3207. Hadis
حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ،. وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، وَهِشَامٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ صَعْصَعَةَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بَيْنَا أَنَا عِنْدَ الْبَيْتِ بَيْنَ النَّائِمِ وَالْيَقْظَانِ ـ وَذَكَرَ بَيْنَ الرَّجُلَيْنِ ـ فَأُتِيتُ بِطَسْتٍ مِنْ ذَهَبٍ مُلِئَ حِكْمَةً وَإِيمَانًا، فَشُقَّ مِنَ النَّحْرِ إِلَى مَرَاقِّ الْبَطْنِ، ثُمَّ غُسِلَ الْبَطْنُ بِمَاءِ زَمْزَمَ، ثُمَّ مُلِئَ حِكْمَةً وَإِيمَانًا، وَأُتِيتُ بِدَابَّةٍ أَبْيَضَ دُونَ الْبَغْلِ وَفَوْقَ الْحِمَارِ الْبُرَاقُ، فَانْطَلَقْتُ مَعَ جِبْرِيلَ حَتَّى أَتَيْنَا السَّمَاءَ الدُّنْيَا قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ. قِيلَ مَنْ مَعَكَ قِيلَ مُحَمَّدٌ. قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ. قِيلَ مَرْحَبًا بِهِ، وَلَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ. فَأَتَيْتُ عَلَى آدَمَ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ، فَقَالَ مَرْحَبًا بِكَ مِنِ ابْنٍ وَنَبِيٍّ. فَأَتَيْنَا السَّمَاءَ الثَّانِيَةَ، قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ. قِيلَ مَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم. قِيلَ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ. قِيلَ مَرْحَبًا بِهِ، وَلَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ. فَأَتَيْتُ عَلَى عِيسَى وَيَحْيَى فَقَالاَ مَرْحَبًا بِكَ مِنْ أَخٍ وَنَبِيٍّ. فَأَتَيْنَا السَّمَاءَ الثَّالِثَةَ، قِيلَ مَنْ هَذَا قِيلَ جِبْرِيلُ. قِيلَ مَنْ مَعَكَ قِيلَ مُحَمَّدٌ. قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ. قِيلَ مَرْحَبًا بِهِ وَلَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ. فَأَتَيْتُ يُوسُفَ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ، قَالَ مَرْحَبًا بِكَ مِنْ أَخٍ وَنَبِيٍّ فَأَتَيْنَا السَّمَاءَ الرَّابِعَةَ، قِيلَ مَنْ هَذَا قِيلَ جِبْرِيلُ. قِيلَ مَنْ مَعَكَ قِيلَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم. قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قِيلَ نَعَمْ. قِيلَ مَرْحَبًا بِهِ، وَلَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ. فَأَتَيْتُ عَلَى إِدْرِيسَ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ، فَقَالَ مَرْحَبًا مِنْ أَخٍ وَنَبِيٍّ. فَأَتَيْنَا السَّمَاءَ الْخَامِسَةَ، قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ. قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قِيلَ مُحَمَّدٌ. قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ. قِيلَ مَرْحَبًا بِهِ، وَلَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ. فَأَتَيْنَا عَلَى هَارُونَ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ مَرْحَبًا بِكَ مِنْ أَخٍ وَنَبِيٍّ. فَأَتَيْنَا عَلَى السَّمَاءِ السَّادِسَةِ، قِيلَ مَنْ هَذَا قِيلَ جِبْرِيلُ. قِيلَ مَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم. قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ مَرْحَبًا بِهِ، وَلَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ. فَأَتَيْتُ عَلَى مُوسَى، فَسَلَّمْتُ {عَلَيْهِ} فَقَالَ مَرْحَبًا بِكَ مِنْ أَخٍ وَنَبِيٍّ. فَلَمَّا جَاوَزْتُ بَكَى. فَقِيلَ مَا أَبْكَاكَ قَالَ يَا رَبِّ، هَذَا الْغُلاَمُ الَّذِي بُعِثَ بَعْدِي يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِهِ أَفْضَلُ مِمَّا يَدْخُلُ مِنْ أُمَّتِي. فَأَتَيْنَا السَّمَاءَ السَّابِعَةَ، قِيلَ مَنْ هَذَا قِيلَ جِبْرِيلُ. قِيلَ مَنْ مَعَكَ قِيلَ مُحَمَّدٌ. قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ مَرْحَبًا بِهِ، وَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ. فَأَتَيْتُ عَلَى إِبْرَاهِيمَ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ مَرْحَبًا بِكَ مِنِ ابْنٍ وَنَبِيٍّ، فَرُفِعَ لِيَ الْبَيْتُ الْمَعْمُورُ، فَسَأَلْتُ جِبْرِيلَ فَقَالَ هَذَا الْبَيْتُ الْمَعْمُورُ يُصَلِّي فِيهِ كُلَّ يَوْمٍ سَبْعُونَ أَلْفَ مَلَكٍ، إِذَا خَرَجُوا لَمْ يَعُودُوا إِلَيْهِ آخِرَ مَا عَلَيْهِمْ، وَرُفِعَتْ لِي سِدْرَةُ الْمُنْتَهَى فَإِذَا نَبِقُهَا كَأَنَّهُ قِلاَلُ هَجَرٍ، وَوَرَقُهَا كَأَنَّهُ آذَانُ الْفُيُولِ، فِي أَصْلِهَا أَرْبَعَةُ أَنْهَارٍ نَهْرَانِ بَاطِنَانِ وَنَهْرَانِ ظَاهِرَانِ، فَسَأَلْتُ جِبْرِيلَ فَقَالَ أَمَّا الْبَاطِنَانِ فَفِي الْجَنَّةِ، وَأَمَّا الظَّاهِرَانِ النِّيلُ وَالْفُرَاتُ، ثُمَّ فُرِضَتْ عَلَىَّ خَمْسُونَ صَلاَةً، فَأَقْبَلْتُ حَتَّى جِئْتُ مُوسَى، فَقَالَ مَا صَنَعْتَ قُلْتُ فُرِضَتْ عَلَىَّ خَمْسُونَ صَلاَةً. قَالَ أَنَا أَعْلَمُ بِالنَّاسِ مِنْكَ، عَالَجْتُ بَنِي إِسْرَائِيلَ أَشَدَّ الْمُعَالَجَةِ، وَإِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تُطِيقُ، فَارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَسَلْهُ. فَرَجَعْتُ فَسَأَلْتُهُ، فَجَعَلَهَا أَرْبَعِينَ، ثُمَّ مِثْلَهُ ثُمَّ ثَلاَثِينَ، ثُمَّ مِثْلَهُ فَجَعَلَ عِشْرِينَ، ثُمَّ مِثْلَهُ فَجَعَلَ عَشْرًا، فَأَتَيْتُ مُوسَى فَقَالَ مِثْلَهُ، فَجَعَلَهَا خَمْسًا، فَأَتَيْتُ مُوسَى فَقَالَ مَا صَنَعْتَ قُلْتُ جَعَلَهَا خَمْسًا، فَقَالَ مِثْلَهُ، قُلْتُ سَلَّمْتُ بِخَيْرٍ، فَنُودِيَ إِنِّي قَدْ أَمْضَيْتُ فَرِيضَتِي وَخَفَّفْتُ عَنْ عِبَادِي، وَأَجْزِي الْحَسَنَةَ عَشْرًا ". وَقَالَ هَمَّامٌ عَنْ قَتَادَةَ عَنِ الْحَسَنِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " فِي الْبَيْتِ الْمَعْمُورِ ".
Bize Hudbe b. Hâlid tahdis etti. Bize Hemmâm tahdis etti; o Katâde’den [nakletti]. Ayrıca Halîfe [b. Hayyât] bana dedi ki: Bize Yezîd b. Zürey’ tahdis etti, bize Saîd ve Hişâm tahdis edip: 'Bize Katâde tahdis etti' dediler; bize Enes b. Mâlik, Mâlik b. Sa’sa’a’dan —radıyallâhu anhumâ— naklen bildirdi ki; Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— şöyle buyurmuştur: 'Ben Beytullah’ın [Kâbe’nin] yanındayken —uyku ile uyanıklık arasında, iki adam arasındaki kişi olduğum bir sırada— bana içi hikmet ve imanla dolu altın bir leğen getirildi. Ardından [göğsüm] boğazdan karnın aşağısına kadar yarıldı. Sonra karnım zemzem suyu ile yıkandı ve içi hikmet ile imanla dolduruldu. Sonra bana, katırdan küçük, eşekten büyük, beyaz bir binek olan Burak getirildi. Cebrâîl ile birlikte yola koyulduk ve nihayet dünya semasına vardık. (Oranın kapısında) “Bu kim?” denildi. “Cebrâîl” dedi. “Seninle beraber kim var?” denildi. “Muhammed” dedi. “Ona (gelsin diye haber) gönderildi mi?” denildi. “Evet” cevabı verildi. Bunun üzerine: “Ona merhaba! Hoş geldi; ne güzel bir geliş bu!” denildi. Âdem’e geldim, ona selam verdim. “Evlada ve nebiye merhaba!” dedi. Sonra ikinci semaya geldik; “Bu kim?” denildi. “Cebrâîl” dedi. “Seninle beraber kim var?” denildi. “Muhammed —sallallâhu aleyhi ve sellem—” dedi. “Ona (gelsin diye haber) gönderildi mi?” denildi. “Evet” dedi. “Ona merhaba! Hoş geldi; ne güzel bir geliş bu!” denildi. Îsâ ve Yahyâ’ya geldim; onlar: “Kardeşe ve nebiye merhaba!” dediler. Sonra üçüncü semaya geldik; “Bu kim?” denildi. “Cebrâîl” dedi. “Seninle beraber kim