3109. Metin
وهي مدنية
Bu sure Medenîdir.
3110. Metin
{١} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَوْفُوا بِالْعُقُودِ أُحِلَّتْ لَكُمْ بَهِيمَةُ الأنْعَامِ إِلا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَأَنْتُمْ حُرُمٌ إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ} .
{١} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَوْفُوا بِالْعُقُودِ أُحِلَّتْ لَكُمْ بَهِيمَةُ الأنْعَامِ إِلا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَأَنْتُمْ حُرُمٌ إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ} “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Ey iman edenler! Akitleri yerine getirin. Size okunacak olanlar müstesna olmak üzere, ihramlı iken avı helal saymamanız şartıyla, sağmal hayvanlar size helal kılındı. Şüphesiz Allah dilediği hükmü verir.”
3111. Metin
هذا أمر من الله تعالى لعباده المؤمنين بما يقتضيه الإيمان بالوفاء بالعقود، أي: بإكمالها، وإتمامها، وعدم نقضها ونقصها. وهذا شامل للعقود التي بين العبد وبين ربه، من التزام عبوديته، والقيام بها أتم قيام، وعدم الانتقاص من حقوقها شيئا، والتي بينه وبين الرسول بطاعته واتباعه، والتي بينه وبين الوالدين والأقارب، ببرهم وصلتهم، وعدم قطيعتهم.
Bu, Allah Teâlâ'nın mümin kullarına, imanın gereği olarak akitleri yerine getirmeleri yönündeki bir emridir; yani onları eksiksiz tamamlamaları, yerine getirmeleri, bozmaları ve noksanlaştırmamalarıdır. Bu; kul ile Rabbi arasındaki kulluğuna bağlı kalmak, bunu en mükemmel şekilde yerine getirmek ve haklarından hiçbir şeyi eksiltmemek şeklindeki akitleri; kendisi ile Rasûl arasındaki ona itaat etmek ve tabi olmak şeklindeki akitleri; kendisi ile anne babası ve akrabaları arasındaki onlara iyilik etmek, sıla-i rahimde bulunmak ve ilişkileri kesmemek şeklindeki akitleri kapsar.
3112. Metin
والتي بينه وبين أصحابه من القيام بحقوق الصحبة في الغنى والفقر، واليسر والعسر، والتي بينه وبين الخلق من عقود المعاملات، كالبيع والإجارة، ونحوهما، وعقود التبرعات كالهبة ونحوها، بل والقيام بحقوق المسلمين التي عقدها الله بينهم في قوله: {إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ} بالتناصر على الحق، والتعاون عليه والتآلف بين المسلمين وعدم التقاطع.
Yine kendisi ile arkadaşları arasındaki zenginlikte ve fakirlikte, kolaylıkta ve zorlukta arkadaşlık haklarını yerine getirme akitlerini; kendisi ile mahlukat arasındaki alım-satım, kiralama ve benzeri muamele akitleri ile hibe ve benzeri teberru akitlerini; hatta Allah'ın: {إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ} “Müminler ancak kardeştirler” buyruğunda aralarında tesis ettiği hakları, hak üzere birbirine yardım etmek, yardımlaşmak, Müslümanlar arasında kaynaşmak ve irtibatı koparmamak suretiyle yerine getirmeyi kapsar.
3113. Metin
فهذا الأمر شامل لأصول الدين وفروعه، فكلها داخلة في العقود التي أمر الله بالقيام بها (١) .
Bu emir dinin asıllarını ve füruunu (ayrıntılarını) kapsar; zira bunların tamamı, Allah'ın yerine getirilmesini emrettiği akitlerin içine dâhildir (١).
3114. Metin
ثم قال ممتنا على عباده: {أُحِلَّتْ لَكُمْ} أي: لأجلكم، رحمة بكم {بَهِيمَةُ الأنْعَامِ} من الإبل والبقر والغنم، بل ربما دخل في ذلك الوحشي منها، والظباء وحمر الوحش، ونحوها من الصيود.
Sonra kullarına lütufta bulunarak şöyle buyurdu: {أُحِلَّتْ لَكُمْ} Yani sizin için, size bir merhamet olarak {بَهِيمَةُ الأنْعَامِ} “sağmal hayvanlar [size helal kılındı]”; bunlar deve, sığır ve davardır. Hatta bunlardan yabanî olanları, ceylanlar, yaban eşekleri ve benzeri av hayvanları da muhtemelen buna dâhildir.
3115. Metin
واستدل بعض الصحابة بهذه الآية على إباحة الجنين الذي يموت في بطن أمه بعدما تذبح.
Sahabeden bazıları bu ayeti, annesi boğazlandıktan sonra karnında ölen ceninin mubah olduğuna delil getirmişlerdir.
3116. Metin
{إِلا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ} تحريمه منها في قوله: {حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنزيرِ} إلى آخر الآية. فإن هذه المذكورات وإن كانت من بهيمة الأنعام فإنها محرمة.
{إِلا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ} “Size okunacak olanlar müstesna”; bunlardan haram kılındığı: {حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنزيرِ} “Size leş, kan ve domuz eti haram kılındı...” ayetinin sonuna kadar bildirilenlerdir. Zira bu zikredilenler her ne kadar sağmal hayvanlardan olsalar da haram kılınmışlardır.
3117. Metin
ولما كانت إباحة بهيمة الأنعام عامة في جميع الأحوال والأوقات، استثنى منها الصيد في حال الإحرام فقال: {غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَأَنتُمْ حُرُمٌ} أي: أحلت لكم بهيمة الأنعام في كل حال، إلا حيث كنتم متصفين بأنكم غير محلي الصيد وأنتم حرم، أي: متجرئون على قتله في حال الإحرام، وفي الحرم، فإن ذلك لا يحل لكم إذا كان صيدا، كالظباء ونحوه.
Sağmal hayvanların mubah kılınması bütün hâllerde ve vakitlerde genel olduğu için, ihram hâlindeki avı bundan istisna ederek şöyle buyurdu: {غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَأَنتُمْ حُرُمٌ} “İhramlı iken avı helal saymamanız şartıyla...” Yani ihramlı iken avı helal kılmayan kimseler olma vasfı taşıdığınız durumlar hariç, her hâlükârda sağmal hayvanlar size helal kılındı. Yani ihram hâlindeyken ve Harem bölgesindeyken onu öldürmeye cüret edemezsiniz; zira bu, ceylan ve benzeri bir av olduğunda size helal olmaz.
3118. Metin
والصيد هو الحيوان المأكول المتوحش.
Av ise eti yenen yabanî hayvandır.
3119. Metin
{إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ} أي: فمهما أراده تعالى حكم به حكما موافقا لحكمته، كما أمركم بالوفاء بالعقود لحصول مصالحكم ودفع المضار عنكم.
{إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ} “Şüphesiz Allah dilediği hükmü verir.” Yani Allah Teâlâ ne dilerse, hikmetine uygun bir hükümle ona hükmeder; nitekim maslahatlarınızın elde edilmesi ve zararların sizden savulması için akitleri yerine getirmenizi emretmiştir.
3120. Metin
وأحل لكم بهيمة الأنعام رحمة بكم، وحرم عليكم ما استثنى منها من ذوات العوارض، من الميتة ونحوها، صونا لكم واحتراما، ومن صيد الإحرام احتراما للإحرام وإعظاما.
Size bir merhamet olarak evcil hayvanları helal kılmış; sizi korumak ve [size] değer vermek amacıyla leş ve benzeri ârızî durumlara maruz kalanları ve ihrama hürmet ve tazim göstermek için de ihramlı iken avlanmayı haram kılmıştır.1
3121. Metin
{٢} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللَّهِ وَلا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلا الْهَدْيَ وَلا الْقَلائِدَ وَلا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُوا وَلا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَنْ تَعْتَدُوا وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلا تَعَاوَنُوا عَلَى الإثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ} .
{٢} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللَّهِ وَلا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلا الْهَدْيَ وَلا الْقَلائِدَ وَلا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُوا وَلا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَنْ تَعْتَدُوا وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلا تَعَاوَنُوا عَلَى الإثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ} “Ey iman edenler! Allah'ın nişanelerine, haram aya, kurbanlık hedye hayvanlarına, boyunlarına gerdanlık takılmış kurbanlıklara ve Rablerinden bir lütuf ve rıza isteyerek Beyt-i Harâm'a yönelenlere saygısızlık edip [onları] helal saymayın. İhramdan çıktığınızda artık avlanabilirsiniz. Mescid-i Harâm'dan sizi alıkoydular diye bir topluluğa olan kininiz, sizi haddi aşmaya sevk etmesin. İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, cezası pek çetin olandır.”
