Menkıbeler (Faziletler)

El-Buhari · Sahih-i Buhari (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

3489. Hadis

حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ يَزِيدَ الْكَاهِلِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسِ، رضى الله عنهما‏.‏ ‏{‏وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ‏}‏ قَالَ الشُّعُوبُ الْقَبَائِلُ الْعِظَامُ، وَالْقَبَائِلُ الْبُطُونُ‏.‏

Hâlid b. Yezîd el-Kâhilî bize söyledi, [dedi ki]: Ebû Bekir bize söyledi; [o] Ebû Husayn'dan, [o] Saîd b. Cübeyr'den, [o] İbn Abbâs radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki, (İbn Abbas): { وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ } "Sizi milletlere (büyük topluluklara) ve kabilelere (boylara) ayırdık" (Hucurât, 13) ayeti hakkında şöyle dedi: "Şu'ûb, büyük kabilelerdir (milletlerdir); Kabâil ise kabile içindeki boylar (alt kollar)dır."

3490. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ أَكْرَمُ النَّاسِ قَالَ ‏"‏ أَتْقَاهُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لَيْسَ عَنْ هَذَا نَسْأَلُكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَيُوسُفُ نَبِيُّ اللَّهِ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Beşşâr bize söyledi, [dedi ki]: Yahya b. Saîd bize söyledi; [o] Ubeydullah'tan, [o] şöyle dedi: Saîd b. Ebî Saîd bana söyledi; [o] babasından, [o] Ebû Hureyre radıyallahu anh'den [nakletti] ki, şöyle dedi: (Resulullah'a): "Ey Allah'ın Resulü! İnsanların en keremlisi (en değerlisi) kimdir?" denildi. (Resulullah): "Onların en muttaki olanıdır (Allah'tan en çok korkanıdır)" buyurdu. (Sahabeler): "Biz sana bunu sormuyoruz" dediler. (Resulullah): "Öyleyse (insanların en değerlisi) Allah'ın nebisi Yusuf'tur" buyurdu.

3491. Hadis

حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا كُلَيْبُ بْنُ وَائِلٍ، قَالَ حَدَّثَتْنِي رَبِيبَةُ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم زَيْنَبُ ابْنَةُ أَبِي سَلَمَةَ قَالَ قُلْتُ لَهَا أَرَأَيْتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَكَانَ مِنْ مُضَرَ قَالَتْ فَمِمَّنْ كَانَ إِلاَّ مِنْ مُضَرَ مِنْ بَنِي النَّضْرِ بْنِ كِنَانَةَ‏.‏

Kays b. Hafs bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdulvahid bize tahdis etti. [O dedi ki]: Küleyb b. Vail bize tahdis etti. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in üvey kızı Zeyneb bint Ebi Seleme bana tahdis etti. [Küleyb] dedi ki: Ona dedim ki: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hakkında ne dersin? O Mudar'dan mıydı?" [Zeyneb] dedi ki: "Mudar'dan başka kimden olabilir ki? [O], Nadr b. Kinane oğullarındandır."

3492. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا كُلَيْبٌ، حَدَّثَتْنِي رَبِيبَةُ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم وَأَظُنُّهَا زَيْنَبَ قَالَتْ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الدُّبَّاءِ وَالْحَنْتَمِ وَالْمُقَيَّرِ وَالْمُزَفَّتِ‏.‏ وَقُلْتُ لَهَا أَخْبِرِينِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِمَّنْ كَانَ مِنْ مُضَرَ كَانَ قَالَتْ فَمِمَّنْ كَانَ إِلاَّ مِنْ مُضَرَ، كَانَ مِنْ وَلَدِ النَّضْرِ بْنِ كِنَانَةَ‏.‏

Musa bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdulvahid bize tahdis etti. [O dedi ki]: Küleyb bize tahdis etti. [O dedi ki]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in üvey kızı -ki ben onun Zeyneb olduğunu zannediyorum- bana tahdis etti. [O] dedi ki: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem; Dubba (su kabağı), Hantem (sırlı küp), Mukayyer (ziftli kap) ve Müzeffet (cila ile sırlanmış kap) [kaplarını kullanmaktan] nehyetti.' Ve ona dedim ki: 'Bana haber ver, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kimdendi? Mudar'dan mıydı?' Dedi ki: 'Mudar'dan başka kimden olacaktı ki? [O], Nadr b. Kinane oğullarındandır.'

3493. Hadis

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ تَجِدُونَ النَّاسَ مَعَادِنَ، خِيَارُهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِي الإِسْلاَمِ إِذَا فَقِهُوا، وَتَجِدُونَ خَيْرَ النَّاسِ فِي هَذَا الشَّأْنِ أَشَدَّهُمْ لَهُ كَرَاهِيَةً ‏"‏‏.‏ ‏"‏ وَتَجِدُونَ شَرَّ النَّاسِ ذَا الْوَجْهَيْنِ، الَّذِي يَأْتِي هَؤُلاَءِ بِوَجْهٍ، وَيَأْتِي هَؤُلاَءِ بِوَجْهٍ ‏"‏‏.‏

İshak b. İbrahim bana tahdis etti. [O dedi ki]: Cerir bize haber verdi. [O], Umare'den; [o], Ebu Zur'a'dan; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan; [o da] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek] dedi ki: [Resulullah] buyurdu ki: 'İnsanları madenler [gibi] bulursunuz. Cahiliye'de hayırlı olanları, İslam'da da -dini kavradıkları takdirde- hayırlı olanlarıdır. İnsanların bu iş (yöneticilik) hususunda en hayırlısını, ona karşı en çok isteksiz (kerih) duranı olarak bulursunuz. Ve insanların en şerlisini iki yüzlü olan; şunlara bir yüzle, bunlara (diğerlerine) bir yüzle gelen [kimse] olarak bulursunuz.'

3495. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا الْمُغِيرَةُ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ النَّاسُ تَبَعٌ لِقُرَيْشٍ فِي هَذَا الشَّأْنِ، مُسْلِمُهُمْ تَبَعٌ لِمُسْلِمِهِمْ، وَكَافِرُهُمْ تَبَعٌ لِكَافِرِهِمْ ‏"‏‏.‏ "وَالنَّاسُ مَعَادِنُ، خِيَارُهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِي الإِسْلاَمِ إِذَا فَقِهُوا، تَجِدُونَ مِنْ خَيْرِ النَّاسِ أَشَدَّ النَّاسِ كَرَاهِيَةً لِهَذَا الشَّأْنِ حَتَّى يَقَعَ فِيهِ

Kuteybe b. Said bize tahdis etti. [O dedi ki]: Muğire bize tahdis etti. [O], Ebu'z-Zinad'dan; [o], A'rec'den; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [nakletti]. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 'İnsanlar bu iş (yönetim) hususunda Kureyş'e tabidirler. Müslümanları onların Müslümanlarına, kâfirleri de onların kâfirlerine tabidir. Ve insanlar madenlerdir. Cahiliye'de hayırlı olanları, İslam'da da -dini kavradıkları takdirde- hayırlı olanlarıdır. İnsanların en hayırlısını, bu işe (yöneticiliğe) karşı -ta ki içine düşünceye kadar- en çok isteksizlik duyanı olarak bulursunuz.'

3497. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما – ‏{‏إِلاَّ الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبَى‏}‏ قَالَ فَقَالَ سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ قُرْبَى مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَالَ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَكُنْ بَطْنٌ مِنْ قُرَيْشٍ إِلاَّ وَلَهُ فِيهِ قَرَابَةٌ، فَنَزَلَتْ عَلَيْهِ إِلاَّ أَنْ تَصِلُوا قَرَابَةً بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ‏.‏

Müsedded bize tahdis etti. [O dedi ki]: Yahya bize tahdis etti. [O], Şu'be'den [nakletti]. [O dedi ki]: Abdulmelik bana tahdis etti. [O], Tavus'tan; [o da] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan {... akrabalıkta sevgiden başka...} [ayeti hakkında nakletti]. [Ravi] dedi ki: Said b. Cübeyr: '[Bu], Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in yakın akrabaları(nı sevmektir)' dedi. Bunun üzerine [İbn Abbas] dedi ki: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in Kureyş'ten hiçbir kabile yoktur ki, onun orada mutlaka bir akrabalığı bulunmasın. Bunun üzerine [ayet şu manada] indi: Ancak benimle sizin aranızdaki akrabalık bağını gözetmenizi [istiyorum].'

3498. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مِنْ هَا هُنَا جَاءَتِ الْفِتَنُ نَحْوَ الْمَشْرِقِ، وَالْجَفَاءُ وَغِلَظُ الْقُلُوبِ فِي الْفَدَّادِينَ أَهْلِ الْوَبَرِ عِنْدَ أُصُولِ أَذْنَابِ الإِبِلِ، وَالْبَقَرِ فِي رَبِيعَةَ وَمُضَرَ ‏"‏‏.‏

Ali b. Abdullah bize tahdis etti. [O dedi ki]: Sufyan bize tahdis etti. [O], İsmail'den; [o], Kays'tan; [o da] Ebu Mes'ud'dan [nakletti]. [O bu sözü] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaştırdı. Buyurdu ki: 'Fitneler işte şuradan, doğu tarafından gelmiştir. Cefa (kabalık) ve kalp katılığını ise; deve ve sığır kuyruklarının diplerinde [onların peşinde dolaşan], çadır ehli olan Feddâdînde (sesleri gür ve kaba olanlarda), Rabia ve Mudar [kabilelerinde bulursunuz].'

3499. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ الْفَخْرُ وَالْخُيَلاَءُ فِي الْفَدَّادِينَ أَهْلِ الْوَبَرِ، وَالسَّكِينَةُ فِي أَهْلِ الْغَنَمِ، وَالإِيمَانُ يَمَانٍ، وَالْحِكْمَةُ يَمَانِيَةٌ ‏"‏‏.‏ سُمِّيَتِ الْيَمَنَ لأَنَّهَا عَنْ يَمِينِ الْكَعْبَةِ، وَالشَّأْمَ عَنْ يَسَارِ الْكَعْبَةِ، وَالْمَشْأَمَةُ الْمَيْسَرَةُ، وَالْيَدُ الْيُسْرَى الشُّؤْمَى، وَالْجَانِبُ الأَيْسَرُ الأَشْأَمُ‏.‏

Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şuayb bize haber verdi. [O], Zühri'den [nakletti]. [O] dedi ki: Ebu Seleme b. Abdurrahman bana haber verdi ki; Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle dedi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: 'Övünme ve kibir; çadır ehlinden olan Feddâdîndedir. Sekinet (ağırbaşlılık) ise koyun ehlindedir. İman Yemenlidir, hikmet de Yemenlidir.' [Ravi dedi ki]: Yemen, Kabe'nin sağında (yemin) olduğu için Yemen olarak isimlendirilmiştir. Şam ise Kabe'nin solunda (yesar) olduğu için [böyle isimlendirilmiştir]. El-Meş'eme; sol taraf (meysere) demektir. Sol ele Şu'mâ, sol yana da Eş'em denir.

3500. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ كَانَ مُحَمَّدُ بْنُ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ يُحَدِّثُ أَنَّهُ بَلَغَ مُعَاوِيَةَ وَهْوَ عِنْدَهُ فِي وَفْدٍ مِنْ قُرَيْشٍ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ يُحَدِّثُ أَنَّهُ سَيَكُونُ مَلِكٌ مِنْ قَحْطَانَ، فَغَضِبَ مُعَاوِيَةُ، فَقَامَ فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ، ثُمَّ قَالَ أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّهُ بَلَغَنِي أَنَّ رِجَالاً مِنْكُمْ يَتَحَدَّثُونَ أَحَادِيثَ لَيْسَتْ فِي كِتَابِ اللَّهِ، وَلاَ تُؤْثَرُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَأُولَئِكَ جُهَّالُكُمْ، فَإِيَّاكُمْ وَالأَمَانِيَّ الَّتِي تُضِلُّ أَهْلَهَا، فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ هَذَا الأَمْرَ فِي قُرَيْشٍ، لاَ يُعَادِيهِمْ أَحَدٌ إِلاَّ كَبَّهُ اللَّهُ عَلَى وَجْهِهِ، مَا أَقَامُوا الدِّينَ ‏"‏‏.‏

Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şuayb bize haber verdi. [O], Zühri'den [nakletti]. [O] dedi ki: Muhammed b. Cübeyr b. Mut'im şöyle anlatıyordu: Kendisinin Kureyş'ten bir heyet içinde Muaviye'nin yanında bulunduğu sırada, Muaviye'ye; Abdullah b. Amr b. el-As'ın 'Kahtan'dan bir melik (kral) çıkacak' diye rivayet ettiği haberi ulaştı. Muaviye [buna] öfkelendi, ayağa kalktı, Allah'a layık olduğu şekilde sena etti, sonra dedi ki: 'Amma ba'du! Bana ulaştı ki, içinizden bazı adamlar Allah'ın Kitabı'nda olmayan ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den de nakledilmeyen birtakım sözler rivayet ediyorlarmış. İşte onlar sizin cahillerinizdir. Sizi sahiplerini saptıran [boş] kuruntulardan sakındırırım. Zira ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: Bu iş (yönetim) Kureyş'tedir. Dini ayakta tuttukları sürece, kim onlara düşmanlık ederse Allah onu mutlaka yüzüstü [yere] çarpar.'

3501. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لا يَزَالُ هَذَا الأَمْرُ فِي قُرَيْشٍ، مَا بَقِيَ مِنْهُمُ اثْنَانِ ‏"‏‏.‏

Ebu'l-Velid bize tahdis etti. [O dedi ki]: Asım b. Muhammed bize tahdis etti. [O] dedi ki: Babamı, İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederken] işittim. Buyurdu ki: 'Onlardan iki kişi kaldığı sürece, bu iş (yönetim) Kureyş'te olmaya devam edecektir.'

3502. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، قَالَ مَشَيْتُ أَنَا وَعُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ،، فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَعْطَيْتَ بَنِي الْمُطَّلِبِ وَتَرَكْتَنَا، وَإِنَّمَا نَحْنُ وَهُمْ مِنْكَ بِمَنْزِلَةٍ وَاحِدَةٍ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّمَا بَنُو هَاشِمٍ وَبَنُو الْمُطَّلِبِ شَىْءٌ وَاحِدٌ ‏"‏‏.‏

Yahya b. Bükeyr bize tahdis etti. [O dedi ki]: Leys bize tahdis etti. [O], Ukayl'den; [o], İbn Şihab'dan; [o], İbnü'l-Müseyyeb'den; [o da] Cübeyr b. Mut'im'den [nakletti]. [O] dedi ki: Ben ve Osman b. Affan (Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e) gittik. [Ona] dedik ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Beni'l-Muttalib'e verdin, bizi ise bıraktın. Oysa biz ve onlar sana (yakınlık bakımından) aynı derecedeyiz.' Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Benu Haşim ve Benu'l-Muttalib ancak bir bütündür.'

3503. Hadis

وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي أَبُو الأَسْوَدِ، مُحَمَّدٌ عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ ذَهَبَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الزُّبَيْرِ مَعَ أُنَاسٍ مِنْ بَنِي زُهْرَةَ إِلَى عَائِشَةَ، وَكَانَتْ أَرَقَّ شَىْءٍ لِقَرَابَتِهِمْ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Leys dedi ki: Ebu'l-Esvet Muhammed bana tahdis etti. [O], Urve b. Zübeyr'den [nakletti]. [O] dedi ki: Abdullah b. Zübeyr, Beni Zühre'den bir grup insanla beraber Aişe'nin yanına gitti. O (Aişe), Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e olan akrabalıkları sebebiyle onlara karşı insanların en yufka yüreklisiydi.

3504. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَعْدٍ، ح قَالَ يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ هُرْمُزَ الأَعْرَجُ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قُرَيْشٌ وَالأَنْصَارُ وَجُهَيْنَةُ وَمُزَيْنَةُ وَأَسْلَمُ وَأَشْجَعُ وَغِفَارُ مَوَالِيَّ لَيْسَ لَهُمْ مَوْلًى، دُونَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ ‏"‏‏.‏

Ebu Nuaym bize tahdis etti. [O dedi ki]: Sufyan bize tahdis etti. [O], Sa'd'dan [nakletti]. (H) Ve Yakub b. İbrahim dedi ki: Babam bize tahdis etti. [O], babasından [nakletti]. [O] dedi ki: Abdurrahman b. Hürmüz el-A'rec bana tahdis etti. [O], Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Kureyş, Ensar, Cüheyne, Müzeyne, Eslem, Eşca ve Gifar; benim mevalimdir (dostlarımdır). Onların Allah ve Resulünden başka mevlası yoktur.'

3505. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الأَسْوَدِ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ كَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الزُّبَيْرِ أَحَبَّ الْبَشَرِ إِلَى عَائِشَةَ بَعْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ، وَكَانَ أَبَرَّ النَّاسِ بِهَا، وَكَانَتْ لاَ تُمْسِكُ شَيْئًا مِمَّا جَاءَهَا مِنْ رِزْقِ اللَّهِ ‏{‏إِلاَّ‏}‏ تَصَدَّقَتْ‏.‏ فَقَالَ ابْنُ الزُّبَيْرِ يَنْبَغِي أَنْ يُؤْخَذَ عَلَى يَدَيْهَا‏.‏ فَقَالَتْ أَيُؤْخَذُ عَلَى يَدَىَّ عَلَىَّ نَذْرٌ إِنْ كَلَّمْتُهُ‏.‏ فَاسْتَشْفَعَ إِلَيْهَا بِرِجَالٍ مِنْ قُرَيْشٍ، وَبِأَخْوَالِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاصَّةً فَامْتَنَعَتْ، فَقَالَ لَهُ الزُّهْرِيُّونَ أَخْوَالُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْهُمْ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الأَسْوَدِ بْنِ عَبْدِ يَغُوثَ وَالْمِسْوَرُ بْنُ مَخْرَمَةَ إِذَا اسْتَأْذَنَّا فَاقْتَحِمِ الْحِجَابَ‏.‏ فَفَعَلَ، فَأَرْسَلَ إِلَيْهَا بِعَشْرِ رِقَابٍ، فَأَعْتَقَتْهُمْ، ثُمَّ لَمْ تَزَلْ تُعْتِقُهُمْ حَتَّى بَلَغَتْ أَرْبَعِينَ‏.‏ فَقَالَتْ وَدِدْتُ أَنِّي جَعَلْتُ حِينَ حَلَفْتُ عَمَلاً أَعْمَلُهُ فَأَفْرُغَ مِنْهُ‏.‏

Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti. [O dedi ki]: Leys bize tahdis etti. [O] dedi ki: Ebu'l-Esvet bana tahdis etti. [O], Urve b. Zübeyr'den [nakletti]. [O] dedi ki: Abdullah b. Zübeyr, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ve Ebu Bekir'den sonra Aişe'ye insanların en sevgilisi idi. O da (Aişe'ye) insanların en çok iyilik edeni (hayırlısı) idi. Aişe, kendisine Allah'ın rızkından gelen hiçbir şeyi (yanında) tutmaz, mutlaka sadaka olarak verirdi. [Bunun üzerine] İbn Zübeyr: 'Onun ellerinin tutulması (harcamasına engel olunması) gerekir' dedi. Aişe [bunu duyunca]: 'Benim ellerim mi tutulacak? Eğer onunla konuşursam üzerime nezir olsun (konuşmamaya yemin ediyorum)' dedi. [İbn Zübeyr], Kureyş'ten bazı adamları ve özellikle Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in dayılarını ona şefaatçi olarak gönderdi, fakat Aişe (konuşmayı) reddetti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in dayıları olan Zührioğulları -ki Abdurrahman b. el-Esvet b. Abdiyegus ve Misver b. Mahreme onlardandır- ona (İbn Zübeyr'e) dediler ki: 'Biz izin istediğimiz zaman [sen de] perdeyi aşarak içeri dal.' O da öyle yaptı. [Barışmak için] ona on köle gönderdi, Aişe onları azat etti. Sonra [Aişe, yeminini bozmanın kefareti olarak] kırka ulaşıncaya kadar köle azat etmeye devam etti. Aişe şöyle dedi: 'Keşke yemin ettiğim zaman, yapacağım (belirli) bir iş koysaydım da (yapıp) ondan kurtulsaydım.'

