2299. Hadis
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ أَتَصَدَّقَ بِجِلاَلِ الْبُدْنِ الَّتِي نُحِرَتْ وَبِجُلُودِهَا.
Kabîsa bize tahdis etti, [o] dedi ki: Süfyân bize tahdis etti. [O] İbn Ebî Necîh’den; [o] Mücâhid’den; [o] Abdurrahmân b. Ebî Leylâ’dan; [o da] Alî radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem; kurban edilen develerin üzerindeki çulları (cilâl) ve derilerini sadaka olarak dağıtmamı bana emretti.”
2300. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْطَاهُ غَنَمًا يَقْسِمُهَا عَلَى صَحَابَتِهِ، فَبَقِيَ عَتُودٌ فَذَكَرَهُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ "ضَحِّ بِهِ أَنْتَ
Amr b. Hâlid bize tahdis etti, [o] dedi ki: Leys bize tahdis etti. [O] Yezîd’den; [o] Ebû’l-Hayr’dan; [o da] Ukbe b. Âmir radıyallâhu anh’dan [naklederek şöyle dedi]: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, ashabına paylaştırması için ona bir miktar koyun verdi. [Paylaştırma sonunda] bir yaşını doldurmamış bir oğlak (atûd) kaldı. Bunu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e zikredince [Nebi]: ‘Onu da sen kurban et’ buyurdu.”
2301. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي يُوسُفُ بْنُ الْمَاجِشُونِ، عَنْ صَالِحِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَاتَبْتُ أُمَيَّةَ بْنَ خَلَفٍ كِتَابًا بِأَنْ يَحْفَظَنِي فِي صَاغِيَتِي بِمَكَّةَ، وَأَحْفَظَهُ فِي صَاغِيَتِهِ بِالْمَدِينَةِ، فَلَمَّا ذَكَرْتُ الرَّحْمَنَ قَالَ لاَ أَعْرِفُ الرَّحْمَنَ، كَاتِبْنِي بِاسْمِكَ الَّذِي كَانَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ. فَكَاتَبْتُهُ عَبْدُ عَمْرٍو فَلَمَّا كَانَ فِي يَوْمِ بَدْرٍ خَرَجْتُ إِلَى جَبَلٍ لأُحْرِزَهُ حِينَ نَامَ النَّاسُ فَأَبْصَرَهُ بِلاَلٌ فَخَرَجَ حَتَّى وَقَفَ عَلَى مَجْلِسٍ مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالَ أُمَيَّةُ بْنُ خَلَفٍ، لاَ نَجَوْتُ إِنْ نَجَا أُمَيَّةُ. فَخَرَجَ مَعَهُ فَرِيقٌ مِنَ الأَنْصَارِ فِي آثَارِنَا، فَلَمَّا خَشِيتُ أَنْ يَلْحَقُونَا خَلَّفْتُ لَهُمُ ابْنَهُ، لأَشْغَلَهُمْ فَقَتَلُوهُ ثُمَّ أَبَوْا حَتَّى يَتْبَعُونَا، وَكَانَ رَجُلاً ثَقِيلاً، فَلَمَّا أَدْرَكُونَا قُلْتُ لَهُ ابْرُكْ. فَبَرَكَ، فَأَلْقَيْتُ عَلَيْهِ نَفْسِي لأَمْنَعَهُ، فَتَخَلَّلُوهُ بِالسُّيُوفِ مِنْ تَحْتِي، حَتَّى قَتَلُوهُ، وَأَصَابَ أَحَدُهُمْ رِجْلِي بِسَيْفِهِ، وَكَانَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ يُرِينَا ذَلِكَ الأَثَرَ فِي ظَهْرِ قَدَمِهِ. قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ سَمِعَ يُوسُفُ صَالِحًا وَإِبْرَاهِيمُ أَبَاهُ
Abdülazîz b. Abdullah bize tahdis etti, [o] dedi ki: Yûsuf b. el-Mâcişûn bana, Sâlih b. İbrâhîm b. Abdurrahmân b. Avf’tan; [o] babasından; [o da] dedesi Abdurrahmân b. Avf radıyallâhu anh’dan [naklederek] tahdis etti [ve şöyle] dedi: “Mekke’deki mallarımı ve yakınlarımı (sâgiyetî) koruması, benim de onun Medine’deki mallarını ve yakınlarını korumam üzere Ümeyye b. Halef ile yazılı bir anlaşma yaptım. [Anlaşma metninde] ‘er-Rahmân’ ismini zikredince [Ümeyye]: ‘Ben Rahmân’ı tanımıyorum; benimle Câhiliye’deki isminle anlaşma yap’ dedi. Bunun üzerine onunla ‘Abdü Amr’ ismimle anlaştım. Bedir günü gelince, insanlar uyuduğu sırada onu korumak için bir dağa çıkardım. Fakat Bilâl onu gördü ve Ensâr’ın toplandığı bir yere giderek: ‘İşte Ümeyye b. Halef! Eğer Ümeyye kurtulursa ben kurtulmayayım (ölmüş olayım)!’ dedi. Bunun üzerine Ensâr’dan bir grup bizim peşimize düştü. Bize yetişmelerinden korkunca, onları meşgul etmek için Ümeyye’nin oğlunu geride bıraktım; onu öldürdüler fakat yine de peşimizi bırakmadılar. Ümeyye ağır cüsseli bir adamdı. Bize yetiştiklerinde ona: ‘Çök!’ dedim, o da çöktü. Onu korumak için kendimi üzerine attım fakat [Ensâr] kılıçlarını altımdan sokarak onu öldürdüler. Hatta onlardan biri kılıcıyla ayağımı [da] yaraladı.” [Ravi] Abdurrahmân b. Avf’ın, ayağının üstündeki o yara izini bize gösterdiğini söyledi. Ebû Abdullah [Buhârî] dedi ki: Yûsuf, Sâlih’ten; İbrâhîm de babasından işitmiştir.
