2309. Hadis
حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ، وَغَيْرِهِ،، يَزِيدُ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ، وَلَمْ يُبَلِّغْهُ كُلُّهُمْ رَجُلٌ وَاحِدٌ مِنْهُمْ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ، فَكُنْتُ عَلَى جَمَلٍ ثَفَالٍ، إِنَّمَا هُوَ فِي آخِرِ الْقَوْمِ، فَمَرَّ بِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مَنْ هَذَا ". قُلْتُ جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ. قَالَ " مَا لَكَ ". قُلْتُ إِنِّي عَلَى جَمَلٍ ثَفَالٍ. قَالَ " أَمَعَكَ قَضِيبٌ ". قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " أَعْطِنِيهِ ". فَأَعْطَيْتُهُ فَضَرَبَهُ فَزَجَرَهُ، فَكَانَ مِنْ ذَلِكَ الْمَكَانِ مِنْ أَوَّلِ الْقَوْمِ قَالَ " بِعْنِيهِ ". فَقُلْتُ بَلْ هُوَ لَكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " بِعْنِيهِ قَدْ أَخَذْتُهُ بِأَرْبَعَةِ دَنَانِيرَ، وَلَكَ ظَهْرُهُ إِلَى الْمَدِينَةِ ". فَلَمَّا دَنَوْنَا مِنَ الْمَدِينَةِ أَخَذْتُ أَرْتَحِلُ. قَالَ " أَيْنَ تُرِيدُ ". قُلْتُ تَزَوَّجْتُ امْرَأَةً قَدْ خَلاَ مِنْهَا. قَالَ " فَهَلاَّ جَارِيَةً تُلاَعِبُهَا وَتُلاَعِبُكَ ". قُلْتُ إِنَّ أَبِي تُوُفِّيَ وَتَرَكَ بَنَاتٍ، فَأَرَدْتُ أَنْ أَنْكِحَ امْرَأَةً قَدْ جَرَّبَتْ خَلاَ مِنْهَا. قَالَ " فَذَلِكَ ". فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ قَالَ " يَا بِلاَلُ اقْضِهِ وَزِدْهُ ". فَأَعْطَاهُ أَرْبَعَةَ دَنَانِيرَ، وَزَادَهُ قِيرَاطًا. قَالَ جَابِرٌ لاَ تُفَارِقُنِي زِيَادَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَلَمْ يَكُنِ الْقِيرَاطُ يُفَارِقُ جِرَابَ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ.
el-Mekkî b. İbrâhîm bize tahdis etti, [o] dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi. [O] Atâ b. Ebî Rabâh ve başkalarından [nakletti]. Onlardan her biri diğerinden daha fazla bilgi vermiş, [ancak] hepsi bu [haberi] bir tek kişiden (Câbir’den) ulaştırmışlardır. Câbir b. Abdullah radıyallâhu anhumâ şöyle dedi: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile bir yolculuktaydım. Yavaş giden (sefâl) bir deve üzerindeydim ve kafilenin en sonunda kalmıştım. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem yanıma uğradı ve: ‘Bu kim?’ diye sordu. ‘Câbir b. Abdullah’ dedim. ‘Neyin var (neden geride kaldın)?’ dedi. ‘Yavaş giden bir deve üzerindeydim’ dedim. ‘Yanında bir değnek var mı?’ diye sordu. ‘Evet’ dedim. ‘Onu bana ver’ dedi. Ona verdim, [onunla deveye] vurdu ve onu hızlandırdı. O andan itibaren [deve] kafilenin en önündekilerden oldu. [Nebi]: ‘Onu bana sat’ buyurdu. Ben: ‘Bilakis o senindir (hediyemdir) ey Allah’ın Resûlü’ dedim. [Nebi]: ‘Onu bana sat; onu dört dinar karşılığında aldım. Medine’ye varıncaya kadar sırtı (binme hakkı) senindir’ buyurdu. Medine’ye yaklaştığımızda yola koyulmaya hazırlandım. [Nebi]: ‘Nereye gitmek istiyorsun?’ diye sordu. ‘Daha önce evlenmiş (seyyib) bir kadınla evlendim’ dedim. [Nebi]: ‘Kendisiyle oynaşacağın, seninle oynaşacak bakire bir kızla evlenseydin ya!’ buyurdu. ‘Babam vefat etti ve geride kız çocukları bıraktı. Bu yüzden tecrübeli ve [yaşça] onlardan büyük bir kadınla evlenmek istedim’ dedim. [Resûlullah]: ‘Öyleyse [doğru olan] budur’ buyurdu. Medine’ye vardığımızda: ‘Ey Bilâl! Onun [parasını] öde ve üzerine de ekle’ buyurdu. Bilâl dört dinarı verdi, üzerine de bir kırat ekledi.” Câbir: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in [bana verdiği] o fazlalık benden asla ayrılmayacak” demişti. O kırat, Câbir b. Abdullah’ın kesesinden hiç ayrılmadı.