3506. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ عُثْمَانَ، دَعَا زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ وَسَعِيدَ بْنَ الْعَاصِ وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ فَنَسَخُوهَا فِي الْمَصَاحِفِ، وَقَالَ عُثْمَانُ لِلرَّهْطِ الْقُرَشِيِّينَ الثَّلاَثَةِ إِذَا اخْتَلَفْتُمْ أَنْتُمْ وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ فِي شَىْءٍ مِنَ الْقُرْآنِ، فَاكْتُبُوهُ بِلِسَانِ قُرَيْشٍ، فَإِنَّمَا نَزَلَ بِلِسَانِهِمْ‏.‏ فَفَعَلُوا ذَلِكَ‏.‏

Abdulaziz b. Abdullah bize tahdis etti. [O dedi ki]: İbrahim b. Sa'd bize tahdis etti. [O], İbn Şihab'dan; [o], Enes'ten [nakletti] ki: Osman (b. Affan); Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Zübeyr, Said b. el-As ve Abdurrahman b. el-Haris b. Hişam'ı çağırdı. Onlar da [Kur'an sayfalarını] Mushaflara istinsah ettiler (kopyaladılar). Osman, [bu gruptaki] Kureyşli üç kişiye dedi ki: 'Siz ve Zeyd b. Sabit, Kur'an'dan herhangi bir şeyde ihtilafa düşerseniz, onu Kureyş diliyle yazın. Çünkü o ancak onların diliyle inmiştir.' Onlar da böyle yaptılar.

3507. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا سَلَمَةُ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى قَوْمٍ مِنْ أَسْلَمَ، يَتَنَاضَلُونَ بِالسُّوقِ، فَقَالَ ‏"‏ ارْمُوا بَنِي إِسْمَاعِيلَ، فَإِنَّ أَبَاكُمْ كَانَ رَامِيًا، وَأَنَا مَعَ بَنِي فُلاَنٍ ‏"‏‏.‏ لأَحَدِ الْفَرِيقَيْنِ، فَأَمْسَكُوا بِأَيْدِيهِمْ فَقَالَ ‏"‏ مَا لَهُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا وَكَيْفَ نَرْمِي وَأَنْتَ مَعَ بَنِي فُلاَنٍ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ارْمُوا وَأَنَا مَعَكُمْ كُلِّكُمْ ‏"‏‏.‏

Müsedded bize tahdis etti. [O dedi ki]: Yahya bize tahdis etti. [O], Yezid b. Ebi Ubeyd'den [nakletti]. [O dedi ki]: Seleme radıyallahu anh bize tahdis etti. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, çarşıda atış müsabakası yapan Eslem [kabilesinden] bir topluluğun yanına çıktı ve şöyle buyurdu: 'Atın ey İsmail oğulları! Zira babanız da atıcıydı. Ben falan oğullarıyla beraberim.' [Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem] iki gruptan biri[nin tarafında olduğunu söyleyince], diğerleri ellerini (ok atmaktan) çektiler. Bunun üzerine [Resulullah]: 'Onlara ne oluyor?' dedi. Dediler ki: 'Sen falan oğullarıyla beraberken biz nasıl atarız?' Buyurdu ki: 'Atın! Ben hepinizle beraberim.'

3508. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنِ الْحُسَيْنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ يَعْمَرَ، أَنَّ أَبَا الأَسْوَدِ الدِّيلِيَّ، حَدَّثَهُ عَنْ أَبِي ذَرٍّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لَيْسَ مِنْ رَجُلٍ ادَّعَى لِغَيْرِ أَبِيهِ وَهْوَ يَعْلَمُهُ إِلاَّ كَفَرَ، وَمَنِ ادَّعَى قَوْمًا لَيْسَ لَهُ فِيهِمْ فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏‏.‏

Ebu Ma'mer bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdulvaris bize tahdis etti. [O], Hüseyin'den; [o], Abdullah b. Büreyde'den [nakletti]. [O] dedi ki: Yahya b. Ya'mer bana tahdis etti ki; Ebu'l-Esvet ed-Dîlî kendisine Ebu Zer radıyallahu anh'dan [naklederek] tahdis etmiş. O da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işitmiş: 'Hiçbir adam yoktur ki, bildiği halde babasından başkasına (baba diye) iddia etsin de kâfir (nankör) olmuş olmasın. Kim de kendisinin (soyca) içinde bulunmadığı bir kavmi (kendisinin kavmi olarak) iddia ederse, ateşteki yerine hazırlansın.'

3509. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا حَرِيزٌ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ النَّصْرِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ وَاثِلَةَ بْنَ الأَسْقَعِ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ مِنْ أَعْظَمِ الْفِرَى أَنْ يَدَّعِيَ الرَّجُلُ إِلَى غَيْرِ أَبِيهِ، أَوْ يُرِيَ عَيْنَهُ مَا لَمْ تَرَ، أَوْ يَقُولُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا لَمْ يَقُلْ ‏"‏‏.‏

Ali b. Ayyaş bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hariz bize tahdis etti. [O] dedi ki: Abdulvahid b. Abdullah en-Nasrî bana tahdis etti. [O] dedi ki: Vasile b. el-Eska'ı şöyle derken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 'Muhakkak ki iftiraların en büyüğü; kişinin babasından başkasına (baba diye) iddia etmesi veya gözüne görmediği şeyi göstermesi (görmediği halde rüya gördüğünü iddia etmesi) veya Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem üzerine, onun söylemediği bir şeyi söylemesidir.'

3510. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَدِمَ وَفْدُ عَبْدِ الْقَيْسِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا مِنْ هَذَا الْحَىِّ مِنْ رَبِيعَةَ قَدْ حَالَتْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ كُفَّارُ مُضَرَ، فَلَسْنَا نَخْلُصُ إِلَيْكَ إِلاَّ فِي كُلِّ شَهْرٍ حَرَامٍ، فَلَوْ أَمَرْتَنَا بِأَمْرٍ، نَأْخُذُهُ عَنْكَ، وَنُبَلِّغُهُ مَنْ وَرَاءَنَا‏.‏ قَالَ ‏ "‏ آمُرُكُمْ بِأَرْبَعٍ، وَأَنْهَاكُمْ عَنْ أَرْبَعٍ، الإِيمَانِ بِاللَّهِ شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَإِقَامِ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَأَنْ تُؤَدُّوا إِلَى اللَّهِ خُمْسَ مَا غَنِمْتُمْ، وَأَنْهَاكُمْ عَنِ الدُّبَّاءِ، وَالْحَنْتَمِ، وَالنَّقِيرِ، وَالْمُزَفَّتِ ‏"‏‏.‏

Müsedded bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hammad bize tahdis etti. [O], Ebu Cemre'den [nakletti]. [O] dedi ki: İbn Abbas radıyallahu anhuma'yı şöyle derken işittim: Abdülkays heyeti Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve dediler ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Biz Rabia'nın şu kolundan geliyoruz. Bizimle senin arana Mudar kâfirleri girmiştir. Bu yüzden biz sana ancak her Haram ayda ulaşabiliyoruz. Bize bir emir buyursan da onu senden alsak ve arkamızdakilere tebliğ etsek.' [Resulullah] buyurdu ki: 'Size dört şeyi emrediyorum ve sizi dört şeyden nehyediyorum: Allah'a iman -ki o; Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik etmektir-, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek ve ganimet olarak aldığınızın beşte birini Allah'a ödemenizdir. Sizi şunlardan da nehyediyorum: Dubba (su kabağı), Hantem (sırlı küp), Nakir (oyulmuş kütük) ve Müzeffet (ziftli kap).'

3511. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ وَهْوَ عَلَى الْمِنْبَرِ ‏ "‏ أَلاَ إِنَّ الْفِتْنَةَ هَا هُنَا ـ يُشِيرُ إِلَى الْمَشْرِقِ ـ مِنْ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ ‏"‏‏.‏

Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şuayb bize haber verdi. [O], Zühri'den; [o], Salim b. Abdullah'tan [nakletti] ki; Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma şöyle dedi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i minber üzerindeyken şöyle buyururken işittim: 'Dikkat edin! Muhakkak ki fitne işte şuradadır -eliyle doğuyu işaret ediyordu-; şeytanın boynuzunun doğduğu yerden.'

3512. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَعْدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هُرْمُزَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قُرَيْشٌ وَالأَنْصَارُ وَجُهَيْنَةُ وَمُزَيْنَةُ وَأَسْلَمُ وَغِفَارُ وَأَشْجَعُ مَوَالِيَّ، لَيْسَ لَهُمْ مَوْلًى دُونَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ ‏"‏‏.‏

Ebu Nuaym bize tahdis etti. [O dedi ki]: Sufyan bize tahdis etti. [O], Sa'd'dan; [o], Abdurrahman b. Hürmüz'den; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Kureyş, Ensar, Cüheyne, Müzeyne, Eslem, Gifar ve Eşca [kabileleri]; benim mevalimdir (dostlarımdır). Onların Allah ve Resulünden başka mevlası yoktur.'

3513. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ غُرَيْرٍ الزُّهْرِيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا نَافِعٌ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ عَلَى الْمِنْبَرِ ‏ "‏ غِفَارُ غَفَرَ اللَّهُ لَهَا، وَأَسْلَمُ سَالَمَهَا اللَّهُ، وَعُصَيَّةُ عَصَتِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Ğureyr ez-Zühri bana tahdis etti. [O dedi ki]: Yakub b. İbrahim bize tahdis etti. [O], babasından; [o], Salih'ten [nakletti]. [O dedi ki]: Nafi bize tahdis etti. Abdullah [b. Ömer] ona haber vermiş ki; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem minber üzerinde şöyle buyurdu: 'Gifar [kabilesi]; Allah onu mağfiret etsin (bağışlasın)! Eslem [kabilesi]; Allah ona selamet versin! Usayye [kabilesi ise]; Allah ve Resulüne isyan etti.'

3514. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَسْلَمُ سَالَمَهَا اللَّهُ، وَغِفَارُ غَفَرَ اللَّهُ لَهَا ‏"‏‏.‏

Muhammed bana tahdis etti. [O dedi ki]: Abdulvehhab es-Sekafi bize haber verdi. [O], Eyyub'dan; [o], Muhammed'den; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. Buyurdu ki: 'Eslem [kabilesi]; Allah ona selamet versin! Gifar [kabilesi]; Allah onu mağfiret etsin (bağışlasın)!'

3515. Hadis

حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ،‏.‏ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرَأَيْتُمْ إِنْ كَانَ جُهَيْنَةُ وَمُزَيْنَةُ وَأَسْلَمُ وَغِفَارُ خَيْرًا مِنْ بَنِي تَمِيمٍ وَبَنِي أَسَدٍ، وَمِنْ بَنِي عَبْدِ اللَّهِ بْنِ غَطَفَانَ وَمِنْ بَنِي عَامِرِ بْنِ صَعْصَعَةَ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ خَابُوا وَخَسِرُوا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ هُمْ خَيْرٌ مِنْ بَنِي تَمِيمٍ وَمِنْ بَنِي أَسَدٍ، وَمِنْ بَنِي عَبْدِ اللَّهِ بْنِ غَطَفَانَ، وَمِنْ بَنِي عَامِرِ بْنِ صَعْصَعَةَ ‏"‏‏.‏

Kabisa bize tahdis etti. [O dedi ki]: Sufyan bize tahdis etti. [Diğer tarik]: Muhammed b. Beşşâr bana tahdis etti. [O dedi ki]: İbn Mehdi bize tahdis etti. [O], Sufyan'dan; [o], Abdulmelik b. Umeyr'den; [o], Abdurrahman b. Ebi Bekre'den; [o da] babasından [nakletti]. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Söyleyin bakalım! Eğer Cüheyne, Müzeyne, Eslem ve Gifar [kabileleri]; Beni Temim, Beni Esed, Beni Abdullah b. Gatafan ve Beni Amir b. Sa'sa'a'dan daha hayırlı olursa [durum ne olur]?' Bunun üzerine bir adam: '[O zaman diğerleri] hüsrana uğramış ve zarar etmiş olurlar' dedi. [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem] buyurdu ki: 'Onlar; Beni Temim, Beni Esed, Beni Abdullah b. Gatafan ve Beni Amir b. Sa'sa'a'dan daha hayırlıdır.'

3516. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي يَعْقُوبَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ الأَقْرَعَ بْنَ حَابِسٍ، قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنَّمَا بَايَعَكَ سُرَّاقُ الْحَجِيجِ مِنْ أَسْلَمَ وَغِفَارَ وَمُزَيْنَةَ ـ وَأَحْسِبُهُ وَجُهَيْنَةَ ابْنُ أَبِي يَعْقُوبَ شَكَّ ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ أَسْلَمُ وَغِفَارُ وَمُزَيْنَةُ ـ وَأَحْسِبُهُ ـ وَجُهَيْنَةُ خَيْرًا مِنْ بَنِي تَمِيمٍ وَبَنِي عَامِرٍ وَأَسَدٍ وَغَطَفَانَ، خَابُوا وَخَسِرُوا ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، إِنَّهُمْ لَخَيْرٌ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Beşşâr bana tahdis etti. [O dedi ki]: Gunder bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şu'be bize tahdis etti. [O], Muhammed b. Ebi Yakub'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Abdurrahman b. Ebi Bekre'den; [o], babasından [nakletti] ki; Akra' b. Habis, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle dedi: 'Sana ancak hacıların hırsızları [olan] Eslem, Gifar ve Müzeyne -zannedersem Cüheyne'yi de saydı, İbn Ebi Yakub [bunda] şüphe etti- biat etti.' Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 'Söyle bakalım! Eğer Eslem, Gifar, Müzeyne -zannedersem Cüheyne-; Beni Temim, Beni Amir, Esed ve Gatafan'dan daha hayırlı ise, [bu durumda diğerleri] hüsrana uğramış ve zarar etmiş olmazlar mı?' [Akra']: 'Evet' dedi. [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem] buyurdu ki: 'Nefsim elinde olana yemin ederim ki, muhakkak onlar, bunlardan daha hayırlıdır.'

3517. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَخْرُجَ رَجُلٌ مِنْ قَحْطَانَ يَسُوقُ النَّاسَ بِعَصَاهُ ‏"‏‏.‏

Abdulaziz b. Abdullah bize tahdis etti. [O] dedi ki: Süleyman b. Bilal bana tahdis etti. [O], Sevr b. Zeyd'den; [o], Ebu'l-Gays'tan; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. Buyurdu ki: 'Kahtan'dan, insanları asasıyla sevk edecek (yönetecek) bir adam çıkmadıkça kıyamet kopmaz.'

3518. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا مَخْلَدُ بْنُ يَزِيدَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ غَزَوْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ ثَابَ مَعَهُ نَاسٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ حَتَّى كَثُرُوا، وَكَانَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ رَجُلٌ لَعَّابٌ فَكَسَعَ أَنْصَارِيًّا، فَغَضِبَ الأَنْصَارِيُّ غَضَبًا شَدِيدًا، حَتَّى تَدَاعَوْا، وَقَالَ الأَنْصَارِيُّ يَا لَلأَنْصَارِ‏.‏ وَقَالَ الْمُهَاجِرِيُّ يَا لَلْمُهَاجِرِينَ‏.‏ فَخَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ مَا بَالُ دَعْوَى أَهْلِ الْجَاهِلِيَّةِ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ مَا شَأْنُهُمْ ‏"‏‏.‏ فَأُخْبِرَ بِكَسْعَةِ الْمُهَاجِرِيِّ الأَنْصَارِيَّ قَالَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ دَعُوهَا فَإِنَّهَا خَبِيثَةٌ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ ابْنُ سَلُولَ أَقَدْ تَدَاعَوْا عَلَيْنَا، لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الأَعَزُّ مِنْهَا الأَذَلَّ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ أَلاَ نَقْتُلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا الْخَبِيثَ لِعَبْدِ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ يَتَحَدَّثُ النَّاسُ أَنَّهُ كَانَ يَقْتُلُ أَصْحَابَهُ ‏"‏‏.‏

Muhammed bize tahdis etti. [O dedi ki]: Mahled b. Yezid bize haber verdi. [O dedi ki]: İbn Cüreyc bize haber verdi. [O] dedi ki: Amr b. Dinar bana haber verdi ki; Cabir radıyallahu anh'ı şöyle derken işitmiş: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte gazaya çıktık. Muhacirlerden birçok insan ona katıldı, hatta sayıları çoğaldı. Muhacirlerden şakacı (oyuncu) bir adam vardı. Bu adam Ensar'dan birine (arkadan) vurdu. Ensar'dan olan kişi buna şiddetle öfkelendi. Nihayet [taraflar] birbirlerini çağırdılar. Ensar'dan olan: 'Yetişin ey Ensar!' dedi. Muhacirlerden olan da: 'Yetişin ey Muhacirler!' dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (çadırından) çıktı ve: 'Cahiliye ehlinin davası (sloganı) da ne oluyor?' dedi. Sonra: 'Onların nesi var (olay nedir)?' diye sordu. Kendisine Muhacir'in Ensar'a vurma olayı haber verildi. [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem] buyurdu ki: 'Bırakın onu (o sloganı)! Çünkü o pis (habis) bir şeydir.' Abdullah b. Übey b. Selül: 'Bize karşı (birleşip) çağırdılar mı? Andolsun ki Medine'ye dönersek, en aziz olan en zelil olanı oradan mutlaka çıkaracaktır' dedi. Bunun üzerine Ömer: 'Ey Allah'ın Resulü! Abdullah [denilen] bu habisi (pisliği) öldürmeyelim mi?' dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: '(Hayır), insanlar (Muhammed) arkadaşlarını öldürüyor diye konuşmasınlar' buyurdu.