3122. Metin
يقول تعالى {يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللَّهِ} أي: محرماته التي أمركم بتعظيمها، وعدم فعلها، والنهي يشمل النهي عن فعلها، والنهي عن اعتقاد حلها؛ فهو يشمل النهي، عن فعل القبيح، وعن اعتقاده.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: {يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللَّهِ} “Ey iman edenler! Allah'ın nişanelerine... saygısızlık edip helal saymayın”; yani yüceltmenizi ve işlememenizi emrettiği haramlarını [helal saymayın]. Bu yasak, onları işlemeyi yasaklamayı da helal olduklarına inanmayı yasaklamayı da kapsar; dolayısıyla hem çirkin işi yapmaktan hem de onun helal olduğuna inanmaktan nehyetmeyi içerir.
3123. Metin
ويدخل في ذلك النهي عن محرمات الإحرام، ومحرمات الحرم. ويدخل في ذلك ما نص عليه بقوله: {وَلا الشَّهْرَ الْحَرَامَ} أي: لا تنتهكوه بالقتال فيه وغيره من أنواع الظلم كما قال تعالى: {إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِندَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ فَلا تَظْلِمُوا فِيهِنَّ أَنفُسَكُمْ} .
Buna ihram haramları ile Harem bölgesinin haramları da dâhildir. Yine: {وَلا الشَّهْرَ الْحَرَامَ} “Haram aya da [saygısızlık etmeyin]” buyruğuyla açıkça belirttiği husus da buna dâhildir; yani onda savaşarak ve diğer zulüm çeşitleriyle onun hürmetini çiğnemeyin; nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِندَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ فَلا تَظْلِمُوا فِيهِنَّ أَنفُسَكُمْ} “Şüphesiz Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı gündeki Allah'ın Kitabı'nda on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru din budur. O hâlde bunlarda nefislerinize zulmetmeyin.”
3124. Metin
والجمهور من العلماء على أن القتال في الأشهر الحرم منسوخ بقوله تعالى: {فَإِذَا انسَلَخَ الأشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ} وغير ذلك من العمومات التي فيها الأمر بقتال الكفار مطلقا، والوعيد في التخلف عن قتالهم مطلقا.
Âlimlerin cumhuruna (çoğunluğuna) göre haram aylarda savaşmanın yasaklığı, Allah Teâlâ'nın: {فَإِذَا انسَلَخَ الأشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ} “Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün” buyruğu ve kâfirlerle mutlak olarak savaşmayı emreden, onlarla savaşmaktan geri durmayı mutlak olarak tehdit eden diğer genel nasslar ile neshedilmiştir (hükmü kaldırılmıştır).
3126. Metin
وبأن النبي ﷺ قاتل أهل الطائف في ذي القعدة، وهو من الأشهر الحرم.
Ayrıca Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in haram aylardan olan Zilkade ayında Tâif ehli ile savaşmış olmasıyla da [buna delil getirmişlerdir].
3127. Metin
وقال آخرون: إن النهي عن القتال في الأشهر الحرم غير منسوخ لهذه الآية وغيرها، مما فيه النهي عن ذلك بخصوصه، وحملوا النصوص المطلقة الواردة على ذلك، وقالوا: المطلق يحمل على المقيد.
Diğerleri ise şöyle demiştir: Bu ayet ve haram aylarda savaşı bizzat yasaklayan diğer deliller sebebiyle bu yasak mensuh değildir. Vârid olan mutlak nassları buna hamletmişler ve: "Mutlak, mukayyede hamledilir" demişlerdir.
3128. Metin
وفصل بعضهم فقال: لا يجوز ابتداء القتال في الأشهر الحرم، وأما استدامته وتكميله إذا كان أوله في غيرها، فإنه يجوز.
Bazıları ise tafsilata giderek şöyle demiştir: Haram aylarda savaşa başlamak caiz değildir; fakat başlangıcı haram ayların dışında olmuşsa savaşı sürdürmek ve tamamlamak caizdir.
3129. Metin
وحملوا قتال النبي ﷺ لأهل الطائف على ذلك، لأن أول قتالهم في "حنين" في "شوال". وكل هذا في القتال الذي ليس المقصود منه الدفع.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in Tâif ehliyle savaşmasını da buna hamletmişlerdir; çünkü onlarla savaşın başlangıcı Şevval ayında Huneyn'de idi. Bütün bunlar, maksadı savunma (müdafaa) olmayan savaş hakkındadır.
3130. Metin
فأما قتال الدفع إذا ابتدأ الكفار المسلمين بالقتال، فإنه يجوز للمسلمين القتال، دفعا عن أنفسهم في الشهر الحرام وغيره بإجماع العلماء.
Savunma savaşına gelince; şayet kâfirler Müslümanlara karşı savaşı başlatırlarsa, âlimlerin icmasıyla haram ayda olsun veya başka zamanda olsun Müslümanların kendilerini savunmak üzere savaşmaları caizdir.
3131. Metin
وقوله: {وَلا الْهَدْيَ وَلا الْقَلائِدَ} أي: ولا تحلوا الهدي الذي يهدى إلى بيت الله في حج أو عمرة، أو غيرهما، من نعم وغيرها، فلا تصدوه عن الوصول إلى محله، ولا تأخذوه بسرقة أو غيرها، ولا تقصروا به، أو تحملوه ما لا يطيق، خوفا من تلفه قبل وصوله إلى محله، بل عظموه وعظموا من جاء به.
{وَلا الْهَدْيَ وَلا الْقَلائِدَ} “kurbanlık hedye hayvanlarına, boyunlarına gerdanlık takılmış kurbanlıklara da [saygısızlık edip onları helal saymayın]” buyruğuna gelince; yani hac, umre veya başka vesilelerle Beytullah'a hediye edilen davar ve benzeri kurbanlık hayvanları helal saymayın; onların hedefine varmasına engel olmayın, hırsızlık veya başka yollarla onları almayın, hedefine ulaşmadan helak olma korkusuyla bakımlarını ihmal etmeyin veya onlara güç yetiremeyecekleri yükleri yüklemeyin; bilakis onlara ve onları getirenlere saygı gösterip hürmet edin.
3132. Metin
{وَلا الْقَلائِدَ} هذا نوع خاص من أنواع الهدي، وهو الهدي الذي يفتل له قلائد أو عرى، فيجعل في أعناقه إظهارا لشعائر الله، وحملا للناس على الاقتداء، وتعليما لهم للسنة، وليعرف أنه هدي فيحترم، ولهذا كان تقليد الهدي من السنن والشعائر المسنونة.
{وَلا الْقَلائِدَ} “boyunlarına gerdanlık takılmış kurbanlıklara da”: Bu, hedye kurbanlarının özel bir türüdür. O da Allah'ın şeâirini (nişanelerini) açığa vurmak, insanları örnek almaya sevk etmek, onlara sünneti öğretmek ve onun kurbanlık olduğu bilinip hürmet edilsin diye boynuna bükülmüş gerdanlıklar veya ipler takılan kurbandır. Bu sebeple kurbanlığa gerdanlık takmak (taklîd) sünnetlerden ve sünnet kılınmış şiarlardandır.
3133. Metin
{وَلا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ} أي: قاصدين له {يَبْتَغُونَ فَضْلا مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَانًا} أي: من قصد هذا البيت الحرام، وقصده فضل الله بالتجارة والمكاسب المباحة، أو قصده رضوان الله بحجه وعمرته والطواف به، والصلاة، وغيرها من أنواع العبادات، فلا تتعرضوا له بسوء، ولا تهينوه، بل أكرموه، وعظموا الوافدين الزائرين لبيت ربكم.
{وَلا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ} Yani oraya yönelenlere, {يَبْتَغُونَ فَضْلا مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَانًا} “Rablerinden bir lütuf ve rıza isteyerek Beyt-i Harâm'a yönelenlere [saygısızlık etmeyin]”; yani kim bu Beyt-i Harâm'a yönelir ve yönelişiyle ticaret ve mubah kazançlar yoluyla Allah'ın lütfunu veya haccı, umresi, tavafı, namazı ve diğer ibadet türleriyle Allah'ın rızasını ararsa, ona kötülükle dokunmayın, onu hor görmeyin; bilakis ona ikramda bulunun ve Rabbinizin evini ziyarete gelen misafirlere hürmet gösterin.
