Talâk Suresi Tefsiri

İbn Kesîr · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

31426. Metin

وهي مدنية.

[Bu sure] Medenîdir.

31427. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

31428. Metin

{يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلا يَخْرُجْنَ إِلا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ لا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا (١)}

{يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلا يَخْرُجْنَ إِلا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ لا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا (١)} “Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman, onları iddetleri vaktinde boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah'tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları durumu müstesna, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, muhakkak ki nefsine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır.”

31429. Metin

خُوطب النبي ﷺ أولا تشريفًا وتكريما، ثم خاطب الأمة تبعًا فقال: (يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ)

Şeref ve ikram maksadıyla önce Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e hitap edilmiş, sonra da ona tabi olarak ümmete hitap edilip şöyle buyrulmuştur: (يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ)

31430. Metin

وقال ابن أبي حاتم: حدثنا محمد بن ثواب بن سعيد الهباري، حدثنا أسباط بن محمد، عن سعيد، عن قتادة، عن أنس قال: طلق رسول الله ﷺ حفصة، فأتت أهلها، فأنزل الله، ﷿: (يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ) فقيل له: راجعها فإنها صوامة قوامة، وهي من أزواجك ونسائك في الجنة.

İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize Muhammed b. Sevâb b. Saîd el-Habbârî anlattı, bize Esbât b. Muhammed, Saîd'den, o Katâde'den, o da Enes'ten nakletti: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hafsa'yı boşadı, o da ailesinin yanına gitti. Bunun üzerine Azîz ve Celîl olan Allah: (يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ) ayetini indirdi. Kendisine: 'Ona dön, çünkü o çok oruç tutan, çokça namaz kılan bir kadındır ve cennette de senin eşlerindendir.' denildi."

31431. Metin

ورواه ابن جرير، عن ابن بشار، عن عبد الأعلى، عن سعيد، عن قتادة … فذكره مرسلا (¬١) وقد ورد من غير وجه: أن رسول الله ﷺ طلق حفصة ثم راجعها.

Bunu İbn Cerîr, İbn Beşşâr'dan, o Abdüla'lâ'dan, o Saîd'den, o da Katâde'den... mürsel olarak rivayet etmiştir (¬١). Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Hafsa'yı boşayıp sonra ona geri döndüğü başka yollardan da rivayet edilmiştir.

31432. Metin

وقال البخاري: حدثنا يحيى بن بُكَيْر، حدثنا الليث وعقيل، عن ابن شهاب، أخبرني سالم: أن عبد الله بن عمر أخبره: أنه طلق امرأة له وهي حائض، فذكر عمرُ لرسول الله ﷺ، فتغيظ رسول الله ﷺ ثم قال: "ليراجعها، ثم يمسكها حتى تطهر، ثم تحيض فتطهر، فإن بدا له أن يطلقها فليطلقها طاهرًا قبل أن يمسها، فتلك العدة التي أمر الله، ﷿" (¬٢)

Buhârî dedi ki: Bize Yahyâ b. Bükeyr anlattı, bize Leys ve Ukayl, İbn Şihâb'dan anlattı, bana Sâlim haber verdi ki Abdullah b. Ömer ona şunu bildirmiştir: Kendisi hanımını âdetliyken boşamıştı. Ömer bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e anlattı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem öfkelendi ve sonra şöyle buyurdu: "Ona geri dönsün, sonra temizleninceye kadar onu tutsun. Sonra tekrar âdet görüp temizlensin. Eğer onu boşamak isterse, kendisine dokunmadan önce temizken boşasın. İşte Azîz ve Celîl olan Allah'ın emrettiği iddet budur." (¬٢)

31433. Metin

هكذا رواه البخاري هاهنا وقد رواه في مواضع من كتابه، ومسلم، ولفظه: "فتلك العدة التي أمر الله أن يطلق لها النساء" (¬٣)

Buhârî bu rivayeti burada böyle nakletmiştir. Kitabının çeşitli yerlerinde ve Müslim de şu lafızla rivayet etmiştir: "İşte Allah'ın kadınların kendisinde boşanmasını emrettiği iddet budur." (¬٣)

31434. Metin

ورواه أصحاب الكتب والمسانيد من طرق متعددة وألفاظ كثيرة ٤ ومواضع استقصائها كتب الأحكام.

Hadis kitapları ve müsned sahipleri bunu pek çok tarik ve muhtelif lafızlarla rivayet etmişlerdir4; bunların etraflıca inceleneceği yer ise ahkâm kitaplarıdır.

31435. Metin

وأمَسُّ لفظ يورَد ها هنا ما رواه مسلم في صحيحه، من طريق ابن جُرَيْج: أخبرني أبو الزبير: أنه سمع عبد الرحمن بن أيمن -مولى عَزة يسأل ابن عمر-وأبو الزبير يسمع ذلك: كيف ترى في رجل طلق امرأته حائضًا؟ فقال: طَلَّق ابن عمر امرأته حائضا على عهد رسول الله ﷺ، فسأل عمر رسول الله ﷺ فقال: إن عبد الله بن عمر طلق امرأته وهي حائض، فقال رسول الله ﷺ: "ليراجعها" فَردَّها، وقال: "إذا طهرت فليطلق أو يمسك". قال ابن عمر: وقرأ النبي ﷺ: (يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ) (¬١).

Bu konuda zikredilebilecek en uygun lafız, Müslim'in Sahih'inde İbn Cüreyc yoluyla rivayet ettiği şu hadistir: Bana Ebü'z-Zübeyr haber verdi; o, Azze'nin azatlısı Abdurrahman b. Eymen'in İbn Ömer'e şunu sorarken işitmiş -Ebü'z-Zübeyr de bunu dinliyormuş-: "Hanımını âdetliyken boşayan bir adam hakkında ne dersin?" İbn Ömer dedi ki: "İbn Ömer, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde hanımını âdetliyken boşamıştı. Bunun üzerine Ömer, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sorup: 'Abdullah b. Ömer hanımını âdetliyken boşadı.' dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Ona geri dönsün.' buyurdu ve onu geri aldı. Ardından: 'Temizlendiği zaman dilerse boşasın, dilerse tutsun.' dedi." İbn Ömer dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: (يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ) ayetini okudu (¬١).

31436. Metin

وقال الأعمش، عن مالك بن الحارث، عن عبد الرحمن بن يزيد، عن عبد الله في قوله: (فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ) قال: الطهر من غير جماع (¬٢) وروي عن ابن عمر وعطاء، ومجاهد، والحسن، وابن سيرين، وقتادة، وميمون بن مِهْران، ومقاتل بن حيان مثل ذلك، وهو رواية عن عكرمة، والضحاك.

A'meş, Mâlik b. el-Hâris'ten, o Abdurrahman b. Yezîd'den, o Abdullah'tan naklettiğine göre, o: (فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ) ayeti hakkında: "Cinsel ilişki olmaksızın temizlik halidir." demiştir (¬٢). İbn Ömer, Atâ, Mücâhid, Hasan, İbn Sîrîn, Katâde, Meymûn b. Mihrân ve Mukâtil b. Hayyân'dan da bunun benzeri rivayet edilmiştir; bu aynı zamanda İkrime ve Dahhâk'tan gelen bir rivayettir.

31437. Metin

وقال علي بن أبي طلحة، عن ابن عباس في قوله تعالى: (فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ) قال: لا يطلقها وهي حائض ولا في طهر قد جامعها فيه، ولكن: تتركها حتى إذا حاضت وطهرت طلقها تطليقة.

Ali b. Ebî Talha, İbn Abbâs'tan Yüce Allah'ın: (فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ) ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Kadını âdetliyken de kendisiyle cinsel ilişkide bulunduğu temizlik döneminde de boşamaz. Fakat onu bırakır, âdet görüp temizlendiğinde onu bir talakla boşar."

31438. Metin

وقال عكرمة: (فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ) العدة: الطهر، والقرء الحيضة، أن يطلقها حبلى مستبينا حملها، ولا يطلقها وقد طاف عليها، ولا يدري حبلى هي أم لا.

İkrime şöyle demiştir: (فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ) "İddet: Temizlik halidir, kur' ise hayızdır. Kadını gebeliği belirginleşmiş bir hamile iken boşar; onunla birlikte olmuşken hamile olup olmadığını bilmediği bir halde onu boşamaz."

31439. Metin

ومن ها هنا أخذ الفقهاء أحكام الطلاق وقسموه إلى طلاق سنة وطلاق بدعة، فطلاق السنة: أن يطلقها طاهرًا من غير جماع، أو حاملا قد استبان حملها. والبدعى: هو أن يطلقها في حال الحيض، أو في طهر قد جامعها فيه، ولا يدري أحملت أم لا؟ وطلاق ثالث لا سنة فيه ولا بدعة، وهو طلاق الصغيرة والآيسة، وغير المدخول بها، وتحرير الكلام في ذلك وما يتعلق به مستقصى في كتب الفروع، والله ﷾ أعلم.

Fakihler boşanma hükümlerini buradan çıkarmış ve onu sünnet talakı ve bid'at talakı olmak üzere kısımlara ayırmışlardır. Sünnet talakı: Kadını cinsel ilişki olmaksızın temizlik halindeyken veya gebeliği belirginleşmiş hamile iken boşamasıdır. Bid'at talakı ise: Kadını âdet halindeyken ya da kendisiyle cinsel ilişkide bulunduğu ve gebe kalıp kalmadığını bilmediği bir temizlik döneminde boşamasıdır. Ne sünnet ne de bid'at olan üçüncü bir talak daha vardır ki o da küçük yaştakilerin, menopoza girmiş olanların ve zifafa girilmemiş kadınların boşanmasıdır. Bu konunun ve bununla ilgili hususların ayrıntılı açıklaması füru kitaplarında genişçe yapılmıştır. En doğrusunu Azîz ve Celîl olan Allah bilir.

31440. Metin

وقوله (وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ) أي: احفظوها واعرفوا ابتداءها وانتهاءها؛ لئلا تطول العدة على المرأة فتمتنع من الأزواج. (وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ) أي: في ذلك.

Ayetteki: (وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ) ifadesi; yani: Kadının iddeti uzayıp da başkalarıyla evlenmesine engel olunmasın diye onu zapt edin, başlangıcını ve bitişini iyi bilin [demektir]. (وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ) ifadesi ise; yani: Bu hususta [Rabbiniz olan Allah'tan korkun demektir].

31441. Metin

وقوله: (لا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلا يَخْرُجْنَ) أي: في مدة العدة لها حق السكنى على الزوج ما دامت معتدة منه، فليس للرجل أن يخرجها، ولا يجوز لها أيضا الخروج لأنها معتقلة (¬٣) لحق الزوج أيضًا.

Ayetteki: (لا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلا يَخْرُجْنَ) ifadesi; yani: İddet müddetince, kendisinden dolayı iddet beklediği sürece kadının koca üzerinde barınma hakkı vardır. Dolayısıyla erkeğin onu çıkarması helal olmadığı gibi, kadının da çıkması caiz değildir; çünkü o kadın aynı zamanda kocanın hakkı sebebiyle de alıkonulmuştur (¬٣).