3519. Hadis

حَدَّثَنِي ثَابِتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَعَنْ سُفْيَانَ، عَنْ زُبَيْدٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَيْسَ مِنَّا مَنْ ضَرَبَ الْخُدُودَ، وَشَقَّ الْجُيُوبَ، وَدَعَا بِدَعْوَى الْجَاهِلِيَّةِ ‏"‏‏.‏

Sabit b. Muhammed bana tahdis etti. [O dedi ki]: Sufyan bize tahdis etti. [O], A'meş'ten; [o], Abdullah b. Mürre'den; [o], Mesruk'tan; [o da] Abdullah radıyallahu anh'dan; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. Ve [diğer tarikle] Sufyan; Zübeyd'den; [o], İbrahim'den; [o], Mesruk'tan; [o], Abdullah'tan; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. Buyurdu ki: '(Yas tutarken) yanaklara vuran, yakaları yırtan ve Cahiliye davasıyla (feryadıyla) çağıran bizden değildir.'

3520. Hadis

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، أَخْبَرَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ عَمْرُو بْنُ لُحَىِّ بْنِ قَمَعَةَ بْنِ خِنْدِفَ أَبُو خُزَاعَةَ ‏"‏‏.‏

İshak b. İbrahim bana tahdis etti. [O dedi ki]: Yahya b. Adem bize tahdis etti. [O dedi ki]: İsrail bize haber verdi. [O], Ebu Hasin'den; [o], Ebu Salih'ten; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Amr b. Luhay b. Kama'a b. Hindif; Huzaa'nın babasıdır.'

3521. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، قَالَ الْبَحِيرَةُ الَّتِي يُمْنَعُ دَرُّهَا لِلطَّوَاغِيتِ وَلاَ يَحْلُبُهَا أَحَدٌ مِنَ النَّاسِ، وَالسَّائِبَةُ الَّتِي كَانُوا يُسَيِّبُونَهَا لآلِهَتِهِمْ فَلاَ يُحْمَلُ عَلَيْهَا شَىْءٌ‏.‏ قَالَ وَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ رَأَيْتُ عَمْرَو بْنَ عَامِرِ بْنِ لُحَىٍّ الْخُزَاعِيَّ يَجُرُّ قُصْبَهُ فِي النَّارِ، وَكَانَ أَوَّلَ مَنْ سَيَّبَ السَّوَائِبَ ‏"‏‏.‏

Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şuayb bize haber verdi. [O], Zühri'den [nakletti]. [O] dedi ki: Said b. el-Müseyyeb'i şöyle derken işittim: Bahire; sütü putlar için alıkonulan ve insanlardan kimsenin sağmadığı [deve]dir. Sâibe ise; ilahları için salıverdikleri ve üzerine hiçbir şey yüklenmeyen [deve]dir. [Zühri] dedi ki: Ebu Hureyre şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 'Amr b. Amir b. Luhay el-Huzaî'yi ateşte bağırsaklarını sürüklerken gördüm. O, Sâibeleri (putlar adına) ilk salıveren kişiydi.'

3522. Hadis

حَدَّثَنَا زَيْدٌ ـ هُوَ ابْنُ أَخْزَمَ ـ قَالَ أَبُو قُتَيْبَةَ سَلْمُ بْنُ قُتَيْبَةَ حَدَّثَنِي مُثَنَّى بْنُ سَعِيدٍ الْقَصِيرُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو جَمْرَةَ، قَالَ لَنَا ابْنُ عَبَّاسِ أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِإِسْلاَمِ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قُلْنَا بَلَى‏.‏ قَالَ قَالَ أَبُو ذَرٍّ كُنْتُ رَجُلاً مِنْ غِفَارٍ، فَبَلَغَنَا أَنَّ رَجُلاً قَدْ خَرَجَ بِمَكَّةَ، يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ، فَقُلْتُ لأَخِي انْطَلِقْ إِلَى هَذَا الرَّجُلِ كَلِّمْهُ وَأْتِنِي بِخَبَرِهِ‏.‏ فَانْطَلَقَ فَلَقِيَهُ، ثُمَّ رَجَعَ فَقُلْتُ مَا عِنْدَكَ فَقَالَ وَاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُ رَجُلاً يَأْمُرُ بِالْخَيْرِ وَيَنْهَى عَنِ الشَّرِّ‏.‏ فَقُلْتُ لَهُ لَمْ تَشْفِنِي مِنَ الْخَبَرِ‏.‏ فَأَخَذْتُ جِرَابًا وَعَصًا، ثُمَّ أَقْبَلْتُ إِلَى مَكَّةَ فَجَعَلْتُ لاَ أَعْرِفُهُ، وَأَكْرَهُ أَنْ أَسْأَلَ عَنْهُ، وَأَشْرَبُ مِنْ مَاءِ زَمْزَمَ وَأَكُونُ فِي الْمَسْجِدِ‏.‏ قَالَ فَمَرَّ بِي عَلِيٌّ فَقَالَ كَأَنَّ الرَّجُلَ غَرِيبٌ‏.‏ قَالَ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَانْطَلِقْ إِلَى الْمَنْزِلِ‏.‏ قَالَ فَانْطَلَقْتُ مَعَهُ لاَ يَسْأَلُنِي عَنْ شَىْءٍ، وَلاَ أُخْبِرُهُ، فَلَمَّا أَصْبَحْتُ غَدَوْتُ إِلَى الْمَسْجِدِ لأَسْأَلَ عَنْهُ، وَلَيْسَ أَحَدٌ يُخْبِرُنِي عَنْهُ بِشَىْءٍ‏.‏ قَالَ فَمَرَّ بِي عَلِيٌّ فَقَالَ أَمَا نَالَ لِلرَّجُلِ يَعْرِفُ مَنْزِلَهُ بَعْدُ قَالَ قُلْتُ لاَ‏.‏ قَالَ انْطَلِقْ مَعِي‏.‏ قَالَ فَقَالَ مَا أَمْرُكَ وَمَا أَقْدَمَكَ هَذِهِ الْبَلْدَةَ قَالَ قُلْتُ لَهُ إِنْ كَتَمْتَ عَلَىَّ أَخْبَرْتُكَ‏.‏ قَالَ فَإِنِّي أَفْعَلُ‏.‏ قَالَ قُلْتُ لَهُ بَلَغَنَا أَنَّهُ قَدْ خَرَجَ هَا هُنَا رَجُلٌ يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ، فَأَرْسَلْتُ أَخِي لِيُكَلِّمَهُ فَرَجَعَ وَلَمْ يَشْفِنِي مِنَ الْخَبَرِ، فَأَرَدْتُ أَنْ أَلْقَاهُ‏.‏ فَقَالَ لَهُ أَمَا إِنَّكَ قَدْ رَشَدْتَ، هَذَا وَجْهِي إِلَيْهِ، فَاتَّبِعْنِي، ادْخُلْ حَيْثُ أَدْخُلُ، فَإِنِّي إِنْ رَأَيْتُ أَحَدًا أَخَافُهُ عَلَيْكَ، قُمْتُ إِلَى الْحَائِطِ، كَأَنِّي أُصْلِحُ نَعْلِي، وَامْضِ أَنْتَ، فَمَضَى وَمَضَيْتُ مَعَهُ، حَتَّى دَخَلَ وَدَخَلْتُ مَعَهُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لَهُ اعْرِضْ عَلَىَّ الإِسْلاَمَ‏.‏ فَعَرَضَهُ فَأَسْلَمْتُ مَكَانِي، فَقَالَ لِي ‏ "‏ يَا أَبَا ذَرٍّ اكْتُمْ هَذَا الأَمْرَ، وَارْجِعْ إِلَى بَلَدِكَ، فَإِذَا بَلَغَكَ ظُهُورُنَا فَأَقْبِلْ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لأَصْرُخَنَّ بِهَا بَيْنَ أَظْهُرِهِمْ‏.‏ فَجَاءَ إِلَى الْمَسْجِدِ، وَقُرَيْشٌ فِيهِ فَقَالَ يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ، إِنِّي أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ‏.‏ فَقَالُوا قُومُوا إِلَى هَذَا الصَّابِئِ‏.‏ فَقَامُوا فَضُرِبْتُ لأَمُوتَ فَأَدْرَكَنِي الْعَبَّاسُ، فَأَكَبَّ عَلَىَّ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْهِمْ، فَقَالَ وَيْلَكُمْ تَقْتُلُونَ رَجُلاً مِنْ غِفَارَ، وَمَتْجَرُكُمْ وَمَمَرُّكُمْ عَلَى غِفَارَ‏.‏ فَأَقْلَعُوا عَنِّي، فَلَمَّا أَنْ أَصْبَحْتُ الْغَدَ رَجَعْتُ فَقُلْتُ مِثْلَ مَا قُلْتُ بِالأَمْسِ، فَقَالُوا قُومُوا إِلَى هَذَا الصَّابِئِ‏.‏ فَصُنِعَ ‏{‏بِي‏}‏ مِثْلَ مَا صُنِعَ بِالأَمْسِ وَأَدْرَكَنِي الْعَبَّاسُ فَأَكَبَّ عَلَىَّ، وَقَالَ مِثْلَ مَقَالَتِهِ بِالأَمْسِ‏.‏ قَالَ فَكَانَ هَذَا أَوَّلَ إِسْلاَمِ أَبِي ذَرٍّ رَحِمَهُ اللَّهُ‏.‏

Zeyd -ki o İbn Ahzem'dir- bize tahdis etti. [O dedi ki]: Ebu Kuteybe Selm b. Kuteybe dedi ki: Müsenna b. Said el-Kasir bana tahdis etti. [O] dedi ki: Ebu Cemre bana tahdis etti. [O] dedi ki: İbn Abbas bize: 'Size Ebu Zer'in Müslüman oluşunu haber vereyim mi?' dedi. Biz: 'Evet (ver)' dedik. [İbn Abbas] dedi ki: Ebu Zer şöyle anlattı: Ben Gifar [kabilesinden] bir adamdım. Mekke'de, peygamber olduğunu iddia eden bir adamın çıktığı haberi bize ulaştı. Kardeşime dedim ki: 'Şu adama git, onunla konuş ve bana onun haberini getir.' [Kardeşim] gitti, onunla görüştü, sonra döndü. Dedim ki: 'Yanında ne var (ne haber getirdin)?' Dedi ki: 'Vallahi ben, hayrı emreden ve şerden nehyeden bir adam gördüm.' Ona dedim ki: 'Beni haberle tatmin etmedin.' Bir dağarcık ve bir asa aldım, sonra Mekke'ye yöneldim. Onu tanımıyordum, hakkında soru sormaktan da çekiniyordum. Zemzem suyundan içiyor ve Mescid'de kalıyordum. [Ebu Zer] dedi ki: Ali yanıma uğradı ve: 'Sanki bu adam yabancı?' dedi. 'Evet' dedim. 'Öyleyse eve gidelim' dedi. [Ebu Zer] dedi ki: Onunla beraber gittim. Bana hiçbir şey sormuyor, ben de ona bir şey söylemiyordum. Sabah olunca, onun hakkında soru sormak için Mescid'e gittim. Fakat bana onun hakkında bilgi verecek kimse yoktu. [Ebu Zer] dedi ki: Ali tekrar yanıma uğradı ve: 'Adamın daha konaklayacağı yeri öğrenme vakti gelmedi mi?' dedi. 'Hayır' dedim. 'Benimle gel' dedi. [Yolda] dedi ki: 'Senin işin nedir ve seni bu beldeye getiren şey nedir?' Ona dedim ki: 'Eğer bana (sırrımı) gizleyeceğine [dair söz verirsen], sana söylerim.' 'Yaparım' dedi. Ona dedim ki: 'Bize ulaştı ki, burada peygamber olduğunu iddia eden bir adam çıkmış. Kardeşimi onunla konuşması için gönderdim, fakat döndüğünde beni tatmin edecek bir haber getirmedi. Ben de kendim onunla karşılaşmak istedim.' [Ali] ona dedi ki: 'Muhakkak ki sen doğru yolu buldun. Ben şu an ona gidiyorum, beni takip et. Benim girdiğim yere sen de gir. Eğer senin için korktuğum birini görürsem, ayakkabımı düzeltiyormuş gibi duvara yönelirim, sen geçip gidersin.' O yürüdü, ben de onunla yürüdüm. Nihayet o girdi, ben de onunla beraber Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzuruna girdim. Ona: 'Bana İslam'ı arz et' dedim. Bana arz etti, ben de hemen orada Müslüman oldum. Bana dedi ki: 'Ey Ebu Zer! Bu işi gizle ve beldene dön. Bizim ortaya çıktığımız haberi sana ulaşınca gel.' Dedim ki: 'Seni hak ile gönderene yemin olsun ki, bunu onların (Kureyş'in) arasında haykıracağım!' Mescid'e geldi. Kureyş oradaydı. Dedi ki: 'Ey Kureyş topluluğu! Ben şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve Resulüdür.' Dediler ki: 'Şu Sâbi'nin (dinden dönenin) üzerine yürüyün!' Kalktılar ve beni öldüresiye dövdüler. Abbas bana yetişti, üzerime kapandı, sonra onlara dönüp dedi ki: 'Yazıklar olsun size! Gifar'dan olan bir adamı mı öldürüyorsunuz? Oysa sizin ticaret yeriniz ve (ticaret) yolunuz Gifar üzerinedir.' Bunun üzerine benden vazgeçtiler. Ertesi gün sabah olunca (tekrar) döndüm ve dün söylediğimin aynısını söyledim. Yine: 'Şu Sâbi'nin üzerine yürüyün!' dediler. Dün bana yapılanın aynısı yapıldı. Yine Abbas bana yetişti ve üzerime kapandı. Dün söylediği sözün aynısını söyledi. [Ravi] dedi ki: İşte bu, Ebu Zer'in -Allah ona rahmet etsin- ilk Müslüman oluşuydu.

3523. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ أَسْلَمُ وَغِفَارُ وَشَىْءٌ مِنْ مُزَيْنَةَ وَجُهَيْنَةَ ـ أَوْ قَالَ شَىْءٌ مِنْ جُهَيْنَةَ أَوْ مُزَيْنَةَ ـ خَيْرٌ عِنْدَ اللَّهِ ـ أَوْ قَالَ ـ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ أَسَدٍ وَتَمِيمٍ وَهَوَازِنَ وَغَطَفَانَ‏.‏

Süleyman b. Harb bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hammad bize tahdis etti. [O], Eyyub'dan; [o], Muhammed'den; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [nakletti]. [O] dedi ki: [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem] buyurdu ki: 'Eslem, Gifar ve Müzeyne ile Cüheyne'den bir kısmı -veya Cüheyne ile Müzeyne'den bir kısmı (dedi)-; Allah katında -veya Kıyamet gününde (dedi)- Esed, Temim, Hevazin ve Gatafan'dan daha hayırlıdır.'

3524. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ إِذَا سَرَّكَ أَنْ تَعْلَمَ جَهْلَ الْعَرَبِ فَاقْرَأْ مَا فَوْقَ الثَّلاَثِينَ وَمِائَةٍ فِي سُورَةِ الأَنْعَامِ ‏{‏قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ قَتَلُوا أَوْلاَدَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏قَدْ ضَلُّوا وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ‏}‏‏.‏

Ebu'n-Nu'man bize tahdis etti. [O dedi ki]: Ebu Avane bize tahdis etti. [O], Ebu Bişr'den; [o], Said b. Cübeyr'den; [o da] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan [nakletti]. [O] dedi ki: 'Arapların cehaletini bilmek seni memnun edecekse (istersen), En'am Suresi'ndeki yüz otuzdan sonraki (ayetleri) oku: {Beyinsizlikleri yüzünden bilgisizce çocuklarını öldürenler ... muhakkak hüsrana uğramışlardır} ayetinden {...Onlar gerçekten sapmışlardır ve hidayete erecek de değillerdir} kavline kadar.'

3525. Hadis

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُنَادِي ‏"‏ يَا بَنِي فِهْرٍ، يَا بَنِي عَدِيٍّ لِبُطُونِ قُرَيْشٍ ‏"‏‏.‏

Ömer b. Hafs bize tahdis etti. [O dedi ki]: Babam bize tahdis etti. [O dedi ki]: A'meş bize tahdis etti. [O dedi ki]: Amr b. Mürre bize tahdis etti. [O], Said b. Cübeyr'den; [o da] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan [nakletti]. [O] dedi ki: {En yakın akrabanı uyar} [ayeti] inince, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Ey Fihr oğulları! Ey Adi oğulları!' diyerek Kureyş'in kabilelerine seslenmeye başladı.

3526. Hadis

وَقَالَ لَنَا قَبِيصَةُ أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدْعُوهُمْ قَبَائِلَ قَبَائِلَ‏.‏

Ve Kabisa bize dedi ki: Sufyan bize haber verdi. [O], Habib b. Ebi Sabit'ten; [o], Said b. Cübeyr'den; [o da] İbn Abbas'tan [nakletti]. [O] dedi ki: {En yakın akrabanı uyar} [ayeti] inince, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onları kabile kabile (isimleriyle) çağırmaya başladı.

3527. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَا بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ، اشْتَرُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ اللَّهِ، يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ اشْتَرُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ اللَّهِ، يَا أُمَّ الزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ عَمَّةَ رَسُولِ اللَّهِ، يَا فَاطِمَةُ بِنْتَ مُحَمَّدٍ، اشْتَرِيَا أَنْفُسَكُمَا مِنَ اللَّهِ، لاَ أَمْلِكُ لَكُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئًا، سَلاَنِي مِنْ مَالِي مَا شِئْتُمَا ‏"‏‏.‏

Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şuayb bize haber verdi. [O dedi ki]: Ebu'z-Zinad bize haber verdi. [O], A'rec'den; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Ey Abd-i Manaf oğulları! Nefislerinizi Allah'tan satın alın (kurtarın). Ey Abdülmuttalib oğulları! Nefislerinizi Allah'tan satın alın. Ey Zübeyr b. el-Avvam'ın annesi [olan] Resulullah'ın halası (Safiye)! Ey Muhammed'in kızı Fatıma! İkiniz de nefislerinizi Allah'tan satın alın. Ben, Allah'tan [gelecek] hiçbir şeye karşı size fayda veremem. Malımdan ise dilediğinizi benden isteyin.'

3528. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الأَنْصَارَ فَقَالَ ‏"‏ هَلْ فِيكُمْ أَحَدٌ مِنْ غَيْرِكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لاَ، إِلاَّ ابْنُ أُخْتٍ لَنَا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ابْنُ أُخْتِ الْقَوْمِ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏

Süleyman b. Harb bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şu'be bize tahdis etti. [O], Katade'den; [o], Enes radıyallahu anh'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Ensar'ı çağırdı ve: 'Aranızda sizden başkası var mı?' diye sordu. Dediler ki: 'Hayır, sadece kız kardeşimizin oğlu olan biri var.' Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Bir topluluğun kız kardeşinin oğlu, onlardandır' buyurdu.