3134. Metin
ودخل في هذا الأمر الأمرُ بتأمين الطرق الموصلة إلى بيت الله وجعل القاصدين له مطمئنين مستريحين، غير خائفين على أنفسهم من القتل فما دونه، ولا على أموالهم من المكس والنهب ونحو ذلك.
Bu emrin kapsamına, Beytullah'a ulaştıran yolların güvenliğini sağlamak, oraya yönelen kimselerin öldürülmekten ve daha aşağı tehlikelerden canları hususunda, haksız vergi (meks), yağma ve benzeri durumlardan da malları hususunda korkuya kapılmaksızın huzurlu ve rahat olmalarını sağlamak emri de girer.
3135. Metin
وهذه الآية الكريمة مخصوصة بقوله تعالى: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَذَا} فالمشرك لا يُمَكَّن من الدخول إلى الحرم.
Bu yüce ayet, Allah Teâlâ'nın: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَذَا} “Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir; bu yıllarından sonra artık Mescid-i Harâm'a yaklaşmasınlar” buyruğu ile tahsis edilmiştir (özelleştirilmiştir). Dolayısıyla müşrikin Harem'e girmesine imkân verilmez.
3136. Metin
والتخصيص في هذه الآية بالنهي عن التعرض لمن قصد البيت ابتغاء فضل الله أو رضوانه -يدل على أن من قصده ليلحد فيه بالمعاصي، فإن من تمام احترام الحرم صد من هذه حاله عن الإفساد ببيت الله، كما قال تعالى: {وَمَن يُرِدْ فِيهِ بِإِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ} .
Bu ayetteki yasağın, Allah'ın lütfunu veya rızasını aramak maksadıyla Beyt'e yönelen kimselere dokunulmamasıyla tahsis edilmesi gösterir ki; günahlar işleyerek orada haktan sapmayı (ilhad) kasteden kimseye gelince, Harem'in hürmetini tam olarak korumak bu durumdaki kimseyi Beytullah'ta fesat çıkarmaktan alıkoymayı gerektirir; nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {وَمَن يُرِدْ فِيهِ بِإِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ} “Kim orada zulümle haktan sapmak isterse, ona can yakıcı bir azaptan tattırırız.”
3137. Metin
ولما نهاهم عن الصيد في حال الإحرام قال: {وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُوا} أي: إذا حللتم من الإحرام بالحج والعمرة، وخرجتم من الحرم حل لكم الاصطياد، وزال ذلك التحريم. والأمر بعد التحريم يرد الأشياء إلى ما كانت عليه من قبل.
İhram hâlindeyken onları avlanmaktan nehyedince: {وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُوا} “İhramdan çıktığınızda artık avlanabilirsiniz” buyurdu; yani hac ve umre ihramından çıktığınızda ve Harem bölgesinden ayrıldığınızda avlanmak size helal olur ve o haramlık kalkar. Yasaklamadan sonra gelen emir, şeyleri önceki hâline döndürür.
3138. Metin
{وَلا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَن صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَن تَعْتَدُوا} أي: لا يحملنكم بغض قوم وعداوتهم واعتداؤهم عليكم، حيث صدوكم عن المسجد، على الاعتداء عليهم، طلبا للاشتفاء منهم، فإن العبد عليه أن يلتزم أمر الله، ويسلك طريق العدل، ولو جُنِي عليه أو ظلم واعتدي عليه، فلا يحل له أن يكذب على من كذب عليه، أو يخون من خانه.
{وَلا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَن صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَن تَعْتَدُوا} “Mescid-i Harâm'dan sizi alıkoydular diye bir topluluğa olan kininiz, sizi haddi aşmaya sevk etmesin.” Yani bir kavmin kini, düşmanlığı ve sizi Mescid-i Harâm'dan alıkoyarak size saldırmış olmaları, onlardan intikam ve şifa arayışıyla sizin onlara haddi aşmanıza yol açmasın. Zira kulun üzerine düşen, kendisine karşı cinayet işlense, zulmedilse ve saldırılsa bile Allah'ın emrine sarılmak ve adalet yolunu tutmaktır. Kendisine yalan söyleyene yalan söylemesi veya kendisine hıyanet edene hıyanet etmesi ona helal olmaz.
3139. Metin
{وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى} أي: ليعن بعضكم بعضا على البر. وهو: اسم جامع لكل ما يحبه الله ويرضاه، من الأعمال الظاهرة والباطنة، من حقوق الله وحقوق الآدميين.
{ وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى } “İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın.” Yani: İyilik üzerinde birbirinize yardım edin. İyilik (el-birr); Allah'ın ve insanların haklarından, açık ve gizli amellerden Allah'ın sevip razı olduğu her şeyi kapsayan kuşatıcı bir isimdir.
3140. Metin
والتقوى في هذا الموضع: اسم جامع لترك كل ما يكرهه الله ورسوله، من الأعمال الظاهرة والباطنة. وكلُّ خصلة من خصال الخير المأمور بفعلها، أو خصلة من خصال الشر المأمور بتركها، فإن العبد مأمور بفعلها بنفسه، وبمعاونة غيره من إخوانه المؤمنين عليها، بكل قول يبعث عليها وينشط لها، وبكل فعل كذلك.
Bu makamda takva ise; açık ve gizli amellerden Allah'ın ve Rasûlü'nün hoşlanmadığı her şeyi terk etmeyi kapsayan kuşatıcı bir isimdir. İşlenmesi emredilen her hayır hasletini veya terk edilmesi emredilen her şer hasletini, kulun hem bizzat kendisinin yapması/terk etmesi, hem de mümin kardeşlerine buna sevk eden ve teşvik eden her sözle ve aynı şekilde her fiille yardımcı olması emredilmiştir.
3141. Metin
{وَلا تَعَاوَنُوا عَلَى الإثْمِ} وهو التجرؤ على المعاصي التي يأثم صاحبها، ويحرج. {وَالْعُدْوَانِ} وهو التعدي على الخَلْق في دمائهم وأموالهم وأعراضهم، فكل معصية وظلم يجب على العبد كف نفسه عنه، ثم إعانة غيره على تركه.
{ وَلا تَعَاوَنُوا عَلَى الإثْمِ } “Günah üzerinde yardımlaşmayın.” Günah (el-ism); sahibinin günaha girdiği ve sıkıntıya düştüğü masiyetlere cüret etmektir. { وَالْعُدْوَانِ } “Ve düşmanlık üzerinde de [yardımlaşmayın].” Düşmanlık (el-udvân) ise; yaratılmışların canlarına, mallarına ve ırzlarına tecavüz etmektir. Dolayısıyla kulun hem kendisini her türlü masiyetten ve zulümden alıkoyması, hem de başkasına onu terk etmesi hususunda yardımcı olması farzdır.
3142. Metin
{وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ} على من عصاه وتجرأ على محارمه، فاحذروا المحارم لئلا يحل بكم عقابه العاجل والآجل.
{ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ } “Allah'tan korkun; şüphesiz Allah, cezası pek şiddetli olandır.” Kendisine isyan eden ve haramlarına cüret eden kimseye karşı [cezası şiddetlidir]. O halde O'nun peşin (dünyadaki) ve gecikmeli (ahiretteki) azabı başınıza gelmesin diye haramlardan sakının.
3143. Metin
{٣} {حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالأزْلامِ ذَلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ دِينِكُمْ فَلا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإسْلامَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لإثْمٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ} .
{ ٣ } { حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالأزْلامِ ذَلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ دِينِكُمْ فَلا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإسْلامَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لإثْمٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ } “Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, vurularak öldürülmüş, yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanarak öldürülmüş ve yırtıcı hayvanın yediği -[canı çıkmadan yetişip] kestikleriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerinde kesilen hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar birer fısktır (yoldan çıkmadır). Bugün kâfirler, dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip razı oldum. Kim açlıktan bunalıp çaresiz kalırsa, günaha meyil göstermeksizin [bunlardan yiyebilir]. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
3144. Metin
هذا الذي حولنا الله عليه في قوله: {إِلا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ} واعلم أن الله ﵎ لا يحرّم ما يحرّم إلا صيانة لعباده، وحماية لهم من الضرر الموجود في المحرمات، وقد يبين للعباد ذلك وقد لا يبين.