2302. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الْمَجِيدِ بْنِ سُهَيْلِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، وَأَبِي، هُرَيْرَةَ رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اسْتَعْمَلَ رَجُلاً عَلَى خَيْبَرَ، فَجَاءَهُمْ بِتَمْرٍ جَنِيبٍ فَقَالَ " أَكُلُّ تَمْرِ خَيْبَرَ هَكَذَا ". فَقَالَ إِنَّا لَنَأْخُذُ الصَّاعَ مِنْ هَذَا بِالصَّاعَيْنِ، وَالصَّاعَيْنِ بِالثَّلاَثَةِ. فَقَالَ " لاَ تَفْعَلْ، بِعِ الْجَمْعَ بِالدَّرَاهِمِ، ثُمَّ ابْتَعْ بِالدَّرَاهِمِ جَنِيبًا ". وَقَالَ فِي الْمِيزَانِ مِثْلَ ذَلِكَ.
Abdullah b. Yûsuf bize tahdis etti, [o] dedi ki: Mâlik bize haber verdi. [O] Abdülmecîd b. Süheyl b. Abdurrahmân b. Avf’tan; [o] Saîd b. el-Müseyyeb’den; [o da] Ebû Saîd el-Hudrî ve Ebû Hüreyre radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek şöyle dedi]: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem; bir adamı Hayber’e [vali/memur] tayin etti. [O adam] onlara cenîb (kaliteli) bir hurma getirdi. [Resûlullah]: ‘Hayber’in bütün hurmaları böyle midir?’ diye sordu. [Adam]: ‘[Hayır], biz bu [kaliteli] olanın bir sa’ını [adi olanın] iki sa’ı karşılığında; [yine bunun] iki sa’ını [diğerinin] üç sa’ı karşılığında alırız’ dedi. Bunun üzerine [Resûlullah]: ‘Böyle yapma! [Adi olan] karışık hurmayı dirhemle (para ile) sat; sonra o dirhemlerle kaliteli olanı satın al’ buyurdu. [Resûlullah], tartılan şeyler hakkında da aynını hükmü verdi.”
2304. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، سَمِعَ الْمُعْتَمِرَ، أَنْبَأَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ كَانَتْ لَهُمْ غَنَمٌ تَرْعَى بِسَلْعٍ، فَأَبْصَرَتْ جَارِيَةٌ لَنَا بِشَاةٍ مِنْ غَنَمِنَا مَوْتًا، فَكَسَرَتْ حَجَرًا فَذَبَحَتْهَا بِهِ، فَقَالَ لَهُمْ لاَ تَأْكُلُوا حَتَّى أَسْأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، أَوْ أُرْسِلَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَنْ يَسْأَلُهُ. وَأَنَّهُ سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَاكَ، أَوْ أَرْسَلَ، فَأَمَرَهُ بِأَكْلِهَا. قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَيُعْجِبُنِي أَنَّهَا أَمَةٌ، وَأَنَّهَا ذَبَحَتْ. تَابَعَهُ عَبْدَةُ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ.
İshâk b. İbrâhîm bize tahdis etti, Mu’temir’den işitti. [O] Ubeydullah’tan bize haber verdi. [O] Nâfi’den; [o] İbn Ka’b b. Mâlik’in babasından [naklederek] şöyle tahdis ettiğini işitmiş: Onların Sel’ [dağı] civarında otlayan koyunları vardı. Bizim bir cariyemiz, koyunlarımızdan birinin ölmek üzere olduğunu fark edince hemen bir taşı kırıp [hayvanı] onunla kesti. [Ka’b b. Mâlik]: “Ben Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e soruncaya —veya soracak birini gönderinceye— kadar ondan yemeyin” dedi. [Sonra] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e sordu —veya birini gönderdi—; [Resûlullah] da onun yenilmesini emretti. Ubeydullah: “Onun bir cariye olmasına rağmen [böyle akıllıca davranıp] kesmesi hoşuma gitti” dedi. Abde de Ubeydullah’tan [naklederek] buna mütâbaat etmiştir.
2305. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ لِرَجُلٍ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سِنٌّ مِنَ الإِبِلِ فَجَاءَهُ يَتَقَاضَاهُ فَقَالَ " أَعْطُوهُ ". فَطَلَبُوا سِنَّهُ فَلَمْ يَجِدُوا لَهُ إِلاَّ سِنًّا فَوْقَهَا. فَقَالَ " أَعْطُوهُ ". فَقَالَ أَوْفَيْتَنِي أَوْفَى اللَّهُ بِكَ. قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ خِيَارَكُمْ أَحْسَنُكُمْ قَضَاءً ".