31442. Metin

وقوله: (إِلا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ) أي: لا يخرجن من بيوتهن إلا أن ترتكب المرأة فاحشة مبينة، فتخرج من المنزل، والفاحشة المبينة تشمل الزنا، كما قاله ابن مسعود، وابن عباس، وسعيد بن المُسَيَّب، والشعبي، والحسن، وابن سيرين، ومجاهد، وعِكْرمة، وسعيد بن جبير، وأبو قِلابة، وأبو صالح، والضحاك، وزيد بن أسلم، وعطاء الخراساني، والسُّدِّي، وسعيد بن

Ayetteki: { إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ } “Açık bir hayâsızlık yapmaları durumu müstesna” ifadesi; yani: Kadın apaçık bir hayâsızlık irtikâp etmedikçe evlerinden çıkmazlar/çıkarılmazlar; [böyle bir şey yaparsa] evden çıkarılır. Apaçık hayâsızlık (el-fâhişetü'l-mübeyyine) zinayı kapsar; nitekim İbn Mes‘ûd, İbn Abbâs, Saîd b. el-Müseyyeb, eş-Şa‘bî, el-Hasan[-ı Basrî], İbn Sîrîn, Mücâhid, İkrime, Saîd b. Cübeyr, Ebû Kılâbe, Ebû Sâlih, ed-Dahhâk, Zeyd b. Eslem, Atâ el-Horasânî, es-Süddî ve Saîd b. [bunu söylemişlerdir].

31443. Metin

أبي هلال، وغيرهم وتشمل ماذا (¬١) نشزَت المرأة أو بَذَت على أهل الرجل وآذتهم في الكلام والفعال، كما قاله أبي بن كعب، وابن عباس، وعكرمة، وغيرهم.

Ebî Hilâl ve başkaları böyle söylemiştir. Ayrıca bu, kadının serkeşlik etmesini (¬١) ya da erkeğin ailesine karşı edepsizlik yapıp söz ve fiilleriyle onlara eziyet etmesini de kapsar; nitekim Übey b. Ka'b, İbn Abbâs, İkrime ve başkaları böyle demiştir.

31444. Metin

وقوله: (وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ) أي: شرائعه ومحارمه (وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ) أي: يخرج عنها ويتجاوزها إلى غيرها ولا يأتمر بها (فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ) أي: بفعل ذلك.

Ayetteki: (وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ) ifadesi; yani: O'nun şeriatleri ve haramlarıdır. (وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ) ifadesi; yani: Kim bunların dışına çıkar, bunları aşıp başkasına geçer ve bunlara uymazsa; (فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ) yani: Bunu yapmakla [kendisine zulmetmiş olur].

31445. Metin

وقوله: (لا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا) أي: إنما أبقينا المطلقة في منزل الزوج في مدة العدة، لعل الزوج يندم على طلاقها ويخلق الله في قلبه رَجْعَتَها، فيكون ذلك أيسر وأسهل.

Ayetteki: (لا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا) ifadesi; yani: Boşanmış kadını iddet süresince kocanın evinde bırakmamızın sebebi; belki koca onu boşadığına pişman olur da Allah onun kalbinde kadına geri dönme arzusu yaratır, böylece bu durum daha kolay ve daha zahmetsiz olur.

31446. Metin

قال الزهري، عن عبيد الله بن عبد الله، عن فاطمة بنت قيس في قوله: (لا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا) قال: هي الرجعة. وكذا قال الشعبي، وعطاء، وقتادة، والضحاك، ومقاتل ابن حيان، والثوري. ومن هاهنا ذهب من ذهب من السلف ومن تابعهم، كالإمام أحمد بن حنبل، رحمه الله تعالى إلى أنه لا تجب السكنى للمبتوتة، وكذا المتوفى عنها زوجها، واعتمدوا أيضًا على حديث فاطمة بنت قيس الفهرية، حين طلقها زوجها أبو عمرو بن حفص آخر ثلاث تطليقات، وكان غائبًا عنها باليمن، فأرسل إليها بذلك، فأرسل إليها وكيله بشعير -[يعني] (¬٢) نفقة-فَتَسَخَّطته فقال: والله ليس لك علينا نفقة. فأتت رسول الله ﷺ، فقال: "ليس لك عليه نفقة". ولمسلم: ولا سكنى، وأمرها أن تعتد في بيت أم شريك، ثم قال: "تلك امرأة يغشاها أصحابي، اعتدي عند ابن أم مكتوم، فإنه رجل أعمى تضعين ثيابك" الحديث (¬٣)

Zührî, Ubeydullah b. Abdullah'tan, o da Fâtıma bnt. Kays'tan (لا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا) ayeti hakkında: "Bu, rücûdur (geri dönmektir)." dediğini nakletmiştir. Şa'bî, Atâ, Katâde, Dahhâk, Mukâtil b. Hayyân ve Sevrî de böyle demiştir. İşte bundan dolayı Selef'ten bazı âlimler ve onlara uyan İmam Ahmed b. Hanbel -Allah Teâlâ ona rahmet etsin- gibi zatlar, kesin olarak boşanmış (üç talakla boşanmış) kadına barınma hakkının vacip olmadığı, aynı şekilde kocası ölen kadına da vacip olmadığı görüşüne varmışlardır. Onlar ayrıca kocası Ebû Amr b. Hafs kendisini üç talakın sonuncusuyla boşadığında Fihriyye olan Fâtıma bnt. Kays'ın hadisine dayanmışlardır. Kocası Yemen'de bulunup yanında yoktu; ona boşanma haberini gönderdi ve vekiliyle de ona biraz arpa -[yani] nafaka (¬٢)- yolladı. Kadın bunu azımsayıp öfkelendi. Bunun üzerine vekil: "Vallahi bizim üzerimizde senin bir nafaka hakkın yoktur." dedi. Kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gitti. Resûlullah: "Senin onun üzerinde nafaka hakkın yoktur." buyurdu. Müslim'in rivayetinde: "Barınma hakkın da yoktur." ziyadesi vardır. Ona Ümmü Şerîk'in evinde iddet beklemesini emretti, sonra şöyle buyurdu: "O, ashabımın sıkça uğradığı bir kadındır; sen İbn Ümmü Mektûm'un yanında iddet bekle. Zira o âmâ bir adamdır, elbiselerini rahatça çıkarabilirsin..." Hadis (¬٣).

31447. Metin

وقد رواه الإمام أحمد من طريق أخرى بلفظ آخر، فقال:

İmam Ahmed bunu başka bir yoldan ve farklı bir lafızla şöyle rivayet etmiştir:

31448. Metin

حدثنا يحيى بن سعيد، حدثنا مجالد، حدثنا عامر قال: قدمت المدينة فأتيت فاطمة بنت قيس، فحدثتني أن زوجها طلقها على عهد النبي ﷺ، فبعثه رسول الله ﷺ في سَرية. قالت: فقال لي أخوه: اخرجي من الدار. فقلت: إن لي نفقة وسكنى حتى يحل الأجل. قال: لا. قالت: فأتيت رسول الله ﷺ فقلت: إن فلانا طلقني، وأن أخاه أخرجني ومنعني السكنى والنفقة، [فأرسل إليه] (¬٤) فقال: "ما لك ولابنة آل قيس"، قال: يا رسول الله، إن أخي طلقها ثلاثا جميعًا. قالت: فقال رسول الله ﷺ: "انظري يا بنت آل قيس، إنما النفقة والسكنى للمرأة على زوجها ما كان له عليها رجعة، فإذا لم يكن له عليها رجعة فلا نفقة ولا سكنى. اخرجي فانزلي على فلانة". ثم قال: "إنه يُتحَدّث إليها، انزلي على ابن أم مكتوم، فإنه أعمى لا يراك" وذكر تمام الحديث (¬٥)

Bize Yahyâ b. Saîd anlattı, bize Mücâlid anlattı, bize Âmir anlattı, dedi ki: Medine'ye geldim ve Fâtıma bnt. Kays'ın yanına vardım. O bana, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde kocasının kendisini boşadığını, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in de kocasını bir seriyyede gönderdiğini anlattı. Fâtıma dedi ki: Kocasının kardeşi bana: "Evden çık!" dedi. Ben de: "Süre doluncaya kadar benim nafaka ve barınma hakkım var." dedim. O: "Hayır, yok." dedi. Fâtıma dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: "Filanca beni boşadı, kardeşi de beni evden çıkardı, barınma ve nafakamı engelledi." dedim. [Peygamber adama haber gönderdi] (¬٤) ve: "Senin Âl-i Kays'ın kızıyla ne alıp veremediğin var?" buyurdu. Adam: "Ey Allah'ın Resûlü, kardeşim onu üç talakla tamamen boşadı." dedi. Fâtıma dedi ki: Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bak ey Kays ailesinin kızı! Kadının kocası üzerindeki nafaka ve barınma hakkı, ancak erkeğin kadına dönme hakkı bulunduğu sürece geçerlidir. Eğer ona dönme hakkı yoksa ne nafaka vardır ne de barınma. Çık ve filanca kadının yanına yerleş." buyurdu. Sonra: "Onun yanına çok girilip çıkılır, sen İbn Ümmü Mektûm'un yanına yerleş; zira o âmâdır, seni görmez." buyurdu ve hadisin tamamını zikretti (¬٥).

31449. Metin

وقال أبو القاسم الطبراني: حدثنا أحمد بن عبد الله البزار التُّسْتَريّ، حدثنا إسحاق بن إبراهيم الصواف، حدثنا بكر بن بكار، حدثنا سعيد بن يزيد البجلي، حدثنا عامر الشعبي: أنه دخل على فاطمة بنت قيس أخت الضحاك بن قيس القرشي، وزوجها أبو عمرو بن حفص بن المغيرة

Ebü’l-Kāsım et-Taberânî dedi ki: Bize Ahmed b. Abdillâh el-Bezzâr et-Tüsterî anlattı, bize İshâk b. İbrâhîm es-Savvâf anlattı, bize Bekr b. Bekkâr anlattı, bize Saîd b. Yezîd el-Becelî anlattı, bize Âmir eş-Şa‘bî anlattı: O, ed-Dahhâk b. Kays el-Kureşî’nin kız kardeşi Fâtıma bnt. Kays’ın yanına girmişti; Fâtıma'nın kocası da Ebû Amr b. Hafs b. el-Mugîre

31450. Metin

المخزومي فقالت: إن أبا عمرو بن حفص أرسل إلي وهو منطلق في جيش إلى اليمن بطلاقي، فسألت أولياءه النفقة علي والسكنى، فقالوا: ما أرسل إلينا في ذلك شيئًا، ولا أوصانا به. فانطلقت إلى رسول الله ﷺ فقلت: يا رسول الله، إن أبا عمرو بن حفص أرسل إلي بطلاقي، فطلبت السكنى والنفقة علي، فقال: أولياؤه: لم يرسل إلينا في ذلك بشيء. فقال رسول الله ﷺ: "إنما النفقة والسكنى للمرأة إذا كان لزوجها عليها رجعة، فإذا كانت لا تحل له حتى تنكح زوجًا غيره فلا نفقة لها ولا سكنى".

el-Mahzûmî idi. Fâtıma dedi ki: "Ebû Amr b. Hafs Yemen'e giden bir ordudayken bana boşanma haberimi gönderdi. Ben de onun yakınlarından nafakamı ve barınmamı istedim. Onlar: 'Bize bu konuda bir şey göndermedi ve bize bunu vasiyet etmedi.' dediler. Ben de Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gidip: 'Ey Allah'ın Resûlü! Ebû Amr b. Hafs bana boşanma haberimi gönderdi. Ben de barınma ve nafakamı talep ettim; yakınları ise: Bize bu hususta bir şey göndermedi, dediler.' dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Kadın için nafaka ve barınma hakkı, ancak kocasının ona dönme hakkı olduğu sürece geçerlidir. Başka bir koca ile evleninceye kadar artık kocasına helal olmuyorsa, onun ne nafaka hakkı vardır ne de barınma.'"

