Vahyin Başlangıcı Kitabı

El-Buhari · Sahih-i Buhari (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

1. Hadis

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الزُّبَيْرِ ، قَالَ : حَدَّثَنَا سُفْيَانُ ، قَالَ : حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْأَنْصَارِيُّ ، قَالَ : أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيُّ ، أَنَّهُ سَمِعَ عَلْقَمَةَ بْنَ وَقَّاصٍ اللَّيْثِيَّ ، يَقُولُ : سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَلَى الْمِنْبَرِ، قَالَ : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، يَقُولُ : " إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوْ إِلَى امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ

El-Humeydî Abdullah b. ez-Zübeyr bize tahdis etti, dedi ki: Süfyan bize tahdis etti, dedi ki: Yahya b. Said el-Ensarî bize tahdis etti, dedi ki: Muhammed b. İbrahim et-Teymî bana haber verdi; o, Alkame b. Vakkas el-Leysî'yi şöyle derken işitmiştir: Ben, Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh'ı minber üzerindeyken işittim, dedi ki: Ben, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: “Ameller ancak niyetlere göredir ve herkes için ancak niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti, hicret ettiği şeye yöneliktir.”

2. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ الْحَارِثَ بْنَ هِشَامٍ ـ رضى الله عنه ـ سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ يَأْتِيكَ الْوَحْىُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَحْيَانًا يَأْتِينِي مِثْلَ صَلْصَلَةِ الْجَرَسِ ـ وَهُوَ أَشَدُّهُ عَلَىَّ ـ فَيُفْصَمُ عَنِّي وَقَدْ وَعَيْتُ عَنْهُ مَا قَالَ، وَأَحْيَانًا يَتَمَثَّلُ لِيَ الْمَلَكُ رَجُلاً فَيُكَلِّمُنِي فَأَعِي مَا يَقُولُ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ رضى الله عنها وَلَقَدْ رَأَيْتُهُ يَنْزِلُ عَلَيْهِ الْوَحْىُ فِي الْيَوْمِ الشَّدِيدِ الْبَرْدِ، فَيَفْصِمُ عَنْهُ وَإِنَّ جَبِينَهُ لَيَتَفَصَّدُ عَرَقًا‏.‏

Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Malik bize haber verdi; Hişam b. Urve'den; [o da] babasından; [o da] Müminlerin Annesi Aişe radıyallahu anha'dan; Haris b. Hişam radıyallahu anh, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sordu ve dedi ki: “Ey Allah'ın Resulü! Vahiy sana nasıl geliyor?” Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bazen bana çıngırak sesi gibi gelir ki bu bana en ağır olanıdır. Benden çekildiği zaman [söylediğini] bellemiş olurum. Bazen de melek bana bir adam suretinde görünür, benimle konuşur ve ben de söylediğini bellerim.” Aişe radıyallahu anha dedi ki: “Andolsun ki ben onu, çok soğuk bir günde kendisine vahiy inerken gördüm. [Vahiy] ondan kesildiğinde alnından şapır şapır ter akıyordu.”

3. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ، أَنَّهَا قَالَتْ أَوَّلُ مَا بُدِئَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْوَحْىِ الرُّؤْيَا الصَّالِحَةُ فِي النَّوْمِ، فَكَانَ لاَ يَرَى رُؤْيَا إِلاَّ جَاءَتْ مِثْلَ فَلَقِ الصُّبْحِ، ثُمَّ حُبِّبَ إِلَيْهِ الْخَلاَءُ، وَكَانَ يَخْلُو بِغَارِ حِرَاءٍ فَيَتَحَنَّثُ فِيهِ ـ وَهُوَ التَّعَبُّدُ ـ اللَّيَالِيَ ذَوَاتِ الْعَدَدِ قَبْلَ أَنْ يَنْزِعَ إِلَى أَهْلِهِ، وَيَتَزَوَّدُ لِذَلِكَ، ثُمَّ يَرْجِعُ إِلَى خَدِيجَةَ، فَيَتَزَوَّدُ لِمِثْلِهَا، حَتَّى جَاءَهُ الْحَقُّ وَهُوَ فِي غَارِ حِرَاءٍ، فَجَاءَهُ الْمَلَكُ فَقَالَ اقْرَأْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا أَنَا بِقَارِئٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الْجَهْدَ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ اقْرَأْ‏.‏ قُلْتُ مَا أَنَا بِقَارِئٍ‏.‏ فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي الثَّانِيَةَ حَتَّى بَلَغَ مِنِّي الْجَهْدَ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ اقْرَأْ‏.‏ فَقُلْتُ مَا أَنَا بِقَارِئٍ‏.‏ فَأَخَذَنِي فَغَطَّنِي الثَّالِثَةَ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَقَالَ ‏{‏اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ * خَلَقَ الإِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ * اقْرَأْ وَرَبُّكَ الأَكْرَمُ‏}‏ ‏"‏‏.‏ فَرَجَعَ بِهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَرْجُفُ فُؤَادُهُ، فَدَخَلَ عَلَى خَدِيجَةَ بِنْتِ خُوَيْلِدٍ رضى الله عنها فَقَالَ ‏"‏ زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي ‏"‏‏.‏ فَزَمَّلُوهُ حَتَّى ذَهَبَ عَنْهُ الرَّوْعُ، فَقَالَ لِخَدِيجَةَ وَأَخْبَرَهَا الْخَبَرَ ‏"‏ لَقَدْ خَشِيتُ عَلَى نَفْسِي ‏"‏‏.‏ فَقَالَتْ خَدِيجَةُ كَلاَّ وَاللَّهِ مَا يُخْزِيكَ اللَّهُ أَبَدًا، إِنَّكَ لَتَصِلُ الرَّحِمَ، وَتَحْمِلُ الْكَلَّ، وَتَكْسِبُ الْمَعْدُومَ، وَتَقْرِي الضَّيْفَ، وَتُعِينُ عَلَى نَوَائِبِ الْحَقِّ‏.‏ فَانْطَلَقَتْ بِهِ خَدِيجَةُ حَتَّى أَتَتْ بِهِ وَرَقَةَ بْنَ نَوْفَلِ بْنِ أَسَدِ بْنِ عَبْدِ الْعُزَّى ابْنَ عَمِّ خَدِيجَةَ ـ وَكَانَ امْرَأً تَنَصَّرَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَكَانَ يَكْتُبُ الْكِتَابَ الْعِبْرَانِيَّ، فَيَكْتُبُ مِنَ الإِنْجِيلِ بِالْعِبْرَانِيَّةِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكْتُبَ، وَكَانَ شَيْخًا كَبِيرًا قَدْ عَمِيَ ـ فَقَالَتْ لَهُ خَدِيجَةُ يَا ابْنَ عَمِّ اسْمَعْ مِنَ ابْنِ أَخِيكَ‏.‏ فَقَالَ لَهُ وَرَقَةُ يَا ابْنَ أَخِي مَاذَا تَرَى فَأَخْبَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَبَرَ مَا رَأَى‏.‏ فَقَالَ لَهُ وَرَقَةُ هَذَا النَّامُوسُ الَّذِي نَزَّلَ اللَّهُ عَلَى مُوسَى صلى الله عليه وسلم يَا لَيْتَنِي فِيهَا جَذَعًا، لَيْتَنِي أَكُونُ حَيًّا إِذْ يُخْرِجُكَ قَوْمُكَ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَوَمُخْرِجِيَّ هُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ، لَمْ يَأْتِ رَجُلٌ قَطُّ بِمِثْلِ مَا جِئْتَ بِهِ إِلاَّ عُودِيَ، وَإِنْ يُدْرِكْنِي يَوْمُكَ أَنْصُرْكَ نَصْرًا مُؤَزَّرًا‏.‏ ثُمَّ لَمْ يَنْشَبْ وَرَقَةُ أَنْ تُوُفِّيَ وَفَتَرَ الْوَحْىُ‏.‏

Yahya b. Bukayr bize tahdis etti, dedi ki: Leys bize tahdis etti; Ukayl'den; [o da] İbn Şihab'dan; [o da] Urve b. ez-Zübeyr'den; [o da] Müminlerin Annesi Aişe radıyallahu anha'dan; o şöyle demiştir: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e vahiyden ilk başlayan şey uykuda [görülen] salih rüyadır. Hiçbir rüya görmezdi ki sabah aydınlığı gibi çıkmasın. Sonra ona yalnızlık sevdirildi. Hira mağarasında yalnız kalır ve orada ailesine dönmeden önce sayılı gecelerde tahannüs (ibadet) yapardı. Bunun için azık alırdı. Sonra Hatice'ye döner ve yine aynı şekilde azık alırdı. Nihayet Hira mağarasındayken ona hak geldi. Melek ona geldi ve ‘Oku!’ dedi. O, ‘Ben okuma bilmem’ dedi. [Resulullah] dedi ki: ‘Beni yakaladı ve gücüm tükeninceye kadar sıktı. Sonra beni bıraktı ve Oku! dedi. Ben, Ben okuma bilmem dedim. Beni ikinci defa yakaladı ve gücüm tükeninceye kadar sıktı. Sonra beni bıraktı ve Oku! dedi. Ben, Ben okuma bilmem dedim. Beni üçüncü defa yakaladı ve sıktı, sonra bıraktı ve dedi ki: { ‏اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ * خَلَقَ الإِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ * اقْرَأْ وَرَبُّكَ الأَكْرَمُ‏ } “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alaktan yarattı. Oku! Senin Rabbin en kerim olandır.”’ Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem kalbi titreyerek bununla döndü. Hatice bint Huveylid radıyallahu anha'nın yanına girdi ve ‘Beni örtün! Beni örtün!’ dedi. Korkusu gidinceye kadar onu örttüler. Hatice'ye [olanları] anlattı ve ona haberi verdi: ‘Kendimden korktum’ dedi. Hatice dedi ki: ‘Asla! Vallahi Allah seni ebediyen utandırmaz. Çünkü sen akrabayı gözetirsin, yükü [olanın yükünü] taşırsın, yoksula kazandırırsın, misafiri ağırlarsın ve hak [yolunda] musibete uğrayanlara yardım edersin.’ Hatice onu alıp amcasının oğlu Varaka b. Nevfel b. Esed b. Abduluzza'ya götürdü. O, cahiliye döneminde Hıristiyan olmuş bir kişiydi. İbranice kitap yazar ve İncil'den Allah'ın dilediği kadarını İbranice yazardı. O, gözleri kör olmuş yaşlı bir ihtiyardı. Hatice ona: ‘Ey amcaoğlu! Kardeşinin oğlunu dinle’ dedi. Varaka ona: ‘Ey kardeşimin oğlu! Ne görüyorsun?’ dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem gördüğü şeyin haberini ona anlattı. Varaka ona dedi ki: ‘Bu, Allah'ın Musa'ya sallallâhu aleyhi ve sellem indirdiği Namus'tur (Cebrail). Keşke o gün genç olsaydım! Keşke kavmin seni çıkardığı zaman hayatta olsaydım!’ Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Onlar beni çıkaracaklar mı?’ dedi. O: ‘Evet. Senin getirdiğin gibi bir şey getiren hiçbir adam yoktur ki ona düşmanlık edilmemiş olsun. Eğer senin gününe yetişirsem sana güçlü bir yardımda bulunurum’ dedi. Sonra Varaka çok geçmeden vefat etti ve vahiy kesildi.”

