Kıtal Suresi Tefsiri

Abdurrahman es-Sa'dî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

12114. Metin

وهي مدنية

Medenîdir.

12115. Metin

{١-٣} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ أَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ * وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَآمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ * ذَلِكَ بِأَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَأَنَّ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ رَبِّهِمْ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ لِلنَّاسِ أَمْثَالَهُمْ} .

{ 1-3 } { بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ أَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ * وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَآمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ * ذَلِكَ بِأَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَأَنَّ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ رَبِّهِمْ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ لِلنَّاسِ أَمْثَالَهُمْ } “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. İnkâr edenlerin ve Allah yolundan alıkoyanların amellerini Allah boşa çıkarmıştır. İman edip salih ameller işleyenlerin ve Rableri tarafından bir hak olarak Muhammed'e indirilene inananların ise günahlarını örtmüş ve hâllerini ıslah etmiştir. Bunun sebebi; inkâr edenlerin batıla uymaları, iman edenlerin ise Rablerinden gelen hakka uymuş olmalarıdır. İşte Allah, insanlara kendi durumlarını böyle misallerle anlatır.”

12116. Metin

هذه الآيات مشتملات على ذكر ثواب المؤمنين وعقاب العاصين، والسبب في ذلك، ودعوة الخلق إلى الاعتبار بذلك، فقال: {الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ} وهؤلاء رؤساء الكفر، وأئمة الضلال، الذين جمعوا بين الكفر بالله وآياته، والصد لأنفسهم وغيرهم عن سبيل الله، التي هي الإيمان بما دعت إليه الرسل واتباعه.

Bu ayetler; müminlerin mükâfatını, isyankârların cezasını, bunun sebebini ve kulları bundan ibret almaya daveti içermektedir. Şöyle buyurdu: { الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ } “İnkâr edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar...” Bunlar; Allah'ı ve ayetlerini inkâr etmekle peygamberlerin davet ettiği şeye iman edip ona uymaktan ibaret olan Allah yolundan hem kendilerini hem de başkalarını alıkoymayı bir arada işleyen küfür reisleri ve sapıklık önderleridir.

12117. Metin

فهؤلاء {أَضَلَّ} الله {أَعْمَالَهُمْ} أي: أبطلها وأشقاهم بسببها، وهذا يشمل أعمالهم التي عملوها ليكيدوا بها الحق وأولياء الله، أن الله جعل كيدهم في نحورهم، فلم يدركوا مما قصدوا شيئا، وأعمالهم التي يرجون أن يثابوا عليها، أن الله سيحبطها عليهم، والسبب في ذلك أنهم اتبعوا الباطل، وهو كل غاية لا يراد بها وجه الله من عبادة الأصنام والأوثان، والأعمال التي في نصر الباطل لما كانت باطلة، كانت الأعمال لأجلها باطلة.

İşte bunların { أَعْمَالَهُمْ } “amellerini” Allah { أَضَلَّ } “boşa çıkarmıştır”; yani iptal etmiş ve bu sebeple onları bedbaht kılmıştır. Bu durum; hem hakka ve Allah'ın dostlarına tuzak kurmak için yaptıkları amelleri kapsar ki Allah onların tuzaklarını kendi boyunlarına dolamış ve amaçladıkları hiçbir şeye ulaşamamışlardır; hem de karşılığında sevap bekledikleri amelleri kapsar ki Allah onları heder edecektir. Bunun sebebi onların batıla uymuş olmalarıdır. Batıl ise putlara ve heykellere tapmak gibi Allah rızası gözetilmeyen her türlü hedeftir. Batıla yardım yolundaki ameller batıl olduğu için, onun uğruna yapılan ameller de boşa çıkmıştır.

12118. Metin

وأما {وَالَّذِينَ آمَنُوا} بما أنزل الله على رسله عموما، وعلى محمد ﷺ خصوصا، {وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ} بأن قاموا بما عليهم من حقوق الله، وحقوق العباد الواجبة والمستحبة.

Genel olarak Allah'ın peygamberlerine indirdiğine, özel olarak da Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem indirdiğine { وَالَّذِينَ آمَنُوا } “iman edenler” ve üzerlerindeki farz ve müstehap olan Allah haklarını ve kul haklarını yerine getirmek suretiyle { وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ } “salih ameller işleyenlere gelince;”

12119. Metin

{كَفَّرَ} الله {عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ} صغارها وكبارها، وإذا كفرت سيئاتهم، نجوا من عذاب الدنيا والآخرة. {وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ} أي: أصلح دينهم ودنياهم، وقلوبهم وأعمالهم، وأصلح ثوابهم، بتنميته وتزكيته، وأصلح جميع أحوالهم، والسبب في ذلك أنهم: {اتبعوا الْحَقُّ} الذي هو الصدق واليقين، وما اشتمل عليه هذا القرآن العظيم، الصادر {مِنْ رَبِّهِمْ} الذي رباهم بنعمته، ودبرهم بلطفه فرباهم تعالى بالحق فاتبعوه، فصلحت أمورهم، فلما كانت الغاية المقصودة لهم، متعلقة بالحق المنسوب إلى الله الباقي الحق المبين، كانت الوسيلة صالحة باقية، باقيا ثوابها.

Allah { كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ } “onların küçük büyük bütün günahlarını örtmüştür”. Günahları örtülünce dünya ve ahiret azabından kurtulmuş olurlar. { وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ } “Ve hâllerini ıslah etmiştir.” Yani dinlerini, dünyalarını, kalplerini ve amellerini ıslah etmiş, sevaplarını artırıp bereketlendirerek ıslah etmiş ve bütün hâllerini düzeltmiştir. Bunun sebebi; onların doğruluk ve yakînden ibaret olan, nimetiyle onları terbiye eden ve lütfuyla onları yöneten { مِنْ رَبِّهِمْ } “Rablerinden gelen” bu yüce Kur'an'ın ihtiva ettiği { اتَّبَعُوا الْحَقَّ } “hakka uymuş olmalarıdır”. Allah Teâlâ onları hak ile terbiye etti, onlar da ona uydular; böylece işleri düzeldi. Amaçladıkları nihai gaye baki ve apaçık hak olan Allah'a mensup hakka taalluk edince, vesileleri de salih ve baki olmuş, sevabı da baki kalmıştır.

12120. Metin

{كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ لِلنَّاسِ أَمْثَالَهُمْ} حيث بين لهم تعالى أهل الخير وأهل الشر، وذكر لكل منهم صفة يعرفون بها ويتميزون {ليهلك من هلك عن بينة ويحيا من حي عن بينة}

{ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ لِلنَّاسِ أَمْثَالَهُمْ } “İşte Allah, insanlara kendi durumlarını böyle misallerle anlatır.” Zira Allah Teâlâ onlara hayır ehlini ve şer ehlini açıklamış, her biri için tanınacakları ve ayırt edilecekleri vasıflar zikretmiştir; ta ki { لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيَى مَنْ حَيَّ عَنْ بَيِّنَةٍ } “helak olan apaçık bir delilden ötürü helak olsun, yaşayan da apaçık bir delilden ötürü yaşasın”.

12122. Metin

{٤-٦} {فَإِذا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ حَتَّى إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا ذَلِكَ وَلَوْ يَشَاءُ اللَّهُ لانْتَصَرَ مِنْهُمْ وَلَكِنْ لِيَبْلُوَ بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍ وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَلَنْ يُضِلَّ أَعْمَالَهُمْ * سَيَهْدِيهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ * وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ} .

{ 4-6 } { فَإِذا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ حَتَّى إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا ذَلِكَ وَلَوْ يَشَاءُ اللَّهُ لانْتَصَرَ مِنْهُمْ وَلَكِنْ لِيَبْلُوَ بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍ وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَلَنْ يُضِلَّ أَعْمَالَهُمْ * سَيَهْدِيهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ * وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ } “İnkâr edenlerle [savaşta] karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Sonunda onlara üstün gelip sindirdiğinizde bağı sıkı bağlayın [onları esir alın]. Artık bundan sonra ya karşılıksız salıverirsiniz ya da fidye alırsınız; ta ki savaş ağırlıklarını bıraksın. İşte böyle; şayet Allah dileseydi elbette onlardan intikam alırdı, fakat sizi birbirinizle denemek için [böyle emreder]. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz. Onları doğru yola iletecek, durumlarını ıslah edecek ve kendilerine tanıttığı cennete onları koyacaktır.”

12123. Metin

يقول تعالى -مرشدا عباده إلى ما فيه صلاحهم، ونصرهم على أعدائهم-: {فَإِذا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا} في الحرب والقتال، فاصدقوهم القتال، واضربوا منهم الأعناق، حَتَّى تثخنوهم وتكسروا شوكتهم وتبطلوا شرتهم، فإذا فعلتم ذلك، ورأيتم الأسر أولى وأصلح، {فَشُدُّوا الْوَثَاقَ} أي: الرباط، وهذا احتياط لأسرهم لئلا يهربوا، فإذا شد منهم الوثاق اطمأن المسلمون من هربهم ومن شرهم، فإذا كانوا تحت أسركم، فأنتم بالخيار بين المن عليهم، وإطلاقهم بلا مال ولا فداء، وإما أن تفدوهم بأن لا تطلقوهم حتى يشتروا أنفسهم، أو يشتريهم أصحابهم بمال، أو بأسير مسلم عندهم.

Allah Teâlâ kullarını kurtuluşlarına ve düşmanlarına karşı zaferlerine vesile olacak şeye irşad ederek şöyle buyurur: Harp ve savaşta { فَإِذا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا } “inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman” onlarla samimiyetle ve cesaretle savaşın ve boyunlarını vurun; ta ki onları sindirip güçlerini kırıncaya ve şerlerini hükümsüz kılıncaya kadar. Bunu yaptığınızda ve esir almayı daha uygun ve maslahata daha muvafık gördüğünüzde { فَشُدُّوا الْوَثَاقَ } “bağı sıkı bağlayın”; yani kaçmasınlar diye esirlerin bağını sağlam tutun. Bağları sağlam tutulduğunda Müslümanlar onların kaçmasından ve şerrinden emin olurlar. Onlar esaretiniz altında olunca, onlara lütufta bulunup hiçbir mal ve fidye almaksızın serbest bırakmak ile fidye karşılığı bırakmak -yani kendilerini satın alıncaya yahut arkadaşları onları mal karşılığında veya yanlarındaki bir Müslüman esir karşılığında kurtarıncaya kadar salıvermemek- arasında serbestsiniz.

