4698. Metin
وهي مدنية
Medenîdir.
4699. Metin
{١ - ٤} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ يَسْأَلُونَكَ عَنِ الأنْفَالِ قُلِ الأنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ * إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ * الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ * أُولَئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ} .
{1 - 4} {بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ يَسْأَلُونَكَ عَنِ الأنْفَالِ قُلِ الأنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ * إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ * الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ * أُولَئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ} “Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: «Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aittir. O halde Allah'tan sakının, aranızı düzeltin ve eğer mümin iseniz Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin!» Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine O'nun ayetleri okunduğu zaman imanlarını artırır ve yalnız Rablerine tevekkül ederler. Onlar ki namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler. İşte onlar hakiki müminlerdir. Onlar için Rableri katında dereceler, bir bağışlanma ve tükenmez, şerefli bir rızık vardır.”
4700. Metin
الأنفال هي الغنائم التي ينفلها الله لهذه الأمة من أموال الكفار، وكانت هذه الآيات في هذه السورة قد نزلت في قصة {بدر} أول غنيمة كبيرة غنمها المسلمون من المشركين،.فحصل بين بعض المسلمين فيها نزاع، فسألوا رسول الله ﷺ عنها، فأنزل الله {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الأنْفَال} كيف تقسم وعلى من تقسم؟
Enfâl, Allah'ın kâfirlerin mallarından bu ümmete fazladan bahşettiği ganimetlerdir. Bu suredeki bu ayetler müslümanların müşriklerden elde ettiği ilk büyük ganimet olan Bedir kıssasında inmiştir. Müslümanlardan bazıları arasında bu hususta bir anlaşmazlık çıkmış ve Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem bunu sormuşlardı. Bunun üzerine Allah Teâlâ: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الأنْفَال} “Sana ganimetleri soruyorlar” ayetini indirdi; yani nasıl taksim edileceğini ve kimlere pay edileceğini [soruyorlar].
4701. Metin
{قُلْ} لهم: الأنفال لله ورسوله يضعانها حيث شاءا، فلا اعتراض لكم على حكم الله ورسوله،. بل عليكم إذا حكم الله ورسوله أن ترضوا بحكمهما، وتسلموا الأمر لهما،. وذلك داخل في قوله {فَاتَّقُوا اللَّهَ} بامتثال أوامره واجتناب نواهيه..
Onlara {قُلْ} “«De ki:»” Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aittir; diledikleri yere koyarlar. Dolayısıyla Allah'ın ve Resûlü'nün hükmüne itiraz hakkınız yoktur; bilakis Allah ve Resûlü hükmettiğinde onların hükmüne rıza göstermeniz ve işi onlara teslim etmeniz gerekir. Bu da O'nun emirlerini yerine getirip nehiylerinden kaçınmak suretiyle {فَاتَّقُوا اللَّهَ} “«Allah'tan sakının!»” buyruğuna dahildir.
4702. Metin
{وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ} أي: أصلحوا ما بينكم من التشاحن والتقاطع والتدابر، بالتوادد والتحاب والتواصل..فبذلك تجتمع كلمتكم، ويزول ما يحصل - بسبب التقاطع -من التخاصم، والتشاجر والتنازع.
{وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ} “«Aranızı düzeltin!»” Yani birbirinizi sevmek, dostluk kurmak ve irtibatı sürdürmek suretiyle aranızdaki husumeti, küslüğü ve sırt çevirmeyi ıslah edin. Böylece birliğiniz sağlanır ve arayı kesmek sebebiyle meydana gelen çekişme, kavga ve ihtilaf ortadan kalkar.
4703. Metin
ويدخل في إصلاح ذات البين تحسين الخلق لهم، والعفو عن المسيئين منهم فإنه بذلك يزول كثير مما يكون في القلوب من البغضاء والتدابر،.والأمر الجامع لذلك كله قوله: {وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ} فإن الإيمان يدعو إلى طاعة الله ورسوله،.كما أن من لم يطع الله ورسوله فليس بمؤمن.
Aranın düzeltilmesine onlara karşı güzel ahlaklı davranmak ve içlerindeki kötülük edenleri affetmek de dahildir; zira bununla kalplerdeki buğuz ve sırt çevirmenin çoğu yok olur. Bütün bunları toplayan emir ise: {وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ} “«Ve eğer mümin iseniz Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin!»” buyruğudur. Çünkü iman Allah'a ve Resûlü'ne itaate davet eder; nitekim Allah'a ve Resûlü'ne itaat etmeyen kimse mümin değildir.
4704. Metin
ومن نقصت طاعته لله ورسوله، فذلك لنقص إيمانه، ولما كان الإيمان قسمين: إيمانا كاملا يترتب عليه المدح والثناء، والفوز التام، وإيمانا دون ذلك ذكر الإيمان الكامل فقال: {إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ} الألف واللام للاستغراق لشرائع الإيمان.
Kimin Allah'a ve Resûlü'ne itaati noksan olursa bu onun imanının noksanlığındandır. İman iki kısım olunca -kendisine övgü, sena ve tam kurtuluş terettüp eden kâmil iman ve bundan daha aşağı bir iman- kâmil imanı zikrederek şöyle buyurmuştur: {إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ} “Müminler ancak [o kimselerdir]...” Baştaki harf-i tarif (el-) imanın şeriatlerini istiğrak (tamamen kapsamak) içindir.
4705. Metin
{الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ} أي: خافت ورهبت، فأوجبت لهم خشية الله تعالى الانكفاف عن المحارم، فإن خوف الله تعالى أكبر علاماته أن يحجز صاحبه عن الذنوب.
{الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ} “O kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir.” Yani korkar ve titrer; böylece Allah Teâlâ'nın korkusu haramlardan çekinmeyi onlara gerekli kılar. Zira Allah Teâlâ'dan korkmanın en büyük alameti sahibini günahlardan alıkoymasıdır.
4706. Metin
{وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا} ووجه ذلك أنهم يلقون له السمع ويحضرون قلوبهم لتدبره فعند ذلك يزيد إيمانهم،.لأن التدبر من أعمال القلوب، ولأنه لا بد أن يبين لهم معنى كانوا يجهلونه، أو يتذكرون ما كانوا نسوه، أو يحدث في قلوبهم رغبة في الخير، واشتياقا إلى كرامة ربهم، أو وجلا من العقوبات، وازدجارا عن المعاصي، وكل هذا مما يزداد به الإيمان.
{وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا} “Kendilerine O'nun ayetleri okunduğu zaman imanlarını artırır.” Bunun vechi şudur: Onlar kulak verirler, onu tedebbür etmek için kalplerini hazır tutarlar ve işte o vakit imanları artar. Çünkü tedebbür kalplerin amellerindendir ve mutlaka onlara bilmedikleri bir manayı açıklar yahut unuttukları şeyi hatırlatır yahut kalplerinde bir hayır arzusu ve Rablerinin ikramına iştiyak meydana getirir yahut cezalardan bir korku ve günahlardan bir sakınma doğurur; bütün bunlar ise imanın kendisiyle arttığı şeylerdendir.
4707. Metin
{وَعَلَى رَبِّهِمْ} وحده لا شريك له {يَتَوَكَّلُونَ} أي: يعتمدون في قلوبهم على ربهم في جلب مصالحهم ودفع مضارهم الدينية والدنيوية، ويثقون بأن الله تعالى سيفعل ذلك.
Eşi ve ortağı olmayan yalnız {وَعَلَى رَبِّهِمْ} Rablerine {يَتَوَكَّلُونَ} “tevekkül ederler.” Yani dinî ve dünyevî maslahatlarını celbetmek ve zararlarını defetmek hususunda kalpleriyle Rablerine dayanırlar ve Allah Teâlâ'nın bunu yapacağına güvenirler.
4708. Metin
والتوكل هو الحامل للأعمال كلها، فلا توجد ولا تكمل إلا به.
Tevekkül bütün amellerin taşıyıcısıdır; ameller ancak onunla var olur ve ancak onunla kemale erer.
4709. Metin
{الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاةَ} من فرائض ونوافل، بأعمالها الظاهرة والباطنة، كحضور القلب فيها، الذي هو روح الصلاة ولبها،. {وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ} النفقات الواجبة، كالزكوات، والكفارات، والنفقة على الزوجات والأقارب، وما ملكت أيمانهم،.والمستحبة كالصدقة في جميع طرق الخير.
{الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاةَ} “Onlar ki namazı dosdoğru kılarlar.” Farzları ve nafileleriyle, namazın ruhu ve özü olan kalp huzuru gibi zahirî ve batınî amelleriyle [kılarlar]. {وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ} “Ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler.” Zekâtlar, kefaretler, eşlere, akrabalara ve ellerinin altındakilere yapılan harcamalar gibi vacip nafakaları; hayrın bütün yollarında sadaka vermek gibi müstehap harcamaları [infak ederler].
4710. Metin
{أُولَئِكَ} الذين اتصفوا بتلك الصفات {هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا} لأنهم جمعوا بين الإسلام والإيمان، بين الأعمال الباطنة والأعمال الظاهرة، بين العلم والعمل، بين أداء حقوق الله وحقوق عباده. وقدم تعالى أعمال القلوب، لأنها أصل لأعمال الجوارح وأفضل منها،.وفيها دليل على أن الإيمان، يزيد وينقص، فيزيد بفعل الطاعة وينقص بضدها.