Ebû Nuaym bize tahdis etti, [o] dedi ki: Süfyân bize tahdis etti. [O] Seleme’den; [o] Ebû Seleme’den; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: “Bir adamın Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den belirli yaşta bir deve alacağı vardı. [Adam] onu istemek üzere geldi. [Resûlullah]: ‘Ona [borcunu] verin’ buyurdu. [Sahabiler] o yaştaki bir deveyi aradılar fakat ondan daha üst yaşta olanı dışında [başka deve] bulamadılar. Bunun üzerine [Resûlullah]: ‘Onu verin’ buyurdu. [Borç sahibi]: ‘Bana [borcunu] tam ödedin, Allah da sana olan [mükâfatını] tam eylesin’ dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Sizin en hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyeninizdir’ buyurdu.”
2306. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَتَقَاضَاهُ، فَأَغْلَظَ، فَهَمَّ بِهِ أَصْحَابُهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " دَعُوهُ فَإِنَّ لِصَاحِبِ الْحَقِّ مَقَالاً ". ثُمَّ قَالَ " أَعْطُوهُ سِنًّا مِثْلَ سِنِّهِ ". قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ لاَ نَجِدُ إِلاَّ أَمْثَلَ مِنْ سِنِّهِ. فَقَالَ " أَعْطُوهُ فَإِنَّ مِنْ خَيْرِكُمْ أَحْسَنَكُمْ قَضَاءً ".
Süleymân b. Harb bize tahdis etti, [o] dedi ki: Şu’be bize tahdis etti. [O] Seleme b. Küheyl’den [nakletti]. Ebû Seleme b. Abdurrahmân’ı, Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek şöyle] tahdis ederken işitmiş: Bir adam alacağını istemek üzere Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve ağır konuştu. Bunun üzerine ashabı ona [tepki göstermeye] niyetlendilerse de Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onu bırakın; çünkü hak sahibinin konuşma hakkı vardır” buyurdu. Sonra: “Ona [alacağı] deveyle aynı yaşta bir deve verin” buyurdu. [Sahabiler]: “Ey Allah’ın Resûlü! Onun devesinden daha iyi yaştaki dışında [deve] bulamıyoruz” dediler. [Resûlullah]: “Ona [onu] verin; zira sizin en hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyeninizdir” buyurdu.
2307. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ وَزَعَمَ عُرْوَةُ أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، وَالْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، أَخْبَرَاهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَامَ حِينَ جَاءَهُ وَفْدُ هَوَازِنَ مُسْلِمِينَ، فَسَأَلُوهُ أَنْ يَرُدَّ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَسَبْيَهُمْ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَحَبُّ الْحَدِيثِ إِلَىَّ أَصْدَقُهُ. فَاخْتَارُوا إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ إِمَّا السَّبْىَ، وَإِمَّا الْمَالَ، وَقَدْ كُنْتُ اسْتَأْنَيْتُ بِهِمْ ". وَقَدْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم انْتَظَرَهُمْ بِضْعَ عَشْرَةَ لَيْلَةً، حِينَ قَفَلَ مِنَ الطَّائِفِ، فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَيْرُ رَادٍّ إِلَيْهِمْ إِلاَّ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ قَالُوا فَإِنَّا نَخْتَارُ سَبْيَنَا. فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمُسْلِمِينَ، فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ إِخْوَانَكُمْ هَؤُلاَءِ قَدْ جَاءُونَا تَائِبِينَ، وَإِنِّي قَدْ رَأَيْتُ أَنْ أَرُدَّ إِلَيْهِمْ سَبْيَهُمْ، فَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يُطَيِّبَ بِذَلِكَ فَلْيَفْعَلْ، وَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يَكُونَ عَلَى حَظِّهِ حَتَّى نُعْطِيَهُ إِيَّاهُ مِنْ أَوَّلِ مَا يُفِيءُ اللَّهُ عَلَيْنَا فَلْيَفْعَلْ ". فَقَالَ النَّاسُ قَدْ طَيَّبْنَا ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّا لاَ نَدْرِي مَنْ أَذِنَ مِنْكُمْ فِي ذَلِكَ مِمَّنْ لَمْ يَأْذَنْ، فَارْجِعُوا حَتَّى يَرْفَعُوا إِلَيْنَا عُرَفَاؤُكُمْ أَمْرَكُمْ ". فَرَجَعَ النَّاسُ فَكَلَّمَهُمْ عُرَفَاؤُهُمْ، ثُمَّ رَجَعُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرُوهُ أَنَّهُمْ قَدْ طَيَّبُوا وَأَذِنُوا.