31451. Metin

وكذا رواه النسائي (¬١) عن أحمد بن يحيى الصوفي، عن أبي نعيم الفضل بن دُكَيْن، عن سعيد بن يزيد وهو الأحمسي البَجَلي الكوفي. قال أبو حاتم الرازي: وهو شيخ، يروى عنه (¬٢)

Nesâî de (¬١) Ahmed b. Yahyâ es-Sûfî'den, o Ebû Nuaym el-Fadl b. Dükeyn'den, o Saîd b. Yezîd'den -ki o el-Ahmest el-Becelî el-Kûfî'dir- böyle rivayet etmiştir. Ebû Hâtim er-Râzî: "O bir şeyhtir, kendisinden rivayet edilir." demiştir (¬٢).

31452. Metin

{فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَأَقِيمُوا الشَّهَادَةَ لِلَّهِ ذَلِكُمْ يُوعَظُ بِهِ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا (٢) وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا (٣)}

{فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَأَقِيمُوا الشَّهَادَةَ لِلَّهِ ذَلِكُمْ يُوعَظُ بِهِ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا (٢) وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا (٣)} “İddet sürelerinin sonuna vardıklarında onları ya güzellikle tutun ya da onlardan güzellikle ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun ve şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte Allah'a ve ahiret gününe inanan kimseye bununla öğüt verilmektedir. Kim Allah'tan korkarsa, [Allah] ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah'a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.”

31453. Metin

يقول تعالى: فإذا بلغت المعتدات أجلهن، أي: شارفن على انقضاء العدة وقاربن ذلك، ولكن لم تفرغ العدة بالكلية، فحينئذ إما أن يعزم الزوج على إمساكها، وهو رجعتها إلى عصمة نكاحه والاستمرار بها على ما كانت عليه عنده. (بِمَعْرُوفٍ) أي: محسنًا إليها في صحبتها، وإما أن يعزم على مفارقتها (بِمَعْرُوفٍ) أي: من غير مقابحة ولا مشاتمة ولا تعنيف، بل يطلقها على وجه جميل وسبيل حسن.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: İddet bekleyen kadınlar sürelerinin sonuna ulaştıklarında, yani iddetlerinin bitmesine yaklaştıklarında ve bu sona erdirilmeye ramak kaldığında, fakat iddet henüz tamamen sona ermemişken, işte o vakit koca ya onu tutmaya -ki bu, kadını nikâh bağına geri döndürmesi ve onunla eskiden olduğu gibi devam etmesidir- (بِمَعْرُوفٍ) yani: Birlikteliklerinde ona iyi davranarak karar verir; ya da ondan ayrılmaya (بِمَعْرُوفٍ) yani: Çirkinleşmeden, sövüp saymadan ve azarlamadan, bilakis güzel bir şekilde ve iyi bir tarzda boşayarak karar verir.

31454. Metin

وقوله: (وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ) أي: على الرجعة إذا عَزَمتم عليها، كما رواه أبو داود وابن ماجة، عن عمران (¬٣) بن حُصَين: أنه سُئِل عن الرجل يطلق امرأته ثم يقع بها ولم يشهد على طلاقها ولا على رجعتها فقال: طَلَّقتَ لغير سنة، ورجعت لغير سنة، وأشهِدْ على طلاقها وعلى رجعتها، ولا تَعُدْ (¬٤) (¬٥)

Ayetteki: (وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ) ifadesi; yani: Kadına dönmeye karar verdiğiniz zaman [şahit tutun demektir]. Nitekim Ebû Dâvûd ve İbn Mâce'nin İmrân (¬٣) b. Husayn'dan rivayet ettiğine göre, ona hanımını boşayıp sonra onunla birlikte olan, ancak boşamasına da dönmesine de şahit tutmayan adam hakkında sorulmuş, o da: "Sünnete aykırı olarak boşamışsın ve sünnete aykırı olarak dönmüşsün. Onun boşanmasına da geri dönülmesine de şahit tut ve bir daha böyle yapma." demiştir (¬٤) (¬٥).

31455. Metin

وقال ابن جريج: كان عطاء يقول: (وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ) قال: لا يجوز في نكاح ولا طلاق ولا رجاع إلا شاهدا عدل، كما قال الله، ﷿، إلا أن يكون من عذر.

İbn Cüreyc dedi ki: Atâ: (وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ) ayeti hakkında şöyle derdi: "Bir mazeret bulunması müstesna, Azîz ve Celîl olan Allah'ın buyurduğu gibi nikâhta da talakta da rücûda da ancak iki adil şahitle [işlem] caiz olur."

31456. Metin

وقوله: (ذَلِكُمْ يُوعَظُ بِهِ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ) أي: هذا الذي أمرناكم به من الإشهاد وإقامة الشهادة، إنما يأتمر به من يؤمن بالله وأنه شرع هذا، ومن يخاف عقاب ٦ الله في الدار الآخرة.

{ ذَلِكُمْ يُوعَظُ بِهِ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ } “İşte Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimseye bununla öğüt verilmektedir” buyruğu; yani: Şahit tutma ve şahitliği ikame etme (dosdoğru yerine getirme) hususunda size emrettiğimiz bu hükme ancak Allah'a ve bunu O'nun teşri kıldığına inanan ile ahiret yurdunda Allah'ın cezasından6 korkan kimse riayet eder.

31457. Metin

ومن ها هنا ذهب الشافعي -في أحد قوليه-إلى وجوب الإشهاد في الرجعة، كما يجب عنده في ابتداء النكاح. وقد قال بهذا طائفة من العلماء، ومن قال بهذا يقول: إن الرجعة لا تصح إلا بالقول ليقع الإشهاد عليها.

İşte buradan hareketle Şâfiî -iki görüşünden birinde-, nikâhın başlangıcında şahit tutmanın vacip olduğu gibi rücûda da şahit tutmanın vacip olduğu görüşüne varmıştır. Bir grup âlim de bu görüşü benimsemiştir. Bunu savunanlar, şahitliğin gerçekleşebilmesi için rücûun ancak sözle sahih olacağını söylerler.

31458. Metin

وقوله: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ) أي: ومن يتق الله فيما أمره به، وتَرَك ما نهاه عنه، يجعل له من أمره مخرجًا، ويرزقه من حيث لا يحتسب، أي: من جهة لا تخطر بباله.

Ayetteki: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ) ifadesi; yani: Kim Allah'ın kendisine emrettiği hususlarda O'ndan korkar ve yasakladığı şeyleri terk ederse, Allah onun işinde ona bir çıkış yolu kılar ve onu ummadığı yerden, yani aklına hayaline gelmeyen bir cihetten rızıklandırır.

31459. Metin

قال الإمام أحمد: حدثنا يزيد، أخبرنا كَهمس بن الحسن، حدثنا أبو السليل، عن أبي ذر قال: جعل رسول الله ﷺ يتلو عَلَيَّ هذه الآية: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ) حتى فرغ من الآية، ثم قال: "يا أبا ذر، لو أن الناس كلهم أخذوا بها كفتهم". وقال: فجعل يتلوها ويُرددها علي حتى نَعَست، ثم قال: "يا أبا ذر، كيف تصنع إن (¬١) أخرجت من المدينة؟. "قلت: إلى السعة والدّعة (¬٢) أنطلق، فأكون حمامة من حمام مكة. قال: "كيف تصنع إن أخرجت من مكة؟ ". قال: قلت: إلى السعة والدّعة، وإلى الشام والأرض المقدسة. قال: "وكيف تصنع إن أخرجتَ من الشام؟ ". قلت: إذا -والذي بعثك بالحق (¬٣) -أضع سيفي على عاتقي. قال: "أوخير من ذلك؟ ". قلت: أوخير من ذلك؟ قال: "تسمع وتطيع، وإن كان عبدًا حبشيًّا" (¬٤)

İmam Ahmed dedi ki: Bize Yezîd anlattı, bize Kehmes b. el-Hasan haber verdi, bize Ebü's-Selîl, Ebû Zerr'den anlattı, dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ) ayetini sonuna kadar okumaya başladı. Sonra şöyle buyurdu: "Ey Ebû Zerr! Şayet insanların hepsi buna sarılsaydı, bu onlara yeterdi." [Ebû Zerr] dedi ki: Resûlullah bu ayeti bana tekrar tekrar okumaya devam etti, öyle ki uykum geldi. Sonra: "Ey Ebû Zerr! Medine'den çıkarılırsan ne yaparsın?" buyurdu. Ben: "Genişliğe ve huzura (¬٢) doğru giderim, Mekke'nin güvercinlerinden bir güvercin olurum." dedim. "Mekke'den çıkarılırsan ne yaparsın?" buyurdu. Dedim ki: "Genişliğe ve huzura, Şam'a ve Mukaddes Topraklar'a giderim." "Şam'dan da çıkarılırsan ne yaparsın?" buyurdu. Dedim ki: "O zaman -seni hak ile gönderene yemin olsun ki (¬٣)- kılıcımı omzuma koyarım." Resûlullah: "Sana bundan daha hayırlısını söyleyeyim mi?" buyurdu. Ben: "Bundan daha hayırlısı var mı?" dedim. Buyurdu ki: "Habeşli bir köle de olsa dinler ve itaat edersin." (¬٤)

31460. Metin

وقال ابن أبي حاتم: حدثنا أحمد بن منصور الرمادي، حدثنا يعلى بن عبيد، حدثنا زكريا، عن عامر، عن شُتَير (¬٥) بن شكَل قال: سمعت عبد الله بن مسعود يقول: إن أجمع آية في القرآن: {إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ} [النحل: ٩٠] وإن أكثر آية في القرآن فرجًا: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا)

İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize Ahmed b. Mansûr er-Remâdî anlattı, bize Ya'lâ b. Ubeyd anlattı, bize Zekeriyyâ, Âmir'den, o Şüteyr (¬٥) b. Şekel'den nakletti; o dedi ki: Abdullah b. Mes'ûd'un şöyle dediğini işittim: "Kur'an'da en toplayıcı ayet: {إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ} “Şüphesiz Allah adaleti ve ihsanı emreder” [Nahl: 90] ayetidir; Kur'an'da en çok ferahlık ve kurtuluş vadeden ayet ise: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا) ayetidir."

31461. Metin

وفي المسند: حدثني مهدي بن جعفر، حدثنا الوليد بن مسلم، عن الحكم بن مصعب، عن محمد بن علي بن عبد الله بن عباس، عن أبيه، عن جده عبد الله بن عباس قال: قال رسول الله ﷺ: "من أكثر من الاستغفار جعل الله له من كل هَمٍّ فرجًا، ومن كل ضيق مخرجًا، ورزقه من حيث لا يحتسب" (¬٦)

Müsned'de yer aldığına göre: Bana Mehdî b. Ca'fer anlattı, bize Velîd b. Müslim, el-Hakem b. Mus'ab'dan, o Muhammed b. Alî b. Abdillâh b. Abbâs'tan, o babasından, o da dedesi Abdullah b. Abbâs'tan nakletti; o dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim istiğfara çokça devam ederse, Allah ona her kederden bir ferahlık, her darlıktan bir çıkış yolu kılar ve onu ummadığı yerden rızıklandırır." (¬٦)

31462. Metin

وقال علي بن أبي طلحة، عن ابن عباس: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا) يقول: ينجيه من كل كرب في الدنيا والآخرة، (وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ)

Ali b. Ebî Talha, İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا) ayeti hakkında: "Dünya ve ahiretteki her sıkıntıdan onu kurtarır, (وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ) [ve onu ummadığı yerden rızıklandırır]" demiştir.

31463. Metin

وقال الربيع بن خثيم: (يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا) أي: من كل شيء ضاق على الناس.

Rebî' b. Huseym: (يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا) ifadesi hakkında: "İnsanlara dar gelen her şeyden [ona bir çıkış yolu kılar]." demiştir.

31464. Metin

وقال عكرمة: من طلق كما أمره الله يجعل له مخرجًا. وكذا روي عن ابن عباس، والضحاك.