Bu sıfatlarla vasıflanan {أُولَئِكَ} “işte onlar” {هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا} “hakiki müminlerdir.” Çünkü onlar İslâm ile imanı, batınî ameller ile zahirî amelleri, ilim ile ameli, Allah'ın haklarını eda etmek ile kullarının haklarını eda etmeyi bir arada toplamışlardır. Allah Teâlâ kalplerin amellerini öne almıştır; çünkü onlar azaların amellerinin aslıdır ve onlardan daha faziletlidir. Bunda imanın artıp eksildiğine, taati işlemekle artıp zıddıyla eksildiğine dair bir delil vardır.
4711. Metin
وأنه ينبغي للعبد أن يتعاهد إيمانه وينميه،.وأن أولى ما يحصل به ذلك تدبر كتاب الله تعالى والتأمل لمعانيه. ثم ذكر ثواب المؤمنين حقا فقال: {لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ} أي: عالية بحسب علو أعمالهم. {وَمَغْفِرَةٌ} لذنوبهم {وَرِزْقٌ كَرِيمٌ} وهو ما أعد الله لهم في دار كرامته، مما لا عين رأت، ولا أذن سمعت، ولا خطر على قلب بشر.
Yine bunda kulun imanını kollayıp gözetmesi ve onu geliştirmesi gerektiğine, bunun elde edileceği en evla yolun ise Allah Teâlâ'nın Kitabı'nı tedebbür etmek ve manalarını düşünmek olduğuna [delil vardır]. Sonra hakiki müminlerin mükâfatını zikrederek şöyle buyurmuştur: {لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ} “Onlar için Rableri katında dereceler vardır”; yani amellerinin yüceliğine göre yüksek dereceler vardır; günahları için {وَمَغْفِرَةٌ} “bir bağışlanma” {وَرِزْقٌ كَرِيمٌ} “ve şerefli bir rızık vardır.” O da ikram yurdunda Allah'ın kendileri için hazırladığı, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir beşerin kalbinden geçmeyen nimetlerdir.
4712. Metin
ودل هذا على أن من يصل إلى درجتهم في الإيمان - وإن دخل الجنة - فلن ينال ما نالوا من كرامة الله التامة.
Bu durum, imanda onların derecesine ulaşamayan kimsenin -cennete girse dahi- onların ulaştığı Allah'ın tam ikramına ulaşamayacağına delalet etmiştir.
4713. Metin
{٥ - ٨} {كَمَا أَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّ فَرِيقًا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ لَكَارِهُونَ * يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَمَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَ * وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللَّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ * لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ} .
{5 - 8} {كَمَا أَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّ فَرِيقًا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ لَكَارِهُونَ * يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَمَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَ * وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللَّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ * لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ} “Nitekim Rabbin seni evinden hak uğruna çıkarmıştı; oysa müminlerden bir grup bundan kesinlikle hoşlanmıyordu. Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra bile, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle hak konusunda tartışıyorlardı. Hani Allah size iki topluluktan birinin sizin olacağını vaat ediyordu; siz ise güçsüz olanın (silahsız kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Allah ise kelimeleriyle hakkı gerçekleştirmek ve kâfirlerin kökünü kesmek istiyordu. Tâ ki suçlular hoşlanmasa da hakkı gerçekleştirsin ve batılı boşa çıkarsın.”
4714. Metin
قدم تعالى - أمام هذه الغزوة الكبرى المباركة - الصفات التي على المؤمنين أن يقوموا بها، لأن من قام بها استقامت أحواله وصلحت أعماله، التي من أكبرها الجهاد في سبيله. فكما أن إيمانهم هو الإيمان الحقيقي، وجزاءهم هو الحق الذي وعدهم الله به،. كذلك أخرج الله رسوله ﷺ من بيته إلى لقاء المشركين في {بدر} بالحق الذي يحبه الله تعالى، وقد قدره وقضاه.
Allah Teâlâ bu büyük ve mübarek gazvenin öncesinde, müminlerin yerine getirmesi gereken sıfatları öne almıştır; çünkü onları yerine getiren kimsenin halleri istikamet bulur ve en büyüklerinden biri O'nun yolunda cihad olan amelleri salih olur. Nasıl ki onların imanı hakiki iman, mükâfatları da Allah'ın kendilerine vaat ettiği hak ise, aynı şekilde Allah Resûlü'nü sallallâhu aleyhi ve sellem evinden Bedir'de müşriklerle karşılaşmaya Allah Teâlâ'nın sevdiği, takdir edip hükmettiği hak uğruna çıkarmıştır.
4715. Metin
وإن كان المؤمنون لم يخطر ببالهم في ذلك الخروج أنه يكون بينهم وبين عدوهم قتال.
Her ne kadar o çıkışta müminlerin aklından düşmanlarıyla aralarında bir savaş olacağı geçmemiş olsa da.
4716. Metin
فحين تبين لهم أن ذلك واقع، جعل فريق من المؤمنين يجادلون النبي ﷺ في ذلك، ويكرهون لقاء عدوهم، كأنما يساقون إلى الموت وهم ينظرون.
Bunun vuku bulacağı kendilerine açıkça belli olunca, müminlerden bir grup bu hususta Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile tartışmaya ve sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi düşmanlarıyla karşılaşmaktan hoşlanmamaya başladılar.
4717. Metin
والحال أن هذا لا ينبغي منهم، خصوصا بعد ما تبين لهم أن خروجهم بالحق، ومما أمر الله به ورضيه،. فبهذه الحال ليس للجدال محل [فيها] (١) لأن الجدال محله وفائدته عند اشتباه الحق والتباس الأمر،. فأما إذا وضح وبان، فليس إلا الانقياد والإذعان.
Oysa özellikle çıkışlarının hak uğruna olduğu, Allah'ın emrettiği ve razı olduğu şeylerden bulunduğu kendilerine açıklandıktan sonra onlardan böyle bir tutum yakışık almazdı. Bu durumda tartışmanın [onda] (1) hiçbir yeri yoktur; çünkü tartışmanın yeri ve faydası hakkın şüpheli olduğu ve meselenin kapalı kaldığı zamandır. Mesele açıklığa kavuşup netleştiğinde ise teslimiyet ve boyun eğmekten başka bir şey kalmaz.
4718. Metin
هذا وكثير من المؤمنين لم يجر منهم من هذه المجادلة شيء، ولا كرهوا لقاء عدوهم،. وكذلك الذين عاتبهم الله، انقادوا للجهاد أشد الانقياد، وثبتهم الله، وقيض لهم من الأسباب ما تطمئن به قلوبهم كما سيأتي ذكر بعضها.
Bununla birlikte müminlerin çoğundan bu tartışmaya dair hiçbir şey sadır olmamış ve düşmanlarıyla karşılaşmaktan hoşnutsuzluk duymamışlardır. Aynı şekilde Allah'ın kendilerini azarladığı kimseler de cihada son derece boyun eğmişler; Allah onları sebatkâr kılmış ve birazdan bir kısmı zikredileceği üzere kalplerinin mutmain olacağı sebepleri kendilerine hazırlamıştır.
4719. Metin
وكان أصل خروجهم يتعرضون لعير خرجت مع أبي سفيان بن حرب لقريش إلى الشام، قافلة كبيرة،. فلما سمعوا برجوعها من الشام، ندب النبي ﷺ الناس،. فخرج معه ثلاثمائة، وبضعة عشر رجلا معهم سبعون بعيرا، يعتقبون عليها، ويحملون عليها متاعهم،. فسمعت بخبرهم قريش، فخرجوا لمنع عيرهم، في عَدَدٍ كثير وعُدَّةٍ وافرة من السلاح والخيل والرجال، يبلغ عددهم قريبا من الألف.
Çıkışlarının aslı, Kureyş'e ait Ebû Süfyân b. Harb ile birlikte Şam'a gitmiş olan büyük bir ticaret kervanının önünü kesmek içindi. Şam'dan dönüşünü haber aldıklarında Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem insanları sefere teşvik etti; beraberinde üç yüz on küsur adamla birlikte çıktılar. Yanlarında nöbetleşe bindikleri ve eşyalarını taşıdıkları yetmiş deve vardı. Kureyş onların haberini işitince kervanlarını korumak için çok sayıda insan, bol miktarda silah, at ve adamla -sayıları bine yakın olarak- yola çıktı.
4720. Metin
فوعد الله المؤمنين إحدى الطائفتين، إما أن يظفروا بالعير، أو بالنفير،. فأحبوا العير لقلة ذات يد المسلمين، ولأنها غير ذات شوكة،. ولكن الله تعالى أحب لهم وأراد أمرا أعلى مما أحبوا.
Bunun üzerine Allah müminlere iki topluluktan birini vaat etti: Ya kervanı ele geçirecekler yahut orduya galip geleceklerdi. Müslümanların imkânlarının azlığı sebebiyle ve silahsız/güçsüz olduğu için kervanı tercih ettiler. Fakat Allah Teâlâ onlar için sevdiklerinden daha yüce bir şeyi diledi ve murat etti.
4721. Metin
أراد أن يظفروا بالنفير الذي خرج فيه كبراء المشركين وصناديدهم،. {وَيُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ} فينصر أهله {وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ} أي: يستأصل أهل الباطل، ويُرِيَ عباده من نصره للحق أمرا لم يكن يخطر ببالهم.
