4101. Hadis
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ أَيْمَنَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَيْتُ جَابِرًا ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ إِنَّا يَوْمَ الْخَنْدَقِ نَحْفِرُ فَعَرَضَتْ كُدْيَةٌ شَدِيدَةٌ، فَجَاءُوا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا هَذِهِ كُدْيَةٌ عَرَضَتْ فِي الْخَنْدَقِ، فَقَالَ " أَنَا نَازِلٌ ". ثُمَّ قَامَ وَبَطْنُهُ مَعْصُوبٌ بِحَجَرٍ، وَلَبِثْنَا ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ لاَ نَذُوقُ ذَوَاقًا، فَأَخَذَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمِعْوَلَ فَضَرَبَ، فَعَادَ كَثِيبًا أَهْيَلَ أَوْ أَهْيَمَ، فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ائْذَنْ لِي إِلَى الْبَيْتِ. فَقُلْتُ لاِمْرَأَتِي رَأَيْتُ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم شَيْئًا، مَا كَانَ فِي ذَلِكَ صَبْرٌ، فَعِنْدَكِ شَىْءٌ قَالَتْ عِنْدِي شَعِيرٌ وَعَنَاقٌ. فَذَبَحْتُ الْعَنَاقَ وَطَحَنَتِ الشَّعِيرَ، حَتَّى جَعَلْنَا اللَّحْمَ فِي الْبُرْمَةِ، ثُمَّ جِئْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَالْعَجِينُ قَدِ انْكَسَرَ، وَالْبُرْمَةُ بَيْنَ الأَثَافِيِّ قَدْ كَادَتْ أَنْ تَنْضَجَ فَقُلْتُ طُعَيِّمٌ لِي، فَقُمْ أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَرَجُلٌ أَوْ رَجُلاَنِ. قَالَ " كَمْ هُوَ ". فَذَكَرْتُ لَهُ، قَالَ " كَثِيرٌ طَيِّبٌ ". قَالَ " قُلْ لَهَا لاَ تَنْزِعُ الْبُرْمَةَ وَلاَ الْخُبْزَ مِنَ التَّنُّورِ حَتَّى آتِيَ ". فَقَالَ " قُومُوا ". فَقَامَ الْمُهَاجِرُونَ وَالأَنْصَارُ، فَلَمَّا دَخَلَ عَلَى امْرَأَتِهِ قَالَ وَيْحَكِ جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِالْمُهَاجِرِينَ وَالأَنْصَارِ وَمَنْ مَعَهُمْ. قَالَتْ هَلْ سَأَلَكَ قُلْتُ نَعَمْ. فَقَالَ " ادْخُلُوا وَلاَ تَضَاغَطُوا ". فَجَعَلَ يَكْسِرُ الْخُبْزَ وَيَجْعَلُ عَلَيْهِ اللَّحْمَ، وَيُخَمِّرُ الْبُرْمَةَ وَالتَّنُّورَ إِذَا أَخَذَ مِنْهُ، وَيُقَرِّبُ إِلَى أَصْحَابِهِ ثُمَّ يَنْزِعُ، فَلَمْ يَزَلْ يَكْسِرُ الْخُبْزَ وَيَغْرِفُ حَتَّى شَبِعُوا وَبَقِيَ بَقِيَّةٌ قَالَ " كُلِي هَذَا وَأَهْدِي، فَإِنَّ النَّاسَ أَصَابَتْهُمْ مَجَاعَةٌ ".
Hallâd b. Yahyâ bize söyledi, [dedi ki]: Abdülvâhid b. Eymen babasından nakletti. [Eymen] dedi ki: Câbir radıyallahu anh'ın yanına vardım, o şöyle anlattı: 'Hendek günü [toprağı] kazıyorduk; karşımıza [kazma işlemeyen] çok sert bir kaya damarı çıktı. Sahabeler Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: "Hendek'te önümüze sert bir kaya damarı çıktı [kazamıyoruz]" dediler. Efendimiz: "Aşağıya ben ineceğim" buyurdu. Sonra ayağa kalktı; [açlıktan] karnı bir taşla bağlanmış haldeydi. Biz üç gündür yiyecek bir şey tatmamıştık. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem balyozu aldı ve [kayaya] vurdu; o sert kaya derhal kum yığınına döndü. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Eve gitmem için bana izin verir misin?" dedim. [Eve varınca] hanımıma: "Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'de [açlıktan] öyle bir hal gördüm ki, dayanılacak gibi değil. Yanında yiyecek bir şey var mı?" diye sordum. Hanımım: "Biraz arpa ve bir de oğlağım var" dedi. Hemen oğlağı kestim, hanımım da arpayı öğüttü; eti tencereye koyduk. Hamur mayalanıp tencere de ocak başındaki taşların üzerinde neredeyse pişmek üzereyken Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim ve gizlice: "Ey Allah'ın Resulü! Birazcık yemeğim var; sen ve yanında bir iki kişiyle beraber buyur gel" dedim. Efendimiz: "Yemek ne kadar?" diye sordu. Olanı söyleyince: "Ooo, hem çok hem de bereketli!" buyurdu ve ekledi: "Hanımına söyle, ben gelene kadar tencereyi ateşten indirmesin, ekmeği de fırından [tandır] çıkarmasın!" Sonra oradakilere: "Haydi kalkın!" dedi. Muhacirler ve Ensar hep birlikte kalktılar. [Eve heyecanla koştum ve] hanımıma: "Vah başına gelene! Bak Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Muhacirler, Ensar ve yanındakilerle birlikte geliyor!" dedim. Hanımım: "Sana ne kadar yemeğimiz olduğunu sordu mu?" dedi; "Evet" dedim. Efendimiz içeri girince: "Girin, sakın birbirinizi sıkıştırmayın!" buyurdu. Efendimiz ekmeği koparıp üzerine et koyuyor, tencereden ve tandırdan her aldığında tencerenin kapağını ve tandırın ağzını kapatıyor [bereketin kaçmaması için örtüyor] ve ashabına ikram ediyordu. Sonra tekrar dönüp alıyordu. Herkes doyana kadar ekmek koparmaya ve et dağıtmaya devam etti; sonunda yemekten bir miktar da arttı. Efendimiz [hanımıma]: "Bundan ye ve başkalarına da hediye et; çünkü insanlar gerçekten büyük bir açlık çekiyorlar!" buyurdu.'