İkrime şöyle demiştir: "Kim Allah'ın emrettiği şekilde boşarsa, [Allah] ona bir çıkış yolu kılar." Bu [görüş], İbn Abbâs ve Dahhâk'tan da rivayet edilmiştir.

31465. Metin

وقال ابن مسعود، ومسروق: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا) يعلم أن الله إن شاء منع، وإن شاء أعطى (مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ) أي (¬١) من حيث لا يدري.

İbn Mes'ûd ve Mesrûk: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا) ayeti hakkında: "Allah'ın dilerse engelleyeceğini, dilerse vereceğini bilir. (مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ) yani (¬١) hiç bilmediği ve farkında olmadığı yerden [rızıklandırır]." demişlerdir.

31466. Metin

وقال قتادة: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا) أي: من شبهات الأمور والكرب (¬٢) عند الموت، (وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ) ومن حيث لا يرجو أو لا يأمل.

Katâde şöyle demiştir: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا) "Yani: Şüpheli işlerden ve ölüm anındaki sıkıntılardan (¬٢) bir çıkış yolu kılar. (وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ) Hiç ummadığı veya beklemediği yerden onu rızıklandırır."

31467. Metin

وقال السدي: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ) يطلق للسنة، ويراجع للسنة، وزعم أن رجلا من أصحاب رسول الله ﷺ يقال له: "عوف بن مالك الأشجعي" كان له ابن، وأن المشركين أسروه، فكان فيهم، وكان أبوه يأتي رسول الله ﷺ فيشكو إليه مكان ابنه وحاله التي هو بها وحاجته، فكان رسول الله ﷺ يأمره بالصبر، ويقول له: "إن الله سيجعل لك فرجًا" (¬٣) فلم يلبث بعد ذلك إلا يسيرًا أن انفلت ابنه من أيدي العدو فمر بغنم من أغنام العدو، فاستاقها فجاء بها إلى أبيه، وجاء معه بغنى (¬٤) قد أصابه من الغنم، فنزلت فيه هذه الآية: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ)

Süddî dedi ki: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ) "Sünnete uygun olarak boşar ve sünnete uygun olarak döner." Süddî iddia etti ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından "Avf b. Mâlik el-Eşcaî" denilen bir adamın bir oğlu vardı ve müşrikler onu esir almışlardı, çocuk onların arasındaydı. Babası Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelir, oğlunun yerini, durumunu ve muhtaçlığını şikâyet ederdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de ona sabretmesini emreder ve: "Şüphesiz Allah sana bir çıkış kapısı açacaktır." (¬٣) buyururdu. Bundan kısa bir süre sonra oğlu düşmanın elinden kurtuldu, düşmanın koyun sürülerinden birine rastlayıp onları önüne kattı ve babasına getirdi; koyunlardan elde ettiği bir zenginlikle (¬٤) birlikte geldi. İşte bunun üzerine şu ayet indi: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ)

31468. Metin

رواه ابن جرير، (¬٥) وروي أيضًا من طريق سالم بن أبي الجعد مرسلا نحوه (¬٦)

Bunu İbn Cerîr rivayet etmiştir (¬٥). Ayrıca Sâlim b. Ebi'l-Ca'd yoluyla mürsel olarak da benzeri rivayet edilmiştir (¬٦).

31469. Metin

وقال الإمام أحمد، حدثنا وكَيع، حدثنا سفيان، عن عبد الله بن عيسى، عن عبد الله بن أبي الجعد، عن ثوبان قال: قال رسول الله ﷺ: "إن العبد لَيُحْرَمُ الرزق بالذنب يُصيبُه، ولا يرد القدر إلا الدعاء، ولا يزيد في العمر إلا البر".

İmam Ahmed dedi ki: Bize Vekî' anlattı, bize Süfyân, Abdullah b. Îsâ'dan, o Abdullah b. Ebi'l-Ca'd'dan, o Sevbân'dan anlattı; o dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kul, işlediği günah sebebiyle rızıktan mahrum kalır. Kaderi ancak dua geri çevirir, ömrü ise ancak iyilik artırır."

31470. Metin

ورواه النسائي وابن ماجة، من حديث سفيان -وهو الثوري-به (¬٧)

Bunu Nesâî ve İbn Mâce, Süfyân -ki o es-Sevrî'dir- hadisinden rivayet etmişlerdir (¬٧).

31471. Metin

وقال محمد بن إسحاق: جاء مالك الأشجعي إلى رسول الله ﷺ فقال: له أسر ابني عوف. فقال له رسول الله ﷺ: "أرسل إليه أن رسول الله يأمرك أن تكثر من قول: لا حول ولا قوة إلا بالله". وكانوا قد شدوه بالقد فسقط القِد عنه، فخرج، فإذا هو بناقة لهم فركبها، وأقبل فإذا بسَرْح القوم الذين كانوا قد شدوه فصاح بهم، فاتبع أولها آخرها، فلم يفجأ أبويه إلا وهو ينادي بالباب، فقال أبوه: عوف ورب الكعبة. فقالت أمه: واسوأتاه. وعوف كيف يقدم لما هو فيه من القد -فاستبقا الباب والخادم، فإذا عوف قد ملأ الفناء إبلا فقص على أبيه أمره وأمر الإبل، فقال أبوه: قفا حتى آتي رسول الله ﷺ فأسأله عنها. فأتى رسول الله ﷺ فأخبره بخبر عوف وخبر الإبل، فقال له رسول الله ﷺ: "اصنع بها ما أحببت، وما كنت صانعًا بمالك". ونزل: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ)

Muhammed b. İshâk dedi ki: Mâlik el-Eşcaî, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: "Oğlum Avf esir düştü" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de ona: «Ona haber gönder; Resûlullah sana, 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh' [sözünü] çokça söylemeni emrediyor» buyurdu. [Düşmanlar] onu deri iple sımsıkı bağlamışlardı; deri ip üzerinden çözülüp düştü. O da çıkıp gitti. Bir de baktı ki onlara ait bir dişi deve var; hemen ona bindi. Yola koyulup geldiğinde kendisini bağlamış olan kavmin otlamaya salınmış hayvanlarıyla karşılaştı ve onlara seslendi; bunun üzerine hayvanların hepsi birbirini takip ederek peşine takıldı. Anne babası daha ne olduğunu anlamadan birden kapıda onun seslenişini duydular. Babası: "Kâbe'nin Rabbine andolsun ki bu Avf'tır!" dedi. Annesi ise: "Vah başıma gelenler! Avf üzerinde o deri bağlar varken nasıl gelebilir ki?" dedi. Kapıya doğru hizmetçiyle birlikte koştular; bir de baktılar ki Avf avluyu develerle doldurmuş! Başına gelenleri ve develerin durumunu babasına anlattı. Babası: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gidip bu develeri ona soruncaya kadar [olduğunuz yerde] durun" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelerek Avf'ın ve develerin durumunu haber verdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: «Onları dilediğin gibi ve kendi malına ne yapıyorsan o şekilde değerlendir» buyurdu. Bunun üzerine şu ayet indi: { وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لا يَحْتَسِبُ } “Kim Allah'tan sakınırsa, O ona bir çıkış yolu ihsan eder ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.”

31472. Metin

رواه ابن أبي حاتم.

Bunu İbn Ebî Hâtim rivayet etmiştir.

31473. Metin

وقال ابن أبي حاتم: حدثنا علي بن الحسين، حدثنا محمد بن علي بن الحسن بن شقيق، حدثنا إبراهيم بن الأشعث، حدثنا الفضيل بن عياض، عن هشام بن حسان (¬١) عن عمران بن حُصَين قال: قال رسول الله ﷺ: "من انقطع إلى الله كفاه الله كل مَئُونة، ورزقه من حيث لا يحتسب، ومن انقطع إلى الدنيا وكَلَه إليها" (¬٢)

İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize Ali b. el-Hüseyn anlattı, bize Muhammed b. Ali b. el-Hasan b. Şakîk anlattı, bize İbrâhîm b. el-Eş'as anlattı, bize Fudayl b. İyâd, Hişâm b. Hassân'dan (¬١), o İmrân b. Husayn'dan anlattı; o dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim kendini tamamen Allah'a verirse, Allah onun her türlü ihtiyacını karşılar ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim de kendini tamamen dünyaya verirse, Allah onu dünyaya havale eder." (¬٢)

31474. Metin

وقوله: (وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ) قال الإمام أحمد:

Ayetteki: (وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ) ifadesi hakkında İmam Ahmed dedi ki:

31475. Metin

حدثنا يونس، حدثنا ليث، حدثنا قيس بن الحجاج، عن حَنَش الصنعاني، عن عبد الله بن عباس: أنه حدثه أنه ركب خلف رسول الله ﷺ يومًا فقال له رسول الله ﷺ: "يا غلام، إني معلمك كلمات: احفظ الله يحفظك، احفظ الله تجده تجاهك، وإذا سألت فاسأل الله، وإذا استعنت فاستعن بالله، واعلم أن الأمة لو اجتمعوا على أن ينفعوك، لم ينفعوك إلا بشيء كتبه الله لك، ولو اجتمعوا على أن يضروك، لم يضروك إلا بشيء قد كتبه الله عليك، رفعت الأقلام، وجفت الصحف".

Bize Yûnus anlattı, bize Leys anlattı, bize Kays b. el-Haccâc, Haneş es-San'ânî'den anlattı, o Abdullah b. Abbâs'tan nakletti ki; o bir gün Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in terkisine bindiğini, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendisine şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Delikanlı! Sana birtakım kelimeler öğreteceğim: Allah'ı gözet ki O da seni gözetsin. Allah'ı gözet ki O'nu karşında bulasın. Bir şey isteyeceğin zaman Allah'tan iste. Yardım dileyeceğin zaman Allah'tan yardım dile. Bil ki bütün ümmet sana bir fayda sağlamak için bir araya gelse, ancak Allah'ın senin için yazdığı şeyle sana fayda verebilirler. Eğer sana bir zarar vermek için bir araya gelseler, ancak Allah'ın senin aleyhine yazdığı bir şeyle sana zarar verebilirler. Kalemler kaldırılmış, sahifeler kurumuştur."

31476. Metin

وقد رواه الترمذي من حديث الليث بن سعد، وابن لَهِيعة، به (¬٣) وقال: حسن صحيح.

Tirmizî bu hadisi Leys b. Sa'd ve İbn Lehîa kanalıyla rivayet etmiş (¬٣) ve: "Hasen sahihtir." demiştir.

31477. Metin

وقال الإمام أحمد: حدثنا وَكِيع، حدثنا بشير بن سلمان، عن سيار أبي الحكم، عن طارق بن شهاب، عن عبد الله -هو ابن مسعود-قال: قال رسول الله ﷺ: "من نزل به حاجة فأنزلها بالناس كان قمنًا أن لا تُسَهَّل حاجته، ومن أنزلها بالله أتاه الله برزق عاجل، أو بموت آجل".

İmam Ahmed dedi ki: Bize Vekî' anlattı, bize Beşîr b. Selmân, Seyyâr Ebû'l-Hakem'den, o Târık b. Şihâb'dan, o da Abdullah'tan -ki o İbn Mes'ûd'dur- rivayet etti; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Kime bir ihtiyaç/darlık isabet eder de bunu insanlara arz ederse, onun ihtiyacının kolaylaştırılmaması kuvvetle muhtemeldir. Kim de onu Allah'a arz ederse, Allah ona ya acil bir rızık veya gecikmeli bir ölüm verir."

31478. Metin

ثم رواه عبد الرزاق، عن سفيان، عن بشير، عن سيار أبي حمزة، ثم قال: وهو الصواب، وسيار أبو الحكم لم يحدث عن طارق (¬٤)

Sonra bunu Abdürrezzâk, Süfyân'dan, o Beşîr'den, o Seyyâr Ebû Hamza'dan rivayet etti ve sonra: "Doğru olan budur; Seyyâr Ebû'l-Hakem, Târık'tan hadis rivayet etmemiştir." (¬٤) dedi.