12124. Metin

وهذا الأمر مستمر {حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا} أي: حتى لا يبقى حرب، وتبقون في المسألة والمهادنة، فإن لكل مقام مقالا ولكل حال حكما، فالحال المتقدمة، إنما هي إذا كان قتال وحرب.

Bu hüküm, { حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا } “ta ki savaş ağırlıklarını bırakıncaya kadar” devam eder; yani artık savaş kalmayıp barış ve ateşkes hâlinde kalana kadar sürer. Zira her makamın bir sözü, her durumun bir hükmü vardır; önceki durum ancak fiilî bir savaş ve harp olduğunda geçerlidir.

12125. Metin

فإذا كان في بعض الأوقات، لا حرب فيه لسبب من الأسباب، فلا قتل ولا أسر.

Şayet herhangi bir sebepten ötürü savaşın bulunmadığı bir vakit olursa, o zaman ne öldürme ne de esir alma söz konusu olur.

12126. Metin

{ذَلِكَ} الحكم المذكور في ابتلاء المؤمنين بالكافرين، ومداولة الأيام بينهم، وانتصار بعضهم على بعض {وَلَوْ يَشَاءُ اللَّهُ لانْتَصَرَ مِنْهُمْ} فإنه تعالى على كل شيء قدير، وقادر على أن لا ينتصر الكفار في موضع واحد أبدا، حتى يبيد المسلمون خضراءهم.

Müminlerin kâfirlerle imtihan edilmesi, zafer günlerinin aralarında döndürülmesi ve bazılarının diğerlerine galip kılınması hususunda zikredilen hüküm { ذَلِكَ } “işte böyledir”. { وَلَوْ يَشَاءُ اللَّهُ لانْتَصَرَ مِنْهُمْ } “Şayet Allah dileseydi elbette onlardan intikam alırdı.” Zira Allah Teâlâ her şeye kadirdir; kâfirlerin hiçbir yerde asla zafer kazanamamasını ve Müslümanların onların kökünü kurutmasını sağlamaya da kadirdir.

12127. Metin

{وَلَكِنْ لِيَبْلُوَ بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍ} ليقوم سوق الجهاد، ويتبين بذلك أحوال العباد، الصادق من الكاذب، وليؤمن من آمن إيمانا صحيحا عن بصيرة، لا إيمانا مبنيا على متابعة أهل الغلبة، فإنه إيمان ضعيف جدا، لا يكاد يستمر لصاحبه عند المحن والبلايا.

{ وَلَكِنْ لِيَبْلُوَ بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍ } “Fakat sizi birbirinizle denemek için [böyle yapar].” Ta ki cihad meydanı kurulsun, bununla kulların durumları, doğru sözlü olan ile yalancı olan birbirinden ayrılsın ve iman eden kimse sırf galip gelenlere uymaya dayalı bir imanla değil, basiret üzere sahih bir imanla inansın. Çünkü böyle [sırf galibe uyan] bir iman pek zayıftır; mihnet ve imtihanlar karşısında sahibinde neredeyse hiç tutunamaz.

12128. Metin

{وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ} لهم ثواب جزيل، وأجر جميل، وهم الذين قاتلوا من أمروا بقتالهم، لتكون كلمة الله هي العليا.

{ وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ } “Allah yolunda öldürülenler için” bol bir mükâfat ve güzel bir ecir vardır. Bunlar; Allah'ın kelimesi en yüce olsun diye savaşılması emredilen kimselerle savaşanlardır.

12129. Metin

فهؤلاء لن يضل الله أعمالهم، أي: لن يحبطها ويبطلها، بل يتقبلها وينميها لهم، ويظهر من أعمالهم نتائجها، في الدنيا والآخرة.

İşte Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz; yani onları heder edip iptal etmez, aksine onları kabul eder, kendileri için bereketlendirip artırır ve amellerinin neticelerini dünya ve ahirette ortaya çıkarır.

12130. Metin

{سَيَهْدِيهِمْ} إلى سلوك الطريق الموصلة إلى الجنة، {وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ} أي: حالهم وأمورهم، وثوابهم يكون صالحا كاملا لا نكد فيه، ولا تنغيص بوجه من الوجوه.

{ سَيَهْدِيهِمْ } “Onları iletecektir”; yani cennete ulaştıran yola sevk edecektir. { وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ } “Ve durumlarını ıslah edecektir.” Yani hâllerini ve işlerini düzeltecektir; mükâfatları da hiçbir keder ve hiçbir şekilde bulantı bulunmayan eksiksiz ve kusursuz bir mükâfat olacaktır.

12131. Metin

{وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ} أي: عرفها أولا بأن شوقهم إليها، ونعتها لهم، وذكر لهم الأعمال الموصلة إليها، التي من جملتها القتل في سبيله، ووفقهم للقيام بما أمرهم به ورغبهم فيه، ثم إذا دخلوا الجنة، عرفهم منازلهم، وما احتوت عليه من النعيم المقيم، والعيش السليم.

{ وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ } “Ve kendilerine tanıttığı cennete onları koyacaktır.” Yani önce onları oraya iştiyaklandırarak, özelliklerini kendilerine niteleyerek ve oraya ulaştıran amelleri -ki Allah yolunda öldürülmek de bunlardandır- kendilerine zikrederek tanıttı; emrettiği ve teşvik ettiği şeyleri yapmaya onları muvaffak kıldı. Sonra cennete girdiklerinde ise onlara konaklarını ve oranın ihtiva ettiği ebedî nimetleri ve kusursuz yaşantıyı tanıtacaktır.

12132. Metin

{٧-٩} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ * وَالَّذِينَ كَفَرُوا فَتَعْسًا لَهُمْ وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ * ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَرِهُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ} .

{ 7-9 } { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ * وَالَّذِينَ كَفَرُوا فَتَعْسًا لَهُمْ وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ * ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَرِهُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ } “Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar. İnkâr edenlere gelince; yıkım olsun onlara! [Allah] onların amellerini boşa çıkarmıştır. Bunun sebebi; Allah'ın indirdiğini kerih görmeleridir, bu yüzden [Allah] onların amellerini heba etmiştir.”

12133. Metin

هذا أمر منه تعالى للمؤمنين، أن ينصروا الله بالقيام بدينه، والدعوة إليه، وجهاد أعدائه، والقصد بذلك وجه الله، فإنهم إذا فعلوا ذلك، نصرهم الله وثبت أقدامهم، أي: يربط على قلوبهم بالصبر والطمأنينة والثبات، ويصبر أجسامهم على ذلك، ويعينهم على أعدائهم، فهذا وعد من كريم صادق الوعد، أن الذي ينصره بالأقوال والأفعال سينصره مولاه، وييسر له أسباب النصر، من الثبات وغيره.

Bu, Allah Teâlâ'nın müminlere; O'nun dinini ikame etmek, O'na davet etmek, düşmanlarıyla cihad etmek ve bununla sadece Allah rızasını gözetmek suretiyle Allah'a yardım etmelerini emretmesidir. Şayet bunu yaparlarsa Allah da onlara yardım eder ve ayaklarını sabit kılar; yani sabır, huzur ve sebat ile kalplerine kuvvet verir, bedenlerini buna karşı dayanıklı kılar ve düşmanlarına karşı onlara yardım eder. Bu, cömert ve vaadinde sadık olan Allah'ın bir vaadidir: Söz ve fiilleriyle O'na yardım edene Mevlâsı mutlaka yardım edecek ve sebat başta olmak üzere zaferin bütün sebeplerini ona kolaylaştıracaktır.

12134. Metin

وأما الذين كفروا بربهم، ونصروا الباطل، فإنهم في تعس، أي: انتكاس من أمرهم وخذلان.

Rablerinkâr eden ve batıla yardım edenlere gelince; onlar yıkım içindedirler; yani işlerinde hüsran, tepetaklak olma ve yardımsız bırakılma içindedirler.

12135. Metin

{وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ} أي: أبطل أعمالهم التي يكيدون بها الحق، فرجع كيدهم في نحورهم، وبطلت أعمالهم التي يزعمون أنهم يريدون بها وجه الله.

{ وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ } “Ve [Allah] onların amellerini boşa çıkarmıştır.” Yani hakka karşı tuzak kurdukları amellerini iptal etmiş, böylece tuzakları kendi aleyhlerine dönmüştür; Allah rızasını gözettiklerini iddia ettikleri amelleri de boşa çıkmıştır.

12136. Metin

ذلك الإضلال والتعس للذين كفروا، بسبب أنهم {كَرِهُوا مَا أَنزلَ اللَّهُ} من القرآن الذي أنزله الله، صلاحا للعباد، وفلاحا لهم، فلم يقبلوه، بل أبغضوه وكرهوه، {فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ}

İnkâr edenler için olan bu dalalet ve yıkım, kulların salahı ve kurtuluşu için Allah'ın indirmiş olduğu Kur'an'dan ibaret olan { مَا أَنْزَلَ اللَّهُ } “Allah'ın indirdiğini” { كَرِهُوا } “kerih görmeleri” sebebiyledir. Onu kabul etmediler, aksine ona buğzedip ondan hoşlanmadılar; bu yüzden Allah da { فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ } “onların amellerini heba etti”.

12137. Metin

{١٠-١١} {أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الأرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ دَمَّرَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلِلْكَافِرِينَ أَمْثَالُهَا * ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَأَنَّ الْكَافِرِينَ لا مَوْلَى لَهُمْ} .

{ 10-11 } { أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الأرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ دَمَّرَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلِلْكَافِرِينَ أَمْثَالُهَا * ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَأَنَّ الْكَافِرِينَ لا مَوْلَى لَهُمْ } “Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin akıbetinin nasıl olduğuna baksınlar? Allah onları yerle bir etti. Bu kâfirlere de onların benzerleri vardır. Bunun sebebi; Allah'ın iman edenlerin mevlâsı olması, kâfirlerin ise hiçbir mevlâsının bulunmamasıdır.”