Saîd b. Ufeyr bize tahdis etti, [o] dedi ki: Leys bize tahdis etti, [o] dedi ki: Ukayl bize tahdis etti. [O] İbn Şihâb’dan [nakletti]. [İbn Şihâb] dedi ki: Urve’nin naklettiğine göre; Mervân b. el-Hakem ve Misver b. Mahrame ona, Hevâzin heyeti Müslüman olarak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip [savaşta alınan] mallarının ve esirlerinin geri verilmesini istediklerinde [yaşananları şöyle] haber verdiler: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara: “Benim en sevdiğim söz, en doğru olanıdır. Şu iki gruptan (seçenekten) birini tercih edin: Ya esirleri ya da malları. Ben [bu karar için] onları [ashabımı] bekletmiştim” buyurdu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Taif’ten döndükten sonra onları on küsur gece beklemişti. Hevâzin heyeti, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bu iki gruptan ancak birini iade edeceğini anlayınca: “Biz esirlerimizi tercih ediyoruz” dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Müslümanlar arasında ayağa kalktı, Allah’a layık olduğu şekilde hamd ü senâda bulunduktan sonra şöyle buyurdu: “Ammâ ba’d: Şu kardeşleriniz bize tövbe ederek geldiler. Ben de esirlerini onlara geri vermeyi uygun gördüm. Sizden kim bunu gönül hoşluğuyla yapmak isterse yapsın. Kim de kendi payını [şimdi vermeyip] elinde tutmak isterse, Allah’ın bize vereceği ilk ganimetten onun payını verinceye kadar beklesin.” Bunun üzerine insanlar: “Ey Allah’ın Resûlü! Biz bunu gönül hoşluğuyla kabul ettik” dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ise: “Biz, sizden kimin izin verip kimin vermediğini [ayrı ayrı] bilemiyoruz. Şimdi geri dönün; temsilcileriniz (urefâ) durumunuzu [inceleyip] bize bildirsinler” buyurdu. İnsanlar döndüler, temsilcileri onlarla konuştu. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e dönerek herkesin gönül hoşluğuyla izin verdiğini haber verdiler.
2309. Hadis
حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ، وَغَيْرِهِ،، يَزِيدُ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ، وَلَمْ يُبَلِّغْهُ كُلُّهُمْ رَجُلٌ وَاحِدٌ مِنْهُمْ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ، فَكُنْتُ عَلَى جَمَلٍ ثَفَالٍ، إِنَّمَا هُوَ فِي آخِرِ الْقَوْمِ، فَمَرَّ بِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مَنْ هَذَا ". قُلْتُ جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ. قَالَ " مَا لَكَ ". قُلْتُ إِنِّي عَلَى جَمَلٍ ثَفَالٍ. قَالَ " أَمَعَكَ قَضِيبٌ ". قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " أَعْطِنِيهِ ". فَأَعْطَيْتُهُ فَضَرَبَهُ فَزَجَرَهُ، فَكَانَ مِنْ ذَلِكَ الْمَكَانِ مِنْ أَوَّلِ الْقَوْمِ قَالَ " بِعْنِيهِ ". فَقُلْتُ بَلْ هُوَ لَكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " بِعْنِيهِ قَدْ أَخَذْتُهُ بِأَرْبَعَةِ دَنَانِيرَ، وَلَكَ ظَهْرُهُ إِلَى الْمَدِينَةِ ". فَلَمَّا دَنَوْنَا مِنَ الْمَدِينَةِ أَخَذْتُ أَرْتَحِلُ. قَالَ " أَيْنَ تُرِيدُ ". قُلْتُ تَزَوَّجْتُ امْرَأَةً قَدْ خَلاَ مِنْهَا. قَالَ " فَهَلاَّ جَارِيَةً تُلاَعِبُهَا وَتُلاَعِبُكَ ". قُلْتُ إِنَّ أَبِي تُوُفِّيَ وَتَرَكَ بَنَاتٍ، فَأَرَدْتُ أَنْ أَنْكِحَ امْرَأَةً قَدْ جَرَّبَتْ خَلاَ مِنْهَا. قَالَ " فَذَلِكَ ". فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ قَالَ " يَا بِلاَلُ اقْضِهِ وَزِدْهُ ". فَأَعْطَاهُ أَرْبَعَةَ دَنَانِيرَ، وَزَادَهُ قِيرَاطًا. قَالَ جَابِرٌ لاَ تُفَارِقُنِي زِيَادَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَلَمْ يَكُنِ الْقِيرَاطُ يُفَارِقُ جِرَابَ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ.
el-Mekkî b. İbrâhîm bize tahdis etti, [o] dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi. [O] Atâ b. Ebî Rabâh ve başkalarından [nakletti]. Onlardan her biri diğerinden daha fazla bilgi vermiş, [ancak] hepsi bu [haberi] bir tek kişiden (Câbir’den) ulaştırmışlardır. Câbir b. Abdullah radıyallâhu anhumâ şöyle dedi: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile bir yolculuktaydım. Yavaş giden (sefâl) bir deve üzerindeydim ve kafilenin en sonunda kalmıştım. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem yanıma uğradı ve: ‘Bu kim?’ diye sordu. ‘Câbir b. Abdullah’ dedim. ‘Neyin var (neden geride kaldın)?’ dedi. ‘Yavaş giden bir deve üzerindeydim’ dedim. ‘Yanında bir değnek var mı?’ diye sordu. ‘Evet’ dedim. ‘Onu bana ver’ dedi. Ona verdim, [onunla deveye] vurdu ve onu hızlandırdı. O andan itibaren [deve] kafilenin en önündekilerden oldu. [Nebi]: ‘Onu bana sat’ buyurdu. Ben: ‘Bilakis o senindir (hediyemdir) ey Allah’ın Resûlü’ dedim. [Nebi]: ‘Onu bana sat; onu dört dinar karşılığında aldım. Medine’ye varıncaya kadar sırtı (binme hakkı) senindir’ buyurdu. Medine’ye yaklaştığımızda yola koyulmaya hazırlandım. [Nebi]: ‘Nereye gitmek istiyorsun?’ diye sordu. ‘Daha önce evlenmiş (seyyib) bir kadınla evlendim’ dedim. [Nebi]: ‘Kendisiyle oynaşacağın, seninle oynaşacak bakire bir kızla evlenseydin ya!’ buyurdu. ‘Babam vefat etti ve geride kız çocukları bıraktı. Bu yüzden tecrübeli ve [yaşça] onlardan büyük bir kadınla evlenmek istedim’ dedim. [Resûlullah]: ‘Öyleyse [doğru olan] budur’ buyurdu. Medine’ye vardığımızda: ‘Ey Bilâl! Onun [parasını] öde ve üzerine de ekle’ buyurdu. Bilâl dört dinarı verdi, üzerine de bir kırat ekledi.” Câbir: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in [bana verdiği] o fazlalık benden asla ayrılmayacak” demişti. O kırat, Câbir b. Abdullah’ın kesesinden hiç ayrılmadı.