31479. Metin

وقوله: (إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ) أي: منفذ قضاياه وأحكامه في خلقه بما يريده ويشاؤه (قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا) كقوله: {وَكُلُّ شَيْءٍ عِنْدَهُ بِمِقْدَارٍ} [الرعد: ٨]

Allah Teâlâ'nın: { إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ } “Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir” buyruğu; yani yaratıkları hakkında dilediği ve murad ettiği kaza ve hükümlerini yerine getirendir, demektir. { قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا } “Gerçekten Allah her şey için bir ölçü koymuştur” buyruğu ise O'nun şu buyruğu gibidir: { وَكُلُّ شَيْءٍ عِنْدَهُ بِمِقْدَارٍ } “O'nun katında her şey bir ölçüye göredir.” [er-Ra'd: 8]

31480. Metin

{وَاللائِي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِنْ نِسَائِكُمْ إِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلاثَةُ أَشْهُرٍ وَاللائِي لَمْ يَحِضْنَ وَأُولاتُ الأَحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مِنْ أَمْرِهِ يُسْرًا (٤) ذَلِكَ أَمْرُ اللَّهِ أَنْزَلَهُ إِلَيْكُمْ وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ وَيُعْظِمْ لَهُ أَجْرًا (٥)}

{وَاللائِي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِنْ نِسَائِكُمْ إِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلاثَةُ أَشْهُرٍ وَاللائِي لَمْ يَحِضْنَ وَأُولاتُ الأَحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مِنْ أَمْرِهِ يُسْرًا (٤) ذَلِكَ أَمْرُ اللَّهِ أَنْزَلَهُ إِلَيْكُمْ وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ وَيُعْظِمْ لَهُ أَجْرًا (٥)} “Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla henüz âdet görmemiş olanların iddetleri, -eğer şüphe ederseniz- üç aydır. Gebe olanların iddet süreleri ise doğum yapmaları ile biter. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir. İşte bu, Allah'ın size indirdiği buyruğudur. Kim Allah'tan korkarsa, Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükâfatını büyütür.”

31481. Metin

يقول تعالى مبينًا لعدة الآيسة -وهي التي قد انقطع عنها الحيض لكبرها-: أنها ثلاثة أشهر، عوضًا عن الثلاثة قروء في حق من تحيض، كما دلت على ذلك آية "البقرة" (¬١) وكذا الصغار اللائي لم يبلغن سن الحيض أن عدتهن كعدة الآيسة ثلاثة أشهر؛ ولهذا قال: (وَاللائِي لَمْ يَحِضْنَ)

Allah Teâlâ, âdetten kesilen -ki o yaşlılığı sebebiyle kendisinden hayız kanı kesilmiş kadındır- kadının iddetini açıklayarak; hayız gören kadındaki üç kur' (âdet veya temizlik süresi) yerine onun üç ay olduğunu belirtmektedir; nitekim "Bakara" ayeti de buna delalet etmiştir. (¬١) Aynı şekilde henüz hayız yaşına ulaşmamış küçük kızların iddeti de âdetten kesilenler gibi üç aydır; bundan dolayı: (وَاللائِي لَمْ يَحِضْنَ) buyurmuştur.

31482. Metin

وقوله: (إِنِ ارْتَبْتُمْ) فيه قولان:

Ayetteki: (إِنِ ارْتَبْتُمْ) ifadesinde iki görüş vardır:

31483. Metin

أحدهما -وهو قول طائفة من السلف، كمجاهد، والزهري، وابن زيد-: أي إن رأين دما وشككتم في كونه حيضًا أو استحاضة، وارتبتم فيه.

Birincisi -ki bu Mücâhid, Zührî ve İbn Zeyd gibi selef âlimlerinden bir grubun görüşüdür-: Şayet onlar bir kan görür de bunun hayız mı yoksa istihâze (özür kanı) mi olduğunda şüpheye düşer ve tereddüt ederseniz demektir.

31484. Metin

والقول الثاني: إن ارتبتم في حكم عدتهن، ولم تعرفوه فهو ثلاث أشهر. وهذا مروي، عن سعيد بن جبير. وهو اختيار ابن جرير، وهو أظهر في المعنى، وَاحتَجَّ عليه بما رواه عن أبي كُرَيْب وأبي السائب قالا حدثنا ابن إدريس، أخبرنا مطرف، عن عمرو بن سالم قال: قال أبي بن كعب: يا رسول الله، إن عِددًا من عِدد النساء لم تذكر في الكتاب: الصغار والكبار وأولات الأحمال (¬٢) قال: فأنزل الله ﷿: (وَاللائِي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِنْ نِسَائِكُمْ إِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلاثَةُ أَشْهُرٍ وَاللائِي لَمْ يَحِضْنَ وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ)

İkinci görüş: Şayet onların iddetinin hükmünde tereddüde düşer ve bunu bilemezseniz, o üç aydır demektir. Bu, Saîd b. Cübeyr'den rivayet edilmiştir ve İbn Cerîr'in de tercihidir. Anlam bakımından en açık olan da budur. O, buna Ebû Küreyb ve Ebû's-Sâib'den rivayet ettiği şu haberle delil getirmiştir: Her ikisi dedi ki: Bize İbn İdrîs anlattı, bize Mutarrif, Amr b. Sâlim'den bildirdi; o dedi ki: Übey b. Ka'b şöyle dedi: Ey Allah'ın Resûlü, kadınların iddetlerinden bazıları Kitap'ta zikredilmedi: Küçük yaştakiler, yaşlılar ve gebe olanlar. (¬٢) Dedi ki: Bunun üzerine Allah azze ve celle: (وَاللائِي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِنْ نِسَائِكُمْ إِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلاثَةُ أَشْهُرٍ وَاللائِي لَمْ يَحِضْنَ وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ) ayetini indirdi.

31485. Metin

ورواه ابن أبي حاتم بأبسط من هذا السياق فقال: حدثنا أبي، حدثنا يحيى بن المغيرة، أخبرنا جرير، عن مُطرِّف، عن عمر (¬٣) بن سالم، عن أبي بن كعب قال: قلت لرسول الله ﷺ: إن ناسا من أهل المدينة لما أنزلت هذه الآية التي في "البقرة" في عدة النساء قالوا: لقد بقي من عدة النساء عِدَدٌ لم يُذكَرْن في القرآن: الصغار والكبار اللائي قد انقطع عنهن الحيض، وذوات الحمل. قال: فأنزلت التي في النساء القصرى: (وَاللائِي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِنْ نِسَائِكُمْ إِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلاثَةُ أَشْهُرٍ وَاللائِي لَمْ يَحِضْنَ)

İbn Ebî Hâtim bunu bu bağlamdan daha ayrıntılı olarak rivayet edip dedi ki: Bize babam anlattı, bize Yahyâ b. el-Mugîre anlattı, bize Cerîr, Mutarrif'ten, o Amr (¬٣) b. Sâlim'den, o da Übey b. Ka'b'dan anlattı; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e dedim ki: Medine halkından birtakım kimseler, kadınların iddeti hakkında "Bakara"daki bu ayet indiğinde: "Kadınların iddetlerinden Kur'an'da zikredilmeyenler kaldı: Küçükler, kendilerinden hayız kesilmiş yaşlılar ve gebe olanlar." dediler. Dedi ki: Bunun üzerine kısa Nisâ sûresindeki şu ayet indirildi: (وَاللائِي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِنْ نِسَائِكُمْ إِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلاثَةُ أَشْهُرٍ وَاللائِي لَمْ يَحِضْنَ)

31486. Metin

وقوله: (وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ) يقول تعالى: ومن كانت حاملا فعدتها بوضعه، ولو كان بعد الطلاق أو الموت بفُوَاق ناقة (¬٤) في قول جمهور العلماء من السلف والخلف، كما هو نص هذه الآية الكريمة، وكما وردت به السنة النبوية. وقد رُوي عن علي، وابن عباس، ﵃ (¬٥) أنهما ذهبا في المتوفى عنها زوجها أنها تعتد بأبعد الأجلين من الوضع أو الأشهر، عملا بهذه الآية الكريمة، والتي في سورة "البقرة". وقد قال البخاري:

Ayetteki: (وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ) ifadesi hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Gebe olan kadının iddeti doğum yapmasıyladır; bu, seleften ve haleften cumhur ulemanın görüşüne göre boşanmadan veya ölümden bir devenin iki sağımı arasındaki süre (füvâk-ı nâka) kadar sonra olsa bile böyledir. (¬٤) Nitekim bu yüce ayetin nassı böyle olduğu gibi, Nebevî sünnette de bu şekilde varid olmuştur. Ali ve İbn Abbâs'tan radıyallâhu anhümâ (¬٥) kocası ölen kadının, bu yüce ayet ve "Bakara" sûresindeki ayet ile amel ederek doğum yapma veya aylar [iddeti] seçeneklerinden hangisi daha uzunsa onunla iddet bekleyeceği görüşüne vardıkları rivayet edilmiştir. Nitekim Buhârî şöyle demiştir:

31487. Metin

حدثنا سعد ٦ بن حفص، حدثنا شيبان، عن يحيى قال: أخبرني أبو سلمة قال: جاء رجل إلى ابن عباس -وأبو هريرة جالس-فقال: أفتني في امرأة ولدت بعد زوجها بأربعين ليلة. فقال: ابن عباس آخر الأجلين. قلت أنا: (وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ) قال أبو هريرة:

Bize Sa'd 6 b. Hafs anlattı, bize Şeybân, Yahyâ'dan anlattı; o şöyle dedi: Bana Ebû Seleme haber verip dedi ki: Ebû Hüreyre oturmaktayken İbn Abbâs'a bir adam gelip: "Kocasının [vefatından] kırk gece sonra doğum yapan bir kadın hakkında bana fetva ver" dedi. İbn Abbâs: "[İddeti,] iki süreden daha uzun olanıdır" dedi. Ben: { وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ } “Gebe olanların süreleri ise yüklerini bırakmalarıdır” dedim. Ebû Hüreyre dedi ki:

31488. Metin

أنا مع ابن أخي -يعني أبا سلمة-فأرسل ابن عباس غلامه كريبا إلى أم سلمة يسألها، فقالت: قُتِل زوج سبيعة الأسلمية وهي حبلى، فوضعت بعد موته بأربعين ليلة، فخطبت، فأنكحها رسول الله ﷺ، وكان أبو السنابل فيمن خطبها (¬١)

"Ben kardeşimin oğlu -yani Ebû Seleme- ile beraberim." Bunun üzerine İbn Abbâs, kölesi Kureyb'i Ümmü Seleme'ye sorup öğrenmesi için gönderdi. Ümmü Seleme dedi ki: Sübey'a el-Eslemiyye gebe iken kocası öldürüldü ve kocasının ölümünden kırk gece sonra doğum yaptı. Kendisine evlenme teklif edildi ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu evlendirdi. Ebû's-Senâbil de ona talip olanlar arasındaydı. (¬١)

31489. Metin

هكذا أورد البخاري هذا الحديث هاهنا مختصرًا. وقد رواه هو ومسلم وأصحاب الكتب مطولا من وجوه أخر (¬٢) وقال الإمام أحمد:

Buhârî bu hadisi burada bu şekilde muhtasar olarak zikretmiştir. Kendisi, Müslim ve diğer kitap sahipleri bunu başka yollardan uzunca rivayet etmişlerdir. (¬٢) İmam Ahmed dedi ki:

31490. Metin

حدثنا حماد بن أسامة، أخبرنا هشام، عن أبيه، عن المسور بن مَخْرَمَة؛ أن سُبَيعَة الأسلمية تُوفي عنها زوجُها وهي حامل، فلم تمكث إلا ليالي حتى وضعت، فلما تَعَلَّت من نفاسها خُطِبت، فاستأذنت رسول الله ﷺ في النكاح، فأذن لها أن تُنكَح فنُكحت.

