3164. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَخْبَرَنِي رَوْحُ بْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِي " لَوْ قَدْ جَاءَنَا مَالُ الْبَحْرَيْنِ قَدْ أَعْطَيْتُكَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا ". فَلَمَّا قُبِضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَجَاءَ مَالُ الْبَحْرَيْنِ قَالَ أَبُو بَكْرٍ مَنْ كَانَتْ لَهُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِدَةٌ فَلْيَأْتِنِي. فَأَتَيْتُهُ فَقُلْتُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ كَانَ قَالَ لِي " لَوْ قَدْ جَاءَنَا مَالُ الْبَحْرَيْنِ لأَعْطَيْتُكَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا ". فَقَالَ لِي احْثُهْ. فَحَثَوْتُ حَثْيَةً فَقَالَ لِي عُدَّهَا. فَعَدَدْتُهَا فَإِذَا هِيَ خَمْسُمِائَةٍ، فَأَعْطَانِي أَلْفًا وَخَمْسَمِائَةٍ. وَقَالَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ، أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمَالٍ مِنَ الْبَحْرَيْنِ فَقَالَ " انْثُرُوهُ فِي الْمَسْجِدِ " فَكَانَ أَكْثَرَ مَالٍ أُتِيَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَهُ الْعَبَّاسُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَعْطِنِي إِنِّي فَادَيْتُ نَفْسِي وَفَادَيْتُ عَقِيلاً. قَالَ " خُذْ ". فَحَثَا فِي ثَوْبِهِ، ثُمَّ ذَهَبَ يُقِلُّهُ، فَلَمْ يَسْتَطِعْ. فَقَالَ أْمُرْ بَعْضَهُمْ يَرْفَعْهُ إِلَىَّ. قَالَ " لاَ ". قَالَ فَارْفَعْهُ أَنْتَ عَلَىَّ. قَالَ " لاَ ". فَنَثَرَ مِنْهُ، ثُمَّ ذَهَبَ يُقِلُّهُ فَلَمْ يَرْفَعْهُ. فَقَالَ أْمُرْ بَعْضَهُمْ يَرْفَعْهُ عَلَىَّ. قَالَ " لاَ ". قَالَ فَارْفَعْهُ أَنْتَ عَلَىَّ. قَالَ " لاَ ". فَنَثَرَ ثُمَّ احْتَمَلَهُ عَلَى كَاهِلِهِ ثُمَّ انْطَلَقَ، فَمَا زَالَ يُتْبِعُهُ بَصَرَهُ حَتَّى خَفِيَ عَلَيْنَا عَجَبًا مِنْ حِرْصِهِ، فَمَا قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَثَمَّ مِنْهَا دِرْهَمٌ.
Bize Ali b. Abdullah tahdis etti. Bize İsmâîl b. İbrâhîm [İbn Uleyye] tahdis etti; bana Ravh b. el-Kāsım, Muhammed b. el-Münkedir’den, o da Câbir b. Abdullah’tan —radıyallâhu anhumâ— şöyle nakletti: Resûlullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— (sağlığında) bana: 'Eğer Bahreyn’den mal gelirse, sana (avuçlarımla) şöyle şöyle ve şöyle [bolca] veririm!' buyurmuştu. Efendimiz vefat edip de (halifeliği döneminde) Bahreyn malı gelince Ebû Bekir: 'Resûlullah’ın kendisine bir sözü olan kimse varsa bize gelsin!' diye ilan etti. Bunun üzerine ona varıp durumu anlattım. Ebû Bekir bana: 'Avucunla doldurup al!' dedi. Ben bir avuç dolusu aldım; saymamı istedi, sayınca beş yüz olduğunu görmüş. O da bana (vaat edilen miktarı tamamlayarak) bin beş yüz [toplam üç avuç karşılığı] verdi. İbrahim b. Tahmân’ın Abdülaziz b. Suheyb kanalıyla Enes’ten nakline göre ise: Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—’e Bahreyn’den yüklüce mal [vergi] getirilmişti. Efendimiz: 'Onu mescide dökün!' buyurdu. Bu, Efendimiz’e getirilen en büyük miktardaki maldı. Derken el-Abbâs gelip: 'Ya Resûlullah! Bana da ver! Çünkü ben Bedir’de hem kendim için hem de Akîl için fidye verdim [çok harcama yaptım].' dedi. Efendimiz: 'Hadi al!' buyurdu. Abbâs hırkasını serip parayı içine avuçlarıyla doldurdu. Fakat hırkayı kaldırmak isteyince gücü yetmedi. Efendimiz’e: 'Bunu üstüme koymaları için şunlara emretsen!' dedi. Efendimiz: 'Hayır!' buyurdu. 'Öyleyse Sen kaldır!' dedi. Efendimiz yine: 'Hayır!' buyurdu. Bunun üzerine Abbâs, hırkadaki paradan bir miktarını yere boşalttı; tekrar kaldırmayı denedi yine olmadı. Bir kısmını daha döküp en sonunda omuzlayıp götürebileceği kadarıyla yola çıktı. Resûlullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—, onun bu yoğun hırsına şaşarak gözden kaybolana kadar arkasından baktı. Nitekim Efendimiz oradan ayrılmadan, o paranın tek bir dirhemi dahi kalmadan hepsini dağıtmıştı.