İşte bu, Allah'ın: { إِلا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ } “Size okunacak olanlar müstesna” buyruğunda bizi kendisine havale ettiği husustur. Bil ki Allah -celle celâluhu- haram kıldığı şeyleri ancak kullarını korumak ve haramlarda bulunan zararlardan onları muhafaza etmek için haram kılar. Bazen bunu kullarına açıklar, bazen de açıklamaz.
3145. Metin
فأخبر أنه حرم {الْمَيْتَة} والمراد بالميتة: ما فُقِدَت حياتُهُ بغير ذكاة شرعية، فإنها تحرم لضررها، وهو احتقان الدم في جوفها ولحمها المضر بآكلها. وكثيرا ما تموت بعلة تكون سببا لهلاكها، فتضر بالآكل.
Allah { الْمَيْتَة } “leşi” haram kıldığını haber vermiştir. Leşten (el-meyte) kasıt; şer'i bir kesim olmaksızın hayatını kaybeden hayvandır. Bunun haram kılınması zararlı oluşundandır; o da karnında ve etinde biriken ve yiyene zarar veren kandır. Çoğu zaman da helakine sebep olan bir hastalıktan ötürü ölür ve bu da yiyene zarar verir.
3146. Metin
ويستثنى من ذلك ميتة الجراد والسمك، فإنه حلال.
Çekirge ve balık ölüsü bundan müstesnadır; zira o helaldir.
3147. Metin
{وَالدَّم} أي: المسفوح، كما قيد في الآية الأخرى. {وَلَحْم الْخِنزيرِ} وذلك شامل لجميع أجزائه، وإنما نص الله عليه من بين سائر الخبائث من السباع، لأن طائفة من أهل الكتاب من النصارى يزعمون أن الله أحله لهم. أي: فلا تغتروا بهم، بل هو محرم من جملة الخبائث.
{ وَالدَّم } “Ve kanı [da haram kıldı].” Yani diğer ayette kayıtlandığı üzere akıtılmış olan kanı. { وَلَحْم الْخِنزيرِ } “Ve domuz etini [de haram kıldı].” Bu, onun bütün cüzlerini kapsar. Yırtıcı hayvanlar gibi diğer pis şeylerin arasından Allah'ın domuzu özellikle belirtmesi, Ehl-i Kitap'tan Hristiyan bir taifenin Allah'ın bunu kendilerine helal kıldığını iddia etmelerindendir. Yani: Onlara aldanmayın, bilakis o da pis şeylerden (habâis) olup haramdır.
3148. Metin
{وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ} أي: ذُكر عليه اسم غير الله تعالى، من الأصنام والأولياء والكواكب وغير ذلك من المخلوقين. فكما أن ذكر الله تعالى يطيب الذبيحة، فذكر اسم غيره عليها، يفيدها خبثا معنويا، لأنه شرك بالله تعالى.
{ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ } “Ve Allah'tan başkası adına kesilenleri [de haram kıldı].” Yani: Putlardan, evliyadan, yıldızlardan ve diğer mahlukattan Allah Teâlâ'dan başkasının adı üzerine anılan [hayvanları]. Allah Teâlâ'nın adını anmak kurbanı/kesilen hayvanı temiz kıldığı gibi, üzerine O'ndan başkasının adını anmak da ona manevi bir pislik kazandırır; çünkü bu, Allah Teâlâ'ya şirk koşmaktır.
3149. Metin
{وَالْمُنْخَنِقَةُ} أي: الميتة بخنق، بيد أو حبل، أو إدخالها رأسها بشيء ضيق، فتعجز عن إخراجه حتى تموت.
{ وَالْمُنْخَنِقَةُ } “Ve boğulmuş olan [hayvanı da haram kıldı].” Yani elle veya iple ya da başını dar bir şeye sokup çıkaramayarak boğularak ölen hayvanı.
3150. Metin
{وَالْمَوْقُوذَةُ} أي: الميتة بسبب الضرب بعصا أو حصى أو خشبة، أو هدم شيء عليها، بقصد أو بغير قصد.
{ وَالْمَوْقُوذَةُ } “Ve vurularak öldürülmüş olan [hayvanı da haram kıldı].” Yani kasıtlı veya kasıtsız olarak sopa, taş veya odunla vurulması yahut üzerine bir şey yıkılması sebebiyle ölen hayvanı.
3151. Metin
{وَالْمُتَرَدِّيَةُ} أي: الساقطة من علو، كجبل أو جدار أو سطح ونحوه، فتموت بذلك.
{ وَالْمُتَرَدِّيَةُ } “Ve yuvarlanıp ölmüş olan [hayvanı da haram kıldı].” Yani dağ, duvar, çatı ve benzeri yüksek bir yerden düşüp bu sebeple ölen hayvanı.
3152. Metin
{وَالنَّطِيحَةُ} وهي التي تنطحها غيرها فتموت.
{ وَالنَّطِيحَةُ } “Ve boynuzlanarak öldürülmüş olan [hayvanı da haram kıldı].” Bu da bir başka hayvanın boynuz vurup öldürdüğü hayvandır.
3153. Metin
{وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ} من ذئب أو أسد أو نمر، أو من الطيور التي تفترس الصيود، فإنها إذا ماتت بسبب أكل السبع، فإنها لا تحل.
{ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ } “Ve yırtıcı hayvanın yediği [hayvanı da haram kıldı].” Kurt, aslan, kaplan gibi yırtıcılardan veya avları parçalayan kuşlardan olup yırtıcı hayvanın yemesi/parçalaması sebebiyle öldüğünde helal olmaz.
3154. Metin
وقوله: {إِلا مَا ذَكَّيْتُمْ} راجع لهذه المسائل، من منخنقة، وموقوذة، ومتردية، ونطيحة، وأكيلة سبع، إذا ذكيت وفيها حياة مستقرة لتتحقق الذكاة فيها، ولهذا قال الفقهاء: " لو أبان السبع أو غيره حشوتها، أو قطع حلقومها، كان وجود حياتها كعدمه، لعدم فائدة الذكاة فيها " [وبعضهم لم يعتبر فيها إلا وجود الحياة فإذا ذكاها وفيها حياة حلت ولو كانت مبانة الحشوة وهو ظاهر الآية الكريمة] (١)
{ إِلا مَا ذَكَّيْتُمْ } “Kestikleriniz müstesna” buyruğu; boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, boynuzlanmış ve yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olan bu meselelere racidir; eğer bunlarda kesimin geçerli olması için yerleşik bir hayat varken kesilirlerse [helal olurlar]. Bu sebeple fukaha şöyle demiştir: "Eğer yırtıcı veya bir başkası onun iç organlarını dışarı çıkarmışsa ya da boğazını kesmişse, kesimin onda bir faydası kalmadığı için canlı bulunması yok hükmündedir." [Bazıları ise onda sadece hayatın bulunmasını yeterli görmüş; canlılığı varken kestiğinde iç organları çıkmış olsa bile helal olacağını söylemiştir ki kerim ayetin zahiri de budur.]
3155. Metin
{وَأَن تَسْتَقْسِمُوا بِالأزْلامِ} أي: وحرم عليكم الاستقسام بالأزلام. ومعنى الاستقسام: طلب ما يقسم لكم ويقدر بها، وهي قداح ثلاثة كانت تستعمل في الجاهلية، مكتوب على أحدها "افعل" وعلى الثاني "لا تفعل" والثالث غفل لا كتابة فيه.
{ وَأَن تَسْتَقْسِمُوا بِالأزْلامِ } “Ve fal oklarıyla kısmet aramanız da [size haram kılındı].” Yani: Fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İstiksâm'ın anlamı: Bunlar vasıtasıyla size taksim olunanı ve takdir edileni aramaktır. Bunlar, Cahiliye devrinde kullanılan üç oktur: Birinin üzerinde "Yap", ikincisinin üzerinde "Yapma" yazılıydı; üçüncüsü ise boş olup üzerinde hiçbir yazı yoktu.
3156. Metin
فإذا هَمَّ أحدهم بسفر أو عرس أو نحوهما، أجال تلك القداح المتساوية في الجرم، ثم أخرج واحدا منها، فإن خرج المكتوب عليه "افعل" مضى في أمره، وإن ظهر المكتوب عليه"لا تفعل" لم يفعل ولم يمض في شأنه، وإن ظهر الآخر الذي لا شيء عليه، أعادها حتى يخرج أحد القدحين فيعمل به. فحرمه (٢) الله عليهم، الذي في هذه الصورة وما يشبهه، وعوضهم عنه بالاستخارة لربهم في جميع أمورهم.