Bize Hammâd b. Üsâme anlattı, bize Hişâm babasından, o Misver b. Mahreme'den bildirdi ki: Sübey'a el-Eslemiyye gebe iken kocası vefat etti. Doğum yapmasına sadece birkaç gece kalmıştı. Nifasından temizlenince kendisine evlenme teklif edildi. O da evlenmek için Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den izin istedi. O da evlenmesine izin verdi ve o da evlendi.

31491. Metin

ورواه البخاري في صحيحه، ومسلم، وأبو داود، والنسائي، وابن ماجة من طرق عنها (¬٣) كما قال مسلم ابن الحجاج:

Bunu Buhârî Sahîh'inde, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce ondan gelen çeşitli yollardan rivayet etmişlerdir. (¬٣) Nitekim Müslim b. el-Haccâc şöyle demiştir:

31492. Metin

حدثني أبو الطاهر، أخبرنا ابن وهب، حدثني يونس بن يزيد، عن ابن شهاب، حدثني عبيد الله بن عبد الله بن عُتبة: أن أباه كتب إلى عمر بن عبد الله بن الأرقم الزهري يأمره أن يدخل على سُبَيعة بنت الحارث الأسلمية فيسألها عن حديثها وعما قال لها رسول الله ﷺ حين استفتته. فكتب عُمر بن عبد الله يخبره أن سبيعة أخبرته أنها كانت تحت سَعد (¬٤) بن خَولة -وكان ممن شهد بدرًا-فتوفي عنها في حجة الوداع وهي حامل، فلم تَنشَب أن وضعت حملها بعد وفاته، فلما تَعَلَّت من نفاسها تجملت للخطاب، فدخل عليها أبو السنابل بن بَعكك فقال لها: مالي أراك متجملة؟ لعلك تَرجين النكاح، إنك والله ما أنت بناكح حتى تَمرَ عليك أربعة أشهر وعشرٌ. قالت سُبيَعة: فلما قال لي ذلك جَمعتُ عليّ ثيابي حين أمسيتُ فأتيتُ رسول الله ﷺ فسألته عن ذلك، فأفتاني بأني قد حَلَلت حين وضعتُ حملي، وأمرني بالتزويج (¬٥) إن بدا لي.

Bana Ebû't-Tâhir anlattı, bize İbn Vehb bildirdi, bana Yûnus b. Yezîd, İbn Şihâb'dan anlattı, bana Ubeydullâh b. Abdillâh b. Utbe anlattı ki: Babası, Ömer b. Abdillâh b. el-Erkam ez-Zührî'ye, Sübey'a bint el-Hâris el-Eslemiyye'nin yanına girip onun hadisini ve fetva istediğinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ona ne dediğini sormasını emreden bir mektup yazdı. Ömer b. Abdillâh ona bir mektup yazıp Sübey'a'nın kendisine şunları haber verdiğini bildirdi: O, Sa'd (¬٤) b. Havle'nin nikâhı altındaydı -ki o Bedir'e katılanlardandı- ve o gebe iken Veda Haccı'nda vefat etti. Vefatından hemen sonra çok geçmeden doğum yaptı. Nifasından temizlenince talipleri için süslendi. Bunun üzerine Ebû's-Senâbil b. Ba'kek onun yanına girdi ve ona: "Neden seni süslenmiş görüyorum? Herhalde evlenmeyi umuyorsun! Vallahi üzerinden dört ay on gün geçmedikçe evlenemezsin." dedi. Sübey'a dedi ki: O bana bunu söyleyince, akşam olunca elbiselerimi üzerime alıp Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gittim ve ona bunu sordum. Bana doğum yaptığım anda helal olduğumu fetva verdi ve uygun gördüğüm takdirde evlenmemi emretti. (¬٥)

31493. Metin

هذا لفظ مسلم. ورواه البخاري مختصرًا (¬٦) ثم قال البخاري بعد [ذلك، أي: بعد] (¬٧) رواية الحديث الأول عند هذه الآية:

Bu, Müslim'in lafzıdır. Buhârî ise bunu muhtasar olarak rivayet etmiştir. (¬٦) Sonra Buhârî bu ayetin tefsirinde birinci hadisi rivayet ettikten sonra [şöyle] demiştir: (¬٧)

31494. Metin

وقال ٨ سليمان بن حرب وأبو النعمان: حدثنا حماد بن زيد، عن أيوب، عن محمد -هو ابن سيرين-قال: كنت في حلقة فيها عبد الرحمن بن أبي ليلى، ﵀، وكان أصحابه يعظمونه، فذكر آخر الأجلين، فحدّثتُ بحديث سُبَيعة بنت الحارث عن عبد الله بن عتبة، قال:

Süleymân b. Harb ve Ebü'n-Nu'mân dediler ki 8: Bize Hammâd b. Zeyd, Eyyûb'dan, o Muhammed'den -ki o İbn Sîrîn'dir- anlattı; o şöyle dedi: İçinde Abdurrahmân b. Ebî Leylâ'nın -rahimehullâh- bulunduğu bir halkadaydım. Arkadaşları ona çok saygı gösterirlerdi. O, iki süreden daha sonrasını (uzun olanını) zikretti. Bunun üzerine ben de Abdullah b. Utbe'den rivayetle Sübey'a bint el-Hâris'in hadisini naklettim. Dedi ki:

31495. Metin

فَضَمَّزَلي (¬١) بعض أصحابه، وقال محمد: ففطنت له فقلت: له إني لجريءٌ أن أكذبَ على عبد الله وهو في ناحية الكوفة. قال: فاستحيا وقال: ولكن عَمّه لم يقل ذلك. فلقيت أبا عطية مالك بن عامر فسألته، فذهب يحدثني بحديث سُبَيعة، فقلت: هل سمعت عن عبد الله فيها شيئا؟ فقال: كنا عند عبد الله فقال: أتجعلون عليها التغليظ، ولا تجعلون عليها الرخصة؟ نزلت (¬٢) سورة النساء القصرى بعد الطولى: (وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ)

Onun arkadaşlarından biri bana göz kırpıp susturmaya çalıştı. (¬١) Muhammed dedi ki: Ben onun bu hareketini fark edip: "Abdullah Kûfe'nin bir köşesinde yaşarken ona yalan isnat edecek kadar cüretkâr mıyım!" dedim. Dedi ki: [Arkadaşı] utandı ve: "Fakat onun amcası öyle demedi." dedi. Bunun üzerine Ebû Atıyye Mâlik b. Âmir ile karşılaştım ve ona sordum. O bana Sübey'a hadisini anlatmaya başladı. Ben: "Bu konuda Abdullah'tan bir şey duydun mu?" dedim. Dedi ki: Biz Abdullah'ın yanındaydık, o şöyle dedi: "Siz onun aleyhine zorlaştırma yapıyorsunuz da ruhsat tanımıyor musunuz? Kısa Nisâ sûresi uzun olandan sonra inmiştir: (وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ)" (¬٢)

31496. Metin

ورواه ابن جرير، من طريق سفيان بن عيينة وإسماعيل بن عُلَيَّة، عن أيوب به مختصرا (¬٣) ورواه النسائي في التفسير عن محمد بن عبد الأعلى، عن خالد بن الحارث، عن ابن عون، عن محمد بن سيرين، فذكره (¬٤)

Bunu İbn Cerîr, Süfyân b. Uyeyne ve İsmâîl b. Uleyye tarikiyle Eyyûb'dan muhtasar olarak rivayet etmiştir. (¬٣) Nesâî de Tefsir'de Muhammed b. Abdila'lâ'dan, o Hâlid b. el-Hâris'ten, o İbn Avn'dan, o Muhammed b. Sîrîn'den rivayet ederek zikretmiştir. (¬٤)

31497. Metin

وقال ابن جرير: حدثني زكريا بن يحيى بن أبان المصري، حدثنا سعيد بن أبي مريم، حدثنا محمد بن جعفر، حدثني ابن شَبْرَمة الكوفي، عن إبراهيم، عن علقمة بن قيس؛ أن عبد الله بن مسعود قال: من شاء لاعنته، ما نزلت: (وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ) إلا بعد آية المتوفى عنها زوجها. قال: وإذا وضعت المتوفى عنها زوجها فقد حلت. يريد بآية المتوفى عنها زوجها {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا} [البقرة: ٢٣٤]

İbn Cerîr dedi ki: Bana Zekeriyyâ b. Yahyâ b. Ebân el-Mısrî anlattı, bize Saîd b. Ebî Meryem anlattı, bize Muhammed b. Ca'fer anlattı, bana Kûfeli İbn Şubrüme, İbrâhîm'den, o Alkame b. Kays'tan bildirdi ki; Abdullah b. Mes'ûd şöyle dedi: Dileyenle lanetleşebilirim ki: (وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ) ayeti ancak kocası vefat eden kadın hakkındaki ayetten sonra inmiştir. Dedi ki: Kocası vefat eden kadın doğum yapınca helal olur. Kocası vefat eden kadın hakkındaki ayetle: {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا} “İçinizden ölüp de geride eşler bırakanların [vefat eden hanımları], kendi başlarına dört ay on gün beklerler.” [Bakara: 234] ayetini kastetmektedir.

31498. Metin

وقد رواه النسائي من حديث سعيد بن أبي مريم، به (¬٥) ثم قال ابن جرير:

Nesâî bunu Saîd b. Ebî Meryem hadisinden bu şekilde rivayet etmiştir. (¬٥) Sonra İbn Cerîr dedi ki:

31499. Metin

حدثنا أحمد بن مَنِيع، حدثنا محمد بن عبيد، حدثنا إسماعيل بن أبي خالد، عن الشعبي قال: ذُكِرَ عند ابن مسعود آخر الأجلين، فقال: من شاء قاسمته بالله إن هذه الآية التي في النساء القصرى نزلت بعد الأربعة الأشهر والعشر ثم قال أجل الحامل أن تضع ما في بطنها (¬٦).

Bize Ahmed b. Menî' anlattı, bize Muhammed b. Ubeyd anlattı, bize İsmâîl b. Ebî Hâlid, Şa'bî'den anlattı; o dedi ki: İbn Mes'ûd'un yanında iki sürenin en son olanı zikredildi. O şöyle dedi: "Dileyenle Allah adına yeminleşebilirim ki, kısa Nisâ sûresindeki bu ayet dört ay on günden sonra inmiştir." Sonra: "Gebe kadının iddeti karnındakini doğurmasıdır." dedi. (¬٦)

31500. Metin

وقال ابن أبي حاتم: حدثنا أحمد بن سنان الواسطي، حدثنا عبد الرحمن بن مهدي، عن سفيان، عن الأعمش، عن أبي الضُّحى، عن مسروق قال: بلغ ابن مسعود أن عليا، ﵁، يقول: آخر الأجلين. فقال: من شاء لاعنته، إن التي في النساء القُصرَى نزلت بعد البقرة: (وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ)

İbn Ebî Hâtim dedi ki: Bize Ahmed b. Sinân el-Vâsıtî anlattı, bize Abdurrahman b. Mehdî, Süfyân'dan, o A'meş'ten, o Ebû'd-Duhâ'dan, o Mesrûk'tan anlattı; o dedi ki: İbn Mes'ûd'a, Ali'nin radıyallâhu anh iki sürenin en son olanı dediği ulaştı. Bunun üzerine: "Dileyenle lanetleşebilirim ki kısa Nisâ sûresindeki (وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ) ayeti Bakara'dan sonra inmiştir." dedi.