Müşriklerin ileri gelenlerinin ve elebaşlarının çıktığı orduya karşı zafer kazanmalarını diledi. {وَيُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ} “Allah ise kelimeleriyle hakkı gerçekleştirmek” -böylece hak ehline yardım etmek- {وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ} “ve kâfirlerin kökünü kesmek istiyordu.” Yani batıl ehlini kökünden kazımak ve hakka yardımı hususunda kullarına akıllarından geçmeyen bir şeyi göstermek istiyordu.
4722. Metin
{لِيُحِقَّ الْحَقَّ} بما يظهر من الشواهد والبراهين على صحته وصدقه،. {وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ} بما يقيم من الأدلة والشواهد على بطلانه {وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ} فلا يبالي الله بهم.
{لِيُحِقَّ الْحَقَّ} “Hakkı gerçekleştirmek” -onun doğruluğuna ve sıhhatine dair ortaya koyduğu şahitler ve burhanlarla- {وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ} “ve batılı da geçersiz kılmak için” -onun batıllığına dair ikâme ettiği deliller ve şahitlerle- {وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ} “günahkârlar istemese bile.” [Bu takdirde] Allah onlara aldırış etmez.1
4723. Metin
{٩ - ١٤} {إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُمْ بِأَلْفٍ مِنَ الْمَلائِكَةِ مُرْدِفِينَ * وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ إِلا بُشْرَى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِ قُلُوبُكُمْ وَمَا النَّصْرُ إِلا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ * إِذْ يُغَشِّيكُمُ النُّعَاسَ أَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِهِ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلَى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الأقْدَامَ * إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى الْمَلائِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذِينَ آمَنُوا سَأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الأعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ * ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ * ذَلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابَ النَّارِ} .
{9 - 14} {إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُمْ بِأَلْفٍ مِنَ الْمَلائِكَةِ مُرْدِفِينَ * وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ إِلا بُشْرَى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِ قُلُوبُكُمْ وَمَا النَّصْرُ إِلا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ * إِذْ يُغَشِّيكُمُ النُّعَاسَ أَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِهِ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلَى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الأقْدَامَ * إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى الْمَلائِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذِينَ آمَنُوا سَأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الأعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ * ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ * ذَلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابَ النَّارِ} “Hani Rabbinizden yardım diliyordunuz da O: «Ben size ardı ardına gelen bin melekle yardım edeceğim» diye duanızı kabul etmişti. Allah bunu sadece bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yapmıştı; yoksa zafer ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah Mutlak Galip'tir, Hüküm ve Hikmet Sahibi'dir. Hani O, katından bir güven olarak sizi bir uyuklama ile bürüyor ve sizi onunla tertemiz kılmak, şeytanın pisliğini (vesvesesini) sizden gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam tutmak için üzerinize gökten su indiriyordu. Hani Rabbin meleklere: «Ben sizinle beraberim, iman edenlere sebat verin! Kâfirlerin kalplerine korku salacağım; artık vurun boyunların üstüne ve vurun onların bütün parmaklarına!» diye vahyediyordu. Bu, onların Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelmelerindendir. Kim Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelirse, şüphesiz Allah'ın cezası pek çetindir. İşte bu [azaptır], haydi tadın onu! Şüphesiz kâfirler için cehennem azabı da vardır.”
4724. Metin
أي: اذكروا نعمة الله عليكم، لما قارب التقاؤكم بعدوكم، استغثتم بربكم، وطلبتم منه أن يعينكم وينصركم {فَاسْتَجَابَ لَكُمْ} وأغاثكم بعدة أمور:.
Yani düşmanınızla karşılaşmanız yaklaştığında Rabbinizden yardım dilediğiniz, size yardım edip zafere ulaştırmasını O'ndan talep ettiğiniz zamanki Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: {فَاسْتَجَابَ لَكُمْ} “Duanızı kabul etti” ve birkaç hususla imdadınıza yetişti:
4725. Metin
منها: أن الله أمدكم {بِأَلْفٍ مِنَ الْمَلائِكَةِ مُرْدِفِينَ} أي: يردف بعضهم بعضا.
Onlardan biri: Allah'ın {بِأَلْفٍ مِنَ الْمَلائِكَةِ مُرْدِفِينَ} “ardı ardına gelen bin melekle” -yani birbiri ardınca gelen [meleklerle]- size yardım etmesidir.
4726. Metin
{وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ} أي: إنزال الملائكة {إِلا بُشْرَى} أي: لتستبشر بذلك نفوسكم، {وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِ قُلُوبُكُمْ} وإلا فالنصر بيد الله، ليس بكثرة عَدَدٍ ولا عُدَدٍ.. {إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ} لا يغالبه مغالب، بل هو القهار، الذي يخذل من بلغوا من الكثرة وقوة العدد والآلات ما بلغوا. {حَكِيمٌ} حيث قدر الأمور بأسبابها، ووضع الأشياء مواضعها.
{وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ} “Allah bunu sadece...” yani melekleri indirmeyi {إِلا بُشْرَى} “bir müjde olsun” -nefisleriniz bununla müjdelensin- {وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِ قُلُوبُكُمْ} “ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yapmıştı;” yoksa zafer sayı ve teçhizat çokluğuyla değil, Allah'ın elindedir. {إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ} “Şüphesiz Allah Mutlak Galip'tir;” hiçbir galip O'na üstün gelemez; bilakis sayı, teçhizat ve vasıta bakımından ne kadar çokluğa ulaşırlarsa ulaşsınlar kâfirleri hezimete uğratan Kahhâr O'dur. İşleri sebepleriyle takdir eden ve her şeyi yerli yerine koyan {حَكِيمٌ} “Hüküm ve Hikmet Sahibi'dir.”
4727. Metin
ومن نصره واستجابته لدعائكم أن أنزل عليكم نعاسا {يُغَشِّيكُمُ} [أي] فيذهب ما في قلوبكم من الخوف والوجل، ويكون {أَمَنَةً} لكم وعلامة على النصر والطمأنينة.
O'nun yardımından ve duanıza icabetinden biri de üzerinize bir uyuklama indirmesidir; {يُغَشِّيكُمُ} “sizi bürüyor” [yani] kalplerinizdeki korku ve ürpertiyi gideriyor ve sizin için bir {أَمَنَةً} “güven”, zafere ve huzura bir alamet oluyordu.
4728. Metin
ومن ذلك: أنه أنزل عليكم من السماء مطرا ليطهركم به من الحدث والخبث، وليطهركم به من وساوس الشيطان ورجزه.
Yine bundan biri: Hades ve necasetten temizlenmeniz, şeytanın vesveselerinden ve pisliğinden arınmanız için gökten üzerinize yağmur indirmesidir.
4729. Metin
{وَلِيَرْبِطَ عَلَى قُلُوبِكُمْ} أي: يثبتها فإن ثبات القلب، أصل ثبات البدن، {وَيُثَبِّتَ بِهِ الأقْدَامَ} فإن الأرض كانت سهلة دهسة فلما نزل عليها المطر تلبدت، وثبتت به الأقدام.
{وَلِيَرْبِطَ عَلَى قُلُوبِكُمْ} “Ve kalplerinizi pekiştirmek için”; yani onları sebatkâr kılmak için [indirdi], zira kalbin sebatı bedenin sebatının aslıdır. {وَيُثَبِّتَ بِهِ الأقْدَامَ} “Ve onunla ayaklarınızı sağlam tutmak için;” çünkü zemin yumuşak ve kumluktu; üzerine yağmur yağınca sertleşti ve onunla ayaklar sağlam bastı.
4730. Metin
ومن ذلك أن الله أوحى إلى الملائكة {أَنِّي مَعَكُمْ} بالعون والنصر والتأييد، {فَثَبِّتُوا الَّذِينَ آمَنُوا} أي: ألقوا في قلوبهم، وألهموهم الجراءة على عدوهم، ورغبوهم في الجهاد وفضله.
Yine bundan biri: Allah'ın meleklere yardım, zafer ve teyit ile {أَنِّي مَعَكُمْ} “«Ben sizinle beraberim;»” {فَثَبِّتُوا الَّذِينَ آمَنُوا} “«iman edenlere sebat verin!»” diye vahyetmesidir; yani onların kalplerine cesaret verin, düşmanlarına karşı cüreti ilham edin, onları cihada ve cihadın faziletine teşvik edin.
4731. Metin
{سَأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ} الذي هو أعظم جند لكم عليهم، فإن الله إذا ثبت المؤمنين وألقى الرعب في قلوب الكافرين، لم يقدر الكافرون على الثبات لهم ومنحهم الله أكتافهم.
{سَأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ} “«Kâfirlerin kalplerine korku salacağım;»” ki bu sizin onlar üzerindeki en büyük ordunuzdur. Zira Allah müminleri sebatkâr kılıp kâfirlerin kalplerine korku saldığında, kâfirler onlara karşı sebat gösteremezler ve Allah onların arkalarını müminlere teslim eder.
4732. Metin
{فَاضْرِبُوا فَوْقَ الأعْنَاقِ} أي: على الرقاب {وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ} أي: مفصل.