Onlardan biri sefere, düğüne veya benzeri bir işe niyetlendiğinde, cisimleri birbirine eşit olan o okları çeker/karıştırır, sonra birini çıkarırdı. Eğer üzerinde "Yap" yazılı olan çıkarsa işine devam eder; üzerinde "Yapma" yazılı olan çıkarsa yapmaz ve o işe girişmezdi. Üzerinde hiçbir şey olmayan diğeri çıkarsa, o iki oktan biri çıkıp ona göre hareket edene kadar okları yeniden çekerdi. İşte Allah bu surette olanı ve buna benzeyenleri onlara haram kılmış ve bütün işlerinde bunun yerine Rablerine istihare etmeyi bedel olarak vermiştir.
3157. Metin
{ذَلِكُمْ فِسْقٌ} الإشارة لكل ما تقدم من المحرمات، التي حرمها الله صيانة لعباده، وأنها فسق، أي: خروج عن طاعته إلى طاعة الشيطان.
{ ذَلِكُمْ فِسْقٌ } “Bunlar birer fısktır.” Bu işaret; kullarını korumak için Allah'ın haram kıldığı ve birer fısk -yani O'na itaatten çıkıp şeytana itaat etmek- olan daha önce zikredilen bütün haramlara yöneliktir.
3158. Metin
ثم امتن على عباده بقوله:
Sonra şu buyruğuyla kullarına lütufta bulundu:
3159. Metin
{.... الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِن دِينِكُمْ فَلا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإسْلامَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَة غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لإثْمٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ} .
{ .... الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِن دِينِكُمْ فَلا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإسْلامَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَة غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لإثْمٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ } “.... Bugün kâfirler, dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip razı oldum. Kim açlıktan bunalıp çaresiz kalırsa, günaha meyil göstermeksizin [bunlardan yiyebilir]. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
3160. Metin
واليوم المشار إليه يوم عرفة، إذ أتم الله دينه، ونصر عبده ورسوله، وانخذل أهل الشرك انخذالا بليغا، بعد ما كانوا حريصين على رد المؤمنين عن دينهم، طامعين في ذلك.
İşaret edilen gün Arafat günüdür; zira Allah dinini tamamlamış, kuluna ve Rasûlü'ne yardım etmiş, şirk ehli ise -daha önce müminleri dinlerinden döndürmeye pek hırslı ve bu hususta tamahkâr iken- büyük bir hezimete uğramıştır.
3161. Metin
فلما رأوا عز الإسلام وانتصاره وظهوره، يئسوا كل اليأس من المؤمنين، أن يرجعوا إلى دينهم، وصاروا يخافون منهم ويخشون، ولهذا في هذه السنة التي حج فيها النبي ﷺ سنة عشر حجة الوداع - لم يحج فيها مشرك، ولم يطف بالبيت عريان.
İslam'ın izzetini, zaferini ve üstünlüğünü gördüklerinde, müminlerin kendi dinlerine dönmelerinden tamamen ümitlerini kestiler; onlardan korkar ve çekinir oldular. Bu sebepledir ki Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'in haccettiği bu senede -hicri onuncu yıl Veda Haccı'nda- hiçbir müşrik hac yapmamış ve Beyt'i çıplak tavaf eden olmamıştır.
3162. Metin
ولهذا قال: {فَلا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ} أي: فلا تخشوا المشركين، واخشوا الله الذي نصركم عليهم وخذلهم، ورد كيدهم في نحورهم.
Bundan dolayı: { فَلا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ } “Artık onlardan korkmayın, benden korkun!” buyurmuştur. Yani: Müşriklerden korkmayın; onlara karşı size zafer veren, onları hezimete uğratan ve tuzaklarını kendi aleyhlerine çeviren Allah'tan korkun.
3163. Metin
{الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ} بتمام النصر، وتكميل الشرائع الظاهرة والباطنة، الأصول والفروع، ولهذا كان الكتاب والسنة كافيين كل الكفاية، في أحكام الدين أصوله وفروعه.
{ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ } “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim.” [Bu ikmal;] zaferin tamamlanması, açık ve gizli şeriatların, usul ve füruun kemale erdirilmesi iledir. Bu sebeple Kitap ve Sünnet, dinin usul ve füruuna dair hükümlerinde bütünüyle kâfidir.
3164. Metin
فكل متكلف يزعم أنه لا بد للناس في معرفة عقائدهم وأحكامهم إلى علوم غير علم الكتاب والسنة، من علم الكلام وغيره، فهو جاهل، مبطل في دعواه، قد زعم أن الدين لا يكمل إلا بما قاله ودعا إليه، وهذا من أعظم الظلم والتجهيل لله ولرسوله.
İnsanların akidelerini ve hükümlerini öğrenmek için kelam ilmi ve benzeri Kitap ve Sünnet ilminden başka ilimlere muhtaç olduğunu iddia eden her tekellüf ehli (zorlamacı) kimse; cahildir, davasında batıl üzeredir. O, dinin ancak kendi söylediği ve davet ettiği şeyle kemale ereceğini iddia etmiştir ki bu, Allah'a ve Rasûlü'ne karşı en büyük zulümden ve cehalet isnadından biridir.
3165. Metin
{وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي} الظاهرة والباطنة {وَرَضِيتُ لَكُمُ الإسْلامَ دِينًا} أي: اخترته واصطفيته لكم دينا، كما ارتضيتكم له، فقوموا به شكرا لربكم، واحمدوا الذي مَنَّ عليكم بأفضل الأديان وأشرفها وأكملها.
Açık ve gizli { وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي } “Üzerinizdeki nimetimi tamamladım” { وَرَضِيتُ لَكُمُ الإسْلامَ دِينًا } “Ve sizin için din olarak İslam'dan razı oldum.” Yani: Sizi onun için seçip beğendiğim gibi, onu da sizin için din olarak seçip beğendim. O halde Rabbinize şükür olarak onun gereklerini yerine getirin ve dinlerin en faziletlisini, en şereflisini ve en kâmilini size lütfeden Allah'a hamdedin.
3166. Metin
{فَمَنِ اضْطُرَّ} أي: ألجأته الضرورة إلى أكل شيء من المحرمات السابقة، في قوله: {حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ} {فِي مَخْمَصَةٍ} أي: مجاعة {غَيْرَ مُتَجَانِفٍ} أي: مائل {لإثْمٍ} بأن لا يأكل حتى يضطر، ولا يزيد في الأكل على كفايته {فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ} حيث أباح له الأكل في هذه الحال، ورحمه بما يقيم به بنيته من غير نقص يلحقه في دينه.
{ فَمَنِ اضْطُرَّ } “Kim mecbur kalırsa” yani { حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ } “Leş size haram kılındı” buyruğunda geçen haramlardan birini yemeye zaruret onu mecbur bırakırsa; { فِي مَخْمَصَةٍ } “Bir açlık halinde” yani açlık [sebebiyle]; { غَيْرَ مُتَجَانِفٍ } “Meyletmeksizin” yani meyleden olmaksızın { لإثْمٍ } “Günaha”; mecbur kalmadıkça yemeyerek ve yeme konusunda ihtiyacından fazlasına varmayarak1 [yerse], { فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ } “Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Çünkü Allah bu durumda ona yemeyi mubah kılmış ve dinine herhangi bir noksanlık gelmeksizin bedenini ayakta tutacağı şeyle ona merhamet etmiştir.2
3167. Metin
{٤} {يَسْأَلُونَكَ مَاذَا أُحِلَّ لَهُمْ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللَّهُ فَكُلُوا مِمَّا أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ} .
{ ٤ } { يَسْأَلُونَكَ مَاذَا أُحِلَّ لَهُمْ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللَّهُ فَكُلُوا مِمَّا أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ } “Sana kendilerine nelerin helal kılındığını soruyorlar. De ki: Size temiz ve hoş şeyler ile Allah'ın size öğrettiğinden kendilerine öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların [avladıkları] helal kılındı. O halde onların sizin için tuttuklarından yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'tan korkun; şüphesiz Allah, hesabı pek çabuk görendir.”
3168. Metin
يقول تعالى لنبيه محمد ﷺ: {يَسْأَلُونَكَ مَاذَا أُحِلَّ لَهُمْ} من الأطعمة؟ {قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ} وهي كل ما فيه نفع أو لذة، من غير ضرر بالبدن ولا بالعقل، فدخل في ذلك جميع الحبوب والثمار التي في القرى والبراري، ودخل في ذلك جميع حيوانات البحر وجميع حيوانات البر، إلا ما استثناه الشارع، كالسباع والخبائث منها.