3529. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ دَخَلَ عَلَيْهَا وَعِنْدَهَا جَارِيَتَانِ فِي أَيَّامِ مِنًى تُدَفِّفَانِ وَتَضْرِبَانِ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُتَغَشٍّ بِثَوْبِهِ، فَانْتَهَرَهُمَا أَبُو بَكْرٍ، فَكَشَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ وَجْهِهِ، فَقَالَ ‏"‏ دَعْهُمَا يَا أَبَا بَكْرٍ، فَإِنَّهَا أَيَّامُ عِيدٍ، وَتِلْكَ الأَيَّامُ أَيَّامُ مِنًى ‏"‏‏.‏ وَقَالَتْ عَائِشَةُ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَسْتُرُنِي، وَأَنَا أَنْظُرُ إِلَى الْحَبَشَةِ، وَهُمْ يَلْعَبُونَ فِي الْمَسْجِدِ فَزَجَرَهُمْ ‏{‏عُمَرُ‏}‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ دَعْهُمْ أَمْنًا بَنِي أَرْفَدَةَ ‏"‏‏.‏ يَعْنِي مِنَ الأَمْنِ‏.‏

Yahya b. Bükeyr bize tahdis etti. [O dedi ki]: Leys bize tahdis etti. [O], Ukayl'den; [o], İbn Şihab'dan; [o], Urve'den; [o da] Aişe'den [nakletti] ki: Mina günlerinde Ebu Bekir radıyallahu anh onun (Aişe'nin) yanına girdi. Yanında def çalıp (şarkı) söyleyen iki cariye vardı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem de elbisesiyle bürünmüştü. Ebu Bekir o ikisini azarladı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem yüzünü açtı ve: 'Bırak onları ey Ebu Bekir! Çünkü bunlar bayram günleridir' buyurdu. O günler Mina günleriydi. Aişe dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i beni örterken gördüm; ben de Mescid'de oynayan Habeşlilere bakıyordum. Ömer onları azarladı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 'Bırak onları! Güvendesiniz (oynayın) ey Erfide oğulları!'

3531. Hadis

حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتِ اسْتَأْذَنَ حَسَّانُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي هِجَاءِ الْمُشْرِكِينَ، قَالَ ‏ "‏ كَيْفَ بِنَسَبِي ‏"‏‏.‏ فَقَالَ حَسَّانُ لأَسُلَّنَّكَ مِنْهُمْ كَمَا تُسَلُّ الشَّعَرَةُ مِنَ الْعَجِينِ‏.‏ وَعَنْ أَبِيهِ قَالَ ذَهَبْتُ أَسُبُّ حَسَّانَ عِنْدَ عَائِشَةَ فَقَالَتْ لاَ تَسُبُّهُ فَإِنَّهُ كَانَ يُنَافِحُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Osman b. Ebi Şeybe bana tahdis etti. [O dedi ki]: Abde bize tahdis etti. [O], Hişam'dan; [o], babasından; [o da] Aişe radıyallahu anha'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Hassan [b. Sabit], müşrikleri hicvetmek için Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den izin istedi. [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem]: '(Onların içinde) benim nesebim ne olacak?' dedi. Hassan: 'Seni onlardan, hamurdan kıl çeker gibi sıyırıp alacağım' dedi. (Ravi Hişam) babasından nakletti ki; o şöyle dedi: Aişe'nin yanında Hassan'a sövmeye yeltendim. Bunun üzerine [Aişe] şöyle dedi: 'Ona sövme! Çünkü o, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i müdafaa ederdi.'

3532. Hadis

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَعْنٌ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لِي خَمْسَةُ أَسْمَاءٍ أَنَا مُحَمَّدٌ، وَأَحْمَدُ، وَأَنَا الْمَاحِي الَّذِي يَمْحُو اللَّهُ بِي الْكُفْرَ، وَأَنَا الْحَاشِرُ الَّذِي يُحْشَرُ النَّاسُ عَلَى قَدَمِي، وَأَنَا الْعَاقِبُ ‏"‏‏.‏

İbrahim b. el-Münzir bana tahdis etti. [O] dedi ki: Ma'n bana tahdis etti. [O], Malik'ten; [o], İbn Şihab'dan; [o], Muhammed b. Cübeyr b. Mut'im'den; [o da] babası radıyallahu anh'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Benim beş ismim vardır: Ben Muhammed'im ve Ahmed'im. Ben o Mâhi'yim (yok edenim) ki, Allah benimle küfrü mahveder. Ben o Hâşir'im (toplayanım) ki, insanlar benim ayağım üzere (izimden) haşrolunur. Ve ben Âkıb'ım (son gelenim).'

3533. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَلاَ تَعْجَبُونَ كَيْفَ يَصْرِفُ اللَّهُ عَنِّي شَتْمَ قُرَيْشٍ وَلَعْنَهُمْ يَشْتِمُونَ مُذَمَّمًا وَيَلْعَنُونَ مُذَمَّمًا وَأَنَا مُحَمَّدٌ ‏"‏‏.‏

Ali b. Abdullah bize tahdis etti. [O dedi ki]: Sufyan bize tahdis etti. [O], Ebu'z-Zinad'dan; [o], A'rec'den; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Allah'ın, Kureyş'in sövgüsünü ve lanetini benden nasıl çevirdiğine şaşmıyor musunuz? Onlar 'Müzemmem'e (yerilmişe)' sövüyorlar ve 'Müzemmem'e' lanet ediyorlar; oysa ben Muhammed'im.'

3534. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا سَلِيمٌ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مِينَاءَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَثَلِي وَمَثَلُ الأَنْبِيَاءِ كَرَجُلٍ بَنَى دَارًا فَأَكْمَلَهَا وَأَحْسَنَهَا، إِلاَّ مَوْضِعَ لَبِنَةٍ، فَجَعَلَ النَّاسُ يَدْخُلُونَهَا وَيَتَعَجَّبُونَ، وَيَقُولُونَ لَوْلاَ مَوْضِعُ اللَّبِنَةِ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Sinan bize tahdis etti. [O dedi ki]: Selim bize tahdis etti. [O dedi ki]: Said b. Mina bize tahdis etti. [O], Cabir b. Abdullah radıyallahu anhuma'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Benim örneğim ve (benden önceki) peygamberlerin örneği; bir ev inşa edip onu tamamlayan ve güzelleştiren, ancak (köşelerinden birinde) bir kerpiç yeri (kadar boşluk) bırakan adamın örneği gibidir. İnsanlar oraya girmeye ve hayran olmaya başlarlar ve 'Şu kerpiç de (yerine) konsaydı ya!' derler.'

3535. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ مَثَلِي وَمَثَلَ الأَنْبِيَاءِ مِنْ قَبْلِي كَمَثَلِ رَجُلٍ بَنَى بَيْتًا فَأَحْسَنَهُ وَأَجْمَلَهُ، إِلاَّ مَوْضِعَ لَبِنَةٍ مِنْ زَاوِيَةٍ، فَجَعَلَ النَّاسُ يَطُوفُونَ بِهِ وَيَعْجَبُونَ لَهُ، وَيَقُولُونَ هَلاَّ وُضِعَتْ هَذِهِ اللَّبِنَةُ قَالَ فَأَنَا اللَّبِنَةُ، وَأَنَا خَاتِمُ النَّبِيِّينَ ‏"‏‏.‏

Kuteybe b. Said bize tahdis etti. [O dedi ki]: İsmail b. Cafer bize tahdis etti. [O], Abdullah b. Dinar'dan; [o], Ebu Salih'ten; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Benim örneğim ve benden önceki peygamberlerin örneği; bir ev inşa edip onu güzelleştiren ve mükemmelleştiren, ancak bir köşede bir kerpiç yeri eksik bırakan adamın örneği gibidir. İnsanlar onu dolaşmaya ve (güzelliğine) hayran olmaya başlarlar ve 'Şu kerpiç de (yerine) konsaydı ya!' derler. İşte o kerpiç benim ve ben nebilerin sonuncusuyum.'

3536. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تُوُفِّيَ وَهْوَ ابْنُ ثَلاَثٍ وَسِتِّينَ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَأَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ مِثْلَهُ‏.‏

Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti. [O dedi ki]: Leys bize tahdis etti. [O], Ukayl'den; [o], İbn Şihab'dan; [o], Urve b. Zübeyr'den; [o da] Aişe radıyallahu anha'dan [nakletti] ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, altmış üç yaşındayken vefat etti. İbn Şihab dedi ki: Said b. el-Müseyyeb de bana bunun benzerini haber verdi.

3537. Hadis

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي السُّوقِ فَقَالَ رَجُلٌ يَا أَبَا الْقَاسِمِ‏.‏ فَالْتَفَتَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ سَمُّوا بِاسْمِي، وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي ‏"‏‏.‏

Hafs b. Ömer bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şu'be bize tahdis etti. [O], Humeyd'den; [o da] Enes radıyallahu anh'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem çarşıdaydı. Bir adam: 'Ey Ebu'l-Kasım!' dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (ona) döndü ve: 'Benim ismimle isimlenin, fakat benim künyemle künyelenmeyin' buyurdu.

3538. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ تَسَمَّوْا بِاسْمِي، وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي ‏"‏

Muhammed b. Kesir bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şu'be bize haber verdi. [O], Mansur'dan; [o], Salim'den; [o da] Cabir radıyallahu anh'dan; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. Buyurdu ki: 'Benim ismimle isimlenin, fakat benim künyemle künyelenmeyin.'

3539. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ أَبُو الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ سَمُّوا بِاسْمِي، وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي ‏"‏

Ali b. Abdullah bize tahdis etti. [O dedi ki]: Sufyan bize tahdis etti. [O], Eyyub'dan; [o], İbn Sirin'den [nakletti]. [O] dedi ki: Ebu Hureyre'yi şöyle derken işittim: Ebu'l-Kasım sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 'Benim ismimle isimlenin, fakat benim künyemle künyelenmeyin.'

3540. Hadis

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنِ الْجُعَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، رَأَيْتُ السَّائِبَ بْنَ يَزِيدَ ابْنَ أَرْبَعٍ وَتِسْعِينَ جَلْدًا مُعْتَدِلاً فَقَالَ قَدْ عَلِمْتُ مَا مُتِّعْتُ بِهِ سَمْعِي وَبَصَرِي إِلاَّ بِدُعَاءِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، إِنَّ خَالَتِي ذَهَبَتْ بِي إِلَيْهِ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ ابْنَ أُخْتِي شَاكٍ فَادْعُ اللَّهَ‏.‏ قَالَ فَدَعَا لِي‏.‏

İshak bana tahdis etti. [O dedi ki]: Fazl b. Musa bize haber verdi. [O], Cu'ayd b. Abdurrahman'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Saib b. Yezid'i doksan dört yaşında, dimdik ve sapasağlam bir halde gördüm. Dedi ki: 'Biliyorum ki, kulağım ve gözümden (bu yaşıma kadar) faydalanmam, ancak Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in duası sayesindedir. Teyzem beni ona götürmüş ve: 'Ey Allah'ın Resulü! Kız kardeşimin oğlu rahatsız, [onun için] Allah'a dua et' demişti. O da bana dua etti.'

3541. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنِ الْجُعَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سَمِعْتُ السَّائِبَ بْنَ يَزِيدَ، قَالَ ذَهَبَتْ بِي خَالَتِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ ابْنَ أُخْتِي‏.‏ وَقَعَ فَمَسَحَ رَأْسِي وَدَعَا لِي بِالْبَرَكَةِ، وَتَوَضَّأَ فَشَرِبْتُ مِنْ وَضُوئِهِ، ثُمَّ قُمْتُ خَلْفَ ظَهْرِهِ فَنَظَرْتُ إِلَى خَاتَمٍ بَيْنَ كَتِفَيْهِ‏.‏ قَالَ ابْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ الْحُجْلَةُ مِنْ حُجَلِ الْفَرَسِ الَّذِي بَيْنَ عَيْنَيْهِ‏.‏ قَالَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ مِثْلَ زِرِّ الْحَجَلَةِ

Muhammed b. Ubeydullah bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hatim bize tahdis etti. [O], Cu'ayd b. Abdurrahman'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Saib b. Yezid'i şöyle derken işittim: Teyzem beni Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e götürdü ve: 'Ey Allah'ın Resulü! Kız kardeşimin oğlu rahatsız' dedi. Bunun üzerine [Resulullah] başımı sıvazladı ve bana bereketle dua etti. Sonra abdest aldı, ben de onun abdest suyundan içtim. Sonra sırtının arkasına geçtim ve iki küreği arasındaki 'Hâtem'e (Nübüvvet mührüne) baktım. [Ravi] İbn Ubeydullah dedi ki: 'Hucle; atın gözleri arasındaki beyazlıktır.' İbrahim b. Hamza dedi ki: 'Gerdek çadırı düğmesi gibidir.'

3542. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ سَعِيدِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ صَلَّى أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ الْعَصْرَ، ثُمَّ خَرَجَ يَمْشِي فَرَأَى الْحَسَنَ يَلْعَبُ مَعَ الصِّبْيَانِ، فَحَمَلَهُ عَلَى عَاتِقِهِ وَقَالَ بِأَبِي شَبِيهٌ بِالنَّبِيِّ لاَ شَبِيهٌ بِعَلِيٍّ‏.‏ وَعَلِيٌّ يَضْحَكُ‏.‏

Ebu Asım bize tahdis etti. [O], Ömer b. Said b. Ebi Hüseyin'den; [o], İbn Ebi Müleyke'den; [o da] Ukbe b. el-Haris'ten [nakletti]. [O] dedi ki: Ebu Bekir radıyallahu anh ikindi namazını kıldı, sonra yürüyerek dışarı çıktı. Hasan'ı çocuklarla oynarken gördü. Onu omzuna aldı ve: 'Babam sana feda olsun! Nebi'ye benziyor, Ali'ye benzemiyor' dedi. Ali de (buna) gülüyordu.

3543. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَبِي جُحَيْفَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ الْحَسَنُ يُشْبِهُهُ‏.‏

Ahmed b. Yunus bize tahdis etti. [O dedi ki]: Züheyr bize tahdis etti. [O dedi ki]: İsmail bize tahdis etti. [O], Ebu Cuheyfe radıyallahu anh'dan [nakletti]. [O] dedi ki: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i gördüm. Hasan da ona benziyordu.'

3544. Hadis

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا جُحَيْفَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ ـ عَلَيْهِمَا السَّلاَمُ ـ يُشْبِهُهُ قُلْتُ لأَبِي جُحَيْفَةَ صِفْهُ لِي‏.‏ قَالَ كَانَ أَبْيَضَ قَدْ شَمِطَ‏.‏ وَأَمَرَ لَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِثَلاَثَ عَشْرَةَ قَلُوصًا قَالَ فَقُبِضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَبْلَ أَنْ نَقْبِضَهَا‏.‏

Amr b. Ali bana tahdis etti. [O dedi ki]: İbn Fudayl bize tahdis etti. [O dedi ki]: İsmail b. Ebi Halid bize tahdis etti. [O] dedi ki: Ebu Cuheyfe radıyallahu anh'ı şöyle derken işittim: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i gördüm. Hasan b. Ali aleyhimesselam da ona benziyordu.' Ebu Cuheyfe'ye: 'Bana onu tasvir et (anlat)' dedim. Dedi ki: 'Beyaz tenliydi, saçları kırlaşmıştı (ağarmıştı). Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bize on üç genç dişi deve verilmesini emretmişti.' [Ebu Cuheyfe] dedi ki: 'Biz onları teslim almadan Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem vefat etti.'

3545. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ وَهْبٍ أَبِي جُحَيْفَةَ السُّوَائِيِّ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَرَأَيْتُ بَيَاضًا مِنْ تَحْتِ شَفَتِهِ السُّفْلَى الْعَنْفَقَةَ‏.‏

Abdullah b. Reca bize tahdis etti. [O dedi ki]: İsrail bize tahdis etti. [O], Ebu İshak'tan; [o], Vehb Ebu Cuheyfe es-Süvâî'den [nakletti]. [O] dedi ki: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i gördüm. Alt dudağının altında, anfeka (denilen bölge)de bir beyazlık gördüm.'

3546. Hadis

حَدَّثَنَا عِصَامُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا حَرِيزُ بْنُ عُثْمَانَ، أَنَّهُ سَأَلَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ بُسْرٍ صَاحِبَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَرَأَيْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ شَيْخًا قَالَ كَانَ فِي عَنْفَقَتِهِ شَعَرَاتٌ بِيضٌ‏.‏

İsam b. Halid bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hariz b. Osman bize tahdis etti. O, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından Abdullah b. Busr'e sormuş ve: 'Söyle bakalım, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem yaşlı mıydı (saçı başı ağarmış mıydı)?' demiş. [Abdullah] dedi ki: 'Anfeka'sında birkaç beyaz kıl vardı.'

3547. Hadis

حَدَّثَنِي ابْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلاَلٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَصِفُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ كَانَ رَبْعَةً مِنَ الْقَوْمِ، لَيْسَ بِالطَّوِيلِ وَلاَ بِالْقَصِيرِ، أَزْهَرَ اللَّوْنِ لَيْسَ بِأَبْيَضَ أَمْهَقَ وَلاَ آدَمَ، لَيْسَ بِجَعْدٍ قَطَطٍ وَلاَ سَبْطٍ رَجِلٍ، أُنْزِلَ عَلَيْهِ وَهْوَ ابْنُ أَرْبَعِينَ، فَلَبِثَ بِمَكَّةَ عَشْرَ سِنِينَ يُنْزَلُ عَلَيْهِ وَبِالْمَدِينَةِ عَشْرَ سِنِينَ، وَلَيْسَ فِي رَأْسِهِ وَلِحْيَتِهِ عِشْرُونَ شَعَرَةً بَيْضَاءَ‏.‏ قَالَ رَبِيعَةُ فَرَأَيْتُ شَعَرًا مِنْ شَعَرِهِ، فَإِذَا هُوَ أَحْمَرُ فَسَأَلْتُ فَقِيلَ احْمَرَّ مِنَ الطِّيبِ‏.‏

İbn Bükeyr bana tahdis etti. [O] dedi ki: Leys bana tahdis etti. [O], Halid'den; [o], Said b. Ebi Hilal'den; [o], Rabia b. Ebi Abdurrahman'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Enes b. Malik'i, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i vasfederken işittim. Dedi ki: 'O, insanlar arasında orta boyluydu; ne (çok) uzun ne de kısaydı. Rengi parlak beyazdı (ezher); ne kireç gibi beyaz (emhak) ne de esmerdi. Saçları ne kıvırcık ne de dümdüzdü; (hafif dalgalıydı). Kırk yaşındayken kendisine vahiy indirildi. Mekke'de on sene kendisine vahiy indirilerek kaldı, Medine'de de on sene (kaldı). Başında ve sakalında yirmi tane bile beyaz kıl yoktu.' Rabia dedi ki: 'Onun saçından bir tel gördüm, kırmızıydı. Sordum, 'Güzel kokudan (dolayı) kızarmış' denildi.'