12138. Metin

أي: أفلا يسير هؤلاء المكذبون بالرسول ﷺ، {فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ} فإنهم لا يجدون عاقبتهم إلا شر العواقب، فإنهم لا يلتفتون يمنة ولا يسرة إلا وجدوا ما حولهم، قد بادوا وهلكوا، واستأصلهم التكذيب والكفر، فخمدوا، ودمر الله عليهم أموالهم وديارهم، بل دمر أعمالهم ومكرهم، وللكافرين في كل زمان ومكان، أمثال هذه العواقب الوخيمة، والعقوبات الذميمة.

Yani Resûlullah'ı sallallâhu aleyhi ve sellem yalanlayan bu kimseler yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı ki, { فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ } “kendilerinden öncekilerin akıbetinin nasıl olduğuna baksınlar?” Şüphesiz onların akıbetini ancak en kötü akıbet olarak bulurlar. Zira sağa veya sola nereye baksalar çevrelerindekilerin yok olup helak olduğunu, yalanlama ve küfrün onların kökünü kuruttuğunu, sönüp gittiklerini görürler. Allah onların mallarını ve yurtlarını yerle bir etti; hatta amellerini ve tuzaklarını da yerle bir etti. Her zaman ve mekândaki kâfirler için de bu feci akıbetlerin ve yerilmiş cezaların benzerleri vardır.

12139. Metin

وأما المؤمنون، فإن الله تعالى ينجيهم من العذاب، ويجزل لهم كثير الثواب.

Müminlere gelince; Allah Teâlâ onları azaptan kurtarır ve kendilerine pek çok mükâfatı bolca verir.

12141. Metin

{ذلك بأن الله مولى الذين آمنوا} فتولاهم برحمته، فأخرجهم من الظلمات إلى النور، وتولى جزاءهم ونصرهم، {وَأَنَّ الْكَافِرِينَ} بالله تعالى، حيث قطعوا عنهم ولاية الله، وسدوا على أنفسهم رحمته {لا مَوْلَى لَهُمْ} يهديهم إلى سبل السلام، ولا ينجيهم من عذاب الله وعقابه، بل أولياؤهم الطاغوت، يخرجونهم من النور إلى الظلمات، أولئك أصحاب النار هم فيها خالدون.

{ ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا } “Bunun sebebi; Allah'ın iman edenlerin mevlâsı olmasıdır.” Zira rahmetiyle onları dost edinmiş, karanlıklardan aydınlığa çıkarmış, mükâfatlarını ve onlara yardımı üstlenmiştir. Allah Teâlâ'nın dostluğunu kendilerinden kesip rahmet kapılarını kendi üzerlerine kapatan { وَأَنَّ الْكَافِرِينَ } “kâfirlere gelince;” kendilerini esenlik yollarına iletecek, Allah'ın azabından ve cezasından kurtaracak { لا مَوْلَى لَهُمْ } “hiçbir mevlâları yoktur”. Bilakis onların dostları tağuttur; onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar ateş ehlidirler ve orada ebedî kalacaklardır.

12142. Metin

{١٢} {إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأنْهَارُ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يَتَمَتَّعُونَ وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ الأنْعَامُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ} .

{ 12 } { إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأنْهَارُ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يَتَمَتَّعُونَ وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ الأنْعَامُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ } “Şüphesiz Allah, iman edip salih ameller işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere koyar. İnkâr edenler ise zevklenirler ve hayvanların yediği gibi yerler; onların barınağı ateştir.”

12143. Metin

لما ذكر تعالى أنه ولي المؤمنين، ذكر ما يفعل بهم في الآخرة، من دخول الجنات، التي تجري من تحتها الأنهار، التي تسقي تلك البساتين الزاهرة، والأشجار الناظرة المثمرة، لكل زوج بهيج، وكل فاكهة لذيذة.

Allah Teâlâ müminlerin dostu olduğunu zikredince, ahirette onlara yapacağı muameleyi; yani o göz alıcı bahçeleri ve her türlü güzel çiftten ve lezzetli meyveden meydana gelen taze ve meyveli ağaçları sulayan, altından ırmaklar akan cennetlere girdirilmelerini zikretti.

12144. Metin

ولما ذكر أن الكافرين لا مولى لهم، ذكر أنهم وُكِلُوا إلى أنفسهم، فلم يتصفوا بصفات المروءة، ولا الصفات الإنسانية، بل نزلوا عنها دركات، وصاروا كالأنعام، التي لا عقل لها ولا فضل، بل جل همهم ومقصدهم التمتع بلذات الدنيا وشهواتها، فترى حركاتهم الظاهرة والباطنة دائرة حولها، غير متعدية لها إلى ما فيه الخير والسعادة، ولهذا كانت النار مثوى لهم، أي: منزلا معدا، لا يخرجون منها، ولا يفتر عنهم من عذابها.

Kâfirlerin ise hiçbir mevlâsı olmadığını zikrettiğinde, onların kendi nefislerine bırakıldıklarını, dolayısıyla ne mürüvvet ne de insanlık vasıflarıyla vasıflandıklarını, aksine bundan derece derece aşağı inip akılsız ve faziletsiz hayvanlar gibi olduklarını beyan etti. Bilakis onların bütün dert ve gayeleri dünya lezzetlerinden ve şehvetlerinden faydalanmaktır. Onların zahirî ve batınî bütün hareketlerinin sadece bunun etrafında döndüğünü, hayır ve saadete vesile olacak şeylere asla geçmediğini görürsün. Bundan dolayı ateş onlar için bir barınak, yani hazırlanmış bir konak olmuştur; oradan asla çıkamazlar ve azabı kendilerinden hafifletilmez.

12145. Metin

{١٣} {وَكَأَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ هِيَ أَشَدُّ قُوَّةً مِنْ قَرْيَتِكَ الَّتِي أَخْرَجَتْكَ أَهْلَكْنَاهُمْ فَلا نَاصِرَ لَهُمْ} .

{ 13 } { وَكَأَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ هِيَ أَشَدُّ قُوَّةً مِنْ قَرْيَتِكَ الَّتِي أَخْرَجَتْكَ أَهْلَكْنَاهُمْ فَلا نَاصِرَ لَهُمْ } “Seni yurdundan çıkaran memleketinden çok daha kuvvetli nice memleketler vardı ki biz onları helak ettik de kendilerine hiçbir yardımcı bulunmadı.”

12146. Metin

أي: وكم من قرية من قرى المكذبين، هي أشد قوة من قريتك، في الأموال والأولاد والأعوان، والأبنية والآلات.

Yani yalanlayıcıların memleketlerinden nice memleket vardı ki mal, evlat, yardımcılar, binalar ve teçhizat bakımından senin memleketinden çok daha kuvvetliydi.

12147. Metin

{أهلكناهم} حين كذبوا رسلنا، ولم تفد فيهم المواعظ، فلا نجد لهم (١) ناصرا، ولم تغن عنهم قوتهم من عذاب الله شيئا.

Peygamberlerimizi yalanladıklarında ve öğütler kendilerine fayda vermediğinde { أَهْلَكْنَاهُمْ } “biz onları helak ettik”; onlar için hiçbir yardımcı bulamayız ve kuvvetleri Allah'ın azabından hiçbir şeyi kendilerinden savamadı.

12148. Metin

فكيف حال هؤلاء الضعفاء، أهل قريتك، إذ أخرجوك عن وطنك وكذبوك، وعادوك، وأنت أفضل المرسلين، وخير الأولين والآخرين؟!

Sen peygamberlerin en üstünü, öncekilerin ve sonrakilerin en hayırlısı olduğun hâlde, seni yurdundan çıkaran, seni yalanlayan ve sana düşmanlık eden senin memleketinin bu zayıf ahalisinin hâli nice olur?!

12149. Metin

أليسوا بأحق من غيرهم بالإهلاك والعقوبة، لولا أن الله تعالى بعث رسوله بالرحمة والتأني بكل كافر وجاحد؟

Eğer Allah Teâlâ, Resûlü'nü her bir kâfir ve inkârcıya karşı rahmet ve mühlet tanıma [esası] ile göndermiş olmasaydı, helak edilmeye ve cezalandırılmaya başkalarından daha müstahak değiller miydi?

12150. Metin

{١٤} {أَفَمَنْ كَانَ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّهِ كَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِهِ وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ} .

{ 14 } { أَفَمَنْ كَانَ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّهِ كَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِهِ وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ } “Rabbinden apaçık bir delil üzere bulunan kimse, kötü ameli kendisine süslü gösterilen ve hevalarına uyan kimseler gibi midir?”

12151. Metin

أي: لا يستوي من هو على بصيرة من أمر دينه، علما وعملا قد علم الحق واتبعه، ورجا ما وعده الله لأهل الحق، كمن هو أعمى القلب، قد رفض الحق وأضله، واتبع هواه بغير هدى من الله، ومع ذلك، يرى أن ما هو عليه من الحق، فما أبعد الفرق بين الفريقين! وما أعظم التفاوت بين الطائفتين، أهل الحق وأهل الغي! ١ .

Yani; ilim ve amel bakımından dininin hususlarında bir basiret üzere olan, hakkı bilip ona uyan ve Allah'ın hak ehline vadettiği şeyleri uman kimse ile; kalbi körleşmiş, hakkı reddedip [haktan] sapmış, Allah'tan bir hidayet olmaksızın hevasına tabi olmuş ve bununla birlikte üzerinde bulunduğu durumun hak olduğunu sanan kimse bir olmaz! Bu iki fırka arasındaki fark ne kadar da uzaktır! Bu iki zümre -hak ehli ile azgınlık ehli- arasındaki uçurum ne kadar da büyüktür!1

12152. Metin

{١٥} {مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ فِيهَا أَنْهَارٌ مِنْ مَاءٍ غَيْرِ آسِنٍ وَأَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُ وَأَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ وَأَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّى وَلَهُمْ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَاءً حَمِيمًا فَقَطَّعَ أَمْعَاءَهُمْ} .