Allah Teâlâ Nebîsi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle buyurmaktadır: { يَسْأَلُونَكَ مَاذَا أُحِلَّ لَهُمْ } Yiyeceklerden “Kendilerine nelerin helal kılındığını sana soruyorlar.” { قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ } “De ki: Size temiz ve hoş şeyler helal kılındı.” Bunlar; bedene veya akla bir zararı olmaksızın içinde fayda veya lezzet bulunan her şeydir. Köylerde ve kırlarda bulunan bütün tahıllar ve meyveler buna dâhildir; yine yırtıcılar ve pis olanlar gibi Şâri'in istisna ettikleri hariç, bütün deniz hayvanları ve bütün kara hayvanları da buna dâhildir.
3169. Metin
ولهذا دلت الآية بمفهومها على تحريم الخبائث، كما صرح به في قوله تعالى: {وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَائِثَ} .
Bu sebeple ayet, mefhumuyla pis ve zararlı şeylerin (habâis) haram kılındığına delalet etmiştir; nitekim Allah Teâlâ'nın şu buyruğunda bu husus açıkça ifade edilmiştir: { وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَائِثَ } “Onlara temiz ve hoş şeyleri helal kılar, pis ve zararlı şeyleri ise haram kılar.”
3170. Metin
{وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ} أي: أحل لكم ما علمتم من الجوارح إلى آخر الآية. دلت هذه الآية على أمور:
{ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ } “Ve eğitip yetiştirdiğiniz avcı hayvanların [avladıkları da size helal kılındı]” ayetin sonuna kadar. Bu ayet birkaç hususa delalet etmiştir:
3171. Metin
أحدها: لطف الله بعباده ورحمته لهم، حيث وسع عليهم طرق الحلال، وأباح لهم ما لم يذكوه مما صادته الجوارح، والمراد بالجوارح: الكلاب، والفهود، والصقر، ونحو ذلك، مما يصيد بنابه أو بمخلبه.
Birincisi: Allah'ın kullarına olan lütfu ve merhametidir; zira onlara helal yollarını genişletmiş, avcı hayvanların avladıklarından bizzat kesmediklerini de kendilerine mubah kılmıştır. Avcı hayvanlardan (el-cevârih) kasıt; köpekler, pars/leoparlar, doğan ve benzeri dişiyle yahut pençesiyle avlanan hayvanlardır.
3172. Metin
الثاني: أنه يشترط أن تكون معلمة، بما يعد في العرف تعليما، بأن يسترسل إذا أرسل، وينزجر إذا زجر، وإذا أمسك لم يأكل، ولهذا قال: {تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللَّهُ فَكُلُوا مِمَّا أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ} أي: أمسكن من الصيد لأجلكم.
İkincisi: Örfe göre eğitim sayılacak şekilde eğitilmiş olmasının şart koşulmasıdır; şöyle ki salındığında giden, engellendiğinde duran ve avı tuttuğunda ondan yemeyen [hayvan eğitilmiş sayılır]. Bu sebeple: { تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللَّهُ فَكُلُوا مِمَّا أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ } “Allah'ın size öğrettiğinden kendilerine öğreterek yetiştirdiğiniz... O halde onların sizin için tuttuklarından yiyin.” buyurmuştur. Yani: Avdan sizin için tuttuklarından [yiyin].
3173. Metin
وما أكل منه الجارح فإنه لا يعلم أنه أمسكه على صاحبه، ولعله أن يكون أمسكه على نفسه.
Avcı hayvanın kendisinden yediği ava gelince; onun avı sahibi için tuttuğu bilinemez, belki de kendisi için tutmuştur.
3174. Metin
الثالث: اشتراط أن يجرحه الكلب أو الطير ونحوهما، لقوله: {مِنَ الْجَوَارِحِ} مع ما تقدم من تحريم المنخنقة. فلو خنقه الكلب أو غيره، أو قتله بثقله لم يبح [هذا بناء على أن الجوارح اللاتي يجرحن الصيد بأنيابها أو مخالبها، والمشهور أن الجوارح بمعنى الكواسب أي: المحصلات للصيد والمدركات لها فلا يكون فيها على هذا دلالة - والله أعلم-] (١) .
Üçüncüsü: Köpek, avcı kuş ve benzerlerinin avı yaralamasının şart koşulmasıdır; çünkü { مِنَ الْجَوَارِحِ } buyrulmuş ve daha önce boğulmuş olanın haram kılındığı geçmişti. Şayet köpek veya başkası onu boğar yahut ağırlığıyla ezip öldürürse helal olmaz. [Bu, cevârihin dişleriyle veya pençeleriyle avı yaralayan hayvanlar olduğu kabulüne göredir. Meşhur olan ise cevârihin kesbedenler yani avı elde eden ve yakalayan hayvanlar anlamında olduğudur; bu takdirde buna bir delalet bulunmaz -en doğrusunu Allah bilir-.] (1)
3175. Metin
الرابع: جواز اقتناء كلب الصيد، كما ورد في الحديث الصحيح، مع أن اقتناء الكلب محرم، لأن من لازم إباحة صيده وتعليمه جواز اقتنائه.
Dördüncüsü: Sahih hadiste geçtiği üzere, genel olarak köpek beslemek haram olmasına rağmen av köpeği edinmenin caiz oluşudur; çünkü avının ve eğitiminin mubah kılınmasının gereği, onu edinmenin de caiz olmasıdır.
3176. Metin
الخامس: طهارة ما أصابه فم الكلب من الصيد، لأن الله أباحه ولم يذكر له غسلا فدل على طهارته.
Beşincisi: Köpeğin ağzının avda temas ettiği yerin temiz (tâhir) oluşudur; zira Allah onu mubah kılmış ve yıkanmasını zikretmemiştir, bu da temizliğine delalet eder.
3177. Metin
السادس: فيه فضيلة العلم، وأن الجارح المعلم -بسبب العلم- يباح صيده، والجاهل بالتعليم لا يباح صيده.
Altıncısı: Bunda ilmin faziletine delil vardır; nitekim eğitilmiş avcı hayvanın -eğitim ve bilgi sebebiyle- avı mubah olurken, eğitimsiz/cahil olanın avı mubah olmamaktadır.
3178. Metin
السابع: أن الاشتغال بتعليم الكلب أو الطير أو نحوهما، ليس مذموما، وليس من العبث والباطل. بل هو أمر مقصود، لأنه وسيلة لحل صيده والانتفاع به.
Yedincisi: Köpek, avcı kuş ve benzerlerini eğitmekle meşgul olmak yerilmiş bir davranış olmadığı gibi abes ve batıl da değildir. Bilakis meşru bir maksattır; zira avının helal olmasına ve ondan faydalanmaya bir vesiledir.
3179. Metin
الثامن: فيه حجة لمن أباح بيع كلب الصيد، قال: لأنه قد لا يحصل له إلا بذلك.
Sekizincisi: Av köpeğinin satışını mubah görenler için bunda bir delil vardır; zira kişi ona ancak satın alma yoluyla sahip olabilir demişlerdir.
3180. Metin
التاسع: فيه اشتراط التسمية عند إرسال الجارح، وأنه إن لم يسم الله متعمدا، لم يبح ما قتل الجارح.
Dokuzuncusu: Avcı hayvanı salarken besmele çekmenin şart koşulmasıdır; şayet kasten besmele çekmezse avcı hayvanın öldürdüğü av helal olmaz.
3181. Metin
العاشر: أنه يجوز أكل ما صاده الجارح، سواء قتله الجارح أم لا. وأنه إن أدركه صاحبه، وفيه حياة مستقرة فإنه لا يباح إلا بها.
Onuncusu: Avcı hayvanın avladığını -ister avcı hayvan onu öldürmüş olsun ister olmasın- yemenin caiz oluşudur. Şayet sahibi ona henüz canlılığı devam ederken yetişirse, ancak kesmekle helal olur.
3182. Metin
ثم حث تعالى على تقواه، وحذر من إتيان الحساب في يوم القيامة، وأن ذلك أمر قد دنا واقترب، فقال: {وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ} .