3548. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْسَ بِالطَّوِيلِ الْبَائِنِ وَلاَ بِالْقَصِيرِ، وَلاَ بِالأَبْيَضِ الأَمْهَقِ، وَلَيْسَ بِالآدَمِ وَلَيْسَ بِالْجَعْدِ الْقَطَطِ وَلاَ بِالسَّبْطِ، بَعَثَهُ اللَّهُ عَلَى رَأْسِ أَرْبَعِينَ سَنَةً، فَأَقَامَ بِمَكَّةَ عَشْرَ سِنِينَ، وَبِالْمَدِينَةِ عَشْرَ سِنِينَ، فَتَوَفَّاهُ اللَّهُ، وَلَيْسَ فِي رَأْسِهِ وَلِحْيَتِهِ عِشْرُونَ شَعْرَةً بَيْضَاءَ‏.‏

Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti. [O dedi ki]: Malik b. Enes bize haber verdi. [O], Rabia b. Ebi Abdurrahman'dan; [o da] Enes b. Malik radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; onu şöyle derken işitmiş: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem; ne aşırı uzun ne de kısaydı. Ne kireç gibi beyaz ne de esmerdi. Saçı ne kıvırcık ne de dümdüzdü. Allah onu kırk yaşının başında (peygamber olarak) gönderdi. Mekke'de on sene, Medine'de de on sene kaldı. Allah onu vefat ettirdiğinde, başında ve sakalında yirmi tane beyaz kıl yoktu.'

3549. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ، يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحْسَنَ النَّاسِ وَجْهًا وَأَحْسَنَهُ خَلْقًا، لَيْسَ بِالطَّوِيلِ الْبَائِنِ وَلاَ بِالْقَصِيرِ‏.‏

Ahmed b. Said Ebu Abdullah bize tahdis etti. [O dedi ki]: İshak b. Mansur bize tahdis etti. [O dedi ki]: İbrahim b. Yusuf bize tahdis etti. [O], babasından; [o], Ebu İshak'tan [nakletti]. [O] dedi ki: Bera'yı şöyle derken işittim: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, insanların yüzü en güzel olanı ve yaratılışı (fiziği) en güzel olanıydı. O, ne aşırı uzun ne de kısaydı.'

3550. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَأَلْتُ أَنَسًا هَلْ خَضَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لاَ، إِنَّمَا كَانَ شَىْءٌ فِي صُدْغَيْهِ‏.‏

Ebu Nuaym bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hemmam bize tahdis etti. [O], Katade'den [nakletti]. [O] dedi ki: Enes'e: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (saçını/sakalını) boyadı mı?' diye sordum. Dedi ki: 'Hayır. Sadece şakaklarında birazcık (beyazlık) vardı.'

3551. Hadis

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَرْبُوعًا، بَعِيدَ مَا بَيْنَ الْمَنْكِبَيْنِ، لَهُ شَعَرٌ يَبْلُغُ شَحْمَةَ أُذُنِهِ، رَأَيْتُهُ فِي حُلَّةٍ حَمْرَاءَ، لَمْ أَرَ شَيْئًا قَطُّ أَحْسَنَ مِنْهُ‏.‏ قَالَ يُوسُفُ بْنُ أَبِي إِسْحَاقَ عَنْ أَبِيهِ إِلَى مَنْكِبَيْهِ‏.‏

Hafs b. Ömer bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şu'be bize tahdis etti. [O], Ebu İshak'tan; [o da] Bera b. Azib radıyallahu anhuma'dan [nakletti]. [O] dedi ki: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem orta boyluydu. İki omzunun arası genişti. Kulak yumuşağına ulaşan saçı vardı. Onu kırmızı bir takım elbise (hulle) içinde gördüm. Asla ondan daha güzel bir şey görmedim.' Yusuf b. Ebi İshak, babasından [naklederek]: '(Saçı) omuzlarına kadar (ulaşıyordu)' dedi.

3552. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سُئِلَ الْبَرَاءُ أَكَانَ وَجْهُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَ السَّيْفِ قَالَ لاَ بَلْ مِثْلَ الْقَمَرِ‏.‏

Ebu Nuaym bize tahdis etti. [O dedi ki]: Züheyr bize tahdis etti. [O], Ebu İshak'tan [nakletti]. [O] dedi ki: Bera'ya: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yüzü kılıç gibi (keskin ve parlak) miydi?' diye soruldu. Dedi ki: 'Hayır, bilakis ay gibiydi.'

3553. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مَنْصُورٍ أَبُو عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ الأَعْوَرُ، بِالْمَصِّيصَةِ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا جُحَيْفَةَ، قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْهَاجِرَةِ إِلَى الْبَطْحَاءِ فَتَوَضَّأَ ثُمَّ صَلَّى الظُّهْرَ رَكْعَتَيْنِ، وَالْعَصْرَ رَكْعَتَيْنِ، وَبَيْنَ يَدَيْهِ عَنَزَةٌ‏.‏ ‏{‏قَالَ شُعْبَةُ‏}‏ وَزَادَ فِيهِ عَوْنٌ عَنْ أَبِيهِ أَبِي جُحَيْفَةَ قَالَ كَانَ يَمُرُّ مِنْ وَرَائِهَا الْمَرْأَةُ، وَقَامَ النَّاسُ فَجَعَلُوا يَأْخُذُونَ يَدَيْهِ، فَيَمْسَحُونَ بِهَا وُجُوهَهُمْ، قَالَ فَأَخَذْتُ بِيَدِهِ، فَوَضَعْتُهَا عَلَى وَجْهِي، فَإِذَا هِيَ أَبْرَدُ مِنَ الثَّلْجِ، وَأَطْيَبُ رَائِحَةً مِنَ الْمِسْكِ‏.‏

Hasan b. Mansur Ebu Ali bize tahdis etti. [O dedi ki]: Haccac b. Muhammed el-A'ver bize -Massisa'da- tahdis etti. [O dedi ki]: Şu'be bize tahdis etti. [O], Hakem'den [nakletti]. [O] dedi ki: Ebu Cuheyfe'yi şöyle derken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem öğle sıcağında Bathâ'ya çıktı. Abdest aldı, sonra öğle namazını iki rekat, ikindi namazını da iki rekat kıldı. Önünde bir aneze (kısa mızrak) vardı. Şu'be dedi ki: Avn [b. Ebi Cuheyfe], babası Ebu Cuheyfe'den [naklen] şunları ekledi: 'Kadın(lar), onun (anezenin) arkasından geçiyordu.' İnsanlar kalktılar, ellerini tutmaya ve yüzlerine sürmeye başladılar. [Ebu Cuheyfe] dedi ki: Ben de elini tuttum ve yüzüme koydum. O, kardan daha soğuktu ve kokusu miskten daha güzeldi.

3554. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدَ النَّاسِ، وَأَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي رَمَضَانَ، حِينَ يَلْقَاهُ جِبْرِيلُ، وَكَانَ جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ يَلْقَاهُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ مِنْ رَمَضَانَ، فَيُدَارِسُهُ الْقُرْآنَ فَلَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَجْوَدُ بِالْخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ الْمُرْسَلَةِ‏.‏

Abdan bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdullah bize tahdis etti. [O dedi ki]: Yunus bize haber verdi. [O], Zühri'den [nakletti]. [O] dedi ki: Ubeydullah b. Abdullah bana tahdis etti. [O], İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem insanların en cömerdiydi. Ramazan'da, Cebrail onunla karşılaştığı zaman daha da cömert olurdu. Cebrail aleyhisselam Ramazan'ın her gecesinde onunla buluşur ve onunla Kur'an'ı karşılıklı okurlardı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem hayır hususunda, esen rüzgardan daha cömertti.

3555. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَيْهَا مَسْرُورًا تَبْرُقُ أَسَارِيرُ وَجْهِهِ، فَقَالَ ‏ "‏ أَلَمْ تَسْمَعِي مَا قَالَ الْمُدْلِجِيُّ لِزَيْدٍ وَأُسَامَةَ ـ وَرَأَى أَقْدَامَهُمَا ـ إِنَّ بَعْضَ هَذِهِ الأَقْدَامِ مِنْ بَعْضٍ ‏"‏‏.‏

Yahya bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdurrazzak bize tahdis etti. [O dedi ki]: İbn Cüreyc bize tahdis etti. [O] dedi ki: İbn Şihab bana haber verdi. [O], Urve'den; [o da] Aişe radıyallahu anha'dan [nakletti] ki; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, yüzünün çizgileri (sevinçten) parlayarak sevinçli bir halde onun yanına girdi ve şöyle buyurdu: 'Müclicî'nin (kâifin), Zeyd ve Usame için -ayaklarını görünce- ne dediğini işitmedin mi? Şüphesiz bu ayakların bazısı bazısındandır [dedi].'

3556. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ كَعْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ، يُحَدِّثُ حِينَ تَخَلَّفَ عَنْ تَبُوكَ، قَالَ فَلَمَّا سَلَّمْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يَبْرُقُ وَجْهُهُ مِنَ السُّرُورِ، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا سُرَّ اسْتَنَارَ وَجْهُهُ، حَتَّى كَأَنَّهُ قِطْعَةُ قَمَرٍ، وَكُنَّا نَعْرِفُ ذَلِكَ مِنْهُ‏.‏

Yahya b. Bükeyr bize tahdis etti. [O dedi ki]: Leys bize tahdis etti. [O], Ukayl'den; [o], İbn Şihab'dan; [o], Abdurrahman b. Abdullah b. Ka'b'dan [nakletti] ki; Abdullah b. Ka'b dedi ki: Ka'b b. Malik'i, Tebük [seferinden] geri kaldığı zamanı anlatırken işittim. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e selam verdiğimde, yüzü sevinçten parlıyordu. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem sevindiği zaman yüzü nurlanır, sanki bir ay parçası gibi olurdu. Biz bunu ondan bilirdik.

3557. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ بُعِثْتُ مِنْ خَيْرِ قُرُونِ بَنِي آدَمَ قَرْنًا فَقَرْنًا، حَتَّى كُنْتُ مِنَ الْقَرْنِ الَّذِي كُنْتُ فِيهِ ‏"‏‏.‏

Kuteybe b. Said bize tahdis etti. [O dedi ki]: Yakub b. Abdurrahman bize tahdis etti. [O], Amr'dan; [o], Said el-Makburi'den; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Ben Ademoğullarının en hayırlı asırlarında, asırdan asıra (seçilerek) gönderildim. Nihayet, içinde bulunduğum asırdan (ortaya çıktım).'

3558. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَسْدِلُ شَعَرَهُ، وَكَانَ الْمُشْرِكُونَ يَفْرُقُونَ رُءُوسَهُمْ فَكَانَ أَهْلُ الْكِتَابِ يَسْدِلُونَ رُءُوسَهُمْ، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ مُوَافَقَةَ أَهْلِ الْكِتَابِ فِيمَا لَمْ يُؤْمَرْ فِيهِ بِشَىْءٍ، ثُمَّ فَرَقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأْسَهُ‏.‏

Yahya b. Bükeyr bize tahdis etti. [O dedi ki]: Leys bize tahdis etti. [O], Yunus'tan; [o], İbn Şihab'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Ubeydullah b. Abdullah bana, İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan haber verdi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem (başlangıçta) saçını salıverirdi. Müşrikler ise başlarını ayırırlardı. Ehl-i Kitap ise saçlarını salıverirlerdi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kendisine bir emir verilmeyen konularda Ehl-i Kitab'a muvafakat etmeyi severdi. Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem saçını ayırdı.

3559. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمْ يَكُنِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَاحِشًا وَلاَ مُتَفَحِّشًا وَكَانَ يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ مِنْ خِيَارِكُمْ أَحْسَنَكُمْ أَخْلاَقًا ‏"‏‏.‏

Abdan bize tahdis etti. [O], Ebu Hamza'dan; [o], A'meş'ten; [o], Ebu Vail'den; [o], Mesruk'tan; [o da] Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma'dan [nakletti] ki; o şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, çirkin sözlü değildi, çirkinleşmeye çalışan biri de değildi. O şöyle buyururdu: 'Sizin en hayırlılarınız, ahlakı en güzel olanlarınızdır.'

3560. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا قَالَتْ مَا خُيِّرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَمْرَيْنِ إِلاَّ أَخَذَ أَيْسَرَهُمَا، مَا لَمْ يَكُنْ إِثْمًا، فَإِنْ كَانَ إِثْمًا كَانَ أَبْعَدَ النَّاسِ مِنْهُ، وَمَا انْتَقَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِنَفْسِهِ، إِلاَّ أَنْ تُنْتَهَكَ حُرْمَةُ اللَّهِ فَيَنْتَقِمَ لِلَّهِ بِهَا‏.‏

Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti. [O dedi ki]: Malik bize haber verdi. [O], İbn Şihab'dan; [o], Urve b. Zübeyr'den; [o da] Aişe radıyallahu anha'dan [nakletti] ki; o şöyle dedi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem iki iş arasında muhayyer bırakıldığında, günah olmadığı sürece mutlaka onların en kolayını alırdı. Eğer günah ise, insanların ondan en uzak duranı olurdu. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Allah'ın haramları çiğnenmedikçe asla kendisi için intikam almazdı. (Ancak) Allah'ın haramları çiğnenirse, Allah için intikam alırdı.

3561. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَا مَسِسْتُ حَرِيرًا وَلاَ دِيبَاجًا أَلْيَنَ مِنْ كَفِّ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَلاَ شَمِمْتُ رِيحًا قَطُّ أَوْ عَرْفًا قَطُّ أَطْيَبَ مِنْ رِيحِ أَوْ عَرْفِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Süleyman b. Harb bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hammad bize tahdis etti. [O], Sabit'ten; [o da] Enes radıyallahu anh'dan [nakletti]. Dedi ki: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in avucundan daha yumuşak ne bir ipeğe ne de bir dibaca dokundum. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in kokusundan -veya ıtırından- daha güzel bir koku veya ıtır da asla koklamadım.'

3562. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي عُتْبَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَشَدَّ حَيَاءً مِنَ الْعَذْرَاءِ فِي خِدْرِهَا‏.‏

Müsedded bize tahdis etti. [O dedi ki]: Yahya bize tahdis etti. [O], Şu'be'den; [o], Katade'den; [o], Abdullah b. Ebi Utbe'den; [o da] Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; o şöyle dedi: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, perdesi arkasındaki bakire kızdan daha hayalıydı.'

3562_2. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، وَابْنُ، مَهْدِيٍّ قَالاَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، مِثْلَهُ وَإِذَا كَرِهَ شَيْئًا عُرِفَ فِي وَجْهِهِ‏.‏

Muhammed b. Beşşâr bana tahdis etti. [O dedi ki]: Yahya ve İbn Mehdi bize tahdis etti. İkisi de dediler ki: Şu'be bize (önceki hadisin) bir benzerini tahdis etti. [Ve şunları ekledi]: '(Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem) bir şeyden hoşlanmadığı zaman, (bu durum) yüzünden anlaşılırdı.'

3563. Hadis

حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ الْجَعْدِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَا عَابَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم طَعَامًا قَطُّ، إِنِ اشْتَهَاهُ أَكَلَهُ، وَإِلاَّ تَرَكَهُ‏.‏

Ali b. el-Ca'd bana tahdis etti. [O dedi ki]: Şu'be bize haber verdi. [O], A'meş'ten; [o], Ebu Hazim'den; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; o şöyle dedi: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hiçbir yemeği asla ayıplamadı. Eğer canı çekerse onu yerdi, yoksa bırakırdı.'

3564. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ مُضَرَ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَالِكٍ ابْنِ بُحَيْنَةَ الأَسْدِيِّ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا سَجَدَ فَرَّجَ بَيْنَ يَدَيْهِ حَتَّى نَرَى إِبْطَيْهِ‏.‏ قَالَ وَقَالَ ابْنُ بُكَيْرٍ حَدَّثَنَا بَكْرٌ بَيَاضَ إِبْطَيْهِ‏.‏

Kuteybe b. Said bize tahdis etti. [O dedi ki]: Bekr b. Mudar bize tahdis etti. [O], Cafer b. Rabia'dan; [o], A'rec'den; [o da] Abdullah b. Malik İbn Buhayne el-Esdi'den [nakletti] ki; o şöyle dedi: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem secde ettiği zaman kollarını o kadar ayırırdı ki, koltuk altlarını görürdük.' [Ravi] dedi ki: İbn Bükeyr: 'Bize Bekr, koltuk altlarının beyazlığını diye tahdis etti' dedi.

3565. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، أَنَّ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُمْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ لاَ يَرْفَعُ يَدَيْهِ فِي شَىْءٍ مِنْ دُعَائِهِ، إِلاَّ فِي الاِسْتِسْقَاءِ، فَإِنَّهُ كَانَ يَرْفَعُ يَدَيْهِ حَتَّى يُرَى بَيَاضُ إِبْطَيْهِ‏.‏ وَقَالَ أَبُو مُوسَى دَعَا النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَرَفَعَ يَدَيْهِ وَرَأَيْتُ بَيَاضَ إِبْطَيْهِ

Abdulala b. Hammad bize tahdis etti. [O dedi ki]: Yezid b. Zürey bize tahdis etti. [O dedi ki]: Said bize tahdis etti. [O], Katade'den [nakletti] ki; Enes radıyallahu anh onlara şöyle tahdis etmiş: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, istiska (yağmur duası) hariç, dualarının hiçbirinde ellerini (aşırı derecede) kaldırmazdı. İstiskada ise ellerini, koltuk altlarının beyazlığı görününceye kadar kaldırırdı. Ebu Musa dedi ki: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem dua etti ve ellerini kaldırdı, ben de koltuk altlarının beyazlığını gördüm.'

