "Ey Muhâcirler! İbn Zünaym öldürüldü!" diye seslendi. Kılıcımı kınından sıyırdım ve o dört kişinin üzerine yürüdüm; onlar ise
28743. Metin
رقود، فأخذت سلاحهم وجعلته ضغثا في يدي، ثم قلت (¬١): والذي كرم وجه محمد ﷺ، لا يرفع أحد منكم رأسه إلا ضربت الذي فيه عيناه، قال: ثم جئت بهم أسوقهم إلى رسول الله ﷺ، قال: وجاء عمي عامر برجل من العَبَلات يقال له: "مكرز" من المشركين يقوده، حتى وقفنا بهم على رسول الله ﷺ في سبعين من المشركين، فنظر إليهم رسول الله ﷺ وقال: "دعوهم يكن لهم بدء الفجور وثناه"، فعفا عنهم رسول الله ﷺ، وأنزل الله [﷿] (¬٢): {وَهُوَ الَّذِي كَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ عَنْهُمْ بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنْ بَعْدِ أَنْ أَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْ} الآية [الفتح: ٢٤].
uyurken o dört kişinin üzerine yürüdüm. Silahlarını alıp elimin içinde bir demet yaptım, sonra şöyle dedim (¬١): "Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in yüzünü şerefli kılan [Allah]'a yemin olsun ki, sizden kim başını kaldırırsa iki gözünün bulunduğu yere vururum!" Dedi ki: Sonra onları önüme katıp Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e getirdim. Dedi ki: Amcam Âmir de müşriklerden Abalât'tan "Mikrez" denilen bir adamı önüne katmış getirmişti. Nihayet müşriklerden yetmiş kişiyle birlikte onları Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzuruna getirdik. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara baktı ve: "Onları bırakın; kötülüğün ilki de tekrarı da onların aleyhine olsun" buyurdu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları affetti ve Allah [Azze ve Celle] şu ayeti indirdi (¬٢): {وَهُوَ الَّذِي كَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ عَنْهُمْ بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنْ بَعْدِ أَنْ أَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْ} “O, Mekke vadisinde sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir.” [Fetih: 24].
28744. Metin
وهكذا رواه مسلم عن إسحاق بن إبراهيم بن راهويه بسنده نحوه، أو قريبا منه (¬٣).
Müslim de bunu İshâk b. İbrâhîm b. Râhûye'den kendi senediyle bunun gibi veya buna yakın bir şekilde rivâyet etmiştir (¬٣).
28745. Metin
وثبت في الصحيحين من حديث أبي عوانة، عن طارق، عن سعيد بن المسيب، قال: كان أبي ممن بايع رسول الله ﷺ تحت الشجرة. قال: فانطلقنا من قابل حاجين، فخفي علينا مكانها، فإن كان تبينت لكم، فأنتم أعلم (¬٤).
Sahîhayn'da Ebû Avâne hadisinden, o Târık'tan, o da Saîd b. el-Müseyyeb'den şöyle dediği sabit olmuştur: Babam, ağacın altında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e biat edenlerdendi. Dedi ki: Ertesi yıl hacı olarak gittik, fakat ağacın yeri bize gizli kaldı (bulamadık). Eğer o size belirgin olduysa, siz daha iyi bilirsiniz (¬٤).
28746. Metin
وقال أبو بكر الحميدي: حدثنا سفيان، حدثنا أبو الزبير، حدثنا (¬٥) جابر، قال: "لما دعا رسول الله ﷺ الناس إلى البيعة، وجدنا رجلا منا يقال له "الجد بن قيس" مختبئا تحت إبط بعيره".
Ebû Bekr el-Humeydî dedi ki: Bize Süfyân anlattı, bize Ebû'z-Zübeyr anlattı, bize Câbir anlattı (¬٥); şöyle dedi: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanları biata çağırdığında, bizden 'Ced b. Kays' denilen bir adamı devesinin koltuğunun altında gizlenmiş vaziyette bulduk."
28747. Metin
رواه مسلم من حديث ابن جريج، عن ابن الزبير، به (¬٦).
Müslim bunu İbn Cüreyc hadisinden, o İbnü'z-Zübeyr'den [yani Ebû'z-Zübeyr'den] bu şekilde rivâyet etmiştir (¬٦).