2310. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي قَدْ وَهَبْتُ لَكَ مِنْ نَفْسِي. فَقَالَ رَجُلٌ زَوِّجْنِيهَا. قَالَ " قَدْ زَوَّجْنَاكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Abdullah b. Yûsuf bize tahdis etti, [o] dedi ki: Mâlik bize haber verdi. [O] Ebû Hâzim’den; [o da] Sehl b. Sa’d’dan [naklederek] şöyle dedi: “Bir kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Ben kendimi sana hibe ettim’ dedi. [Bunun üzerine orada bulunan] bir adam: ‘Onu benimle evlendir’ dedi. [Nebi]: ‘Bildiğin Kur’an [surelerini mehir sayman] karşılığında onu seninle evlendirdik’ buyurdu.”
2311. Hadis
وَقَالَ عُثْمَانُ بْنُ الْهَيْثَمِ أَبُو عَمْرٍو حَدَّثَنَا عَوْفٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ وَكَّلَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِحِفْظِ زَكَاةِ رَمَضَانَ، فَأَتَانِي آتٍ فَجَعَلَ يَحْثُو مِنَ الطَّعَامِ، فَأَخَذْتُهُ، وَقُلْتُ وَاللَّهِ لأَرْفَعَنَّكَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. قَالَ إِنِّي مُحْتَاجٌ، وَعَلَىَّ عِيَالٌ، وَلِي حَاجَةٌ شَدِيدَةٌ. قَالَ فَخَلَّيْتُ عَنْهُ فَأَصْبَحْتُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا أَبَا هُرَيْرَةَ مَا فَعَلَ أَسِيرُكَ الْبَارِحَةَ ". قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ شَكَا حَاجَةً شَدِيدَةً وَعِيَالاً فَرَحِمْتُهُ، فَخَلَّيْتُ سَبِيلَهُ. قَالَ " أَمَا إِنَّهُ قَدْ كَذَبَكَ وَسَيَعُودُ ". فَعَرَفْتُ أَنَّهُ سَيَعُودُ لِقَوْلِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنَّهُ سَيَعُودُ. فَرَصَدْتُهُ فَجَاءَ يَحْثُو مِنَ الطَّعَامِ فَأَخَذْتُهُ فَقُلْتُ لأَرْفَعَنَّكَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. قَالَ دَعْنِي فَإِنِّي مُحْتَاجٌ، وَعَلَىَّ عِيَالٌ لاَ أَعُودُ، فَرَحِمْتُهُ، فَخَلَّيْتُ سَبِيلَهُ فَأَصْبَحْتُ، فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا أَبَا هُرَيْرَةَ، مَا فَعَلَ أَسِيرُكَ ". قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ شَكَا حَاجَةً شَدِيدَةً وَعِيَالاً، فَرَحِمْتُهُ فَخَلَّيْتُ سَبِيلَهُ. قَالَ " أَمَا إِنَّهُ قَدْ كَذَبَكَ وَسَيَعُودُ ". فَرَصَدْتُهُ الثَّالِثَةَ فَجَاءَ يَحْثُو مِنَ الطَّعَامِ، فَأَخَذْتُهُ فَقُلْتُ لأَرْفَعَنَّكَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَهَذَا آخِرُ ثَلاَثِ مَرَّاتٍ أَنَّكَ تَزْعُمُ لاَ تَعُودُ ثُمَّ تَعُودُ. قَالَ دَعْنِي أُعَلِّمْكَ كَلِمَاتٍ يَنْفَعُكَ اللَّهُ بِهَا. قُلْتُ مَا هُوَ قَالَ إِذَا أَوَيْتَ إِلَى فِرَاشِكَ فَاقْرَأْ آيَةَ الْكُرْسِيِّ {اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ} حَتَّى تَخْتِمَ الآيَةَ، فَإِنَّكَ لَنْ يَزَالَ عَلَيْكَ مِنَ اللَّهِ حَافِظٌ وَلاَ يَقْرَبَنَّكَ شَيْطَانٌ حَتَّى تُصْبِحَ. فَخَلَّيْتُ سَبِيلَهُ فَأَصْبَحْتُ، فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا فَعَلَ أَسِيرُكَ الْبَارِحَةَ ". قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ زَعَمَ أَنَّهُ يُعَلِّمُنِي كَلِمَاتٍ، يَنْفَعُنِي اللَّهُ بِهَا، فَخَلَّيْتُ سَبِيلَهُ. قَالَ " مَا هِيَ ". قُلْتُ قَالَ لِي إِذَا أَوَيْتَ إِلَى فِرَاشِكَ فَاقْرَأْ آيَةَ الْكُرْسِيِّ مِنْ أَوَّلِهَا حَتَّى تَخْتِمَ {اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ} وَقَالَ لِي لَنْ يَزَالَ عَلَيْكَ مِنَ اللَّهِ حَافِظٌ وَلاَ يَقْرَبَكَ شَيْطَانٌ حَتَّى تُصْبِحَ، وَكَانُوا أَحْرَصَ شَىْءٍ عَلَى الْخَيْرِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَمَا إِنَّهُ قَدْ صَدَقَكَ وَهُوَ كَذُوبٌ، تَعْلَمُ مَنْ تُخَاطِبُ مُنْذُ ثَلاَثِ لَيَالٍ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ ". قَالَ لاَ. قَالَ " ذَاكَ شَيْطَانٌ ".