4. Hadis

قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَأَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيَّ، قَالَ ـ وَهُوَ يُحَدِّثُ عَنْ فَتْرَةِ الْوَحْىِ، فَقَالَ ـ فِي حَدِيثِهِ ‏"‏ بَيْنَا أَنَا أَمْشِي، إِذْ سَمِعْتُ صَوْتًا، مِنَ السَّمَاءِ، فَرَفَعْتُ بَصَرِي فَإِذَا الْمَلَكُ الَّذِي جَاءَنِي بِحِرَاءٍ جَالِسٌ عَلَى كُرْسِيٍّ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ، فَرُعِبْتُ مِنْهُ، فَرَجَعْتُ فَقُلْتُ زَمِّلُونِي‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ * قُمْ فَأَنْذِرْ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ‏}‏ فَحَمِيَ الْوَحْىُ وَتَتَابَعَ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ وَأَبُو صَالِحٍ‏.‏ وَتَابَعَهُ هِلاَلُ بْنُ رَدَّادٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ‏.‏ وَقَالَ يُونُسُ وَمَعْمَرٌ ‏"‏ بَوَادِرُهُ ‏"‏‏.‏

İbn Şihab dedi ki: Ebu Seleme b. Abdurrahman bana haber verdi; Cabir b. Abdullah el-Ensarî radıyallahu anh dedi ki -o, vahyin kesilmesinden bahsederken hadisinde şöyle dedi-: “Ben yürürken birden gökyüzünden bir ses işittim. Gözümü kaldırdım; bir de baktım ki Hira'da bana gelen melek, gök ile yer arasında bir kürsü üzerinde oturuyor. Ondan korktum. Hemen dönüp ‘Beni örtün!’ dedim. Allah Teala { ‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ * قُمْ فَأَنْذِرْ‏ } “Ey örtüye bürünen! Kalk ve uyar!” ayetinden { ‏وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ‏ } “Ve pislikten kaçın!” ayetine kadar [olanları] indirdi. Artık vahiy kızıştı ve ardı ardına gelmeye başladı.” Onu [bu hadisi] Abdullah b. Yusuf ve Ebu Salih takip etti. Hilal b. Raddad da Zühri'den takip etti. Yunus ve Ma'mer [kelimeyi] “Bevâdiruhu” [etleri titredi] diye söylediler.

5. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ أَبِي عَائِشَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي قَوْلِهِ تَعَالَى ‏{‏لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ‏}‏ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعَالِجُ مِنَ التَّنْزِيلِ شِدَّةً، وَكَانَ مِمَّا يُحَرِّكُ شَفَتَيْهِ ـ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَأَنَا أُحَرِّكُهُمَا لَكُمْ كَمَا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحَرِّكُهُمَا‏.‏ وَقَالَ سَعِيدٌ أَنَا أُحَرِّكُهُمَا كَمَا رَأَيْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ يُحَرِّكُهُمَا‏.‏ فَحَرَّكَ شَفَتَيْهِ ـ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ* إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ‏}‏ قَالَ جَمْعُهُ لَهُ فِي صَدْرِكَ، وَتَقْرَأَهُ ‏{‏فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ‏}‏ قَالَ فَاسْتَمِعْ لَهُ وَأَنْصِتْ ‏{‏ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ‏}‏ ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا أَنْ تَقْرَأَهُ‏.‏ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ ذَلِكَ إِذَا أَتَاهُ جِبْرِيلُ اسْتَمَعَ، فَإِذَا انْطَلَقَ جِبْرِيلُ قَرَأَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كَمَا قَرَأَهُ‏.‏

Musa b. İsmail bize tahdis etti, dedi ki: Ebu Avane bize tahdis etti, dedi ki: Musa b. Ebi Aişe bize tahdis etti, dedi ki: Said b. Cübeyr bize tahdis etti; İbn Abbas'tan; [o] Yüce Allah'ın { لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ } kavli hakkında dedi ki: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem vahiy indirilirken [bunu ezberlemek için] şiddetli bir sıkıntı çekerdi ve dudaklarını kımıldatırdı.” İbn Abbas dedi ki: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem dudaklarını nasıl kımıldatıyorsa ben de sizin için onları öyle kımıldatıyorum.” Said dedi ki: “İbn Abbas'ı kımıldatırken gördüğüm gibi ben de dudaklarımı kımıldatıyorum.” Sonra dudaklarını kımıldattı. Bunun üzerine Allah Teala şunu indirdi: { لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ * إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ } “Onu [vahyi] acele [ile alıp ezberlemek] için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize aittir.” [İbn Abbas] dedi ki: “[Bu ifade], onu senin göğsünde toplamak ve senin [onu] okumandır.” { فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ } “Biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et.” [İbn Abbas] dedi ki: “Onu dinle ve sus.” { ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ } “Sonra onu açıklamak da bize aittir.” [İbn Abbas dedi ki:] “Sonra, şüphesiz onu okuman bize aittir [demektir].” Bundan sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Cebrail kendisine geldiğinde dinlerdi. Cebrail gittiğinde ise Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onu, [Cebrail'in] okuduğu gibi okurdu.

6. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، ح وَحَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا يُونُسُ، وَمَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، نَحْوَهُ قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدَ النَّاسِ، وَكَانَ أَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي رَمَضَانَ حِينَ يَلْقَاهُ جِبْرِيلُ، وَكَانَ يَلْقَاهُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ مِنْ رَمَضَانَ فَيُدَارِسُهُ الْقُرْآنَ، فَلَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدُ بِالْخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ الْمُرْسَلَةِ‏.‏

Abdan bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah bize haber verdi, dedi ki: Yunus bize haber verdi; Zühri'den. (H) Ve Bişr b. Muhammed bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah bize haber verdi, dedi ki: Yunus ve Ma'mer bize haber verdi; Zühri'den; [önceki senedin] benzeriyle. [Zühri] dedi ki: Ubeydullah b. Abdullah bana haber verdi; İbn Abbas'tan; [o] şöyle demiştir: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu [zaman] ise Ramazan'da Cebrail'in kendisiyle buluştuğu zamandı. [Cebrail], Ramazan'ın her gecesinde onunla buluşur ve onunla Kur'an'ı karşılıklı okurlardı. Elbette Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, hayır [yapma] konusunda esen rüzgardan daha cömertti.”

7. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا سُفْيَانَ بْنَ حَرْبٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ هِرَقْلَ أَرْسَلَ إِلَيْهِ فِي رَكْبٍ مِنْ قُرَيْشٍ ـ وَكَانُوا تُجَّارًا بِالشَّأْمِ ـ فِي الْمُدَّةِ الَّتِي كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَادَّ فِيهَا أَبَا سُفْيَانَ وَكُفَّارَ قُرَيْشٍ، فَأَتَوْهُ وَهُمْ بِإِيلِيَاءَ فَدَعَاهُمْ فِي مَجْلِسِهِ، وَحَوْلَهُ عُظَمَاءُ الرُّومِ ثُمَّ دَعَاهُمْ وَدَعَا بِتَرْجُمَانِهِ فَقَالَ أَيُّكُمْ أَقْرَبُ نَسَبًا بِهَذَا الرَّجُلِ الَّذِي يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ فَقَالَ أَبُو سُفْيَانَ فَقُلْتُ أَنَا أَقْرَبُهُمْ نَسَبًا‏.‏ فَقَالَ أَدْنُوهُ مِنِّي، وَقَرِّبُوا أَصْحَابَهُ، فَاجْعَلُوهُمْ عِنْدَ ظَهْرِهِ‏.‏ ثُمَّ قَالَ لِتَرْجُمَانِهِ قُلْ لَهُمْ إِنِّي سَائِلٌ هَذَا عَنْ هَذَا الرَّجُلِ، فَإِنْ كَذَبَنِي فَكَذِّبُوهُ‏.‏ فَوَاللَّهِ لَوْلاَ الْحَيَاءُ مِنْ أَنْ يَأْثِرُوا عَلَىَّ كَذِبًا لَكَذَبْتُ عَنْهُ، ثُمَّ كَانَ أَوَّلَ مَا سَأَلَنِي عَنْهُ أَنْ قَالَ كَيْفَ نَسَبُهُ فِيكُمْ قُلْتُ هُوَ فِينَا ذُو نَسَبٍ‏.‏ قَالَ فَهَلْ قَالَ هَذَا الْقَوْلَ مِنْكُمْ أَحَدٌ قَطُّ قَبْلَهُ قُلْتُ لاَ‏.‏ قَالَ فَهَلْ كَانَ مِنْ آبَائِهِ مِنْ مَلِكٍ قُلْتُ لاَ‏.‏ قَالَ فَأَشْرَافُ النَّاسِ يَتَّبِعُونَهُ أَمْ ضُعَفَاؤُهُمْ فَقُلْتُ بَلْ ضُعَفَاؤُهُمْ‏.‏ قَالَ أَيَزِيدُونَ أَمْ يَنْقُصُونَ قُلْتُ بَلْ يَزِيدُونَ‏.‏ قَالَ فَهَلْ يَرْتَدُّ أَحَدٌ مِنْهُمْ سَخْطَةً لِدِينِهِ بَعْدَ أَنْ يَدْخُلَ فِيهِ قُلْتُ لاَ‏.‏ قَالَ فَهَلْ كُنْتُمْ تَتَّهِمُونَهُ بِالْكَذِبِ قَبْلَ أَنْ يَقُولَ مَا قَالَ قُلْتُ لاَ‏.