28748. Metin
وقال الحميدي أيضا: حدثنا سفيان (¬٧)، عن عمرو، سمع جابرا، قال: كنا يوم الحديبية ألفا وأربعمائة، فقال لنا رسول الله ﷺ "أنتم خير أهل الأرض اليوم". قال جابر: لو كنت أبصر (¬٨) لأريتكم موضع الشجرة. قال سفيان: إنهم اختلفوا في موضعها. أخرجاه من حديث سفيان (¬٩).
Humeydî ayrıca dedi ki: Bize Süfyân (¬٧), Amr'dan anlattı; o Câbir'i şöyle derken işitmiştir: "Hudeybiye günü bin dört yüz kişiydik. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize: 'Siz bugün yeryüzü halkının en hayırlısısınız' buyurdu." Câbir dedi ki: "Eğer gözlerim görseydi (¬٨) size ağacın yerini gösterirdim." Süfyân dedi ki: Onlar ağacın yeri konusunda ihtilaf etmişlerdir. [Buhârî ve Müslim] bunu Süfyân hadisinden tahric etmişlerdir (¬٩).
28749. Metin
وقال الإمام أحمد: حدثنا يونس، حدثنا الليث. عن أبي الزبير، عن جابر، عن رسول الله ﷺ أنه قال: "لا يدخل النار أحد ممن بايع تحت الشجرة" (¬١٠).
İmam Ahmed dedi ki: Bize Yûnus anlattı, bize Leys, Ebû'z-Zübeyr'den, o Câbir'den, o da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle buyurduğunu anlattı: "Ağacın altında biat edenlerden hiç kimse cehenneme girmeyecektir" (¬١٠).
28750. Metin
وقال ١١ ابن أبي حاتم: حدثنا محمد بن هارون الفلاس المخرمي، حدثنا سعد بن عمرو الأشعثي، حدثنا محمد بن ثابت العبدي، عن خداش بن عياش، عن أبي الزبير، عن جابر، قال: قال رسول الله ﷺ: "يدخل من بايع تحت الشجرة كلهم الجنة إلا صاحب الجمل الأحمر". قال: فانطلقنا نبتدره فإذا رجل قد أضل بعيره، فقلنا: تعال فبايع. فقال: أصيب بعيري أحب إلي من أن أبايع ١٢.
İbn Ebî Hâtim dedi ki 11: Bize Muhammed b. Hârûn el-Fellâs el-Muharrimî anlattı, bize Sa'd b. Amr el-Eş'asî anlattı, bize Muhammed b. Sâbit el-Abdî, Hıdâş b. Ayyâş'tan, o Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den nakletti; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Ağacın altında biat edenlerin hepsi cennete girecektir, kızıl devenin sahibi müstesna.» [Câbir] dedi ki: Hemen ona doğru koştuk, bir de baktık ki devesini kaybetmiş bir adam! Ona: "Gel de biat et!" dedik. O ise: "Devemi bulmam, biat etmemden bana daha sevimlidir" dedi 12.
28751. Metin
وقال عبد الله بن أحمد: حدثنا عبيد الله بن معاذ، حدثنا أبي حدثنا قرة، عن أبي الزبير (¬١)، عن جابر، عن النبي ﷺ أنه قال: "من يصعد الثنية، ثنية المرار، فإنه يحط عنه ما حط عن بني إسرائيل". فكان أول من صعد خيل بني (¬٢) الخزرج، ثم تبادر الناس بعد، فقال رسول الله ﷺ: "كلكم مغفور له إلا صاحب الجمل الأحمر". فقلنا: تعال يستغفر لك رسول الله [ﷺ] (¬٣). فقال: والله لأن أجد ضالتي أحب إلي من أن يستغفر لي صاحبكم. فإذا هو رجل ينشد ضالة (¬٤). رواه مسلم عن عبيد الله، به (¬٥).
Abdullah b. Ahmed dedi ki: Bize Ubeydullâh b. Muâz anlattı, bize babam anlattı, bize Kurre, Ebû'z-Zübeyr'den (¬١), o Câbir'den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle buyurduğunu nakletti: "Kim bu tepeyi, Seniyyetü'l-Merâr'ı tırmanırsa, İsrâiloğulları'ndan silinen günahlar gibi onun da günahları silinir." Oraya ilk çıkanlar Benî (¬٢) Hazrec'in atlıları oldu; sonra insanlar peş peşe koştular. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Kızıl devenin sahibi hariç hepiniz bağışlandınız" buyurdu. [Adama]: "Gel, Resûlullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] (¬٣) senin için istiğfarda bulunsun" dedik. O ise: "Vallahi yitiğimi bulmam, arkadaşınızın benim için istiğfar etmesinden bana daha sevimlidir" dedi. Bir de baktık ki o, yitiğini arayan bir adamdır (¬٤). Müslim bunu Ubeydullâh'tan bu senedle rivâyet etmiştir (¬٥).