{فَاضْرِبُوا فَوْقَ الأعْنَاقِ} “«Artık vurun boyunların üstüne»” yani boyunlarına; {وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ} “«ve vurun onların bütün parmaklarına (mafsallarına)!»”
4733. Metin
وهذا خطاب، إما للملائكة الذين أوحى الله إليهم أن يثبتوا الذين آمنوا فيكون في ذلك دليل أنهم باشروا القتال يوم بدر، أو للمؤمنين يشجعهم الله، ويعلمهم كيف يقتلون المشركين، وأنهم لا يرحمونهم، وذلك لأنهم شاقوا الله ورسوله أي: حاربوهما وبارزوهما بالعداوة.
Bu hitap ya Allah'ın iman edenlere sebat vermelerini vahyettiği melekleredir ki bunda onların Bedir günü bizzat savaşa katıldıklarına dair bir delil bulunur; yahut müminleredir; Allah onları cesaretlendirmekte, müşrikleri nasıl öldüreceklerini ve onlara acımamaları gerektiğini öğretmektedir. Çünkü onlar Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelmişler; yani onlarla savaşmış ve düşmanlıkla karşılarına dikilmişlerdir.
4734. Metin
{وَمَنْ يُشَاقِقِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ} ومن عقابه تسليط أوليائه على أعدائه وتقتيلهم.
{وَمَنْ يُشَاقِقِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ} “Kim Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelirse, şüphesiz Allah'ın cezası pek çetindir.” O'nun cezalandırmasından biri de dostlarını düşmanları üzerine musallat kılması ve onları öldürtmesidir.
4735. Metin
{ذَلِكُمْ} العذاب المذكور {فَذُوقُوهُ} أيها المشاققون لله ورسوله عذابا معجلا. {وَأَنَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابَ النَّارِ} .
Ey Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelenler! Zikredilen bu azabı peşin bir azap olarak {ذَلِكُمْ} {فَذُوقُوهُ} “İşte bu [azaptır], haydi tadın onu!” {وَأَنَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابَ النَّارِ} “Şüphesiz kâfirler için cehennem azabı da vardır.”
4736. Metin
وفي هذه القصة من آيات الله العظيمة ما يدل على أن ما جاء به محمد ﷺ رسول الله حقا.
Bu kıssada Allah'ın Resûlü Muhammed'in sallallâhu aleyhi ve sellem getirdiği şeyin hak olduğuna delalet eden Allah'ın büyük ayetleri vardır:
4737. Metin
منها: أن الله وعدهم وعدا، فأنجزهموه.
Onlardan biri: Allah'ın onlara bir vaatte bulunması ve onu onlar için tastamam yerine getirmesidir.
4738. Metin
ومنها: ما قال الله تعالى: {قَدْ كَانَ لَكُمْ آيَةٌ فِي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَا فِئَةٌ تُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَأُخْرَى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِ} الآية.
Onlardan biri de Allah Teâlâ'nın şu buyruğudur: {قَدْ كَانَ لَكُمْ آيَةٌ فِي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَا فِئَةٌ تُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَأُخْرَى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِ} “Karşılaşan iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda savaşıyordu, diğeri ise kâfirdi; onları göz göre göre kendilerinin iki katı görüyorlardı...” ayeti.
4739. Metin
ومنها: إجابة دعوة الله للمؤمنين لما استغاثوه بما ذكره من الأسباب، وفيها الاعتناء العظيم بحال عباده المؤمنين، وتقييض الأسباب التي بها ثبت إيمانهم، وثبتت أقدامهم، وزال عنهم المكروه والوساوس الشيطانية.
Onlardan biri: Müminler zikrettiği sebeplerle Allah'tan yardım dilediklerinde Allah'ın onların duasına icabet etmesidir. Bunda mümin kullarının haline gösterilen büyük ihtimam ve imanlarının sebat bulacağı, ayaklarının sağlam basacağı, hoşa gitmeyen şeylerin ve şeytanî vesveselerin kendilerinden yok olacağı sebeplerin hazırlanması yer almaktadır.
4740. Metin
ومنها: أن من لطف الله بعبده أن يسهل عليه طاعته، وييسرها بأسباب داخلية وخارجية.
Onlardan biri de: Allah'ın kuluna olan lütfundan birinin, O'na olan itaati kuluna kolaylaştırması ve bunu dahili ve harici sebeplerle müyesser kılması olduğudur.
4741. Metin
{١٥ - ١٦} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا زَحْفًا فَلا تُوَلُّوهُمُ الأدْبَارَ * وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ إِلا مُتَحَرِّفًا لِقِتَالٍ أَوْ مُتَحَيِّزًا إِلَى فِئَةٍ فَقَدْ بَاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ} .
{15 - 16} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا زَحْفًا فَلا تُوَلُّوهُمُ الأدْبَارَ * وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ إِلا مُتَحَرِّفًا لِقِتَالٍ أَوْ مُتَحَيِّزًا إِلَى فِئَةٍ فَقَدْ بَاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ} “Ey iman edenler! Kâfirlerle toplu halde (savaş düzeninde) karşılaştığınız zaman onlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın)! Tekrar savaşa dönmek için bir taktik icabı veya başka bir birliğe katılma hali müstesna, kim o gün onlara arkasını dönerse, muhakkak ki Allah'tan bir gazaba uğramış olur. Onun varacağı yer cehennemdir; o ne kötü bir varış yeridir!”
4742. Metin
يأمر الله تعالى عباده المؤمنين بالشجاعة الإيمانية، والقوة في أمره، والسعي في جلب الأسباب المقوية للقلوب والأبدان، ونهاهم عن الفرار إذا التقى الزحفان، فقال: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا زَحْفًا} أي: في صف القتال، وتزاحف الرجال، واقتراب بعضهم من بعض، {فَلا تُوَلُّوهُمُ الأدْبَارَ} بل اثبتوا لقتالهم، واصبروا على جلادهم، فإن في ذلك نصرة لدين الله، وقوة لقلوب المؤمنين، وإرهابا للكافرين.
Allah Teâlâ mümin kullarına imanî cesareti, emrinde kuvvetli olmayı, kalpleri ve bedenleri güçlendiren sebepleri celbetmeye gayret etmeyi emretmiş; iki ordu karşılaştığında firar etmekten onları nehyederek şöyle buyurmuştur: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا زَحْفًا} “Ey iman edenler! Kâfirlerle toplu halde karşılaştığınız zaman”; yani savaş safında, orduların hücumunda ve birbirine yaklaştıklarında {فَلا تُوَلُّوهُمُ الأدْبَارَ} “onlara arkalarınızı dönmeyin!” Bilakis onlarla savaşmak için sebat edin ve çarpışmalarına sabredin; zira bunda Allah'ın dinine yardım, müminlerin kalplerine kuvvet ve kâfirlere korku salma vardır.
4743. Metin
{وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ إِلا مُتَحَرِّفًا لِقِتَالٍ أَوْ مُتَحَيِّزًا إِلَى فِئَةٍ فَقَدْ بَاءَ} أي: رجع {بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ وَمَأْوَاهُ} أي: مقره {جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ} .
{وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ إِلا مُتَحَرِّفًا لِقِتَالٍ أَوْ مُتَحَيِّزًا إِلَى فِئَةٍ فَقَدْ بَاءَ} “Tekrar savaşa dönmek için bir taktik icabı veya başka bir birliğe katılma hali müstesna, kim o gün onlara arkasını dönerse, muhakkak ki uğramış olur;” yani {بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ وَمَأْوَاهُ} “Allah'tan bir gazapla döner; onun varacağı yer” yani karargâhı {جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ} “cehennemdir; o ne kötü bir varış yeridir!”
4744. Metin
وهذا يدل على أن الفرار من الزحف من غير عذر من أكبر الكبائر، كما وردت بذلك الأحاديث الصحيحة وكما نص هنا على وعيده بهذا الوعيد الشديد.
Bu, geçerli bir mazeret olmaksızın savaştan kaçmanın en büyük büyük günahlardan (kebâirden) olduğuna delalet eder; nitekim bu hususta sahih hadisler varit olmuş ve burada da bu şiddetli tehdit açıkça beyan edilmiştir.
4745. Metin
ومفهوم الآية: أن المتحرف للقتال، وهو الذي ينحرف من جهة إلى أخرى، ليكون أمكن له في القتال، وأنكى لعدوه، فإنه لا بأس بذلك، لأنه لم يول دبره فارا، وإنما ولى دبره ليستعلي على عدوه، أو يأتيه من محل يصيب فيه غرته، أو ليخدعه بذلك، أو غير ذلك من مقاصد المحاربين، وأن المتحيز إلى فئة تمنعه وتعينه على قتال الكفار، فإن ذلك جائز، فإن كانت الفئة في العسكر، فالأمر في هذا واضح، وإن كانت الفئة في غير محل المعركة كانهزام المسلمين بين يدي الكافرين والتجائهم إلى بلد من بلدان المسلمين أو إلى عسكر آخر من عسكر المسلمين، فقد ورد من آثار الصحابة ما يدل على أن هذا جائز، ولعل هذا يقيد بما إذا ظن المسلمون أن الانهزام أحمد عاقبة، وأبقى عليهم.