31501. Metin

ورواه أبو داود وابن ماجة، من حديث أبي معاوية، عن الأعمش (¬٧)

Bunu Ebû Dâvûd ve İbn Mâce, Ebû Muâviye hadisinden, o da A'meş'ten rivayet etmişlerdir. (¬٧)

31502. Metin

وقال عبد الله ابن الإمام أحمد: حدثني محمد بن أبي بكر المقدّمي، أخبرنا عبد الوهاب الثقفي، حدثنا المثنى، عن عمرو بن شعيب، عن أبيه، عن عبد الله بن عمرو، عن أبي بن كعب قال: قلت للنبي ﷺ: (وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ) المطلقة ثلاثا أو المتوفى

İmam Ahmed'in oğlu Abdullah dedi ki: Bana Muhammed b. Ebî Bekr el-Mukaddemî anlattı, bize Abdülvehhâb es-Sekafî haber verdi, bize el-Müsennâ, Amr b. Şuayb'dan, o babasından, o Abdullah b. Amr'dan, o da Übey b. Ka'b'dan anlattı; o şöyle demiştir: Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem: { وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ } “Gebe olanların bekleme süresi ise yüklerini bırakmalarıdır” [ayeti], üç talakla boşanmış kadın hakkında mıdır yoksa [kocası] vefat

31503. Metin

عنها (¬١)؟ فقال: "هي المطلقة ثلاثا والمتوفى عنها" (¬٢)

eden kadın hakkında mıdır (¬١)?" dedim. O da: "O hem üç talakla boşanan hem de kocası vefat eden kadın hakkındadır." buyurdu. (¬٢)

31504. Metin

هذا حديث غريب جدا، بل منكر؛ لأن في إسناده المثنى بن الصباح، وهو متروك الحديث بمِرّة ولكن رواه ابن أبي حاتم بسند آخر، فقال:

Bu hadis son derece garip, hatta münkerdir; çünkü isnadında Müsennâ b. es-Sabbâh vardır ve o tamamen metrûkü'l-hadîstir. Fakat İbn Ebî Hâtim bunu başka bir senetle rivayet edip şöyle demiştir:

31505. Metin

حدثنا محمد بن داود السِّمْناني، حدثنا عمرو بن خالد -يعني: الحراني-حدثنا ابن لَهِيعة، عن عمرو بن شعيب، عن سعيد بن المسيب، عن أبي بن كعب، أنه لما نزلت هذه الآية قال لرسول الله ﷺ: لا أدري أمشتركة أم مبهمة، قال رسول الله ﷺ: "أية آية؟ ". قال: (أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ) المتوفى عنها والمطلقة؟ قال: "نعم".

Bize Muhammed b. Dâvûd es-Simnânî anlattı, bize Amr b. Hâlid -yani el-Harrânî- anlattı, bize İbn Lehîa, Amr b. Şuayb'dan, o Saîd b. el-Müseyyeb'den, o da Übey b. Ka'b'dan anlattı ki; bu ayet indiğinde o Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e: "Müşterek midir (her ikisini de kapsar mı) yoksa müphem midir (özel midir) bilmiyorum." dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Hangi ayet?" buyurdu. O: "(أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ) ayeti; kocası vefat eden ve boşanan kadınlar için midir?" dedi. O da: "Evet." buyurdu.

31506. Metin

وكذا رواه ابن جرير، عن أبي كُرَيْب، عن موسى بن داود، عن ابن لهيعة، به. ثم رواه عن أبي كريب أيضا، عن مالك بن إسماعيل، عن ابن عيينة، عن عبد الكريم بن أبي المخارق أنه حدث عن أبيّ بن كعب قال: سألت رسول الله ﷺ عن: (وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ) قال: "أجل، كل حامل أن تضع ما في بطنها" (¬٣)

İbn Cerîr de bunu Ebû Küreyb'den, o Mûsâ b. Dâvûd'dan, o İbn Lehîa'dan aynı şekilde rivayet etmiştir. Sonra bunu yine Ebû Küreyb'den, o Mâlik b. İsmâîl'den, o İbn Uyeyne'den, o Abdülkerîm b. Ebi'l-Muhârik'tan rivayet etti ki o Übey b. Ka'b'dan şöyle anlattı: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e: (وَأُولاتُ الأحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ) ayetini sordum. "Evet, her hamile kadının [iddetinin] sonu karnındakini doğurmasıdır." buyurdu. (¬٣)

31507. Metin

عبد الكريم هذا ضعيف، ولم يدرك أُبَيّا.

Bu Abdülkerîm zayıftır ve Übey'e yetişmemiştir.

31508. Metin

وقوله: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مِنْ أَمْرِهِ يُسْرًا) أي: يسهل له أمره، وييسره عليه، ويجعل له فرجا قريبًا ومخرجًا عاجلا.

Ayetteki: (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مِنْ أَمْرِهِ يُسْرًا) yani: Allah onun işini kolaylaştırır, hafifletir, ona yakın bir ferahlık ve acil bir çıkış yolu var eder.

31509. Metin

ثم قال: (ذَلِكَ أَمْرُ اللَّهِ أَنزلَهُ إِلَيْكُمْ) أي: حكمه وشرعه أنزله إليكم بواسطة رسول الله ﷺ، (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ وَيُعْظِمْ لَهُ أَجْرًا) أي: يذهب عنه المحذور، ويجزل له الثواب على العمل اليسير.

Sonra: (ذَلِكَ أَمْرُ اللَّهِ أَنزلَهُ إِلَيْكُمْ) yani: Bu, O'nun Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem vasıtasıyla size indirdiği hükmü ve şeriatıdır, (وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ وَيُعْظِمْ لَهُ أَجْرًا) yani: Ondan sakınılacak şeyleri giderir ve az amele karşılık ona büyük mükâfat verir buyurdu.

31510. Metin

{أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنْتُمْ مِنْ وُجْدِكُمْ وَلا تُضَارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّ وَإِنْ كُنَّ أُولاتِ حَمْلٍ فَأَنْفِقُوا عَلَيْهِنَّ حَتَّى يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَأْتَمِرُوا بَيْنَكُمْ بِمَعْرُوفٍ وَإِنْ تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُ أُخْرَى (٦) لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّا آتَاهُ اللَّهُ لا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلا مَا آتَاهَا سَيَجْعَلُ اللَّهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا (٧)}

{أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنْتُمْ مِنْ وُجْدِكُمْ وَلا تُضَارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّ وَإِنْ كُنَّ أُولاتِ حَمْلٍ فَأَنْفِقُوا عَلَيْهِنَّ حَتَّى يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَأْتَمِرُوا بَيْنَكُمْ بِمَعْرُوفٍ وَإِنْ تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُ أُخْرَى (٦) لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّا آتَاهُ اللَّهُ لا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلا مَا آتَاهَا سَيَجْعَلُ اللَّهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا (٧)} “Onları (iddetleri süresince) gücünüzün yettiği kadar, ikamet ettiğiniz yerin bir bölümünde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer gebe iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin için (çocuğu) emzirirlerse onlara ücretlerini ödeyin ve aranızda güzellikle anlaşın. Eğer anlaşmazlığa düşerseniz, çocuğu baba adına başka bir kadın emzirecektir. İmkânı geniş olan, nafakayı genişliğine göre versin. Rızkı daraltılmış olan da Allah'ın ona verdiğinden versin. Allah hiçbir nefse ona verdiğinden fazlasını yüklemez. Allah bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.”

31511. Metin

يقول تعالى آمرًا عباده إذا طلّق أحدُهم المرأة أن يُسكنَها في منزل حتى تنقضي عدتها، فقال: (أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنْتُمْ) أي: عندكم، (مِنْ وُجْدِكُمْ) قال ابن عباس، ومجاهد، وغير واحد: يعني سَعَتكم. حتى قال قتادة: إن لم تجد إلا جنب بيتك فأسكنها فيه.

Allah Teâlâ kullarına, birisi bir kadını boşadığında1 iddeti bitinceye kadar onu bir evde barındırmasını emrederek şöyle buyurmaktadır: (أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنْتُمْ) “Onları oturduğunuz yerin bir bölümünde barındırın” yani: Yanınızda [barındırın]. (مِنْ وُجْدِكُمْ)2 “Gücünüzün yettiği ölçüde”; İbn Abbâs, Mücâhid ve birden fazla âlim: “Yani imkân ve genişliğiniz ölçüsünde” dediler. Hatta Katâde şöyle demiştir: “Evinin bir köşesinden başka bir yer bulamasan dahi onu orada barındır.”3

31512. Metin

وقوله: (وَلا تُضَارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّ) قال مقاتل بن حيان: يعني يضاجرها لتفتدي منه بمالها أو تخرج من مسكنه.

Ayetteki: (وَلا تُضَارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّ) ifadesi hakkında Mukâtil b. Hayyân şöyle dedi: Yani malıyla fidye verip kendisinden kurtulsun yahut oturduğu evden çıksın diye onu bıktırıp usandırmasıdır.

31513. Metin

وقال الثوري، عن منصور، عن أبي الضُّحَى: (وَلا تُضَارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّ) قال: يطلقها، فإذا بقي يومان راجعها.

Sevrî, Mansûr'dan, o Ebû'd-Duhâ'dan: (وَلا تُضَارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّ) ayeti hakkında şöyle dediğini nakletti: Kadını boşar, [iddetin bitmesine] iki gün kalınca ona geri döner.

31514. Metin

وقوله: (وَإِنْ كُنَّ أُولاتِ حَمْلٍ فَأَنْفِقُوا عَلَيْهِنَّ حَتَّى يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ) قال كثير من العلماء منهم ابن عباس، وطائفة من السلف، وجماعات من الخلف: هذه في البائن، إن كانت حاملا أنفق عليها حتى تضع حملها، قالوا: بدليل أن الرجعية تجب نفقتها، سواء كانت حاملا أو حائلا.

Ayetteki: (وَإِنْ كُنَّ أُولاتِ حَمْلٍ فَأَنْفِقُوا عَلَيْهِنَّ حَتَّى يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ) ifadesi hakkında aralarında İbn Abbâs'ın da bulunduğu birçok âlim, seleften bir topluluk ve haleften cemaatler şöyle demişlerdir: Bu, bâin talakla boşanmış kadın hakkındadır; şayet gebe ise doğum yapıncaya kadar nafakası verilir. Onlar: "Bunun delili, ric'î talakla boşanmış kadının gebe olsun veya olmasın nafakasının farz olmasıdır." dediler.

31515. Metin

وقال آخرون: بل السياق كله في الرجعيات، وإنما نص على الإنفاق على الحامل وإن كانت رجعية؛ لأن الحمل تطول مدته غالبا، فاحتيج إلى النص على وجوب الإنفاق إلى الوضع؛ لئلا يتوهم أنه إنما تجب النفقة بمقدار مدة العدة.

Başkaları ise şöyle dediler: Bilakis bağlamın tamamı ric'î boşanmış kadınlar hakkındadır; gebe kadının -ric'î boşanmış olsa bile- nafakası özellikle belirtilmiştir, çünkü hamileliğin süresi çoğunlukla uzundur; bu yüzden nafakanın sadece [normal] iddet süresi kadar gerektiği zannedilmesin diye doğuma kadar nafakayı vermenin farz olduğu açıkça belirtilmeye ihtiyaç duyulmuştur.

31516. Metin

واختلف العلماء: هل النفقة لها بواسطة الحمل، أم للحمل وحده؟ على قولين منصوصين عن الشافعي وغيره، ويتفرع عليها مسائل مذكورة في علم الفروع.