28752. Metin
وقال ابن جريج: أخبرني أبو الزبير، أنه سمع جابرا يقول: أخبرتني أم مبشر أنها سمعت رسول الله ﷺ يقول عند حفصة: "لا يدخل النار -إن شاء الله-من أصحاب الشجرة الذين بايعوا تحتها أحد". قالت: بلى يا رسول الله. فانتهرها، فقالت لحفصة: {وَإِنْ مِنْكُمْ إِلا وَارِدُهَا} [مريم: ٧١]، فقال النبي ﷺ: "قد قال الله: {ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا} [مريم: ٧٢] "رواه مسلم (¬٦).
İbn Cüreyc dedi ki: Bana Ebû'z-Zübeyr haber verdi; o Câbir'i şöyle derken işitmiştir: Bana Ümmü Mübeşşir, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i Hafsa'nın yanında şöyle derken işittiğini haber verdi: "İnşâallah ağacın altında biat eden ağaç ehlinden hiç kimse cehenneme girmeyecektir." [Hafsa]: "Hayır [girer], ey Allah'ın Resûlü!" dedi. [Resûlullah] onu azarladı. Hafsa: {وَإِنْ مِنْكُمْ إِلا وَارِدُهَا} “İçinizden oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur” [Meryem: 71] [ayetini okudu]. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Allah şöyle buyurmuştur: {ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا} “Sonra takva sahiplerini kurtarırız; zalimleri ise orada diz üstü çökmüş olarak bırakırız” [Meryem: 72]" buyurdu. Bunu Müslim rivâyet etmiştir (¬٦).
28753. Metin
وفيه أيضا عن قتيبة، عن الليث، عن أبي الزبير، عن جابر؛ أن عبدًا لحاطب بن أبي بلتعة جاء يشكو حاطبا، فقال: يا رسول الله، ليدخلن حاطب النار، فقال رسول الله ﷺ: "كذبت، لا يدخلها؛ فإنه قد شهد بدرا والحديبية" (¬٧).
[Sahîh-i Müslim]'de yine Kuteybe'den, o Leys'ten, o Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den rivâyet edildiğine göre; Hâtıb b. Ebî Beltea'nın bir kölesi Hâtıb'ı şikayet etmeye gelip: "Ey Allah'ın Resûlü! Hâtıb mutlaka cehenneme girecektir" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Yalan söyledin, oraya girmeyecektir; çünkü o hem Bedir'de hem de Hudeybiye'de bulunmuştur" buyurdu (¬٧).
28754. Metin
ولهذا قال تعالى في الثناء عليهم: (إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَنْ نَكَثَ فَإِنَّمَا يَنْكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا) [الفتح: ١٠]، كما قال تعالى في الآية الأخرى: {لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَنْزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا} [الفتح: ١٨].
İşte bundan dolayı Teâlâ onları överek şöyle buyurmuştur: (إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَنْ نَكَثَ فَإِنَّمَا يَنْكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا) [Fetih: 10], nitekim diğer ayette de şöyle buyurmuştur: {لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَنْزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا} “Andolsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah müminlerden razı olmuştur. Gönüllerindekini bilmiş, üzerlerine sekînet (huzur ve güven) indirmiş ve onları yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.” [Fetih: 18].