Ayetin mefhumu şudur: Savaş taktiği olarak bir taraftan diğer bir tarafa meyleden -yani savaşta daha avantajlı olmak ve düşmanına daha ağır darbe vurmak için manevra yapan- kimse için bir beis yoktur; çünkü o kaçmak maksadıyla arkasını dönmemiş, bilakis düşmanına üstünlük sağlamak, onu gafil avlayacağı bir noktadan gelmek, onunla hile yapmak yahut savaşçıların diğer maksatları doğrultusunda arkasını dönmüştür. Yine kendisini koruyacak ve kâfirlerle savaşında kendisine yardımcı olacak bir birliğe sığınan kimse için de bu caizdir. Eğer o birlik ordunun içindeyse bu durumdaki hüküm açıktır; şayet birlik savaş mahallinin dışındaysa -müslümanların kâfirler karşısında çekilip İslâm beldelerinden birine veya müslümanların başka bir ordusuna sığınması gibi- sahabe rivayetlerinde bunun caiz olduğuna delalet eden hususlar varit olmuştur. Belki de bu durum, müslümanların geri çekilmenin akıbet açısından daha hayırlı ve kendilerini daha çok koruyucu olduğunu zannettikleri hal ile kayıtlanır.
4746. Metin
أما إذا ظنوا غلبتهم للكفار في ثباتهم لقتالهم، فيبعد - في هذه الحال -أن تكون من الأحوال المرخص فيها، لأنه - على هذا - لا يتصور الفرار المنهي عنه، وهذه الآية مطلقة، وسيأتي في آخر السورة تقييدها بالعدد.
Onlarla savaşmak üzere sebat ettiklerinde kâfirlere galip geleceklerini zannettikleri duruma gelince; bu halde bunun ruhsat verilen hallerden olması uzaktır; zira bu durumda nehyedilen firar tasavvur olunamazdı. Bu ayet mutlaktır; surenin sonunda sayı ile takyit edilecektir.
4747. Metin
{١٧ - ١٩} {فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاءً حَسَنًا إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ * ذَلِكُمْ وَأَنَّ اللَّهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِرِينَ * إِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ وَإِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَإِنْ تَعُودُوا نَعُدْ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْئًا وَلَوْ كَثُرَتْ وَأَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ} .
{17 - 19} {فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاءً حَسَنًا إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ * ذَلِكُمْ وَأَنَّ اللَّهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِرِينَ * إِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ وَإِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَإِنْ تَعُودُوا نَعُدْ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْئًا وَلَوْ كَثُرَتْ وَأَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ} “Onları siz öldürmediniz, fakat onları Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, lâkin Allah attı. Müminleri katından güzel bir imtihanla sınamak için [böyle yaptı]. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. İşte bu [böyledir]; şüphesiz Allah kâfirlerin tuzağını boşa çıkarandır. Eğer fetih (ve hüküm) istiyorsanız işte size fetih (hüküm) geldi! Eğer vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Yok eğer dönerseniz biz de döneriz; topluluğunuz çok olsa bile size hiçbir fayda vermez. Şüphesiz Allah müminlerle beraberdir.”
4748. Metin
يقول تعالى - لما انهزم المشركون يوم بدر، وقتلهم المسلمون - {فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ} بحولكم وقوتكم {وَلَكِنَّ اللَّهَ قَتَلَهُمْ} حيث أعانكم على ذلك بما تقدم ذكره.
Bedir günü müşrikler hezimete uğrayıp müslümanlar onları öldürdüğünde Allah Teâlâ şöyle buyurur: Kendi güç ve kuvvetinizle {فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ} “Onları siz öldürmediniz,” zikri geçen yardımlarıyla buna sizi muvaffak kıldığı için {وَلَكِنَّ اللَّهَ قَتَلَهُمْ} “fakat onları Allah öldürdü.”
4749. Metin
{وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ رَمَى} وذلك أن النبي ﷺ وقت القتال دخل العريش وجعل يدعو الله، ويناشده في نصرته، ثم خرج منه، فأخذ حفنة من تراب، فرماها في وجوه المشركين، فأوصلها الله إلى وجوههم، فما بقي منهم واحد إلا وقد أصاب وجهه وفمه وعينيه منها، فحينئذ انكسر حدهم، وفتر زندهم، وبان فيهم الفشل والضعف، فانهزموا.
{وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ رَمَى} “Attığın zaman da sen atmadın, lâkin Allah attı.” Şöyle ki: Savaş vaktinde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem gölgeliğe (arîş) girdi; Allah'a dua etmeye ve yardımını ulaştırması için O'na yalvarmaya başladı. Sonra oradan çıktı, bir avuç toprak alıp müşriklerin yüzlerine doğru fırlattı. Allah da onu onların yüzlerine ulaştırdı; öyle ki içlerinden yüzüne, ağzına ve gözlerine bundan isabet etmeyen tek bir kişi kalmadı. İşte o anda şevkleri kırıldı, güçleri tükendi, içlerinde yılgınlık ve zaaf belirdi de hezimete uğradılar.
4750. Metin
يقول تعالى لنبيه: لست بقوتك - حين رميت التراب - أوصلته إلى أعينهم، وإنما أوصلناه إليهم بقوتنا واقتدارنا. {وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاءً حَسَنًا} أي: إن الله تعالى قادر على انتصار المؤمنين من الكافرين، من دون مباشرة قتال، ولكن الله أراد أن يمتحن المؤمنين، ويوصلهم بالجهاد إلى أعلى الدرجات، وأرفع المقامات، ويعطيهم أجرا حسنا وثوابا جزيلا.
Allah Teâlâ Peygamberine şöyle buyurur: Sen toprağı attığında kendi gücünle onu onların gözlerine ulaştırmadın; bilakis biz onu kendi güç ve kudretimizle onlara ulaştırdık. {وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاءً حَسَنًا} “Müminleri katından güzel bir imtihanla sınamak için...” Yani Allah Teâlâ bizzat savaş yapılmaksızın müminleri kâfirlere karşı zafere ulaştırmaya kadirdir; fakat Allah müminleri imtihan etmeyi, cihad ile onları en yüksek derecelere ve en yüce makamlara eriştirmeyi, kendilerine güzel bir mükâfat ve bol bir sevap vermeyi murat etmiştir.
4751. Metin
{إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ} يسمع تعالى ما أسر به العبد وما أعلن، ويعلم ما في قلبه من النيات الصالحة وضدها، فيقدر على العباد أقدارا موافقة لعلمه وحكمته ومصلحة عباده، ويجزي كلا بحسب نيته وعمله.
{إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ} “Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” Allah Teâlâ kulun gizlediğini ve açığa vurduğunu işitir; kalbindeki salih niyetleri ve zıddını bilir; böylece ilmine, hikmetine ve kullarının maslahatına uygun takdirleri kulları üzerine takdir buyurur ve herkesi niyetine ve ameline göre mükâfatlandırır.
4752. Metin
{١٨} {ذَلِكُمْ} النصر من الله لكم {وَأَنَّ اللَّهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِرِينَ} أي: مضعف كل مكر وكيد يكيدون به الإسلام وأهله، وجاعل مكرهم محيقا بهم.
{18} Allah'tan size gelen bu zafer {ذَلِكُمْ} “işte bu [böyledir];” {وَأَنَّ اللَّهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِرِينَ} “şüphesiz Allah kâfirlerin tuzağını boşa çıkarandır (zayıflatandır).” Yani İslâm'a ve ehline kurdukları her türlü tuzak ve hileyi zayıflatıcı ve tuzaklarını kendi başlarına geçiricidir.
4753. Metin
{١٩} {إِنْ تَسْتَفْتِحُوا} أيها المشركون، أي: تطلبوا من الله أن يوقع بأسه وعذابه على المعتدين الظالمين.
{19} Ey müşrikler! {إِنْ تَسْتَفْتِحُوا} “Eğer fetih (hüküm) istiyorsanız;” yani Allah'tan haddi aşan zalimlerin üzerine azap ve cezasını indirmesini talep ediyorsanız:
4754. Metin
{فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ} حين أوقع الله بكم من عقابه، ما كان نكالا لكم وعبرة للمتقين {وَإِنْ تَنْتَهُوا} عن الاستفتاح {فَهُوَ خَيْرٌ} لأنه ربما أمهلتم، ولم يعجل لكم النقمة. {وإن تعودوا} إلى الاستفتاح وقتال حزب الله المؤمنين {نَعُدْ} في نصرهم عليكم.
Allah sizin üzerinize ibretlik bir ceza ve sakınanlar için bir ders kıldığı azabını indirdiğinde {فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ} “İşte size fetih (hüküm) geldi!” Hüküm istemekten {وَإِنْ تَنْتَهُوا} “eğer vazgeçerseniz” {فَهُوَ خَيْرٌ} “bu [sizin için] daha hayırlıdır;” zira belki size mühlet verilir ve azap çarçabuk başınıza getirilmez. Fetih istemeye ve Allah'ın mümin hizbiyle savaşmaya {وإن تعودوا} “yok eğer dönerseniz” {نَعُدْ} size karşı onlara yardım etmekle “biz de döneriz.”
4755. Metin
{وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ} أي: أعوانكم وأنصاركم، الذين تحاربون وتقاتلون، معتمدين عليهم، شَيئا وأن الله مع الْمؤمنين.
Kendilerine güvenerek savaşıp çarpıştığınız yardımcılarınız ve destekçileriniz olan {وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ} “topluluğunuz size hiçbir fayda vermez,” {شَيْئًا وَأَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ} “ve şüphesiz Allah müminlerle beraberdir.”