‏ قَالَ فَهَلْ يَغْدِرُ قُلْتُ لاَ، وَنَحْنُ مِنْهُ فِي مُدَّةٍ لاَ نَدْرِي مَا هُوَ فَاعِلٌ فِيهَا‏.‏ قَالَ وَلَمْ تُمْكِنِّي كَلِمَةٌ أُدْخِلُ فِيهَا شَيْئًا غَيْرُ هَذِهِ الْكَلِمَةِ‏.‏ قَالَ فَهَلْ قَاتَلْتُمُوهُ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَكَيْفَ كَانَ قِتَالُكُمْ إِيَّاهُ قُلْتُ الْحَرْبُ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُ سِجَالٌ، يَنَالُ مِنَّا وَنَنَالُ مِنْهُ‏.‏ قَالَ مَاذَا يَأْمُرُكُمْ قُلْتُ يَقُولُ اعْبُدُوا اللَّهَ وَحْدَهُ، وَلاَ تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا، وَاتْرُكُوا مَا يَقُولُ آبَاؤُكُمْ، وَيَأْمُرُنَا بِالصَّلاَةِ وَالصِّدْقِ وَالْعَفَافِ وَالصِّلَةِ‏.‏ فَقَالَ لِلتَّرْجُمَانِ قُلْ لَهُ سَأَلْتُكَ عَنْ نَسَبِهِ، فَذَكَرْتَ أَنَّهُ فِيكُمْ ذُو نَسَبٍ، فَكَذَلِكَ الرُّسُلُ تُبْعَثُ فِي نَسَبِ قَوْمِهَا، وَسَأَلْتُكَ هَلْ قَالَ أَحَدٌ مِنْكُمْ هَذَا الْقَوْلَ فَذَكَرْتَ أَنْ لاَ، فَقُلْتُ لَوْ كَانَ أَحَدٌ قَالَ هَذَا الْقَوْلَ قَبْلَهُ لَقُلْتُ رَجُلٌ يَأْتَسِي بِقَوْلٍ قِيلَ قَبْلَهُ، وَسَأَلْتُكَ هَلْ كَانَ مِنْ آبَائِهِ مِنْ مَلِكٍ فَذَكَرْتَ أَنْ لاَ، قُلْتُ فَلَوْ كَانَ مِنْ آبَائِهِ مِنْ مَلِكٍ قُلْتُ رَجُلٌ يَطْلُبُ مُلْكَ أَبِيهِ، وَسَأَلْتُكَ هَلْ كُنْتُمْ تَتَّهِمُونَهُ بِالْكَذِبِ قَبْلَ أَنْ يَقُولَ مَا قَالَ فَذَكَرْتَ أَنْ لاَ، فَقَدْ أَعْرِفُ أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ لِيَذَرَ الْكَذِبَ عَلَى النَّاسِ وَيَكْذِبَ عَلَى اللَّهِ، وَسَأَلْتُكَ أَشْرَافُ النَّاسِ اتَّبَعُوهُ أَمْ ضُعَفَاؤُهُمْ فَذَكَرْتَ أَنَّ ضُعَفَاءَهُمُ اتَّبَعُوهُ، وَهُمْ أَتْبَاعُ الرُّسُلِ، وَسَأَلْتُكَ أَيَزِيدُونَ أَمْ يَنْقُصُونَ فَذَكَرْتَ أَنَّهُمْ يَزِيدُونَ، وَكَذَلِكَ أَمْرُ الإِيمَانِ حَتَّى يَتِمَّ، وَسَأَلْتُكَ أَيَرْتَدُّ أَحَدٌ سَخْطَةً لِدِينِهِ بَعْدَ أَنْ يَدْخُلَ فِيهِ فَذَكَرْتَ أَنْ لاَ، وَكَذَلِكَ الإِيمَانُ حِينَ تُخَالِطُ بَشَاشَتُهُ الْقُلُوبَ، وَسَأَلْتُكَ هَلْ يَغْدِرُ فَذَكَرْتَ أَنْ لاَ، وَكَذَلِكَ الرُّسُلُ لاَ تَغْدِرُ، وَسَأَلْتُكَ بِمَا يَأْمُرُكُمْ، فَذَكَرْتَ أَنَّهُ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَعْبُدُوا اللَّهَ، وَلاَ تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا، وَيَنْهَاكُمْ عَنْ عِبَادَةِ الأَوْثَانِ، وَيَأْمُرُكُمْ بِالصَّلاَةِ وَالصِّدْقِ وَالْعَفَافِ‏.‏ فَإِنْ كَانَ مَا تَقُولُ حَقًّا فَسَيَمْلِكُ مَوْضِعَ قَدَمَىَّ هَاتَيْنِ، وَقَدْ كُنْتُ أَعْلَمُ أَنَّهُ خَارِجٌ، لَمْ أَكُنْ أَظُنُّ أَنَّهُ مِنْكُمْ، فَلَوْ أَنِّي أَعْلَمُ أَنِّي أَخْلُصُ إِلَيْهِ لَتَجَشَّمْتُ لِقَاءَهُ، وَلَوْ كُنْتُ عِنْدَهُ لَغَسَلْتُ عَنْ قَدَمِهِ‏.‏ ثُمَّ دَعَا بِكِتَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّذِي بَعَثَ بِهِ دِحْيَةُ إِلَى عَظِيمِ بُصْرَى، فَدَفَعَهُ إِلَى هِرَقْلَ فَقَرَأَهُ فَإِذَا فِيهِ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ‏.‏ مِنْ مُحَمَّدٍ عَبْدِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى هِرَقْلَ عَظِيمِ الرُّومِ‏.