{ 15 } { مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ فِيهَا أَنْهَارٌ مِنْ مَاءٍ غَيْرِ آسِنٍ وَأَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُ وَأَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ وَأَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّى وَلَهُمْ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَاءً حَمِيمًا فَقَطَّعَ أَمْعَاءَهُمْ } “Müttakilere vaad edilen cennetin misali şöyledir: İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Onlar için orada her türlü meyve ve Rablerinden bir bağışlanma vardır. [Bu nimetler içindeki kimse], ateşte ebedî kalacak olan ve bağırsaklarını parça parça eden kaynar su içirilen kimse gibi olur mu hiç?”

12153. Metin

أي: مثل الجنة التي أعدها الله لعباده، الذين اتقوا سخطه، واتبعوا رضوانه، أي: نعتها وصفتها الجميلة.

Yani Allah'ın gazabından sakınan ve rızasına tabi olan kulları için hazırladığı cennetin misali, yani onun güzel niteliği ve vasfı [şöyledir]:

12154. Metin

{فِيهَا أَنْهَارٌ مِنْ مَاءٍ غَيْرِ آسِنٍ} أي: غير متغير، لا بوخم ولا بريح منتنة، ولا بمرارة، ولا بكدورة، بل هو أعذب المياه وأصفاها، وأطيبها ريحا، وألذها شربا.

{ فِيهَا أَنْهَارٌ مِنْ مَاءٍ غَيْرِ آسِنٍ } “İçinde bozulmayan sudan ırmaklar vardır”; yani kokusuyla, pis kokulu havasıyla, acılığıyla veya bulanıklığıyla değişmeyen [sudan ırmaklar vardır]. Bilakis o suların en tatlısı, en durusu, kokusu en hoş olanı ve içimi en lezzetli olanıdır.

12155. Metin

{وَأَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُ} بحموضة ولا غيرها، {وَأَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ} أي: يلتذ به شاربه لذة عظيمة، لا كخمر الدنيا الذي يكره مذاقه ويصدع الرأس، ويغول العقل.

Ekşimekle veya başka bir şeyle { وَأَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُ } “tadı değişmeyen sütten ırmaklar”, { وَأَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ } “ve içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar vardır.” Yani onu içen kimse ondan büyük bir lezzet alır; tadı çirkin olan, baş ağrıtan ve aklı gideren dünya şarabı gibi değildir.

12156. Metin

{وَأَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّى} من شمعه، وسائر أوساخه.

Petek mumundan ve diğer bütün tortularından { وَأَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّى } “süzülmüş baldan ırmaklar vardır”.

12157. Metin

{وَلَهُمْ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ} من نخيل، وعنب، وتفاح، ورمان، وأترج، وتين، وغير ذلك مما لا نظير له في الدنيا، فهذا المحبوب المطلوب قد حصل لهم.

Hurma, üzüm, elma, nar, ağaçkavunu, incir ve dünyada benzeri bulunmayan daha nice şeylerden { وَلَهُمْ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ } “onlar için orada her türlü meyve vardır”. Böylece bu sevilen ve arzulanan şeyler onlar için gerçekleşmiştir.

12158. Metin

ثم قال: {وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ} يزول بها عنهم المرهوب، فأي هؤلاء خير أم من هو خالد في النار التي اشتد حرها، وتضاعف عذابها، {وَسُقُوا} فيها {مَاءً حَمِيمًا} أي: حارا جدا، {فَقَطَّعَ أَمْعَاءَهُمْ}

Sonra: Kendisiyle korkulan şeylerin kendilerinden uzaklaştığı { وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ } “ve Rablerinden bir bağışlanma vardır” buyurdu. O hâlde bu kimseler mi daha hayırlıdır, yoksa sıcağı pek şiddetli ve azabı kat kat olan ateşte ebedî kalıp orada { وَسُقُوا مَاءً حَمِيمًا } “kendilerine kaynar su içirilen” -yani son derece sıcak su- ve bu suyun { فَقَطَّعَ أَمْعَاءَهُمْ } “bağırsaklarını parça parça ettiği kimse mi?”

12159. Metin

فسبحان من فاوت بين الدارين والجزاءين، والعاملين والعملين.

İki yurdu ve iki mükâfatı, iki amel edeni ve iki ameli birbirinden böylesine farklı kılan Allah her türlü eksiklikten münezzehtir.

12160. Metin

{١٦-١٧} {وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ حَتَّى إِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ آنِفًا أُولَئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ * وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَآتَاهُمْ تَقْوَاهُمْ} .

{ 16-17 } { وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ حَتَّى إِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ آنِفًا أُولَئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ * وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَآتَاهُمْ تَقْوَاهُمْ } “Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıktıkları zaman, kendilerine ilim verilmiş olanlara: 'Az önce ne demişti?' derler. İşte onlar, Allah'ın kalplerini mühürlediği ve hevalarına uymuş olan kimselerdir. Doğru yola erenlere gelince, [Allah] onların hidayetini artırmış ve kendilerine takvalarını vermiştir.”

12161. Metin

يقول تعالى: ومن المنافقين {مَنْ يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ} ما تقول استماعا، لا عن قبول وانقياد، بل معرضة قلوبهم عنه، ولهذا قال: {حَتَّى إِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ} مستفهمين عما قلت، وما سمعوا، مما لم يكن لهم فيه رغبة {مَاذَا قَالَ آنِفًا} أي: قريبا، وهذا في غاية الذم لهم، فإنهم لو كانوا حريصين على الخير لألقوا إليه أسماعهم، ووعته قلوبهم، وانقادت له جوارحهم، ولكنهم بعكس هذه الحال، ولهذا قال: {أُولَئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ} أي: ختم عليها، وسد أبواب الخير التي تصل إليها بسبب اتباعهم أهواءهم، التي لا يهوون فيها إلا الباطل.

Allah Teâlâ buyurur ki: Münafıklardan { مَنْ يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ } “seni dinleyenler vardır”; söylediklerini kabul ve teslimiyetle değil, kalpleri ondan yüz çevirmiş hâlde dinlerler. Bundan dolayı şöyle buyurdu: { حَتَّى إِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ } “Nihayet senin yanından çıktıkları vakit kendilerine ilim verilmiş olanlara derler ki:” Hiçbir arzu duymadıkları o söylediklerini ve dinledikleri şeyleri sorarak: { مَاذَا قَالَ آنِفًا } “'Az önce ne demişti?'” Bu ise onlar için son derece ağır bir kınamadır. Zira şayet hayra istekli olsalardı ona kulak verirlerdi, kalpleri onu beller ve organları ona boyun eğerdi. Fakat onlar bu durumun tam aksinedirler. Bundan dolayı şöyle buyurdu: { أُولَئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ } “İşte onlar, Allah'ın kalplerini mühürlediği kimselerdir.” Yani sadece batılı arzulayan hevalarına uymaları sebebiyle kalplerini mühürlemiş ve oraya ulaşacak hayır kapılarını kapatmıştır.

12162. Metin

ثم بين حال المهتدين، فقال: {وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا} بالإيمان والانقياد، واتباع ما يرضي الله {زَادَهُمْ هُدًى} شكرا منه تعالى لهم على ذلك، {وَآتَاهُمْ تَقْوَاهُمْ} أي: وفقهم للخير، وحفظهم من الشر، فذكر للمهتدين جزاءين: العلم النافع، والعمل الصالح.

Sonra doğru yolu bulanların hâlini beyan ederek şöyle buyurdu: İman, teslimiyet ve Allah'ı razı edecek şeylere uymakla { وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا } “doğru yola erenlere gelince”, bundan dolayı kendilerine bir şükran olarak Allah { زَادَهُمْ هُدًى } “onların hidayetini artırmış”, { وَآتَاهُمْ تَقْوَاهُمْ } “ve kendilerine takvalarını vermiştir.” Yani onları hayra muvaffak kılmış ve şerden korumuştur. Böylece hidayete erenler için iki mükâfat zikretti: Faydalı ilim ve salih amel.

12163. Metin

{١٨} {فَهَلْ يَنْظُرُونَ إِلا السَّاعَةَ أَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً فَقَدْ جَاءَ أَشْرَاطُهَا فَأَنَّى لَهُمْ إِذَا جَاءَتْهُمْ ذِكْرَاهُمْ} .

{ 18 } { فَهَلْ يَنْظُرُونَ إِلا السَّاعَةَ أَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً فَقَدْ جَاءَ أَشْرَاطُهَا فَأَنَّى لَهُمْ إِذَا جَاءَتْهُمْ ذِكْرَاهُمْ } “Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başkasını mı bekliyorlar? Oysa onun alametleri kesinlikle gelmiştir. Artık o kendilerine geldiği zaman öğüt almaları onlara ne fayda verir?”

12164. Metin

أي: فهل ينظر هؤلاء المكذبون أو ينتظرون {إِلا السَّاعَةَ أَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً} أي: فجأة، وهم لا يشعرون {فَقَدْ جَاءَ أَشْرَاطُهَا} أي: علاماتها الدالة على قربها.

Yani bu yalanlayıcılar hiç farkında olmadıkları bir sırada { إِلا السَّاعَةَ أَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً } “kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başkasını mı bekliyorlar?” { فَقَدْ جَاءَ أَشْرَاطُهَا } “Oysa onun alametleri” yani yakın olduğuna delalet eden işaretleri “kesinlikle gelmiştir.”

12165. Metin

{فَأَنَّى لَهُمْ إِذَا جَاءَتْهُمْ ذِكْرَاهُمْ} أي: من أين لهم، إذا جاءتهم الساعة وانقطعت آجالهم أن يتذكروا ويستعتبوا؟ قد فات ذلك، وذهب وقت التذكر، فقد عمروا ما يتذكر فيه من تذكر، وجاءهم النذير.