4756. Metin
ومن كان الله معه فهو المنصور وإن كان ضعيفا قليلا عدده، وهذه المعية التي أخبر الله أنه يؤيد بها المؤمنين، تكون بحسب ما قاموا به من أعمال الإيمان.
Kiminle Allah beraber olursa zayıf ve sayısı az olsa dahi galip olan odur. Allah'ın müminleri kendisiyle desteklediğini haber verdiği bu beraberlik (maiyyet) , onların yerine getirdikleri iman amellerine göredir.
4757. Metin
فإذا أديل العدو على المؤمنين في بعض الأوقات، فليس ذلك إلا تفريطا من المؤمنين وعدم قيام بواجب الإيمان ومقتضاه، وإلا فلو قاموا بما أمر الله به من كل وجه، لما انهزم لهم راية [انهزاما مستقرا] ١ ولا أديل عليهم عدوهم أبدا.
Şayet kimi zamanlar düşman müminlere üstün gelecek olursa bu, ancak müminlerin kusurundan ve imanın gereğini ve icabını yerine getirmemelerinden ötürüdür. Yoksa Allah'ın emrettiği hususları her bakımdan yerine getirmiş olsalardı, onların hiçbir sancağı [kalıcı bir hezimete] 1 uğramaz ve düşmanları onlara karşı asla üstün gelemezdi.
4758. Metin
{٢٠ - ٢١} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنْتُمْ تَسْمَعُونَ * وَلا تَكُونُوا كَالَّذِينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لا يَسْمَعُونَ} .
{20 - 21} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنْتُمْ تَسْمَعُونَ * وَلا تَكُونُوا كَالَّذِينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لا يَسْمَعُونَ} “Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin; işitip dururken ondan yüz çevirmeyin! İşitmedikleri halde «İşittik» diyenler gibi olmayın!”
4759. Metin
لما أخبر تعالى أنه مع المؤمنين، أمرهم أن يقوموا بمقتضى الإيمان الذي يدركون به معيته، فقال: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ} بامتثال أمرهما واجتناب نهيهما.
Allah Teâlâ müminlerle beraber olduğunu haber verince, O'nun bu beraberliğine erişebilecekleri imanın gereğini yerine getirmelerini onlara emrederek şöyle buyurmuştur: Emirlerini tutup yasaklarından sakınmak suretiyle {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ} “Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin!”
4760. Metin
{وَلا تَوَلَّوْا عَنْهُ} أي: عن هذا الأمر الذي هو طاعة الله، وطاعة رسوله. {وَأَنْتُمْ تَسْمَعُونَ} ما يتلى عليكم من كتاب الله، وأوامره، ووصاياه، ونصائحه، فتوليكم في هذه الحال من أقبح الأحوال.
Allah'a ve Resûlü'ne itaat olan bu emirden {وَلا تَوَلَّوْا عَنْهُ} “yüz çevirmeyin;” Allah'ın Kitabı'ndan size okunanları, emirlerini, tavsiyelerini ve nasihatlerini {وَأَنْتُمْ تَسْمَعُونَ} “işitip dururken!” Bu durumdayken yüz çevirmeniz hallerin en çirkinidir.
4761. Metin
{وَلا تَكُونُوا كَالَّذِينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لا يَسْمَعُونَ} أي: لا تكتفوا بمجرد الدعوى الخالية التي لا حقيقة لها، فإنها حالة لا يرضاها الله ولا رسوله، فليس الإيمان بالتمني والتحلي، ولكنه ما وقر في القلوب وصدقته الأعمال.
{وَلا تَكُونُوا كَالَّذِينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لا يَسْمَعُونَ} “İşitmedikleri halde «İşittik» diyenler gibi olmayın!” Yani hakikati olmayan kuru bir iddia ile yetinmeyin; zira bu ne Allah'ın ne de Resûlü'nün razı olduğu bir haldir. İman temenni ve süslenmeyle değil, kalplerde yerleşen ve amellerin doğruladığı şeydir.
4762. Metin
{٢٢ - ٢٣} {إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللَّهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذِينَ لا يَعْقِلُونَ * وَلَوْ عَلِمَ اللَّهُ فِيهِمْ خَيْرًا لأسْمَعَهُمْ وَلَوْ أَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ} .
{22 - 23} {إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللَّهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذِينَ لا يَعْقِلُونَ * وَلَوْ عَلِمَ اللَّهُ فِيهِمْ خَيْرًا لأسْمَعَهُمْ وَلَوْ أَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ} “Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, akletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir. Eğer Allah onlarda bir hayır görseydi elbette onlara işittirirdi. Onlara işittirmiş olsaydı bile yine yüz çevirerek dönüp giderlerdi.”
4763. Metin
يقول تعالى: {إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللَّهِ} من لم تفد فيهم الآيات والنذر، وهم {الصُّمُّ} عن استماع الحق {الْبُكْمُ} عن النطق به. {الَّذِينَ لا يَعْقِلُونَ} ما ينفعهم، ويؤثرونه على ما يضرهم، فهؤلاء شر عند الله من جميع (١) الدواب، لأن الله أعطاهم أسماعا وأبصارا وأفئدة، ليستعملوها في طاعة الله، فاستعملوها في معاصيه وعدموا - بذلك - الخير الكثير، فإنهم كانوا بصدد أن يكونوا من خيار البرية.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: Kendilerine ayetlerin ve uyarıların fayda vermediği kimseler {إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللَّهِ} “Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsüdür;” onlar hakkı işitmekten {الصُّمُّ} “sağırlar”, onu söylemekten {الْبُكْمُ} “dilsizlerdir.” Kendilerine fayda veren şeyi anlayıp onu kendilerine zarar verene tercih etmeyen {الَّذِينَ لا يَعْقِلُونَ} “akletmeyen kimselerdir.” İşte bunlar Allah katında bütün canlılardan daha kötüdür; çünkü Allah kendilerine Allah'a itaatte kullansınlar diye kulaklar, gözler ve kalpler vermiş, onlar ise bunları O'na isyanda kullanmışlar ve böylece pek çok hayırdan mahrum kalmışlardır; oysa mahlukatın en hayırlılarından olmak üzere idiler.
4764. Metin
فأبوا هذا الطريق، واختاروا لأنفسهم أن يكونوا من شر البرية، والسمع الذي نفاه الله عنهم، سمع المعنى المؤثر في القلب، وأما سمع الحجة، فقد قامت حجة الله تعالى عليهم بما سمعوه من آياته، وإنما لم يسمعهم السماع النافع، لأنه لم يعلم فيهم خيرا يصلحون به لسماع آياته.
Fakat bu yola girmeyi reddettiler ve kendileri için mahlukatın en şerlileri olmayı seçtiler. Allah'ın onlardan nefyettiği işitme, kalbe tesir eden mananın işitilmesidir. Hüccetin işitilmesine gelince; ayetlerinden işittikleri şeylerle Allah Teâlâ'nın hücceti aleyhlerine ikame olunmuştur. Onlara faydalı işitmeyi nasip etmeyişi ise, içlerinde ayetlerini işitmeye elverişli olacakları hiçbir hayır bilmediğindendir.
4765. Metin
{وَلَوْ عَلِمَ اللَّهُ فِيهِمْ خَيْرًا لأسْمَعَهُمْ وَلَوْ أَسْمَعَهُمْ} على الفرض والتقدير {لَتَوَلَّوْا} عن الطاعة {وَهُمْ مُعْرِضُونَ} لا التفات لهم إلى الحق بوجه من الوجوه، وهذا دليل على أن الله تعالى لا يمنع الإيمان والخير، إلا لمن لا خير فيه، الذي لا يزكو لديه ولا يثمر عنده. .وله الحمد تعالى والحكمة في هذا.
{وَلَوْ عَلِمَ اللَّهُ فِيهِمْ خَيْرًا لأسْمَعَهُمْ وَلَوْ أَسْمَعَهُمْ} “Eğer Allah onlarda bir hayır olduğunu bilseydi, elbette onlara işittirirdi. [Fakat] onlara işittirmiş olsaydı bile” -farz ve takdir olarak- {لَتَوَلَّوْا} “yine de yüz çevirirlerdi” itaatten dönerlerdi {وَهُمْ مُعْرِضُونَ} “ve onlar zaten yüz çeviren kimselerdir” hiçbir şekilde hakka dönüp bakmazlardı. Bu da göstermektedir ki Allah Teâlâ, imanı ve hayrı ancak kendisinde hiçbir hayır bulunmayan, yanında hayrın ne arınıp geliştiği ne de meyve verdiği kimseden meneder. Bunda Allah Teâlâ’ya hamd olsun ve bunda [O'nun] hikmeti vardır.1
4766. Metin
{٢٤ - ٢٥} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ * وَاتَّقُوا فِتْنَةً لا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ} .
{24 - 25} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ * وَاتَّقُوا فِتْنَةً لا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ} “Ey iman edenler! [Resûl] sizi size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman Allah'a ve Resûl'e icabet edin! Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve şüphesiz O'nun huzurunda toplanacaksınız. İçinizden sadece zulmedenlere isabet etmekle kalmayacak olan bir fitneden sakının ve bilin ki Allah'ın cezası pek çetindir.”