‏ سَلاَمٌ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى، أَمَّا بَعْدُ فَإِنِّي أَدْعُوكَ بِدِعَايَةِ الإِسْلاَمِ، أَسْلِمْ تَسْلَمْ، يُؤْتِكَ اللَّهُ أَجْرَكَ مَرَّتَيْنِ، فَإِنْ تَوَلَّيْتَ فَإِنَّ عَلَيْكَ إِثْمَ الأَرِيسِيِّينَ وَ‏{‏يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَنْ لاَ نَعْبُدَ إِلاَّ اللَّهَ وَلاَ نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَلاَ يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَّا مُسْلِمُونَ‏}‏ قَالَ أَبُو سُفْيَانَ فَلَمَّا قَالَ مَا قَالَ، وَفَرَغَ مِنْ قِرَاءَةِ الْكِتَابِ كَثُرَ عِنْدَهُ الصَّخَبُ، وَارْتَفَعَتِ الأَصْوَاتُ وَأُخْرِجْنَا، فَقُلْتُ لأَصْحَابِي حِينَ أُخْرِجْنَا لَقَدْ أَمِرَ أَمْرُ ابْنِ أَبِي كَبْشَةَ، إِنَّهُ يَخَافُهُ مَلِكُ بَنِي الأَصْفَرِ‏.‏ فَمَا زِلْتُ مُوقِنًا أَنَّهُ سَيَظْهَرُ حَتَّى أَدْخَلَ اللَّهُ عَلَىَّ الإِسْلاَمَ‏.‏ وَكَانَ ابْنُ النَّاظُورِ صَاحِبُ إِيلِيَاءَ وَهِرَقْلَ سُقُفًّا عَلَى نَصَارَى الشَّأْمِ، يُحَدِّثُ أَنَّ هِرَقْلَ حِينَ قَدِمَ إِيلِيَاءَ أَصْبَحَ يَوْمًا خَبِيثَ النَّفْسِ، فَقَالَ بَعْضُ بَطَارِقَتِهِ قَدِ اسْتَنْكَرْنَا هَيْئَتَكَ‏.‏ قَالَ ابْنُ النَّاظُورِ وَكَانَ هِرَقْلُ حَزَّاءً يَنْظُرُ فِي النُّجُومِ، فَقَالَ لَهُمْ حِينَ سَأَلُوهُ إِنِّي رَأَيْتُ اللَّيْلَةَ حِينَ نَظَرْتُ فِي النُّجُومِ مَلِكَ الْخِتَانِ قَدْ ظَهَرَ، فَمَنْ يَخْتَتِنُ مِنْ هَذِهِ الأُمَّةِ قَالُوا لَيْسَ يَخْتَتِنُ إِلاَّ الْيَهُودُ فَلاَ يُهِمَّنَّكَ شَأْنُهُمْ وَاكْتُبْ إِلَى مَدَايِنِ مُلْكِكَ، فَيَقْتُلُوا مَنْ فِيهِمْ مِنَ الْيَهُودِ‏.‏ فَبَيْنَمَا هُمْ عَلَى أَمْرِهِمْ أُتِيَ هِرَقْلُ بِرَجُلٍ أَرْسَلَ بِهِ مَلِكُ غَسَّانَ، يُخْبِرُ عَنْ خَبَرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا اسْتَخْبَرَهُ هِرَقْلُ قَالَ اذْهَبُوا فَانْظُرُوا أَمُخْتَتِنٌ هُوَ أَمْ لاَ‏.‏ فَنَظَرُوا إِلَيْهِ، فَحَدَّثُوهُ أَنَّهُ مُخْتَتِنٌ، وَسَأَلَهُ عَنِ الْعَرَبِ فَقَالَ هُمْ يَخْتَتِنُونَ‏.‏ فَقَالَ هِرَقْلُ هَذَا مَلِكُ هَذِهِ الأُمَّةِ قَدْ ظَهَرَ‏.‏ ثُمَّ كَتَبَ هِرَقْلُ إِلَى صَاحِبٍ لَهُ بِرُومِيَةَ، وَكَانَ نَظِيرَهُ فِي الْعِلْمِ، وَسَارَ هِرَقْلُ إِلَى حِمْصَ، فَلَمْ يَرِمْ حِمْصَ حَتَّى أَتَاهُ كِتَابٌ مِنْ صَاحِبِهِ يُوَافِقُ رَأْىَ هِرَقْلَ عَلَى خُرُوجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَّهُ نَبِيٌّ، فَأَذِنَ هِرَقْلُ لِعُظَمَاءِ الرُّومِ فِي دَسْكَرَةٍ لَهُ بِحِمْصَ ثُمَّ أَمَرَ بِأَبْوَابِهَا فَغُلِّقَتْ، ثُمَّ اطَّلَعَ فَقَالَ يَا مَعْشَرَ الرُّومِ، هَلْ لَكُمْ فِي الْفَلاَحِ وَالرُّشْدِ وَأَنْ يَثْبُتَ مُلْكُكُمْ فَتُبَايِعُوا هَذَا النَّبِيَّ، فَحَاصُوا حَيْصَةَ حُمُرِ الْوَحْشِ إِلَى الأَبْوَابِ، فَوَجَدُوهَا قَدْ غُلِّقَتْ، فَلَمَّا رَأَى هِرَقْلُ نَفْرَتَهُمْ، وَأَيِسَ مِنَ الإِيمَانِ قَالَ رُدُّوهُمْ عَلَىَّ‏.‏ وَقَالَ إِنِّي قُلْتُ مَقَالَتِي آنِفًا أَخْتَبِرُ بِهَا شِدَّتَكُمْ عَلَى دِينِكُمْ، فَقَدْ رَأَيْتُ‏.‏ فَسَجَدُوا لَهُ وَرَضُوا عَنْهُ، فَكَانَ ذَلِكَ آخِرَ شَأْنِ هِرَقْلَ‏.‏ رَوَاهُ صَالِحُ بْنُ كَيْسَانَ وَيُونُسُ وَمَعْمَرٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ‏.‏