Osmân b. el-Heysem Ebû Amr [şöyle] dedi: Avf bize tahdis etti. [O] Muhammed b. Sîrîn’den; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ramazan zekâtını (fıtır sadakasını) korumam için beni vekil tayin etti. Derken [geceleyin] biri geldi ve yiyeceklerden avuçlamaya başladı. Onu yakaladım ve: ‘Vallahi seni mutlaka Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e götüreceğim!’ dedim. [Adam]: ‘Ben muhtacım, bakmakla yükümlü olduğum bir ailem var ve çok şiddetli bir ihtiyaç içindeyim’ dedi. Bunun üzerine ona acıyıp serbest bıraktım. Sabah olunca Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Ey Ebû Hüreyre! Dün geceki esirin ne yaptı?’ diye sordu. ‘Ey Allah’ın Resûlü! Şiddetli bir ihtiyaçtan ve ailesinden yakındı, ben de ona acıdım ve serbest bıraktım’ dedim. [Nebi]: ‘Dikkat et; o sana yalan söyledi ve tekrar gelecektir’ buyurdu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ‘tekrar gelecek’ demesinden dolayı geleceğini anladım ve onu beklemeye başladım. Gelip [yine] yiyeceklerden avuçlamaya başladı. Onu yakaladım ve: ‘Seni mutlaka Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e götüreceğim!’ dedim. ‘Beni bırak; zira ben muhtacım ve bakmakla yükümlü olduğum bir ailem var, bir daha gelmem’ dedi. Yine ona acıdım ve serbest bıraktım. Sabah olunca Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Ey Ebû Hüreyre! Esirin ne yaptı?’ diye sordu. ‘Ey Allah’ın Resûlü! Şiddetli bir ihtiyaçtan ve ailesinden yakındı, ben de ona acıdım ve serbest bıraktım’ dedim. [Resûlullah]: ‘Dikkat et; o sana yalan söyledi ve tekrar gelecektir’ buyurdu. Üçüncü defa onu bekledim. Gelip yiyeceklerden avuçlamaya başladı. Onu yakaladım ve: ‘Seni mutlaka Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e götüreceğim! Bu, gelmeyeceğini iddia edip sonra gelmenin üçüncü ve sonuncusudur’ dedim. [Adam]: ‘Beni bırak, sana Allah’ın seni faydalandıracağı bazı kelimeler öğreteyim’ dedi. ‘Onlar nedir?’ diye sordum. ‘Yatağına girdiğinde Ayetü’l-Kürsî’yi —{ اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ } ‘Allah, O’ndan başka ilah yoktur; diridir, kâimdir’ [ayetini]— sonuna kadar oku. Bunu yaparsan, sabaha kadar Allah tarafından senin üzerine bir koruyucu verilir ve şeytan sana yaklaşamaz’ dedi. Bunun üzerine onu serbest bıraktım. Sabah olunca Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Dün geceki esirin ne yaptı?’ diye sordu. ‘Ey Allah’ın Resûlü! Bana, Allah’ın beni faydalandıracağı bazı kelimeler öğreteceğini iddia etti, ben de onu serbest bıraktım’ dedim. [Resûlullah]: ‘Onlar neymiş?’ diye sordu. ‘Bana; yatağıma girdiğimde Ayetü’l-Kürsî’yi başından sonuna kadar okumamı söyledi ve: “Sabaha kadar Allah tarafından bir koruyucu seninle olur ve şeytan sana yaklaşamaz” dedi’ cevabını verdim. Sahabiler hayır işlemeye en hırslı kimselerdi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem [şöyle] buyurdu: ‘Dikkat et; o kendisi çok yalancı olduğu halde [bu sefer] sana doğru söylemiştir. Ey Ebû Hüreyre! Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun?’ ‘Hayır’ dedim. [Resûlullah]: ‘O, şeytandı’ buyurdu.”