28755. Metin
{سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الأَعْرَابِ شَغَلَتْنَا أَمْوَالُنَا وَأَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَا يَقُولُونَ بِأَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا إِنْ أَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا أَوْ أَرَادَ بِكُمْ نَفْعًا بَلْ كَانَ اللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا (١١) بَلْ ظَنَنْتُمْ أَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ إِلَى أَهْلِيهِمْ أَبَدًا وَزُيِّنَ ذَلِكَ فِي قُلُوبِكُمْ وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِ وَكُنْتُمْ قَوْمًا بُورًا (١٢) وَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ فَإِنَّا أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَعِيرًا (١٣) وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا (١٤)}
{سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الأَعْرَابِ شَغَلَتْنَا أَمْوَالُنَا وَأَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَا يَقُولُونَ بِأَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا إِنْ أَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا أَوْ أَرَادَ بِكُمْ نَفْعًا بَلْ كَانَ اللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا (١١) بَلْ ظَنَنْتُمْ أَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ إِلَى أَهْلِيهِمْ أَبَدًا وَزُيِّنَ ذَلِكَ فِي قُلُوبِكُمْ وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِ وَكُنْتُمْ قَوْمًا بُورًا (١٢) وَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ فَإِنَّا أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَعِيرًا (١٣) وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا (١٤)} “Bedevilerden [seferden] geri bırakılanlar sana: 'Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti; bundan dolayı bizim için mağfiret dile' diyeceklerdir. Onlar, kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: 'Eğer Allah size bir zarar dilerse veya size bir fayda dilerse, Allah'a karşı kim sizin için bir şeye güç yetirebilir? Hayır, Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.' (11) Hayır, siz Peygamber'in ve müminlerin ebediyen ailelerine dönemeyeceklerini sandınız. Bu durum kalplerinize güzel gösterildi; kötü zanda bulundunuz ve helake mahkûm bir topluluk oldunuz. (12) Kim Allah'a ve Resûlü'ne iman etmezse, bilsin ki şüphesiz biz kâfirler için alevli çılgın bir ateş hazırlamışızdır. (13) Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. O dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (14)”
28756. Metin
يقول تعالى مخبرا رسوله (¬١) -صلوات الله وسلامه عليه (¬٢) -بما يعتذر به المخلفون من الأعراب الذين اختاروا المقام في أهليهم وشغلهم (¬٣)، وتركوا المسير مع رسول الله ﷺ، فاعتذروا بشغلهم بذلك، وسألوا أن يستغفر لهم الرسول (¬٤) ﷺ، وذلك قول منهم لا على سبيل الاعتقاد، بل على وجه التقية والمصانعة؛ ولهذا قال تعالى: (يَقُولُونَ بِأَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا إِنْ أَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا أَوْ أَرَادَ بِكُمْ نَفْعًا) أي: لا يقدر أحد أن يرد ما أراده فيكم تعالى وتقدس، وهو العليم بسرائركم وضمائركم، وإن صانعتمونا وتابعتمونا (¬٥)؛ ولهذا قال: (بَلْ كَانَ اللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا).
Allah Teâlâ, Resûlü'ne -salavâtullâhi ve selâmuhu aleyh (¬١) (¬٢)- ailelerinin ve meşgalelerinin (¬٣) yanında kalmayı tercih edip Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte gitmeyi terk eden bedevilerden geride kalanların öne sürecekleri mazereti bildirmektedir. Onlar bununla meşgul olduklarını mazeret gösterip Resûlullah (¬٤) sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendileri için mağfiret dilemesini istemişlerdir. Bu, onların [içten] bir inançla söyledikleri bir söz değil, bilakis takıyye ve yapmacık bir idare-i maslahat gereği söyledikleri bir sözdür. Bu sebeple Teâlâ şöyle buyurmuştur: (يَقُولُونَ بِأَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا إِنْ أَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا أَوْ أَرَادَ بِكُمْ نَفْعًا) Yani: Yüce ve mukaddes olan Allah'ın hakkınızda dilediğini geri çevirmeye kimse güç yetiremez. Siz bize yaranmaya çalışsanız ve bize tâbi gibi görünseniz de (¬٥) O, sizin gizlediklerinizi ve iç dünyanızı hakkıyla bilendir. Bu sebeple: (بَلْ كَانَ اللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا) buyurmuştur.
28757. Metin
ثم قال: (بَلْ ظَنَنْتُمْ أَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ إِلَى أَهْلِيهِمْ أَبَدًا) أي: لم يكن تخلفكم تخلف معذور ولا عاص، بل تخلف نفاق، (بَلْ ظَنَنْتُمْ أَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ إِلَى أَهْلِيهِمْ أَبَدًا) أي: اعتقدتم أنهم يقتلون وتستأصل شأفتهم وتستباد خضراؤهم، ولا يرجع منهم مخبر، (وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِ وَكُنْتُمْ قَوْمًا بُورًا) أي: هلكى. قاله ابن عباس، ومجاهد، وغير واحد. وقال قتادة: فاسدين. وقيل: هي بلغة عمان.
