1014. Hadis
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ قَالَ كَانَ عَلَىَّ مَشْىٌ فَأَصَابَتْنِي خَاصِرَةٌ فَرَكِبْتُ حَتَّى أَتَيْتُ مَكَّةَ فَسَأَلْتُ عَطَاءَ بْنَ أَبِي رَبَاحٍ وَغَيْرَهُ فَقَالُوا عَلَيْكَ هَدْىٌ . فَلَمَّا قَدِمْتُ الْمَدِينَةَ سَأَلْتُ عُلَمَاءَهَا فَأَمَرُونِي أَنْ أَمْشِيَ مَرَّةً أُخْرَى مِنْ حَيْثُ عَجَزْتُ فَمَشَيْتُ . قَالَ يَحْيَى وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ فَالأَمْرُ عِنْدَنَا فِيمَنْ يَقُولُ عَلَىَّ مَشْىٌ إِلَى بَيْتِ اللَّهِ أَنَّهُ إِذَا عَجَزَ رَكِبَ ثُمَّ عَادَ فَمَشَى مِنْ حَيْثُ عَجَزَ فَإِنْ كَانَ لاَ يَسْتَطِيعُ الْمَشْىَ فَلْيَمْشِ مَا قَدَرَ عَلَيْهِ ثُمَّ لْيَرْكَبْ وَعَلَيْهِ هَدْىُ بَدَنَةٍ أَوْ بَقَرَةٍ أَوْ شَاةٍ إِنْ لَمْ يَجِدْ إِلاَّ هِيَ . وَسُئِلَ مَالِكٌ عَنِ الرَّجُلِ يَقُولُ لِلرَّجُلِ أَنَا أَحْمِلُكَ إِلَى بَيْتِ اللَّهِ فَقَالَ مَالِكٌ إِنْ نَوَى أَنْ يَحْمِلَهُ عَلَى رَقَبَتِهِ يُرِيدُ بِذَلِكَ الْمَشَقَّةَ وَتَعَبَ نَفْسِهِ فَلَيْسَ ذَلِكَ عَلَيْهِ وَلْيَمْشِ عَلَى رِجْلَيْهِ وَلْيُهْدِ وَإِنْ لَمْ يَكُنْ نَوَى شَيْئًا فَلْيَحْجُجْ وَلْيَرْكَبْ وَلْيَحْجُجْ بِذَلِكَ الرَّجُلِ مَعَهُ وَذَلِكَ أَنَّهُ قَالَ أَنَا أَحْمِلُكَ إِلَى بَيْتِ اللَّهِ فَإِنْ أَبَى أَنْ يَحُجَّ مَعَهُ فَلَيْسَ عَلَيْهِ شَىْءٌ وَقَدْ قَضَى مَا عَلَيْهِ . قَالَ يَحْيَى سُئِلَ مَالِكٌ عَنِ الرَّجُلِ يَحْلِفُ بِنُذُورٍ مُسَمَّاةٍ مَشْيًا إِلَى بَيْتِ اللَّهِ أَنْ لاَ يُكَلِّمَ أَخَاهُ أَوْ أَبَاهُ بِكَذَا وَكَذَا نَذْرًا لِشَىْءٍ لاَ يَقْوَى عَلَيْهِ وَلَوْ تَكَلَّفَ ذَلِكَ كُلَّ عَامٍ لَعُرِفَ أَنَّهُ لاَ يَبْلُغُ عُمْرُهُ مَا جَعَلَ عَلَى نَفْسِهِ مِنْ ذَلِكَ فَقِيلَ لَهُ هَلْ يُجْزِيهِ مِنْ ذَلِكَ نَذْرٌ وَاحِدٌ أَوْ نُذُورٌ مُسَمَّاةٌ فَقَالَ مَالِكٌ مَا أَعْلَمُهُ يُجْزِئُهُ مِنْ ذَلِكَ إِلاَّ الْوَفَاءُ بِمَا جَعَلَ عَلَى نَفْسِهِ فَلْيَمْشِ مَا قَدَرَ عَلَيْهِ مِنَ الزَّمَانِ وَلْيَتَقَرَّبْ إِلَى اللَّهِ تَعَالَى بِمَا اسْتَطَاعَ مِنَ الْخَيْرِ .
Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; dedi ki: Üzerime yürüme adağı vardı. Böğrüme bir ağrı girdi, ben de bindim ve Mekke'ye geldim. Ata b. Ebi Rebah'a ve başkalarına sordum. "Sana kurban gerekir" dediler. Medine'ye geldiğimde oranın alimlerine sordum. Bana aciz kaldığım yerden itibaren tekrar yürümemi emrettiler. Ben de yürüdüm. Yahya dedi ki: Mâlik'in şöyle dediğini işittim: "Bizim yanımızdaki hüküm şudur: Kim 'Üzerime Allah'ın evine yürümek olsun' der de sonra aciz kalırsa biner. Sonra (gücü yetince) döner ve aciz kaldığı yerden itibaren yürür. Eğer yürümeye (hiç) güç yetiremiyorsa, gücünün yettiği kadarını yürür, sonra biner. Onun üzerine bir deve, sığır veya (bunları bulamazsa) en azından bir koyun kurban etmek gerekir." Mâlik'e: "Ben seni Allah'ın evine taşıyacağım" diyen adam hakkında soruldu. Mâlik dedi ki: "Eğer onu sırtında taşımayı niyet ettiyse ve bununla meşakkati ve nefsinin yorulmasını kastettiyse, bu ona gerekmez. Kendi ayakları üzerinde yürüsün ve bir kurban kessin. Eğer (sırtında taşımayı) niyet etmediyse, hacca gitsin, (hayvana) binsin ve o adamla birlikte hacetsin. Çünkü o 'Seni Allah'ın evine taşıyacağım (götüreceğim)' demiştir. Eğer (diğer adam) onunla hacetmekten kaçınırsa, adayan kişiye bir şey gerekmez, o üzerine düşeni yapmıştır." Yahya dedi ki: Mâlik'e, "Allah'ın evine şu kadar yürüme adağım olsun" diye yemin edip, kardeşiyle veya babasıyla konuşmamaya (veya benzeri zor bir şeye) yemin eden ve buna güç yetiremeyen, her yıl bunu yapmaya kalkışsa ömrünün yetmeyeceği bilinen kişi hakkında soruldu. "Bu kişiye tek bir adak (yürüyüşü) veya isimlendirdiği adaklar yeter mi?" denildi. Mâlik dedi ki: "Bildiğim kadarıyla ona ancak nefsine şart koştuğu şeyi yerine getirmesi (vefa göstermesi) yeterli olur. Zamandan (ömründen) gücünün yettiği kadarını yürüsün ve gücünün yettiği kadar hayırla Allah Teâlâ'ya yaklaşsın."