var?” denildi. “Muhammed” dedi. “Ona (gelsin diye haber) gönderildi mi?” denildi. “Evet” dedi. “Ona merhaba! Hoş geldi; ne güzel bir geliş bu!” denildi. Yûsuf’a geldim, ona selam verdim, “Kardeşe ve nebiye merhaba!” dedi. Sonra dördüncü semaya geldik; “Bu kim?” denildi. “Cebrâîl” dedi. “Seninle beraber kim var?” denildi. “Muhammed —sallallâhu aleyhi ve sellem—” dedi. “Ona (gelsin diye haber) gönderildi mi?” denildi. “Evet” dedi. “Ona merhaba! Hoş geldi; ne güzel bir geliş bu!” denildi. İdrîs’e geldim, ona selam verdim, “Kardeşe ve nebiye merhaba!” dedi. Sonra beşinci semaya geldik; “Bu kim?” denildi. “Cebrâîl” dedi. “Seninle beraber kim var?” denildi. “Muhammed” dedi. “Ona (gelsin diye haber) gönderildi mi?” denildi. “Evet” dedi. “Ona merhaba! Hoş geldi; ne güzel bir geliş bu!” denildi. Hârûn’a geldim, ona selam verdim, “Kardeşe ve nebiye merhaba!” dedi. Sonra altıncı semaya geldik; “Bu kim?” denildi. “Cebrâîl” dedi. “Seninle beraber kim var?” denildi. “Muhammed —sallallâhu aleyhi ve sellem—” dedi. “Ona (gelsin diye haber) gönderildi mi?” denildi. “Ona merhaba! Hoş geldi; ne güzel bir geliş bu!” denildi. Mûsâ’ya geldim, ona selam verdim, “Kardeşe ve nebiye merhaba!” dedi. Onu geçip ilerlediğimde ağlamaya başladı. Ona: “Seni ağlatan nedir?” diye sorulunca Mûsâ: “Ya Rabbi! Benden sonra gönderilen bu genç [Muhammed], ümmetinden cennete girecek olanlar, benim ümmetimden cennete gireceklerden sayıca çok daha üstün ve kalabalıktır (diye ağlıyorum)!” dedi. Sonra yedinci semaya geldik; “Bu kim?” denildi. “Cebrâîl” dedi. “Seninle beraber kim var?” denildi. “Muhammed” dedi. “Ona (gelsin diye haber) gönderildi mi?” denildi. “Ona merhaba! Ne güzel bir geliş bu!” denildi. İbrâhîm’e geldim, ona selam verdim, “Evlada ve nebiye merhaba!” dedi. Ardından bana Beytü’l-Ma’mûr gösterildi. Cebrâîl’e sordum: “Bu, Beytü’l-Ma’mûr’dur; burada her gün yetmiş bin melek namaz kılar; oradan bir kez çıktıklarında bir daha onlara sıra gelmez (bu onların son girişleridir)” dedi. Sonra bana Sidretü’l-Müntehâ gösterildi. Onun meyveleri Hecer testileri gibi (kocaman), yaprakları ise fil kulakları gibiydi. Kökünden; ikisi gizli, ikisi de açık olmak üzere dört nehir akıyordu. Cebrâîl’e sordum: “Gizli olanlar cennettedirler; açık olanlar ise Nil ve Fırat nehirleridir” dedi. Sonra bana (günde) elli vakit namaz farz kılındı. Geri dönerken Mûsâ’ya uğradım; bana: “Ne yaptın?” diye sordu. “Bana elli vakit namaz farz kılındı” dedim. Mûsâ: “Ben insanları senden daha iyi bilirim. İsrâiloğulları ile çok uğraştım. Senin ümmetin buna güç yetiremez; Rabbine dön ve bir hafifletme iste!” dedi. Rabbime döndüm, istedim; kırka indirdi; sonra aynı şekilde otuza, sonra yirmiye, sonra ona indirdi. Tekrar Mûsâ’ya gelince yine aynı şeyi söyledi; nihayet beş vakte indirildi. Yine Mûsâ’ya geldim, aynısını söyledi ancak ben: “Rabbimden istemeye artık utandım, buna razı oldum (ve teslimiyet gösterdim)” dedim. Bunun üzerine (Allah tarafından) şöyle nida edildi: “Ben farzımı kesinleştirdim ve kullarımdan (yüklerini) hafiflettim. (Ümmetinden kim gelirse) her iyiliğe on katıyla karşılık vereceğim!”' Hemmâm, Katâde’den, o el-Hasan’dan, o da Ebû Hureyre’den —radıyallâhu anh— Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— kanalıyla 'Beytü’l-Ma’mûr hakkında' [benzer bir rivayet] nakletmiştir.