Sonra: (بَلْ ظَنَنْتُمْ أَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ إِلَى أَهْلِيهِمْ أَبَدًا) buyurdu; yani sizin geride kalmanız mazeret sahibi veya âsi birinin geride kalması gibi değil, bilakis nifak kaynaklı bir geri kalıştı. (بَلْ ظَنَنْتُمْ أَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ إِلَى أَهْلِيهِمْ أَبَدًا) yani onların öldürüleceklerini, köklerinin kazınacağını, soylarının tüketileceğini ve onlardan geriye haber verecek kimsenin dönmeyeceğini zannettiniz. (وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِ وَكُنْتُمْ قَوْمًا بُورًا) yani helak olmuş kimseler [oldunuz]. Bunu İbn Abbâs, Mücâhid ve birden fazla kişi söylemiştir. Katâde ise "bozguncular/fâsitler" demiştir. Bunun Umman lehçesinde [bir kelime] olduğu da söylenmiştir.
28758. Metin
ثم قال: (وَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ) أي: من لم يخلص العمل في الظاهر والباطن لله، فإن الله تعالى سيعذبه في السعير، وإن أظهر للناس ما يعتقدون خلاف ما هو عليه في نفس الأمر.
Sonra: (وَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ) buyurdu; yani kim zâhirde ve bâtında amelini Allah için ihlaslı kılmazsa, hakikatte olanın aksine insanlara onların inandığı gibi görünse bile Allah Teâlâ onu alevli ateşte (saîrde) azaplandıracaktır.
28759. Metin
ثم بين تعالى أنه الحاكم المالك المتصرف في أهل السموات والأرض: (يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا) أي: لمن تاب إليه وأناب، وخضع لديه.
Sonra Teâlâ, gökler ve yer ehlinde hükümran, mâlik ve tasarruf sahibi olduğunu beyan buyurdu: (يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا) yani O'na tevbe edip yönelen ve O'nun huzurunda boyun eğen kimseler için [bağışlayıcı ve merhamet edicidir].
28760. Metin
{سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ إِذَا انْطَلَقْتُمْ إِلَى مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْ يُرِيدُونَ أَنْ يُبَدِّلُوا كَلامَ اللَّهِ قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذَلِكُمْ قَالَ اللَّهُ مِنْ قَبْلُ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَا بَلْ كَانُوا لا يَفْقَهُونَ إِلا قَلِيلا (١٥)}
{سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ إِذَا انْطَلَقْتُمْ إِلَى مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْ يُرِيدُونَ أَنْ يُبَدِّلُوا كَلامَ اللَّهِ قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذَلِكُمْ قَالَ اللَّهُ مِنْ قَبْلُ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَا بَلْ كَانُوا لا يَفْقَهُونَ إِلا قَلِيلا (١٥)} “Siz ganimetleri almak için gittiğinizde geride bırakılanlar: 'Bizi bırakın, sizinle gelelim' diyeceklerdir. Onlar Allah'ın kelamını değiştirmek isterler. De ki: 'Siz asla bizim peşimizden gelmeyeceksiniz! Allah daha önce de böyle buyurmuştu.' Onlar: 'Hayır, siz bizi kıskanıyorsunuz' diyeceklerdir. Bilakis onlar, pek azı müstesna, anlamayan kimselerdir. (15)”
28761. Metin
يقول تعالى مخبرًا عن الأعراب الذين تخلفوا عن النبي ﷺ في غزوة (¬٦) الحديبية، إذ ذهب النبي ﷺ وأصحابه إلى خيبر يفتتحونها: أنهم يسألون أن يخرجوا معهم إلى المغنم، وقد تخلفوا عن وقت محاربة الأعداء ومجالدتهم ومصابرتهم، فأمر الله رسوله ﷺ ألا يأذن لهم في ذلك، معاقبة لهم من جنس ذنبهم. فإن الله تعالى وعد أهل الحديبية بمغانم خيبر وحدهم لا يشركهم فيها غيرهم من الأعراب المتخلفين، فلا (¬٧) يقع غير ذلك شرعا وقدرا؛ ولهذا قال: (يُرِيدُونَ أَنْ يُبَدِّلُوا كَلامَ اللَّهِ)
Allah Teâlâ, Hudeybiye gazvesinde (¬٦) Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den geri kalan bedeviler hakkında -Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashabı Hayber'i fethetmek üzere gittiğinde- onların ganimet için kendileriyle birlikte sefere çıkmayı isteyeceklerini haber vermektedir. Oysa onlar düşmanlarla savaşma, onlarla çarpışma ve sabretme vaktinde geri kalmışlardı. Bu yüzden Allah, günahlarının cinsinden bir ceza olmak üzere, Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem'e onlara bu hususta izin vermemesini emretmiştir. Çünkü Allah Teâlâ, Hayber ganimetlerini geride kalan diğer bedeviler ortak olmaksızın sırf Hudeybiye ehline vaat etmiştir. Dolayısıyla şer'an ve kaderen bundan başkası vuku bulamaz (¬٧). Bu sebeple: (يُرِيدُونَ أَنْ يُبَدِّلُوا كَلامَ اللَّهِ) buyurmuştur.