{ فَأَنَّى لَهُمْ إِذَا جَاءَتْهُمْ ذِكْرَاهُمْ } “Artık o kendilerine geldiği zaman öğüt almaları onlara ne fayda verir?” Yani kıyamet kendilerine geldiğinde ve ecelleri tükendiğinde öğüt alıp tevbeye yönelmeleri nereden mümkün olacak?! Artık bu imkân kaçmış, düşünme ve ibret alma vakti geçmiştir. Zira onlar düşünen kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür yaşamışlar ve kendilerine uyarıcı da gelmiştir.

12166. Metin

ففي هذا الحث على الاستعداد قبل مفاجأة الموت، فإن موت الإنسان قيام ساعته.

Bunda, ölüm ansızın yakalamadan önce hazırlık yapmaya teşvik vardır; zira insanın ölümü onun kıyametinin kopmasıdır.

12167. Metin

{١٩} {فَاعْلَمْ أَنَّهُ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ} .

{ 19 } { فَاعْلَمْ أَنَّهُ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ } “O hâlde bil ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Hem kendi günahın hem de mümin erkekler ve mümin kadınlar için bağışlanma dile. Allah dönüp dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.”

12168. Metin

العلم لا بد فيه من إقرار القلب ومعرفته، بمعنى ما طلب منه علمه، وتمامه أن يعمل بمقتضاه.

İlim; kalbin bilinmesi istenen şeyin manasını ikrar edip kavramasını gerektirir; onun kemali ise gereğince amel etmektir.

12169. Metin

وهذا العلم الذي أمر الله به -وهو العلم بتوحيد الله- فرض عين على كل إنسان، لا يسقط عن أحد، كائنا من كان، بل كل مضطر إلى ذلك. والطريق إلى العلم بأنه لا إله إلا هو أمور: أحدها بل أعظمها: تدبر أسمائه وصفاته، وأفعاله الدالة على كماله وعظمته وجلالته (١) فإنها توجب بذل الجهد في التأله له، والتعبد للرب الكامل الذي له كل حمد ومجد وجلال وجمال.

Allah'ın emrettiği bu ilim -ki Allah'ın birliğini bilmektir- her insana farz-ı ayndır; kim olursa olsun hiç kimseden düşmez, aksine herkes buna muhtaçtır. O'ndan başka hiçbir ilah olmadığını bilmenin yolları şunlardır: Birincisi ve hatta en büyüğü: O'nun kemaline, azametine ve celaline delalet eden isimlerini, sıfatlarını ve fiillerini tefekkür etmektir. Zira bunlar O'na kullukta bütün gayreti sarf etmeyi; bütün hamd, şeref, celal ve cemalin sahibi olan o kâmil Rabbe ibadet etmeyi gerektirir.

12170. Metin

الثاني: العلم بأنه تعالى المنفرد بالخلق والتدبير، فيعلم بذلك أنه المنفرد بالألوهية.

İkincisi: Yaratmada ve yönetmede Allah Teâlâ'nın tek olduğunu bilmektir; böylece ilahlıkta da tek olduğu bilinir.

12171. Metin

الثالث: العلم بأنه المنفرد بالنعم الظاهرة والباطنة، الدينية والدنيوية، فإن ذلك يوجب تعلق القلب به ومحبته، والتأله له وحده لا شريك له.

Üçüncüsü: Dinî ve dünyevî, zahirî ve batınî bütün nimetlerde O'nun tek olduğunu bilmektir; çünkü bu kalbin O'na bağlanmasını, O'nu sevmesini ve hiçbir ortağı olmaksızın yalnızca O'na ibadet etmeyi gerektirir.

12172. Metin

الرابع: ما نراه ونسمعه من الثواب لأوليائه القائمين بتوحيده من النصر والنعم العاجلة، ومن عقوبته لأعدائه المشركين به، فإن هذا داع إلى العلم، بأنه تعالى وحده المستحق للعبادة كلها.

Dördüncüsü: Tevhidini ikame eden dostlarına dünyada peşin zafer ve nimetler şeklindeki mükâfatını, O'na şirk koşan düşmanlarına ise cezasını görüp işitmemizdir. Şüphesiz bu, bütün ibadete yalnızca Allah Teâlâ'nın layık olduğunu bilmeye bir davettir.

12173. Metin

الخامس: معرفة أوصاف الأوثان والأنداد التي عبدت مع الله، واتخذت آلهة، وأنها ناقصة من جميع الوجوه، فقيرة بالذات، لا تملك لنفسها ولا لعابديها نفعا ولا ضرا، ولا موتا ولا حياة ولا نشورا، ولا ينصرون من عبدهم، ولا ينفعونهم بمثقال ذرة، من جلب خير أو دفع شر، فإن العلم بذلك يوجب العلم بأنه لا إله إلا هو وبطلان إلهية ما سواه.

Beşincisi: Allah ile beraber tapılan ve ilah edinilen putların ve denklerin vasıflarını bilmektir; onların her yönden noksan, bizzat muhtaç olduklarını, ne kendileri ne de tapanları için bir fayda veya zarara, ne ölüme ne hayata ne de yeniden dirilmeye güç yetiremediklerini; kendilerine tapanlara yardım edemediklerini ve bir hayır getirme ya da bir şerri savma hususunda zerre ağırlığınca bir fayda sağlayamadıklarını bilmektir. Bunu bilmek O'ndan başka hiçbir ilah olmadığını ve O'ndan başkasının ilahlığının batıl olduğunu bilmeyi gerektirir.

12174. Metin

السادس: اتفاق كتب الله على ذلك، وتواطؤها عليه.

Altıncısı: Allah'ın kitaplarının bu hususta ittifak etmesi ve birleşmesidir.

12175. Metin

السابع: أن خواص الخلق، الذين هم أكمل الخليقة أخلاقا وعقولا ورأيا وصوابا، وعلما -وهم الرسل والأنبياء والعلماء الربانيون- قد شهدوا لله بذلك.

Yedincisi: Ahlak, akıl, görüş, isabet ve ilim bakımından yaratılmışların en kâmili olan seçkin kulların -ki onlar peygamberler, nebiler ve rabbânî âlimlerdir- Allah için buna şehadet etmiş olmalarıdır.

12176. Metin

الثامن: ما أقامه الله من الأدلة الأفقية والنفسية، التي تدل على التوحيد أعظم دلالة، وتنادي عليه بلسان حالها بما أودعها من لطائف صنعته، وبديع حكمته، وغرائب خلقه.

Sekizincisi: Allah'ın afakta ve enfüste ikame ettiği, tevhidi en büyük delaletle gösteren ve içine yerleştirdiği sanatının incelikleri, eşsiz hikmeti ve yaratılışının harikalarıyla hal diliyle bunu haykıran delillerdir.

12177. Metin

فهذه الطرق التي أكثر الله من دعوة الخلق بها إلى أنه لا إله إلا الله، وأبداها في كتابه وأعادها عند تأمل العبد في بعضها، لا بد أن يكون عنده يقين وعلم بذلك، فكيف إذا اجتمعت وتواطأت واتفقت، وقامت أدلة التوحيد من كل جانب، فهناك يرسخ الإيمان والعلم بذلك في قلب العبد، بحيث يكون كالجبال الرواسي، لا تزلزله الشبه والخيالات، ولا يزداد -على تكرر الباطل والشبه- إلا نموا وكمالا.

İşte Allah'ın kulları 'Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur' hakikatine kendileriyle çokça davet ettiği, Kitabında tekrar tekrar sergilediği bu yollar öyle yollardır ki kul bunların bir kısmını bile tefekkür ettiğinde kendisinde buna dair kesin bir ilim ve yakîn hasıl olur. Hele bir de bunlar bir araya geldiğinde, birbirini destekleyip ittifak ettiğinde ve tevhidin delilleri her yönden ikame edildiğinde; işte o zaman bu husustaki iman ve ilim kulun kalbinde kök salar, öyle ki sarsılmaz dağlar gibi olur; ne şüpheler ne kuruntular onu sarsabilir ve batıl ile şüphelerin tekrar etmesi karşısında sadece gelişip kemale erer.

12178. Metin

هذا، وإن نظرت إلى الدليل العظيم، والأمر الكبير -وهو تدبر هذا القرآن العظيم، والتأمل في آياته- فإنه الباب الأعظم إلى العلم بالتوحيد ويحصل به من تفاصيله وجمله ما لا يحصل في غيره.

Bununla beraber en büyük delile ve en yüce hususa -yani bu azim Kur'an'ı tefekkür edip ayetleri üzerinde düşünmeye- bakacak olursan; o, tevhid ilmine açılan en büyük kapıdır; onda tevhidin ayrıntıları ve ana esaslarına dair elde edilenler başka hiçbir şeyde elde edilemez.

12179. Metin

وقوله: {وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ} أي: اطلب من الله المغفرة لذنبك، بأن تفعل أسباب المغفرة من التوبة والدعاء بالمغفرة، والحسنات الماحية، وترك الذنوب والعفو عن الجرائم.

Allah Teâlâ'nın: { وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ } “Kendi günahın için bağışlanma dile” buyruğu; tevbe etmek, mağfiret duası yapmak, günahları silen iyilikler işlemek, günahları terk etmek ve kusurları bağışlamak gibi mağfiret sebeplerini yerine getirerek günahın için Allah'tan mağfiret iste demektir.

12180. Metin

{و} استغفر أيضا {للمؤمنين وَالْمُؤْمِنَات} فإنهم -بسبب إيمانهم- كان لهم حق على كل مسلم ومسلمة.

Ayrıca { وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ } “mümin erkekler ve mümin kadınlar için de” bağışlanma dile; çünkü imanları sebebiyle her Müslüman erkek ve kadının üzerinde onların bir hakkı vardır.

12181. Metin

ومن جملة حقوقهم أن يدعو لهم ويستغفر لذنوبهم، وإذا كان مأمورا بالاستغفار لهم المتضمن لإزالة الذنوب وعقوباتها عنهم، فإن من لوازم ذلك النصح لهم، وأن يحب لهم من الخير ما يحب لنفسه، ويكره لهم من الشر ما يكره لنفسه، ويأمرهم بما فيه الخير لهم، وينهاهم عما فيه ضررهم، ويعفو عن مساويهم ومعايبهم، ويحرص على اجتماعهم اجتماعا تتألف به قلوبهم، ويزول ما بينهم من الأحقاد المفضية للمعاداة والشقاق، الذي به تكثر ذنوبهم ومعاصيهم.