3566. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَابِقٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ مِغْوَلٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَوْنَ بْنَ أَبِي جُحَيْفَةَ، ذَكَرَ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ دُفِعْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ بِالأَبْطَحِ فِي قُبَّةٍ كَانَ بِالْهَاجِرَةِ، خَرَجَ بِلاَلٌ فَنَادَى بِالصَّلاَةِ، ثُمَّ دَخَلَ فَأَخْرَجَ فَضْلَ وَضُوءِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَوَقَعَ النَّاسُ عَلَيْهِ يَأْخُذُونَ مِنْهُ، ثُمَّ دَخَلَ فَأَخْرَجَ الْعَنَزَةَ، وَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى وَبِيصِ سَاقَيْهِ فَرَكَزَ الْعَنَزَةَ، ثُمَّ صَلَّى الظُّهْرَ رَكْعَتَيْنِ وَالْعَصْرَ رَكْعَتَيْنِ، يَمُرُّ بَيْنَ يَدَيْهِ الْحِمَارُ وَالْمَرْأَةُ‏.‏

Hasan b. es-Sabbah bize tahdis etti. [O dedi ki]: Muhammed b. Sabık bize tahdis etti. [O dedi ki]: Malik b. Miğvel bize tahdis etti. [O] dedi ki: Avn b. Ebi Cuheyfe'yi, babasından zikrederek şöyle derken işittim: 'Öğle sıcağında Abtah'ta, bir (deri) çadırın içindeyken Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına getirildim. Bilal çıktı ve namaz için ezan okudu. Sonra (içeri) girdi ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in abdest suyundan artanı çıkardı. İnsanlar ondan almak için üzerine üşüştüler. Sonra (tekrar içeri) girdi ve anezeyi (kısa mızrağı) çıkardı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem (de) çıktı. Sanki bacaklarının parıltısına bakıyor gibiyim. Anezeyi (yere) dikti. Sonra öğle namazını iki rekat, ikindi namazını da iki rekat kıldı. Önünden eşek ve kadın geçiyordu.'

3567. Hadis

حَدَّثَنِي الْحَسَنُ بْنُ صَبَّاحٍ الْبَزَّارُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُحَدِّثُ حَدِيثًا لَوْ عَدَّهُ الْعَادُّ لأَحْصَاهُ‏.‏ وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّهُ قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ أَلاَ يُعْجِبُكَ أَبُو فُلاَنٍ جَاءَ فَجَلَسَ إِلَى جَانِبِ حُجْرَتِي يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، يُسْمِعُنِي ذَلِكَ وَكُنْتُ أُسَبِّحُ فَقَامَ قَبْلَ أَنْ أَقْضِيَ سُبْحَتِي، وَلَوْ أَدْرَكْتُهُ لَرَدَدْتُ عَلَيْهِ، إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَكُنْ يَسْرُدُ الْحَدِيثَ كَسَرْدِكُمْ‏.‏

Hasan b. Sabbah el-Bezzar bana tahdis etti. [O dedi ki]: Sufyan bize tahdis etti. [O], Zühri'den; [o], Urve'den; [o da] Aişe radıyallahu anha'dan [nakletti] ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem öyle (tane tane) konuşurdu ki, sayan kişi (kelimelerini) saysaydı sayabilirdi. Leys dedi ki: Yunus bana tahdis etti. [O], İbn Şihab'dan [nakletti]. O dedi ki: Urve b. Zübeyr bana Aişe'den haber verdi ki, o şöyle dedi: 'Şu falan adama şaşmaz mısın? Geldi, odamın yanına oturdu ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den hadis nakletmeye başladı. Bunu bana işittiriyordu. Ben o sırada tesbih çekiyordum (nafile namaz kılıyordum). Ben tesbihimi bitirmeden kalktı gitti. Eğer ona yetişseydim, ona itiraz ederdim. Muhakkak ki Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem sözü sizin gibi hızlıca sıralayıp geçmezdi.'

3569. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ كَيْفَ كَانَتْ صَلاَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَمَضَانَ قَالَتْ مَا كَانَ يَزِيدُ فِي رَمَضَانَ وَلاَ غَيْرِهِ عَلَى إِحْدَى عَشْرَةَ رَكْعَةً، يُصَلِّي أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ فَلاَ تَسْأَلْ عَنْ حُسْنِهِنَّ وَطُولِهِنَّ، ثُمَّ يُصَلِّي أَرْبَعًا فَلاَ تَسْأَلْ عَنْ حُسْنِهِنَّ وَطُولِهِنَّ، ثُمَّ يُصَلِّي ثَلاَثًا فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ تَنَامُ قَبْلَ أَنْ تُوتِرَ قَالَ ‏ "‏ تَنَامُ عَيْنِي وَلاَ يَنَامُ قَلْبِي ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Mesleme bize tahdis etti. [O], Malik'ten; [o], Said el-Makburi'den; [o], Ebu Seleme b. Abdurrahman'dan [nakletti] ki; o, Aişe radıyallahu anha'ya, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Ramazan'daki namazının nasıl olduğunu sormuş. [Aişe] dedi ki: 'Ne Ramazan'da ne de Ramazan dışında on bir rekattan fazla kılmazdı. Dört rekat kılardı ki, güzelliklerini ve uzunluklarını sorma! Sonra dört rekat (daha) kılardı ki, güzelliklerini ve uzunluklarını sorma! Sonra üç rekat kılardı.' Dedim ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Vitir kılmadan uyuyor musun?' Buyurdu ki: 'Gözlerim uyur fakat kalbim uyumaz.'

3570. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ شَرِيكِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يُحَدِّثُنَا عَنْ لَيْلَةِ، أُسْرِيَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ مَسْجِدِ الْكَعْبَةِ جَاءَ ثَلاَثَةُ نَفَرٍ قَبْلَ أَنْ يُوحَى إِلَيْهِ، وَهُوَ نَائِمٌ فِي مَسْجِدِ الْحَرَامِ، فَقَالَ أَوَّلُهُمْ أَيُّهُمْ هُوَ فَقَالَ أَوْسَطُهُمْ هُوَ خَيْرُهُمْ وَقَالَ آخِرُهُمْ خُذُوا خَيْرَهُمْ‏.‏ فَكَانَتْ تِلْكَ، فَلَمْ يَرَهُمْ حَتَّى جَاءُوا لَيْلَةً أُخْرَى، فِيمَا يَرَى قَلْبُهُ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم نَائِمَةٌ عَيْنَاهُ وَلاَ يَنَامُ قَلْبُهُ وَكَذَلِكَ الأَنْبِيَاءُ تَنَامُ أَعْيُنُهُمْ وَلاَ تَنَامُ قُلُوبُهُمْ، فَتَوَلاَّهُ جِبْرِيلُ ثُمَّ عَرَجَ بِهِ إِلَى السَّمَاءِ‏.‏

İsmail bize tahdis etti. [O] dedi ki: Kardeşim bana tahdis etti. [O], Süleyman'dan; [o], Şerik b. Abdullah b. Ebi Nemir'den [nakletti]. Enes b. Malik'i, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in Kabe'nin Mescidinden yürütüldüğü (İsra'ya götürüldüğü) gece hakkında bize tahdis ederken işittim: Henüz kendisine vahyedilmeden önce, o Mescid-i Haram'da uyurken üç kişi geldi. Birincisi: 'O hangisidir?' dedi. Ortancaları: 'O, onların en hayırlısıdır' dedi. Sonuncuları: 'En hayırlılarını alın' dedi. O gece bu kadar oldu. Sonra onları bir başka gece gelinceye kadar görmedi. (O gece geldiklerinde) kalbi görüyordu. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in gözleri uyur fakat kalbi uyumazdı. Peygamberler de böyledir; gözleri uyur fakat kalpleri uyumaz. Cebrail onu devraldı ve sonra onunla semaya yükseldi.

3571. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا سَلْمُ بْنُ زَرِيرٍ، سَمِعْتُ أَبَا رَجَاءٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ، أَنَّهُمْ كَانُوا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي مَسِيرٍ، فَأَدْلَجُوا لَيْلَتَهُمْ حَتَّى إِذَا كَانَ وَجْهُ الصُّبْحِ عَرَّسُوا فَغَلَبَتْهُمْ أَعْيُنُهُمْ حَتَّى ارْتَفَعَتِ الشَّمْسُ، فَكَانَ أَوَّلَ مَنِ اسْتَيْقَظَ مِنْ مَنَامِهِ أَبُو بَكْرٍ، وَكَانَ لاَ يُوقَظُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ مَنَامِهِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ، فَاسْتَيْقَظَ عُمَرُ فَقَعَدَ أَبُو بَكْرٍ عِنْدَ رَأْسِهِ فَجَعَلَ يُكَبِّرُ وَيَرْفَعُ صَوْتَهُ، حَتَّى اسْتَيْقَظَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَنَزَلَ وَصَلَّى بِنَا الْغَدَاةَ، فَاعْتَزَلَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ لَمْ يُصَلِّ مَعَنَا فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ ‏"‏ يَا فُلاَنُ مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تُصَلِّيَ مَعَنَا ‏"‏‏.‏ قَالَ أَصَابَتْنِي جَنَابَةٌ‏.‏ فَأَمَرَهُ أَنْ يَتَيَمَّمَ بِالصَّعِيدِ، ثُمَّ صَلَّى وَجَعَلَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَكُوبٍ بَيْنَ يَدَيْهِ، وَقَدْ عَطِشْنَا عَطَشًا شَدِيدًا فَبَيْنَمَا نَحْنُ نَسِيرُ إِذَا نَحْنُ بِامْرَأَةٍ سَادِلَةٍ رِجْلَيْهَا بَيْنَ مَزَادَتَيْنِ، فَقُلْنَا لَهَا أَيْنَ الْمَاءُ فَقَالَتْ إِنَّهُ لاَ مَاءَ‏.‏ فَقُلْنَا كَمْ بَيْنَ أَهْلِكِ وَبَيْنَ الْمَاءِ قَالَتْ يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ‏.‏ فَقُلْنَا انْطَلِقِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَتْ وَمَا رَسُولُ اللَّهِ فَلَمْ نُمَلِّكْهَا مِنْ أَمْرِهَا حَتَّى اسْتَقْبَلْنَا بِهَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، فَحَدَّثَتْهُ بِمِثْلِ الَّذِي حَدَّثَتْنَا غَيْرَ أَنَّهَا حَدَّثَتْهُ أَنَّهَا مُؤْتِمَةٌ، فَأَمَرَ بِمَزَادَتَيْهَا فَمَسَحَ فِي الْعَزْلاَوَيْنِ، فَشَرِبْنَا عِطَاشًا أَرْبَعِينَ رَجُلاً حَتَّى رَوِينَا، فَمَلأْنَا كُلَّ قِرْبَةٍ مَعَنَا وَإِدَاوَةٍ، غَيْرَ أَنَّهُ لَمْ نَسْقِ بَعِيرًا وَهْىَ تَكَادُ تَنِضُّ مِنَ الْمِلْءِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ هَاتُوا مَا عِنْدَكُمْ ‏"‏‏.‏ فَجُمِعَ لَهَا مِنَ الْكِسَرِ وَالتَّمْرِ، حَتَّى أَتَتْ أَهْلَهَا قَالَتْ لَقِيتُ أَسْحَرَ النَّاسِ، أَوْ هُوَ نَبِيٌّ كَمَا زَعَمُوا، فَهَدَى اللَّهُ ذَاكَ الصِّرْمَ بِتِلْكَ الْمَرْأَةِ فَأَسْلَمَتْ وَأَسْلَمُوا‏.‏

Ebu'l-Velid bize tahdis etti. [O dedi ki]: Selm b. Zerir bize tahdis etti. [O], Ebu Reca'dan işitmiş; [o] dedi ki: İmran b. Husayn bize tahdis etti ki; Onlar Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile bir yolculuktaydılar. Gece boyunca yürüdüler. Sabah yaklaşınca konaklayıp [uyudular]. Gözlerine uyku galebe çaldı, (öyle ki) güneş yükselinceye kadar [uyandırılamadılar]. Uykusundan ilk uyanan Ebu Bekir oldu. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kendisi uyanmadıkça uykusundan uyandırılmazdı. Sonra Ömer uyandı. Ebu Bekir, [Nebi'nin] başucuna oturdu, tekbir getirmeye ve sesini yükseltmeye başladı. Nihayet Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem uyandı, indi ve bize sabah namazını kıldırdı. Topluluktan bir adam bir kenara çekilmiş, bizimle namaz kılmamıştı. [Nebi] namazı bitirince: 'Ey falan! Bizimle namaz kılmana engel olan nedir?' dedi. Adam: 'Cünüp oldum' dedi. [Nebi], ona temiz toprakla teyemmüm etmesini emretti. Sonra namazını kıldı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni önündeki bir binek grubuna dahil etti. Şiddetli bir şekilde susamıştık. Biz yol alırken, ayaklarını iki büyük su tulumu (mezade) arasına sarkıtmış bir kadınla karşılaştık. Ona: 'Su nerede?' dedik. 'Su yok' dedi. 'Senin ailenle su arasında ne kadar (mesafe) var?' dedik. 'Bir gün ve bir gece' dedi. 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gel' dedik. 'Resulullah da nedir?' dedi. Kendi işine (gitmesine) hakim olamadı (bırakmadık), nihayet onu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e getirdik. Bize anlattıklarının aynısını ona da anlattı. Ancak ona, yetim çocukları olduğunu ekledi. [Nebi], kadının iki tulumunu istedi, (tulumların) ağızlarını sıvazladı. Susamış kırk adam, kanıncaya kadar [ondan] içtik. Yanımızdaki her kırbayı ve su kabını doldurduk. Sadece develeri sulamadık. (Tulumlar) doluluktan neredeyse patlayacaktı. Sonra [Nebi]: 'Yanınızda ne varsa getirin' dedi. Kadın için ekmek kırıntıları ve hurma toplandı. Nihayet kadın ailesine geldi ve: 'İnsanların en büyüleyicisiyle karşılaştım; ya da iddia ettikleri gibi o bir peygamberdir' dedi. Allah o kabileyi bu kadın sayesinde hidayete erdirdi; kadın Müslüman oldu, onlar da Müslüman oldular.

3572. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِإِنَاءٍ وَهْوَ بِالزَّوْرَاءِ، فَوَضَعَ يَدَهُ فِي الإِنَاءِ، فَجَعَلَ الْمَاءُ يَنْبُعُ مِنْ بَيْنِ أَصَابِعِهِ، فَتَوَضَّأَ الْقَوْمُ‏.‏ قَالَ قَتَادَةُ قُلْتُ لأَنَسٍ كَمْ كُنْتُمْ قَالَ ثَلاَثَمِائَةٍ، أَوْ زُهَاءَ ثَلاَثِمِائَةٍ‏.‏

Muhammed b. Beşşâr bana tahdis etti. [O dedi ki]: İbn Ebi Adi bize tahdis etti. [O], Said'den; [o], Katade'den; [o da] Enes radıyallahu anh'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Zevrâ'da iken ona bir kap getirildi. Elini kabın içine koydu, bunun üzerine parmaklarının arasından su fışkırmaya başladı. Topluluk da [bu suyla] abdest aldı. Katade dedi ki: Enes'e: 'Kaç kişiydiniz?' diye sordum. 'Üç yüz veya üç yüz civarıydık' dedi.

3573. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَحَانَتْ صَلاَةُ الْعَصْرِ، فَالْتُمِسَ الْوَضُوءُ فَلَمْ يَجِدُوهُ فَأُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِوَضُوءٍ، فَوَضَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ فِي ذَلِكَ الإِنَاءِ، فَأَمَرَ النَّاسَ أَنْ يَتَوَضَّئُوا مِنْهُ، فَرَأَيْتُ الْمَاءَ يَنْبُعُ مِنْ تَحْتِ أَصَابِعِهِ، فَتَوَضَّأَ النَّاسُ حَتَّى تَوَضَّئُوا مِنْ عِنْدِ آخِرِهِمْ‏.‏

Abdullah b. Mesleme bize tahdis etti. [O], Malik'ten; [o], İshak b. Abdullah b. Ebi Talha'den; [o da] Enes b. Malik radıyallahu anh'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i gördüm. İkindi namazı vakti gelmişti. Abdest suyu arandı fakat bulamadılar. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e (biraz) abdest suyu getirildi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem elini o kabın içine koydu ve insanlara ondan abdest almalarını emretti. Suyun, parmaklarının altından fışkırdığını gördüm. İnsanlar, en sonuncularına varıncaya kadar [ondan] abdest aldılar.

3574. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُبَارَكٍ، حَدَّثَنَا حَزْمٌ، قَالَ سَمِعْتُ الْحَسَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ مَخَارِجِهِ وَمَعَهُ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِهِ، فَانْطَلَقُوا يَسِيرُونَ، فَحَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَلَمْ يَجِدُوا مَاءً يَتَوَضَّئُونَ، فَانْطَلَقَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ، فَجَاءَ بِقَدَحٍ مِنْ مَاءٍ يَسِيرٍ فَأَخَذَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَتَوَضَّأَ، ثُمَّ مَدَّ أَصَابِعَهُ الأَرْبَعَ عَلَى الْقَدَحِ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ قُومُوا فَتَوَضَّئُوا ‏"‏‏.‏ فَتَوَضَّأَ، الْقَوْمُ حَتَّى بَلَغُوا فِيمَا يُرِيدُونَ مِنَ الْوَضُوءِ، وَكَانُوا سَبْعِينَ أَوْ نَحْوَهُ‏.‏

Abdurrahman b. Mübarek bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hazm bize tahdis etti. [O] dedi ki: Hasan'ı şöyle derken işittim: Enes b. Malik radıyallahu anh bize tahdis edip dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem yolculuklarından birine çıktı, beraberinde ashabından bazı kimseler de vardı. Yol alıyorlardı. Namaz vakti geldi fakat abdest alacakları bir su bulamadılar. Topluluktan bir adam gidip az miktarda su bulunan bir kadeh getirdi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onu aldı ve abdest aldı. Sonra dört parmağını kadehin üzerine uzattı (koydu) ve: 'Kalkın abdest alın!' buyurdu. Topluluk, abdestten diledikleri miktara (tam abdest almaya) ulaşıncaya kadar abdest aldılar. Yetmiş veya o civarda kişiydiler.

3575. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ يَزِيدَ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ حَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَقَامَ مَنْ كَانَ قَرِيبَ الدَّارِ مِنَ الْمَسْجِدِ يَتَوَضَّأُ، وَبَقِيَ قَوْمٌ، فَأُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمِخْضَبٍ مِنْ حِجَارَةٍ فِيهِ مَاءٌ، فَوَضَعَ كَفَّهُ فَصَغُرَ الْمِخْضَبُ أَنْ يَبْسُطَ فِيهِ كَفَّهُ، فَضَمَّ أَصَابِعَهُ فَوَضَعَهَا فِي الْمِخْضَبِ، فَتَوَضَّأَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ جَمِيعًا‏.‏ قُلْتُ كَمْ كَانُوا قَالَ ثَمَانُونَ رَجُلاً‏.‏

Abdullah b. Münir bize tahdis etti. [O], Yezid'den işitmiş; [o dedi ki]: Humeyd bize haber verdi. [O], Enes radıyallahu anh'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Namaz vakti gelmişti. Evi mescide yakın olanlar abdest almak üzere kalktılar. (Evi uzak olan) bir grup ise kaldı. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e içinde su bulunan taştan bir leğen (mıhdab) getirildi. [Nebi] avucunu (kabın içine) koydu; ancak leğen avucunu içinde yaymasına yetmeyecek kadar küçüktü. Bunun üzerine parmaklarını birleştirdi ve onları leğenin içine koydu. Topluluğun hepsi birden [o suyla] abdest aldılar. (Ravi Humeyd dedi ki): Enes'e: 'Kaç kişiydiler?' diye sordum. 'Seksen adam' dedi.