28762. Metin
قال مجاهد، وقتادة، وجويبر: وهو الوعد الذي وعد به أهل الحديبية. واختاره ابن جرير ٨.
Mücâhid, Katâde ve Cüveybir şöyle demişlerdir: "Bu, [Allah'ın] Hudeybiye ehline vaat ettiği şeydir." İbn Cerîr de bu görüşü tercih etmiştir 8.
28763. Metin
وقال ابن زيد: هو قوله: {فَإِنْ رَجَعَكَ اللَّهُ إِلَى طَائِفَةٍ مِنْهُمْ فَاسْتَأْذَنُوكَ لِلْخُرُوجِ فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِيَ أَبَدًا وَلَنْ تُقَاتِلُوا مَعِيَ عَدُوًّا إِنَّكُمْ رَضِيتُمْ بِالْقُعُودِ أَوَّلَ مَرَّةٍ فَاقْعُدُوا مَعَ الْخَالِفِينَ} [التوبة: ٨٣].
İbn Zeyd ise bunun: {فَإِنْ رَجَعَكَ اللَّهُ إِلَى طَائِفَةٍ مِنْهُمْ فَاسْتَأْذَنُوكَ لِلْخُرُوجِ فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِيَ أَبَدًا وَلَنْ تُقَاتِلُوا مَعِيَ عَدُوًّا إِنَّكُمْ رَضِيتُمْ بِالْقُعُودِ أَوَّلَ مَرَّةٍ فَاقْعُدُوا مَعَ الْخَالِفِينَ} “Eğer Allah seni onlardan bir topluluğun yanına döndürür de onlar [sefere] çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: 'Benimle asla ebediyen sefere çıkmayacaksınız ve benimle beraber hiçbir düşmanla savaşmayacaksınız. Çünkü siz ilk defasında oturup kalmaya razı oldunuz; artık geride kalanlarla beraber oturun!'” [Tevbe: 83] ayeti olduğunu söylemiştir.
28764. Metin
وهذا الذي قاله ابن زيد فيه نظر؛ لأن هذه الآية التي في "براءة" نزلت في غزوة تبوك، وهي متأخرة عن غزوة (¬١) الحديبية.
İbn Zeyd'in bu söylediğinde tutarsızlık vardır (eleştiriye açıktır); çünkü Berâe (Tevbe) Suresi'ndeki bu ayet Tebük Gazvesi'nde inmiştir ve bu gazve Hudeybiye Gazvesi'nden (¬١) sonradır.
28765. Metin
وقال ابن جريج: (يُرِيدُونَ أَنْ يُبَدِّلُوا كَلامَ اللَّهِ) يعني: بتثبيطهم المسلمين عن الجهاد.
İbn Cüreyc: (يُرِيدُونَ أَنْ يُبَدِّلُوا كَلامَ اللَّهِ) yani Müslümanları cihaddan alıkoymalarıyla [bunu yapmak istiyorlar] demiştir.
28766. Metin
(قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذَلِكُمْ قَالَ اللَّهُ مِنْ قَبْلُ) أي: وعد الله أهل الحديبية قبل سؤالكم (¬٢) الخروج معهم، (فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَا) أي: أن نشرككم في المغانم، (بَلْ كَانُوا لا يَفْقَهُونَ إِلا قَلِيلا) أي: ليس الأمر كما زعموا، ولكن لا فهم لهم (¬٣).
(قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذَلِكُمْ قَالَ اللَّهُ مِنْ قَبْلُ) Yani: Sizin onlarla birlikte çıkmayı talep etmenizden (¬٢) önce Allah Hudeybiye ehline [bu ganimeti] vaat etmiştir. (فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَا) Yani: Ganimetlere ortak olmamızı [kıskanıyorsunuz]. (بَلْ كَانُوا لا يَفْقَهُونَ إِلا قَلِيلا) Yani: Durum onların iddia ettiği gibi değildir, bilakis onların anlayışları kıttır (kavrayışları yoktur) (¬٣).
28767. Metin
{قُلْ لِلْمُخَلَّفِينَ مِنَ الأَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ إِلَى قَوْمٍ أُولِي بَأْسٍ شَدِيدٍ تُقَاتِلُونَهُمْ أَوْ يُسْلِمُونَ فَإِنْ تُطِيعُوا يُؤْتِكُمُ اللَّهُ أَجْرًا حَسَنًا وَإِنْ تَتَوَلَّوْا كَمَا تَوَلَّيْتُمْ مِنْ قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا (١٦) لَيْسَ عَلَى الأَعْمَى حَرَجٌ وَلا عَلَى الأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَارُ وَمَنْ يَتَوَلَّ يُعَذِّبْهُ عَذَابًا أَلِيمًا (١٧)}
{قُلْ لِلْمُخَلَّفِينَ مِنَ الأَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ إِلَى قَوْمٍ أُولِي بَأْسٍ شَدِيدٍ تُقَاتِلُونَهُمْ أَوْ يُسْلِمُونَ فَإِنْ تُطِيعُوا يُؤْتِكُمُ اللَّهُ أَجْرًا حَسَنًا وَإِنْ تَتَوَلَّوْا كَمَا تَوَلَّيْتُمْ مِنْ قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا (١٦) لَيْسَ عَلَى الأَعْمَى حَرَجٌ وَلا عَلَى الأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَارُ وَمَنْ يَتَوَلَّ يُعَذِّبْهُ عَذَابًا أَلِيمًا (١٧)} “Bedevilerden geride bırakılanlara de ki: 'Siz yakında çok güçlü ve zorlu bir topluluğa karşı çağrılacaksınız; onlarla savaşırsınız yahut Müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz Allah size güzel bir ecir verir; şayet daha önce yüz çevirdiğiniz gibi yine yüz çevirirseniz sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır.' (16) Köre bir sorumluluk yoktur, topala bir sorumluluk yoktur, hastaya da bir sorumluluk yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse, [Allah] onu altından ırmaklar akan cennetlere girdirir. Kim de yüz çevirirse, onu elem dolu bir azap ile cezalandırır. (17)”
28768. Metin
اختلف المفسرون في هؤلاء القوم الذين يدعون إليهم، الذين هم أولو بأس شديد، على أقوال:
Müfessirler, kendilerine karşı [savaşa] çağrılacak olan o "çok güçlü ve zorlu topluluk" hakkında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir:
28769. Metin
أحدها: أنهم هوازن. رواه شعبة عن أبي بِشْر، عن سعيد بن جبير -أو عكرمة (¬٤)، أو جميعا-ورواه هُشيم عن أبي بشر، عنهما. وبه يقول قتادة في رواية عنه.
Birincisi: Onların Hevâzin [kabilesi] olduğudur. Bunu Şu'be, Ebû Bişr'den, o Saîd b. Cübeyr'den veya İkrime'den (¬٤) -yahut her ikisinden- rivâyet etmiştir. Hüşeym de Ebû Bişr'den, o ikisinden rivâyet etmiştir. Kendisinden gelen bir rivâyette Katâde de bu görüştedir.
28770. Metin
الثاني: ثقيف، قاله الضحاك.
İkincisi: Sakîf [kabilesi] olduğudur; bunu Dahhâk söylemiştir.
28771. Metin
الثالث: بنو حنيفة، قاله جويبر. ورواه محمد بن إسحاق، عن الزهري. وروي مثله عن سعيد وعكرمة.
Üçüncüsü: Benî Hanîfe olduğudur; bunu Cüveybir söylemiştir. Bunu Muhammed b. İshâk, Zührî'den rivâyet etmiştir. Saîd ve İkrime'den de bunun bir benzeri rivâyet edilmiştir.