2312. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ ـ هُوَ ابْنُ سَلاَّمٍ ـ عَنْ يَحْيَى، قَالَ سَمِعْتُ عُقْبَةَ بْنَ عَبْدِ الْغَافِرِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ بِلاَلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِتَمْرٍ بَرْنِيٍّ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مِنْ أَيْنَ هَذَا ". قَالَ بِلاَلٌ كَانَ عِنْدَنَا تَمْرٌ رَدِيٌّ، فَبِعْتُ مِنْهُ صَاعَيْنِ بِصَاعٍ، لِنُطْعِمَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ ذَلِكَ " أَوَّهْ أَوَّهْ عَيْنُ الرِّبَا عَيْنُ الرِّبَا، لاَ تَفْعَلْ، وَلَكِنْ إِذَا أَرَدْتَ أَنْ تَشْتَرِيَ فَبِعِ التَّمْرَ بِبَيْعٍ آخَرَ ثُمَّ اشْتَرِهِ ".
İshâk bize tahdis etti, [o] dedi ki: Yahyâ b. Sâlih bize tahdis etti, [o] dedi ki: Muâviye b. Sellâm bize tahdis etti. [O] Yahyâ’dan [nakletti]. [Yahyâ] şöyle dedi: Ukbe b. Abdülgafir’in, Ebû Saîd el-Hudrî radıyallâhu anh’dan [naklederek şöyle] tahdis ettiğini işitmiş: Bilâl, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e bernî (kaliteli) bir hurma getirdi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Bu nereden geldi?” diye sordu. Bilâl: “Bizim yanımızda adi bir hurma vardı; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e yedirmek için ondan iki sa’ verip [karşılığında] bundan bir sa’ aldım” dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Eyvah! Eyvah! Bu tam faizdir, tam faizdir! Sakın böyle yapma! Lakin [kaliteli hurma] satın almak istersen, [elindeki] hurmayı başka bir satışla (para karşılığında) sat; sonra [o parayla kaliteli olanı] satın al” buyurdu.
2313. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، قَالَ فِي صَدَقَةِ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ لَيْسَ عَلَى الْوَلِيِّ جُنَاحٌ أَنْ يَأْكُلَ وَيُؤْكِلَ صَدِيقًا {لَهُ} غَيْرَ مُتَأَثِّلٍ مَالاً، فَكَانَ ابْنُ عُمَرَ هُوَ يَلِي صَدَقَةَ عُمَرَ يُهْدِي لِلنَّاسِ مِنْ أَهْلِ مَكَّةَ، كَانَ يَنْزِلُ عَلَيْهِمْ.
Kuteybe b. Saîd bize tahdis etti, [o] dedi ki: Süfyân bize tahdis etti. [O] Amr’dan [nakletti]. Ömer radıyallâhu anh’ın vakfı (sadaka) hakkında şöyle dedi: “Vakfın yöneticisine (veli); mal biriktirme (müteessil) kastı olmaksızın, [o vakfın gelirinden] yemesinde ve bir dostuna yedirmesinde bir vebal yoktur.” İbn Ömer, Ömer’in vakfını yönetiyordu; [oraya gittiğinde] yanlarında konakladığı Mekke ehline [o vakfın gelirinden] hediyeler verirdi.
2314. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ، وَأَبِي، هُرَيْرَةَ رضى الله عنهما عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " وَاغْدُ يَا أُنَيْسُ إِلَى امْرَأَةِ هَذَا، فَإِنِ اعْتَرَفَتْ فَارْجُمْهَا ".
Ebû’l-Velîd bize tahdis etti, [o] dedi ki: Leys bize haber verdi. [O] İbn Şihâb’dan; [o] Ubeydullah’tan; [o da] Zeyd b. Hâlid ve Ebû Hüreyre radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek şöyle] dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ey Üneys! Yarın sabah şu [adamın] eşine git; eğer [zina ettiğini] itiraf ederse onu recmet.”
2316. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ جِيءَ بِالنُّعَيْمَانِ أَوِ ابْنِ النُّعَيْمَانِ شَارِبًا، فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَنْ كَانَ فِي الْبَيْتِ أَنْ يَضْرِبُوا قَالَ فَكُنْتُ أَنَا فِيمَنْ ضَرَبَهُ، فَضَرَبْنَاهُ بِالنِّعَالِ وَالْجَرِيدِ.
İbn Selâm bize tahdis etti, [o] dedi ki: Abdülvehhâb eth-Sekafî bize haber verdi. [O] Eyyûb’dan; [o] İbn Ebî Müleyke’den; [o da] Ukbe b. el-Hâris’ten [naklederek] şöyle dedi: “Nuaymân —veya Nuaymân’ın oğlu— içki içmiş olarak getirildi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, evde bulunanların ona vurmalarını emretti. [Ukbe] dedi ki: Ben de ona vuranlar arasındaydım; ona pabuçlarla ve hurma dallarıyla vurduk.”
2317. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ قَالَتْ، عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها ـ أَنَا فَتَلْتُ، قَلاَئِدَ هَدْىِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدَىَّ، ثُمَّ قَلَّدَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدَيْهِ، ثُمَّ بَعَثَ بِهَا مَعَ أَبِي، فَلَمْ يَحْرُمْ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَىْءٌ أَحَلَّهُ اللَّهُ لَهُ حَتَّى نُحِرَ الْهَدْىُ.