Onların haklarından biri de kendilerine dua edilmesi ve günahları için mağfiret dilenmesidir. Onlardan günahların ve cezalarının kaldırılmasını tazammun eden mağfiret dileme emredildiğine göre, bunun gereklerinden biri de onlara samimiyetle nasihat etmek, kendisi için istediği hayrı onlar için de istemek, kendisi için hoşlanmadığı şerden onlar için de hoşlanmamak, onlara faydalarına olanı emredip zararlarına olanı yasaklamak, kusurlarını ve ayıplarını bağışlamak ve kalplerinin kaynaşacağı, günah ve isyanlarının çoğalmasına yol açan düşmanlık ve ayrılığa sebep olan kinlerin aralarından kalkacağı bir birlikteliğe hırs göstermektir.

12182. Metin

{وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ} أي: تصرفاتكم وحركاتكم، وذهابكم ومجيئكم، {وَمَثْوَاكُمْ} الذي به تستقرون، فهو يعلمكم في الحركات والسكنات، فيجازيكم على ذلك أتم الجزاء وأوفاه.

{ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ }1 “Allah, sizin dönüp dolaştığınız yeri de” yani davranışlarınızı, hareketlerinizi, gidişinizi ve gelişinizi; { وَمَثْوَاكُمْ } “durup kalacağınız yeri de bilir.” Yani kendisinde karar kıldığınız yeri [bilir]. O, sizi hareket ve sükûn hâllerinde bilmektedir; dolayısıyla buna karşılık size en kâmil ve en eksiksiz karşılığı verecektir.

12183. Metin

{٢٠-٢٣} {وَيَقُولُ الَّذِينَ آمَنُوا لَوْلا نُزِّلَتْ سُورَةٌ فَإِذَا أُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ فِيهَا الْقِتَالُ رَأَيْتَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يَنْظُرُونَ إِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ فَأَوْلَى لَهُمْ * طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ فَإِذَا عَزَمَ الأمْرُ فَلَوْ صَدَقُوا اللَّهَ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ * فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ تَوَلَّيْتُمْ أَنْ تُفْسِدُوا فِي الأرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ * أُولَئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللَّهُ فَأَصَمَّهُمْ وَأَعْمَى أَبْصَارَهُمْ} .

{ 20-23 } { وَيَقُولُ الَّذِينَ آمَنُوا لَوْلا نُزِّلَتْ سُورَةٌ فَإِذَا أُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ فِيهَا الْقِتَالُ رَأَيْتَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يَنْظُرُونَ إِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ فَأَوْلَى لَهُمْ * طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ فَإِذَا عَزَمَ الأمْرُ فَلَوْ صَدَقُوا اللَّهَ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ * فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ تَوَلَّيْتُمْ أَنْ تُفْسِدُوا فِي الأرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ * أُولَئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللَّهُ فَأَصَمَّهُمْ وَأَعْمَى أَبْصَارَهُمْ } “İman edenler: 'Bir sure indirilseydi ya!' derler. Fakat hükmü açık bir sure indirilip de içinde savaştan bahsedilince, kalplerinde hastalık bulunanların, ölüm baygınlığına düşmüş kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Onlara pek yakındır! [Onlara düşen] itaat ve güzel sözdür. İş ciddileştiğinde eğer Allah'a sadakat gösterselerdi elbette kendileri için daha hayırlı olurdu. Demek iş başına geçecek olsanız yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarınızı koparacaksınız öyle mi? İşte onlar, Allah'ın kendilerini lanetlediği, bu yüzden sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.”

12184. Metin

يقول تعالى: {وَيَقُولُ الَّذِينَ آمَنُوا} استعجالا ومبادرة للأوامر الشاقة: {لَوْلا نزلَتْ سُورَةٌ} أي: فيها الأمر بالقتال.

Allah Teâlâ buyurur ki: Meşakkatli emirlere bir an önce kavuşma arzusu ve acelecilikle { وَيَقُولُ الَّذِينَ آمَنُوا } “iman edenler derler ki:” { لَوْلا نُزِّلَتْ سُورَةٌ } “'Bir sure indirilseydi ya!'” Yani içinde savaş emri bulunan [bir sure].

12185. Metin

{فَإِذَا أُنزلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ} أي: ملزم العمل بها، {وَذُكِرَ فِيهَا الْقِتَالُ} الذي هو أشق شيء على النفوس، لم يثبت ضعفاء الإيمان على امتثال هذه الأوامر، ولهذا قال: {رَأَيْتَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يَنْظُرُونَ إِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ} من كراهتهم لذلك، وشدته عليهم.

{ فَإِذَا أُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ } “Fakat hükmü açık bir sure indirilip” yani kendisiyle amel edilmesi bağlayıcı kılınıp da, nefislere en ağır gelen şey olan { وَذُكِرَ فِيهَا الْقِتَالُ } “içinde savaştan bahsedilince”, imanı zayıf olanlar bu emirlere uymakta sebat gösteremezler. Bundan dolayı şöyle buyurdu: Onu kerih görmelerinden ve kendilerine pek ağır gelmesinden ötürü { رَأَيْتَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يَنْظُرُونَ إِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ } “kalplerinde hastalık bulunanların, ölüm baygınlığına düşmüş kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün.”

12186. Metin

وهذا كقوله تعالى: {أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوا أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُوا الصَّلاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللَّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً}

Bu, Allah Teâlâ'nın şu buyruğu gibidir: { أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوا أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُوا الصَّلاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللَّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً } “Kendilerine: 'Ellerinizi [savaştan] çekin, namazı kılın, zekâtı verin' denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş farz kılınınca, içlerinden bir topluluk insanlardan Allah'tan korkar gibi, hatta daha şiddetli bir korkuyla korkuverdi.”

12187. Metin

ثم ندبهم تعالى إلى ما هو الأليق بحالهم، فقال: {فَأَوْلَى لَهُمْ طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ} أي: فأولى لهم أن يمتثلوا الأمر الحاضر المحتم عليهم، ويجمعوا عليه هممهم، ولا يطلبوا أن يشرع لهم ما هو شاق عليهم، وليفرحوا بعافية الله تعالى وعفوه.

Sonra Allah Teâlâ onları kendi hâllerine en layık olan şeye teşvik ederek şöyle buyurdu: { فَأَوْلَى لَهُمْ طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ } “Onlara [düşen] itaat ve güzel sözdür.” Yani kendilerine düşen; üzerlerine farz kılınan mevcut emri yerine getirmeleri, himmetlerini onun üzerinde toplamaları, kendilerine ağır gelecek bir hükmün konulmasını istememeleri ve Allah Teâlâ'nın afiyeti ve bağışlamasıyla sevinmeleridir.

12188. Metin

{فَإِذَا عَزَمَ الأمْرُ} أي: جاءهم الأمر جد، وأمر محتم، ففي هذه الحال لو صدقوا الله بالاستعانة به، وبذل الجهد في امتثاله {لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ} من حالهم الأولى، وذلك من وجوه:

{ فَإِذَا عَزَمَ الأمْرُ } “İş ciddileştiğinde”; yani iş kesinleşip kaçınılmaz bir emir olarak kendilerine geldiğinde, bu durumda Allah'tan yardım dileyerek ve O'nun emrine uymak için bütün gayretlerini sarf ederek Allah'a sadakat gösterselerdi, önceki hâllerinden { لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ } “elbette kendileri için daha hayırlı olurdu”. Bu da şu açılardandır:

12189. Metin

منها: أن العبد ناقص من كل وجه، لا قدرة له إلا إن أعانه الله، فلا يطلب زيادة على ما هو قائم بصدده.

Birincisi: Kul her yönden noksandır; Allah yardım etmedikçe hiçbir gücü yoktur. Dolayısıyla o an meşgul olduğu vazifenin üzerinde bir fazlalık talep etmemelidir.

12190. Metin

ومنها: أنه إذا تعلقت نفسه بالمستقبل، ضعف عن العمل، بوظيفة وقته، وبوظيفة المستقبل، أما الحال، فلأن الهمة انتقلت عنه إلى غيره، والعمل تبع للهمة، وأما المستقبل، فإنه لا يجيء حتى تفتر الهمة عن نشاطها فلا يعان عليه.

İkincisi: Nefsi geleceğe bağlanıp kaldığında hem içinde bulunduğu vaktin vazifesini hem de geleceğin vazifesini yapmaktan aciz düşer. Şimdiki zamana gelince; çünkü himmet ondan başkasına kaymıştır, amel ise himmete tabidir. Geleceğe gelince; o vakit gelene kadar himmetin canlılığı sönmüş olur ve ona karşı yardım da göremez.

12191. Metin

ومنها: أن العبد المؤمل للآمال المستقبلة، مع كسله عن عمل الوقت الحاضر، شبيه بالمتألي الذي يجزم بقدرته، على ما يستقبل من أموره، فأحرى به أن يخذل ولا يقوم بما هم به ووطن نفسه (١) عليه، فالذي ينبغي أن يجمع العبد همه وفكرته ونشاطه على وقته الحاضر، ويؤدي وظيفته بحسب قدرته، ثم كلما جاء وقت استقبله بنشاط وهمة عالية مجتمعة غير متفرقة، مستعينا بربه في ذلك، فهذا حري بالتوفيق والتسديد في جميع أموره.

Üçüncüsü: Şimdiki vaktin amelinde tembellik gösterirken geleceğe dair hülyalar kuran kul, gelecekteki işleri hususunda kendi gücüne kesin gözüyle bakıp Allah adına yemin eden kimseye benzer. Böyle birinin yardımsız bırakılması ve azmettiği, nefsini hazırladığı şeyi yerine getirememesi pek muhtemeldir. O hâlde kula gereken; himmetini, fikrini ve gayretini şimdiki vakti üzerinde toplaması ve gücü nispetinde vazifesini yerine getirmesidir. Sonra yeni bir vakit geldikçe onu dağılmamış, derli toplu yüksek bir himmet ve gayretle, bu hususta Rabbinden yardım dileyerek karşılamalıdır. İşte böylesi bir kul, bütün işlerinde muvaffak kılınmaya ve doğru yola iletilmeye layıktır.