3576. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ عَطِشَ النَّاسُ يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ يَدَيْهِ رَكْوَةٌ فَتَوَضَّأَ فَجَهَشَ النَّاسُ نَحْوَهُ، فَقَالَ ‏ "‏ مَا لَكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لَيْسَ عِنْدَنَا مَاءٌ نَتَوَضَّأُ وَلاَ نَشْرَبُ إِلاَّ مَا بَيْنَ يَدَيْكَ، فَوَضَعَ يَدَهُ فِي الرَّكْوَةِ فَجَعَلَ الْمَاءُ يَثُورُ بَيْنَ أَصَابِعِهِ كَأَمْثَالِ الْعُيُونِ، فَشَرِبْنَا وَتَوَضَّأْنَا‏.‏ قُلْتُ كَمْ كُنْتُمْ قَالَ لَوْ كُنَّا مِائَةَ أَلْفٍ لَكَفَانَا، كُنَّا خَمْسَ عَشْرَةَ مِائَةً‏.‏

Musa b. İsmail bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdulaziz b. Müslim bize tahdis etti. [O dedi ki]: Husayn bize tahdis etti. [O], Salim b. Ebi'l-Ca'd'dan; [o da] Cabir b. Abdullah radıyallahu anhuma'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Hudeybiye günü insanlar susadılar. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in önünde ise (içinde su olan) deriden bir kap (rakve) vardı. [Nebi] abdest aldı. Bunun üzerine insanlar ona doğru (ihtiyaçla) üşüştüler. [Nebi]: 'Size ne oluyor (neyiniz var)?' dedi. Dediler ki: 'Yanımızda abdest alacak ve içecek, senin önündekinden başka su yok.' Bunun üzerine [Nebi] elini kabın içine koydu, parmaklarının arasından su, pınarlar gibi fışkırmaya başladı. Biz de (ondan) içtik ve abdest aldık. (Ravi Salim dedi ki): [Cabir'e]: 'Kaç kişiydiniz?' diye sordum. 'Eğer yüz bin kişi olsaydık bile bize yeterdi. Biz bin beş yüz kişiydik' dedi.

3577. Hadis

حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ أَرْبَعَ عَشْرَةَ مِائَةً، وَالْحُدَيْبِيَةُ بِئْرٌ فَنَزَحْنَاهَا حَتَّى لَمْ نَتْرُكْ فِيهَا قَطْرَةً، فَجَلَسَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى شَفِيرِ الْبِئْرِ، فَدَعَا بِمَاءٍ فَمَضْمَضَ وَمَجَّ فِي الْبِئْرِ، فَمَكَثْنَا غَيْرَ بَعِيدٍ ثُمَّ اسْتَقَيْنَا حَتَّى رَوِينَا وَرَوَتْ ـ أَوْ صَدَرَتْ ـ رَكَائِبُنَا‏.‏

Malik b. İsmail bize tahdis etti. [O dedi ki]: İsrail bize tahdis etti. [O], Ebu İshak'tan; [o da] Bera radıyallahu anh'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Hudeybiye günü biz bin dört yüz kişiydik. Hudeybiye (aslında) bir kuyudur. Biz onu[n suyunu], içinde bir damla bile bırakmayacak şekilde çekip bitirdik. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kuyunun kenarına oturdu. Biraz su istedi, (onunla) ağzını çalkaladı ve (o suyu) kuyunun içine püskürttü. Çok geçmeden bekledik, sonra (kuyudan) öyle bir su çektik ki hem biz kandık hem de bineklerimiz suya kanmış olarak geri döndüler.

3578. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ أَبُو طَلْحَةَ لأُمِّ سُلَيْمٍ لَقَدْ سَمِعْتُ صَوْتَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَعِيفًا، أَعْرِفُ فِيهِ الْجُوعَ فَهَلْ عِنْدَكِ مِنْ شَىْءٍ قَالَتْ نَعَمْ‏.‏ فَأَخْرَجَتْ أَقْرَاصًا مِنْ شَعِيرٍ، ثُمَّ أَخْرَجَتْ خِمَارًا لَهَا فَلَفَّتِ الْخُبْزَ بِبَعْضِهِ، ثُمَّ دَسَّتْهُ تَحْتَ يَدِي وَلاَثَتْنِي بِبَعْضِهِ، ثُمَّ أَرْسَلَتْنِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَذَهَبْتُ بِهِ، فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ وَمَعَهُ النَّاسُ، فَقُمْتُ عَلَيْهِمْ فَقَالَ لِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ آرْسَلَكَ أَبُو طَلْحَةَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ بِطَعَامٍ‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَنْ مَعَهُ ‏"‏ قُومُوا ‏"‏‏.‏ فَانْطَلَقَ وَانْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ حَتَّى جِئْتُ أَبَا طَلْحَةَ فَأَخْبَرْتُهُ‏.‏ فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ، قَدْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّاسِ، وَلَيْسَ عِنْدَنَا مَا نُطْعِمُهُمْ‏.‏ فَقَالَتِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ‏.‏ فَانْطَلَقَ أَبُو طَلْحَةَ حَتَّى لَقِيَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَأَقْبَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو طَلْحَةَ مَعَهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلُمِّي يَا أُمَّ سُلَيْمٍ مَا عِنْدَكِ ‏"‏‏.‏ فَأَتَتْ بِذَلِكَ الْخُبْزِ، فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَفُتَّ، وَعَصَرَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ عُكَّةً فَأَدَمَتْهُ، ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيهِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَكَلَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَشَبِعُوا، وَالْقَوْمُ سَبْعُونَ ـ أَوْ ثَمَانُونَ ـ رَجُلاً‏.‏

Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti. [O], Malik'ten; [o], İshak b. Abdullah b. Ebi Talha'dan [nakletti] ki; o, Enes b. Malik'i şöyle derken işitmiş: Ebu Talha, Ümmü Süleym'e: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sesini zayıf bir şekilde işittim, onda açlık (belirtisi) hissediyorum. Yanında bir şey var mı?' dedi. [Ümmü Süleym]: 'Evet' dedi ve arpadan yapılmış birkaç çörek çıkardı. Sonra başörtüsünü çıkardı, ekmeği onun bir kısmıyla sardı, sonra onu koltuğumun altına yerleştirdi ve örtünün bir kısmıyla da beni bürüdü (sardı). Sonra beni Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gönderdi. [Enes] dedi ki: Onu götürdüm. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i mescidde insanlarla beraber buldum. Yanlarına vardım. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: 'Seni Ebu Talha mı gönderdi?' dedi. 'Evet' dedim. 'Yemekle mi?' dedi. 'Evet' dedim. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanındakilere: 'Kalkın!' dedi. Onlar yola çıktılar, ben de önlerinden giderek Ebu Talha'ya geldim ve ona haber verdim. Ebu Talha: 'Ey Ümmü Süleym! Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanlarla beraber geldi, oysa yanımızda onları doyuracak bir şey yok' dedi. [Ümmü Süleym]: 'Allah ve Resulü daha iyi bilir' dedi. Ebu Talha gidip Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile karşılaştı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanında Ebu Talha ile beraber geldi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Ey Ümmü Süleym! Yanında ne varsa getir' buyurdu. [Ümmü Süleym] o ekmeği getirdi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem emretti ve (ekmek) ufalandı. Ümmü Süleym de bir yağ tulumunu sıkarak onu katık yaptı. Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem üzerine Allah'ın söylemesini dilediği şeyleri (duaları) söyledi. Sonra: 'On kişiye izin ver' buyurdu. Onlara izin verildi, doyuncaya kadar yediler ve çıktılar. Sonra (yine): 'On kişiye izin ver' buyurdu. Onlara da izin verildi, doyuncaya kadar yediler ve çıktılar. Sonra (yine): 'On kişiye izin ver' buyurdu. Onlara da izin verildi, doyuncaya kadar yediler ve çıktılar. Sonra (yine): 'On kişiye izin ver' buyurdu. Topluluğun hepsi yediler ve doydular. O topluluk yetmiş veya seksen adamdı.

3579. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ الزُّبَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا نَعُدُّ الآيَاتِ بَرَكَةً وَأَنْتُمْ تَعُدُّونَهَا تَخْوِيفًا، كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ فَقَلَّ الْمَاءُ فَقَالَ ‏"‏ اطْلُبُوا فَضْلَةً مِنْ مَاءٍ ‏"‏‏.‏ فَجَاءُوا بِإِنَاءٍ فِيهِ مَاءٌ قَلِيلٌ، فَأَدْخَلَ يَدَهُ فِي الإِنَاءِ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ حَىَّ عَلَى الطَّهُورِ الْمُبَارَكِ، وَالْبَرَكَةُ مِنَ اللَّهِ ‏"‏ فَلَقَدْ رَأَيْتُ الْمَاءَ يَنْبُعُ مِنْ بَيْنِ أَصَابِعِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَلَقَدْ كُنَّا نَسْمَعُ تَسْبِيحَ الطَّعَامِ وَهْوَ يُؤْكَلُ‏.‏

Muhammed b. el-Müsenna bana tahdis etti. [O dedi ki]: Ebu Ahmed ez-Zübeyri bize tahdis etti. [O], İsrail'den; [o], Mansur'den; [o], İbrahim'den; [o], Alkame'den; [o da] Abdullah [b. Mes'ud]'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Biz mucizeleri bereket sayardık, siz ise onları korkutma (uyarı) sayıyorsunuz. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile bir seferdeydik, su azaldı. [Nebi]: 'Birazcık su arayın' buyurdu. İçinde az miktarda su bulunan bir kap getirdiler. Elini kabın içine koydu, sonra: 'Haydi mübarek temizleyiciye (suya) gelin! Bereket Allah'tandır' buyurdu. Andolsun ki suyun Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in parmakları arasından fışkırdığını gördüm. Ve andolsun ki biz, yemek yenilirken onun tesbih ettiğini işitirdik.

3580. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَامِرٌ، قَالَ حَدَّثَنِي جَابِرٌ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ أَبَاهُ، تُوُفِّيَ وَعَلَيْهِ دَيْنٌ، فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ إِنَّ أَبِي تَرَكَ عَلَيْهِ دَيْنًا وَلَيْسَ عِنْدِي إِلاَّ مَا يُخْرِجُ نَخْلُهُ، وَلاَ يَبْلُغُ مَا يُخْرِجُ سِنِينَ مَا عَلَيْهِ، فَانْطَلِقْ مَعِي لِكَىْ لاَ يُفْحِشَ عَلَىَّ الْغُرَمَاءُ‏.‏ فَمَشَى حَوْلَ بَيْدَرٍ مِنْ بَيَادِرِ التَّمْرِ فَدَعَا ثَمَّ آخَرَ، ثُمَّ جَلَسَ عَلَيْهِ فَقَالَ ‏ "‏ انْزِعُوهُ ‏"‏‏.‏ فَأَوْفَاهُمُ الَّذِي لَهُمْ، وَبَقِيَ مِثْلُ مَا أَعْطَاهُمْ‏.‏

Ebu Nuaym bize tahdis etti. [O dedi ki]: Zekeriya bize tahdis etti. [O] dedi ki: Amir bana tahdis etti. [O] dedi ki: Cabir radıyallahu anh bana tahdis etti ki; babası (Abdullah b. Amr b. Haram) vefat ettiğinde üzerinde borç vardı. [Cabir] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim ve: 'Babam üzerinde borç bırakarak vefat etti. Yanımda ise hurmalarının vereceği üründen başka bir şey yok. Hurmaların ürünü ise yıllarca toplansa onun borcunu karşılamaz. Alacaklıların bana kaba davranmamaları için benimle beraber (onlara) gel' dedim. [Nebi], hurma yığınlarından birinin etrafında yürüdü ve dua etti, sonra bir başkasının (etrafında yürüdü). Sonra (hurma yığınının) üzerine oturdu ve: 'Ondan (alacaklılara) dağıtın' buyurdu. Onlara haklarını tam olarak ödedi, geriye de onlara verdiği kadar (hurma) kaldı.

3581. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ أَبِيهِ، حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ، أَنَّهُ حَدَّثَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ أَصْحَابَ، الصُّفَّةِ كَانُوا أُنَاسًا فُقَرَاءَ، وَأَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم قَالَ مَرَّةً ‏ "‏ مَنْ كَانَ عِنْدَهُ طَعَامُ اثْنَيْنِ فَلْيَذْهَبْ بِثَالِثٍ، وَمَنْ كَانَ عِنْدَهُ طَعَامُ أَرْبَعَةٍ فَلْيَذْهَبْ بِخَامِسٍ أَوْ سَادِسٍ ‏"‏‏.‏ أَوْ كَمَا قَالَ، وَأَنَّ أَبَا بَكْرٍ جَاءَ بِثَلاَثَةٍ وَانْطَلَقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِعَشَرَةٍ، وَأَبُو بَكْرٍ وَثَلاَثَةً، قَالَ فَهْوَ أَنَا وَأَبِي وَأُمِّي ـ وَلاَ أَدْرِي هَلْ قَالَ امْرَأَتِي وَخَادِمِي ـ بَيْنَ بَيْتِنَا وَبَيْنَ بَيْتِ أَبِي بَكْرٍ، وَأَنَّ أَبَا بَكْرٍ تَعَشَّى عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ لَبِثَ حَتَّى صَلَّى الْعِشَاءَ، ثُمَّ رَجَعَ فَلَبِثَ حَتَّى تَعَشَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَاءَ بَعْدَ مَا مَضَى مِنَ اللَّيْلِ مَا شَاءَ اللَّهُ، قَالَتْ لَهُ امْرَأَتُهُ مَا حَبَسَكَ عَنْ أَضْيَافِكَ أَوْ ضَيْفِكَ‏.‏ قَالَ أَوَ عَشَّيْتِهِمْ قَالَتْ أَبَوْا حَتَّى تَجِيءَ، قَدْ عَرَضُوا عَلَيْهِمْ فَغَلَبُوهُمْ، فَذَهَبْتُ فَاخْتَبَأْتُ، فَقَالَ يَا غُنْثَرُ‏.‏ فَجَدَّعَ وَسَبَّ وَقَالَ كُلُوا وَقَالَ لاَ أَطْعَمُهُ أَبَدًا‏.‏ قَالَ وَايْمُ اللَّهِ مَا كُنَّا نَأْخُذُ مِنَ اللُّقْمَةِ إِلاَّ رَبَا مِنْ أَسْفَلِهَا أَكْثَرُ مِنْهَا حَتَّى شَبِعُوا، وَصَارَتْ أَكْثَرَ مِمَّا كَانَتْ قَبْلُ، فَنَظَرَ أَبُو بَكْرٍ فَإِذَا شَىْءٌ أَوْ أَكْثَرُ قَالَ لاِمْرَأَتِهِ يَا أُخْتَ بَنِي فِرَاسٍ‏.‏ قَالَتْ لاَ وَقُرَّةِ عَيْنِي لَهْىَ الآنَ أَكْثَرُ مِمَّا قَبْلُ بِثَلاَثِ مَرَّاتٍ‏.‏ فَأَكَلَ مِنْهَا أَبُو بَكْرٍ، وَقَالَ إِنَّمَا كَانَ الشَّيْطَانُ ـ يَعْنِي يَمِينَهُ ـ ثُمَّ أَكَلَ مِنْهَا لُقْمَةً، ثُمَّ حَمَلَهَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَصْبَحَتْ عِنْدَهُ‏.‏ وَكَانَ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمٍ عَهْدٌ، فَمَضَى الأَجَلُ، فَتَفَرَّقْنَا اثْنَا عَشَرَ رَجُلاً مَعَ كُلِّ رَجُلٍ مِنْهُمْ أُنَاسٌ‏.‏ اللَّهُ أَعْلَمُ كَمْ مَعَ كُلِّ رَجُلٍ، غَيْرَ أَنَّهُ بَعَثَ مَعَهُمْ، قَالَ أَكَلُوا مِنْهَا أَجْمَعُونَ‏.‏ أَوْ كَمَا قَالَ‏.‏ وَغَيْرُهُ يَقُولُ فَعَرَفْنَا مِنْ الْعِرَافَةِ

Musa b. İsmail bize tahdis etti. [O dedi ki]: Mutemir bize tahdis etti. [O], babasından; [o], Ebu Osman'dan [nakletti] ki; Abdurrahman b. Ebi Bekir radıyallahu anhuma ona şöyle tahdis etmiş: Suffe ehli fakir insanlardı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir keresinde: 'Kimin yanında iki kişilik yemek varsa (Suffe ehli'nden) üçüncü bir kişiyi; kimin yanında dört kişilik yemek varsa beşinciyi veya altıncıyı [yemeğe] götürsün' buyurdu -veya buna benzer bir şey söyledi-. Ebu Bekir üç kişiyi getirdi, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ise on kişiyi götürdü. Ebu Bekir ve üç kişi... [Abdurrahman] dedi ki: O (üç kişi); ben, babam ve annemdi -[ravi] 'karım ve hizmetçim' dedi mi bilmiyorum- ki bunlar bizim evimizle Ebu Bekir'in evi arasındaydılar. Ebu Bekir, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında akşam yemeği yedi, sonra yatsı namazını kılıncaya kadar orada kaldı. Sonra döndü ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem akşam yemeğini yiyinceye kadar (bekledi) ve gecenin Allah'ın dilediği kadar bir kısmı geçtikten sonra (eve) geldi. Karısı ona: 'Misafirlerinden -veya misafirinden- seni alıkoyan nedir?' dedi. [Ebu Bekir]: 'Onlara akşam yemeği yedirmedin mi?' dedi. [Karısı]: 'Sen gelinceye kadar (yemeyi) reddettiler. Onlara (yemek) arz edildi fakat onlar galip geldiler (kabul etmediler)' dedi. [Abdurrahman] dedi ki: Ben (babamın kızacağını anlayıp) gidip gizlendim. [Ebu Bekir]: 'Ey akılsız (günser)!' dedi, söylendi ve (bana) sövdü. Sonra (misafirlere): 'Yiyin!' dedi ve (kızgınlıkla): 'Andolsun ki ben ondan asla yemeyeceğim' dedi. [Abdurrahman] dedi ki: Vallahi biz aldığımız her lokmanın altından, o lokmadan daha fazlasının çoğalıp çıktığını görüyorduk. Nihayet (misafirler) doydular ve (yemek) önceki halinden daha fazla bir halde kaldı. Ebu Bekir (yemeğe) baktı ki olduğu gibi duruyor, hatta daha da fazla. Karısına: 'Ey Benu Firas'ın kız kardeşi! Bu nedir?' dedi. Karısı: 'Gözümün nuruna (Allah'a) yemin olsun ki, şu an o eskiden olduğundan üç kat daha fazladır' dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir ondan yedi ve: 'Bu (yememe yeminim) ancak şeytandandı' dedi. Sonra ondan bir lokma yedi, sonra onu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e taşıdı ve (yemek) sabah onun yanında oldu. Bizimle bir kavim arasında bir ahit (anlaşma) vardı, süresi dolmuştu. On iki adama ayrıldık, her bir adamla beraber bir grup insan vardı -her adamla beraber kaç kişi olduğunu Allah bilir-. [Nebi] onlarla beraber (o yemekten) gönderdi. [Ravi] dedi ki: Hepsi birden ondan yediler -veya buna benzer bir şey söyledi-. Diğerleri ise 'Arâfe'den (tanıdık)' derler.