Sonra [Allah] Teâlâ Kendisinden sakınmaya teşvik etti; kıyamet gününde hesabın gelip çatmasından ve bunun yaklaşmış, pek yakın bir iş olduğundan sakındırarak şöyle buyurdu: { وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ } “Allah'tan sakının. Şüphesiz Allah, hesabı pek çabuk görendir.”1
3183. Metin
{٥} {الْيَوْمَ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ وَلا مُتَّخِذِي أَخْدَانٍ وَمَنْ يَكْفُرْ بِالإيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ} .
{ ٥ } { الْيَوْمَ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ وَلا مُتَّخِذِي أَخْدَانٍ وَمَنْ يَكْفُرْ بِالإيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ } “Bugün size temiz ve hoş şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helal, sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. Müminlerden hür ve iffetli kadınlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden hür ve iffetli kadınlar da -mehirlerini vermeniz, zina etmeksizin ve gizli dost tutmaksızın namuslu yaşamanız şartıyla- size helal kılındı. Kim imanı inkâr ederse, ameli boşa gitmiştir ve o, ahirette de hüsrana uğrayanlardandır.”
3184. Metin
كرر تعالى إحلال الطيبات لبيان الامتنان، ودعوة للعباد إلى شكره والإكثار من ذكره، حيث أباح لهم ما تدعوهم الحاجة إليه، ويحصل لهم الانتفاع به من الطيبات.
Allah Teâlâ lütfunu beyan etmek, kulların ihtiyaç duyduğu ve temiz/hoş şeylerden kendisinden faydalandığı nimetleri onlara mubah kılmak suretiyle kullarını şükretmeye ve Kendisini çokça anmaya davet etmek için tayyibâtın (temiz şeylerin) helal kılındığını tekrarlamıştır.
3185. Metin
{وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَّكُمْ} أي: ذبائح اليهود والنصارى حلال لكم -يا معشر المسلمين- دون باقي الكفار، فإن ذبائحهم لا تحل للمسلمين، وذلك لأن أهل الكتاب ينتسبون إلى الأنبياء والكتب.
{ وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَّكُمْ } “Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir.” Yani: Diğer kâfirler hariç, Yahudi ve Hristiyanların kestikleri -ey Müslümanlar topluluğu- size helaldir; zira diğer kâfirlerin kestikleri Müslümanlara helal değildir. Çünkü Ehl-i Kitap peygamberlere ve kitaplara intisap etmektedir.
3186. Metin
وقد اتفق الرسل كلهم على تحريم الذبح لغير الله، لأنه شرك، فاليهود والنصارى يتدينون بتحريم الذبح لغير الله، فلذلك أبيحت ذبائحهم دون غيرهم.
Peygamberlerin hepsi de şirk olduğu gerekçesiyle Allah'tan başkası adına hayvan kesmenin haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Yahudi ve Hristiyanlar da dinen Allah'tan başkası adına kesmenin haram olduğuna inanmaktadırlar; bu sebeple başkalarının değil, yalnızca onların kestikleri helal kılınmıştır.
3187. Metin
والدليل على أن المراد بطعامهم ذبائحهم، أن الطعام الذي ليس من الذبائح كالحبوب والثمار ليس لأهل الكتاب فيه خصوصية، بل يباح ذلك ولو كان من طعام غيرهم. وأيضا فإنه أضاف الطعام إليهم.
Onların yiyeceğinden kastın kestikleri hayvanlar olduğuna delil şudur: Kesilmiş hayvan olmayan tahıl ve meyve gibi yiyeceklerde Ehl-i Kitab'ın bir hususiyeti yoktur; bilakis başkalarının yiyeceği olsa bile bunlar zaten mubahtır. Ayrıca yiyeceği onlara izafe etmiştir.
3188. Metin
فدل ذلك، على أنه كان طعاما، بسبب ذبحهم. ولا يقال: إن ذلك للتمليك، وأن المراد: الطعام الذي يملكون. لأن هذا، لا يباح على وجه الغصب، ولا من المسلمين.
Bu da onun, onların kesmesi sebebiyle yiyecek vasfı kazandığına delalet eder. "Bu izafe mülkiyet içindir ve kasıt onların mülkiyetinde olan yiyecektir" denilemez; çünkü bu gasp yoluyla ne onlardan ne de Müslümanlardan helal olur.
3189. Metin
{وَطَعَامُكُمْ} أيها المسلمون {حِلٌّ لَّهُمْ} أي: يحل لكم أن تطعموهم إياه {وَ} أحل لكم {الْمُحْصَنَاتِ} أي: الحرائر العفيفات {مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ} والحرائر العفيفات {مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ} أي: من اليهود والنصارى.
Ey Müslümanlar! { وَطَعَامُكُمْ } “Sizin yiyeceğiniz de” { حِلٌّ لَّهُمْ } “onlara helaldir.” Yani onlara bunu yedirmeniz size helaldir. { وَ } Ve { مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ } müminlerden { الْمُحْصَنَاتِ } hür ve iffetli kadınlar ile { مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ } sizden önce kendilerine kitap verilenlerden yani Yahudi ve Hristiyanlardan hür ve iffetli kadınlar da size helal kılındı.
3190. Metin
وهذا مخصص لقوله تعالى {وَلا تَنكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتَّى يُؤْمِنَّ} ومفهوم الآية، أن الأرقاء من المؤمنات لا يباح نكاحهن للأحرار، وهو كذلك.
Bu, Allah Teâlâ'nın: { وَلا تَنكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتَّى يُؤْمِنَّ } “İman edinceye kadar müşrik kadınlarla evlenmeyin” buyruğunu tahsis edicidir. Ayetin mefhumu ise, mümin cariyelerle evlenmenin hür erkeklere mubah olmadığıdır ki bu da böyledir.
3191. Metin
وأما الكتابيات فعلى كل حال لا يبحن، ولا يجوز نكاحهن للأحرار مطلقا، لقوله تعالى: {مِن فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِ} وأما المسلمات إذا كن رقيقات فإنه لا يجوز للأحرار نكاحهن إلا بشرطين، عدم الطول وخوف العنت.
Ehl-i Kitap kadınlarına gelince; onlar hiçbir şekilde [cariye iseler] helal olmazlar ve hür erkeklerin onlarla evlenmesi Allah Teâlâ'nın: { مِن فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِ } “Mümin cariyelerinizden” buyruğu gereğince kesinlikle caiz değildir. Müslüman kadınlar cariye olduklarında ise, hür erkeklerin onlarla evlenmesi ancak iki şartla caiz olur: Mehir/güç yetirememe (ademü't-tavl) ve günaha düşme (anete düşme) korkusu.
3192. Metin
وأما الفاجرات غير العفيفات عن الزنا فلا يباح نكاحهن، سواء كن مسلمات أو كتابيات، حتى يتبن لقوله تعالى: {الزَّانِي لا يَنكِحُ إلا زَانِيَةً أَوْ مُشْرِكَةً} الآية.
Zinadan sakınmayan iffetsiz/fâcir kadınlara gelince; ister Müslüman ister Ehl-i Kitap olsunlar, tevbe edinceye kadar onlarla evlenmek mubah değildir; nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: { الزَّانِي لا يَنكِحُ إلا زَانِيَةً أَوْ مُشْرِكَةً } “Zina eden erkek, ancak zina eden veya müşrik bir kadınla evlenir...” ayeti.
3193. Metin
وقوله: {إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ} أي: أبحنا لكم نكاحهن، إذا أعطيتموهن مهورهن، فمن عزم على أن لا يؤتيها مهرها فإنها لا تحل له.
{ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ } “Mehirlerini vermeniz şartıyla” buyruğu; yani mehirlerini verdiğiniz takdirde onlarla evlenmeyi size mubah kıldık. Kim mehrini vermemeye niyetlenirse o kadın ona helal olmaz.
3194. Metin
وأمر بإيتائها إذا كانت رشيدة تصلح للإيتاء، وإلا أعطاه الزوج لوليها.
Eğer kadın rüşd sahibi olup mehri teslim almaya ehil ise mehri bizzat ona vermeyi emretmiştir; aksi takdirde koca mehri kadının velisine verir.
3195. Metin
وإضافة الأجور إليهن دليل على أن المرأة تملك جميع مهرها، وليس لأحد منه شيء، إلا ما سمحت به لزوجها أو وليها أو غيرهما. {مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ} أي: حالة كونكم -أيها الأزواج- محصنين لنسائكم، بسبب حفظكم لفروجكم عن غيرهن.