Âlimler, nafakanın kadına gebelik vasıtasıyla mı yoksa sadece çocuğun kendisi için mi olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir; bu konuda Şâfiî ve diğerlerinden nakledilen iki nass vardır ve bu meseleye bağlı olarak fıkıh ilminde zikredilen alt meseleler dallanıp budaklanmıştır.

31517. Metin

وقوله: (فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ) أي: إذا وضعن حملهن وهن طوالق، فقد بنَّ بانقضاء عدتهن، ولها حينئذ أن ترضع الولد، ولها أن تمتنع منه، ولكن بعد أن تغذيه باللبَّأ -وهو باكورة اللبن الذي لا قوام للولد غالبًا إلا به-فإن أرضعت استحقت أجر مثلها، ولها أن تعاقد أباه أو وليه على ما يتفقان عليه من أجرة؛ ولهذا قال تعالى: (فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ) وقوله: (وَأْتَمِرُوا بَيْنَكُمْ بِمَعْرُوفٍ) أي: ولتكن أموركم فيما بينكم بالمعروف، من غير إضرار ولا مضارة، كما قال تعالى في سورة "البقرة": {لا تُضَارَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلا مَوْلُودٌ لَهُ بِوَلَدِهِ} [البقرة: ٢٣٣]

Ayetteki: (فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ) yani: Boşanmış oldukları halde doğum yaptıklarında iddetleri bittiğinden dolayı kesin olarak ayrılmış olurlar; bu durumda kadının çocuğu emzirme hakkı olduğu gibi bundan kaçınma hakkı da vardır; ancak ilk süt olan ağız sütüyle (elbe') -ki çoğunlukla çocuğun onun dışında ayakta kalması mümkün olmayan ilk süttür- çocuğu besledikten sonra. Şayet emzirirse emsal ücreti hak eder; babasıyla veya velisiyle üzerinde anlaşacakları bir ücret karşılığında sözleşme yapma hakkına sahiptir; bundan dolayı Allah Teâlâ: (فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ) buyurmuştur. Ayetteki: (وَأْتَمِرُوا بَيْنَكُمْ بِمَعْرُوفٍ) ifadesi ise: Aranızdaki meseleleri karşılıklı zarar vermeksizin ve zarara uğramaksızın güzellikle/meşru çerçevede yürütün demektir; nitekim Allah Teâlâ "Bakara" sûresinde: {لا تُضَارَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلا مَوْلُودٌ لَهُ بِوَلَدِهِ} “Ne anne çocuğu yüzünden ne de çocuğun babası çocuğu yüzünden zarara uğratılsın.” [Bakara: 233] buyurmuştur.

31518. Metin

وقوله: (وَإِنْ تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُ أُخْرَى) أي: وإن اختلف الرجل والمرأة، فطلبت المرأة أجرة الرضاع كثيرًا ولم يجبها الرجل إلى ذلك، أو بذل الرجل قليلا ولم توافقه عليه، فليسترضع له غيرها. فلو رضيت الأم بما استؤجرت عليه الأجنبية فهي أحق بولدها.

Ayetteki: (وَإِنْ تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُ أُخْرَى) yani: Şayet erkek ve kadın anlaşmazlığa düşerlerse, kadın emzirme ücretini fazla ister ve erkek bunu kabul etmezse veya erkek az verir de kadın buna razı olmazsa, erkek çocuk için başka bir emzirici tutsun. Ancak anne, yabancı kadının tutulduğu ücrete razı olursa kendi çocuğuna başkalarından daha layıktır.

31519. Metin

وقوله: (لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ) أي: لينفق على المولود والده، أو وليه، بحسب قدرته، (وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّا آتَاهُ اللَّهُ لا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلا مَا آتَاهَا) كقوله: {لا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلا وُسْعَهَا} [البقرة: ٢٨٦].

Ayetteki: (لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ) yani: Çocuğa babası yahut velisi imkânı nispetinde nafaka versin. (وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّا آتَاهُ اللَّهُ لا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلا مَا آتَاهَا) ifadesi ise Allah Teâlâ'nın: {لا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلا وُسْعَهَا} “Allah hiçbir kimseyi gücünün yettiğinden başkasıyla yükümlü kılmaz.” [Bakara: 286] ayeti gibidir.

31520. Metin

روى ابن جرير: حدثنا ابن حميد، حدثنا حَكَّام، عن أبي سنان قال: سأل عمر بن الخطاب عن أبي عبيدة، فقيل: إنه يلبس الغليظ من الثياب، ويأكل أخشن الطعام، فبعث إليه بألف دينار، وقال للرسول: انظر ما يصنع بها إذا هو أخذها: فما لبث أن لبس اللين من الثياب، وأكل أطيب الطعام، فجاءه الرسول فأخبره، فقال: ﵀، تأول هذه الآية: (لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّا آتَاهُ اللَّهُ) ١

İbn Cerîr rivayet etti: Bize İbn Humeyd anlattı, bize Hekkâm, Ebû Sinân'dan anlattı; o dedi ki: Ömer b. el-Hattâb [radıyallâhu anh], Ebû Ubeyde'yi [radıyallâhu anh] sordu. Ona: "O kaba elbiseler giyiyor ve yiyeceğin en sertini yiyor" denildi. Bunun üzerine [Ömer] ona bin dinar gönderdi ve elçiye: "Onu aldığında ne yapacağına bak" dedi. Çok geçmeden [Ebû Ubeyde] yumuşak elbiseler giydi ve en güzel yiyeceklerden yedi. Elçi [Ömer'e] gelip durumu haber verince [Ömer] şöyle dedi: "Allah ona rahmet etsin, o şu ayeti tevil etti: { لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّا آتَاهُ اللَّهُ } “İmkânı geniş olan, bu genişliğine göre nafaka versin. Rızkı daraltılmış olan da Allah'ın kendisine verdiğinden versin.”" 1

31521. Metin

وقال الحافظ أبو القاسم الطبراني في معجمه الكبير: حدثنا هاشم بن مرثد الطبراني، حدثنا محمد بن إسماعيل بن عياش، أخبرني أبي، أخبرني ضَمْضَم بن زُرْعَة، عن شُرَيح بن عبيد، عن أبي مالك الأشعري -واسمه الحارث-قال: قال رسول الله ﷺ: "ثلاثة نفر، كان لأحدهم عشرة دنانير، فتصدق منها بدينار. وكان لآخر عشر أواق، فتصدق منها بأوقية. وكان لآخر مائة أوقية، فتصدق منها بعشر أواق". فقال رسول الله ﷺ: "هم في الأجر سواء، كل قد تصدق بعشر ماله، قال الله تعالى: (لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ) (¬١)

Hâfız Ebû'l-Kâsım et-Taberânî el-Mu'cemü'l-Kebîr'inde dedi ki: Bize Hâşim b. Mersed et-Taberânî anlattı, bize Muhammed b. İsmâîl b. Ayyâş anlattı, bana babam bildirdi, bana Damdam b. Zür'a, Şüreyh b. Ubeyd'den, o Ebû Mâlik el-Eş'arî'den -ki adı el-Hâris'tir- bildirdi; o dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Üç kişi vardı: Birinin on dinarı vardı, bundan bir dinar sadaka verdi. Diğerinin on ukiyesi vardı, bundan bir ukiye sadaka verdi. Bir diğerinin ise yüz ukiyesi vardı, bundan on ukiye sadaka verdi." Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bunlar sevapta eşittirler; her biri malının onda birini sadaka vermiştir. Allah Teâlâ: (لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ) buyurmuştur." (¬١) dedi.

31522. Metin

هذا حديث غريب من هذا الوجه.

Bu hadis bu vecihten gariptir.

31523. Metin

وقوله: (سَيَجْعَلُ اللَّهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا) وعد منه تعالى، ووعده حق، لا يخلفه، وهذه كقوله تعالى: {فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا * إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا} [الشرح: ٥، ٦].

Ayetteki: (سَيَجْعَلُ اللَّهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا) Allah Teâlâ'dan bir vaattir ve O'nun vaadi haktır, vaadinden dönmez. Bu, Allah Teâlâ'nın şu ayeti gibidir: {فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا * إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا} “Elbette güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır.” [İnşirâh: 5-6].

31524. Metin

وقد روى الإمام أحمد حديثا يحسن أن نذكره ها هنا، فقال: حدثنا هاشم بن القاسم، حدثنا عبد الحميد بن بَهْرَام، حدثنا شَهْر بن حَوْشَب قال: قال أبو هريرة: بينما رجل وامرأة له في السلف الخالي لا يقدران على شيء، فجاء الرجل من سفره، فدخل على امرأته جائعا قد أصاب (¬٢) مَسْغَبَةً شديدة، فقال لامرأته: عندك شيء؟ قالت: نعم، أبشر، أتاك رزق الله، فاستحثها، فقال: ويحك! ابتغي إن كان عندك شيء. قالت نعم، هُنَيهة -ترجو رحمة الله-حتى إذا طال عليه الطوى (¬٣) قال: ويحك! قومي فابتغي إن كان عندك شيء فائتيني به، فإني قد بُلغتُ وجَهِدتُ. فقال: نعم، الآن يُنضح التنور فلا تعجل. فلما أن سكت عنها ساعة وتحيّنت أن يقول لها، قالت من عند نفسها: لو قمتُ فنظرتُ إلى تنوري؟ فقامَتْ فنظرَت إلى تَنورها ملآن من جنُوبَ الغنم، ورَحييها تطحنَان. فقامت إلى الرحى فنَفضتها، واستخرجت ما في تنورها من جنوب الغنم.

İmam Ahmed burada zikredilmesi güzel olan bir hadis rivayet edip dedi ki: Bize Hâşim b. el-Kâsım anlattı, bize Abdülhamîd b. Behrâm anlattı, bize Şehr b. Havşeb anlattı; Ebû Hureyre şöyle dedi: Geçmiş ümmetlerde hiçbir şeye güç yetiremeyen bir adam ile karısı vardı. Adam yolculuğundan döndü, şiddetli bir açlığa maruz kalmış (¬٢) ve aç bir halde karısının yanına girdi ve karısına: "Yanında bir şey var mı?" dedi. Kadın: "Evet, müjdeler olsun, sana Allah'ın rızkı geldi." dedi. Adam onu acele ettirip: "Yazık sana! Eğer yanında bir şey varsa getir." dedi. Kadın -Allah'ın rahmetini umarak-: "Evet, birazcık bekle." dedi. Nihayet açlık adama dayanılmaz gelince (¬٣): "Yazık sana! Kalk da yanında bir şey varsa getir bana, çünkü gerçekten takatim tükendi ve zor durumdayım." dedi. Kadın: "Evet, şimdi tandır ısınıyor, acele etme." dedi. Adam bir süre susup kadın da onun kendisine bir şey demesini bekleyince kendi kendine: "Kalkıp tandırıma bir baksam ya?" dedi. Kalktı ve tandırına baktı; bir de ne görsün, tandır koyun kaburgalarıyla dolu, iki el değirmeni de un öğütüyor! Değirmenin yanına vardı, onu silkeledi ve tandırındaki koyun kaburgalarını çıkardı.

31525. Metin

قال أبو هريرة: فوالذي نفس أبي القاسم بيده، هو (¬٤) قول محمد ﷺ: "لو أخذت ما في رَحييها ولم تنفضها لطحنتا إلى يوم القيامة" (¬٥)

Ebû Hureyre dedi ki: Ebû'l-Kâsım'ın nefsi elinde olana yemin olsun ki, bu (¬٤) Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in şu sözüdür: "Eğer değirmenlerinin içindekini alıp onu silkelemeseydi, o ikisi kıyamet gününe kadar öğütmeye devam ederdi." (¬٥)

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.