3578. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ أَبُو طَلْحَةَ لأُمِّ سُلَيْمٍ لَقَدْ سَمِعْتُ صَوْتَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَعِيفًا، أَعْرِفُ فِيهِ الْجُوعَ فَهَلْ عِنْدَكِ مِنْ شَىْءٍ قَالَتْ نَعَمْ. فَأَخْرَجَتْ أَقْرَاصًا مِنْ شَعِيرٍ، ثُمَّ أَخْرَجَتْ خِمَارًا لَهَا فَلَفَّتِ الْخُبْزَ بِبَعْضِهِ، ثُمَّ دَسَّتْهُ تَحْتَ يَدِي وَلاَثَتْنِي بِبَعْضِهِ، ثُمَّ أَرْسَلَتْنِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَذَهَبْتُ بِهِ، فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ وَمَعَهُ النَّاسُ، فَقُمْتُ عَلَيْهِمْ فَقَالَ لِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " آرْسَلَكَ أَبُو طَلْحَةَ ". فَقُلْتُ نَعَمْ. قَالَ بِطَعَامٍ. فَقُلْتُ نَعَمْ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَنْ مَعَهُ " قُومُوا ". فَانْطَلَقَ وَانْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ حَتَّى جِئْتُ أَبَا طَلْحَةَ فَأَخْبَرْتُهُ. فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ، قَدْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّاسِ، وَلَيْسَ عِنْدَنَا مَا نُطْعِمُهُمْ. فَقَالَتِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. فَانْطَلَقَ أَبُو طَلْحَةَ حَتَّى لَقِيَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَأَقْبَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو طَلْحَةَ مَعَهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلُمِّي يَا أُمَّ سُلَيْمٍ مَا عِنْدَكِ ". فَأَتَتْ بِذَلِكَ الْخُبْزِ، فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَفُتَّ، وَعَصَرَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ عُكَّةً فَأَدَمَتْهُ، ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيهِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ، ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ". فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا، ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ". فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا، ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ". فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ". فَأَكَلَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَشَبِعُوا، وَالْقَوْمُ سَبْعُونَ ـ أَوْ ثَمَانُونَ ـ رَجُلاً.
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti. [O], Malik'ten; [o], İshak b. Abdullah b. Ebi Talha'dan [nakletti] ki; o, Enes b. Malik'i şöyle derken işitmiş: Ebu Talha, Ümmü Süleym'e: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sesini zayıf bir şekilde işittim, onda açlık (belirtisi) hissediyorum. Yanında bir şey var mı?' dedi. [Ümmü Süleym]: 'Evet' dedi ve arpadan yapılmış birkaç çörek çıkardı. Sonra başörtüsünü çıkardı, ekmeği onun bir kısmıyla sardı, sonra onu koltuğumun altına yerleştirdi ve örtünün bir kısmıyla da beni bürüdü (sardı). Sonra beni Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gönderdi. [Enes] dedi ki: Onu götürdüm. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i mescidde insanlarla beraber buldum. Yanlarına vardım. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: 'Seni Ebu Talha mı gönderdi?' dedi. 'Evet' dedim. 'Yemekle mi?' dedi. 'Evet' dedim. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanındakilere: 'Kalkın!' dedi. Onlar yola çıktılar, ben de önlerinden giderek Ebu Talha'ya geldim ve ona haber verdim. Ebu Talha: 'Ey Ümmü Süleym! Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanlarla beraber geldi, oysa yanımızda onları doyuracak bir şey yok' dedi. [Ümmü Süleym]: 'Allah ve Resulü daha iyi bilir' dedi. Ebu Talha gidip Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile karşılaştı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanında Ebu Talha ile beraber geldi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Ey Ümmü Süleym! Yanında ne varsa getir' buyurdu. [Ümmü Süleym] o ekmeği getirdi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem emretti ve (ekmek) ufalandı. Ümmü Süleym de bir yağ tulumunu sıkarak onu katık yaptı. Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem üzerine Allah'ın söylemesini dilediği şeyleri (duaları) söyledi. Sonra: 'On kişiye izin ver' buyurdu. Onlara izin verildi, doyuncaya kadar yediler ve çıktılar. Sonra (yine): 'On kişiye izin ver' buyurdu. Onlara da izin verildi, doyuncaya kadar yediler ve çıktılar. Sonra (yine): 'On kişiye izin ver' buyurdu. Onlara da izin verildi, doyuncaya kadar yediler ve çıktılar. Sonra (yine): 'On kişiye izin ver' buyurdu. Topluluğun hepsi yediler ve doydular. O topluluk yetmiş veya seksen adamdı.