562. Hadis
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، أَنَّهُ قَالَ هَلَكَتِ امْرَأَةٌ لِي فَأَتَانِي مُحَمَّدُ بْنُ كَعْبٍ الْقُرَظِيُّ يُعَزِّينِي بِهَا فَقَالَ إِنَّهُ كَانَ فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ رَجُلٌ فَقِيهٌ عَالِمٌ عَابِدٌ مُجْتَهِدٌ وَكَانَتْ لَهُ امْرَأَةٌ - وَكَانَ بِهَا مُعْجَبًا وَلَهَا مُحِبًّا - فَمَاتَتْ فَوَجَدَ عَلَيْهَا وَجْدًا شَدِيدًا وَلَقِيَ عَلَيْهَا أَسَفًا حَتَّى خَلاَ فِي بَيْتٍ وَغَلَّقَ عَلَى نَفْسِهِ وَاحْتَجَبَ مِنَ النَّاسِ فَلَمْ يَكُنْ يَدْخُلُ عَلَيْهِ أَحَدٌ وَإِنَّ امْرَأَةً سَمِعَتْ بِهِ فَجَاءَتْهُ فَقَالَتْ إِنَّ لِي إِلَيْهِ حَاجَةً أَسْتَفْتِيهِ فِيهَا لَيْسَ يُجْزِينِي فِيهَا إِلاَّ مُشَافَهَتُهُ فَذَهَبَ النَّاسُ وَلَزِمَتْ بَابَهُ وَقَالَتْ مَا لِي مِنْهُ بُدٌّ . فَقَالَ لَهُ قَائِلٌ إِنَّ هَا هُنَا امْرَأَةً أَرَادَتْ أَنْ تَسْتَفْتِيَكَ وَقَالَتْ إِنْ أَرَدْتُ إِلاَّ مُشَافَهَتَهُ وَقَدْ ذَهَبَ النَّاسُ وَهِيَ لاَ تُفَارِقُ الْبَابَ . فَقَالَ ائْذَنُوا لَهَا . فَدَخَلَتْ عَلَيْهِ فَقَالَتْ إِنِّي جِئْتُكَ أَسْتَفْتِيكَ فِي أَمْرٍ . قَالَ وَمَا هُوَ قَالَتْ إِنِّي اسْتَعَرْتُ مِنْ جَارَةٍ لِي حَلْيًا فَكُنْتُ أَلْبَسُهُ وَأُعِيرُهُ زَمَانًا ثُمَّ إِنَّهُمْ أَرْسَلُوا إِلَىَّ فِيهِ أَفَأُؤَدِّيهِ إِلَيْهِمْ فَقَالَ نَعَمْ وَاللَّهِ . فَقَالَتْ إِنَّهُ قَدْ مَكَثَ عِنْدِي زَمَانًا . فَقَالَ ذَلِكَ أَحَقُّ لِرَدِّكِ إِيَّاهُ إِلَيْهِمْ حِينَ أَعَارُوكِيهِ زَمَانًا . فَقَالَتْ أَىْ يَرْحَمُكَ اللَّهُ أَفَتَأْسَفُ عَلَى مَا أَعَارَكَ اللَّهُ ثُمَّ أَخَذَهُ مِنْكَ وَهُوَ أَحَقُّ بِهِ مِنْكَ فَأَبْصَرَ مَا كَانَ فِيهِ وَنَفَعَهُ اللَّهُ بِقَوْلِهَا .
Bana Mâlik'ten anlattı; o Yahya b. Saîd'den; o Kâsım b. Muhammed'den şöyle dediğini (nakletti): Eşim vefat etmişti. Muhammed b. Ka'b el-Kurazî bana taziye için geldi ve şöyle dedi: "İsrailoğulları içinde fıkıh alimi, ibadet ehli, gayretli bir adam vardı. Çok beğendiği ve sevdiği bir eşi vardı. Kadın vefat edince adam buna çok üzüldü ve yas tuttu. Hatta evine kapandı, kapısını kilitledi ve insanlardan uzaklaştı; kimse yanına giremiyordu. Bir kadın bunu duydu ve kapısına gelip: 'Ona sormam gereken bir mesele var, yüz yüze görüşmekten başka çare yok' dedi. İnsanlar gitti, kadın kapıdan ayrılmadı ve 'Onu görmem şart' dedi. Birisi adama: 'Burada sana soru sormak isteyen bir kadın var, sadece seninle görüşmek istiyor, insanlar gitti ama o kapıdan ayrılmıyor' dedi. Adam: 'Ona izin verin' dedi. Kadın içeri girdi ve: 'Sana bir işimle ilgili fetva sormaya geldim' dedi. Adam: 'Nedir o?' diye sordu. Kadın: 'Komşumdan bir takı (mücevher) ödünç aldım. Onu bir süre taktım ve kullandım. Sonra onu geri istediler. Onu onlara geri vereyim mi?' dedi. Adam: 'Evet, vallahi ver' dedi. Kadın: 'Ama o uzun süre bende kaldı' dedi. Adam: 'Sana uzun süre ödünç verdikleri için onu geri vermen daha da gereklidir' dedi. Bunun üzerine kadın şöyle dedi: 'Allah sana rahmet etsin! Allah'ın sana ödünç verdiği, sonra da senden geri aldığı şeye mi üzülüyorsun? Oysa O, buna senden daha layıktır.' Adam (kadının ne demek istediğini) anladı ve Allah kadının sözleriyle ona fayda verdi (teselli bulup kendine geldi)."