4767. Metin
يأمر تعالى عباده المؤمنين بما يقتضيه الإيمان منهم وهو الاستجابة لله وللرسول، أي: الانقياد لما أمرا به والمبادرة إلى ذلك والدعوة إليه، والاجتناب لما نهيا عنه، والانكفاف عنه والنهي عنه.
Allah Teâlâ mümin kullarına imanın kendilerinden gerektirdiği şeyi, yani Allah'a ve Resûlü'ne icabet etmeyi emreder: Bu da ikisinin emrettiği şeye boyun eğmek, ona koşmak, ona davet etmek; ikisinin nehyettiği şeyden sakınmak, ondan el çekmek ve ondan nehyetmektir.
4768. Metin
وقوله: {إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ} وصف ملازم لكل ما دعا الله ورسوله إليه، وبيان لفائدته وحكمته، فإن حياة القلب والروح بعبودية الله تعالى ولزوم طاعته وطاعة رسوله على الدوام.
Allah Teâlâ'nın: {إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ} “Sizi size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman” buyruğu, Allah ve Resûlü'nün kendisine davet ettiği her şeyin ayrılmaz bir vasfı, faydasının ve hikmetinin beyanıdır; çünkü kalbin ve ruhun hayatı Allah Teâlâ'ya kulluk etmekle, O'na ve Resûlü'ne sürekli itaat üzere bulunmakladır.
4769. Metin
ثم حذر عن عدم الاستجابة لله وللرسول فقال: {وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ} فإياكم أن تردوا أمر الله أول ما يأتيكم، فيحال بينكم وبينه إذا أردتموه بعد ذلك، وتختلف قلوبكم، فإن الله يحول بين المرء وقلبه، يقلب القلوب حيث شاء ويصرفها أنى شاء.
Sonra Allah'a ve Resûlü'ne icabet etmemekten sakındırarak şöyle buyurdu: {وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ} “Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer.” Allah'ın emri size ilk geldiğinde onu geri çevirmekten sakının; aksi halde daha sonra onu istediğinizde sizinle onun arasına engel konulur ve kalpleriniz başkalaşır. Zira Allah kişi ile kalbi arasına girer; kalpleri dilediği gibi evirip çevirir ve dilediği tarafa yöneltir.
4770. Metin
فليكثر العبد من قول: يا مقلب القلوب ثبت قلبي على دينك، يا مصرف القلوب، اصرف قلبي إلى طاعتك.
O halde kul şu duayı çokça söylesin: «Ey kalpleri evirip çeviren [Allah'ım]! Kalbimi dinin üzere sabit kıl! Ey kalpleri yönlendiren [Allah'ım]! Kalbimi itaatin tarafına çevir!»
4771. Metin
{وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ} أي: تجمعون ليوم لا ريب فيه، فيجازي المحسن بإحسانه، والمسيء بعصيانه.
{وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ} “Ve şüphesiz O'nun huzurunda toplanacaksınız.” Yani hakkında hiçbir şüphe bulunmayan bir gün için toplanacaksınız; böylece iyilik yapana iyiliğinin, kötülük yapana ise isyanının karşılığını verecektir.
4772. Metin
{وَاتَّقُوا فِتْنَةً لا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً} بل تصيب فاعل الظلم وغيره، وذلك إذا ظهر الظلم فلم يغير، فإن عقوبته تعم الفاعل وغيره، وتقوى (١) هذه الفتنة بالنهي عن المنكر، وقمع أهل الشر والفساد، وأن لا يمكنوا من المعاصي والظلم مهما أمكن.
{وَاتَّقُوا فِتْنَةً لا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً} “İçinizden sadece zulmedenlere isabet etmekle kalmayacak olan bir fitneden sakının!” Bilakis zulmü işleyene de başkasına da isabet eder; bu da zulüm ortaya çıkıp da değiştirilmediği takdirdedir; zira onun cezası hem işleyeni hem de başkasını kapsar. Bu fitneden sakınmak ise (1) kötülükten nehyetmekle, şer ve fesat ehlini bastırmakla ve imkân nispetinde günahlara ve zulme fırsat vermemekle olur.
4773. Metin
{وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ} لمن تعرض لمساخطه، وجانب رضاه.
{وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ} “Bilin ki şüphesiz Allah'ın cezalandırması çok çetindir;” O'nun gazabını celbedecek şeylere yönelen ve rızasından uzak duran kimseler için [bu böyledir].
4774. Metin
{٢٦} {وَاذْكُرُوا إِذْ أَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الأرْضِ تَخَافُونَ أَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ} .
{26} {وَاذْكُرُوا إِذْ أَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الأرْضِ تَخَافُونَ أَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ} “Hatırlayın ki bir zamanlar siz yeryüzünde azdınız, eziliyordunuz; insanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Derken O sizi barındırdı, yardımıyla destekledi ve şükredesiniz diye sizi temiz rızıklarla rızıklandırdı.”
4775. Metin
يقول تعالى ممتنا على عباده في نصرهم بعد الذلة، وتكثيرهم بعد القلة، وإغنائهم بعد العيلة.
Allah Teâlâ zilletten sonra onlara zafer vermekle, azlıktan sonra onları çoğaltmakla ve fakirlikten sonra onları zenginleştirmekle kullarına lütfunu hatırlatarak şöyle buyurur:
4776. Metin
{وَاذْكُرُوا إِذْ أَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الأرْضِ} أي: مقهورون تحت حكم غيركم {تَخَافُونَ أَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ} أي: يأخذونكم.
{وَاذْكُرُوا إِذْ أَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الأرْضِ} “Hatırlayın ki bir zamanlar siz yeryüzünde azdınız, eziliyordunuz;” yani başkalarının hâkimiyeti altında eziliyordunuz; {تَخَافُونَ أَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ} “insanların sizi kapıp götürmesinden” yani sizi yakalayıp helak etmesinden “korkuyordunuz.”
4777. Metin
{فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ} فجعل لكم بلدا تأوون إليه، وانتصر من أعدائكم على أيديكم، وغنمتم من أموالهم ما كنتم به أغنياء.
{فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ} “Derken O sizi barındırdı, yardımıyla destekledi ve sizi temiz rızıklarla rızıklandırdı.” Size sığınacağınız bir belde nasip etti, düşmanlarınızdan sizin ellerinizle intikam aldı ve onların mallarından kendisiyle zenginleşeceğiniz ganimetler elde ettiniz.
4778. Metin
{لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ} الله على منته العظيمة وإحسانه التام، بأن تعبدوه ولا تشركوا به شيئا.
Yalnız O'na ibadet edip O'na hiçbir şeyi ortak koşmamak suretiyle O'nun bu büyük lütfuna ve eksiksiz ihsanına {لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ} “şükredesiniz diye [böyle yaptı].”
4779. Metin
{٢٧ - ٢٨} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَخُونُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُوا أَمَانَاتِكُمْ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ * وَاعْلَمُوا أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلادُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ} .
{27 - 28} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَخُونُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُوا أَمَانَاتِكُمْ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ * وَاعْلَمُوا أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلادُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ} “Ey iman edenler! Bile bile Allah'a ve Resûl'e hıyanet etmeyin; emanetlerinize de hıyanet etmeyin! Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız birer imtihandır ve şüphesiz büyük mükâfat Allah katındadır.”
4780. Metin
يأمر تعالى عباده المؤمنين أن يؤدوا ما ائتمنهم الله عليه من أوامره ونواهيه، فإن الأمانة قد عرضها الله على السماوات والأرض والجبال، فأبين أن يحملنها وأشفقن منها وحملها الإنسان إنه كان ظلوما جهولافمن أدى الأمانة استحق من الله الثواب الجزيل، ومن لم يؤدها بل خانها استحق العقاب الوبيل، وصار خائنا لله وللرسول ولأمانته، منقصا لنفسه بكونه اتصفت نفسه بأخس الصفات، وأقبح الشيات، وهي الخيانة مفوتا لها أكمل الصفات وأتمها، وهي الأمانة.
Allah Teâlâ mümin kullarına emirlerinden ve nehiylerinden kendilerine emanet ettiği şeyleri eda etmelerini emreder; zira Allah emaneti göklere, yere ve dağlara teklif etmiş, onlar onu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkmuşlardı; onu insan yüklendi, şüphesiz o çok zalim ve çok cahildir. Kim emaneti eda ederse Allah katından bol sevaba hak kazanır; kim de onu eda etmeyip hıyanet ederse pek acı bir cezayı hak eder, Allah'a, Resûlü'ne ve kendi emanetine hıyanet etmiş olur; nefsini en alçak sıfatlar ve en çirkin huylarla -ki o hıyanettir- vasıflandırarak onu alçaltmış, en kâmil ve mükemmel sıfatı -ki o emanettir- nefsinden kaçırmış olur.
4781. Metin
ولما كان العبد ممتحنا بأمواله وأولاده، فربما حمله محبة (١) ذلك على تقديم هوى نفسه على أداء أمانته، أخبر الله تعالى أن الأموال والأولاد فتنة يبتلي الله بهما عباده، وأنها عارية ستؤدى لمن أعطاها، وترد لمن استودعها {وَأَنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ}
Kul malları ve evlatlarıyla imtihan olunduğundan, bazen bunların sevgisi (1) onu emanetini eda etmek yerine nefsinin hevasını öne almaya sevk edebilir. Bu sebeple Allah Teâlâ malların ve çocukların Allah'ın kendileriyle kullarını sınadığı birer fitne (imtihan) olduğunu, bunların kendisini verene iade edilecek ve emanet edene geri verilecek birer emanet bulunduğunu haber vermiştir: {وَأَنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ} “Ve şüphesiz büyük mükâfat Allah katındadır.”