12192. Metin

ثم ذكر تعالى حال المتولي عن طاعة ربه، وأنه لا يتولى إلى خير، بل إلى شر، فقال: {فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ تَوَلَّيْتُمْ أَنْ تُفْسِدُوا فِي الأرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ} أي: فهما أمران، إما التزام لطاعة الله، وامتثال لأوامره، فثم الخير والرشد والفلاح، وإما إعراض عن ذلك، وتولٍ عن طاعة الله، فما ثم إلا الفساد في الأرض بالعمل بالمعاصي وقطيعة الأرحام.

Sonra Allah Teâlâ Rabbinin itaatinden yüz çevirenin hâlini, onun hayra değil ancak şerre döneceğini beyan ederek şöyle buyurdu: { فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ تَوَلَّيْتُمْ أَنْ تُفْسِدُوا فِي الأرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ } “Demek iş başına geçecek olsanız yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarınızı koparacaksınız öyle mi?” Yani mesele iki durumdan ibarettir: Ya Allah'ın itaatine sarılmak ve emirlerine uymak vardır ki orada hayır, doğruluk ve kurtuluş vardır; ya da bundan yüz çevirip Allah'a itaati terk etmek vardır ki o takdirde günahlar işlemek ve akrabalık bağlarını koparmak suretiyle yeryüzünde fesat çıkarmaktan başka bir şey olmaz.

12193. Metin

{أُولَئِكَ الَّذِينَ} أفسدوا في الأرض، وقطعوا أرحامهم {لَعَنَهُمُ اللَّهُ} بأن أبعدهم عن رحمته، وقربوا من سخط الله.

Yeryüzünde fesat çıkaran ve akrabalık bağlarını koparan { أُولَئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللَّهُ } “İşte onlar, Allah'ın kendilerini lanetlediği kimselerdir.” Yani onları rahmetinden uzaklaştırmış ve Allah'ın gazabına yaklaştırmıştır.

12194. Metin

{فَأَصَمَّهُمْ وَأَعْمَى أَبْصَارَهُمْ} أي: جعلهم لا يسمعون ما ينفعهم ولا يبصرونه، فلهم آذان، ولكن لا تسمع سماع إذعان وقبول، وإنما تسمع سماعا تقوم به حجة الله عليها، ولهم أعين، ولكن لا يبصرون بها العبر والآيات، ولا يلتفتون بها إلى البراهين والبينات.

{ فَأَصَمَّهُمْ وَأَعْمَى أَبْصَارَهُمْ } “Bu yüzden onları sağır yapmış ve gözlerini kör etmiştir.” Yani onları, kendilerine fayda verecek şeyleri işitmez ve görmez kılmıştır. Onların kulakları vardır, fakat boyun eğip kabul edecek bir işitmeyle işitmez; sadece üzerlerine Allah'ın hüccetinin ikame olunacağı bir işitmeyle işitir. Gözleri de vardır, fakat onlarla ibretleri ve ayetleri görmez, delillere ve apaçık beyyinelere [onlarla] dönüp bakmazlar.1

12195. Metin

{٢٤} {أَفَلا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ أَمْ عَلَى قُلُوبٍ أَقْفَالُهَا} .

{ 24 } { أَفَلا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ أَمْ عَلَى قُلُوبٍ أَقْفَالُهَا } “Onlar Kur'an'ı derinlemesine düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpler üzerinde kilitleri mi var?”

12196. Metin

أي: فهلا يتدبر هؤلاء المعرضون لكتاب الله، ويتأملونه حق التأمل، فإنهم لو تدبروه، لدلهم على كل خير، ولحذرهم من كل شر، ولملأ قلوبهم من الإيمان، وأفئدتهم من الإيقان، ولأوصلهم إلى المطالب العالية، والمواهب الغالية، ولبين لهم الطريق الموصلة إلى الله، وإلى جنته ومكملاتها ومفسداتها، والطريق الموصلة إلى العذاب، وبأي شيء تحذر، ولعرفهم بربهم، وأسمائه وصفاته وإحسانه، ولشوقهم إلى الثواب الجزيل، ورهبهم من العقاب الوبيل.

Yani Allah'ın Kitabından yüz çeviren bu kimseler onu düşünüp hakkıyla tefekkür etmezler mi? Zira şayet onu derinlemesine düşünselerdi, o onları her hayra iletir, her şerden sakındırır, kalplerini imanla ve gönüllerini yakînle doldurur, onları yüce hedeflere ve değerli ihsanlara ulaştırırdı; onlara Allah'a ve cennetine ulaştıran yolu, onun tamamlayıcılarını ve bozucularını, azaba götüren yolu ve ondan ne ile sakınılacağını açıklar; onları Rableri, isimleri, sıfatları ve ihsanıyla tanıştırır, onları bol mükâfata iştiyaklandırır ve şiddetli azaptan korkuturdu.

12197. Metin

{أَمْ عَلَى قُلُوبٍ أَقْفَالُهَا} أي: قد أغلق على ما فيها من الشر وأقفلت، فلا يدخلها خير أبدا؟ هذا هو الواقع.

{ أَمْ عَلَى قُلُوبٍ أَقْفَالُهَا } “Yoksa kalpler üzerinde kilitleri mi var?” Yani içindeki şerlerin üzerine kapatılıp kilitlenmiş de oraya ebediyen hiçbir hayır girmiyor mu? İşte vaki olan durum tam da budur.

12198. Metin

{٢٥-٢٨} {إِنَّ الَّذِينَ ارْتَدُّوا عَلَى أَدْبَارِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْ وَأَمْلَى لَهُمْ * ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لِلَّذِينَ كَرِهُوا مَا نَزَّلَ اللَّهُ سَنُطِيعُكُمْ فِي بَعْضِ الأمْرِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِسْرَارَهُمْ * فَكَيْفَ إِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلائِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَارَهُمْ * ذَلِكَ بِأَنَّهُمُ اتَّبَعُوا مَا أَسْخَطَ اللَّهَ وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ} .

{ 25-28 } { إِنَّ الَّذِينَ ارْتَدُّوا عَلَى أَدْبَارِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْ وَأَمْلَى لَهُمْ * ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لِلَّذِينَ كَرِهُوا مَا نَزَّلَ اللَّهُ سَنُطِيعُكُمْ فِي بَعْضِ الأمْرِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِسْرَارَهُمْ * فَكَيْفَ إِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلائِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَارَهُمْ * ذَلِكَ بِأَنَّهُمُ اتَّبَعُوا مَا أَسْخَطَ اللَّهَ وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ } “Şüphesiz kendilerine doğru yol apaçık belli olduktan sonra gerisin geri dönenlere şeytan [kötülüklerini] süslemiş ve onları uzun emellere düşürmüştür. Bunun sebebi; Allah'ın indirdiğini kerih görenlere: 'Bazı işlerde size itaat edeceğiz' demeleridir. Oysa Allah onların gizlediklerini bilir. Peki melekler onların canlarını alırken, yüzlerine ve sırtlarına vururlarken hâlleri nice olacak? Bunun sebebi; onların Allah'ı gazaplandıran şeylere uymaları ve O'nun rızasını kerih görmeleridir; bu yüzden [Allah] onların amellerini boşa çıkarmıştır.”

12199. Metin

يخبر تعالى عن حالة المرتدين عن الهدى والإيمان على أعقابهم إلى الضلال والكفران، ذلك لا عن دليل دلهم ولا برهان، وإنما هو تسويل من عدوهم الشيطان وتزيين لهم، وإملاء منه لهم: {يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلا غُرُورًا}

Allah Teâlâ hidayet ve imandan gerisingeri sapıklık ve inkâra dönen mürtedlerin hâlini haber vermektedir. Bu durum kendilerine yol gösteren bir delil veya hüccetten ötürü değil; sadece düşmanları şeytanın onlara allayıp pullaması, süslemesi ve onları uzun emellere düşürmesiyledir: { يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلا غُرُورًا } “[Şeytan] onlara vaad eder ve onları kuruntulara düşürür. Oysa şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaad etmez.”

12200. Metin

وذلك أنهم قد تبين لهم الهدى، فزهدوا فيه ورفضوه، و {قَالُوا لِلَّذِينَ كَرِهُوا مَا نزلَ اللَّهُ} من المبارزين العداوة لله ولرسوله {سَنُطِيعُكُمْ فِي بَعْضِ الأمْرِ} أي: الذي يوافق أهواءهم، فلذلك عاقبهم الله بالضلال، والإقامة على ما يوصلهم إلى الشقاء الأبدي، والعذاب السرمدي.

Bunun sebebi; hidayet kendilerine apaçık belli olduğu hâlde ona rağbet etmeyip reddetmeleri ve Allah ile Resulü'ne açıkça düşmanlık edenlerden { لِلَّذِينَ كَرِهُوا مَا نَزَّلَ اللَّهُ } “Allah'ın indirdiğini kerih gören kimselere”: Kendi hevalarına uyan hususlarda { سَنُطِيعُكُمْ فِي بَعْضِ الأمْرِ } “'Bazı işlerde size itaat edeceğiz'” demeleridir. İşte bu sebeple Allah onları sapıklıkla ve kendilerini ebedî bedbahtlığa ve sonsuz azaba götürecek şey üzerinde kalmakla cezalandırdı.

12201. Metin

{وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِسْرَارَهُمْ} فلذلك فضحهم، وبينها لعباده المؤمنين، لئلا يغتروا بها.

{ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِسْرَارَهُمْ } “Oysa Allah onların gizlediklerini bilir.” Bu yüzden onları rezil rüsva etti ve mümin kulları onlara aldanmasın diye bunu kendilerine açıkladı.

12202. Metin

{فَكَيْفَ} ترى حالهم الشنيعة، ورؤيتهم الفظيعة {إِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلائِكَة} الموكلون بقبض أرواحهم، {يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَارَهُمْ} بالمقامع الشديدة؟!.