İsmâîl b. Abdullah bize tahdis etti, [o] dedi ki: Mâlik bana tahdis etti. [O] Abdullah b. Ebî Bekir b. Hazm’dan; [o] Amre bint Abdurrahmân’dan [nakletti]. Amre ona [şöyle] haber vermiş: Âişe radıyallâhu anhâ şöyle dedi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kurbanlıklarının (hedy) gerdanlıklarını kendi ellerimle ördüm. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları [develerin boynuna] kendi elleriyle taktı. Daha sonra onları babamla (Ebû Bekir ile) [Mekke’ye] gönderdi. Kurbanlıklar kesilinceye kadar, Allah’ın helal kıldığı hiçbir şey Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e haram olmadı (ihrama girmiş sayılmadı).”
2318. Hadis
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ كَانَ أَبُو طَلْحَةَ أَكْثَرَ الأَنْصَارِ بِالْمَدِينَةِ مَالاً، وَكَانَ أَحَبَّ أَمْوَالِهِ إِلَيْهِ بِيْرُ حَاءَ وَكَانَتْ مُسْتَقْبِلَةَ الْمَسْجِدَ، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْخُلُهَا وَيَشْرَبُ مِنْ مَاءٍ فِيهَا طَيِّبٍ فَلَمَّا نَزَلَتْ {لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ} قَامَ أَبُو طَلْحَةَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَقُولُ فِي كِتَابِهِ {لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ} وَإِنَّ أَحَبَّ أَمْوَالِي إِلَىَّ بِيْرُ حَاءَ، وَإِنَّهَا صَدَقَةٌ لِلَّهِ أَرْجُو بِرَّهَا وَذُخْرَهَا عِنْدَ اللَّهِ فَضَعْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ حَيْثُ شِئْتَ، فَقَالَ " بَخٍ، ذَلِكَ مَالٌ رَائِحٌ، ذَلِكَ مَالٌ رَائِحٌ. قَدْ سَمِعْتُ مَا قُلْتَ فِيهَا، وَأَرَى أَنْ تَجْعَلَهَا فِي الأَقْرَبِينَ ". قَالَ أَفْعَلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَسَمَهَا أَبُو طَلْحَةَ فِي أَقَارِبِهِ وَبَنِي عَمِّهِ. تَابَعَهُ إِسْمَاعِيلُ عَنْ مَالِكٍ. وَقَالَ رَوْحٌ عَنْ مَالِكٍ رَابِحٌ.
Yahyâ b. Yahyâ bize tahdis etti, [o] dedi ki: Mâlik’e okudum. [O] İshâk b. Abdullah’tan; [o] Enes b. Mâlik radıyallâhu anh’ı [şöyle] derken işitmiş: Ebû Talha, Medine’de Ensâr içinde en çok malı olandı. Malları içinde en çok sevdiği ise Mescid-i Nebevî’nin karşısında bulunan “Beyruhâ” bahçesiydi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem oraya girer ve içindeki güzel sudan içerdi. { لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ } “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe gerçek iyiliğe (birr) eremezsiniz” [ayeti] (Âl-i İmrân, 92) nazil olunca Ebû Talha, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına gidip: “Ey Allah’ın Resûlü! Allah Teâlâ kitabında: ‘Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe gerçek iyiliğe eremezsiniz’ buyuruyor. Benim mallarım içinde en sevdiğim ise Beyruhâ’dır. O Allah rızası için sadakadır; onun sevabını ve Allah katındaki mükâfatını (zuhrahâ) umuyorum. Ey Allah’ın Resûlü! Onu Allah’ın sana gösterdiği (uygun gördüğün) yere sarf et” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Aferin sana! Bu gerçekten kazançlı (râih/râbih) bir maldır, kazançlı bir maldır! Onun hakkında söylediklerini işittim. Ben onu akrabalarına vermeni uygun görüyorum” buyurdu. Ebû Talha: “Bunu yapacağım ey Allah’ın Resûlü” dedi ve onu akrabaları ile amca çocukları arasında paylaştırdı. İsmâîl, Mâlik’ten [naklederek] buna mütâbaat etmiştir. Ravh ise Mâlik’ten “[kazançlı anlamında] râbih” şeklinde nakletmiştir.
2319. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْخَازِنُ الأَمِينُ الَّذِي يُنْفِقُ ـ وَرُبَّمَا قَالَ الَّذِي يُعْطِي ـ مَا أُمِرَ بِهِ كَامِلاً مُوَفَّرًا، طَيِّبٌ نَفْسُهُ، إِلَى الَّذِي أُمِرَ بِهِ، أَحَدُ الْمُتَصَدِّقَيْنِ ".
Muhammed b. el-Alâ bize tahdis etti, [o] dedi ki: Ebû Üsâme bize tahdis etti. [O] Büreyd b. Abdullah’tan; [o] Ebû Bürde’den; [o da] Ebû Mûsâ [el-Eş’arî] radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kendisine emredilen şeyi tam ve eksiksiz olarak, gönül hoşluğuyla emredilen yere sarf eden —veya veren— güvenilir hazinedar, [o malı dağıtan] iki sadaka verenden biridir.”