3582. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ، وَعَنْ يُونُسَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَصَابَ أَهْلَ الْمَدِينَةِ قَحْطٌ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَبَيْنَا هُوَ يَخْطُبُ يَوْمَ جُمُعَةٍ إِذْ قَامَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلَكَتِ الْكُرَاعُ، هَلَكَتِ الشَّاءُ، فَادْعُ اللَّهَ يَسْقِينَا، فَمَدَّ يَدَيْهِ وَدَعَا‏.‏ قَالَ أَنَسٌ وَإِنَّ السَّمَاءَ لَمِثْلُ الزُّجَاجَةِ فَهَاجَتْ رِيحٌ أَنْشَأَتْ سَحَابًا ثُمَّ اجْتَمَعَ، ثُمَّ أَرْسَلَتِ السَّمَاءُ عَزَالِيَهَا، فَخَرَجْنَا نَخُوضُ الْمَاءَ حَتَّى أَتَيْنَا مَنَازِلَنَا، فَلَمْ نَزَلْ نُمْطَرُ إِلَى الْجُمُعَةِ الأُخْرَى، فَقَامَ إِلَيْهِ ذَلِكَ الرَّجُلُ ـ أَوْ غَيْرُهُ ـ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، تَهَدَّمَتِ الْبُيُوتُ، فَادْعُ اللَّهَ يَحْبِسْهُ‏.‏ فَتَبَسَّمَ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ حَوَالَيْنَا وَلاَ عَلَيْنَا ‏"‏‏.‏ فَنَظَرْتُ إِلَى السَّحَابِ تَصَدَّعَ حَوْلَ الْمَدِينَةِ كَأَنَّهُ إِكْلِيلٌ‏.‏

Müsedded bize tahdis etti. [O dedi ki]: Hammad bize tahdis etti. [O], Abdulaziz'den; [o], Enes'ten [nakletti]. Ve Yunus'tan; [o], Sabit'ten; [o da] Enes radıyallahu anh'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında Medine halkına kıtlık isabet etmişti. O, bir cuma günü hutbe verirken bir adam ayağa kalktı ve: 'Ey Allah'ın Resulü! Atlar helak oldu, koyunlar helak oldu. Allah'a dua et de bize yağmur versin' dedi. [Nebi] ellerini uzattı ve dua etti. Enes dedi ki: Gökyüzü sanki cam gibi (pürüzsüz ve bulutsuz) idi. Derken bir rüzgar esti, bulut çıkardı, sonra [bulutlar] toplandı. Sonra gökyüzü (tulumun ağzı açılmış gibi) sağanak yağmurunu boşalttı. Evlerimize varıncaya kadar suyun içinde yürüyerek çıktık. Diğer cumaya kadar yağmur yağmaya devam etti. (O gün) o adam -veya bir başkası- ona (Nebi'ye) kalktı ve: 'Ey Allah'ın Resulü! Evler yıkıldı, Allah'a dua et de onu (yağmuru) durdursun' dedi. [Nebi] tebessüm etti ve sonra: 'Etrafımıza [yağsın], üzerimize değil' buyurdu. Buluta baktım, Medine'nin etrafında sanki bir taç gibi dağılıp açıldı.

3583. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ كَثِيرٍ أَبُو غَسَّانَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَفْصٍ ـ وَاسْمُهُ عُمَرُ بْنُ الْعَلاَءِ أَخُو أَبِي عَمْرِو بْنِ الْعَلاَءِ ـ قَالَ سَمِعْتُ نَافِعًا، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ إِلَى جِذْعٍ فَلَمَّا اتَّخَذَ الْمِنْبَرَ تَحَوَّلَ إِلَيْهِ، فَحَنَّ الْجِذْعُ فَأَتَاهُ فَمَسَحَ يَدَهُ عَلَيْهِ‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ الْحَمِيدِ أَخْبَرَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا مُعَاذُ بْنُ الْعَلاَءِ، عَنْ نَافِعٍ، بِهَذَا‏.‏ وَرَوَاهُ أَبُو عَاصِمٍ عَنِ ابْنِ أَبِي رَوَّادٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Muhammed b. el-Müsenna bize tahdis etti. [O dedi ki]: Yahya b. Kesir Ebu Gassan bize tahdis etti. [O dedi ki]: Ebu Hafs -ki ismi Ömer b. el-Ala'dır ve Ebu Amr b. el-Ala'nın kardeşidir- bize tahdis etti. [O] dedi ki: Nafi'yi, İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan [naklederken] işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (mesciddeki) bir hurma kütüğüne dayanarak hutbe verirdi. Minber edinince ona (minbere) yöneldi. Bunun üzerine kütük (özlemle) inledi. [Nebi] ona geldi ve elini üzerine sürdü (onu teskin etti). Abdülhamid dedi ki: Osman b. Ömer bize haber verdi. [O dedi ki]: Muaz b. el-Ala bize haber verdi. [O], Nafi'den; bu hadisin aynısını nakletti. Bunu Ebu Asım da İbn Ebi Ravvad'dan; [o], Nafi'den; [o], İbn Ömer'den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet etmiştir.

3584. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ أَيْمَنَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُومُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ إِلَى شَجَرَةٍ أَوْ نَخْلَةٍ، فَقَالَتِ امْرَأَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ ـ أَوْ رَجُلٌ ـ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ نَجْعَلُ لَكَ مِنْبَرًا قَالَ ‏"‏ إِنْ شِئْتُمْ ‏"‏‏.‏ فَجَعَلُوا لَهُ مِنْبَرًا، فَلَمَّا كَانَ يَوْمُ الْجُمُعَةِ دُفِعَ إِلَى الْمِنْبَرِ، فَصَاحَتِ النَّخْلَةُ صِيَاحَ الصَّبِيِّ، ثُمَّ نَزَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَضَمَّهُ إِلَيْهِ تَئِنُّ أَنِينَ الصَّبِيِّ، الَّذِي يُسَكَّنُ، قَالَ ‏"‏ كَانَتْ تَبْكِي عَلَى مَا كَانَتْ تَسْمَعُ مِنَ الذِّكْرِ عِنْدَهَا ‏"‏‏.‏

Ebu Nuaym bize tahdis etti. [O dedi ki]: Abdulvahid b. Eymen bize tahdis etti. [O] dedi ki: Babamı, Cabir b. Abdullah radıyallahu anhuma'dan [naklederken] işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem cuma günü (hutbe verirken) bir ağaca veya hurma kütüğüne dayanarak dururdu. Ensar'dan bir kadın -veya bir adam-: 'Ey Allah'ın Resulü! Senin için bir minber yapmayalım mı?' dedi. [Nebi]: 'Eğer isterseniz [yapın]' buyurdu. Onun için bir minber yaptılar. Cuma günü olunca [Nebi] minbere yöneldi (çıktı). Bunun üzerine hurma kütüğü, bir çocuğun ağlaması gibi çığlık attı. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem indi ve onu kucakladı. [Kütük], teskin edilmeye çalışılan bir çocuğun inlemesi gibi inliyordu. [Nebi] buyurdu ki: 'Onun yanında zikredilenleri (zikri) işittiği için ağlıyordu.'

3585. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بِلاَلٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي حَفْصُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ كَانَ الْمَسْجِدُ مَسْقُوفًا عَلَى جُذُوعٍ مِنْ نَخْلٍ فَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا خَطَبَ يَقُومُ إِلَى جِذْعٍ مِنْهَا، فَلَمَّا صُنِعَ لَهُ الْمِنْبَرُ، وَكَانَ عَلَيْهِ فَسَمِعْنَا لِذَلِكَ الْجِذْعِ صَوْتًا كَصَوْتِ الْعِشَارِ، حَتَّى جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَوَضَعَ يَدَهُ عَلَيْهَا فَسَكَنَتْ‏.‏

İsmail bize tahdis etti. [O] dedi ki: Kardeşim bana tahdis etti. [O], Süleyman b. Bilal'den; [o], Yahya b. Said'den [nakletti]. [O] dedi ki: Hafs b. Ubeydullah b. Enes b. Malik bana haber verdi ki; Cabir b. Abdullah radıyallahu anhuma'yı şöyle derken işitmiş: Mescid (Mescid-i Nebevi), hurma kütükleri üzerine tavanlanmıştı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hutbe verdiği zaman o kütüklerden birinin yanına gider (ona dayanırdı). Kendisi için minber yapılıp onun üzerine çıktığında, o kütükten on aylık gebe develerin (yavrusunu ararken çıkardığı) sesi gibi bir ses duyduk. Nihayet Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem geldi ve elini onun üzerine koydu, bunun üzerine [kütük] sakinleşti.

3586. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ،‏.‏ حَدَّثَنِي بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، يُحَدِّثُ عَنْ حُذَيْفَةَ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَيُّكُمْ يَحْفَظُ قَوْلَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْفِتْنَةِ فَقَالَ حُذَيْفَةُ أَنَا أَحْفَظُ كَمَا قَالَ‏.‏ قَالَ هَاتِ إِنَّكَ لَجَرِيءٌ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ فِتْنَةُ الرَّجُلِ فِي أَهْلِهِ وَمَالِهِ وَجَارِهِ تُكَفِّرُهَا الصَّلاَةُ وَالصَّدَقَةُ وَالأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْىُ عَنِ الْمُنْكَرِ ‏"‏‏.‏ قَالَ لَيْسَتْ هَذِهِ، وَلَكِنِ الَّتِي تَمُوجُ كَمَوْجِ الْبَحْرِ‏.‏ قَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ لاَ بَأْسَ عَلَيْكَ مِنْهَا، إِنَّ بَيْنَكَ وَبَيْنَهَا بَابًا مُغْلَقًا‏.‏ قَالَ يُفْتَحُ الْبَابُ أَوْ يُكْسَرُ قَالَ لاَ بَلْ يُكْسَرُ‏.‏ قَالَ ذَاكَ أَحْرَى أَنْ لاَ يُغْلَقَ‏.‏ قُلْنَا عَلِمَ الْبَابَ قَالَ نَعَمْ، كَمَا أَنَّ دُونَ غَدٍ اللَّيْلَةَ، إِنِّي حَدَّثْتُهُ حَدِيثًا لَيْسَ بِالأَغَالِيطِ‏.‏ فَهِبْنَا أَنْ نَسْأَلَهُ، وَأَمَرْنَا مَسْرُوقًا، فَسَأَلَهُ فَقَالَ مَنِ الْبَابُ قَالَ عُمَرُ‏.‏

Muhammed b. Beşşâr bize tahdis etti. [O dedi ki]: İbn Ebi Adi bize tahdis etti. [O], Şu'be'den [nakletti]. (H) Bişr b. Halid bana tahdis etti. [O dedi ki]: Muhammed bize tahdis etti. [O], Şu'be'den; [o], Süleyman'dan [nakletti]. [Süleyman] dedi ki: Ebu Vail'i, Huzeyfe'den [naklen] şöyle tahdis ederken işittim: Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh: 'Hanginiz Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in fitne hakkındaki sözünü ezberinde tutuyor?' dedi. Huzeyfe: 'Ben, onun dediği gibi ezberimde tutuyorum' dedi. [Ömer]: 'Getir (söyle bakayım)! Muhakkak ki sen [bu konuda] cesursun' dedi. [Huzeyfe]: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 'Kişinin ailesi, malı ve komşusu hakkındaki fitnesine (imtihanına); namaz, sadaka, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak kefaret olur.' [Ömer]: 'Ben bunu kastetmiyorum, bilakis denizin dalgalanması gibi dalgalanan (fitneyi) kastediyorum' dedi. [Huzeyfe]: 'Ey Müminlerin Emiri! Onun sana bir zararı olmaz. Muhakkak ki seninle onun arasında kapalı bir kapı vardır' dedi. [Ömer]: 'O kapı açılacak mı yoksa kırılacak mı?' diye sordu. [Huzeyfe]: 'Hayır, bilakis kırılacak' dedi. [Ömer]: 'Öyleyse (kırılırsa) bir daha kapanmamaya daha layıktır' dedi. Biz (Ebu Vail ve yanındakiler Huzeyfe'ye): 'O kapıyı biliyor muydu?' diye sorduk. [Huzeyfe]: 'Evet, yarından önce gecenin geleceğini bildiği gibi [biliyordu]. Ben ona içinde yanlışlık olmayan bir hadis tahdis ettim' dedi. Biz ona (Ömer'in kim olduğunu) sormaya çekindik de Mesruk'a emrettik (o sordu). [Mesruk] ona sordu, o da: 'O kapı Ömer'dir' dedi.

3587. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ، وَحَتَّى تُقَاتِلُوا التُّرْكَ، صِغَارَ الأَعْيُنِ، حُمْرَ الْوُجُوهِ، ذُلْفَ الأُنُوفِ كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطْرَقَةُ ‏"‏‏.‏ "«وَتَجِدُونَ مِنْ خَيْرِ النَّاسِ أَشَدَّهُمْ كَرَاهِيَةً لِهَذَا الأَمْرِ، حَتَّى يَقَعَ فِيهِ، وَالنَّاسُ مَعَادِنُ، خِيَارُهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِي الإِسْلاَمِ." "وَلَيَأْتِيَنَّ عَلَى أَحَدِكُمْ زَمَانٌ لأَنْ يَرَانِي أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَهُ مِثْلُ أَهْلِهِ وَمَالِهِ

Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şuayb bize haber verdi. [O dedi ki]: Ebu'z-Zinad bize tahdis etti. [O], A'rec'den; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Siz ayakkabıları kıldan olan bir kavimle savaşmadıkça ve küçük gözlü, kırmızı yüzlü, basık burunlu, yüzleri sanki (üzerine deri kaplanmış) kalkanlar (mıcânnu'l-mutraka) gibi olan Türklerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Ve insanların en hayırlısını, bu işe (yöneticiliğe) karşı -ta ki içine düşünceye kadar- en çok isteksizlik duyanı olarak bulursunuz. İnsanlar madenlerdir. Cahiliye'de hayırlı olanları, İslam'da da [hayırlı olanlarıdır]. Ve sizin birinize öyle bir zaman gelecek ki; beni görmesi, ailesi ve malı gibi bir misline (daha) sahip olmasından kendisine daha sevgili olacaktır.'

3590. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا خُوزًا وَكَرْمَانَ مِنَ الأَعَاجِمِ، حُمْرَ الْوُجُوهِ، فُطْسَ الأُنُوفِ، صِغَارَ الأَعْيُنِ، وُجُوهُهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطْرَقَةُ، نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ غَيْرُهُ عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ‏.‏

Yahya bana tahdis etti. [O dedi ki]: Abdurrazzak bize tahdis etti. [O], Ma'mer'den; [o], Hemmam'dan; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [nakletti] ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Siz acemlerden (Arap olmayanlardan) Huz ve Kirman [halkıyla]; kırmızı yüzlü, basık burunlu, küçük gözlü, yüzleri sanki (üzerine deri kaplanmış) kalkanlar (mıcânnu'l-mutraka) gibi ve ayakkabıları kıldan olan [bir kavimle] savaşmadıkça kıyamet kopmaz.' Başkaları da bunu Abdurrazzak'tan [naklederek] takip etti (onayladı).

3591. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ قَالَ إِسْمَاعِيلُ أَخْبَرَنِي قَيْسٌ، قَالَ أَتَيْنَا أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ صَحِبْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَ سِنِينَ لَمْ أَكُنْ فِي سِنِيَّ أَحْرَصَ عَلَى أَنْ أَعِيَ الْحَدِيثَ مِنِّي فِيهِنَّ سَمِعْتُهُ يَقُولُ وَقَالَ هَكَذَا بِيَدِهِ ‏ "‏ بَيْنَ يَدَىِ السَّاعَةِ تُقَاتِلُونَ قَوْمًا نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ، وَهُوَ هَذَا الْبَارِزُ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ سُفْيَانُ مَرَّةً وَهُمْ أَهْلُ الْبَازَرِ‏.‏

Ali b. Abdullah bize tahdis etti. [O dedi ki]: Sufyan bize tahdis etti. [O] dedi ki: İsmail dedi ki: Kays bana haber verdi. [O] dedi ki: Ebu Hureyre radıyallahu anh'a geldik. Dedi ki: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile üç sene beraber bulundum. Hayatımın hiçbir yılında hadis ezberlemeye (kavramaya) o yıllardaki kadar hırslı olmamıştım. Onu şöyle buyururken işittim -eliyle de şöyle (doğuyu) işaret ediyordu-: 'Kıyametten hemen önce, ayakkabıları kıldan olan bir kavimle savaşacaksınız. İşte onlar şu Bariz (halkı)dır.' Sufyan bir keresinde: 'Onlar Bazer ehlidir' dedi.

3592. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، سَمِعْتُ الْحَسَنَ، يَقُولُ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ تَغْلِبَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ بَيْنَ يَدَىِ السَّاعَةِ تُقَاتِلُونَ قَوْمًا يَنْتَعِلُونَ الشَّعَرَ، وَتُقَاتِلُونَ قَوْمًا كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطْرَقَةُ ‏"‏‏.‏

Süleyman b. Harb bize tahdis etti. [O dedi ki]: Cerir b. Hazim bize tahdis etti. [O] dedi ki: Hasan'ı şöyle derken işittim: Amr b. Tağlib bize tahdis edip dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: 'Kıyametten hemen önce, ayakkabıları kıldan olan bir kavimle savaşacaksınız ve yüzleri sanki (üzerine deri kaplanmış) kalkanlar (mıcânnu'l-mutraka) gibi olan bir kavimle savaşacaksınız.'

3593. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ تُقَاتِلُكُمُ الْيَهُودُ فَتُسَلَّطُونَ عَلَيْهِمْ ثُمَّ يَقُولُ الْحَجَرُ يَا مُسْلِمُ، هَذَا يَهُودِيٌّ وَرَائِي فَاقْتُلْهُ ‏"‏‏.‏

Hakem b. Nafi bize tahdis etti. [O dedi ki]: Şuayb bize haber verdi. [O], Zühri'den [nakletti]. [O] dedi ki: Salim b. Abdullah bana haber verdi ki; Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma şöyle dedi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: 'Yahudiler sizinle savaşacak, fakat siz onlara musallat edileceksiniz (onları yeneceksiniz). Öyle ki taş: 'Ey Müslüman! İşte şu arkamdaki bir Yahudidir, onu öldür!' diyecektir.'

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.