Ruhlarını kabzetmekle görevli melekler { يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَارَهُمْ } “yüzlerine ve sırtlarına” şiddetli topuzlarla vurarak { إِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلائِكَةُ } “onların canlarını aldıkları zaman” { فَكَيْفَ } o çirkin hâllerini ve korkunç manzaralarını nasıl görürsün?!

12203. Metin

{ذَلِكَ} العذاب الذي استحقوه ونالوه {بـ} سبب {أنهم اتَّبَعُوا مَا أَسْخَطَ اللَّهَ} من كل كفر وفسوق وعصيان.

Hak ettikleri ve ulaştıkları { ذَلِكَ } “bu azap”; her türlü küfür, fasıklık ve isyandan ibaret olan { اتَّبَعُوا مَا أَسْخَطَ اللَّهَ } “Allah'ı gazaplandıran şeylere uymuş olmaları” sebebiyledir.

12204. Metin

{وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ} فلم يكن لهم رغبة فيما يقربهم إليه، ولا يدنيهم منه، {فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ} أي: أبطلها وأذهبها، وهذا بخلاف من اتبع ما يرضي الله وكره سخطه، فإنه سيكفر عنه سيئاته، ويضاعف أجره وثوابه.

{ وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ } “Ve O'nun rızasını kerih görmeleridir.” Dolayısıyla kendilerini O'na yaklaştıracak şeylere hiçbir arzu duymadılar; bu yüzden Allah da { فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ } “onların amellerini heba etti”; yani boşa çıkarıp yok etti. Allah'ı razı eden şeylere uyup O'nun gazabından kaçınan kimse ise bunun tam aksinedir; zira Allah onun kötülüklerini örter, ecrini ve mükâfatını kat kat artırır.

12205. Metin

{٢٩-٣١} {أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ أَنْ لَنْ يُخْرِجَ اللَّهُ أَضْغَانَهُمْ} .

{ 29-31 } { أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ أَنْ لَنْ يُخْرِجَ اللَّهُ أَضْغَانَهُمْ } “Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın onların kinlerini asla açığa çıkarmayacağını mı sandılar?”

12206. Metin

يقول تعالى: {أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ} من شبهة أو شهوة، بحيث تخرج القلب عن حال صحته واعتداله، أن الله لا يخرج ما في قلوبهم من الأضغان والعداوة للإسلام وأهله؟ هذا ظن لا يليق بحكمة الله، فإنه لا بد أن يميز الصادق من الكاذب، وذلك بالابتلاء بالمحن، التي من ثبت عليها، ودام إيمانه فيها، فهو المؤمن حقيقة، ومن ردته على عقبيه فلم يصبر عليها، وحين أتاه الامتحان، جزع وضعف إيمانه، وخرج ما في قلبه من الضغن، وتبين نفاقه، هذا مقتضى الحكمة الإلهية، مع أنه تعالى قال:

Allah Teâlâ buyurur ki: Şüphe veya şehvetten ötürü -öyle ki kalbi sıhhat ve itidal hâlinden çıkaracak derecede- { أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ } “kalplerinde hastalık bulunanlar”, Allah'ın onların kalplerindeki kinleri, İslâm'a ve Müslümanlara olan düşmanlıkları açığa çıkarmayacağını mı sandılar? Bu, Allah'ın hikmetine yakışmayan bir zandır. Zira O, doğru sözlü olan ile yalancıyı birbirinden mutlaka ayırt edecektir. Bu da imtihan ve mihnetlerle olur: Bu imtihanlarda sebat edip imanı devam eden kimse gerçek mümindir; imtihan kendisini gerisingeri döndürüp sabredemeyen, sınav geldiğinde feryat edip imanı zayıflayan, kalbindeki kin ortaya çıkan ve münafıklığı aşikâr olan kimse ise bunun tersidir. İşte ilahî hikmetin gereği budur. Bununla beraber Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

12207. Metin

{وَلَوْ نَشَاءُ لأرَيْنَاكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِسِيمَاهُمْ وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ فِي لَحْنِ الْقَوْلِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ أَعْمَالَكُمْ * وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتَّى نَعْلَمَ الْمُجَاهِدِينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِرِينَ وَنَبْلُوَ أَخْبَارَكُمْ} .

{ وَلَوْ نَشَاءُ لأرَيْنَاكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِسِيمَاهُمْ وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ فِي لَحْنِ الْقَوْلِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ أَعْمَالَكُمْ * وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتَّى نَعْلَمَ الْمُجَاهِدِينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِرِينَ وَنَبْلُوَ أَخْبَارَكُمْ } “Şayet dileseydik biz onları sana gösterirdik de sen onları simalarından tanırdın. Sen onları konuşma tarzlarından da mutlaka tanırsın. Allah ise amellerinizi bilir. Andolsun biz, içinizden cihad edenleri ve sabredenleri belirleyinceye ve durumlarınızı ortaya çıkarıp imtihan edinceye kadar sizi mutlaka deneyeceğiz.”

12208. Metin

{وَلَوْ نَشَاءُ لأرَيْنَاكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِسِيمَاهُمْ}

{ وَلَوْ نَشَاءُ لأرَيْنَاكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِسِيمَاهُمْ } “Şayet dileseydik biz onları sana gösterirdik de sen onları simalarından tanırdın”

12209. Metin

أي: بعلاماتهم التي هي كالوسم في وجوههم. {وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ فِي لَحْنِ الْقَوْلِ} أي: لا بد أن يظهر ما في قلوبهم، ويتبين بفلتات ألسنتهم، فإن الألسن مغارف القلوب، يظهر منها ما في القلوب من الخير والشر {وَاللَّهُ يَعْلَمُ أَعْمَالَكُمْ} فيجازيكم عليها.

Yani yüzlerinde bir damga gibi olan alametleriyle [tanırdın]. { وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ فِي لَحْنِ الْقَوْلِ } “Sen onları konuşma tarzlarından da mutlaka tanırsın.” Yani kalplerindeki şeyler mutlaka açığa çıkar ve dillerinin sürçmeleriyle belli olur. Çünkü diller kalplerin kepçeleridir; kalplerdeki hayır veya şer onlardan dışarı sızar. { وَاللَّهُ يَعْلَمُ أَعْمَالَكُمْ } “Allah ise amellerinizi bilir” ve size karşılığını verir.

12210. Metin

ثم ذكر أعظم امتحان يمتحن به عباده، وهو الجهاد في سبيل الله، فقال: {وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ} أي: نختبر إيمانكم وصبركم، {حَتَّى نَعْلَمَ الْمُجَاهِدِينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِرِينَ وَنَبْلُوَ أَخْبَارَكُمْ} فمن امتثل أمر الله وجاهد في سبيل الله لنصر دينه وإعلاء كلمته فهو المؤمن حقا، ومن تكاسل عن ذلك، كان ذلك نقصا في إيمانه.

Sonra kullarını kendisiyle imtihan ettiği en büyük sınavı, yani Allah yolunda cihadı zikrederek şöyle buyurdu: İmanınızı ve sabrınızı sınamak için { وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ } “sizi mutlaka deneyeceğiz”; { حَتَّى نَعْلَمَ الْمُجَاهِدِينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِرِينَ وَنَبْلُوَ أَخْبَارَكُمْ } “ta ki içinizden cihad edenleri ve sabredenleri belirleyinceye ve durumlarınızı ortaya çıkarıp imtihan edinceye kadar”. Kim Allah'ın emrine boyun eğer ve dinine yardım etmek, kelimesini yüceltmek için Allah yolunda cihad ederse o gerçek mümindir; kim de bunda tembellik gösterirse bu onun imanındaki bir eksikliktir.

12211. Metin

{٣٢} {إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَشَاقُّوا الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى لَنْ يَضُرُّوا اللَّهَ شَيْئًا وَسَيُحْبِطُ أَعْمَالَهُمْ} .

{ 32 } { إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَشَاقُّوا الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى لَنْ يَضُرُّوا اللَّهَ شَيْئًا وَسَيُحْبِطُ أَعْمَالَهُمْ } “Şüphesiz inkâr edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Resûl'e karşı gelenler, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezler. O, onların amellerini boşa çıkaracaktır.”

12212. Metin

هذا وعيد شديد لمن جمع أنواع الشر كلها، من الكفر بالله، وصد الخلق عن سبيل الله الذي نصبه موصلا إليه.

Bu; Allah'ı inkâr etmek ve insanları O'na ulaştıran yol olarak vazettiği Allah yolundan alıkoymak suretiyle bütün şer çeşitlerini kendisinde toplayan kimse için şiddetli bir tehdittir.

12213. Metin

{وَشَاقُّوا الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى} أي: عاندوه وخالفوه عن عمد وعناد، لا عن جهل وغي وضلال، فإنهم {لَنْ يَضُرُّوا اللَّهَ شَيْئًا} فلا ينقص به ملكه.

{ وَشَاقُّوا الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى } “Ve kendilerine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Resûl'e karşı gelenler”; yani cehalet ve bilmeyerek sapmaktan ötürü değil, kasten ve inatla ona karşı çıkıp muhalefet edenler, { لَنْ يَضُرُّوا اللَّهَ شَيْئًا } “Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezler”; böylece O'nun mülkünden hiçbir şey eksilmez.

12214. Metin

{وَسَيُحْبِطُ أَعْمَالَهُمْ} أي: مساعيهم التي بذلوها في نصر الباطل، بأن لا تثمر لهم إلا الخيبة والخسران، وأعمالهم التي يرجون بها الثواب، لا تقبل لعدم وجود شرطها.

{ وَسَيُحْبِطُ أَعْمَالَهُمْ } “Ve O, onların amellerini boşa çıkaracaktır.” Yani batıla yardım yolunda sarf ettikleri çabaları kendilerine hüsran ve hayal kırıklığından başka bir sonuç vermeyecek; karşılığında mükâfat bekledikleri amelleri ise şartı bulunmadığı için kabul edilmeyecektir.

12215. Metin

{٣٣} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَلا تُبْطِلُوا أَعْمَالَكُمْ} .

{ 33 } { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَلا تُبْطِلُوا أَعْمَالَكُمْ } “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın.”

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.