2539. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، قَالَ أَخْبَرَنِي اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، ذَكَرَ عُرْوَةُ أَنَّ مَرْوَانَ، وَالْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، أَخْبَرَاهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَامَ حِينَ جَاءَهُ وَفْدُ هَوَازِنَ، فَسَأَلُوهُ أَنْ يَرُدَّ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَسَبْيَهُمْ فَقَالَ " إِنَّ مَعِي مَنْ تَرَوْنَ، وَأَحَبُّ الْحَدِيثِ إِلَىَّ أَصْدَقُهُ، فَاخْتَارُوا إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ إِمَّا الْمَالَ، وَإِمَّا السَّبْىَ، وَقَدْ كُنْتُ اسْتَأْنَيْتُ بِهِمْ ". وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم انْتَظَرَهُمْ بِضْعَ عَشْرَةَ لَيْلَةً حِينَ قَفَلَ مِنَ الطَّائِفِ، فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم غَيْرُ رَادٍّ إِلَيْهِمْ إِلاَّ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ قَالُوا فَإِنَّا نَخْتَارُ سَبْيَنَا. فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي النَّاسِ، فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ، ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ إِخْوَانَكُمْ جَاءُونَا تَائِبِينَ، وَإِنِّي رَأَيْتُ أَنْ أَرُدَّ إِلَيْهِمْ سَبْيَهُمْ، فَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يُطَيِّبَ ذَلِكَ فَلْيَفْعَلْ، وَمَنْ أَحَبَّ أَنْ يَكُونَ عَلَى حَظِّهِ حَتَّى نُعْطِيَهُ إِيَّاهُ مِنْ أَوَّلِ مَا يُفِيءُ اللَّهُ عَلَيْنَا فَلْيَفْعَلْ ". فَقَالَ النَّاسُ طَيَّبْنَا ذَلِكَ. قَالَ " إِنَّا لاَ نَدْرِي مَنْ أَذِنَ مِنْكُمْ مِمَّنْ لَمْ يَأْذَنْ فَارْجِعُوا حَتَّى يَرْفَعَ إِلَيْنَا عُرَفَاؤُكُمْ أَمْرَكُمْ ". فَرَجَعَ النَّاسُ، فَكَلَّمَهُمْ عُرَفَاؤُهُمْ، ثُمَّ رَجَعُوا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرُوهُ أَنَّهُمْ طَيَّبُوا وَأَذِنُوا، فَهَذَا الَّذِي بَلَغَنَا عَنْ سَبْىِ هَوَازِنَ. وَقَالَ أَنَسٌ قَالَ عَبَّاسٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَادَيْتُ نَفْسِي، وَفَادَيْتُ عَقِيلاً.
İbn Ebî Meryem bize tahdis etti, [o] dedi ki: Leys bana haber verdi. [O] Ukayl’den; [o] İbn Şihâb’dan [nakletti]. Urve’nin zikrettiğine göre; Mervân ve Misver b. Mahrame ona, Hevâzin heyeti gelip [savaşta alınan] mallarının ve esirlerinin iadesini istediklerinde Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ayağa kalkıp [şöyle buyurduğunu] haber verdiler: “Yanımda şu gördüğünüz kimseler [ashabım] var. Benim en sevdiğim söz, en doğru olanıdır. Şu iki gruptan (seçenekten) birini tercih edin: Ya malları ya da esirleri. Ben [bu karar için] onları bekletmiştim.” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Taif’ten döndükten sonra onları on küsur gece beklemişti. Hevâzin heyeti, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ancak iki seçenekten birini iade edeceğini anlayınca: “Biz esirlerimizi tercih ediyoruz” dediler. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem insanlar arasında ayağa kalktı, Allah’a layık olduğu şekilde hamd ü senâda bulunduktan sonra şöyle buyurdu: “Ammâ ba’d: Şu kardeşleriniz bize tövbe ederek geldiler. Ben de esirlerini onlara geri vermeyi uygun gördüm. Sizden kim bunu gönül hoşluğuyla yapmak isterse yapsın. Kim de kendi payını [şimdi vermeyip] elinde tutmak isterse, Allah’ın bize vereceği ilk ganimetten onun payını verinceye kadar beklesin.” Bunun üzerine insanlar: “Bunu gönül hoşluğuyla kabul ettik” dediler. [Resûlullah]: “Biz, sizden kimin izin verip kimin vermediğini [ayrı ayrı] bilemiyoruz. Şimdi geri dönün; temsilcileriniz (urefâ) durumunuzu bize bildirsinler” buyurdu. İnsanlar döndüler, temsilcileri onlarla konuştu. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e dönerek herkesin gönül hoşluğuyla izin verdiğini haber verdiler. İşte Hevâzin esirleri hakkında bize ulaşan haber budur. Enes şöyle dedi: Abbâs, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e: “Hem kendim için hem de Akîl için fidye verdim” demiştir.