4782. Metin
فإن كان لكم عقل ورَأْيٌ، فآثروا فضله العظيم على لذة صغيرة فانية مضمحلة، فالعاقل يوازن بين الأشياء، ويؤثر أولاها بالإيثار، وأحقها بالتقديم.
Eğer bir aklınız ve basiretiniz varsa, O'nun büyük lütfunu küçük, fâni ve yok olup giden bir lezzete tercih ediniz. Zira akıllı kimse, şeyler arasında bir kıyas ve denge kurar; tercih edilmeye en layık olanı ve öne alınmaya en müstahak olanı üstün tutar.1
4783. Metin
{٢٩} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللَّهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ} .
{29} {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللَّهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ} “Ey iman edenler! Eğer Allah'tan sakınırsanız, O size [hakkı batıldan ayıran] bir furkan verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.”
4784. Metin
امتثال العبد لتقوى ربه عنوان السعادة، وعلامة الفلاح، وقد رتب الله على التقوى من خير الدنيا والآخرة شيئا كثيرا، فذكر هنا أن من اتقى الله حصل له أربعة أشياء، كل واحد منها خير من الدنيا وما فيها:
Kulun Rabbine karşı takvayı yerine getirmesi saadetin unvanı ve kurtuluşun alametidir. Allah takvaya dünya ve ahiret hayrından pek çok şey bağlamıştır. Burada Allah'tan sakınan kimse için her biri dünyadan ve içindekilerden daha hayırlı olan dört şeyin hâsıl olacağını zikretmiştir:
4785. Metin
الأول: الفرقان: وهو العلم والهدى الذي يفرق به صاحبه بين الهدى والضلال، والحق والباطل، والحلال والحرام، وأهل السعادة من أهل الشقاوة.
Birincisi: Furkan; o sahibinin hidayet ile dalalet, hak ile batıl, helal ile haram, saadet ehli ile şekavet ehli arasını kendisiyle ayırt ettiği ilim ve hidayettir.
4786. Metin
الثاني والثالث: تكفير السيئات، ومغفرة الذنوب، وكل واحد منهما داخل في الآخر عند الإطلاق وعند الاجتماع يفسر تكفير السيئات بالذنوب الصغائر، ومغفرة الذنوب بتكفير الكبائر.
İkincisi ve üçüncüsü: Kötülüklerin örtülmesi ve günahların bağışlanmasıdır. Mutlak olarak zikredildiklerinde her biri diğerinin kapsamına girer; birlikte zikredildiklerinde ise kötülüklerin örtülmesi küçük günahlarla, günahların bağışlanması ise büyük günahların affıyla tefsir edilir.
4787. Metin
الرابع: الأجر العظيم والثواب الجزيل لمن اتقاه وآثر رضاه على هوى نفسه. {وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ}
Dördüncüsü: O'ndan sakınan ve O'nun rızasını nefsinin hevasına tercih eden kimse için büyük mükâfat ve bol sevaptır. {وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ} “Allah büyük lütuf sahibidir.”
4788. Metin
{٣٠} {وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ} .
{30} {وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ} “Hani kâfirler seni tutup bağlamak (hapsetmek) veya öldürmek yahut [yurdundan] çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlardı, Allah da tuzaklarını bozuyordu. Allah tuzak bozanların en hayırlısıdır.”
4789. Metin
أي: {و} أذكر أيها الرسول، ما منَّ الله به (١) عليك. {إِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا} حين تشاور المشركون في دار الندوة فيما يصنعون بالنبي ﷺ، إما أن يثبتوه عندهم بالحبس ويوثقوه.
Yani {و} ey Elçi! Müşrikler Dâru'n-Nedve'de Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem ne yapacakları hususunda istişare ettiklerinde -ya onu hapsedip bağlayarak yanlarında tutacaklardı, {إِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا} “Hani kâfirler sana tuzak kuruyorlardı”- Allah'ın sana olan lütfunu (1) hatırla!
4790. Metin
وإما أن يقتلوه فيستريحوا - بزعمهم - من شره.
Yahut onu öldürecekler ve kendi iddialarınca onun şerrinden kurtulup rahata ereceklerdi.
4791. Metin
وإما أن يخرجوه ويجلوه من ديارهم.
Yahut onu çıkarıp yurtlarından süreceklerdi.
4792. Metin
فكلُّ أبدى من هذه الآراء رأيا رآه، فاتفق رأيهم على رأي: رآه شريرهم أبو جهل لعنه الله، وهو أن يأخذوا من كل قبيلة من قبائل قريش فتى ويعطوه سيفا صارما، ويقتله الجميع قتلة رجل واحد، ليتفرق دمه في القبائل. فيرضى بنو هاشم [ثَمَّ] بديته، فلا يقدرون على مقاومة سائر (٢) قريش، فترصدوا للنبي ﷺ في الليل ليوقعوا به إذا قام من فراشه.
Her biri bu görüşlerden benimsediği bir görüşü ortaya koydu; neticede en şerlileri olan Ebû Cehil'in -Allah ona lanet etsin- benimsediği şu görüş üzerinde birleştiler: Kureyş kabilelerinden her birinden birer genç alacaklar, ellerine keskin birer kılıç verecekler ve kanı kabileler arasında dağılsın diye hepsi birden tek bir adamın vuruşuyla onu öldüreceklerdi. [Böylece] Hâşimoğulları onun diyetine razı olacak ve Kureyş'in diğer (2) kabilelerine karşı koyamayacaklardı. Yatağından kalktığı zaman baskın yapmak için geceleyin Peygamber'i sallallâhu aleyhi ve sellem gözetlemeye başladılar.
4793. Metin
فجاءه الوحي من السماء، وخرج عليهم، فذرَّ على رءوسهم التراب وخرج، وأعمى الله أبصارهم عنه، حتى إذا استبطؤوه جاءهم آت وقال: خيبكم الله، قد خرج محمد وذَرَّ على رءوسكم التراب.
Bunun üzerine gökten vahiy geldi; Peygamber onların karşısına çıktı, başlarının üzerine toprak saçıp aralarından geçti ve Allah onların gözlerini görmez kıldı. Onu beklemekte geciktiklerini düşündükleri sırada yanlarına biri gelip: «Allah sizi hayal kırıklığına uğrattı! Muhammed çıktı ve başlarınızın üzerine toprak saçtı» dedi.
4794. Metin
فنفض كل منهم التراب عن رأسه، ومنع الله رسوله منهم، وأذن له في الهجرة إلى المدينة، فهاجر إليها، وأيده الله بأصحابه المهاجرين والأنصار، ولم يزل أمره يعلو حتى دخل مكة عنوة، وقهر أهلها، فأذعنوا له وصاروا تحت حكمه، بعد أن خرج مستخفيا منهم، خائفا على نفسه.
Bunun üzerine her biri başından toprağı silkeledi; Allah Resûlü'nü onlardan korudu ve Medine'ye hicret etmesine izin verdi. O da oraya hicret etti; Allah onu Muhacir ve Ensar'dan olan ashabıyla destekledi; nefsi hakkında endişe ederek onlardan gizlice çıktıktan sonra, Mekke'ye güçle girip ehlini mağlup edene kadar onun davası sürekli yükseldi; onlar da boyun eğip onun hâkimiyeti altına girdiler.
4795. Metin
فسبحان اللطيف بعبده الذي لا يغالبه مغالب.
Kuluna karşı pek lütufkâr olan1 ve hiçbir üstün gelenin kendisine galip gelemeyeceği2 Allah her türlü eksiklikten münezzehtir.
4796. Metin
{٣١ - ٣٤} وقوله: {وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هَذَا إِنْ هَذَا إِلا أَسَاطِيرُ الأوَّلِينَ * وَإِذْ قَالُوا اللَّهُمَّ إِنْ كَانَ هَذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَأَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَاءِ أَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمٍ * وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللَّهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ *} .
{31 - 34} Allah Teâlâ'nın: {وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هَذَا إِنْ هَذَا إِلا أَسَاطِيرُ الأوَّلِينَ * وَإِذْ قَالُوا اللَّهُمَّ إِنْ كَانَ هَذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَأَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَاءِ أَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمٍ * وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللَّهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ *} “Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman: «Duyduk, dilersek biz de bunun benzerini söyleriz; bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir» dediler. Hani onlar: «Allah'ım! Eğer bu senin katından gelmiş hak bir kitap ise, üzerimize gökten taş yağdır veya bize acı bir azap getir!» demişlerdi. Halbuki sen onların içindeyken Allah onlara azap edecek değildi. Onlar bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir.” buyruğu:
4797. Metin
يقول تعالى في بيان عناد المكذبين للرسول ﷺ: {وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا} الدالة على صدق ما جاء به الرسول.
Allah Teâlâ Resûl'ü sallallâhu aleyhi ve sellem yalanlayanların inadını beyan ederek şöyle buyurur: Resûl'ün getirdiği şeyin doğruluğuna delalet eden {وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا} “Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman...”