2307. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ وَزَعَمَ عُرْوَةُ أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، وَالْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، أَخْبَرَاهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَامَ حِينَ جَاءَهُ وَفْدُ هَوَازِنَ مُسْلِمِينَ، فَسَأَلُوهُ أَنْ يَرُدَّ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَسَبْيَهُمْ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَحَبُّ الْحَدِيثِ إِلَىَّ أَصْدَقُهُ. فَاخْتَارُوا إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ إِمَّا السَّبْىَ، وَإِمَّا الْمَالَ، وَقَدْ كُنْتُ اسْتَأْنَيْتُ بِهِمْ ". وَقَدْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم انْتَظَرَهُمْ بِضْعَ عَشْرَةَ لَيْلَةً، حِينَ قَفَلَ مِنَ الطَّائِفِ، فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَيْرُ رَادٍّ إِلَيْهِمْ إِلاَّ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ قَالُوا فَإِنَّا نَخْتَارُ سَبْيَنَا. فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمُسْلِمِينَ، فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ إِخْوَانَكُمْ هَؤُلاَءِ قَدْ جَاءُونَا تَائِبِينَ، وَإِنِّي قَدْ رَأَيْتُ أَنْ أَرُدَّ إِلَيْهِمْ سَبْيَهُمْ، فَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يُطَيِّبَ بِذَلِكَ فَلْيَفْعَلْ، وَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يَكُونَ عَلَى حَظِّهِ حَتَّى نُعْطِيَهُ إِيَّاهُ مِنْ أَوَّلِ مَا يُفِيءُ اللَّهُ عَلَيْنَا فَلْيَفْعَلْ ". فَقَالَ النَّاسُ قَدْ طَيَّبْنَا ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّا لاَ نَدْرِي مَنْ أَذِنَ مِنْكُمْ فِي ذَلِكَ مِمَّنْ لَمْ يَأْذَنْ، فَارْجِعُوا حَتَّى يَرْفَعُوا إِلَيْنَا عُرَفَاؤُكُمْ أَمْرَكُمْ ". فَرَجَعَ النَّاسُ فَكَلَّمَهُمْ عُرَفَاؤُهُمْ، ثُمَّ رَجَعُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرُوهُ أَنَّهُمْ قَدْ طَيَّبُوا وَأَذِنُوا.
Saîd b. Ufeyr bize tahdis etti, [o] dedi ki: Leys bize tahdis etti, [o] dedi ki: Ukayl bize tahdis etti. [O] İbn Şihâb’dan [nakletti]. [İbn Şihâb] dedi ki: Urve’nin naklettiğine göre; Mervân b. el-Hakem ve Misver b. Mahrame ona, Hevâzin heyeti Müslüman olarak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip [savaşta alınan] mallarının ve esirlerinin geri verilmesini istediklerinde [yaşananları şöyle] haber verdiler: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara: “Benim en sevdiğim söz, en doğru olanıdır. Şu iki gruptan (seçenekten) birini tercih edin: Ya esirleri ya da malları. Ben [bu karar için] onları [ashabımı] bekletmiştim” buyurdu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Taif’ten döndükten sonra onları on küsur gece beklemişti. Hevâzin heyeti, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bu iki gruptan ancak birini iade edeceğini anlayınca: “Biz esirlerimizi tercih ediyoruz” dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Müslümanlar arasında ayağa kalktı, Allah’a layık olduğu şekilde hamd ü senâda bulunduktan sonra şöyle buyurdu: “Ammâ ba’d: Şu kardeşleriniz bize tövbe ederek geldiler. Ben de esirlerini onlara geri vermeyi uygun gördüm. Sizden kim bunu gönül hoşluğuyla yapmak isterse yapsın. Kim de kendi payını [şimdi vermeyip] elinde tutmak isterse, Allah’ın bize vereceği ilk ganimetten onun payını verinceye kadar beklesin.” Bunun üzerine insanlar: “Ey Allah’ın Resûlü! Biz bunu gönül hoşluğuyla kabul ettik” dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ise: “Biz, sizden kimin izin verip kimin vermediğini [ayrı ayrı] bilemiyoruz. Şimdi geri dönün; temsilcileriniz (urefâ) durumunuzu [inceleyip] bize bildirsinler” buyurdu. İnsanlar döndüler, temsilcileri onlarla konuştu. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e dönerek herkesin gönül hoşluğuyla izin verdiğini haber verdiler.