Ebu'l-Yeman el-Hakem b. Nafi bize tahdis etti, dedi ki: Şuayb bize haber verdi; Zühri'den. [Zühri] dedi ki: Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mes'ud bana haber verdi; Abdullah b. Abbas ona haber vermiş; [ona da] Ebu Süfyan b. Harb haber vermiş ki: Heraklius, -Kureyş'ten bir kafile içinde kendisi de bulunduğu sırada- ona elçi gönderip [çağırmış]. Onlar [bu sırada] Şam'da ticaret yapıyorlarmış. Bu, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile Ebu Süfyan ve Kureyş kafirleri arasındaki [Hudeybiye] antlaşması süresi içinde olmuştu. Onlar İlya'da (Kudüs) iken [Heraklius'a] geldiler. [Heraklius] meclisinde, etrafında Rum büyükleri varken onları çağırdı. Sonra onları ve tercümanını çağırdı. Dedi ki: “Bu peygamber olduğunu iddia eden adama soyca en yakınınız hanginiz?” Ebu Süfyan dedi ki: “Soyca en yakınları benim” dedim. Dedi ki: “Onu bana yaklaştırın, arkadaşlarını da yaklaştırın ve onları arkasına koyun.” Sonra tercümanına dedi ki: “Onlara de ki: Ben buna, şu adam hakkında soru soracağım. Eğer bana yalan söylerse onu yalanlayın.” [Ebu Süfyan] dedi ki: “Vallahi, benim hakkımda yalan nakletmelerinden utanmasaydım onun hakkında yalan söylerdim.” Sonra bana onun hakkında sorduğu ilk şey şuydu, dedi ki: “İçinizde onun soyu nasıldır?” Dedim ki: “O, içimizde soylu birisidir.” Dedi ki: “Sizden hiç kimse ondan önce bu sözü (peygamberlik iddiasını) söyledi mi?” Dedim ki: “Hayır.” Dedi ki: “Atalarından hiç melik (kral) var mıydı?” Dedim ki: “Hayır.” Dedi ki: “Ona insanların eşrafı mı tabi oluyor, yoksa zayıfları mı?” Dedim ki: “Bilakis zayıfları.” Dedi ki: “Artıyorlar mı, yoksa eksiliyorlar mı?” Dedim ki: “Bilakis artıyorlar.” Dedi ki: “Ona girdikten sonra dini beğenmeyip irtidad eden (dininden dönen) kimse var mı?” Dedim ki: “Hayır.” Dedi ki: “O, söylediği şeyi söylemeden önce onu hiç yalanla itham eder miydiniz?” Dedim ki: “Hayır.” Dedi ki: “Hiç gadreder mi (sözünde durmazlık eder mi)?” Dedim ki: “Hayır. Biz [şu an] onunla bir sürede (antlaşma döneminde) bulunuyoruz. Bunda ne yapacağını bilmiyoruz.” [Ebu Süfyan] dedi ki: “Bu sözden başka, içine bir şey katabileceğim hiçbir söz [araya] sokamadım.” Dedi ki: “Onunla savaştınız mı?” Dedim ki: “Evet.” Dedi ki: “Sizin savaşınız nasıl oldu?” Dedim ki: “Aramızdaki savaş nöbetleşedir (kovalar gibidir). O bizden alır (yener), biz ondan alırız.” Dedi ki: “Size ne emrediyor?” Dedim ki: “Diyor ki: Sadece Allah'a ibadet edin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, babalarınızın söylediklerini terk edin. Bize namazı, sadakati (doğruluğu), afafı (iffeti) ve sılayı (akrabayı gözetmeyi) emrediyor.” Bunun üzerine [Heraklius] tercümana dedi ki: “Ona de ki: Sana soyunu sordum; içinizde soylu biri olduğunu zikrettin. Peygamberler de böyledir, kavimlerinin soyları içinde gönderilirler. Sana, içinizden birinin bu sözü söyleyip söylemediğini sordum; hayır dedin. Dedim ki: Eğer ondan önce biri bu sözü söylemiş olsaydı, ‘kendinden önce söylenmiş bir söze uyan bir adamdır’ derdim. Sana, atalarından bir melik olup olmadığını sordum; hayır dedin. Dedim ki: Eğer atalarından bir melik olsaydı, ‘babasının mülkünü (krallığını) geri isteyen bir adamdır’ derdim. Sana, söylediği şeyi söylemeden önce onu yalanla itham edip etmediğinizi sordum; hayır dedin. Ben de bildim ki, insanlara yalan söylemeyi bırakıp da Allah'a yalan söylecek değildir. Sana, ona insanların eşrafının mı yoksa zayıflarının mı tabi olduğunu sordum; zayıflarının tabi olduğunu zikrettin. İşte onlar [tarih boyunca] peygamberlerin tabileridir. Sana, artıyorlar mı yoksa eksiliyorlar mı diye sordum; arttıklarını zikrettin. İman işi tamamlanıncaya kadar böyledir. Sana, dini beğenmeyip irtidad eden var mı diye sordum; hayır dedin. İman [müjdesi] kalplerin ferahlığına karıştığı zaman böyledir. Sana, gadreder mi diye sordum; hayır dedin. Peygamberler de böyledir, gadretmezler. Sana, size ne emrettiğini sordum; Allah'a ibadet etmenizi ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamanızı emrettiğini, putlara tapmaktan nehyettiğini, namazı, sadakati ve iffeti emrettiğini zikrettin. Eğer bu söylediklerin hak ise, şu iki ayağımın bastığı yere yakında malik olacaktır. Ben onun ortaya çıkacağını biliyordum, fakat sizden olacağını sanmıyordum. Eğer ona ulaşacağımı bilseydim, onunla buluşmak için her zahmete katlanırdım. Yanında olsaydım ayaklarını yıkardım.” Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Dıhye ile Busra büyüğüne (valisine) gönderdiği, onun da Heraklius'a ilettiği mektubu istedi. Onu okudu. İçinde şunlar vardı: “Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Allah'ın kulu ve Resulü Muhammed'den, Rum'un büyüğü Heraklius'a. Hidayete tabi olanlara selam olsun. Bundan sonra; Seni İslam davetine çağırıyorum. Müslüman ol ki selamette olasın. Allah ecrini sana iki defa versin. Eğer yüz çevirirsen, Arîsiyyînin (tebaanın/çiftçilerin) günahı senin üzerine olur. Ve { يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَنْ لاَ نَعْبُدَ إِلاَّ اللَّهَ وَلاَ نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَلاَ يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَّا مُسْلِمُونَ } ‘Ey Ehl-i Kitap! Bizimle sizin aranızda ortak bir kelimeye gelin: Ancak Allah'a ibadet edelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp birbirimizi rabler edinmeyelim. Eğer yüz çevirirlerse deyin ki: Şahit olun, biz muhakkak Müslümanlarız.’” Ebu Süfyan dedi ki: “Söyleyeceğini söyleyip mektubu okumayı bitirince, yanında gürültü çoğaldı ve sesler yükseldi. Biz de dışarı çıkarıldık. Dışarı çıkarıldığımızda arkadaşlarıma dedim ki: ‘İbn Ebi Kebşe'nin işi (emri) gerçekten büyüdü (emira). Beni Asfar'ın (Rumların) meliki ondan korkuyor!’ Allah İslam'ı içime sokuncaya kadar onun galip geleceğine kesin inanmaya devam ettim.” İlya ve Heraklius'un sahibi (dostu/tanıdığı) olan ve Şam Hıristiyanlarının piskoposu bulunan İbnü'n-Nâzûr şunu anlatır: “Heraklius İlya'ya geldiği zaman bir gün sabahleyin nefsi (keyfi) bozuk (kötü/endişeli) olarak uyandı. Patriklerinden bazıları: ‘Senin halini (dış görünüşünü) hoş görmüyoruz (yadırgadık)’ dediler.” İbnü'n-Nâzûr dedi ki: “Heraklius yıldızlara bakan bir müneccim (kahin/hazzâ) idi. Ona sorduklarında onlara şöyle dedi: ‘Bu gece yıldızlara baktığımda Sünnet Meliki'nin (Hitan Kralı'nın) ortaya çıkmış (zuhur etmiş) olduğunu gördüm. Bu ümmetten kimler sünnet olur (hitan edilir)?’ Dediler ki: ‘Yahudilerden başkası sünnet olmaz. Onların durumu seni endişelendirmesin. Mülkünün (ülkenin) şehirlerine yaz, oradaki Yahudileri öldürsünler.’ Onlar bu iş üzerindeyken, Heraklius'a, Gassan Meliki tarafından gönderilen ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in haberini anlatan bir adam getirildi. Heraklius ondan haberi (bilgiyi) alınca dedi ki: ‘Gidin, bakın o sünnetli mi, değil mi?’ Ona baktılar ve sünnetli olduğunu ona haber verdiler. Ona Arapları sordu. ‘Onlar sünnet olurlar’ dedi. Bunun üzerine Heraklius: ‘İşte bu, bu ümmetin melikidir (kralıdır); ortaya çıkmıştır’ dedi. Sonra Heraklius, Rumiyye'deki (Roma'daki) bir arkadaşına -ki ilimde onun dengiydi- yazdı. Kendisi Humus'a yürüdü. Henüz Humus'tan çıkmamıştı ki arkadaşından, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in zuhuru (çıkışı) ve onun peygamber olduğu konusunda Heraklius'un görüşüne (reyine) muvafakat eden mektubu geldi. Bunun üzerine Heraklius, Humus'taki sarayında (deskeresinde) Rum büyüklerine izin verdi (onları topladı). Sonra kapıların kilitlenmesini emretti ve kilitlendi. Sonra [yüksek bir yere] çıkıp dedi ki: ‘Ey Rum topluluğu! Felahı, rüşdü (doğruluğu) ve mülkünüzün (krallığınızın) sabit kalmasını ister misiniz? Öyleyse bu Nebi'ye biat ediniz!’ [Bunu duyunca] yaban eşeklerinin ürkmesi gibi kapılara ürktüler (kaçıştılar), ama onları kilitlenmiş buldular. Heraklius onların nefretini görüp imanlarından ümitsizliğe düşünce dedi ki: ‘Onları bana geri çevirin.’ Dedi ki: ‘Ben az önce söylediğim sözü, sizin dininize olan bağlılığınızı (şiddetinizi) sınamak için söyledim. Muhakkak ki [bunu] gördüm.’ Bunun üzerine ona secde ettiler ve ondan razı oldular. İşte Heraklius'un son durumu bu oldu.” [Buhari dedi ki:] Bunu Salih b. Keysan, Yunus ve Ma'mer; Zühri'den rivayet ettiler.