1326. Hadis
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ سَمِعَ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، يَقُولُ قَطْعُ الذَّهَبِ وَالْوَرِقِ مِنَ الْفَسَادِ فِي الأَرْضِ . قَالَ مَالِكٌ وَلاَ بَأْسَ أَنْ يَشْتَرِيَ الرَّجُلُ الذَّهَبَ بِالْفِضَّةِ وَالْفِضَّةَ بِالذَّهَبِ جِزَافًا إِذَا كَانَ تِبْرًا أَوْ حَلْيًا قَدْ صِيغَ فَأَمَّا الدَّرَاهِمُ الْمَعْدُودَةُ وَالدَّنَانِيرُ الْمَعْدُودَةُ فَلاَ يَنْبَغِي لأَحَدٍ أَنْ يَشْتَرِيَ ذَلِكَ جِزَافًا حَتَّى يُعْلَمَ وَيُعَدَّ فَإِنِ اشْتُرِيَ ذَلِكَ جِزَافًا فَإِنَّمَا يُرَادُ بِهِ الْغَرَرُ حِينَ يُتْرَكُ عَدُّهُ وَيُشْتَرَى جِزَافًا وَلَيْسَ هَذَا مِنْ بُيُوعِ الْمُسْلِمِينَ فَأَمَّا مَا كَانَ يُوزَنُ مِنَ التِّبْرِ وَالْحَلْىِ فَلاَ بَأْسَ أَنْ يُبَاعَ ذَلِكَ جِزَافًا وَإِنَّمَا ابْتِيَاعُ ذَلِكَ جِزَافًا كَهَيْئَةِ الْحِنْطَةِ وَالتَّمْرِ وَنَحْوِهِمَا مِنَ الأَطْعِمَةِ الَّتِي تُبَاعُ جِزَافًا وَمِثْلُهَا يُكَالُ فَلَيْسَ بِابْتِيَاعِ ذَلِكَ جِزَافًا بَأْسٌ . قَالَ مَالِكٌ مَنِ اشْتَرَى مُصْحَفًا أَوْ سَيْفًا أَوْ خَاتَمًا وَفِي شَىْءٍ مِنْ ذَلِكَ ذَهَبٌ أَوْ فِضَّةٌ بِدَنَانِيرَ أَوْ دَرَاهِمَ فَإِنَّ مَا اشْتُرِيَ مِنْ ذَلِكَ وَفِيهِ الذَّهَبُ بِدَنَانِيرَ فَإِنَّهُ يُنْظَرُ إِلَى قِيمَتِهِ فَإِنْ كَانَتْ قِيمَةُ ذَلِكَ الثُّلُثَيْنِ وَقِيمَةُ مَا فِيهِ مِنَ الذَّهَبِ الثُّلُثَ فَذَلِكَ جَائِزٌ لاَ بَأْسَ بِهِ إِذَا كَانَ ذَلِكَ يَدًا بِيَدٍ وَلاَ يَكُونُ فِيهِ تَأْخِيرٌ وَمَا اشْتُرِيَ مِنْ ذَلِكَ بِالْوَرِقِ مِمَّا فِيهِ الْوَرِقُ نُظِرَ إِلَى قِيمَتِهِ فَإِنْ كَانَ قِيمَةُ ذَلِكَ الثُّلُثَيْنِ وَقِيمَةُ مَا فِيهِ مِنَ الْوَرِقِ الثُّلُثَ فَذَلِكَ جَائِزٌ لاَ بَأْسَ بِهِ إِذَا كَانَ ذَلِكَ يَدًا بِيَدٍ وَلَمْ يَزَلْ ذَلِكَ مِنْ أَمْرِ النَّاسِ عِنْدَنَا .
Bana Mâlik, Yahya b. Saîd'den naklettiğine göre, Saîd b. el-Müseyyeb şöyle demiştir: "Altın ve gümüşü (paraları kenarından) kırpmak yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktandır." İmam Mâlik dedi ki: Külçe veya işlenmiş ziynet eşyası olması durumunda, altının gümüş karşılığında veya gümüşün altın karşılığında götürü (cizâf) usulüyle satılmasında bir sakınca yoktur. Ancak sayılan dirhemler ve dinarlar (paralar) söz konusu olduğunda, hiç kimsenin bunları bilinip sayılmadan götürü usulüyle satın alması doğru değildir. Eğer bunlar götürü usulüyle satın alınırsa, sayılması terk edildiği için bunda belirsizlik (garar) kastı var demektir. Bu, Müslümanların alışveriş (tarzı) değildir. Tartılan külçe ve ziynet eşyalarına gelince, bunların götürü usulüyle satılmasında bir sakınca yoktur. Bunların götürü olarak satılması, ölçüyle satılan buğday, hurma ve benzeri yiyeceklerin götürü usulüyle satılmasına benzer; dolayısıyla bunda bir sakınca yoktur. İmam Mâlik dedi ki: Kim bir mushaf, kılıç veya yüzük satın alır da, bunların üzerinde altın veya gümüş süslemeler bulunur ve bunları dinar veya dirhem karşılığında alırsa (hüküm şöyledir): Eğer üzerinde altın bulunan bir şey dinar (altın para) ile satın alınıyorsa kıymetine bakılır: Eğer (eşyanın asıl) kıymeti üçte iki, üzerindeki altının kıymeti ise üçte bir (veya daha az) ise, peşin olması ve veresiye olmaması şartıyla bu alışveriş caizdir. Eğer üzerinde gümüş bulunan bir şey dirhem (gümüş para) ile satın alınıyorsa yine kıymetine bakılır: Eğer (eşyanın asıl) kıymeti üçte iki, üzerindeki gümüşün kıymeti üçte bir (veya daha az) ise, peşin olması şartıyla bu alışveriş caizdir. Bizim katımızda insanların uygulaması hep bu şekilde olagelmiştir.