Mehirlerin (ücur) kadınlara izafe edilmesi; kadının mehrinin tamamına bizzat malik olduğuna ve kocasına, velisine veya bir başkasına kendi rızasıyla bağışladığı kısım müstesna, mehirde hiç kimsenin bir hakkı bulunmadığına delildir. { مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ } “İffetli yaşamanız, zina etmemeniz şartıyla” Yani: Ey kocalar! İffetinizi korumanız ve haramlardan uzak durarak hanımlarınızın iffetini temin etmeniz halinde [evlilik helaldir].
3196. Metin
{غَيْرَ مُسَافِحِينَ} أي: زانين مع كل أحد {وَلا مُتَّخِذِي أَخْدَانٍ} .
{ غَيْرَ مُسَافِحِينَ } “Zina etmeksizin” yani herkesle açıktan zina edenler olmaksızın, { وَلا مُتَّخِذِي أَخْدَانٍ } “Ve gizli dostlar tutmaksızın.”
3197. Metin
وهو: الزنا مع العشيقات، لأن الزناة في الجاهلية، منهم من يزني مع من كان، فهذا المسافح. ومنهم من يزني مع خدنه ومحبه. فأخبر الله تعالى أن ذلك كله ينافي العفة، وأن شرط التزوج أن يكون الرجل عفيفا عن الزنا.
Bu da gizli dostlarla (metreslerle) yapılan zinadır; zira Cahiliye devrindeki zânilerden kimi rastgele herkesle zina ederdi ki müsafih budur; kimi de yalnızca gizli dostu ve sevgilisiyle zina ederdi. Allah Teâlâ bütün bunların iffete aykırı olduğunu ve evliliğin şartının erkeğin zinadan uzak, iffetli olması gerektiğini haber vermiştir.
3198. Metin
وقوله تعالى: {وَمَن يَكْفُرْ بِالإيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ} أي: ومن كفر بالله تعالى، وما يجب الإيمان به من كتبه ورسله أو شيء من الشرائع، فقد حبط عمله، بشرط أن يموت على كفره، كما قال تعالى: {وَمَن يَرْتَدِدْ مِنكُمْ عَن دِينِهِ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَأُولَئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ} {وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ} أي: الذين خسروا أنفسهم وأموالهم وأهليهم يوم القيامة، وحصلوا على الشقاوة الأبدية.
Allah Teâlâ'nın: { وَمَن يَكْفُرْ بِالإيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ } “Kim imanı inkâr ederse, ameli boşa gitmiştir.” buyruğu; yani kim Allah Teâlâ'yı, kitapları, peygamberleri veya şeriatlardan inanılması gereken herhangi bir şeyi inkâr ederse, kâfir olarak ölmesi şartıyla ameli boşa çıkmıştır; nitekim Allah Teâlâ: { وَمَن يَرْتَدِدْ مِنكُمْ عَن دِينِهِ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَأُولَئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ } “Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, işte onların amelleri dünyada da ahirette de boşa gitmiştir.” buyurmuştur. { وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ } “Ve o ahirette hüsrana uğrayanlardandır.” Yani kıyamet gününde nefislerini, mallarını ve ailelerini hüsrana uğratan ve ebedi bedbahtlığa duçar olan kimselerdendir.
3199. Metin
{٦} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَيْنِ وَإِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا وَإِنْ كُنْتُمْ مَرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ أَوْ لامَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ مِنْهُ مَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلَكِنْ يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ} .
{ ٦ } { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَيْنِ وَإِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا وَإِنْ كُنْتُمْ مَرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ أَوْ لامَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ مِنْهُ مَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلَكِنْ يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ } “Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı [yıkayın]. Şayet cünüp iseniz boy abdesti alın (iyice temizlenin). Eğer hasta veya yolculukta iseniz yahut sizden biri tuvaletten gelmişse ya da kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, temiz bir toprağa yönelin (teyemmüm edin); yüzlerinizi ve ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve şükredesiniz diye üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister.”
3200. Metin
هذه آية عظيمة قد اشتملت على أحكام كثيرة، نذكر منها ما يسره الله وسهله.
Bu, pek çok hükmü ihtiva eden azametli bir ayettir; Allah'ın kolaylaştırdığı ve müyesser kıldığı kadarıyla bunlardan bahsedeceğiz.
3201. Metin
أحدها: أن هذه المذكورات فيها امتثالها والعمل بها من لوازم الإيمان الذي لا يتم إلا به، لأنه صدرها بقوله {يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا} إلى آخرها. أي: يا أيها الذين آمنوا، اعملوا بمقتضى إيمانكم بما شرعناه لكم.
Birincisi: Bu ayette zikredilen hususlara uymak ve onlarla amel etmek, ancak kendisiyle tamamlanabilen imanın gereklerindendir; zira ayete: { يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا } “Ey iman edenler!” hitabıyla başlamıştır. Yani: Ey iman edenler! Sizin için meşru kıldığımız şeylerle imanınızın gereğini yerine getirin.
3202. Metin
الثاني: الأمر بالقيام بالصلاة لقوله: {إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ} .
İkincisi: { إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ } “Namaza kalktığınız zaman” buyruğu gereğince namazı ikame etmenin emredilmesidir.
3203. Metin
الثالث: الأمر بالنية للصلاة، لقوله: {إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ} أي: بقصدها ونيتها.
Üçüncüsü: { إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ } “Namaza kalktığınız zaman” buyruğuyla -yani namazı kastederek ve niyet ederek- namaz için niyet etmenin emredilmesidir.
3204. Metin
الرابع: اشتراط الطهارة لصحة الصلاة، لأن الله أمر بها عند القيام إليها، والأصل في الأمر الوجوب.
Dördüncüsü: Namazın sıhhati için temizliğin (taharetin) şart koşulmasıdır; çünkü Allah namaza kalkıldığında onu emretmiştir ve emirde asıl olan vücuptur (farz oluştur).
3205. Metin
الخامس: أن الطهارة لا تجب بدخول الوقت، وإنما تجب عند إرادة الصلاة.
Beşincisi: Taharetin vaktin girmesiyle değil, ancak namaz kılınmak istendiğinde farz olmasıdır.
3206. Metin
السادس: أن كل ما يطلق عليه اسم الصلاة، من الفرض والنفل، وفرض الكفاية، وصلاة الجنازة، تشترط له الطهارة، حتى السجود المجرد عند كثير من العلماء، كسجود التلاوة والشكر.
Altıncısı: Farz, nafile, farz-ı kifâye ve cenaze namazı gibi üzerine namaz ismi verilen her şey için taharetin şart koşulmasıdır; hatta pek çok âlime göre tilavet ve şükür secdesi gibi tek başına yapılan secdeler için de şarttır.
3207. Metin
السابع: الأمر بغسل الوجه، وهو: ما تحصل به المواجهة من منابت شعر الرأس المعتاد، إلى ما انحدر من اللحيين والذقن طولا. ومن الأذن إلى الأذن عرضا.
Yedincisi: Yüzün yıkanmasının emredilmesidir. Yüz; karşılaşıldığında görünen kısımdır ki boylamasına mutad baş saçı bitiminden iki çene kemiğinin ve çenenin altına kadar, enlemesine ise kulaktan kulağa kadardır.
3208. Metin
ويدخل فيه المضمضة والاستنشاق، بالسنة، ويدخل فيه الشعور التي فيه. لكن إن كانت خفيفة فلا بد من إيصال الماء إلى البشرة، وإن كانت كثيفة اكتفي بظاهرها.
Sünnet gereğince ağza su vermek (mazmaza) ve burna su çekmek (istinşak) da yüze dâhildir; yine yüzde bulunan kıllar/sakallar da buna dâhildir. Ancak sakal seyrek ise suyun deriye ulaştırılması gerekir; şayet gür ise dışını yıkamak yeterlidir.
3209. Metin
الثامن: الأمر بغسل اليدين، وأن حدهما إلى المرفقين و"إلى" كما قال جمهور المفسرين بمعنى "مع" كقوله تعالى: {وَلا تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ} ولأن الواجب لا يتم إلا بغسل جميع المرفق.
Sekizincisi: İki elin yıkanmasının emredilmesi ve sınırının dirseklere kadar olmasıdır. Müfessirlerin cumhurunun belirttiği gibi buradaki "ilâ" (إلى), Allah Teâlâ'nın: { وَلا تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ } “Onların mallarını kendi mallarınıza [katarak] yemeyin” buyruğunda olduğu gibi "maa" (مع / ile birlikte, dâhil) anlamındadır; zira farz ancak dirseğin tamamının yıkanmasıyla tamamlanır.